Hürmüz'deki gerilim sofraya zam olarak dönüyor
Dünyada bazı krizler vardır; ilk bakışta bize uzak görünür ama etkisi mutfakta hissedilir. Hürmüz Boğazı'nda yükselen tansiyon tam da böyle bir kriz. Petrol tankerlerinin geçtiği dar bir su yolu gibi görünen bu hat, aslında küresel ekonominin atardamarlarından biri.
Bugün o damarda yaşanan her sıkışma, yarın market raflarında fiyat etiketi olarak karşımıza çıkıyor.
Çünkü mesele artık yalnızca petrol değil.
Enerji maliyetleri arttığında sadece akaryakıt zamlanmıyor; taşımacılık pahalanıyor, üretim maliyetleri yükseliyor, tarım girdileri ağırlaşıyor. Sonunda zincirin en kırılgan halkası olan tüketici daha pahalı gıdayla karşı karşıya kalıyor. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkelerde bu etki çok daha sert hissediliyor.
Son günlerde petrol fiyatlarında yaşanan yükselişin arkasında Hürmüz kaynaklı jeopolitik riskler var. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si bu boğazdan geçiyor. Dolayısıyla bölgede yaşanan her gerilim, uluslararası piyasalarda önce enerji fiyatlarını ardından navlun ve sigorta maliyetlerini yukarı çekiyor.
Yeni zamlar konuşuluyor
İşte asıl sorun da burada başlıyor.
Türkiye’de zaten yüksek seyreden gıda enflasyonu, şimdi yeni bir maliyet dalgasıyla karşı karşıya. Un, bakliyat, ayçiçek yağı ve sebze-meyve grubunda yaz aylarından itibaren yeni fiyat artışları konuşuluyor. Çünkü tarım artık yalnızca tarlada yapılan bir faaliyet değil; enerjiye, lojistiğe ve dış ticarete bağımlı büyük bir maliyet sistemi haline geldi.
Üstelik Hürmüz hattı sadece petrol açısından kritik değil. Bölge aynı zamanda küresel gübre ticaretinin merkezlerinden biri. Üre ve amonyak gibi temel gübre hammaddelerinde yaşanabilecek arz sıkıntısı, doğrudan üretim maliyetlerini artırıyor. Gübre fiyatlarında beklenen yükseliş, çiftçinin yeni ekim dönemine daha ağır maliyetlerle girmesi anlamına geliyor.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Bugünün enerji krizi, yarının gıda krizi olabilir.
Zaten tarım sektöründe elektrik, sulama, sera üretimi, depolama ve nakliye giderleri son yıllarda ciddi şekilde yükseldi. Şimdi bunlara bir de küresel jeopolitik risklerin eklenmesi, fiyat baskısını daha da artırıyor. Özellikle işlenmiş gıda ürünlerinde maliyet kaynaklı yeni zamların sürpriz olmayacağı görülüyor.
Faturayı tüketici ödüyor
Ekonomistlerin dikkat çektiği “petrol-lojistik-gıda” zinciri tam olarak böyle işliyor. Önce petrol yükseliyor, ardından taşımacılık maliyetleri artıyor, sonra sanayi ve tarım etkileniyor. En sonunda faturayı tüketici ödüyor.
Türkiye açısından tabloyu ağırlaştıran başka bir başlık daha var: cari açık ve döviz kuru baskısı.
Enerji ithalatı faturası büyüdükçe dövize olan ihtiyaç artıyor. Bu durum kur üzerinde baskı oluştururken, kur geçişkenliği nedeniyle enflasyon yeniden yukarı yönlü hareket edebiliyor. Yani Hürmüz’de yaşanan bir kriz yalnızca akaryakıt pompasını değil, enflasyon beklentilerini de etkiliyor.
Ekonomist Mahfi Eğilmez’in dikkat çektiği risk de tam olarak bu. Uzun sürecek bir Hürmüz gerilimi, Türkiye’de hem kur hem enflasyon cephesinde yeni bir baskı dalgası yaratabilir.
Dünyanın artık birbirine ne kadar bağlı olduğunu bir kez daha görüyoruz. Ortadoğu’daki bir gerilim, İstanbul’daki pazarı etkiliyor. Körfez’de yükselen tanker sigortası, Türkiye’deki sofranın maliyetine dönüşüyor.
Ve galiba artık en büyük mesele şu:
Küresel krizler artık sınırda değil, doğrudan mutfakta yaşanıyor.