
İran'da 93 milyondan fazla insan, her an yeniden alevlenebilecek bir savaşın gölgesinde yaşıyor. ABD ile İran arasında Pakistan'da yürütülen barış görüşmelerinin şimdilik başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD, Hürmüz Boğazı'nı ablukaya aldı.
Bu adımla İran'ın petrol ihracatından elde ettiği gelirin kesilmesi ve Tahran'ın deniz yolundan geçiş için ücret talep etmesinin önlenmesi amaçlanıyor.
Abluka aynı zamanda İran limanlarına mal girişinin durması anlamına geliyor ve bu da ekonomiyi derinden etkiliyor.
Savaş en çok sıradan insanları etkiliyor
DW'ye konuşan İranlı sendikacı İsmail Abdi, "İster askerî düzeyde olsun ister abluka ve bölgesel gerilimler şeklinde devam etsin, savaşın sürmesinden en çok sıradan insanlar, özellikle de işçiler, öğretmenler ve diğer ücretliler olumsuz etkileniyor" diyor.
Öğretmen ve insan hakları aktivisti olan Abdi, öğretmen hakları için yürüttüğü faaliyetler nedeniyle 11 yıl önce İranlı yetkililerin hedefi oldu ve "siyasi sisteme karşı propaganda" suçlamasıyla bir süre cezaevinde kaldı.
Uluslararası baskılar ve özellikle de dünya genelindeki sendikaların tepkisi sonucunda Abdi serbest bırakıldı. Abdi Mart 2025'ten bu yana Almanya'da sürgünde yaşıyor ve eğitim hakları ile ifade özgürlüğü için çalışmalarını sürdürüyor.
"Son haftalarda İran'da savaş koşulları altında işçilerin yaşadığı sıkıntılara dair sarsıcı haberler aldık" diyen İranlı aktivist, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Fabrikalar ve atölyeler kapandığında veya küçültüldüğünde, sözleşmeli işçiler, gündelikçiler ve kayıt dışı çalışanlar ilk etkilenenler oluyor. Bu süreç çalışanların pazarlık gücünü zayıflatıyor ve ücretleri adeta çöküşe doğru sürüklüyor."
Savaş, uzun süredir kötü yönetim, yolsuzluk ve yaptırımlardan etkilenen İran ekonomisi için yıkıcı sonuçlar doğuruyor.
Tahran yönetimi, savaşın yol açtığı zararı şimdiden yaklaşık 230 milyar euro olarak hesaplıyor. İran hükümet sözcüsü Fatma Muhacirani, 14 Nisan'da Rus devlet ajansı RIA Nowosti'ye verdiği röportajda, bunun geçici bir tahmin olduğunu belirtti.
Ekonominin motoru konumundaki büyük sanayi tesislerinde oluşan gerçek hasarın boyutu henüz tam olarak bilinmiyor.
On binlerce gündelik işçi evine gönderildi
İsfahan'daki Mübarek Çelik İşletmesi, ülkenin en büyük çelik üreticisi konumunda. Fabrika, ABD ve İsrail bombardımanı nedeniyle üretimi tamamen durdurmak zorunda kaldı.
Çelik; füze, insansız hava aracı ve gemi gibi askerî ürünlerin üretiminde temel bir hammadde. Ancak aynı zamanda otomotiv sanayisi, beyaz eşya üretimi, ambalaj ve konserve sektörü gibi sivil alanlarda da hayati önem taşıyor. İnşaat sektöründe, örneğin çatı kaplamasında da çelik vazgeçilmez bir malzeme.
Çelik sektörü, İran ekonomisinin itici güçlerinden biri olarak görülüyor. Dünya Çelik Birliği'ne göre İran, 2025 yılında Çin, ABD ve Almanya gibi ülkelerle birlikte dünyanın en büyük on çelik üreticisinden biri oldu ve yılda yaklaşık 31,8 milyon ton çelik ihraç etti.
Mart 2025 ile Ocak 2026 arasında İran bu ürünün dış satımından 860 milyon dolar gelir elde edildi.
Mübarek Çelik İşletmesi'nde üretimin durmasıyla birlikte binlerce işçi evine gönderildi. Bu durumun ne kadar süreceği belirsiz. Çelik sektöründe en az 10 bin kişi, gündelik işçi olarak çalışıyor.
Üretimin kesintiye uğraması, zincirleme bir etki yaparak bu tesislere bağımlı onlarca şirketin de faaliyetlerini aksattı ya da durdurdu.
Enerji stratejisti ve George Mason Üniversitesi kıdemli araştırmacısı Umud Shokri'ye göre, petrokimya tesislerinin bombalanmasının da işgücü piyasası üzerinde çok daha vahim etkileri olacak.
Asaluyeh, Mahşehr ve Şiraz'daki önemli petrokimya merkezlerine yönelik saldırılar, büyük hasara yol açtı ve birçok tesisi devre dışı bıraktı.
30 binden fazla kişinin çalıştığı Mahşehr gibi sanayi merkezlerinde birçok kişi iş kaybı ve ücret kesintileriyle karşı karşıya kaldı. Shokri, DW'ye yaptığı değerlendirmede "Zarar sadece tesislerle sınırlı değil, tedarik zincirlerini, devlet gelirlerini ve halkın geçim kaynaklarını da olumsuz etkiliyor" diyor.
"En iyi koşullar altında bile Mahşehr gibi önemli bir merkezin yeniden faaliyete geçmesi yaklaşık iki yıl sürebilir" diyen Shokri, bunun için yabancı teknolojiye, sermayeye, yedek parçalara ve teknik bilgiye erişimin gerekli olduğunu, ancak mevcut yaptırımlar altında bunun zor olduğunu belirtiyor.
Artan yoksulluk
Sanayide yaşanan iş kayıpları diğer sektörlerdeki istihdamı da olumsuz etkiliyor. Örneğin İran İşçi Haber Ajansı ILNA, 14 Nisan'da tüm kadrolu gazetecileri işten çıkardı ve çalışma modelini "serbest çalışan" sistemine dönüştürdü.
Birçok başka şirketin de kitlesel işten çıkarmalara başladığı bildiriliyor. Bunlardan biri de "İran'ın Uber’i" olarak bilinen Snapp gibi platformların yer aldığı dijital hizmet sektörü.
Yetkililerin, savaşın başından bu yana olası protestoları önlemek amacıyla uyguladığı internet kısıtlamalarına rağmen bu hizmetler çalışmaya devam ediyordu. Ancak savaş nedeniyle insanların hareketliliği azaldı ve birçok kişi harcama yapacak maddi imkândan yoksun kaldı.
Sendikacı İsmail Abdi, "Sadece internet kısıtlamaları nedeniyle binlerce serbest çalışan, yazılımcı ve içerik üreticisi iş yapma imkânını kaybetti" diyor ve ekliyor:
"Kısa vadede bu durum, reel gelirlerin düşmesine ve çalışanlar arasında artan yoksulluğa yol açıyor. Uzun vadede ise daha fazla sömürülen, daha az nitelikli ve daha bağımlı bir toplum ortaya çıkma riski var."
Abdi, savaşın özellikle dezavantajlı kesimler için yoksulluğu ve güvensizliği daha da artıracağı uyarısında bulunuyor: "Bu savaş, insanî ve toplumsal maliyetleri geri döndürülemez hâle gelmeden sona erdirilmeli."
Aktivist Abdi, bu karamsar manzaraya rağmen yine de İran'da siyasi değişim hayalinden vazgeçmediğini vurguluyor.
Ancak İran halkı, neredeyse hiç kimsenin gündeminde yer almıyor. Gerek iktidarda kalmak isteyen İran İslam Cumhuriyeti yönetimi, gerekse İranlı protestocular geçmişte destek sözü veren ABD Başkanı Donald Trump, şu ana kadar İranlıları öncelikli olarak görmüyor.
ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA'ya göre, savaşın başladığı 28 Şubat'tan kırılgan ateşkesin sağlandığı 8 Nisan'a kadar İran'da 3 bin 636 kişi hayatını kaybetti. Bunlarını bin 701'i sivil ve en az 254'ü çocuktu.