Dünya Kaynak: DW 02.11.2026 06:03 Güncelleme: 02.11.2026 09:35

Almanya'nın zorlu görevi: Nükleer atıklar nerde depolanacak?

Finlandiya, nükleer atıklar için kalıcı depolama tesisine sahip ilk ülke oldu. Almanya hâlâ uygun bir yer arıyor. Bazı ülkeler ise bu arayışa henüz başlamadı bile. Uzmanlar milyarlarca euroluk maliyet öngörüyor.
Almanya'nın zorlu görevi: Nükleer atıklar nerde depolanacak?

Nükleer santrallerden çıkan yüksek radyoaktif atıkların bertaraf edilmesi, toplumsal ve siyasi açıdan yoğun tartışmalara yol açan bir konu. Nükleer enerjiyi savunanlar bile bu atıkların evlerinin yakınındaki bir yerde depolanmasına şiddetle karşı çıkıyor. Bu nedenle dünya genelinde nükleer santral işleten ya da geçmişte işletmiş olan 31 ülkenin neredeyse tamamında atıkların nasıl bertaraf edileceği hâlâ büyük ölçüde belirsiz. Üstelik Rusya'da ilk büyük nükleer santralin 1954 yılında elektrik üretimine başlamasının üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen.

Ancak Finlandiya'da yüksek radyoaktif nükleer atıklar için dünyanın ilk kalıcı depolama tesisine artık nihai onay verildi. Tesis, ülkenin batısındaki bir adada, Finlandiya'nın iki nükleer santralinden birinin bulunduğu bölgede, yerin 400 metre altında olacak. Finlandiya'nın bu aşamaya gelmesi 40 yıl sürdü.

Almanya yaklaşık on yıldır yer arıyor

Almanya dahil diğer bütün ülkelerde ise durum günlük hayattan bir örnekle açıklanacak olsa şöyle olur: Çöpler evin önüne çıkarılmış, alınmayı bekliyor ama çöp kamyonu bir türlü gelmiyor. Çünkü çöplerin götürülebileceği bir depolama alanı yok.

Bu hiç hoş bir manzara değil. Ancak işin gerçeği; kimse böyle bir depolama alanının yakınında yaşamak istemiyor.

Almanya'da da durum farklı değil. Yine de bu amaçla kurulan Federal Radyoaktif Atık Depolama Kurumu (Bundesgesellschaft für Endlagerung - BGE), yaklaşık on yıldır ülkede uygun bir yer arıyor. Finlandiya'daki gibi yerin oldukça derinlerinde bir alan bulunması hedefleniyor. Çünkü uzmanların büyük çoğunluğu artık şu konuda hemfikir: Nükleer atık tehlikesi asla hafiife alınmamalı. Başta nükleer santrallerde kullanılmış yakıt çubukları olmak üzere binlerce yıl boyunca radyoaktif ışınım yaymaya devam edecek atıklar yerin altına gömülmeli.

Ülke topraklarının yalnızca yüzde 5'i uygun

Almanya, 2074 yılına kadar kalıcı depolama tesisi için uygun bir yer bulmayı umuyor. Ancak bu tarihe daha çok uzun zaman var. Bu nedenle Çevre Bakanı Carsten Schneider, sürecin hızlandırılıp hızlandırılamayacağının incelenmesini istiyor. En azından ortada bir plan var. Nitekim Sosyal Demokrat Partili (SPD) Bakan Schneider'in Sözcüsü Stephan Gabriel Haufe, bu hafta Federal Basın Konferansı'nda şu açıklamayı yaptı:

"Rusya, ABD, İngiltere ve Japonya'nın hiçbirinde süreç bizim kadar ilerlemiş değil. Finlandiya kuşkusuz dünya genelinde en hızlı ilerleyen ülke. Ancak Almanya da öncü ülkeler arasında yer alıyor."

BGE de bu hafta yaptığı açıklamada, Almanya topraklarının yalnızca yüzde 5'inin kalıcı depolama tesisi için uygun olduğunu duyurdu. Bu alanlar, ülkenin 16 eyaletinden 11'ine yayılıyor (bkz. grafik). Kurum, jeologlar, nükleer enerji uzmanları, fizikçiler, vatandaşlar ve siyasetçilerle görüşmeler yürütüyor. Kesin olan bir şey var: Nükleer tesislerin onlarca yıllık faaliyetlerinden kalan atıklar Almanya'da depolanacak, başka ülkelere ihraç edilmeyecek.

Almanya nükleer enerjiden çıktı, atıklar kaldı

Radyoaktif atıklar şu anda nükleer tesislerin bulunduğu yerlerde depolanıyor. Bunlar arasında söküm çalışmaları devam eden 19 eski nükleer santral ile bazı araştırma tesisleri de bulunuyor. Almanya, 2011 yılında Japonya'daki Fukuşima nükleer felaketinin ardından ticari amaçlı nükleer enerji kullanımından çıkma kararı aldı. Son nükleer santraller de 2023 yılında kapatıldı. Ancak atıklar bulundukları yerlerde kaldı.

Gazeteci Dagmar Dehmer, BGE'nin İletişim Dairesi Başkanı. DW'nin kalıcı depolama tesisi arayışının neden bu kadar uzun sürdüğü yönündeki sorusunu şöyle yanıtlıyor:

"Çünkü çok uzun bir süre boyunca güvenliğin sağlanabileceğinin kanıtlanması gerekiyor. Finlandiya'da bu süre 100 bin yıl, Almanya, İsviçre ve Fransa'da ise bir milyon yıl. Ancak geleceğe yönelik öngörülerin kapsadığı süreden bağımsız olarak bu çalışmalar her durumda son derece zahmetli. Jeolojik gelişmeler, jeoloji ile teknoloji arasındaki karşılıklı etkileşimler ve radyoaktif nüklitlerin zaman içinde bozunması birlikte değerlendirilmeli ve bunların güvenlik üzerindeki etkileri incelenmeli."

Yaklaşık 400 metre derinlikte, kalın bir kaya tabakasının içinde

Uzmanlar bu nedenle olası depolama alanlarını jeolojik güvenlik açısından inceliyor. Yerin 400 metre derinliğindeki kayaçlar dayanıklılığını koruyabilecek mi? Yer altı suları radyoaktif maddelerle kirlenebilir mi? Amaç, depolama tesisinin yaklaşık 100 metre kalınlığında bir kaya tabakasıyla çevrelendiği bir yer bulmak. Bunun için kil, granit veya kaya tuzu oluşumları değerlendiriliyor.

Bu koşullar aşama aşama daha da sıkılaştırılıyor ve uygun olabilecek alanların sayısı giderek azalıyor. Büyük kentlere yakınlık gibi diğer unsurlar ise ancak çok daha sonraki aşamalarda dikkate alınacak. Çünkü bir gerçek değişmiyor: Radyoaktif atıkların depolanacağı bir tesis, ister kentte ister kırsalda olsun, hiçbir yerde memnuniyetle karşılanmayacak.

"Finlandiya'da devlete duyulan güven yüksek"

Dagmar Dehmer'in görevlerinden biri de bu konuda güven oluşturmak. Dehmer, insanların nükleer enerjiye nasıl baktıklarından bağımsız olarak, bu dönemin geride bıraktığı atıklarla ilgilenmenin neden zorunlu olduğunu tekrar tekrar anlatmak zorunda. Ona göre Finlandiya bunu başardı:

"Finlandiya'da devletin çalışmalarına duyulan güven çok yüksek. Ülkedeki denetim ve ruhsatlandırma kurumu STUK, en saygın kurumlardan biri. Almanya, Finlandiya'dan şunu öğrenebilir: Süreci kararlılıkla sürdürmek, sürekli yön değiştirmemek ve nesiller boyunca sabır göstermek iyi bir sonuca ulaşmayı sağlayabilir."

Kalıcı depolama meselesinin bir başka boyutu da son derece yüksek maliyetler. Uygun bir yer arayışı ve atıkların eski nükleer tesislerde muhafaza edilmesi şimdiden yılda yaklaşık 1,4 milyar euroya mal oluyor. Uzmanlar, kalıcı depolama tesisinin tamamlanması durumunda maliyetinin yaklaşık 14 milyar euroyu bulacağını hesaplıyor. Böylece 28 bin metreküp zehirli atığın, umulduğu gibi sonsuza kadar yerin altında kalması hedefleniyor.