Bir zamanlar "sokak tehlikeli" denirdi. Aileler çocuklarını eve çağırır, "gözümün önünde olsun" diye düşünürdü. Bugün ise tablo tersine döndü. Çocuklar evde, hatta odalarında… ama güvende değiller. Çünkü artık tehlike kapının dışında değil, ekranın içinde.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde Mehmet Şimşek'in yaptığı konuşma, Türkiye ekonomisinin en kronik meselelerinden birini yeniden gündeme taşıdı: Sistem dışı tasarruflar. "Yastık altında" olduğu tahmin edilen 640 milyar dolarlık döviz ve altın birikimi, sadece bir rakam değil; aynı zamanda ekonomik güven, finansal derinlik ve büyüme kapasitesi açısından kritik bir gösterge.
İhracatın sessiz ama stratejik alanlarından biri olan hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörü, Türkiye ekonomisinin dayanıklılık testlerinden her seferinde güçlü çıkan bir yapıyı temsil ediyor.
Türkiye ihracat dünyasında taşlar yeniden yerine oturuyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nde (İHKİB) gerçekleşen son seçimler, yalnızca bir sektörün yönetim değişimini değil, aynı zamanda Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlığına giden yolda güç dengelerinin nasıl şekillendiğini de net biçimde ortaya koydu.
Mart ayı enflasyon verileri bir kez daha aynı soruyu önümüze koydu: Türkiye'de gerçekten kaç farklı enflasyon yaşıyoruz?
Ortadoğu bir kez daha sadece jeopolitik değil, ekonomik fay hatlarını da harekete geçirdi.
Türkiye ekonomisinin kronikleşen sorunlarından biri, üretmek ile değer yaratmak arasındaki farkı hâlâ tam anlamıyla kapatamamış olması.
Küresel sistem yeni bir kırılma döneminden geçiyor. Jeopolitik gerilimler artık yalnızca askeri ve siyasi alanlarla sınırlı değil; enerji hatları, arz güvenliği ve fiyatlama mekanizmaları üzerinden yürüyen çok katmanlı bir mücadeleye dönüşmüş durumda.