Sofradaki yangın dinmiyor

Mustafa Deniz 06 May 2026

Mustafa Deniz
Tüm Yazıları
Türkiye'de enflasyon denildiğinde artık herkesin ilk baktığı yer mutfak oluyor. Çünkü vatandaş için gerçek enflasyon, pazarda, manavda, kasapta ve market rafında hissediliyor.

Resmî veriler ne söylerse söylesin, insanların günlük hayatındaki ekonomik gerçekliği belirleyen en önemli başlık gıda fiyatları haline geldi.

2026 Nisan verileri de bunu açık biçimde ortaya koyuyor. Gıda maliyetleri son bir yılda yüzde 34,55 arttı. Bu oran teknik olarak geçmiş yıllardaki zirvelerin altında görünse de vatandaşın cebindeki etkisi hâlâ oldukça ağır. Çünkü mesele yalnızca fiyatların artması değil; gelirlerin aynı hızda artmaması.

Ortalama yüzde 20’nin üzerinde

Türkiye’nin son 20 yılına baktığımızda gıda enflasyonunun ortalama yüzde 20’nin üzerinde seyrettiğini görüyoruz. Bu bile başlı başına önemli bir sorun. Ancak son yıllarda yaşanan dalgalanmalar artık geçici fiyat hareketlerinin ötesine geçmiş durumda. Kasım 2022’de yüzde 102’yi aşan gıda enflasyonu, aslında Türkiye ekonomisinin ne kadar kırılgan hale geldiğinin en sert göstergelerinden biriydi.

Bugün rakamlar o seviyelerden geri gelmiş olabilir. Ancak vatandaş için hissedilen tablo çok farklı. Çünkü fiyatlar düşmedi, sadece artış hızı yavaşladı. Domatesin, peynirin, etin, sütün fiyatı hâlâ yüksek. Üstelik maaş artışları daha cebe girmeden eriyor.

Sorunun temelinde yalnızca para politikası yok. Türkiye uzun süredir tarımda yapısal problemlerle mücadele ediyor. Gübre pahalı, mazot pahalı, yem pahalı. Üretici maliyet baskısı altında eziliyor. Küçük çiftçi üretimden çekildikçe arz sorunu daha da büyüyor. Buna iklim değişikliğinin etkileri, kur baskısı ve lojistik maliyetleri de eklenince ortaya sürekli yukarı yönlü hareket eden bir fiyat yapısı çıkıyor.

Tüketim alışkanlıkları değişti

Bir başka dikkat çekici nokta ise tüketim alışkanlıklarının değişmesi. İnsanlar artık kaliteyi değil fiyatı önceliyor. Marketlerde gramaj küçülüyor, sofralarda porsiyonlar azalıyor. Eskiden temel ihtiyaç kabul edilen bazı ürünler artık “lüks tüketim” gibi görülmeye başlandı. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kırılmanın da işareti.

Trading Economics’in projeksiyonları gıda enflasyonunun önümüzdeki yıllarda gerileyeceğini söylüyor. 2027’de yüzde 27, 2028’de yüzde 20 seviyeleri telaffuz ediliyor. Ancak Türkiye’de vatandaş artık tahminlerden çok yaşadığı gerçekliğe bakıyor. Çünkü geçmiş yıllarda da benzer iyimser beklentiler dile getirildi ama mutfaktaki yangın tam anlamıyla söndürülemedi.

Kalıcı çözüm için yalnızca faiz politikası yeterli olmayacak. Türkiye’nin yeniden üretimi merkeze alan bir tarım stratejisine ihtiyacı var. Planlı üretim, çiftçinin desteklenmesi, girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve aracılık zincirinin yeniden düzenlenmesi artık ertelenemez bir zorunluluk.

Sofradaki yangın sönmeli

Çünkü gıda enflasyonu sadece ekonomi meselesi değildir. Bu aynı zamanda toplumun yaşam kalitesi, sağlığı ve geleceğiyle doğrudan ilgili bir konudur. Sofradaki yangın sönmeden ekonomide gerçek bir rahatlamadan söz etmek kolay görünmüyor.