<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
<title><![CDATA[Birleşik Basın]]></title>
<link><![CDATA[https://birlesikbasin.com]]></link>
<description><![CDATA[Son 100 Haber Rss - Tarih ve arkeoloji]]></description>
<language>tr-tr</language>
<generator>Birleşik Basın</generator>
<lastBuildDate><![CDATA[Sat, 11 Apr 2026 13:37:49 +0300]]></lastBuildDate>
<item>
<title><![CDATA[1500 yıllık iskeletler, Kore'de kurban edilen aileleri ortaya çıkardı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/1500-yillik-iskeletler-korede-kurban-edilen-aileleri-ortaya-cikardi-5695/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/1500-yillik-iskeletler-korede-kurban-edilen-aileleri-ortaya-cikardi-5695/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_06B2CA-D7590A-669BD4-C33807-16E6E2-86425D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kore Yarımadası&#39;nın güneydoğusundaki Gyeongsan&#39;da ortaya çıkarılan düzinelerce iskeletle ilgili yeni bir analize göre, yaklaşık 1500 yıl önce Kore&#39;de kraliyeti onurlandırmak amacıyla yapılan ritüellerde aileler bütün fertleriyle kurban edilmişt.Bulgular, Antik Kore krallıklarında&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_06B2CA-D7590A-669BD4-C33807-16E6E2-86425D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kore Yarımadası&#39;nın güneydoğusundaki Gyeongsan&#39;da ortaya çıkarılan düzinelerce iskeletle ilgili yeni bir analize göre, yaklaşık 1500 yıl önce Kore&#39;de kraliyeti onurlandırmak amacıyla yapılan ritüellerde aileler bütün fertleriyle kurban edilmişt.Bulgular, Antik Kore krallıklarında kölelik, toplumsal hareketlilik ve kurumsallaşmış şiddet hakkında yeni soruları gündeme getiriyor.Ayrıca dönemin sosyal yapısı ve gelenekleri hakkında ilk geniş kapsamlı bilimsel kanıtları sunarak Silla Krallığı (MÖ 57 - MS 935) zamanında yakın akrabalar arası evliliklerin yaygın olduğunu ispatlıyor.Arkeologlar, bölgede 4. ila 6. yüzyıllarda inşa edilmiş bir mezarlık kompleksini ilk kez 1982&#39;de ortaya çıkarmıştı.1600&#39;den fazla mezar ve 260 kişinin kalıntılarının çıkarıldığı kompleksin, yerel yönetici ailelerin mezarlarını içerdiği düşünülüyordu.Ancak bu bölgede gömülen insanların birbirleriyle ilişkisi ve dönemin sosyal hiyerarşisi belirsizliğini koruyordu.Bilim insanları son araştırmada, Gyeongsan&#39;daki Imdang-Joyeong mezarlık kompleksinde keşfedilen 44 mezardan çıkarılan 78 insan kalıntısına ait genom verilerini analiz etti.Mezarların en az 20&#39;sinde, bireylerin kurban edilip ölülerin yanına gömüldüğü &#34;sunjang&#34; uygulamasına ilişkin kanıtlar görüldü.Bilim insanları en az üç vakada, ebeveyn-çocuk çiftleri de dahil yakın akrabaların aynı mezara birlikte gömüldüğünü tespit etti.Araştırmacılar mezarlardan birinde hem ebeveynlerin hem de çocuklarının bulunduğunu saptadı.Bilim insanları hakemli dergi Science Advances&#39;ta yayımlanan çalışmada &#34;Genetik bulgularımız, bir ailenin tamamının sunjang uygulamasına maruz kaldığını ilk kez doğruluyor&#34; diye yazıyor.Cambridge&#39;deki Erken Kore Çalışmaları Merkezi Direktörü Jack Davey, Live Science&#39;a yaptığı açıklamada şunları söylüyor:Eğer doğruysa, Silla&#39;nın merkezinin dışındaki bu bölgesel yönetimde kurban sınıfı olduğu izlenimi veren bir grubun varlığı, Silla toplumunu nasıl anladığımız üzerinde derin etkiler yaratır.Son bulgular, sunjang ritüeli için seçilen kişilerin rollerini miras aldığına işaret ediyor.Araştırmacılar, &#34;Kurban edilen bireyler arasında nesiller boyu görülen genetik akrabalık, mezar sahibi sınıf için peşpeşe kuşaklar boyunca kurban olarak hizmet eden aileler bulunduğu anlamına gelebilir&#34; diye yazıyor.Bilim insanları hem soylu hem de soylu olmayanlar arasında, gömülen bireylerin 5&#39;inin ebeveynlerinin yakın akraba olduğunu tespit etti. Bu da hem Silla kraliyet elitlerinin hem de kurban edilen Silla halkının yakın akraba evliliği yaptığını gösteriyor.&nbsp;Araştırmacılar kanıtlara dayanarak bu bölgede, ölen soylularla birlikte gömülme rollerini miras alan ve çekirdek siyasi çevrenin dışında kalan bir &#34;kurban kastı&#34; olabileceğinden şüpheleniyor.Bilim insanları, kurban edilip gömülmek üzere seçilenlerin hizmetkarlar, uşaklar veya bakımı üstlenilen kişiler olabileceğini ve bunun, ölenlerin öbür dünyada yardımcılara ihtiyaç duyduduğu inancını yansıttığını söylüyor.Araştırmacılar perşembe günü yaptıkları açıklamada bu analizlerin genel olarak &#34;Antik Avrupa&#39;da gözlemlenenlerden farklı bir akrabalık yapısını vurguladığını ve bu dönemde yerel toplulukların nasıl örgütlendiğine dair yeni bir bakış açısı sunduğunu&#34; belirtiyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 11 Apr 2026 13:37:49 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[700 yıl önceki pandeminin sırları aydınlanıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/700-yil-onceki-pandeminin-sirlari-aydinlaniyor-1287/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/700-yil-onceki-pandeminin-sirlari-aydinlaniyor-1287/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D7B458-41E929-B33F8D-207702-F8C81A-522B0B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yeni bir çalışma, 1347 - 1353 döneminde Avrupa nüfusunun neredeyse yarısının hıyarcıklı veba nedeniyle yok olmasının, kıta genelindeki bitki çeşitliliğinde şaşırtıcı bir düşüşe yol açtığını gün yüzüne çıkarıyor.Önceden, insan faaliyetlerinin doğası gereği biyolojik&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D7B458-41E929-B33F8D-207702-F8C81A-522B0B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yeni bir çalışma, 1347 - 1353 döneminde Avrupa nüfusunun neredeyse yarısının hıyarcıklı veba nedeniyle yok olmasının, kıta genelindeki bitki çeşitliliğinde şaşırtıcı bir düşüşe yol açtığını gün yüzüne çıkarıyor.Önceden, insan faaliyetlerinin doğası gereği biyolojik çeşitliliğe zarar verdiği düşünüldüğünden, büyük ölçekli nüfus düşüşlerinin çevre için faydalar doğurduğuna yaygın olarak inanılıyordu.Araştırmacılar Ortaçağ Avrupası&#39;nda Kara Ölüm&#39;ün neden olduğu ani can kayıplarının çiftliklerin, köylerin ve tarlaların terk edilmesine yol açarak tarihsel ölçekte devasa bir &#34;yeniden yabanileştirme&#34; olayı yarattığını daha önce öne sürmüştü.Bununla birlikte Avrupa genelindeki fosil polen kayıtlarının yeni bir analizi farklı bir hikaye anlatıyor.Ecology Letters adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Jonathan Gordon, &#34;Tarım arazileri terk edildikçe geleneksel arazi yönetimi uygulamaları sona erdi ve ormanlar yayıldı&#34; dedi.York Üniversitesi Leverhulme Antroposen Biyoçeşitlilik Merkezi&#39;nden Dr. Gordon, &#34;Bitki biyoçeşitliliğinde artışa yol açmak bir tarafa, biyoçeşitlilik keskin biçimde düştü&#34; ifadesini kullandı.Çalışmada araştırmacılar, Kara Veba&#39;dan önceki ve sonraki yüzyıllarda bitki çeşitliliğini inceledi ve biyoçeşitliliğin pandemiyi takip eden 150 yıl içinde önemli ölçüde azaldığını tespit etti.Bilim insanları, günümüzde değer verilen bitki türlerinin çoğunun varlığının tarım, otlatma ve arazi temizliği gibi insan faaliyetlerinin uzun vadeli bozucu etkilerine bağlı olduğunu söylüyor.Çağdaş &#34;yeniden yabanileştirme&#34; hareketi genellikle doğanın toparlanmasını sağlamak için insan faaliyetlerinin arazilerden çekilmesini teşvik eder.Bulgular, en zengin ekosistemlerin insanlar tarafından dokunulmamış alanlarda bulunduğu fikrine meydan okuyor ve bunun modern koruma stratejileri üzerinde etkileri olabilir.&nbsp;Zira insanları uzaklaştırmanın otomatikman daha sağlıklı veya daha fazla çeşitliliğe sahip ekosistemlere yol açmadığını gösteriyorlar.Araştırma makalesinin bir diğer yazarı Chris Thomas, &#34;Çalışmamız, insanlarla doğa arasındaki ilişkiye daha incelikli bir bakış açısı sunuyor&#34; ifadesini kullandı.Araştırma, insanların arazi kullanımının biyoçeşitlilikle çatışması gerekmediğini gösteriyor.Dr. Thomas, &#34;Aslında çoğu durumda birbirlerine bağlılar&#34; dedi.Bilim insanları, son birkaç bin yılda Avrupa ekosistemleriyle ilişkilendirilen birçok farklı biyoçeşitlilik türünü korumak için &#34;yamalı bir yaklaşım&#34; çağrısında bulunuyor.Bu yaklaşımda aynı peyzaj içinde tarım alanları, ormanlar, meralar, göletler, göller ve diğerlerini barındıran bir mozaik korunur.Dr. Gordon, &#34;İnsanların çok ileri gidebileceği doğru ve bunu geniş mahsul monokültürlerinde ve aşırı otlatma yapılmış arazilerde gördük ama insanlarla biyoçeşitlilik arasında iyi bir dengenin sağlandığı modellerimiz var&#34; dedi.&#34;Örneğin İberya&#39;daki dehesalar ve montadoların yanı sıra Alpin çayırlar ve Macar kırsalında bunun mümkün olduğunu biliyoruz&#34; ifadesini kullandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 07 Mar 2026 09:41:55 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Osmanlı'nın küllerinden doğan modaevi Amerikan basınında]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/osmanlinin-kullerinden-dogan-modaevi-amerikan-basininda-8583/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/osmanlinin-kullerinden-dogan-modaevi-amerikan-basininda-8583/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_109AA7-D696D3-6186BC-77CD8A-CBACAE-1689CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Amerikan medyası, İstanbul&#39;daki tarihi Botter Apartmanı&#39;nın dönüşümünü yazdı.&nbsp;CNN&#39;in &#34;İstanbul&#39;un en olağanüstü binalarından biri onlarca yıl boyunca çürümeye terk edildi. Sonra yeniden hayata döndürüldü&#34; başlıklı haberinde, Beyoğlu&#39;ndaki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_109AA7-D696D3-6186BC-77CD8A-CBACAE-1689CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Amerikan medyası, İstanbul&#39;daki tarihi Botter Apartmanı&#39;nın dönüşümünü yazdı.&nbsp;CNN&#39;in &#34;İstanbul&#39;un en olağanüstü binalarından biri onlarca yıl boyunca çürümeye terk edildi. Sonra yeniden hayata döndürüldü&#34; başlıklı haberinde, Beyoğlu&#39;ndaki ünlü yapının tarihi ve restorasyon süreci ele alınıyor.&nbsp;İstanbul&#39;da Art Nouveau tarzında inşa edilen ilk yapı olan Botter Apartmanı, 1901&#39;de II. Abdülhamid döneminde yaptırıldı.&nbsp;Sarayın resmi terzisi ve modacısı Hollanda uyruklu Maison Jean Botter için inşa edilen apartmanın mimarıysa 1893-1909&#39;da İstanbul&#39;da yaşayan ve birçok önemli yapıya imza atan İtalyan Raimondo D&#39;Aronco.Osmanlı dönemindeki ilk modaevi olarak kullanılan yapıya ilgi, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonrası azaldı. Botter Ailesi de 1917&#39;de apartmanı Osmanlı vezirlerinden Nedim Paşa&#39;nın oğlu Mahmut Nedim Bey&#39;e satarak Paris&#39;e taşındı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi&#39;nden (İBB) mimar Merve Gedik, o dönemden sonra tarihi binanın uzun süre bakımsız kaldığını belirtiyor.&nbsp;İBB Miras Projeler Müdürü Gedik, &#34;sanat ve tasarımdan doğan bir yapı&#34; diye nitelediği 9 katlı Botter Apartmanı&#39;nın eski halini şöyle anlatıyor:&nbsp;Bina çok harap bir durumdaydı. Pencerelerde cam yoktu, çatı çok kötüyü ve su nedeniyle ahşap zeminler çürümüştü. Bina yıkılmak üzereydi.Ancak Casa Botter olarak da bilinen yapının kaderi 2022&#39;de İBB&#39;nin öncülüğündeki restorasyon projesiyle değişti.&nbsp;Gedik, &#34;Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi&#34; adıyla Nisan 2023&#39;te kültür-sanat hayatına tekrar kazandırılan apartmanın restorasyon sürecinde orijinal yapıya mümkün mertebe müdahale etmediklerini belirtiyor.&nbsp;Mimar, yapının birçok kişiyi sergiler ve etkinliklerle bir araya getiren kamusal bir alana dönüşmesinden memnuniyet duyduklarını da sözlerine ekliyor.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 06 Dec 2025 18:26:10 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atalarımız dudak dudağa öpüşmeye ne zaman başladı?]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/atalarimiz-dudak-dudaga-opusmeye-ne-zaman-basladi-1531/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/atalarimiz-dudak-dudaga-opusmeye-ne-zaman-basladi-1531/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_210241-AE85DD-ABFD7A-5960CC-DEA983-BB987B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, ağız ağıza öpüşmenin 21 milyon yıldan daha uzun bir süre önce evrimleştiğini, insanların ve maymunların ortak atalarının muhtemelen hoşlandığı bir eylem olduğunu öne sürüyor.Aynı araştırma, Neandertallerin de öpüşmüş olabileceği ve hatta insanlar ile&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_210241-AE85DD-ABFD7A-5960CC-DEA983-BB987B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, ağız ağıza öpüşmenin 21 milyon yıldan daha uzun bir süre önce evrimleştiğini, insanların ve maymunların ortak atalarının muhtemelen hoşlandığı bir eylem olduğunu öne sürüyor.Aynı araştırma, Neandertallerin de öpüşmüş olabileceği ve hatta insanlar ile Neandertallerin birbirlerini öpmüş olabileceği sonucuna varıyor.Bilim insanları öpüşmenin evrimsel bir muamma olmaya devam ettiğini bilerek araştırmalarını sürdürdü.Bu eylemin hayatta kalma ya da üreme açısından belirgin bir faydası yok ama yine de sadece birçok insan toplumunda değil, hayvanlar aleminde de izleri sürülebiliyor.Bilim insanları öpüşmeyi, &#34;dudakların veya ağzı oluşturan parçaların bir miktar hareketi ile ve yiyecek transferi olmadan&#34; ağız-ağıza temas olarak tanımlıyor.Diğer hayvanların öpüştüğüne dair kanıtlar bulan bilim insanları, öpüşmenin ne zaman evrimleşmiş olabileceğine dair bir &#34;evrimsel soy ağacı&#34; oluşturmayı başardı.Farklı türlerde aynı davranışı karşılaştırdıklarından emin olmak için, araştırmacılar &#34;öpüşmeye&#34; romantizm dışı ve kesin bir tanım getirmek zorundaydı.Evolution and Human Behaviour (Evrim ve İnsan Davranışı) adlı bilimsel yayında yer alan makalede, öpüşme eylemi, agresif olmayan, ağızdan ağıza temas olarak tanımlandı ve &#34;belirli bir ağız ya da dudak hareketini içerdiği ancak besin paylaşımı yapılmadığı&#34; da bu tanıma eklendi.Çalışmaya öncülük eden Oxford Üniversitesi&#39;nden evrimsel biyolog Dr. Matilda Brindle, &#34;İnsanlar, şempanzeler ve bonoboların hepsi öpüşüyor&#34; diyor ve bu türlerin &#34;en yakın ortak atalarının da öpüştüğü&#34; sonucuna varıyor:&#34;Öpüşmenin muhtemelen 21,5 milyon yıl önce büyük maymunlarda evrimleştiğini düşünüyoruz.&#34;Çalışmada bilim insanları kurtlarda, çayır köpeklerinde, kutup ayılarında (çok özensiz olsa da) ve hatta albatroslarda bilimsel öpüşme tanımlarına uyan davranışlar buldular.İnsan öpücüğünün kökenine dair evrimsel bir resim oluşturmak için primatlara ve özellikle de maymunlara odaklandılar.Aynı çalışma, yaklaşık 40 bin yıl önce yok olan en yakın eski insan akrabalarımız olan Neandertallerin de öpüştüğü sonucuna vardı.Neandertal DNA&#39;sı üzerine daha önce yapılan bir araştırma, modern insanlar ile Neandertallerin tükrüğümüzde bulunan bir tür bakteri olan ağız mikrobunu paylaştıklarını da gösterdi.Dr. Brindle, &#34;Bu, iki tür ayrıldıktan sonra yüz binlerce yıl boyunca tükürüklerini değiş tokuş etmiş olmaları gerektiği anlamına geliyor&#34; dedi.Bilim insanları, bu davranışın &#34;insan olmayan akrabalarımızla paylaştığımız bir şey&#34; olduğunu söylüyorlar.Bu çalışma öpüşmenin ne zaman evrimleştiğini saptamış olsa da, neden sorusuna yanıt veremiyor.Maymun atalarımızdaki tımar davranışından kaynaklandığı veya bir partnerin sağlığını ve hatta uyumluluğunu değerlendirmek için samimi bir yol sağlayabileceği gibi bir dizi teori var.Dr. Brindle, bu araştırmanın da &#39;Neden?&#39; sorusunu yanıtlamak için bir kapı açacağını umuyor.&#34;Bunun insan olmayan akrabalarımızla paylaştığımız bir şey olduğunu anlamamız bizim için önemli.&#34;Bu davranışı incelemeliyiz, sırf insanlarda romantik bağlamı olduğu için aptalca bulmamalıyız.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 19 Nov 2025 20:03:52 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Polonya'da 5 bin 500 yıllık dev piramit mezarları keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/polonyada-5-bin-500-yillik-dev-piramit-mezarlari-kesfedildi-6227/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/polonyada-5-bin-500-yillik-dev-piramit-mezarlari-kesfedildi-6227/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_22628C-2C12CA-26DD18-D624C6-D2C7B8-7D30FF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Poznań'daki Adam Mickiewicz Üniversitesi&#39;nden arkeologlar, Orta Polonya&#39;nın Wyskoć köyünde gerçekleştirdikleri kazılar sırasında, yaklaşık 200 metre uzunluğunda ve 4 metre yüksekliğinde iki megalitik yapı keşfetti. Bu yapılar, halk arasında "Polonya piramitleri" olarak adlandırılsa&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_22628C-2C12CA-26DD18-D624C6-D2C7B8-7D30FF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Poznań'daki Adam Mickiewicz Üniversitesi&#39;nden arkeologlar, Orta Polonya&#39;nın Wyskoć köyünde gerçekleştirdikleri kazılar sırasında, yaklaşık 200 metre uzunluğunda ve 4 metre yüksekliğinde iki megalitik yapı keşfetti. Bu yapılar, halk arasında "Polonya piramitleri" olarak adlandırılsa da, teknik olarak dev mezar odaları olarak sınıflandırılıyor.Uzaktan algılama teknolojisi ile ortaya çıkarıldıKazı alanı, General Dezydery Chłapowski Peyzaj Parkı içerisinde yer alıyor. Ekip, uzaktan algılama sistemleri ile bölgeyi tarayarak beş potansiyel alan tespit etti ve bu alanlarda yürütülen saha araştırmaları sonucunda iki piramit mezar ortaya çıkarıldı. Polonya&#39;da bu türde keşfedilen yalnızca ikinci örnek olan yapılar, tarihi açıdan büyük bir öneme sahip.Funnelbaker kültürü&#39;ne ait olduğu tespit edildiKeşfedilen mezarların, Kuzey-Orta Avrupa&#39;da Neolitik dönemde yaşayan ve "Huni Biçimli Beaker" olarak bilinen Funnelbaker Kültürü'ne ait olduğu düşünülüyor. Bu kültür, adını karakteristik huni şekilli çanak çömleklerinden alıyor. Arkeologlara göre, bu tür mezarlara sadece kabile liderleri, şamanlar ve rahipler gibi toplumun elit kesimi gömülmekteydi.Taş devri mühendisliği: 10 tonluk kayalarla i̇nşa edildiMezarlar, her biri 10 tona kadar çıkan taş bloklarla inşa edilmiş. Taşlar yalnızca insan gücü ve kızaklarla taşınmış. Ancak zamanla bu taşların büyük bir kısmı kaybolmuş ya da farklı amaçlarla kullanılmış. Uzmanlara göre, binlerce yıl boyunca taşlara duyulan ihtiyaç nedeniyle, yerel halk tarafından bu yapılar sökülmüş olabilir.Alan hâlâ i̇nceleniyor, ziyarete kapalıŞu anda kazı çalışmaları devam ettiğinden dolayı alan ziyaretçilere kapalı tutuluyor. Uzmanlar, alanın korunması ve daha fazla arkeolojik bulgunun gün yüzüne çıkarılması için çalışmalarını sürdürüyor. Bu mezarlar, sadece Polonya'nın değil, tüm Avrupa'nın tarih öncesi döneme dair bilgi birikimini artırması açısından büyük bir potansiyele sahip.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 15 Jul 2025 12:29:34 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peru'da arkeologlar 3500 yıllık antik kenti keşfetti]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/peruda-arkeologlar-3500-yillik-antik-kenti-kesfetti-2998/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/peruda-arkeologlar-3500-yillik-antik-kenti-kesfetti-2998/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6E4B48-D68E95-4C8096-327744-D54B74-EBBD99.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Peñico adlı 3500 yıllık şehrin, Pasifik kıyısındaki ilk toplulukları, And Dağları ve Amazon havzasında yaşayanlarla birleştiren önemli bir ticaret merkezi olarak hizmet verdiğine inanılıyor.Antik kent, Peru&#39;nun başkenti Lima&#39;nın yaklaşık 200 kilometre kuzeyinde, deniz seviyesinden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6E4B48-D68E95-4C8096-327744-D54B74-EBBD99.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Peñico adlı 3500 yıllık şehrin, Pasifik kıyısındaki ilk toplulukları, And Dağları ve Amazon havzasında yaşayanlarla birleştiren önemli bir ticaret merkezi olarak hizmet verdiğine inanılıyor.Antik kent, Peru&#39;nun başkenti Lima&#39;nın yaklaşık 200 kilometre kuzeyinde, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yükseklikte yer alıyor.Şehrin, MÖ 1800 ile 1500 yılları arasında, yani Ortadoğu ve Asya&#39;da erken medeniyetlerin geliştiği dönemde kurulduğu düşünülüyor.Araştırmacılar, keşfin Amerika&#39;nın en eski uygarlığı olan Caral&#39;a ne olduğuna ışık tuttuğunu söylüyor.Araştırmacılar tarafından yayımlanan ve insansız hava aracıyla çekilmiş görüntüler, şehrin merkezindeki bir yamaçta terasta, taş ve çamur binaların kalıntılarıyla çevrili dairesel bir yapıyı gösteriyor.Alanda sekiz yıl süren araştırmalarda, tören tapınakları ve konut kompleksleri de dahil 18 yapı ortaya çıkarıldı.Araştırmacılar alandaki binalarda törensel objeler, insan ve hayvan figürlerinden oluşan kil heykeller ile boncuk ve deniz kabuklarından yapılmış kolyeler keşfetti.Peñico, Amerika kıtasının bilinen en eski uygarlığı kabul edilen Caral&#39;ın 5000 yıl önce Peru&#39;nun Supe Vadisi&#39;nde MÖ 3000 civarında kurulduğu yere yakın bir konumda.Caral&#39;da büyük piramit yapıları, sofistike sulama tarımı ve kentsel yerleşimler de dahil 32 anıt var.Antik kentin Hindistan, Mısır, Sümer ve Çin&#39;deki diğer karşılaştırılabilir erken medeniyetlerden izole şekilde geliştiğine inanılıyor.Peñico&#39;daki son araştırmaları ve 1990&#39;larda Caral&#39;da yapılan kazıları yöneten arkeolog Dr. Ruth Shady, keşfin iklim değişikliği nedeniyle yok olan Caral uygarlığına ne olduğunu anlamak açısından önemli olduğunu söyledi.Reuters haber ajansına konuşan Dr. Shady, Peñico topluluğunun &#34;ticaret, kıyı, dağlık ve orman toplumlarıyla alışveriş için stratejik konumda yer aldığını&#34; belirtti.Peru Kültür Bakanlığı&#39;nın araştırmacılarından arkeolog Marco Machacuay, 3 Temmuz&#39;da bulguların açıklandığı basın toplantısında, Peñico&#39;nun öneminin Caral toplumunun devamı olmasında yattığını söyledi.Amerika kıtasının en önemli arkeolojik keşiflerinin çoğu Peru&#39;da.Bu keşifler arasında, And Dağları&#39;ndaki Machu Picchu İnka Kalesi ve ülkenin orta kesiminde sahil yakınındaki çöle kazınmış gizemli Nazca Çizgileri de bulunuyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 07 Jul 2025 08:26:14 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yanlışlıkla çok nadir Viking mezarı bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/yanlislikla-cok-nadir-viking-mezari-bulundu-2427/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/yanlislikla-cok-nadir-viking-mezari-bulundu-2427/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_897EEC-221A10-83D2CF-C71CD7-A0E7C4-EF75B6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, Danimarka&#39;nın Aarhus kenti yakınlarında Viking dönemine ait 30&#39;dan fazla mezar buldu. Bu mezarlar arasında 10. yüzyılda yaşamış &#34;önemli bir kadın&#34;a ait &#34;çok nadir&#34; bir tabut da var.Aarhus&#39;un kuzeyindeki Lisbjerg kasabası yakınlarındaki mezarlık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_897EEC-221A10-83D2CF-C71CD7-A0E7C4-EF75B6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, Danimarka&#39;nın Aarhus kenti yakınlarında Viking dönemine ait 30&#39;dan fazla mezar buldu. Bu mezarlar arasında 10. yüzyılda yaşamış &#34;önemli bir kadın&#34;a ait &#34;çok nadir&#34; bir tabut da var.Aarhus&#39;un kuzeyindeki Lisbjerg kasabası yakınlarındaki mezarlık alanında yürütülen inşaat çalışmalarında inciler, sikkeler ve seramikler gibi bir dizi eser bulunması araştırmacıların dikkatini çekti. Daha sonraki kazılar bunların, alandaki Viking mezarlarına yerleştirilen hediyeler olduğunu ortaya çıkardı.Paganlara ait olduğu düşünülen mezarlarda, ölenlerin dişleri ve kemiklerinin yanı sıra Danimarka monarşisiyle bağlantıya işaret eden, inci dolu bir kutu gibi muhteşem nesneler de bulundu.Danimarka&#39;nın Moesgaard Müzesi&#39;nden arkeolog Mads Ravn, &#34;Mezarlık büyük olasılıkla Viking Çağı&#39;ndan kalma, alana 1 kilometreden yakındaki Lisbjerg&#39;de yaşayan bir asilzadenin çiftliğiyle bağlantılı&#34; dedi.Mezarlarda bulduğumuz nesneler, gömülenlerin yüksek statülü kişiler olduğunu gösteriyor. Burada gömülü olanlar, çiftliğin geniş ailesi olabilir.Bulgular, Danimarka kasabasının, bu dönemde hüküm süren ünlü Viking kralı Mavi Diş Harald&#39;ın hükümdarlığı sırasında 900&#39;lü yıllarda bir güç merkezi olduğunu gösteriyor.Moesgaard Müzesi&#39;nden Viking tarihçisi Kasper Andersen, &#34;Lisbjerg&#39;deki buluntular, Aarhus bölgesinde daha önce yapılan bir dizi önemli buluntunun parçası&#34; dedi.Bu buluntular, kraliyet iktidarıyla bağlantılı ve Vikinglerin geniş ve dinamik dünyasının bir parçası olan aristokratik ortamın tablosunu çiziyor.Bölgede bulunan eserlerden biri, muhtemelen meşe ağacından yapılmış, süs eşyaları ve kişisel eşyalarıyla birlikte gömülen &#34;önemli bir kadına&#34; ait &#34;muhteşem&#34; bir tahta tabut.Tabutun köşelerinde, yanlarında ve üstünde ince perçinler ve zarif bir kilit mekanizması var. Bu parçalardan en azından bir kısmı gümüş kaplama.İçinde arkeologlar bir çift uzun makas, gümüş bir boncuk, bir iğne, altın iplikli bir kurdele ve broş gibi görünen bir nesne buldu.&nbsp;Lisbjerg tabutuLisbjerg tabutunun orijinal halinin nasıl göründüğüne dair bir çizim (Moesgaard Müzesi)Viking Çağı uzmanı Dr. Ravn, AFP haber ajansına &#34;Bu, Mavi Diş Harald&#39;ın kontlarından veya kahyalarından biri olabilir&#34; dedi.Müze, yaptığı açıklamada tabutun &#34;bildiğimiz kadarıyla bu türden çok az sayıda bulunanlardan biri&#34; olduğunu belirtti.Araştırmacılar, kazıyı bu hafta tamamlamayı ve çıkarılan eserlerle insan kalıntılarını kapsamlı bir şekilde analiz etmeye başlamayı umuyordu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 18 Jun 2025 20:57:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2 bin yıllık katliamın arkasından baronlar çıktı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-yillik-katliamin-arkasindan-baronlar-cikti-1573/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-yillik-katliamin-arkasindan-baronlar-cikti-1573/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_436530-6BF8F1-785A64-349A90-1015A8-314822.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İngiltere&#39;deki Game of Thrones benzeri baronların 2 bin yıl önce onlarca insanın vahşice katledilmesinden sorumlu olduğu, bir araştırmada ortaya kondu.Kafatasları &#34;tamamen parçalanmış&#34; halde bulunan 62 iskelet, 1936&#39;da Dorset&#39;teki Maiden Kalesi&#39;ndeki toplu bir gömü&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_436530-6BF8F1-785A64-349A90-1015A8-314822.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İngiltere&#39;deki Game of Thrones benzeri baronların 2 bin yıl önce onlarca insanın vahşice katledilmesinden sorumlu olduğu, bir araştırmada ortaya kondu.Kafatasları &#34;tamamen parçalanmış&#34; halde bulunan 62 iskelet, 1936&#39;da Dorset&#39;teki Maiden Kalesi&#39;ndeki toplu bir gömü alanında ortaya çıkarılmıştı.O dönemdeki araştırmacılar bu ölümleri MS 43&#39;te Roma&#39;nın Britanya&#39;yı istilasına bağlamıştı. Bu teori, 1930&#39;larda Britanya&#39;nın Nazi istilasından duyduğu korkuyla paralellik gösteriyordu.Ancak Bournemouth Üniversitesi&#39;nden arkeolog Dr. Miles Russell, modern tarihleme tekniklerini kullanarak kemiklerin aslında MS 1. yüzyıla ait olduğunu ortaya çıkardı.The Independent&#39;a konuşan Dr. Russell &#34;Şiddetli ve gereksiz seviyede güç kullanılarak öldürüldüler. Bunlar, bir hanedanlığın diğerini yok ettiği Game of Thrones&#39;daki baronlara benziyordu&#34; diyor.&nbsp;Dorset&#39;teki Demir Çağı tepe kalesinde kafatasları göçmüş en az 62 iskelet bulundu&nbsp;Kafatasları, kılıç ve diğer silahlarla defalarca vurularak tamamen parçalanmış. İnsanlar oraya sürüklenerek götürülmüş ve öldürülmüş.Dr. Russell, öldürülenlerin aristokrat elitler olduğunu ve onurlu bir şekilde gömüldüklerini, bunun sıradan suçlular için yapılmayacağını belirtiyor.Arkeolog &#34;Taht ya da güç için yarışmış olabilirler ve işlerini bitirip soylarını yok etmek önemliydi&#34; diye ekliyor.Demir Çağı&#39;ndan kalma tepe kalesindeki 1930&#39;larda yapılan kazıları yöneten Sör Mortimer Wheeler, kalıntıların &#34;barbar&#34; yağmacı Romalılar tarafından katledilen İngilizlere ait olduğu fikrini yaygınlaştırmıştı.Historic England&#39;a göre, MS 43&#39;te kale hâlâ işgal altında olduğundan Sör Mortimer iskeletlerin, Romalıların yerli Britanyalılara karşı yürüttüğü bir seferin kanıtı olduğuna kanaat getirmişti.&nbsp;O dönemdeki araştırmacılar, ölümleri MS 43&#39;te Romalıların Britanya&#39;yı istila etmesine bağlamıştıDr. Russell, bugün kullanılan modern karbon tarihleme sistemlerine erişimin olmadığı o dönemde bunun makul bir varsayım olduğunu söylüyor.Gömü alanına ilişkin bu çarpıcı açıklamanın, 1930&#39;larda yeterince kaynak sağlanmayan arkeolojik kazılara fon çekmeye katkı sunacağını ifade ediyor.Dr. Russell &#34;Onlar kaynakları ve özel orduları olan haydutlardı. Tepe kalesi ufku domine ediyordu ve bu insanlar halkın önünde öldürüldü&#34; diye ekliyor.Historic England&#39;a göre Maiden Kalesi, Avrupa&#39;nın en büyük Demir Çağı tepe kalelerinden biri ve yaklaşık 50 futbol sahası büyüklüğünde.Kalenin yaklaşık 2 bin 400 yıl önce inşa edilen surları yüzlerce sakini korudu.Historic England, Romalıların gelmesinden sonraki onlarca yıllık dönemde tepe kalesinin terk edildiğini ekliyor.Romalılar daha sonra Durotriges bölgesinin başkenti olarak kuzeydoğuda Dorchester kasabasını kurdu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 30 May 2025 08:25:13 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Küçük Buzul Çağı'nın sırları aydınlanıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kucuk-buzul-caginin-sirlari-aydinlaniyor-8483/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kucuk-buzul-caginin-sirlari-aydinlaniyor-8483/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6F2E94-C87A5B-F88B36-668079-9B10E0-0B3BCB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />16. yüzyılda yazılan günlükler, araştırmacıların Ortaçağ Romanyası&#39;ndaki kıtlık, sel ve salgınları kaydetmelerine katkı sağlayarak Avrupa&#39;nın Küçük Buzul Çağı&#39;ndaki yaşama ışık tuttu.Buzullar ve tortular geçmişteki iklimler hakkında değerli bilgiler sunarken&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6F2E94-C87A5B-F88B36-668079-9B10E0-0B3BCB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />16. yüzyılda yazılan günlükler, araştırmacıların Ortaçağ Romanyası&#39;ndaki kıtlık, sel ve salgınları kaydetmelerine katkı sağlayarak Avrupa&#39;nın Küçük Buzul Çağı&#39;ndaki yaşama ışık tuttu.Buzullar ve tortular geçmişteki iklimler hakkında değerli bilgiler sunarken araştırmacılar, Ortaçağ Avrupası&#39;ndaki toplumu daha iyi anlamak için günlüklere, seyahat notlarına ve kilise kayıtlarına bel bağlıyor.Hakemli dergi Frontiers in Climate&#39;ta yayımlanan yeni bir çalışmada araştırmacılar, Avrupa toplumlarının ciddi değişikliklere nasıl uyum sağladığını anlamak için topluca &#34;toplumun arşivi&#34; diye bilinen bu tür yazılı belgeleri inceledi.14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar süren küresel bir soğuma olayı olan ve Küçük Buzul Çağı diye bilinen bir döneme odaklandılar. Erken Ortaçağ&#39;ın daha sıcak havasından daha soğuk iklimlere doğru bu geçiş, tarımla gıda kaynaklarının yanı sıra Ortaçağ toplumlarının sosyal ve ekonomik istikrarını derinden etkilemişti.Batı Avrupa, Küçük Buzul Çağı yoğunlaştıkça önemli ölçüde soğumuş ve yaklaşık 0,5 derecelik bir sıcaklık düşüşü yaşanmıştı.Transilvanya&#39;da 1500&#39;lerin sonlarında şiddetli yağışlar ve sık sık sel baskınları yaşandığı kayıtlara geçti ancak o tarihten önce hava soğuktan ziyade sıcaktı. Romanya&#39;daki Oradea Üniversitesi&#39;nden çalışmanın ortak yazarı Tudor Caciora, &#34;Bu bizi Küçük Buzul Çağı&#39;nın Avrupa&#39;nın bu bölgesinde kendisini daha geç göstermiş olabileceğine inanmaya itiyor&#34; diyor.1500&#39;lerin sıcak ve kurak geçen ilk yarısını, özellikle 1590&#39;larda yoğun yağış ve sellerle öne çıkan ikinci kısmı izledi. Dr. Caciora &#34;1540 yazını anlatan tarihi bir belgede dikkat çekici bir pasaj var. &#39;Kaynaklar kurudu ve nehirler sadece damlalara dönüştü. Tarlalarda hayvanlar öldü ve insanlar alaylar halinde toplanıp yağmur yağması için dua ederken hava umutsuzlukla kaplıydı&#39;&#34; diye açıklıyor.Bu canlı anlatım, aşırı iklim koşullarında yaşamanın duygusal ve manevi boyutlarının altını çiziyor.Araştırmacılar felakete yol açan bu hava değişimlerinin ardından, 30 yıl süren Kara Ölüm&#39;ün, 23 sene süren kıtlığın ve çekirge istilalarının kaydedildiği 9 yılın geldiğini söylüyor.Dr. Caciora, &#34;Günlükler ve kayıtlar, insanların bu olayları nasıl algıladığını, bunlara nasıl tepki verdiğini ve bunlardan nasıl etkilendiğini ortaya koyuyor&#34; diyor.Araştırmacılar, Ortaçağ Avrupası&#39;nda çok az sayıda okuryazar bulunması ve mevcut raporların genellikle öznel kalması ya da yalnızca yerel ölçeklerde doğru olması nedeniyle, tarihsel kayıtları incelemeye yönelik bu yöntemin biraz kusurlu olduğu uyarısında bulunuyor.Ayrıca 16. yüzyılın yaklaşık 15 yılı için kayıt bulamadılar.Araştırmacılar yine de bu tür kayıtların geçmişte insanların nasıl yaşamış olabileceğine dair fikir verdiğini ve modern iklim direnci stratejilerine katkı sağlayabileceğini söylüyor.Dr. Caciora, &#34;Bu, geçmişteki iklim olaylarına insan merkezli bir bakış açısı sağlıyor&#34; ifadelerini kullanıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 07 May 2025 17:55:15 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mississippi'de dev "deniz canavarı" fosili keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mississippide-dev-deniz-canavari-fosili-kesfedildi-9108/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mississippide-dev-deniz-canavari-fosili-kesfedildi-9108/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_ADF9D1-7DF8FF-0F4518-EE7318-C02113-BE554D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, bir zamanlar okyanuslara hükmeden dev bir "deniz canavarı"nın kalıntılarının Mississippi Nehri kıyısında jeologlar tarafından ortaya çıkarıldığını açıkladı.Jeologlar, yaklaşık 82 ila 66 milyon yıl önce, Kretase döneminin sonlarında yaşamış, mosazor diye&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_ADF9D1-7DF8FF-0F4518-EE7318-C02113-BE554D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, bir zamanlar okyanuslara hükmeden dev bir "deniz canavarı"nın kalıntılarının Mississippi Nehri kıyısında jeologlar tarafından ortaya çıkarıldığını açıkladı.Jeologlar, yaklaşık 82 ila 66 milyon yıl önce, Kretase döneminin sonlarında yaşamış, mosazor diye bilinen dev deniz kertenkelesinin fosilleşmiş tek bir omurunu keşfetti.Mississippi Çevre Kalitesi Departmanı Jeoloji Ofisi&#39;nden jeolog James Starnes, yerel gazete Hattiesburg American&#39;a "Bu gerçek bir deniz canavarı" dedi. "Bu, mosazorların ulaşabileceği en büyük boyuttur."Mosazorlar en üst düzey avcılardı ve en büyükleri 9 bin kilogram ağırlığa ve 15 metre uzunluğa ulaşabiliyordu.Starnes, Live Science&#39;a "Ne olduğunu hemen anladım ama büyüklüğü karşısında tamamen hayran kaldım" dedi.Fosil bulduğunuzda hissettiğiniz duygu, profesyonel olsanız bile asla eskimez. Ama daha önce hiç görmediğiniz bir şey bulduğunuzda, coşku çok büyük olabilir.Deniz sürüngeninin 15 Nisan&#39;da keşfedilen kemiği, eyalette bulunan en büyük kemiklerden biri olabilir.Starnes, "Bu büyük bir hayvan. Bu hayvanın erişebileceği maksimum ağırlık yaklaşık 9 ton. Bu, karada yürüyen çoğu dinozordan daha büyük" dedi.Kemik, bir zamanlar tamamen su altında kalan bir bölgede bulundu.2022&#39;de Fas&#39;ta Thalassotitan atrox adı verilen başka bir dev mosazor türü keşfedilmişti.Cretaceous Research adlı bilimsel dergide tanımlanan dev deniz kertenkelesinin uzunluğu 9 metreye varabiliyordu ve modern iguanalarla varanların uzak bir akrabasıydı.Bazı mosazorlar balık ve kalamar gibi küçük avları yemek için evrimleşirken, diğerleri ammonitleri ve istiridyeleri ezerek besleniyordu. Birleşik Krallık&#39;taki Bath Üniversitesi&#39;nden bilim insanları da dahil olmak üzere, yeni keşfedilen türün diğer tüm deniz sürüngenlerini avlamak için evrimleştiğini öne sürüyor.Mosazorlar, yaklaşık 66 milyon yıl önce, gezegendeki tüm türlerin yaklaşık yüzde 75&#39;inin yok olduğu K-Pg olayında (dinozorları yeryüzünden silen Kretase-Tersiyer yok oluşu -çn.) Kretase döneminin sonunda ortadan kayboldu.Soylarının tükenmesinin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, Meksika&#39;nın Yucatan Yarımadası&#39;na düşen devasa bir asteroit çarpmasının sonuçlarıyla ilişkili olduğu düşünülüyor.Araştırmacılar, mosazorlar gibi üst düzey avcıların ortadan kaybolmasıyla balina ve fokların okyanuslarda hakimiyet kurmasının yolunun açıldığını ve kılıç balığı, ton balığı gibi balıkların da ortaya çıktığını belirtti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 01 May 2025 18:13:35 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gladyatörlerin aslanla savaştığı kanıtlandı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/gladyatorlerin-aslanla-savastigi-kanitlandi-1032/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/gladyatorlerin-aslanla-savastigi-kanitlandi-1032/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5933F-FAA696-72EECD-3026B2-A6F418-D22788.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />2004 yılında İngiltere&#39;nin York kentindeki Driffield Terrace&#39;ta yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kalıntılar, dünyanın en iyi korunmuş Roma gladyatör mezarlığı olarak kabul edilen bu alanda bulundu.Genç bir erkeğe ait iskelet üzerinde yapılan adli tıp incelemesi, leğen&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5933F-FAA696-72EECD-3026B2-A6F418-D22788.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />2004 yılında İngiltere&#39;nin York kentindeki Driffield Terrace&#39;ta yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kalıntılar, dünyanın en iyi korunmuş Roma gladyatör mezarlığı olarak kabul edilen bu alanda bulundu.Genç bir erkeğe ait iskelet üzerinde yapılan adli tıp incelemesi, leğen kemiğindeki deliklerin ve ısırık izlerinin büyük olasılıkla bir aslana ait olduğunu ortaya koydu.Araştırmayı yürüten adli tıp uzmanı Prof. Tim Thompson, bunun gladyatörlerin büyük yırtıcı kedilerle savaştığına dair elde edilen ilk &#34;fiziksel kanıt&#34; olduğunu belirtti.&#34;Bugüne dek Roma&#39;daki gladyatör dövüşleri ve hayvan gösterilerine dair bilgilerimiz, tarihsel metinlere ve sanatsal tasvirlere dayanıyordu,&#34; diyen Prof. Thompson, &#34;Bu keşif, söz konusu etkinliklerin gerçekten yaşandığını somut olarak ortaya koyuyor ve Roma&#39;daki eğlence kültürüne dair anlayışımızı yeniden şekillendiriyor&#34; diye ekledi.Uzmanlar, yaraları analiz etmek için üç boyutlu 3D tarama gibi modern adli teknikler kullandı. Tarama sonuçları, hayvanın gladyatörü leğen kemiğinden kavradığını gösterdi.İrlanda&#39;daki Maynooth Üniversitesi&#39;nden Prof. Thompson, ısırıkların ölüm anında gerçekleştiğini tespit ettiklerini belirterek, &#34;Bu, gladyatör öldükten sonra gerçekleşen bir saldırı değil, doğrudan ölümüne neden olan bir olaydı&#34; dedi.Bilim insanları yaranın boyut ve şeklini, Londra Hayvanat Bahçesi&#39;ndeki büyük kedilerin ısırıklarıyla karşılaştırdı. Thompson, &#34;Bu izler, bir aslanınkilerle birebir örtüşüyor&#34; dedi.Isırıkların bulunduğu bölge de önemli ipuçları sundu. Prof. Thompson, &#34;Aslanlar genellikle leğen kemiğine saldırmaz. Bu da gösteriyor ki gladyatör büyük ihtimalle dövüş sırasında yaralandı ve aslan onu kalçasından ısırarak sürükledi&#34; diye açıkladı.&#39;Ölüme neden olan bir olaydı&#39;İrlanda&#39;daki Maynooth Üniversitesi&#39;nden Prof. Thompson, ısırıkların ölüm anında gerçekleştiğini tespit ettiklerini belirterek, &#34;Bu, gladyatör öldükten sonra gerçekleşen bir saldırı değil, doğrudan ölümüne neden olan bir olaydı,&#34; dedi.Bilim insanları yaranın boyut ve şeklini, Londra Hayvanat Bahçesi&#39;ndeki büyük kedilerin ısırıklarıyla karşılaştırdı. Thompson, &#34;Bu izler, bir aslanınkilerle birebir örtüşüyor,&#34; dedi.Isırıkların bulunduğu bölge de önemli ipuçları sundu. Prof. Thompson, &#34;Aslanlar genellikle leğen kemiğine saldırmaz. Bu da gösteriyor ki gladyatör büyük ihtimalle dövüş sırasında yaralandı ve aslan onu kalçasından ısırarak sürükledi&#34; diye açıkladı.26 ila 35 yaşları arasında olduğu tahmin edilen bu erkeğe ait iskelet, iki başka kişiyle birlikte gömülmüş ve üzeri at kemikleriyle örtülmüştü. Önceki analizler, bu kişinin &#39;Bestiarius&#39; olarak bilinen ve vahşi hayvanlarla dövüşen bir gladyatör olduğunu gösteriyor.York Üniversitesi&#39;nden osteoarkeoloji uzmanı Malin Holst, 30 yıllık kariyerinde böyle bir ısırık izine ilk kez rastladığını belirtti ve ekledi:&#34;Bu kalıntılar, gladyatörün kısa ama oldukça zorlu bir yaşam sürdüğünü gözler önüne seriyor.&#34;&#39;Gladyatörlerin hayatlarına dair daha net bir tablo&#39;Kemiklerin yapısı, kişinin güçlü kaslara sahip olduğunu ve omuz ile omurgasında dövüş ya da ağır fiziksel çalışmaya bağlı yaralanmalar olduğunu ortaya koydu.Holst, &#34;Bu olağanüstü bulgular sayesinde, gladyatörlerin yaşamına dair çok daha net bir tablo çizebileceğiz,&#34; dedi.Bulgular, PLOS One dergisinde yayımlandı. Araştırma, York gibi şehirlerde yalnızca aslanların değil, diğer egzotik hayvanların da arenalarda dövüştüğünü gösterdi. Hayvanların da hayatta kalmak için savaşmak zorunda kaldığı vurgulandı.Uzmanlar, bu keşfin York&#39;ta henüz ortaya çıkarılmamış bir amfitiyatro olduğu ihtimalini güçlendirdiğini belirtiyor.Seçkin Roma liderlerinin yaşadığı kentte gladyatör dövüşlerinin, zenginliği ve gücü sergilemenin bir yolu olarak kullanıldığı düşünülüyor.York Arkeoloji Kurumu CEO&#39;su David Jennings, &#34;Bu gladyatörü neyin arenaya sürüklediğini asla bilemeyebiliriz&#34; dedi ve ekledi:&#34;Ama Roma&#39;daki Kolezyum kadar simgesel bir yerden bu kadar uzakta böyle bir dövüşe dair ilk somut kanıtın bulunması gerçekten olağanüstü.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 25 Apr 2025 17:05:38 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2 bin 500 yıllık sır gün yüzüne çıktı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-500-yillik-sir-gun-yuzune-cikti-2139/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-500-yillik-sir-gun-yuzune-cikti-2139/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04E778-B7DD65-F8FBC1-AADF39-8CE4D1-9FD2CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısırlı ve Fransız arkeologlardan oluşan ekip, 34 yıldır sürdürdükleri kazılar kapsamında Ramesseum Tapınağı&#39;nın kuzeydoğusunda dikkat çekici kalıntılar ortaya çıkardı. Bu alan, firavunlara ait mezarlık olarak biliniyor.&#34;Yaşam Evi&#34;: Antik Mısır&#39;ın bilim yuvasıKazılar&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04E778-B7DD65-F8FBC1-AADF39-8CE4D1-9FD2CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısırlı ve Fransız arkeologlardan oluşan ekip, 34 yıldır sürdürdükleri kazılar kapsamında Ramesseum Tapınağı&#39;nın kuzeydoğusunda dikkat çekici kalıntılar ortaya çıkardı. Bu alan, firavunlara ait mezarlık olarak biliniyor.&#34;Yaşam Evi&#34;: Antik Mısır&#39;ın bilim yuvasıKazılar sırasında keşfedilen &#34;Yaşam Evi&#34;, eski Mısır&#39;da dini metinlerin yazıldığı, büyülerin hazırlandığı ve bilimsel kayıtların tutulduğu bir okul olarak hizmet veriyordu. Yapının içinde çizim kalıntıları ve okul araç-gereçlerine rastlanması, buranın eğitim amaçlı kullanıldığını doğruluyor.Tapınak kompleksi i̇çindeki diğer yapılarTapınağın doğusunda yer alan diğer binaların ise idari ofis olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. Kuzey kesimdeki bazı yapıların zeytinyağı, bal ve şarap gibi ürünlerin depolandığı mahzenler olduğu tespit edildi. Ayrıca üzerinde şarap etiketleri bulunan amforalar da bulundu.Tarihi mezarlar ve eserler gün yüzüne çıktıKazılar, Üçüncü Geç Dönem'e (M.Ö. 1069–664) tarihlenen çok sayıda mezar, lahit, ushabti heykelleri ve defin eşyalarını da ortaya çıkardı. 401 adet pişmiş toprak heykel, iç içe yerleştirilmiş tabutlar ve &#34;dağınık kemikler&#34; dikkat çeken buluntular arasında yer aldı.Mısır turizmi i̇çin büyük adımMısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, bu keşfi &#34;olağanüstü&#34; olarak tanımlayarak, Ramesseum Tapınağı&#39;nda ilk kez bir eğitim kurumu bulunduğuna dikkat çekti. Bu buluş, Mısır&#39;ın antik mirasına olan ilgiyi artıracağı gibi, turistlerin Luksor'a ilgisini de yeniden canlandırabilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 08 Apr 2025 08:04:09 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İspanya'daki oymalar insanlık tarihini yeniden yazabilir]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ispanyadaki-oymalar-insanlik-tarihini-yeniden-yazabilir-7271/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ispanyadaki-oymalar-insanlik-tarihini-yeniden-yazabilir-7271/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6C09BA-580281-165FFC-67003C-85AE37-6E99C3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İspanya&#39;da arkeologlar, muhtemelen 200 bin yıldan daha eski, insanlar tarafından yapılmış bilinen en eski kaya oymalarını ortaya çıkardı. Bu, Avrupa&#39;daki insan varlığına ilişkin anlayışımızı değiştirebilecek bir bulgu.Araştırmacılar, Güney İspanya&#39;nın Marbella&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6C09BA-580281-165FFC-67003C-85AE37-6E99C3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İspanya&#39;da arkeologlar, muhtemelen 200 bin yıldan daha eski, insanlar tarafından yapılmış bilinen en eski kaya oymalarını ortaya çıkardı. Bu, Avrupa&#39;daki insan varlığına ilişkin anlayışımızı değiştirebilecek bir bulgu.Araştırmacılar, Güney İspanya&#39;nın Marbella belediyesinin Las Chapas bölgesindeki Coto Correa alanında yapılan arkeolojik kazı sırasında taş blok üzerinde basit bir &#34;X&#34; şeklindeki görsel tasarımın keşfedildiğini bildirdi.Alanda ve çevresinde daha önce yapılan kazılarda Avrupa&#39;da bulunan ve erken Paleolitik döneme tarihlenen en eski taş aletlerden bazıları ortaya çıkarılmıştı.Bölgede daha sonra yapılan kazılarda, alanın tarihlendirilmesini sağlayan daha fazla erken insan taş aleti ortaya çıkarılmıştı.Bu keşiflerden biri de 2022&#39;de bulunan ve basit çizgi gravürleriyle dikkat çeken dev bir taş bloktu.Araştırmacılara göre bu çizgi oymalar, &#34;İspanya&#39;da çok az bilinen ve Malaga eyaletinde benzeri görülmemiş bir dönem&#34; olan Erken Orta Paleolitik Çağ&#39;da Güney İspanya&#39;da yerleşimcilerin varlığını doğruluyor.Araştırmacılar, taş üzerindeki oymaların aynı zamanda insanlar tarafından yapılmış bilinen en eski oymalar olabileceğini söylüyor.Şimdiye kadar bilinen en eski taş aletler MÖ 1.500.000 ila 100.000 arasına tarihleniyor ve modern insanların Afrika&#39;dan göç etmeye başladığı dönemde Marbella bölgesinde tarih öncesi insanların varlığını doğruluyor.Bununla birlikte, dev taş blok üzerinde yapılan ilk analizler, oymaların yaklaşık 200 bin yıllık olabileceğini ve muhtemelen bilinen en eski mağara sanatından 100 bin yıl daha eski olduğunu gösteriyor.Marbella Belediye Meclisi&#39;nden yapılan açıklamada, &#34;İnsan kökenine dair bir dizi görsel temsil içeren bu eşsiz taş, en eski mağara sanatı tasvirlerinden 100 bin yıl daha eski olabilir&#34; dendi.Bilim adamları taşın ve oymanın tarihlendirilmesini doğrulamak için daha ileri değerlendirmeler yürütüyor.Belediye meclisi, &#34;Kesin tarihlendirme için uygulanan teknikler, örneklerin kesin bir kronolojisine olanak tanıyacak farklı tortu örneklerinin kuvars analizinden oluşuyor&#34; dedi.Araştırmacılar ayrıca işaretler dizisinin sanal bir kompozitini elde etmek için kayanın yüksek çözünürlüklü 3D taramasını yapmayı umuyor.Marbella Beleediye Meclisi, &#34;Bu, tüm yüzeyin maksimum ayrıntıda incelenmesine ve çalışma işaretleriyle görsel öğelerin tanımlanmasına olanak tanıyacak&#34; dedi.Bilim insanları, bu işaretleri yapan Taş Devri insanlarının muhtemelen Afrika&#39;dan Avrupa&#39;ya doğru yola çıkan erken dönem insan göç dalgasının bir parçası olduğunu düşünüyor.En eski insan yapımı kaya oymaları olduğu doğrulanırsa, Coto Correa alanının kıta boyunca insan göçü ve yerleşiminin anlaşılmasında kilit rol oynayabileceğini söylüyorlar.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 24 Mar 2025 16:37:54 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Neandertaller olmasaydı 'soyumuz tükenebilirdi']]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/neandertaller-olmasaydi-soyumuz-tukenebilirdi-5651/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/neandertaller-olmasaydi-soyumuz-tukenebilirdi-5651/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_00750E-2A28DC-F52E4B-2A3216-F3739D-5BDB0C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu yeni araştırma ayrıca Neandertal kuzenlerimizin başarımızdaki rolüne de ışık tutuyor.Uzun bir süredir Afrika&#39;dan ayrıldıktan sonra Avrupa kıtasındaki bu türe egemen geldiğimiz düşünülse de, yeni çalışmalar yalnızca Neandertallerle çiftleşen insanların gelişmeye devam&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_00750E-2A28DC-F52E4B-2A3216-F3739D-5BDB0C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu yeni araştırma ayrıca Neandertal kuzenlerimizin başarımızdaki rolüne de ışık tutuyor.Uzun bir süredir Afrika&#39;dan ayrıldıktan sonra Avrupa kıtasındaki bu türe egemen geldiğimiz düşünülse de, yeni çalışmalar yalnızca Neandertallerle çiftleşen insanların gelişmeye devam ettiğini, diğerlerinin soyunun tükendiğini gösteriyor.Hatta, Neandertal genleri bizi daha önce karşılaşmadığımız yeni hastalıklardan koruyarak gelişmemizde büyük rol oynamış olabilir.Araştırma ilk kez, Homo sapienslerin (modern insan) Afrika&#39;yı terk ettikten sonra Neandertallerle çiftleştiği ve ardından dünyanın daha geniş kesimlerine yayıldığı 48.000 yıl önceki kısa bir döneme odaklanıyor.Homo sapiensler bundan önce Afrika kıtasından geçmişti, ancak yeni araştırma, türler arasında çiftleşmenin olmadığı dönemde yaşayan bu popülasyonların hayatta kalmadığını gösteriyor.Almanya&#39;daki Max Planck Evrimsel Biyoloji Enstitüsü&#39;nden Profesör Johannes Krause,&#39;a göre modern insanların tarihinin artık yeniden yazılması gerekecek.&#34;Modern insanları, 60.000 yıl önce Afrika&#39;dan çıkıp gezegendeki en başarılı memeli olmak için tüm ekosistemlere yayılan büyük bir başarı hikayesi olarak görüyoruz. Ancak başlangıçta öyle değildik, birçok kez neslimiz tükendi.&#34;Bilim insanları, türümüzün kesintisiz bir şekilde evrim sürecinde ilerlediği hikayesinin yeniden yazılması gerekeceğini söylüyorUzun bir süre, hayatta kalan tek insan türünün nasıl evrimleştiğini çözmek, yüz binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın fosilleşmiş kalıntılarının şekillerine bakmaya ve anatomilerinin zamanla nasıl değiştiğini gözlemlemeye dayanıyordu.Antik kalıntılara seyrek rastlanıyordu ve genellikle hasar görmüş durumdalardı. Ancak binlerce yıllık kemiklerden genetik kodu çıkarma ve inceleme imkanı, gizemli geçmişimizin üzerindeki sis perdesini kaldırdı.Fosillerdeki DNA, bireylerin hikayesini, birbirleriyle nasıl ilişkili olduklarını ve göç örüntülerini anlatır.Homo sapienslerin Neandertallerle başarılı bir şekilde çiftleşmesinden sonra bile, Avrupa&#39;daki nüfusu sorunlarla karşılaştı.Neandertallerle çiftleşen ve onlarla birlikte yaşayan ilk modern insanlar 40.000 yıl önce Avrupa&#39;da tamamen yok oldular - ancak geride dünyaya daha da yayılacak kuşakları bıraktılar.Sonunda Avrupa&#39;ya dönerek buraya yerleşenler, bu ilk uluslararası öncülerin atalarıydı.Bunun nedenini kimse bilmiyor, ancak yeni kanıtlar bizi türümüzün onları avlayarak yok ettiği ya da onlara bir şekilde, fiziksel veya entelektüel olarak üstün olduğumuz teorilerinden uzaklaştırıyor.Profesör Krause bunun çevresel faktörlerden kaynaklandığı görüşünü destekliyor.&#34;Bu dönemde Avrupa&#39;da hem insanlar hem de Neandertaller yok oldu. Eğer biz başarılı bir tür olarak bölgede yok olduysak, daha küçük bir nüfusa sahip olan Neandertallerin yok olması büyük bir sürpriz değil.Bir Neandertal kafatası. Yaklaşık 40.000 yıl önce nesli tükenene kadar bu türle binlerce yıl birlikte yaşadıkLondra&#39;daki Doğa Tarihi Müzesi&#39;nden Profesör Chris Stringer&#39;a göre, iklim o zamanlar inanılmaz derecede dengesizdi. Bazen bir insanın yaşam süresi içerisinde, hava bugünkü kadar sıcakken daha sonra dondurucu soğuklar ortaya çıkabiliyordu.&#34;Çalışma, gezegendeki zamanlarının sonuna doğru Neandertallerin sayıca çok az olduğunu, birlikte yaşadıkları modern insan türlerinden daha az genetik çeşitliliğe sahip olduklarını ve kolayca yok olmanın eşiğine gelmiş olabileceğini gösteriyor&#34; dedi.Science dergisinde yayınlanan ayrı bir DNA çalışması, modern insanların Neandertallerden evrimsel bir avantaj sağlamış olabilecek bazı temel genetik özelliklere sahip olduğunu gösteriyor.Bunlardan biri bağışıklık sistemleriyle ilgili. İnsanlar Afrika&#39;dan çıktıklarında, daha önce hiç karşılaşmadıkları yeni hastalıklara karşı aşırı derecede hassas durumdalardı. Neandertallerle melezleşme, daha sonraki kuşaklara koruma sağladı.Stringer&#39;a göre, &#34;Belki de Neandertal DNA&#39;sı elde etmek başarının bir parçasıydı çünkü bize Afrika dışında daha iyi uyum sağlama yetenekleri sağladı&#34;.&#34;Biz Afrika&#39;da evrim geçirdik, oysa Neandertaller Afrika dışında evrim geçirdi. Neandertallerle melezleşerek bağışıklık sistemimizi hızlıca onarmış olduk.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 14 Dec 2024 13:19:44 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tacikistan'da 150 bin yıllık "göç rotası" keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/tacikistanda-150-bin-yillik-goc-rotasi-kesfedildi-5519/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/tacikistanda-150-bin-yillik-goc-rotasi-kesfedildi-5519/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C83487-84AECC-753B2B-2988DA-FABA25-F4E44C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Araştırmacılar, Tacikistan&#39;da yeni ortaya çıkarılan ve tarihi 150 bin yıl öncesine kadar uzanan kazı alanının, ilk insanların ve atalarının Orta Asya&#39;ya göçünde ve gelişiminde kilit bir rol oynadığını söylüyor.Akademik dergi Antiquity&#39;de yayımlanan çalışma, modern&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C83487-84AECC-753B2B-2988DA-FABA25-F4E44C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Araştırmacılar, Tacikistan&#39;da yeni ortaya çıkarılan ve tarihi 150 bin yıl öncesine kadar uzanan kazı alanının, ilk insanların ve atalarının Orta Asya&#39;ya göçünde ve gelişiminde kilit bir rol oynadığını söylüyor.Akademik dergi Antiquity&#39;de yayımlanan çalışma, modern Homo sapiens, Neandertaller ve Denisovalılar dahil olmak üzere farklı insan türlerinin Tacikistan&#39;ın Zerefşan Vadisi bölgesinde birlikte yaşamış olabileceğini ileri sürüyor.Çalışmanın ortak yazarlarından Yossi Zaidner &#34;Görünen o ki temelde Orta Çağ&#39;da İpek Yolu rotası diye bilinen Zerefşan Vadisi, bundan çok daha önce insanların yayılması için kilit bir güzergahtı&#34; dedi.Bilim insanları, Soii Havzak adıyla bilinen arkeolojik alanda yakın zamanda yapılan kazıda bir dizi taş alet, hayvan kemikleri ve kadim bitkiler keşfetti.Kazı alanının üç farklı bölgesinde yapılan çalışmalarda, 20 bin ila 150 bin yıl öncesine ait insan faaliyetleri katmanları ortaya çıkarıldı.Araştırmacılar bu kalıntıların, geçmişteki iklim ve çevreye dair ipuçlarının yanı sıra bölgede yaşayan farklı insan türlerini keşfetme fırsatı da sunduğunu söylüyor.Bilim insanları &#34;Yanık odun ve kemikler gibi iyi saklanmış organik malzemelerin, kazı alanını bölgenin kadim çevresini anlamak açısından &#34;önemli&#34; kıldığını belirtiyor.Dr. Zaidner &#34;Bu, bölgenin geçmişteki iklimini yeniden inşa etmemizi sağlıyor ve daha fazla kazının bölgedeki insan biyolojisi hakkında ipuçlarını açığa çıkarabileceğine dair umut veriyor&#34; dedi ve ekledi:Bu, Orta Asya&#39;da insan topluluklarının gelişimini ve davranışlarını anlamak için çok önemli.Arkeologlar, bölgede daha fazla kazıyla eski insan türleri topluluklarının birbiriyle nasıl etkileşime geçmiş olabileceğini açığa çıkarabileceğine inanıyor.Araştırmacılar, Orta Asya&#39;daki bu dağlık geçidinin tarih öncesi insan topluluklarının geniş bölgelere yayılması için kilit bir geçiş noktası işlevi görmüş olabileceğini söylüyor.Dr. Zaidner &#34;Kazı alanında süren araştırmanın modern insanlar, Neandertaller ve Denisovalılar gibi farklı insan topluluklarının bu bölgede nasıl etkileşime girdiğine dair yeni içgörüler kazandıracağını umuyoruz&#34; dedi.Bilim insanları, gelecek yıllarda devam edecek çalışmaların bu kritik bölgedeki insan göçü ve etkileşimine dair anlayışımızı derinleştirmesini bekliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 15 Nov 2024 09:32:44 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tuhaf koyun boynuzları, arkeologları şaşkına çevirdi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/tuhaf-koyun-boynuzlari-arkeologlari-saskina-cevirdi-5397/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/tuhaf-koyun-boynuzlari-arkeologlari-saskina-cevirdi-5397/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_59EFAB-A53B6F-3525A3-9C007C-E358DF-99D194.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Antik Mısır&#39;dan kalma bir mezarlıkta tuhaf bir şekilde deforme olmuş koyun kafatasları bulan arkeologlar, insanların çiftlik hayvanlarının boynuzlarını değiştirmesine dair bilinen en eski örneği ortaya koydu.Araştırmacılar Yukarı Mısır&#39;daki Hierakonpolis&#39;te yer alan&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_59EFAB-A53B6F-3525A3-9C007C-E358DF-99D194.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Antik Mısır&#39;dan kalma bir mezarlıkta tuhaf bir şekilde deforme olmuş koyun kafatasları bulan arkeologlar, insanların çiftlik hayvanlarının boynuzlarını değiştirmesine dair bilinen en eski örneği ortaya koydu.Araştırmacılar Yukarı Mısır&#39;daki Hierakonpolis&#39;te yer alan ve yaklaşık MÖ 3700&#39;e tarihlenen mezarlıkta büyük ve hadım edilmiş en az 6 erkek koyun kalıntısı da buldu.Bilim insanları, kalıntıları ortaya çıkarılan eski koyunların boynuzlarının doğal halindeki gibi yana dönük olmadığını söylüyor.Araştırmada yer alan Belçikalı bilim insanları, bunun yerine boynuzların yukarı doğru baktığını, bazı koyunlardaysa boynuzların tamamen çıkarılmış gibi göründüğünü söylüyor.&nbsp;Antik Mısır&#39;da çiftlik hayvanı boynuzlarının deforme edildiğine dair en eski kanıtJournal of Archaeological Science&#39;ta yayımlanan çalışmada araştırmacılar şöyle yazıyor:&nbsp;Boynuzlar yukarı doğru büyümeleri için kasten yönlendirilmiş ve bu durum üç vakada dik, paralel boynuzlarla sonuçlanmış.Çiftlik hayvanlarının boynuzları, hayvanların birbirine karşı güvenliğini sağlamak ve onları daha kolay idare etmek için bugün bile dünya genelinde değiştiriliyor.Daha önceki çalışmalarda bu uygulamanın geçmişi Antik Mısır&#39;a kadar dayandırılsa da tam kökeni gizemini korumaya devam ediyor.&nbsp;MÖ 3700 civarına tarihlenen eski koyun kafatasında, değişiklik yapıldığına dair belirtiler görülüyorAntik Mısır bir tarım toplumuydu ve sığır, koyun gibi çiftlik hayvanları firavunlar dönemi boyunca ve hatta hanedan öncesi dönemde bile kullanılıyordu.Et, kemik iliği, yağ ve süt ürünleri sağlayan sığırlar, nüfusun beslenme gereksinimlerinin çoğunu karşılıyordu.Ancak bazı eski çiftlik hayvanlarının istenen görevleri yerine getirebilmesi için sadece idare edilmeleri değil, aynı zamanda vücutlarının da fiziksel olarak değiştirilmesi gerekiyordu.Bu işlemlerden biri, hayvanın kasten veya istemeden bakıcısını yaralama ihtimalini azaltmak için sığır ve koyun boynuzlarının çıkarılması ya da değiştirilmesiydi.Boynuzları deforme edilmiş sığırların bilinen en eski sanatsal tasvirleri, yaklaşık MÖ 2686&#39;yla MÖ 2160 arasındaki Eski Krallık dönemine tarihlenen bir elitin mezarında bulunmuştu.Antik Mısır&#39;dan kalma koyun kafatasında, üzerinde değişiklik yapıldığına dair işaretler varSon çalışmada saptanan değiştirilmiş koyun kafatasları çok daha eski görünüyor.Araştırmacılara göre Hierakonpolis&#39;teki bu koyun kalıntıları, insanların çiftlik hayvanlarının boynuzlarını değiştirdiği en eski vakayı ve bu işlemin koyunlara uygulanmasının ilk kanıtını sunuyor.Kafatasları ve boynuz çekirdeği kalıntılarının analizi, boynuzları paralel, yukarı dönük bir hale getirmek için Antik Mısırlıların koyun boynuzlarını tabanlarından kırıp birbirine bağladığına işaret ediyor.Bulgular, Antik Mısırlıların boynuzları şekillendirmeye çoktan aşina olduğunu gösteriyor ve uygulamanın Nil Vadisi&#39;nde uzun bir geçmişi olduğunu doğruluyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 08 Nov 2024 16:01:05 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Medeniyetin doğduğu yerde yazının kökenine dair büyük keşif]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/medeniyetin-dogdugu-yerde-yazinin-kokenine-dair-buyuk-kesif-378/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/medeniyetin-dogdugu-yerde-yazinin-kokenine-dair-buyuk-kesif-378/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EFC968-BF0ACA-80A8C6-B09BD1-D63F4F-BF5283.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Medeniyetin doğduğu Mezopotamya&#39;da, bilinen en eski yazı sistemi MÖ 3 bin civarında başlamıştı.Sümerlerin geliştirdiği ve kil tabletler üzerine yazılan ilk çivi yazısı, büyük ölçüde Uruk kentine, yani bugünkü Irak&#39;a dayanıyor. Bugüne kadar binlerce tabletin yanı sıra&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EFC968-BF0ACA-80A8C6-B09BD1-D63F4F-BF5283.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Medeniyetin doğduğu Mezopotamya&#39;da, bilinen en eski yazı sistemi MÖ 3 bin civarında başlamıştı.Sümerlerin geliştirdiği ve kil tabletler üzerine yazılan ilk çivi yazısı, büyük ölçüde Uruk kentine, yani bugünkü Irak&#39;a dayanıyor. Bugüne kadar binlerce tabletin yanı sıra genellikle imza olarak kullanılan küçük taş silindir mühürler de ortaya çıkarıldı.İtalya&#39;nın Bologna Üniversitesi&#39;nden akademisyenler, bu 6 bin yıllık silindirlere kazınmış tasarımlarla Uruk&#39;ta çivi yazısından önce ortaya çıkan proto-çivi yazısındaki piktograflar arasındaki bağlantıları tespit etti.Araştırmaya liderlik eden Profesör Silvia Ferrara pazartesi günü The Independent&#39;a yaptığı açıklamada, &#34;Yazının 4. bin yılda Mezopotamya&#39;nın Uruk bölgesinde nasıl doğduğuna dair geleneksel açıklamanın gerçekten geçerli olup olmadığını görmek istedik&#34; dedi.Çalışma salı günü Antiquity adlı bilimsel dergide yayımlandı.Ferrara bulguların, jetonların yazıyı mümkün kılan araçlar olduğunu bulan önceki araştırmalara katkı sağladığını söylüyor.Farklı boyutlardaki kil jetonlara, günlük hayatta kullanılan eşyaların şeklinin verildiği düşünülüyor.Ferrara bunların geometrik olduğunu ve bu mühürler gibi simgesel imgeler taşımadığını, oysa proto-çivi yazısı sisteminin işaretlerinin çok ikonografik bir başlangıcı olduğunu ifade ediyor:Bir şeylere benziyorlar.Araştırmacı &#34;Silindir mühürlerin üzerindeki bazı imgelerin aslında birkaç yüzyıl sonra kullanılan proto-çivi yazısı sisteminin işaretlerine benzediğini fark ettik&#34; diyor.Uruk ve çevresindeki diğer şehirler arasındaki alışveriş ağının parçası olan silindir mühürler... Yazının yaratılmasından sorumlu bir mekanizmaydı.Bu bulgular, silindir mühür sistemiyle yazının icadı arasında bağlantı olduğuna ilk kez işaret ediyor. Mühürler aynı zamanda çeşitli tarım ve tekstil ürünlerini takip eden bir muhasebe sistemi olarak da kullanılıyordu.Araştırmanın ortak yazarları Kathryn Kelley ve Mattia Cartolano, Ferrara&#39;yla birlikte çalıştı. Kelley, insanları bir yazı sistemine adım atmaya iten şeyin ne olduğunu anlamak istediklerini söylüyor.Kelley &#34;Aslen tarih öncesi mühürleme teknolojisi olan mühürlerden yazıya doğru başka tür bir ilişki kurmaya çalışmak istedik&#34; diyor.İşte bağlantı burada. Makalede sunduğumuz kritik bağlantı, birkaç işaretten oluşan ilk somut küme ve şunu açıkça söyleyebiliriz: Bunlar yazıdan önce de vardı, benzer şekillerde kullanılıyorlardı ve taşıdıkları bir tür anlamsal ilişki, yazının icadına taşındı.Bir proto-çivi yazısı tableti görülüyor. Proto-çivi yazısı, MÖ 4. binyılın sonunda ortaya çıkan eski bir Mezopotamya yazı sistemiydi&nbsp;Ferrara, araştırmacıların mühürlerin yazının tek kaynağı olduğunu söylemediğini belirtiyor. Bulgular, uygulamanın kökenlerine ilişkin insanların anlayışına nüans katıyor.Araştırmacı &#34;Ancak okuma yazma öncesi imge geleneklerinin ve bu durumda mühürlerin, bilgi teknolojisini farklı bir yöne taşıyan uyarıcıların bir parçası olduğuna dair çok somut bazı kanıtlar gösteriyoruz&#34; diyor.Mezopotamya, Mısır, Çin ve Güney Amerika Maya kültürü, yazının icat edildiği ilk 4 örnek. Öte yandan başka bir kaynak daha olabilir. Modern Hindistan&#39;la Pakistan&#39;da ve Paskalya Adası&#39;nda örnekler var. İki sistem de henüz çözülemedi.&nbsp;Ferrara, &#34;Örneğin Paskalya Adası örneğinde, şu anda buranın aslında dünyada yazının icat edildiği 5. yer olduğunu düşünmemize yol açan dolaylı kanıtlardan daha fazlasına sahibiz&#34; diyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 06 Nov 2024 17:21:37 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[3 bin yıllık mumyanın sırrı bilgisayarlı tomografiyle çözüldü]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/3-bin-yillik-mumyanin-sirri-bilgisayarli-tomografiyle-cozuldu-1228/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/3-bin-yillik-mumyanin-sirri-bilgisayarli-tomografiyle-cozuldu-1228/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5603B-6C0869-769577-F3872F-79698B-AE1F1B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />X ışını taramaları, Antik Mısırlıların ünlü &#34;kilitli mumyasının&#34; görünürde hiçbir giriş noktası olmadığı halde bir tabutun içine nasıl yerleştirildiğini sonunda ortaya çıkardı.Şikago&#39;daki Field Museum&#39;da yer alan bir düzineden fazla Mısırlı mumyanın&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5603B-6C0869-769577-F3872F-79698B-AE1F1B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />X ışını taramaları, Antik Mısırlıların ünlü &#34;kilitli mumyasının&#34; görünürde hiçbir giriş noktası olmadığı halde bir tabutun içine nasıl yerleştirildiğini sonunda ortaya çıkardı.Şikago&#39;daki Field Museum&#39;da yer alan bir düzineden fazla Mısırlı mumyanın arasında, 3 bin yıl önce yaşamış aristokrat Chenet-aa, tuhaf gömme işlemi sebebiyle dikkat çekiyordu.Cesedi, ölümünden kısa bir süre sonra görünürde hiçbir dikişi olmayan, kağıt hamuruna benzeyen bir kutuya yerleştirilerek öbür dünyaya hazırlanmış gibi görünüyordu.Bu, günümüz araştırmacılarının, Chenet-aa&#39;nın kalıntılarının nasıl içeri yerleştirildiğine dair kafasını karıştırmış ve &#34;kilitli mumya gizemi&#34; diye adlandırdıkları durumu yaratmıştı.An itibarıyla X ışınlı bilgisayarlı tomografi sayesinde, Leydi Chenet-aa&#39;nın kalıntılarının 3 bin yıldan daha fazla süre korunmasını sağlayan kaplamaya ışık tutuldu.Field Müzesi&#39;nde üst düzey antropoloji koruyucusu olan J.P. Brown &#34;Sırttan aşağı inen bir dikiş ve bazı iplikler olduğunu görmeye başlayabiliyoruz&#34; dedi.Son incelemeler, mumyanın dik tutulduğunu ve kartondan tabutun, cesedin etrafında şekil verilecek esnekliğe ulaşana dek nemle yumuşatıldığını açığa çıkardı.Araştırmacılar, sonrasında başından ayağına bir kesik açıldığını ve sarılan bedenin içeri yerleştirildiğini söylüyor.Ardından kesiğin bir dikişle kapatıldığını ve her şeyi bir arada tutmak için ayaklara ahşap bir panel çakıldığını belirtiyorlar.Taramalar, Leydi Chenet-aa&#39;nın 3 bin yıl önce öldüğünde 30&#39;larında veya 40&#39;lı yaşlarının başında olduğunu da saptadı.&nbsp;Araştırmacılar, Field Müzesi&#39;ndeki mumyayı tarıyorDişlerinin birkaçını, yediği gıdalar diş minesini zedeleyen kum taneleri içerdiği için kaybetmiş gibi görünüyor.Tabutun içindeki mumyalanmış kalıntılarında, Chenet-aa&#39;nın gözlerinin öbür dünyaya onunla geldiğine emin olmak üzere göz çukurlarına yerleştirilmiş ilave gözler vardı.&nbsp;Bir araştırmacı, mumyanın kompozit taramasını analiz ediyorDr. Brown &#34;Antik Mısır&#39;da öbür dünyaya bakış açısı bizim emeklilik birikimlerine yaklaşımımıza benziyor. Hazırlık yaptığın, hayatın boyunca bu amaçla kenara para koyduğun ve sonunda gerçekten keyfini çıkarabilmek için yeterince birikim yaptığını umduğun bir şey&#34; diye açıkladı.Dr. Brown &#34;Yapılan eklemeler çok doğrudan. Göz istiyorsan fiziksel gözler veya en azından gözlere fiziksel bir gönderme olması gerekiyor&#34; dedi.Bilim insanları araştırmanın, bilgisayarlı tomografi taramaları sayesinde tabutlarda korunan antik mumyalar hakkında edinebileceğimiz yeni bilgilerin bir göstergesi olduğunu düşünüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Oct 2024 10:39:09 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Romalı gladyatör mezarından gladyatör çıkmadı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/romali-gladyator-mezarindan-gladyator-cikmadi-898/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/romali-gladyator-mezarindan-gladyator-cikmadi-898/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_87568A-A03EE1-4BB84D-4B436F-C73747-00CB4B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Romalı bir gladyatörün yeni ortaya çıkarılan mezarı, kimliği belirlenemeyen 12 kişinin kemiklerini içeriyor ancak gladyatörün kalıntıları yok.Kültür ve Turizm Bakanlığı&#39;ndan araştırmacılar, buluntunun son derece önemli bir antik Akdeniz liman kentinin tarihine daha fazla&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_87568A-A03EE1-4BB84D-4B436F-C73747-00CB4B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Romalı bir gladyatörün yeni ortaya çıkarılan mezarı, kimliği belirlenemeyen 12 kişinin kemiklerini içeriyor ancak gladyatörün kalıntıları yok.Kültür ve Turizm Bakanlığı&#39;ndan araştırmacılar, buluntunun son derece önemli bir antik Akdeniz liman kentinin tarihine daha fazla ışık tuttuğunu söyledi.Efes&#39;teki Ayasuluk Tepesi&#39;nde bulunan mezar, 3. yüzyılda yaşamış Euphrates adlı bir gladyatöre aitti ancak iki yüzyıl sonra 12 erkek ve kadın için &#34;toplu mezar&#34; olarak yeniden kullanıldı.Efes, Bizans İmparatorluğu&#39;na bağlı bir antik Yunan şehriydi.Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi&#39;nden arkeolog Sinan Mimaroğlu, Live Science&#39;a, &#34;Mezardaki yazıdan, başlangıçta gladyatörler için kullanıldığını biliyoruz. Lahit, MS 3. yüzyılda inşa edilmiş&#34; diye konuştu.Arkeologlar, mezarın özenli tasarımına ve yapımında kullanılan malzeme türlerine dayanarak, gömülen kişilerin muhtemelen üst sınıfa ya da din adamlarına mensup olduğunu düşünüyor.Türkiye Today&#39;e konuşan Dr. Mimaroğlu, &#34;Sıradan birinin bir kilisenin içine böylesine titiz bir şekilde gömülmesi pek olası değil&#34; dedi.Ancak gladyatör ve hayatı hakkında, yapının üzerine kazınmış adı dışında çok az şey biliniyor.Araştırmacılar halen gladyatörü ve yaşadığı dönemi daha iyi anlamak için lahdin kapağındaki gravürleri inceliyor.Araştırmacılar, mezarlığın daha sonra ahşap çatılı bir bazilikaya ve ardından kubbeli bir kiliseye dönüştürüldüğünü söyledi.Bilim insanları mezara 8. yüzyıl civarında bir kapak eklendiğini ve 5. yüzyıla tarihlenen üç haç kabartması bulunduğunu tespit etti.Bazilikanın yaklaşık 20 cm altında gömülü mermer bir zemin, bir drenaj sistemi ve birkaç mezar daha vardı.&nbsp;Efes Antik Kenti&#39;nde bir yapının kalıntılarıUNESCO&#39;ya göre son keşif, antik Akdeniz dünyasının en büyük ve en önemli kentlerinden biri olduğu düşünülen antik kentin tarihine daha fazla ışık tutuyor.Kentin kökenleri gizemini koruyor ancak arkeologlar Persler ve Yunanlılar da dahil bir dizi fatih tarafından yönetildiğini söylüyor.Daha sonra Roma Cumhuriyeti döneminde Efes, &#34;özgür&#34; bir şehir ve antik Doğu-Batı ticaretinin önemli bir noktası olarak tanındı.Yunanistan, İtalya ve Roma&#39;nın geri kalanına ürün ihraç etmek için kullanılan en önemli Akdeniz limanlarından biriydi.Daha sonraki dönemlerde şehir, Aziz Pavlus&#39;un misyonlarının çoğunu başlattığı bir üs olarak hizmet vererek Hıristiyanlığın yayılmasında kilit rol oynadı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 16 Oct 2024 06:19:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sibirya'da 18 at mezarı, İskitlerin kökenini aydınlatıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/sibiryada-18-at-mezari-iskitlerin-kokenini-aydinlatiyor-6866/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/sibiryada-18-at-mezari-iskitlerin-kokenini-aydinlatiyor-6866/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_10B86B-04F9F7-3B311E-C4DE76-BAC468-758926.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Avrasya steplerinin göçebe İskitleri yerleşim yerleri inşa etmemişti. At odaklı kültürleri ve hayvanları belirli pozlarda tasvir eden özgün sanatlarıyla ünlenmişlerdi. Olağanüstü binici ve savaşçılardı ve MÖ 900&#39;le 200 arasında antik Yunanlıların, Asurluların ve Perslerin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_10B86B-04F9F7-3B311E-C4DE76-BAC468-758926.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Avrasya steplerinin göçebe İskitleri yerleşim yerleri inşa etmemişti. At odaklı kültürleri ve hayvanları belirli pozlarda tasvir eden özgün sanatlarıyla ünlenmişlerdi. Olağanüstü binici ve savaşçılardı ve MÖ 900&#39;le 200 arasında antik Yunanlıların, Asurluların ve Perslerin korku salan düşmanıydılar.İskitlerin, Orta Asya&#39;dan güneybatı Rusya ve Ukrayna&#39;ya göç ettikleri bilinse de kesin kökenleri gizemini koruyor.Almanya&#39;daki Max Planck Enstitüsü&#39;nden antropolog Gino Caspari, &#34;İskitler, Yunan tarihçi Herodot&#39;un günlerinden beri insanların hayal gücünü harekete geçiriyor&#34; dedi.Ancak kültürlerinin kökenleri uzun süre Avrasya bozkırlarının ücra köşelerinde gizli kaldı.Salı günü Antiquity akademik dergisinde yayımlanan yeni çalışma, Sibirya&#39;nın güneyinde ortaya çıkarılan bir kraliyet höyüğünün en eski örneklerinden birini detaylandırıyor. Höyükte bir kadına ve 18 ata ait parçalanmış kalıntılar bulunuyor. Araştırmaya göre, bu atlar büyük olasılıkla höyükte gömülü olan seçkinlerden birini onurlandırmak için kurban edilmişti.Hayvan kalıntılarından bazılarının dişleri arasında hâlâ pirinç ağızlıklar bulunuyor.Mezar İskit eserleri ve binicilik ekipmanları da içeriyor.Bulgular, Sibirya&#39;daki höyüğü, tarihi metinlerde binlerce kilometre batıda yaşadıkları belirtilen İskitlerin cenaze ritüelleriyle ilişkilendiriyor.MÖ 9. yüzyılın sonlarına tarihlenen mezar, İskit gömülerinin kanıtlarını gösteren bilinen en eski höyüklerden biri.Dr. Caspari, &#34;Eşsiz bir kültürel fenomenin en eski kanıtlarından bazılarını ortaya çıkarmak bir ayrıcalık ve bir çocukluk hayalinin gerçekleşmesi&#34; dedi.&nbsp;Sibirya&#39;nın güneyindeki mezar alanından buluntularArkeologlar gömünün Moğolistan&#39;daki Geç Bronz Çağı mezarlarıyla benzerlikler taşıdığını söylüyor. Bu da İskitlerin cenaze ritüellerinin daha da doğu ve güneyden gelmiş olabileceğini düşündürüyor.Dr. Caspari, &#34;Bulgularımız kıtalararası kültürel bağlantıların gelişiminde İç Asya&#39;nın önemini vurguluyor&#34; dedi.Bulgular ayrıca, bu mezar uygulamalarının Avrasya&#39;daki daha geniş kültürel ve siyasi dönüşüm sürecinde rol oynadığını ve daha sonraki pastoralist imparatorlukların ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu gösteriyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 09 Oct 2024 02:09:38 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mezopotamyalılar akşam yemeğinde ne yiyordu?]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mezopotamyalilar-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-5764/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mezopotamyalilar-aksam-yemeginde-ne-yiyordu-5764/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04DB3F-47FAB6-604CE3-9B7232-5234F2-00543F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Orta Doğu&#39;da yapılan bir arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan çivi yazısıyla kaplı küçük kil tabletler muhtemelen 1911&#39;den beri Yale Üniversitesi Babil Koleksiyonu&#39;ndaydı. Üzerinde tıbbi ilaç tarifleri olduğu düşünülüyordu.Fransız araştırmacı Jean Bottéro, tabletlerin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04DB3F-47FAB6-604CE3-9B7232-5234F2-00543F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Orta Doğu&#39;da yapılan bir arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan çivi yazısıyla kaplı küçük kil tabletler muhtemelen 1911&#39;den beri Yale Üniversitesi Babil Koleksiyonu&#39;ndaydı. Üzerinde tıbbi ilaç tarifleri olduğu düşünülüyordu.Fransız araştırmacı Jean Bottéro, tabletlerin ne dediğini ancak 1980&#39;lerin başlarında anlayabildi.Onlar yaklaşık 4 bin yıldır, akşam yemeğinden bahsediyorlardı.Dört tabletten en genişleri bir sabun kalıbı büyüklüğünde, bin yıldan daha eskiye dayanan en küçüğü ise sadece bir avuca sığıyor. Ve onlar ilaç değil yemek içerikleriyle dolu.En az İÖ 1730&#39;a tarihlenen üç büyük tablet çoğunlukla güveç tarifleri içeriyor; en küçüğü daha sonraki bir döneme ait ve et suyundan bahsediyor.Bunların varlığı bile bir gizem.Koleksiyonun yardımcı küratörü Agnete Lassen, Antik Mezopotamya&#39;da insanların nadiren yemek tarifi yazdığını söylüyor:&#34;Yüz binlerce çivi yazısı belgesinden, yemek tarifi içeren yalnızca bunlar var ve bir açıklama bulamıyoruz&#34;.Bugün bilinmeyen malzemeler varAntik Mezopotamya&#39;da insanlar yiyeceklerini nasıl hazırladıklarını nadiren yazarlardıHarvard Üniversitesi&#39;nden Asurbilimci Gojko Barjamovic, yazıtlarda bugün bilinmeyen malzemelerin ortaya çıktığını söyledi. Asum mersin ve salu ise tere tohumu demek. Peki, hurrium ne?Barjamovic, Lassen ve çalışma arkadaşlarının yazdığı makaleden, bilinmeyen baharatların listesini okumak bile, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan kayıp bir bahçenin görüntülerini çağrıştırıyor: Kurullu, kuruš, nīnu. Silaru, zanzar, zibibianu.Tabletler, antik veya modern birçok yemek tarifinde olduğu gibi aynı ilginç varsayıma sahip: Yazar, okuyucunun, temelde neyi amaçladığını zaten bilmesini bekliyor.Talimatlar kısa ve öz.Pek çok eski tarifte olduğu gibi, miktar belirtilmemiş.Et suyu güveç, bugün de Irak yemeklerinin en temel parçasıBirkaç yıl önce Barjamovic, Lassen ve Iraklı yemek tarihçisi Nawal Nasrallah da dahil bazı uzmanlar bu yemeklerin bugün nasıl görüneceği konusunda bazı çalışmalar yaptı.Bottéro tarafından yapılan tariflerin çevirilerini güncellediler. Yemeği dayanılmaz derecede acı hale getirerek diğer yiyeceklerin fark edilmesini engelleyen bir malzemeyi kaldırdılar.Nasrallah, tariflerin tamamının güveç ve et sularından oluşmasının çarpıcı olduğunu belirtiyor.Et suyu içinde et ve sebzelerden oluşan güveç, modern Irak yemeklerinin temel bir parçası ve aynı zamanda Orta Çağ Irak yiyeceklerinin de önemli bir özelliğiydi.Tabletlerden birinde yer alan Tu&#39;hu olarak bilinen kuzu güvecinin tarifi:Sonra bacak etini yağda mühürle.Tuz, bira, soğan, roka, kişniş, İran arpacık soğanı, kimyon, pancar, su ekle.Ezilmiş pırasa, sarımsak ve daha fazla kişniş ekle.Sonra Mısır pırasası olan kurrat ekle.Pancarlar onu kırmızıya çevirsinDört tarif içinden Lassen&#39;in favorisi bu.Ancak insanların zevkleri zamanla farklılaşabiliyor. Örneğin Romalıların en ünlü yiyeceklerinden bazıları bugün İtalyan mutfağında yer almıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 18 Aug 2024 05:13:00 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Londra ile Atina arasında Parthenon Heykelleri gerginliği]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/londra-ile-atina-arasinda-parthenon-heykelleri-ger/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/londra-ile-atina-arasinda-parthenon-heykelleri-ger/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_523B3A-6993FA-D03BBD-46DCAC-AC97AB-51E5F8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, bugün Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile planlanan görüşmesini son anda iptal etti. Miçotakis, görüşmenin aniden iptal edilmesi nedeniyle büyük hayal kırıklığına uğradığını söyledi ve Sunak yerine Başbakan Yardımcısı Oliver Dowden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_523B3A-6993FA-D03BBD-46DCAC-AC97AB-51E5F8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, bugün Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile planlanan görüşmesini son anda iptal etti.

	
Miçotakis, görüşmenin aniden iptal edilmesi nedeniyle büyük hayal kırıklığına uğradığını söyledi ve Sunak yerine Başbakan Yardımcısı Oliver Dowden ile ayarlanan alternatif görüşme teklifini de reddetti.

	
Sunak'ın ofisinden yapılan açıklamada, Miçotakis&#39;in İngiltere ziyareti sırasında Parthenon Heykelleri konusunu gündeme getirmeyeceğine dair Yunan hükümetinden güvence aldıkları inancı dile getirildi.

	&#34;Mona Lisa tablosunu ikiye kesip sergilemek gibi&#34;

	
İngiltere&#39;yi ziyaret eden Miçotakis, 25 Kasım'da BBC&#39;nin yaptığı söyleşide, Atina Akrapolisi&#39;nden Osmanlı İmparatorluğu döneminde İngiltere&#39;ye götürülen Elgin Mermerleri'nin Yunanistan&#39;a iade edilmesi gerektiğini söylemişti.

	
Miçotakis, geri kalan kısmı Atina'daki Akropolis Müzesi'nde sergilenen bu eserlerin iki ayrı ülkede sergilenmesini &#34;Mona Lisa tablosunu ikiye kesip sergileme" olarak nitelemişti.

	
Sunak&#39;ın bugün yapılması ve yaklaşık 45 dakika sürmesi planlanan görüşmeyi son anda iptal etmesinden çok rahatsız olduğu belirtilen Miçotakis, &#34;Duruşlarının doğru ve adil olduğuna yürekten inananlar, yapıcı bir tartışmaya girmekten asla çekinmezler" yorumunda bulundu.

	
İngiltere ve Yunanistan&#39;ın dostluğunun uzun bir geçmişe dayandığını belirten Miçotakis, &#34;Parthenon Heykelleri konusundaki pozisyonumuz belli. İngiliz mevkidaşımla bu konuda bir görüş alışverişinde bulunacağımı tahmin ediyordum&#34; diye konuştu.

	Miçotakis: &#34;Mesele eserlerin mülkiyeti değil, bütünlüğü"

	
BBC 1'de 25 Kasım&#39;da Laura Kuenssberg&#39;in sunduğu programa katılan Miçotakis, tarihi eserlerin İngiltere ve Yunanistan&#39;daki parçalarının resimlerini gösteren Kuenssberg&#39;in &#34;Sizce nerede daha güzel görünüyorlar?&#34; sorusuna, &#34;Cevap bence çok açık&#34; yanıtı vermişti.

	
Müzenin, bu eserlerin teşhir edilmesi için kurulduğunu belirten Yunan Başbakan, &#34;Eserler Akropolis Müzesi&#39;nde daha güzel görünüyor" demişti.

	
Tartışmanın sadece eserlerin &#34;mülkiyeti&#34; odaklı sürdürülmemesi gerektiğini belirten Miçotakis, &#34;Bence konu daha ziyade, eserlerin yeniden bir araya getirilmesiyle ilgili. Özgün hali tek parça olan bir anıtı nerede daha iyi değerlendirebilirsiniz?&#34; diye sordu.

	
Eserlerin Yunanistan'a ait olduğunu ve geçmişte çalındığını da savunan Miçotakis, mevcut durumun Mona Lisa tablosunu ortadan kesip iki ayrı yerde sergilemeye benzediğini belirtti. &#34;Sizce tabloyu bölünmüş halde görenler keyif alabilir miydi?&#34; diye soran Miçotakis, bu yüzden Elgin Mermerleri&#39;nin orijinal yeri Yunanistan&#39;a geri gönderilmesi için lobi çalışması yürüttüklerini söyledi.

	
Kiryakos Miçotakis konuyu bugün Rishi Sunak ile yapacağı görüşmede de gündeme getireceğini belirtmişti. Ancak bu görüşmenin iptal olması üzerine Yunanistan&#39;a geri dönüyor.

	
Yunanistan Başbakanı dün İngiltere&#39;de muhalefetteki İşçi Partisi&#39;nin başkanı Keir Starmer&#39;la da görüşmüştü. Starmer, Atina ile British Museum arasında bir &#34;ödünç verme&#34; anlaşması yapılırsa buna karşı çıkmayacaklarını söylemişti.

	Elgin Mermerleri

	
Atina Akropolisi'nde, Athena Tapınağı Parthenon ve çevresindeki yapılara ait olan ve halen İngiltere'deki British Museum&#39;da sergilenen, M.Ö. 447-432&#39;de inşa edilen eserlere Elgin Mermerleri deniyor.

	
Eserler, Yunanistan topraklarının Osmanlı İmparatorluğu&#39;na ait olduğu 19. yüzyıl başlarında, İngiliz diplomat Lord Elgin (Thomas Bruce) tarafından İngiltere&#39;ye götürülmüştü. British Museum&#39;da sergilenen eserler arasında tapınağın duvar süslerinin (friz) 75 metrelik bir kısmı da bulunuyor.

	
British Museum&#39;un resmi sitesinde yer alan açıklamaya göre, Lord Elgin eserleri padişah fermanına dayanarak 1801ile 1816 arasında İngiltere&#39;ye götürdü. Dönemin İngiltere hükümeti, yaptığı araştırma sonucu eserlerin İngiltere&#39;ye götürülmesinin &#34;yasal&#34; olduğu sonucuna vardı.

	
Eserlerin kalıcı olarak Yunanistan&#39;a iade edilmesi için ilk başvuruysa 1983&#39;te yapıldı. Müzenin internet sitesinde, &#34;eserlerin iadesi için yapıcı görüşmelerin&#34; sürdüğü&#34; bilgisi de yer alıyor.

	Ödünç vermek mümkün mü?

	
İngiltere&#39;de 1963 tarihli &#34;British Museum Kanunu&#34; eserlerin müze koleksiyonundan çıkarılmasını yasaklıyor. Ancak ödünç verme konusunu düzenleyen bir kanun bulunmuyor.

	
Geçen yaz, British Museum envanterindeki bazı eserlerin bir çalışan tarafından çalınarak internette satışa sunulduğu ortaya çıkmıştı. Bu olaydan sonra birçok ülke, tarihinin en büyük krizlerinden biriyle karşı karşıya olan dünyaca ünlü müzeye, &#34;eserlerimizi geri verin&#34; çağrısı yapıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 28 Nov 2023 06:09:24 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Arkeologlar tuhaf bir Maya savaşçısı heykeli buldu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/arkeologlar-tuhaf-bir-maya-savascisi-heykeli-buldu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/arkeologlar-tuhaf-bir-maya-savascisi-heykeli-buldu/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_31ECD7-F36B3F-2255C5-E81E3B-FE9D62-255430.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, yılan şeklinde miğfer giyen bir Maya savaşçısının tuhaf heykelini &nbsp;Meksika&#39;da Kolomb öncesi döneme ait bir tapınağın altında ortaya çıkardı. Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü&#39;ne (INAH) göre 33 cm boyunda ve 28 cm genişliğindeki heykel Yucatán&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_31ECD7-F36B3F-2255C5-E81E3B-FE9D62-255430.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, yılan şeklinde miğfer giyen bir Maya savaşçısının tuhaf heykelini &nbsp;Meksika&#39;da Kolomb öncesi döneme ait bir tapınağın altında ortaya çıkardı.

	
Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü&#39;ne (INAH) göre 33 cm boyunda ve 28 cm genişliğindeki heykel Yucatán Yarımadası&#39;ndaki Chich&eacute;n Itzá&#39;da keşfedildi.

	
Bilim insanları, çenesi açık bir yılan şeklinde miğfer ve tüylü elbise giyen bir savaşçıyı tasvir ediyor gibi görünen eserin, yaklaşık bin yıl önce inşa edilmiş daha büyük bir heykelin parçası olabileceğini düşünüyor.

	
Kolomb öncesi uygarlık, MS 9. ve 13. yüzyıllar arasında Mayaların, Yucatán Yarımadası&#39;nda geliştirdiği en büyük merkezlerden biriydi.

	
Chich&eacute;n Itzá&#39;nın zirve döneminde onbinlerce insana ev sahipliği yaptığı biliniyor.

	
Bölgede ayrıca yaklaşık 30 metre yüksekliğinde El Castillo adında bir piramit bulunuyor.

	
INAH, popüler turizm merkezinde yeni bir müze, ziyaretçi merkezleri ve insanları buraya ulaştıracak bir tren hattı (Tren Maya) inşa etmek için çalışıyor.

	
Halihazırda Chich&eacute;n Itzá günde en az 3 bin 500 turist ağırlıyor. UNESCO&#39;ya göre bu sayı yoğun sezonda günlük 8 bin ziyaretçiye ulaşabiliyor.

	
Bu durum, Hispanik dönem öncesinin dokusunun bozulmasını önlemek için sürekli bakım ve dikkat gerektiriyor.

	
Chich&eacute;n Itzá&#39;daki Casa Colorada kompleksinde ortaya çıkarılan savaşçı heykeli, demiryolu hattı inşaatıyla birlikte yürütülen arkeolojik araştırma sırasında keşfedildi.

	
Tren hattının inşası sırasında şimdiye kadar, bir milyondan fazla seramik parçası ve 600 insan mezarı de dahil olmak üzere bir dizi arkeolojik buluntu elde edildi.

	
Ayrıca bir dizi mimari yapı ve çeşitli başka eserler de keşfedildi.

	
Bilim insanları, Chich&eacute;n Itzá Arkeolojik Bölgesi&#39;ndeki yüz heykelinin keşfinin, bölgenin mevcut halkının geçmişleriyle sahip olabilecekleri bağın bir işareti olduğunu söylüyor.

	
Kırık olmasına rağmen heykelin ayakta durduğunu ve iyi muhafaza edilmiş bir durumda olduğunu belirttiler.

	
INAH, &#34;Heykelin parametrelerinin Maya şehrinin en erken dönemlerinde kullanılanlarla uyumlu olduğu sonucuna varılabilir&#34; diye ekledi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Nov 2023 02:24:28 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Antik papirüsteki ilk kelime yapay zeka ile deşifre edildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/antik-papirusteki-ilk-kelime-yapay-zeka-ile-desifr/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/antik-papirusteki-ilk-kelime-yapay-zeka-ile-desifr/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4A6216-79CFE6-1F4390-D4C33C-9FDA54-D0857D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Papirüslere yazılı antik belgeler de gömülmüş ve kömüre dönüşmüştü. Antik papirüs tomarları neredeyse 2 bin yıl, 20 metre kalınlığındaki volkanik çamur, kül ve sünger taşlarının altında kaldı. Belgeler, kendisini İmparator ilan edip, daha sonra suikastla öldürülen ünlü&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4A6216-79CFE6-1F4390-D4C33C-9FDA54-D0857D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Papirüslere yazılı antik belgeler de gömülmüş ve kömüre dönüşmüştü.
	
	
Antik papirüs tomarları neredeyse 2 bin yıl, 20 metre kalınlığındaki volkanik çamur, kül ve sünger taşlarının altında kaldı.
	
	
Belgeler, kendisini İmparator ilan edip, daha sonra suikastla öldürülen ünlü Romalı general ve devlet adamı Julius Sezar&#39;ın kayınpederine ait olduğu düşünülen bir villadaydı.
	
	
Pompei&#39;deki antik kalıntılar 1700&#39;lü yıllarda ilk olarak gün ışığına çıkartıldığında, 600&#39;den fazla papirüs belge de bulunmuştu.
	

Volkanik patlama sayesinde korunmuşlardı ama o kadar hassaslardı ki, yanlış bir şekilde tutulduğunda toz olup, dağılıyordu.
	
	
Bu belge tomarlarını açmadan ve hasar vermeden okumak, yüzlerce yıldır mümkün olmamıştı.
	



Yanmış papirüslerin 3 boyutlu röntgenleri çekildi.
	
	
Bu Herculaneum belgelerinin okunabilmesi için Mart ayında, bir makine öğrenme ve bilgisayar görüntüleme mücadelesi olan Vezüv Yarışması yapıldı.
	
	
ABD&#39;de Kentucky Üniversitesi, açılmamış kağıt toparlarının röntgenlerinden, yapay zekayı kullanarak kelimeleri çözmek için öğrenciler ve uzmanlara başvurdu.
Röntgenler, 2019&#39;da aynı üniversiteden Profesör Berent Seales tarafından çekilmiş, çok yüksek çözünürlüklü üç boyutlu görüntüleme yapılmıştı.
	
	
Nebraska-Lincoln Üniversitesi&#39;nden 21 yaşındaki bilgisayar mühendisliği öğrencisi Lufe Farritor, Herculaneum belgelerindeki bir kelimeyi çözen ilk insan olmayı başardı ve 40 bin dolarlık ödülü kazandı.
	
	
Papirüslerdeki kömürleşmiş antik harfleri tespit eden bir yapay zeka programı geliştirdi ve 10 kadar harfi bulmayı başardı.
	
	
Papirüs uzmanları, daha sonra, antik Yunanca&#39;da imparatorluk rengi olarak kabul edilen, mor ve kızıl karışımı renk için kullanılan &#34;porfiro/ πορφυρας&#34; kelimesini bulmayı başardı.
	
	
Ödülü kazanmak için Farritor&#39;un 4 santimetrekarelik bir alanda en az 10 harf bulması gerekiyordu.
	
	
Farritor buluşun duyurulduğu basın toplantısında &#34;Harfleri gördüm ve tamamen çılgına döndüm. Neredeyse düşecektim ve ağlayacaktım&#34; dedi.
	



Luke Farritor (Solda) ve Youssef Nader (Ortada) ve Casey Handmer (R) ilk kelimenin tespitinde rol oynadı.
	
	
Farritor&#39;dan kısa bir süre sonra Berlin&#39;de biyorobotik okuyan Yusuf Nader adlı Mısırlı öğrenci, aynı bölgede aynı kelimeyi daha da net bir şekilde tespit etti ve 10 bin dolarlık ikincilik ödülünü aldı.
	
	
10 bin dolarlık bir ödül de, açılmamış bir papirüs tomarında mürekkebi ve harfleri gören ilk kişi olan Casey Handmer&#39;e verildi. Handmer&#39;in çalışması Luke Farritor&#39;un yapay zeka programının temelini oluşturmuştu.
	
	
Herculaneum papirüslerindeki ilk kelimenin tespit edilmiş olması, bu alanda bir devrime açılan kapı olarak görülüyor.
	
	
Vezuvius Yarışması&#39;nın kurucusu ve sponsoru Nat Friedman X&#39;te yapığı açıklamada &#34;Papirüs tomarlarının ilk bulunduğu 1750&#39;li yıllardan bu yana bu birçok insanın rüasıydı&#34; dedi.
	
	
Friedman ayrıca &#34;Anı zamanda, 20 yıldır yaptıkları çalışmalarla bu son buluşu mümkün kılan Dr. Brent Seales ve ekibinin uğraşladrının sonucu&#34; ifadelerini kullandı.

	
	
	
Herculaneum, Vezüv Yanardağı&#39;nın patlamasından sonra volkanik malzeme altında kaldı.
	
	
Bu antik papirüslerdeki ilk kelimenin deşifre edilmesinin duyurulduğu basın toplantısında Prof. Brent Seales &#34;papirüslerin hiç okunamayacağının düşünüldüğünü ve bugün ise tam olarak bundan bahsettiklerini&#34; söyledi.
	
	
Araştırmacılara göre en büyük keşif, çağdaş teknoloji sayesinde her yerde herkesin bu papirüsleri okuyabilecek olması.
	
	
Vezüv Yarışması&#39;nda iki tek parça papirüste dört paragraf okuyabilenlere 700 bin dolarlık büyük ödül vadediyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 24 Oct 2023 05:05:33 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Meksika'da 11 mezar ile tarihi eser keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksika-da-11-mezar-ile-tarihi-eser-kesfedildi-881/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksika-da-11-mezar-ile-tarihi-eser-kesfedildi-881/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EBBF97-C9B959-ACDF9F-8E86A9-41514D-016911.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü (INAH), ülkenin San Andres Cholula kentinde, devam eden araştırmalarda Geç Postklasik Döneme (1200-1521) ait 11 gizli mezar, 1000&#39;den fazla arkeolojik eser ile 14 insan iskeleti bulunduğunu duyurdu.&nbsp; INAH, yapılan analizlerde bulunan insan&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EBBF97-C9B959-ACDF9F-8E86A9-41514D-016911.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü (INAH), ülkenin San Andres Cholula kentinde, devam eden araştırmalarda Geç Postklasik Döneme (1200-1521) ait 11 gizli mezar, 1000&#39;den fazla arkeolojik eser ile 14 insan iskeleti bulunduğunu duyurdu.&nbsp;

	
INAH, yapılan analizlerde bulunan insan kalıntılarının ve seramik parçaların gömüldükleri günden bu yana hiç dokunulmamış olduklarını belirtti.

	
EFE haber ajansına açıklamalarda bulunan INAH Arkeoloğu Sergio Suarez, keşefedilen kalıntıların paha biçilmez ve tarihi bir zenginliğe sahip olduğunu söyledi.

	
Arkeolog ve Proje Sorumlusu Erick Alarcon Carmona da sokaklarda herhangi bir yapı ya da piramit izine rastlamadıklarını belirterek, &#34;Yaptığımız temizlik ve yıkama işleminde birçoğu seramik olmak üzere 1000&#39;den fazla parça tespit ettik, bunların bir araya gelebileceğini de ortaya çıkardık. Bir yandan kazı işlemi diğer yandan da laboratuvar süreci devam ediyor.&#34; dedi.

	
Fiziksel Antropoloji Uzmanı Martin Hernandez ise bulunan 14 iskeletin sakinlerinin yaşam biçimini ve sağlık durumlarını ortaya çıkaracak analizler yaptıklarını kaydederek, &#34;6 yetişkin ile 8 çocuk olmak üzere 14 birey tespit edildi.&#34; ifadesini kullandı.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 26 Sep 2023 06:03:21 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[500 bin yıllık ahşap yapı bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/500-bin-yillik-ahsap-yapi-bulundu-760/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/500-bin-yillik-ahsap-yapi-bulundu-760/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_250BE4-00E229-AAAFAE-F80744-16B1F9-0AF50C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Araştırmacılar, ahşabın neredeyse yarım milyon yıl önce bir yapı inşasında kullanıldığına dair kanıtlar buldu. Nature dergisinde yayımlanan bulgular, taş devri insanlarının barınaklara benzer yapılar inşa etmiş olabileceğini gösteriyor. Arkeolog Larry Barham, &#34;Bu bulgu,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_250BE4-00E229-AAAFAE-F80744-16B1F9-0AF50C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Araştırmacılar, ahşabın neredeyse yarım milyon yıl önce bir yapı inşasında kullanıldığına dair kanıtlar buldu.
	
	
Nature dergisinde yayımlanan bulgular, taş devri insanlarının barınaklara benzer yapılar inşa etmiş olabileceğini gösteriyor.
	
	
Arkeolog Larry Barham, &#34;Bu bulgu, ilk atalarımız hakkındaki düşüncelerimi değiştirdi&#34; dedi.

	
İngiltere&#39;de Liverpool Üniversitesi&#39;nden Profesör Barham, İnsanlığın Derin Kökleri (Deep Roots of Humanity) projesi kapsamında çıkarılan keresteyi inceledi.
	
	
Bu keşif, eski insanların basit ve göçebe bir yaşam sürdüklerine dair mevcut inancı değiştirebilir.
	
	
Barham, &#34;Ahşaptan yeni ve büyük bir şey yaptılar. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar&#34; dedi.
	
	
Araştırmacılar ayrıca kazma sapları da dahil olmak üzere eski ahşap aletler ortaya çıkardı. Ancak onları en çok heyecanlandıran şey, birbirine dik açıyla duran iki tahta parçası oldu.
	
	
Galler&#39;de Aberystwyth Üniversitesi&#39;nden arkeolog Profesör Geoff Duller buluntuyu şu ifadelerle açıkladı:
	
	
&#34;Biri diğerinin üzerinde duruyor ve her iki tahta parçasında da çentikler var. Bu çentiklerin taş aletlerle kesildiği görülüyor. Bu sayede iki kütük birbirine geçerek inşaat nesneleri haline geliyor.&#34;
	
	
Daha kapsamlı analizler, kütüklerin yaklaşık 476 bin yıllık olduğunu doğruladı.
	
	
Zambiya&#39;daki Livingstone Müzesi&#39;nden araştırmacı Perrice Nkombwe, &#34;Ahşap işlemenin bu kadar köklü bir gelenek olduğunu bilmek beni çok şaşırttı. Olağanüstü bir şeyi ortaya çıkardığımızı fark ettim&#34; dedi.
	
	
Şimdiye kadar, insanların ahşap kullanımına dair kanıtlar ateş yakmak ve kazma sapı ve mızrak gibi aletlerle sınırlıydı.
	
	
	
	
Lüminesans tarihleme
	
	
En eski ahşap buluntulardan biri, 1911 yılında Essex bölgesinde Clacton-on-Sea&#39;deki tarih öncesi kumlarda bulunan 400 bin yıllık bir mızraktı.
	
	
Ahşap, çok özel koşullarda korunmadığı sürece kolay çürüyen bir malzeme.
	
	
Ancak Zambiya-Tanzanya sınırına yakın Kalambo Şelaleleri&#39;nin yukarısındaki kıvrımlı nehir kıyılarındaki özel bataklık koşulları, buluntu keresteyi binlerce yıl boyunca muhafaza etmişti.
	
	
Ekip, lüminesans tarihleme yöntemini kullanarak kerestenin gömülü olduğu toprak katmanlarının yaşını ölçtü.
	
	
Kaya parçacıkları zaman içinde çevreden doğal radyoaktiviteyi emerek, Profesör Duller&#39;ın deyimiyle küçük piller gibi şarj olur.
	
	
Ve bu radyoaktivite, parçacıklar ısıtılarak ve yayılan ışık analiz edilerek ölçülebilir.

	
	
	
Bilim insanları, dik açıyla birleştirilmiş kütüklerin nasıl kullanılmış olabileceğini gösteren modeller yaptı
	
	
Bu radyometrik tarihleme yöntemi kesin bilgi veriyor.
	
	
Küçüğü yaklaşık 1,5 metre olan iki kütüğün boyutları, onları bir araya getiren kişinin önemli bir şey inşa ettiğini gösteriyor.
	
	
Ekip, bunun bir kulübe ya da kalıcı bir konut olma ihtimalinin düşük olduğunu, ancak bir barınak için kurulan bir platformun parçası olabileceğini söylüyor.
	
	
Duller&#39;a göre, &#34;Nehir kenarında oturmak ve balık tutmak için bir tür yapı olabilir. Ancak tam olarak ne olduğunu söylemek zor&#34;.
	
	
Yapıyı hangi eski insan türünün - ya da hominidin - inşa ettiği de belirsiz.
	
	
Bu bölgede şimdiye kadar hiç kemik bulunmadı.
	
	
Ancak en eski modern insan (Homosapien) fosilleri yaklaşık 315 bin yıl öncesine ait. Ahşap yapı ise bundan çok daha eski.

	
	
	
Ahşap işleme geleneği
	
	
Profesör Duller, &#34;Homo sapien olabilirdi ama henüz o çağa ait fosiller keşfetmedik&#34; dedi ve ekledi:
	
	
&#34;Ancak farklı bir tür de olabilir; Homo erectus veya Homo naledi. O dönemde Güney Afrika&#39;da çok sayıda hominid türü vardı.&#34;
	
	
Analiz ve muhafaza için İngiltere&#39;ye nakledilen ahşap nesneler, onları 500 bin yıl boyunca koruyan ortamı taklit eden tanklarda saklanıyor. Ancak yakında sergilenmek üzere Zambiya&#39;ya geri gönderilecekler.
	
	
Nkombwe, &#34;Bu keşifle koleksiyonumuzu zenginleştirmeyi ve buluntuları Zambiya&#39;daki ahşap işleme geleneğinin anlaşılması için kullanmayı umuyoruz&#34; dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 21 Sep 2023 06:42:59 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gazze'de Roma dönemine ait 5 mezar bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/gazze-de-roma-donemine-ait-5-mezar-bulundu-692/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/gazze-de-roma-donemine-ait-5-mezar-bulundu-692/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04B633-D2F921-47ED68-B086D6-1359AE-BAA989.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gazze&#39;deki Filistin Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı Tarihi Eserler ve Kültürel Miras Genel Müdürü Cemal Ebu Rayde, yaptığı yazılı açıklamada, son bulunan 5 mezarla birlikte, Roma döneminden kalma mezarların sayısının 130&#39;a ulaştığını kaydetti. Ebu Rayde, 4 bin metrekarelik&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04B633-D2F921-47ED68-B086D6-1359AE-BAA989.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gazze&#39;deki Filistin Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı Tarihi Eserler ve Kültürel Miras Genel Müdürü Cemal Ebu Rayde, yaptığı yazılı açıklamada, son bulunan 5 mezarla birlikte, Roma döneminden kalma mezarların sayısının 130&#39;a ulaştığını kaydetti.

	
Ebu Rayde, 4 bin metrekarelik alana yayılan Roma mezarlığının tarihinin yaklaşık 2 bin yıl öncesine dayandığını ifade etti.

	
Eski dünyanın önemli kentlerinden biri olan Gazze, Firavunlar dönemi Mısır, Yunan, Roma, Bizans&#39;ın ardından İslam dönemi yönetimlerinin hakimiyetinde kaldı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 31 Jul 2023 05:21:27 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Titan denizaltısının parçalarında insan kalıntıları bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/titan-denizaltisinin-parcalarinda-insan-kalintilar/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/titan-denizaltisinin-parcalarinda-insan-kalintilar/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_29EB5C-05B974-487D4A-E20C70-F27177-4F7216.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ABD Sahil Güvenliği, Titan denizaltısının enkaz alanından çıkarılan parçalarında &#34;varsayılan insan kalıntıları&#34; olarak tanımlanan kalıntılar bulunduğunu ve bunların resmi bir analizinin yapılacağını duyurdu. Açıklamada, kalıntıların Kanada'nın St. John&#39;s kenti&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_29EB5C-05B974-487D4A-E20C70-F27177-4F7216.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ABD Sahil Güvenliği, Titan denizaltısının enkaz alanından çıkarılan parçalarında &#34;varsayılan insan kalıntıları&#34; olarak tanımlanan kalıntılar bulunduğunu ve bunların resmi bir analizinin yapılacağını duyurdu.

	
Açıklamada, kalıntıların Kanada'nın St. John&#39;s kenti kıyılarından yaklaşık 700 kilometre açıktaki bölgeden &#34;dikkatli bir şekilde kurtarıldığı&#34; belirtildi.

	
Titan'ın batması ile ilgili soruşturmayı yürüten Jason Neubauer, &#34;Kanıtlar, birkaç uluslararası yargı alanından müfettişlere bu trajedinin nedenine ilişkin kritik içgörüler sağlayacaktır. Titan&#39;ın feci kaybına yol açan faktörleri anlamak ve benzer bir trajedinin tekrar yaşanmamasını sağlamaya yardımcı olmak için yapılması gereken önemli miktarda iş var.&#34; açıklamasını yaptı.

	
Enkaz arasında denizaltının iniş takımının ve arka kapağının bulunduğu açıklanırken, çıkarılan enkaz parçalarının kazanın nedeninin belirlenmesi için yürütülen soruşturmaya ışık tutacağı kaydedildi.

	
Henüz tamamına ulaşılmayan enkazın, daha sonra nereye götürüleceği ise henüz açıklanmadı.

	
Atlantik Okyanusu&#39;ndaki Titanik gemisinin enkazına 18 Haziran&#39;da turistik gezi düzenleyen OceanGate isimli şirkete ait Titan denizaltısı patlayarak batmış ve 5 kişi yaşamını yitirmişti.

	
Titan&#39;a ait enkazın ilk parçaları, Kanada&#39;nın St. John&#39;s limanında toplanmaya başlanmış, vinçlerle gemiden indirilen parçaların plastik koruyucu kaplamalarla muhafaza altına alındığı görülmüştü.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 29 Jun 2023 06:07:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peru'da 3 bin yıldan daha eski bir mumya bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/peru-da-3-bin-yildan-daha-eski-bir-mumya-bulundu-6/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/peru-da-3-bin-yildan-daha-eski-bir-mumya-bulundu-6/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9F3F24-D47A87-F9E1E8-792564-1B95BA-6FED10.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Başkent Lima&#39;ya bağlı Rimac vadisindeki arkeolojik alanda devam eden kazılar sırasında, 3 bin yılı aşkın geçmişe sahip olduğu düşünülen mumya keşfedildi. Rimac Belediye Başkanı Nestor de La Rosa açıklamasında, mumyanın bölgenin tarihi ve geleneğinin korunması amacıyla&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9F3F24-D47A87-F9E1E8-792564-1B95BA-6FED10.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Başkent Lima&#39;ya bağlı Rimac vadisindeki arkeolojik alanda devam eden kazılar sırasında, 3 bin yılı aşkın geçmişe sahip olduğu düşünülen mumya keşfedildi.

	
Rimac Belediye Başkanı Nestor de La Rosa açıklamasında, mumyanın bölgenin tarihi ve geleneğinin korunması amacıyla kurulan &#34;Huaca La Florida&#34; araştırma programı sayesinde ortaya çıkarıldığını bildirdi.

	
San Marcos Mayor Ulusal Üniversitesi arkeoloji öğrencilerinin, mumyayı yerli pamuktan yapılmış bir cenaze bohçasına sarılı halde bulduğu ifade edildi.

	
Kazı yapılan alanın mezarlık bölgesi olduğu, etrafta şişeler, gerdanlık leğenleri, mısır, deniz kabukları, kabuklu deniz ürünleri ile koka yapraklarının tespit edildiği kaydedildi.

	
Bulunan mumyanın, bakanlığın da desteğiyle uzmanlarca titiz şekilde araştırılacağı bilgisi paylaşıldı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 16 Jun 2023 05:17:18 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[20 bin yıllık kolyede insan DNA'sı saptandı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/20-bin-yillik-kolyede-insan-dna-si-saptandi-944/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/20-bin-yillik-kolyede-insan-dna-si-saptandi-944/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EEEE1A-A3975E-1082FD-0D87B4-AC9243-C06FE8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Almanya&#39;nın Leipzig kentindeki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü öncülüğündeki uluslararası bir araştırma ekibi, kemiklerden ve dişlerden DNA izolasyonu için yeni, tahribatsız bir yöntem geliştirdi. Genellikle taş aletlerden daha nadir olmalarına rağmen, bilim insanları&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EEEE1A-A3975E-1082FD-0D87B4-AC9243-C06FE8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Almanya&#39;nın Leipzig kentindeki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü öncülüğündeki uluslararası bir araştırma ekibi, kemiklerden ve dişlerden DNA izolasyonu için yeni, tahribatsız bir yöntem geliştirdi.
	
	
Genellikle taş aletlerden daha nadir olmalarına rağmen, bilim insanları özellikle kemikten yapılmış eserlere odaklandılar, çünkü bunlar diğer materyallere göre daha gözeneklidir ve bu nedenle cilt hücrelerinde, terde ve diğer vücut sıvılarında bulunan DNA'yı tutma olasılıkları daha yüksek.
	
	
Ekip, çeşitli kimyasalların arkeolojik kemik ve diş parçalarının yüzey yapısı üzerindeki etkisini test etti ve DNA ekstraksiyonu için tahribatsız fosfat bazlı bir yöntem geliştirdi.
	
	
Çalışmanın başyazarı Elena Essel, &#34;Temiz laboratuvarımızda antik eserler için bir çamaşır makinesi yarattığımız söylenebilir. Eserleri 90 dereceye kadar sıcaklıklarda yıkayarak, eserleri sağlam tutarken, yıkama sularından DNA çıkarabiliyoruz&#34; dedi.

	
Yöntem ilk olarak 1970'lerden 1990'lara kadar kazılan Fransız mağarası Quinçay'dan bir dizi esere uyguladı. Bazı durumlarda, eserlerin yapıldığı hayvanlardan DNA tanımlamak mümkün olsa da elde edilen DNA'nın büyük çoğunluğu kazı sırasında veya sonrasında eserleri işleyen kişilerden geldi. Bu, eski insan DNA'sını tanımlamayı zorlaştırdı.
	
	
Araştırmacılar, genomun yalnızca anneden çocuklarına miras kalan küçük bir kısmı olan mitokondriyal DNA'nın analizine dayanarak DNA'nın çoğunun muhtemelen tek bir insan bireyinden kaynaklandığı sonucuna vardı.
	
	
Wapiti ve insan mitokondriyal genomlarını kullanarak, C19 tarihlemesi için değerli nesneyi örneklemeden, kolyenin yaşını 25 bin ila 20 bin yıl olarak tahmin etti.
	
	
Bilim insanları şimdi yöntemlerini, onları yapan, kullanan veya giyen bireylerin genetik ataları ve cinsiyetleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için Taş Devri'nde kemik ve dişlerden yapılmış diğer birçok nesneye uygulamayı düşünüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 09 May 2023 05:33:30 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'ın güneyinde 2 bin mumyalanmış koç başı bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-in-guneyinde-2-bin-mumyalanmis-koc-basi-bulu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-in-guneyinde-2-bin-mumyalanmis-koc-basi-bulu/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C86386-08FD43-078725-FBE921-5FC6B6-806980.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Eski Mısır Krallığı&#39;nın (Milattan Önce 2686-2181) tarihi başkenti olan ve bugün Sohac kenti sınırları içinde yer alan Abidos&#39;ta, 2. Ramses tarafından inşa ettirilen tapınakta ABD ve Mısırlı arkeologların yürüttüğü çalışmalarda yeni keşiflere imza atıldı. Mısır&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C86386-08FD43-078725-FBE921-5FC6B6-806980.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Eski Mısır Krallığı&#39;nın (Milattan Önce 2686-2181) tarihi başkenti olan ve bugün Sohac kenti sınırları içinde yer alan Abidos&#39;ta, 2. Ramses tarafından inşa ettirilen tapınakta ABD ve Mısırlı arkeologların yürüttüğü çalışmalarda yeni keşiflere imza atıldı.

	
Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, kazı çalışmaları sonucu Mısır&#39;da Batlamyus Hanedanı (Milattan Önce 332-30) dönemine tarihlenen 2 bini aşkın mumyalanmış koç başı bulunduğu ifade edildi.

	
ABD arkeoloji ekibinin başkanı Samih İskender, bu kadar büyük miktarda mumyalanmış koç başının, &#34;adak kurbanı olarak kullanılmış olmaları ya da 2. Ramses&#39;in, ölümünden sonraki bin yıl boyunca kutsanmaya devam ettiği&#34; şeklinde iki olasılığı akla getirdiğini kaydetti.

	
Keşifle birlikte tapınakta Altıncı Hanedan (Milattan Önce 2345-1821) dönemine ait, farklı ve benzersiz bir mimari tasarımı olan büyük bir yapı ile tapınağı çevreleyen kuzey duvarının bazı kısımları da ortaya çıkarıldı.

	
Mısır Tarihi Eserler Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Mustafa Veziri ise söz konusu keşfin, Abidos&#39;taki 2. Ramses Tapınağı&#39;nın tarihine dair önemli detayları ortaya çıkardığını vurguladı.

	
Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı 2020&#39;de de bu tapınakta, başka hayvanlara ait kemik ve iskelet parçalarına ulaşıldığını açıklamıştı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 26 Mar 2023 05:01:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hititlerin sonunu kuraklık mı getirdi?]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/hititlerin-sonunu-kuraklik-mi-getirdi-695/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/hititlerin-sonunu-kuraklik-mi-getirdi-695/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_17E338-96875C-BE5A7A-F1B6B3-58F0EE-2CBF18.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Milattan Önce (MÖ) 1650-1200 yılları arasında hüküm süren Hitit İmparatorluğu altın çağlarını yaşadığı dönemde Anadolu&#39;da güçlü bir uygarlık kurmuştu. O dönemde orta, güney ve güneydoğu Anadolu ile birlikte Levant&#39;ın ve Suriye&#39;nin kuzeyini kontrol altında tutuyordu.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_17E338-96875C-BE5A7A-F1B6B3-58F0EE-2CBF18.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Milattan Önce (MÖ) 1650-1200 yılları arasında hüküm süren Hitit İmparatorluğu altın çağlarını yaşadığı dönemde Anadolu&#39;da güçlü bir uygarlık kurmuştu.

	
O dönemde orta, güney ve güneydoğu Anadolu ile birlikte Levant&#39;ın ve Suriye&#39;nin kuzeyini kontrol altında tutuyordu.

	
Bugünün Çorum ili sınırlarındaki başkent Hattuşa, yüzyıllar boyunca Hitit siyasi ve dini politikalarında merkezi konumda oldu.

	
Ancak beş asırlık imparatorluk MÖ1200 dolaylarında oldukça ani ve dramatik bir şekilde çöktü.

	
Hitit kralı II. Şuppiluliuma MÖ 1207 civarında iktidara geldi ve çok sayıda zafer kazandı.

	
Ancak tarihte ondan sonra kayda geçen bir başka Hitit kralı olmadı.

	
Mısır hükümdarı 3. Ramses dönemine ait bir yazıtta (MÖ 1188-1177&#39;ler), Hititlerin Mısır&#39;a saldırmadan önce &#39;denizden gelenler&#39; tarafından sürülerek yok edildiği belirtiliyor.

	
Hititlerin başkenti Hattuşa&#39;nın da deniz kavimleri ya da Anadolu&#39;daki akıncıların saldırılarıyla yıkıldığı düşünülüyordu.

	
Ancak yeni araştırmalar, şehrin kraliyet yönetimi tarafından bu işgallerden önce boşaltılmış olduğunu ortaya koydu.

	
Hititlerin en iyi bilinen düşmanlarından Kaşkaların akınları, iç ve dış çatışmalar ya da salgınlar gibi zorluklara dayanan, inançlarının ve bürokrasilerinin merkezi olan Hattuşa&#39;yı neden terk ettikleri tarihçiler için önemli bir soru işareti olarak kaldı.

	
BBC Türkçe&#39;nin sorularını yanıtlayan Cornell Üniversitesi&#39;nde Klasik Arkeoloji Sanatı ve Bilimi Profesörü ve araştırmanın baş yazarı Sturt Manning, iklimin bunda bir faktör olabileceğinin daha önce düşünüldüğünü ancak iklimdeki uzun dönemli, seyrek değişikliklerin imparatorlukları çöküşe götürmesinin olası görülemeyeceğini belirtiyor:

	
&#34;Bunun yerine geçmişten günümüze tarım ve hayvancılıkla geçinen birçok insan topluluğunu olumsuz etkileyen şey, art arda devam eden ya da gittikçe genişleyen, beklenmedik kriz yıllarıdır.

	
&#34;Yarı kurak bir ortam bu tür zorlukları şiddetlendirebilir. Bu nedenle, bölgedeki iklimi yüksek çözünürlükte araştırmaya çalıştık: Bu da iklimi yıllık ölçekte ele almak anlamına geliyordu.&#34;

	
Antik ardıç ağaçlarının yaş halkalarını incelediler

	
	
	
Prof. Sturt Manning ve araştırma ekibi, Hititlerin çöküş döneminde iklimin etkisini daha geniş bir perspektiften görmek için ağaçların yaş halkalarını inceledi.

	
Araştırmacılar bugün Ankara&#39;ya yaklaşık 100 km uzaklıkta bulunan Gordion&#39;daki Midas Höyüğünde korunmuş durumdaki ardıç ağaçlarından elde edilen yaş halkalarının yıllara göre nasıl değiştiğini araştırdı.

	
Ardıç ağaçlarının MÖ 1200 dönemlerinde yetiştiği biliniyordu.

	
Prof. Manning, bu ağaçların halka aralıklarının daralmasının, suya erişimlerinin azaldığı ve kuraklık koşullarının şiddetlendiği anlamına geldiğini söylüyor ve ekliyor:

	
&#34;Ağaç halkalarının kararlı karbon izotop analizini de yaparak bu öngörümüzü kontrol ettik: Daha kuru koşullarda, ağaçların yapraklarındaki gözenekler (stomalar) su tasarrufu yapmaya yatkındır ve böyle zamanlarda ağaç yaş halkalarındaki karbon 12&#39;nin karbon 13&#39;e oranı değişir.&#34;

	
Araştırmacılar bu çalışmaların sonucunda Hititlerin bir yıllık kurak dönemlere alışkın olduğunu ve buna uyum sağladıklarını buldular.

	
Ancak üst üste şiddetli kurak mevsimlerinin ve buna bağlı kuraklıkların yaşanması sadece birkaç yüzyılda bir gerçekleşen bir olaydı.

	
Ve araştırmacılara göre bunun tek örneği MÖ 1198-1996 civarında yaşanmıştı.

	
Prof. Manning, &#34;Üst üste 3 yıl devam eden olağanüstü ve beklenmedik kuraklık yaşanmasının, halihazırda çok zorlu geçen bu dönemde Hattuşa ve İmparatorluğunu varoluşsal bir krize sürüklemiş olması muhtemel&#34; diyor.

	
Hititler kuraklığa nasıl yanıt verdi?

	
	
	
&#34;Bin tanrılı şehir&#34; olarak bilinen Hattuşa&#39;nın, Hititlerin çöküşünden önce terk edildiği keşfedildi.

	
Araştırmacılara göre Hititler kurak sezonlara alışkınlardı. Ve bu dönemlerle başa çıkmak için farklı önlemler alıyorlardı.

	
Tahıllarını yaptıkları ambarlarda depoluyor ve daha uzun sürede tüketiyorlardı.

	
Benzer şekilde barajlar inşa ederek suyu, daha sonra kullanmak üzere koruyorladı.

	
Bilinçli bir şekilde beslenmek için hem tahılları hem de canlı hayvanları kullanıyorlardı.

	
BBC Türkçe&#39;nin sorularını yanıtlayan araştırmanın baş yazarı Prof. Manning, &#34;Sofistike bir altyapıları vardı. Bu kombinasyonlar, beklenen zorluklara karşı makul bir dayanıklılık sağlıyordu. Mahsulün düşük olduğu/kuraklık zamanlarına ilişkin makul beklentilerinin oluştuğu söylenebilir&#34; diyor.

	
Ancak çalışmaya göre arka arkaya gelen kuraklık yılları dirençlerini kırarak onları geri dönülemez noktaya getirmiş olabilir.

	
Prof. Manning, Hititlerin depolama teknolojisi ve depolardaki mahsulleri böcek ve diğer zararlılara karşı koruyan pratiklerinin en fazla 1-2 yıl etkili olabildiğini aktarıyor.

	
Ona göre günümüzdekine benzer bir kara taşımacılığının büyük ölçekte yapılamıyor olması Hititlerin &#34;üçüncü yılda akut bir felaket tehdidi&#34; ile yüzleşmesine neden oldu.

	
&#39;Hitilerin çöküşünde kuraklık sadece bir faktör olabilir&#39;
Nature dergisinde yayımlanan araştırma, Hititlerin görkemli imparatorluklarının çöküşüne dair farklı bir perspektif sunsa da sonuçlarına şüpheyle bakan tarihçiler de var.

	
BBC Türkçe&#39;ye konuşan Alman Arkeoloji Enstitüsü Boğazköy Arkeolojik Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, kuraklık sorununun bir imparatorluğun sonunu getirmek için tek başına yeterli bir neden olamayacağını söylüyor:

	
&#34;Araştırmanın Hititlerin sadece bir siyasi ve kültürel merkezinden alınan sınırlı veriyle bu sonuca varması, olayın karmaşıklığını fazla basite indirgiyor. Aynı dönemde çok farklı sebepler bir araya gelmiş olabilir ve kuraklık bu sebeplerden sadece biri olabilir. Örneğin göçler ya da depremler bunlardan bazılar. Bir hipoteze göre MÖ 1200 civarında bugünkü Suriye kıyı şeritlerini yıkan bir deprem zinciri olmuştu. &#34;

	
Prof. Dr. Schachner, araştırmanın daha güvenilir bir sonuca varması için daha kapsamlı veriler kullanması gerektiğini belirtiyor:

	
&#34;İç Anadolu&#39;da çok fazla bölgesellik söz konusu; Gordion&#39;daki veriyi Ankara&#39;ya, Boğazköy&#39;deki veriyi Gordion&#39;a uyarlayamazsınız.&#34;

	
	
	
İlgi Gerçek, Hitit medeniyetinin çöküşüyle ilgili bilim insanlarının son yıllarda tek nedenli açıklamalardan uzaklaştıklarını, çöküş sürecinin birden fazla etkenin bir araya gelmesi ile tamamlandığına dair bir kanının ortaya çıktığını söylüyor.

	
Buna karşın araştırmanın Hititlerin çöküşünü etkileyen karmaşık olaylar zincirinde çevresel faktörlerin rolünü ilk kez somut bir şekilde ortaya çıkarmasının önemli olduğunu düşünenler de var.

	
BBC Türkçe&#39;nin sorularını yanıtlayan Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Departmanı Antik Yakın Doğu Dilleri ve Araştırmaları Bölümünde öğretim üyesi İlgi Gerçek, Manning ve ekibinin araştırmasının &#34;Hitit devletinin kuraklıktan dolayı çöktüğünü öne sürmekten ziyade, kuraklığın ekonomik, siyasi, sosyal ya da çevresel diğer etkenleri tetikleyen bir kıvılcım olduğunu savunuyor&#34; diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

	
&#34;Çevresel etkenlerin ve beraberinde ortaya çıkan siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin sadece devlet ya da imparatorluk ölçeğinde değil, daha küçük ölçeklerde çalışılması gerektiğini gösteriyor.

	
&#34;Daha sonraki çalışmalarda, küçük ya da orta ölçekte insan topluluklarının devlete kıyasla bu tür çevresel sorunlara karşı daha dayanıklı olup olmadığı ve bu tür süreçlerle nasıl başa çıktığı araştırılmalıdır.&#34;

	
Prof. Manning birkaç asırda bir gerçekleşen beklenmedik kuraklık riskinin &#34;herhangi bir statükoyu sarsabilecek&#34; güçte &#34;tarihsel ölçekte bir meydan okuma&#34; olduğunu belirtiyor.

	
Araştırma bu krizin diğer sorun ve tehditleri beraberinde getirdiğini öne sürüyor.

	
Prof. Manning, &#34;Bu durum aslında nadiren meydana gelse de dünyamıza zarar veren şeyleri de hesaba katmamız gerektiğini vurguluyor&#34; diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

	
&#34;Birçok kıtada geniş bir alanı etkileyen, peş peşe şiddetli kuraklıkla geçecek üç yıl, o zamanlar olduğu gibi bugün de gerçek bir meydan okuma yaratabilir.&#34;

	
&#34;Kendimize şu soruyu sormalıyız: &#39;Toplumumuz, ülkemiz ve dünyamız gerçekten böyle risklere karşı ne kadar dayanıklı?&#39;&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Mar 2023 05:48:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da Claudius'u temsil eden bir sfenks bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-claudius-u-temsil-eden-bir-sfenks-bulundu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-claudius-u-temsil-eden-bir-sfenks-bulundu/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_CBC0A8-CBCBEC-3AB3DC-83A50A-E1CB61-1E96A1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Eserler Mısır&#39;ın en iyi korunmuş antik alanlarından biri olan Hathor Tapınağı yakınında bulundu. &#34;Güler yüzlü ve iki gamzeli" kireçtaşı sfenksin Roma İmparatoru Claudius&#39;u temsil ettiği düşünülüyor. Bulunan bu yeni sfenks, Büyük Giza Piramidi&#39;ndeki 20 metre büyüklüğündeki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_CBC0A8-CBCBEC-3AB3DC-83A50A-E1CB61-1E96A1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Eserler Mısır&#39;ın en iyi korunmuş antik alanlarından biri olan Hathor Tapınağı yakınında bulundu.
	
	
&#34;Güler yüzlü ve iki gamzeli" kireçtaşı sfenksin Roma İmparatoru Claudius&#39;u temsil ettiği düşünülüyor.
	
	
	
	
Bulunan bu yeni sfenks, Büyük Giza Piramidi&#39;ndeki 20 metre büyüklüğündeki ünlü sfenksten çok daha küçük.
	
	
Eserler, başkent Kahire&#39;nin 450 km güneyindeki Qena şehrinde yer alan Dendera tapınağındaki iki seviyeden oluşan bir mezarın içinde bulundu.

	
	
	
İmparator Claudius Roma İmparatorluğu topraklarını MS 41 ve 54 yılları arasında Kuzey Afrika&#39;ya kadar genişletti.
	
	
Mısır Antik Eserler Bakanlığı, arkeologların taş levha üzerindeki işaretleri inceleyerek heykelin kimliği hakkında daha fazla bilgi ortaya çıkarabileceğini söyledi.

	
	
	
Arkeologlar, &#34;güzel ve doğru olarak oyulmuş" sfenksin haricinde Roma dönemine ait üzerinde hiyeratik yazıtlaın olduğu bir taş levha da buldu.
	
	
Bazı uzmanlar, ekonomik krizin ortasındaki Mısır hükümetinin bu tip keşifleri turizmi canlandırmanın bir yolu olarak gördüğünü söylüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Mar 2023 05:51:16 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Büyük Giza Piramidi'nin içerisinde gizli bir koridor keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/buyuk-giza-piramidi-nin-icerisinde-gizli-bir-korid/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/buyuk-giza-piramidi-nin-icerisinde-gizli-bir-korid/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_439B9D-90834E-7FDEA2-17FF58-1BFB43-AC6EA6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dokuz metre uzunluğunda ve 2,1 metre genişliğindeki koridor, endoskopik kameralarla görüntülendi. Yetkililer koridorun, piramidin henüz keşfedilmemiş başka bir odaya çıkabileceğini ya da piramidin girişine olan basıncı hafifletmek için inşa edilmiş olabileceğini söyledi. Koridor,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_439B9D-90834E-7FDEA2-17FF58-1BFB43-AC6EA6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dokuz metre uzunluğunda ve 2,1 metre genişliğindeki koridor, endoskopik kameralarla görüntülendi.

	
Yetkililer koridorun, piramidin henüz keşfedilmemiş başka bir odaya çıkabileceğini ya da piramidin girişine olan basıncı hafifletmek için inşa edilmiş olabileceğini söyledi.

	
Koridor, ilk olarak 2016 yılında müografi adı verilen bir görüntüleme tekniği kullanılarak tespit edildi.

	
ScanPyramids Projesi'nde görevli bilim insanlarından oluşan bir ekip, taşların kısmen emebildiği bir tür kozmik ışın olan müon parçacıklarının piramidin içine nasıl nüfuz ettiğini analiz ederek, içerideki yoğunluk değişiklilerini gözlemledi.

	
Taşın özelliğini bozmayan bu teknikle, Büyük Piramit&#39;in kuzey yüzünün arkasında ve ana girişin yaklaşık 7 metre yukarısında, taş bir şerit yapının olduğu bir bölgede boş bir alan tespit edildi.

	
Keşifte 6 mm. genişliğindeki endoskop bir kamera kullanıldı. Öncesinde radar ve ultrasonla başka testler de yapıldı.

	
Elde edilen kamera görüntüleri Perşembe günü piramidin yanında düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Görüntülere göre koridor, kabaca yontulmuş taş bloklardan yapılmış duvarlar ve kubbeli taş tavana sahipti.

	
Mısır Antik Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu Başkanı Mustafa Veziri, koridorun altında ya da sonunda ne olduğunu bulmak için tarama çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.

	

	
	
146 metre yüksekliğinde Büyük Piramit, dördüncü hanedan döneminde MÖ 2609&#39;dan MÖ 2584&#39;e kadar hüküm süren firavun Khufu ya da Keops tarafından Gize platosunun üzerine inşa edildi.

	
Dünyanın en büyük ve en eski yapılarından biri olmasına karşın, piramidin nasıl inşa edildiğine dair hala ortak bir fikir bulunmuyor.

	
Mısırlı arkeolog Zahi Hawass, koridorun &#34;büyük bir keşfi&#34; temsil ettiğini söyledi ve Keops&#39;un mezar odasının piramidin içinde hala var olup olmadığını anlamak için de önemli olduğunu vurguladı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 03 Mar 2023 04:59:16 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da 2 bin yıl öncesine ait 22 antik mezar bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-2-bin-yil-oncesine-ait-22-antik-mezar-bul/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-2-bin-yil-oncesine-ait-22-antik-mezar-bul/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9EA045-D45095-BBF975-F1A3CB-402C30-074E66.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;ndan yapılan yazılı açıklamada, Tarihi Eserler Yüksek Konseyi ile Barselona Üniversitesi&#39;nden (Universitat de Barcelona) ortak bir heyetin, Minye ilinin Behnesa bölgesinde faaliyetlerini sürdürdüğü belirtildi. Bakanlığın açıklamasında,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9EA045-D45095-BBF975-F1A3CB-402C30-074E66.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;ndan yapılan yazılı açıklamada, Tarihi Eserler Yüksek Konseyi ile Barselona Üniversitesi&#39;nden (Universitat de Barcelona) ortak bir heyetin, Minye ilinin Behnesa bölgesinde faaliyetlerini sürdürdüğü belirtildi.

	
Bakanlığın açıklamasında, heyetin bölgede yaptığı kazılarda Roma dönemine ait 3, Pers dönemine ait 3, Bizans ve Kıpti dönemine ait 16 mezar ortaya çıkardığı kaydedildi.

	
Heyetin, tarihi eserleri gün yüzüne çıkarmak için bölgedeki çalışmalarını sürdüreceği aktarıldı.

	
Mısır&#39;da yerli ve yabancı heyetler tarafından gerçekleştirilen kazılarda, binlerce yıllık tarihi eserler ortaya çıkarılıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 25 Feb 2023 05:49:54 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da 4 bin 300 yıllık mumya bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-4-bin-300-yillik-mumya-bulundu-915/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-4-bin-300-yillik-mumya-bulundu-915/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1C9616-644434-A3014A-72ED57-032618-83CC03.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısırlı arkeolog ve eski Tarihi Eserler Bakanı Zahi Havas, &#34;Bulunan mumya bir adama ait. Adı Heka Şibs. Bu tabut 4300 yıldır hiç açılmamış. Bu, kraliyet mumyaları dışında bugüne kadar bulduğumuz en eski mumya oldu" dedi. Zahi Havas, heykellerin ise kireç taşından yapıldığını,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1C9616-644434-A3014A-72ED57-032618-83CC03.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısırlı arkeolog ve eski Tarihi Eserler Bakanı Zahi Havas, &#34;Bulunan mumya bir adama ait. Adı Heka Şibs. Bu tabut 4300 yıldır hiç açılmamış. Bu, kraliyet mumyaları dışında bugüne kadar bulduğumuz en eski mumya oldu" dedi.
	
	
Zahi Havas, heykellerin ise kireç taşından yapıldığını, üzerlerinde nakış olmadığından kime ait olduğunu tespit edemediklerini söyledi.
	
	
Havas, bulunan eserlerin 5&#39;inci Firavun Hanedanlığı (MÖ 2487 ile MÖ 2449 arası) ile 6&#39;ncı Firavun Hanedanlığı (MÖ 2345 ile MÖ 1821 arası) dönemlerinden olduğunu belirtti.
	
	
Mumya, başkent Kahire&#39;nin güneyindeki Sakkara Nekropolü'nde, 15 metrelik bir sütunun altında keşfedildi. Bölgede üç mezar daha bulundu.
	
	
Mezarlar arasında çok sayıda çanak çömlek de dahil, başka birçok eşyaya da rastlandı.
	
	
Nekropolde ortaya çıkarılan mumyaların en büyüğünün, rahip, müfettiş ve aynı zamanda soyluların danışmanı olan Khnumdjedef adlı bir kişiye ait olduğu belirtiliyor.
	
	
Bir diğer büyük mumya ise özel dini ritüelleri gerçekleştirmesi nedeniyle &#34;gizli muhafız&#34; unvanı verilen, üst düzey bir saray görevlisi olan Meri adlı bir kişiye ait.
	
	

	
	
Mezarlarda çeşitli heykeller de bulundu
	
	
Mısır&#39;da bu hafta ayrıca ülkenin güneyindeki Luksor kentinde MS 2. ve 3. yüzyıllara kadar uzanan, Roma dönemine ait eksiksiz bir yerleşim yeri de bulunmuştu.
	
	
Arkeologlar, bu keşifte yerleşim yerleri, kuleler ile birlikte çanak çömlek, araç gereç ve Roma dönemine ait sikkelerin de yer aldığı, &#34;metal atölyeleri" diye adlandırdıkları yerler keşfetmişti.
	
	
Turizm sektörünü canlandırmak isteyen Mısır, son yıllarda birçok önemli arkeolojik keşfe imza attı.
	
	
Mısır hükümeti, bu yıl açılması planlanan Büyük Mısır Müzesi&#39;nin 2028 yılına kadar ülkeye yılda 30 milyon turist çekmesini umuyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 27 Jan 2023 05:28:47 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da 3 bin 500 yıllık bir firavun mezarı bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-3-bin-500-yillik-bir-firavun-mezari-bulun/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-3-bin-500-yillik-bir-firavun-mezari-bulun/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_719C4F-9827BF-0E9089-AA8FC8-0B8FA6-6C1B55.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Tarihi Eserler Yüksek Konseyi ile Cambridge Üniversitesi&#39;ndeki Modern Devlet Araştırma Kurumu işbirliğinde oluşturulan Mısır-İngiliz ortak ekibi, Luksor&#39;da yürüttüğü kazılar sırasında&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_719C4F-9827BF-0E9089-AA8FC8-0B8FA6-6C1B55.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Tarihi Eserler Yüksek Konseyi ile Cambridge Üniversitesi&#39;ndeki Modern Devlet Araştırma Kurumu işbirliğinde oluşturulan Mısır-İngiliz ortak ekibi, Luksor&#39;da yürüttüğü kazılar sırasında daha önce bilinmeyen bir firavun mezarı keşfetti.
	
	
Tarihi Eserler Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Mustafa Veziri &#34;Bu keşfin önemi, şu ana kadar mezarda ele geçen ilk delillerin, mezarın Thutmose döneminden kalma olabileceğinden kaynaklanmaktadır&#34; dedi.
	
	
İngiliz arkeoloji ekibi başkanı Piers Lutherland, &#34;Keşfedilen mezar, I. Thutmose dönemindeki kraliyet eşlerinden veya prenseslerinden birine ait olabilir ve bunların çok büyük bir kısmı şimdiye kadar ortaya çıkarılmamıştır&#34; ifadelerini kullandı.

	
Keşfin bulunduğu arkeolojik alanı denetleyen bir hükümet yetkilisi olan Muhsin Kamil, ortaya çıkarılan mezarın eski dönemlerde meydana gelen sel baskınları sonucu kötü bir durumda olduğunu kaydetti.
	
	
Mısır ekibi başkanı Fethi Yasin de ekibin kazıların ve tüm mezarlığın arkeolojik belgelemesini sürdüreceğini, bunun da mezarlığın mimari planlamasının ve sanatsal unsurlarının daha net bir şekilde ortaya çıkarılmasına katkıda bulunacağını söyledi.
	
	
Firavun I. Thutmose, Antik Mısır&#39;ın 18. Hanedanlığı dönemine hüküm sürdü.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 15 Jan 2023 05:40:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[120 yaşındaki dinozorun midesinden fosilleşmiş memeli çıktı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/120-yasindaki-dinozorun-midesinden-fosillesmis-mem/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/120-yasindaki-dinozorun-midesinden-fosillesmis-mem/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_559F24-321425-403323-DE4F21-ABEC4D-B262AB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />CNN&#39;in haberine göre, McGill Üniversitesi&#39;nde biyoloji profesörü olan, araştırmanın yazarı Hans Larsson, Çin&#39;de müze koleksiyonlarını incelerken, yaklaşık 1 metre büyüklüğündeki Microraptor&#39;un midesinde, başka bir memelinin fosilleşmiş ayağını tespit etti. Larsson,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_559F24-321425-403323-DE4F21-ABEC4D-B262AB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />CNN&#39;in haberine göre, McGill Üniversitesi&#39;nde biyoloji profesörü olan, araştırmanın yazarı Hans Larsson, Çin&#39;de müze koleksiyonlarını incelerken, yaklaşık 1 metre büyüklüğündeki Microraptor&#39;un midesinde, başka bir memelinin fosilleşmiş ayağını tespit etti.

	
Larsson, Microraptor&#39;a ait iskeletin midesinde &#34;mükemmel bir şekilde korunmuş&#34; yaklaşık bir santimetre uzunluğunda kemirgen benzeri küçük bir memeli ayağı bulduklarını belirtti.

	
Profesör Larsson, Microraptor türü dinozorların balık, kuş ve kertenkele yediklerini ancak memeli hayvan avladıklarına dair ilk kez somut verilere ulaştıklarını dile getirdi.

	
Soyu uzun süredir tükenmiş olan bu hayvanların gıda tüketimi hakkındaki kanıtlara nadiren rastlanıldığına değinen Larsson, bu yeni bulgunun, eski ekosistemlere dair yeni bir bakış açısı ortaya koyduğunu aktardı.

	
Microraptor fosili, ilk kez 2000&#39;li yılların başında Çin&#39;in Liaoning eyaletinde keşfedilirken, gün yüzüne çıkarılan ilk tüylü dinozorlardan biri olarak kabul ediliyor.

	
Araştırma, Journal of Vertebrate Paleontology isimli akademik dergide yayımlandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 27 Dec 2022 05:38:37 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peru çöllerinde 168 yeni Nazca jeoglifi keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/peru-collerinde-168-yeni-nazca-jeoglifi-kesfedildi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/peru-collerinde-168-yeni-nazca-jeoglifi-kesfedildi/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_30408B-68D32F-6B67E8-3DAEB2-5E6057-7888E0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Peru'nun güneyinde devam eden havadan görüntüleme çalışmalarında, Nazca Çizgileri Dünya Mirası Alanı&#39;nda bulunan 168 yeni jeoglif tespit edildi. Guardian&#39;da yer alan habere göre bu büyük ölçekli coğrafi çizimlerin neredeyse 50&#39;si insanları andıran figürler barındırıyor.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_30408B-68D32F-6B67E8-3DAEB2-5E6057-7888E0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Peru'nun güneyinde devam eden havadan görüntüleme çalışmalarında, Nazca Çizgileri Dünya Mirası Alanı&#39;nda bulunan 168 yeni jeoglif tespit edildi.
	
	
Guardian&#39;da yer alan habere göre bu büyük ölçekli coğrafi çizimlerin neredeyse 50&#39;si insanları andıran figürler barındırıyor.

	
Çizimlerin hangi tarihte yapıldığı henüz net değil. Bunun yanı sıra çizgilerin çevresinde ortaya çıkarılan kil kaplar M.Ö. 100 ile M.S. 300 arasındaki bir zamana tarihleniyor.

	
Nazca Çizgileri araştırma programının baş arkeologu Jorge Olano, yeni keşfedilen figürlerin ortalama 2 ila 6 metre uzunluğunda olduğunu söyledi. Sadece havadan görülebilen Nazca Çizgilerinin amacı hala bilinmiyor.
	
	
Yamagata Üniversitesi'nden araştırmacıların ortaya çıkardığı bu son çizimlerle, bilinen Nazca çizgilerinin resmi sayısı artık 358&#39;e ulaştı.

	
Peru&#39;nun güneyinde yaşayan toplumlar açıklanamayan bir sebepten ötürü M.Ö. 500 ile M.S. 500 yılları arasındaki dönemde bölge genelinde basit çizgiler, şekiller ve figürler çizdi.
	
	
Bunların büyük kısmı sadece havadan görülebiliyor. Çizgilerin gökyüzünden insanları izleyen tanrılar için yapıldığı tahmin ediliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 20 Dec 2022 05:43:23 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuzey Kutbu'nda iki milyon yıl önceki yaşam]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuzey-kutbu-nda-iki-milyon-yil-onceki-yasam-852/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuzey-kutbu-nda-iki-milyon-yil-onceki-yasam-852/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_18ACCB-52152A-797940-322D95-A0DE06-688EEE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bugün Grönland'ın kuzeyi bir kutup çölü. Ancak topraktan çıkarılan genetik veriler, bir zamanlar bölgedeki hayatın çok daha farklı olmasına yol açan zengin bir bitki ve hayvan dizisini ortaya çıkardı. Bilim insanları, huş ve kavak ağaçları arasında dolaşan fil benzeri mamutlar,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_18ACCB-52152A-797940-322D95-A0DE06-688EEE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bugün Grönland'ın kuzeyi bir kutup çölü. Ancak topraktan çıkarılan genetik veriler, bir zamanlar bölgedeki hayatın çok daha farklı olmasına yol açan zengin bir bitki ve hayvan dizisini ortaya çıkardı.
	
	
Bilim insanları, huş ve kavak ağaçları arasında dolaşan fil benzeri mamutlar, ren geyiği ve kazların ve atnalı yengeçleri ve su yosunları dahil deniz yaşamının genetik izlerini buldu.
Araştırma, Nature dergisinde yayımlandı.

	
Araştırmayı yürüten Kopenhag Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi&#39;nden Profesör Eske Willerslev, Kuzey Kutbu türleri ve ılıman türlerin yan yana yaşadığı bu karışımın modern zamanda bir benzerinin olmadığını söyledi.&nbsp;
	
	

	
	
Örnekler, Grönland&#39;daki ıssız bir ortamdan toplandı
	
	
Araştırma, Grönland&#39;ın en kuzeyindeki Kap København Formasyonu adı verilen bir alanda gerçekleştirildi.
	
	
Şimdiye kadar, zamanı geri alıp bu bölgenin iki milyon yıl önce nasıl olduğunu anlamak zordu. Bu döneme ait hayvan fosilleri burada son derece nadir görülüyor.
	
	
Prof. Willerslev, &#34;Aslında, Kap København&#39;da, makro büyüklükteki fosiller aracılığıyla şimdiye kadar keşfedilen tek hayvan yaban tavşanı dişisi ve gübre böceği. Bu nedenle insanların, o zamanlar orada ne tür bir fauna olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu&#34; dedi.
	
	
Ekip bunun yerine çevresel DNA&#39;ya (veya eDNA) yöneldi. Bu, bitkilerden ve hayvanlardan - örneğin deri hücrelerinden veya dışkılardan - dökülen ve çevrelerinde biriken genetik materyal anlamına geliyor.&nbsp;
	
	
Bu teknik doğal çevrenin korunmasında artık yaygın olarak kullanılıyor. Örneğin, bir damla deniz suyunda bulunan DNA&#39;yı incelemek, tek tek hayvanları göremeseniz bile, okyanusun bir kesiminde yaşamış olan tüm canlıları ortaya çıkarabilir.
	
	
Grönland&#39;da ekip, Erken Buzul Çağı'nın o zamandaki biyolojisine bakmak için eski toprak örneklerini kullandı.
	
	
Erken Buzul Çağı'nın çalıları, bitkileri, eğrelti otları ve ağaçların arasında büyüyen yosunlarıyla dolu bir orman ekosistemi buldular.
	
	
Kemirgen, ren geyiği ve kaz gibi canlıların DNA'larının keşfinin yanı sıra mamut DNA&#39;sının ortaya çıkarılması bir sürpriz oldu.
	
	
Prof. Willerslev, BBC&#39;ye Grönland&#39;da fil benzeri hayvanları daha önce kimsenin bulmadığını söyledi.
	
	
İki milyon yıl önce, Grönland'ın kuzeyi şimdi olduğundan çok daha sıcaktı. Ortalama yıllık sıcaklıklar yaklaşık 11-19 °C daha yüksekti.
	
	
Prof. Willerslev, &#34;Bize asıl söylediği şey, biyolojik organizmaların esnekliğinin - nerede yaşayabilecekleri veya hangi bitki ve hayvanların birlikte yaşayabilecekleri - düşündüğümüzden çok daha büyük olduğudur&#34; dedi.
	
	
	
	
Topraktan DNA elde etmek ve sıralamak kolay olmadı, kullanılacak en iyi tekniği bulmak ekibin yıllarını aldı. Hatta genetik maddenin bu kadar uzun süre yaşamasının mümkün olmayabileceğini bile düşündüler.
	
	
Prof. Willerslev, &#34;2005&#39;te bir makale yazdım ve onda DNA&#39;nın bir milyon yıldan fazla yaşayamayacağını düşündüğümü söyledim ve işte iki milyon yıllık DNA ile karşı karşıyayız&#34; dedi.
	
	
DNA ile toprak arasındaki kimyasal reaksiyonun bozulmayı yavaşlattığını düşünüyor.
	
	
&#34;DNA elektrik yüklü moleküllerdir ve toprakta gördüğümüz minerallerin birçoğu da elektrik yüklüdür. Bu nedenle DNA temel olarak katı minerallere tutunur ve bunu yaptığında kendiliğinden bozunma hızını azaltır.&#34;
	
	
Diğer yerleşim yerlerinde bozulmamış daha fazla çevresel DNA bulunursa keşif, çağlar öncesine bakış açımızı değiştirebilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 08 Dec 2022 05:47:58 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da altın dilli mumyalar bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-altin-dilli-mumyalar-bulundu-853/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-altin-dilli-mumyalar-bulundu-853/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_29196A-2C0AAD-72263C-4B648F-B57622-243A16.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;nın açıklamasında Antik Mısır&#39;ın Geç Dönemi ve Greko-Romen Uygarlığı dahil farklı dönemlere ait mezarlardan çene kemiklerine altın diller yerleştirilmiş bir dizi mumya çıktığı belirtildi. Minufiye&#39;ye bağlı Kuesna&#39;daki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_29196A-2C0AAD-72263C-4B648F-B57622-243A16.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;nın açıklamasında Antik Mısır&#39;ın Geç Dönemi ve Greko-Romen Uygarlığı dahil farklı dönemlere ait mezarlardan çene kemiklerine altın diller yerleştirilmiş bir dizi mumya çıktığı belirtildi.

	
Minufiye&#39;ye bağlı Kuesna&#39;daki nekropolde bulunan mumyaların iyi muhafaza edilmiş koşullarda olmadığı, bunun da mezarların yağmalanmaya maruz kaldığı anlamına geldiği, ancak altınla kaplanan mumyaların hala bozulmadığı kaydedildi.

	
İskeletlerin bazılarının kemiklerinin altınla sırlandığı, bazılarının altın çarşaflarla sarıldığı, diğerlerinin altından böcekler ve nilüfer çiçekleriyle birlikte gömüldüğü aktarıldı.
	
	
&#39;Öbür dünyada konuşabilmesini sağlamak için&#39;
	
	
Kazılarda insan biçimli ahşap tabutlar, çanak çömlek ve mumyalamada kullanılan malzemeler de bulundu.
	
	
Çin haber ajansı Şinhua&#39;ya konuşan arkeoloji uzmanı Baha el Nagar, &#34;Ölen kişinin öbür dünyada konuşabilmesini sağlamak için dillerin altından yapıldığına inanılıyor&#34; bilgisini paylaştı.

	
Sonsuzluk için altın
	
	
Nagar, &#39;parlaklığı sonsuza dek sürecek, baki kalacak malzeme olarak kabul edildiğinden, antik çağ hükümdarlarının maskelerini, ayak parmaklarını, parmaklarını ve dillerini altınla süslediklerini&#39; anlattı.
	
	
İngiliz gazetesi Daily Mail&#39;e konuşan arkeologlar da &#39;ölüler yargıcıyla konuşabilmeleri ve ölüler tanrısı Osiris&#39;i ruhlarına merhamet göstermeye ikna edebilmeleri için mumyalara altın dil takılmış olabileceği&#39; görüşünü dile getirdi.

	
Altın dilli mumyaların bulunduğu yer ilk kez 1989&#39;da keşfedilmişti. Bu bölgenin Ptolemaioslar ve Roma dönemlerinde (MÖ 300-MS 640 arası) iskan edildiği düşünülüyor.
	
	
Her dönemin farklı geleneklerinin yansımaları
	
	
Her gömü seviyesinde birbirinden farklı gelenekler ve hatta farklı gömme yönlerine rastlandığına dikkat çeken Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı, bunun nekropolün Antik Mısır&#39;ın Geç Dönemi, Ptolemaioslar Dönemi ve Roma Dönemi&#39;nde iki evrede yeniden ve yeniden kullanıldığına işaret ettiğini açıkladı.
	

Altın dillere geçen yıl rastlandı
	
	
Benzer bir keşif 2021 yılında yapıldığında, 2000 yıllık tarihi olan bir alanda yürütülen kazıda dil şeklinde süslemeleri olan bir kafatası ortaya çıkarılmıştı. Birkaç ay sonra altın dilleri olan bir erkek, bir kadın ve bir çocuk bulunduğunda, araştırmacılar iskeletlerin 2500 yıldan öncesine dayandığını söylemişti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 29 Nov 2022 05:05:36 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İ﻿talya'da 2 bin 300 yıllık 24 bronz heykel bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/italya-da-2-bin-300-yillik-24-bronz-heykel-bulundu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/italya-da-2-bin-300-yillik-24-bronz-heykel-bulundu/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7D5373-0FBF3F-3B6BB0-F22621-927FEE-956861.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Heykellerin Roma dönemine ait olduğuna inanılıyor. Keşif, San Casciano dei Bagni isimli bir dağ köyünde, banyo olarak kullanılan bir yapının kalıntılarında yapıldı. 2 bin 300 yıllık olduğu düşünülen heykeller Hygiei, Apollon gibi mitolojik tanrıları tasvir ediyor. Heykellerin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7D5373-0FBF3F-3B6BB0-F22621-927FEE-956861.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Heykellerin Roma dönemine ait olduğuna inanılıyor.
	
	
Keşif, San Casciano dei Bagni isimli bir dağ köyünde, banyo olarak kullanılan bir yapının kalıntılarında yapıldı.
	
	
2 bin 300 yıllık olduğu düşünülen heykeller Hygiei, Apollon gibi mitolojik tanrıları tasvir ediyor.

	
Heykellerin yanı sıra keşfin yapıldığı banyo kalıntısında 6 bin civarında, bronz, gümüş ve altın para da bulundu.
	
	
İtalya Kültür Bakanlığı, keşfin yapıldığı dönemde Toscana'nın büyük bir değişimden geçtiğini açıkladı.
	
	
Etrüsk yönetiminden Roma yönetimine bu dönemde geçildiği kaydedildi.
	
	
Bölgedeki kazı Siena bölgesindeki Yabancılar Üniversitesi'nden Jacopo Tabolli tarafından yürütüldü.

	
	
	
Toscana&#39;da bulunan heykellerden biri
	
	
Tabolli, heykellerin termal suya bir ritüel olarak bırakıldığını söyledi ve &#34;Suya bir şey bırakırsınız çünkü karşılığında size bir şey vereceğini umarsınız" dedi.
	
	
Gün yüzüne çıkarılan heykeller restorasyon için yakındaki bir laboratuvara götürülecek.
	
	
Sonra da San Casciano Müzesi'nde sergilenecek.
	
	
İtalya Devlet Müzesi Müdürü Massimo Osanna, bunun Riace Bronzlarından bu yana en önemli keşif olduğunu söyledi.
	
	
Riace Bronzları 1972 yılında keşfedildi. Bunlar kadim savaşçıları tasvir ediyordu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 09 Nov 2022 05:51:20 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Duvara gizlenmiş 7. yüzyıldan kalma sikkeler bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/duvara-gizlenmis-7-yuzyildan-kalma-sikkeler-bulund/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/duvara-gizlenmis-7-yuzyildan-kalma-sikkeler-bulund/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_18D0F8-9CD833-2B370E-CD11B2-3B5A80-CDF3E7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Uzmanların tahminlerine göre, Banias Nehri'ndeki bir alanda bulunan 170 gr ağırlığındaki gömü, 635 yılında Müslümanların bölgeyi fetihleri sırasında saklandı. Arkeologlar, sikkelerin bölgedeki Bizans egemenliğinin sonuna ışık tuttuğunu söylüyor. Bizans İmparatorluğu (Doğu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_18D0F8-9CD833-2B370E-CD11B2-3B5A80-CDF3E7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Uzmanların tahminlerine göre, Banias Nehri'ndeki bir alanda bulunan 170 gr ağırlığındaki gömü, 635 yılında Müslümanların bölgeyi fetihleri sırasında saklandı.
	
	
Arkeologlar, sikkelerin bölgedeki Bizans egemenliğinin sonuna ışık tuttuğunu söylüyor.
	
	
Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu), Roma İmparatorluğu&#39;nun yıkılması ardından, 1453&#39;te Osmanlı İmparatorluğu&#39;na yenilene dek yaklaşık 1000 yıl hüküm sürdü.
	
	
Kazı müdürü Yoav Lerer, &#34;Sikkelerin sahibinin savaş tehdidi sırasında, &#39;bir gün mülkümü geri almak için dönerim&#39; umuduyla servetini saklamış olduğunu anlıyoruz. Şimdi geçmişe bakıldığında ise onun o denli şanslı olmadığını görüyoruz" dedi.
	
	
İsrailli yetkililer, antik kentteki yerleşim bölgesinde yapılan kazılarda, altın sikkeler haricinde bina kalıntıları, su kanalları, borular ve bronz sikkelerin de ortaya çıkarıldığını söyledi.
	
	
İsrail Eski Eserler Kurumu&#39;ndan nümismatik (para birimi) uzmanı Dr. Gabriela Bijovsky, sikkelerin bir kısmının İmparator Phocas&#39;a (602-610), ancak çoğunun da halefi Herakleios&#39;a ait olduğunu söyledi.
	
	
S﻿ikkelerin bulunduğu Banias bölgesinin Hristiyan kültüründe ayrı bir yeri var. İsa peygamberin burada havarisi Peter&#39;a &#34;Bu kaya üzerine kilisemi inşa edeceğim&#34; dediğine inanılıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 04 Oct 2022 06:00:06 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Prehistorik balıkta dünyanın en yaşlı kalbi bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/prehistorik-balikta-dunyanin-en-yasli-kalbi-bulund/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/prehistorik-balikta-dunyanin-en-yasli-kalbi-bulund/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_749B85-615339-9DDF0D-EF85FA-593377-E25B29.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />B﻿unun insanlar dahil tüm omurgalı hayvanlarda görülen kalbin evriminde önemli bir dönüm noktasına işaret ettiği düşünülüyor. K﻿alp, Gogo olarak bilinen prehistorik bir balıkta görüldü. S﻿cience dergisinde yayımlanan çalışma Avustralya&#39;nın batısında yürütüldü.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_749B85-615339-9DDF0D-EF85FA-593377-E25B29.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />B﻿unun insanlar dahil tüm omurgalı hayvanlarda görülen kalbin evriminde önemli bir dönüm noktasına işaret ettiği düşünülüyor.
K﻿alp, Gogo olarak bilinen prehistorik bir balıkta görüldü.

	
S﻿cience dergisinde yayımlanan çalışma Avustralya&#39;nın batısında yürütüldü.
	
	
A﻿raştırmayı yürüten ekibin başındaki Profesör Kate Trinajstic, hayatlarının en büyük keşfini yaptıkları anı BBC&#39;ye anlattı.
	
	
P﻿rofesör Trinajstic, &#34;Bilgisayarın başına toplanmıştık. Bir kalp tespit ettiğimizi anladık ama önce buna inanamadık. Nefes kesici bir andı,&#34; dedi.
	



Prehistorik balık fosilleri Batı Avustralya&#39;daki kaya parçalarında bulundu
	
	
G﻿enellikle yumuşak dokulardan ziyade kemikler fosilleşir, ancak Kimberley&#39;deki Gogo kaya formasyonu olarak bilinen bu noktada balığın karaciğeri, midesi, bağırsakları ve kalbi dahil bazı iç organları mineraller etkisiyle muhafaza edilmiş.
	
	
P﻿rofesör Trinajstic, &#34;Bu kendi evrimimiz açısından da önemli bir an,&#34; dedi.
	
	
A﻿raştırma ekibinden Profesör John Long da bulgularını &#34;dudak uçuklatıcı, hayret verici&#34; olarak nitelendirdi.
	
	
L﻿ong &#34;Bu kadar yaşlı hayvanların organları hakkında bugüne dek hiçbir bilgiye sahip değildik,&#34; diye konuştu.

	
	
	
Bilim insanları kaya parçalarını tarayarak balık fosilinin karaciğeri, midesi, bağırsağı ve resimde kırmızı olarak görülen kalbini tespit etmeyi başardı
	
	
Gogo, placoderm olarak da bilinen prehistorik balıkların ilk türlerinden. B﻿unlar, çenesi ve dişleri olan ilk balık türleriydi.
	
	
Bundan önce balıklar 30 santimetre uzunluğunu geçmiyordu. Ancak placodermler 9 metre boyunda olabiliyordu.
	
	
P﻿lacodermler 60 milyon yıl boyunca Dünya&#39;daki baskın hayat formuydu.
	
	
D﻿inozorların ilk görüldüğü tarihten 100 milyon yıl önce varlıklarını sürdürüyorlardı.
	
	
G﻿ogo balığının fosili üzerinde yapılan taramalar, balığın kalbinin prehistorik bir balığın kalbinden beklenmeyecek kadar karmaşık bir yapıda olduğunu ortaya koydu.
	
	
İ﻿nsan kalbine benzer şekilde bu balığın kalbinde de iki odacık bulunuyordu.
	
	
B﻿ilim insanları bu sayede balığın kalbinin daha randımanlı çalıştığını, bunun da yavaş hareket eden bir balıktan hızlı hareket eden bir balığa evriminde önemli rol oynadığını düşünüyor.
	
	
Profesör Long balıkların bu şekilde daha güçlü hale geldiklerini ve açgözlü birer yırtıcı hayvana dönüştüklerini söyledi.
	
	
A﻿raştırmada tespit edilen bir diğer önemli bulgu da, diğer ilkel balıklara kıyasla bu balıkta kalbin vücudun çok daha ön kısmında yer alıyor olmasıydı.
	
	
B﻿unun Gogo balığının boyun bölgesinin gelişiminde etkili olduğu ve evrim sürecinde akciğerlerinin oluşumu için de boşluk yarattığı düşünülüyor.
	



G﻿ogo balığının başının fosili
	
	
Placodermler konusunda uzman isimlerden L﻿ondra&#39;daki Doğal Tarih Müzesi&#39;nden Doktor Zerina Johanson, yapılan bu araştırmayı &#34;insan vücudunun bugün neden bu şekilde olduğunu anlamamıza yardımcı olan çok önemli bir keşif&#34; olarak nitelendirdi.
	
	
J﻿ohanson, &#34;Bugün vücudumuzda halen olan çene ve dişler gibi şeylere burada rastlıyoruz. Ayrıca zaman içerisinde evrimleşerek kollar ve bacaklara dönüşen ön ve arka yüzgeçlerin de ilk görünümlerini burada gözlemleyebiliyoruz,&#34; dedi.
	
	
L﻿ondra&#39;daki Imperial College&#39;da placoderm uzmanı Doktor Martin Brazeau da yapılan araştırmanın Dünya&#39;da hayatın nasıl evrimleştiğini anlamak açısından önemli bir basamak sunduğunu söyledi.
	
	
B﻿razeau, &#34;Bu sonuçları görmek gerçekten çok heyecan verici. Meslektaşlarım ve benim üzerinde çalıştığımız bu balıklar evrimimizin bir parçası. İnsanların, toprak üzerinde yaşayan diğer hayvanların ve denizlerde yaşayan balıkların evriminin bir parçasını görüyoruz&#34; diye konuştu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 17 Sep 2022 05:40:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[31 bin yıl öncesine ait iskelet, tarihe ışık tutuyor]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/31-bin-yil-oncesine-ait-iskelet-tarihe-isik-tutuyo/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/31-bin-yil-oncesine-ait-iskelet-tarihe-isik-tutuyo/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D0365C-70B99A-3936FF-BFD633-9BF6C6-4F3FB5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#34;Nature&#34; dergisinde yer alan çalışmada, 2020&#39;de, 40 bin yıl öncesine ait duvar resimleriyle bilinen Liang Tebo mağarasında iyi korunmuş bir iskelete rastlandığı belirtildi. İskeletin bacağının sol alt kısmının olmadığının görüldüğü aktarıldı. Endonezyalı ve&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D0365C-70B99A-3936FF-BFD633-9BF6C6-4F3FB5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#34;Nature&#34; dergisinde yer alan çalışmada, 2020&#39;de, 40 bin yıl öncesine ait duvar resimleriyle bilinen Liang Tebo mağarasında iyi korunmuş bir iskelete rastlandığı belirtildi. İskeletin bacağının sol alt kısmının olmadığının görüldüğü aktarıldı.
	
	
Endonezyalı ve Avustralyalı arkeologların, yaptıkları incelemeler sonucu, iskeletin eksik ayak bileğinin geri kalan kısmının şaşırtıcı bir şekle sahip olduğunu ve kasıtlı bir şekilde kesilmiş olabileceğini dile getirdiği kaydedildi.
	
	
Bilim insanlarının, diş ve çevresinden toplanılan kalıntılar incelendiğinde, 19-20&#39;li yaşlarında ölen kişiye ait iskeletin 31 bin yıllık olduğu tahmininde bulunduğu belirtildi.
Öte yandan, kişinin ayağı ampute edildikten en az 6 ila 9 sene sonra yaşamını yitirmiş olabileceği aktarıldı.
	
	
Uzmanlar, Endonezya&#39;nın Doğu Kalimantan eyaletinde yaşayan, taş devri avcı ve toplayıcılarının, tıbbi anatomi ve yara tedavisinde bilgi sahibi olduğunu düşünüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 08 Sep 2022 05:55:26 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Zimbabve'de 252 milyon yıllık dinozor fosili bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/zimbabve-de-252-milyon-yillik-dinozor-fosili-bulun/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/zimbabve-de-252-milyon-yillik-dinozor-fosili-bulun/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1F1144-161C9E-50351A-04424B-B12860-AD5843.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim dergisi Nature&#39;a göre, Yale Üniversitesi&#39;nden Dr. Chris Griffin ve bir grup bilim insanı tarafından yayınlanan araştırma sonucu Zimbabve&#39;de bulunan fosilin Afrika&#39;da şimdiye kadar bulunan en eski fosil olduğu belirtildi. Araştırmada, Zimbabve&#39;de bulunan dinozor fosilinin,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1F1144-161C9E-50351A-04424B-B12860-AD5843.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim dergisi Nature&#39;a göre, Yale Üniversitesi&#39;nden Dr. Chris Griffin ve bir grup bilim insanı tarafından yayınlanan araştırma sonucu Zimbabve&#39;de bulunan fosilin Afrika&#39;da şimdiye kadar bulunan en eski fosil olduğu belirtildi.

	
Araştırmada, Zimbabve&#39;de bulunan dinozor fosilinin, 201 ila 252 milyon yıl öncesine ait olduğu kaydedildi.

	
Afrika&#39;nın şimdiye kadar bulunan en eski dinozor fosiline &#34;Mbiresaurus&#34; ismi verildiği ve bu ismin Zimbabve&#39;nin Mbire bölgesinden esinlendiği bilgisi paylaşıldı.

	
Haftalar süren kazı çalışmasına, Griffin liderliğindeki bilim insanlarının yanı sıra Zimbabve Doğa Tarihi Müzesi&#39;nden bilim insanları da destek verdi.

	
Son olarak 2018&#39;de Arjantin&#39;de, 201 ila 237 milyon yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen dev dinozor fosili keşfedilmişti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 01 Sep 2022 05:35:12 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuraklık 113 milyon yıllık dinozor ayak izlerini ortaya çıkardı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuraklik-113-milyon-yillik-dinozor-ayak-izlerini-o/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuraklik-113-milyon-yillik-dinozor-ayak-izlerini-o/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_08497A-4279F8-32C2F9-BAE1AC-2FBA1B-D8D8AD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dev ayak izlerinin tek bir Acrocanthosaurus'a ait olduğu tahmin ediliyor. En son 2000 yılında görülen ayak izleri genelde suların altında, hatta toprağın da birkaç katman altında bulunuyor. Texas Dinozor Vadi Devlet Parkı, dünyada bu tip izlerin en iyi korunduğu alanlardan biri. ABD Kuraklık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_08497A-4279F8-32C2F9-BAE1AC-2FBA1B-D8D8AD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dev ayak izlerinin tek bir Acrocanthosaurus'a ait olduğu tahmin ediliyor. En son 2000 yılında görülen ayak izleri genelde suların altında, hatta toprağın da birkaç katman altında bulunuyor.
	
	
Texas Dinozor Vadi Devlet Parkı, dünyada bu tip izlerin en iyi korunduğu alanlardan biri.
	
	
ABD Kuraklık İzleme Merkezi'ne göre bu yıl Texas'ın neredeyse tümünde ciddi bir kuraklık var. Geçen hafta eyaletin yüzde 87'sinde aşırı, çok ileri ya da ileri boyutta alarm durumları ilan edildi. Bu yaz normale göre daha da kurak geçince, Texas'taki parkın ortasından geçen nehir neredeyse tamamen kurudu. Böylece dinozor ayak izleri de görülmüş oldu.

	
Park müfettişi Jeff Davis, BBC'ye yaptığı açıklamada, ortaya çıkan izlerin &#34;Yalnız muhafızın ayak izleri" olarak adlandırıldığını; boyları 11 metreyi bulan Acrocanthosaurus türünde bir dinozorun bu yolda yürüdüğünü; 140 adet ayak izinden 60'ının şu an görülebilir durumda olduğunu söyledi.
	
	
Bir teropod türü olan Acrocanthosauruslar, üç tırnaklı ve yaklaşık 7 ton ağırlığındaki dinozorlardan.&nbsp;
	
	
Aşırı hava olayları başka şaşırtıcı olaylara da yol açtı.
	
	
ABD'nin en büyük rezervuarlarından Mead Gölü'nün de kuruması ve su seviyesinin düşmesiyle birlikte cansız insan bedenlerine ulaşıldı.&nbsp;
	
	
Dünya üzerinde görülen kuraklıkların tümünün sebebi iklim değişikliği olmayabiliyor. Ancak atmosferdeki aşırı sıcaklar, kuraklığı daha da hızlandırıyor ve daha kötü bir duruma getiriyor.
	
	
Dünya'daki sıcaklık, sanayi çağının başlamasından bu yana 1,2 derece arttı. Sıcaklık artmaya devam ediyor. Karbon emisyonunun azaltılması için adım atılmazsa, sıcaklık artışı daha büyük krizler doğurabilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 24 Aug 2022 05:04:35 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da 'yabancı askerlerin liderine ait mezar bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misirda-yabanci-askerlerin-liderine-ait-mezar-bulu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misirda-yabanci-askerlerin-liderine-ait-mezar-bulu/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B8CD85-A51C51-6D7B22-E970A3-91FB38-14017F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, başkent Kahire'nin yakınında, Giza&#39;nın güneyindeki Abu Sir arkeolojik alanında yürütülen kazılarda, Mısır&#39;daki Pers egemenliğinin başlangıcına denk gelen, yaklaşık olarak 2 bin 500 yıl öncesine dayanan bir mezarın bulunduğunu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B8CD85-A51C51-6D7B22-E970A3-91FB38-14017F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, başkent Kahire'nin yakınında, Giza&#39;nın güneyindeki Abu Sir arkeolojik alanında yürütülen kazılarda, Mısır&#39;daki Pers egemenliğinin başlangıcına denk gelen, yaklaşık olarak 2 bin 500 yıl öncesine dayanan bir mezarın bulunduğunu duyurdu.

	
Çek Mısır Bilim Enstitüsü&#39;ne bağlı bir arkeoloji misyonu tarafından bulunan mezarın &#34;yabancı askerlerin lideri' konumunda bir kişiye ait olduğu açıklandı.

	
Bakanlıktan konuya ilişkin yapılan açıklamada, Wahipra Merinitl adlı kişiye ait olduğu belirtilen mezarın antik çağdaki ilk 'gerçek küreselleşme'ye işaret ettiği belirtildi.

	
Mezarın bulunduğu yapının altı metre derinliğinde ve kayaya oyulmuş köprülerle ayrılmış birkaç bölümden oluştuğu bilgisi paylaşılırken, yakın çevrede bulunan diğer mezarlarla bazı benzerlikler gösterse de kendine özgü özelliklerinin olduğu ifade edildi.

	
Mezarın üst kısmında bulunan ve ölen kişinin yüzünü temsil eden bazal kısm yağmacılar tarafından kırılıp çalınmasına rağmen mezarın bulunduğu kuyuda 400'den fazla 'askeri lidere' ait tarihi parça bulundu..]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 19 Jul 2022 05:38:23 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atalarımızın fosilleri düşünülenden 1 milyon yıl daha yaşlı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/atalarimizin-fosilleri-dusunulenden-1-milyon-yil-d/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/atalarimizin-fosilleri-dusunulenden-1-milyon-yil-d/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_71E78F-E67C8E-594A9B-DB3F32-EE44E4-9217DB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bayan Ples adı verilen mağara kadınına ait fosiller, İnsanlığın Beşiği diye bilinen Güney Afrika&#39;daki mağaralarda gömülüydü. Çağdaş test yöntemleri, ilk insanların 3,4 ila 3,7 milyon yıl önce dünyada dolaşmaya başladığını gösteriyor. Bu yeni takvim, insan evrimine&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_71E78F-E67C8E-594A9B-DB3F32-EE44E4-9217DB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bayan Ples adı verilen mağara kadınına ait fosiller, İnsanlığın Beşiği diye bilinen Güney Afrika&#39;daki mağaralarda gömülüydü.
	
	
Çağdaş test yöntemleri, ilk insanların 3,4 ila 3,7 milyon yıl önce dünyada dolaşmaya başladığını gösteriyor.
	
	
Bu yeni takvim, insan evrimine dair bilgileri yeniden şekillendirebilir.

	
Aynı zamanda, atalarımızın ilk insanlara evrimi için birden çok yol olduğu anlamına geliyor.
	
	
	Biliminsanları yıllarca, Johannesburg yakınlarındaki Sterkfontein mağaralarında bulunan Australopithecus africanus&#39;un, 2,6 milyon yıldan daha genç olduğunu düşündü.
		
		
	Mağarada, dünyanın her yerinden daha çok ilk insan kalıntıları bulundu. Buna, 1947&#39;de bulunan ve Bayan Ples lakabı verilen neredeyse tam kafatası da dahil.
		
		
	Smithsonian Müzesi&#39;ne göre iki eli üzerinde yürüyen tür, modern insanlara kıyasla çok daha kısaydı. Erkeklerin ortalama boyu 138 santim, kadınların ise 115 santimdi.
		
		
	Ancak yeni radyoaktif tarihleme teknikleriyle Bayan Ples&#39;in ve etrafında bulunan kalıntıların, düşünülenden bir milyon yıl daha eski oldukları tespit edildi.
		
		
	Araştırmacılar, fosillerin etrafındaki çökeltide bulunan, mağaraya düşmeden önce kozmik ışınlara maruz kalan taşlarda oluşan nadir bir izotopu test ediyor.
		
		
	Daha önce Australopithecus africanus&#39;un, 2,2 milyon yıl önce zaten dünyada dolaşan insanoğlunun atası homo genus&#39;a evrilmek için çok genç olduğu düşünülüyordu.
		
		
	Bu yeni bulgularla, evrimsel süreçteki bir milyon yıllık boşluk doldu ve Bayan Ples ve ait olduğu türün ilk insanların atası olma ihtimali doğdu.
		
		
	Sonuç olarak, Afrika&#39;da bulunan 3,2 milyon yaşındaki Australopithecus afarensis türündeki maymunsu Lucy ile aynı dönemlerde dünyada yaşayan türlerin çok uzun süredir ilk insanların atası olduğuna inanılıyordu.
		
		
	Uzmanlar bu yenilenen takvimle, iki türün etkileşime girip, üremiş olabileceğini ve insanların nereden geldiğine dair resmin karmaşıklaştığını söylüyor. Ayrıca, tek bir evrim hattından gelmemiş olabileceğimizi vurguluyorlar.
		
		
	Çalışmaya katılan Fransız uzman Laurent Bruxelles &#34;Yani aile ağacımız bir çalılık gibi&#34; dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 03 Jul 2022 05:00:35 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mükemmel durumda bir yavru mamut mumyası bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mukemmel-durumda-bir-yavru-mamut-mumyasi-bulundu-2/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mukemmel-durumda-bir-yavru-mamut-mumyasi-bulundu-2/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7B916E-4656A6-2C43C0-87E63D-26CF23-96C425.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Büyük heyecan yaratan keşif, Yukon bölgesindeki Klondike altın arama alanında geçen hafta Salı günü gerçekleşti. Yaklaşık 30 bin yıl önce doğduğu sanılan mamut, donmuş toprağı kazan bir altın madencisi tarafından bulundu. Dişi bebek mamuta, bölgede konuşulan yerel dilde &#34;büyük&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7B916E-4656A6-2C43C0-87E63D-26CF23-96C425.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Büyük heyecan yaratan keşif, Yukon bölgesindeki Klondike altın arama alanında geçen hafta Salı günü gerçekleşti.
	
	
Yaklaşık 30 bin yıl önce doğduğu sanılan mamut, donmuş toprağı kazan bir altın madencisi tarafından bulundu.
	
	
Dişi bebek mamuta, bölgede konuşulan yerel dilde &#34;büyük bebek hayvan&#34; anlamına gelen &#34;Nun cho ga&#34; adı verildi.

	
Bölgenin yerli halkı olan Trʼondëk Hwëch topluluğu üyeleri, mamut için bir seremoni de düzenledi.
	
	
	Nun cho ga&#39;nın Kuzey Amerika&#39;da bulunan en iyi korunmuş ve vücudu neredeyse tam durumdaki ilk yünlü mamut örneği olduğu belirtiliyor.
		
		
	Yukon bölgesinden paleontolog Doktor Grant Zazula, keşile rüyasının gerçek olduğunu söyleyerek heyecanını paylaştı.
		
		
	Zazula, &#34;Nun cho ga, dünyada keşfedilmiş en özel Buz Devri&#39;nden kalma mumyalanmış hayvanlardan biri. Onu daha fazla tanımak için sabırsızlanıyorum&#34; dedi.
	
		
	30-35 günlükken ölmüş
		
		
	Paleontolog Zazula, bebek mamutun 35-40 bin yaşında olduğunu aktarıyor.
		
		
	Bölgenin yerel halkı da Nun cho ga&#39;ya büyük bir önem gösteriyor.
		
		
	Trʼondëk Hwëch halkının yerli şefi olan Roberta Joseph, ileri araştırmalar konusunda Kanada hükümeti yetkilileri ile birlikte çalışacaklarını söyledi.
		
		
	Yerli şefi Joseph, yapılacak çalışmalarının kültürleri ve geleneklerine uygun olacağını kaydetti.
		
		
	Kanada&#39;da yayın yapan CBC kanalı, bebek mamutun 140 santimetre uzunluğunda ve öldüğünde 30-35 günlük olduğunu bildirdi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 27 Jun 2022 05:05:08 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Irak'ta Emevi dönemine ait çamurdan cami keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/irak-ta-emevi-donemine-ait-camurdan-cami-kesfedild/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/irak-ta-emevi-donemine-ait-camurdan-cami-kesfedild/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FECD41-EC7156-2EDDA2-1A1077-71B925-B71F99.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Katar Merkezli Al Jazeera yayın kuruluşunda yer alan habere göre, İngiliz ve Iraklı kazı ekipleri, ülkenin arkeolojik açıdan zengin bölgesinde, tarihi bin 300 yıl öncesine kadar giden çamurdan bir cami keşfetti. Tarihi milattan sonra 679 yılına dayanan çamurdan caminin, Zikar&#39;ın&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FECD41-EC7156-2EDDA2-1A1077-71B925-B71F99.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Katar Merkezli Al Jazeera yayın kuruluşunda yer alan habere göre, İngiliz ve Iraklı kazı ekipleri, ülkenin arkeolojik açıdan zengin bölgesinde, tarihi bin 300 yıl öncesine kadar giden çamurdan bir cami keşfetti.

	
Tarihi milattan sonra 679 yılına dayanan çamurdan caminin, Zikar&#39;ın el- Rafa&#39;i bölgesinde keşfedildiği ve genişliğinin yaklaşık olarak sekiz metre, uzunluğunun ise beş metre olduğu kaydedildi.

	
Caminin ortasında 25 kişiyi ağırlayabilecek küçük bir imam türbesinin de bulunduğu belirtildi.

	
Zikar Valiliği Araştırma ve Kazı Dairesi Başkanı Ali Shalgham, çamurdan camiyi en önemli ve büyük keşiflerden biri olarak nitelendirerek, su, rüzgar ve yağmurdan kaynaklanan erozyonlar nedeniyle binadan sadece birkaç kalıntı kaldığını dile getirdi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 27 Nov 2021 05:05:23 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuzey Irak'ta Ortadoğu'nun en eski şarap presi bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuzey-irak-ta-ortadogu-nun-en-eski-sarap-presi-bul/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuzey-irak-ta-ortadogu-nun-en-eski-sarap-presi-bul/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D1528E-895D15-184B87-D879DE-4809A2-74829B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, Kuzey Irak&#39;ta yer alan Duhok vilayeti yakınlarındaki Hanis arkeolojik alanında yürüttükleri kazı çalışmalarında 2 bin 700 yıldan daha eski ve Asur medeniyetinden kaldığı tahmin edilen bir şarap presi keşfetti. Dünyanın en eski imparatorluklarından biri olan Asur,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D1528E-895D15-184B87-D879DE-4809A2-74829B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, Kuzey Irak&#39;ta yer alan Duhok vilayeti yakınlarındaki Hanis arkeolojik alanında yürüttükleri kazı çalışmalarında 2 bin 700 yıldan daha eski ve Asur medeniyetinden kaldığı tahmin edilen bir şarap presi keşfetti.
	
	
Dünyanın en eski imparatorluklarından biri olan Asur, Mezopotamya&#39;nın kuzey kesiminde bulunuyordu.
	
	
Udine Üniversitesi&#39;nde Yakın Doğu arkeolojisi profesörü ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#39;nde bulunan (IKBY) Ninova Arkeoloji Projesi Direktörü Daniele Morandi Bonacossi, yaptığı açıklamada, &#34;Bu oldukça benzersiz bir arkeolojik bulgu, zira arkeologlar kuzey Mezopotamya&#39;da ilk kez bir şarap üretim alanı tanımlayabiliyorlar&#34; dedi.
Bonacossi, keşfin değerinin kısmi anlamda tarihsel bağlamında yattığını da sözlerine ekledi.

	
Asur medeniyetinin kutsal kitabında, başta saray mensupları ve seçkinler arasında şaraba olan talebin arttığı öğrenilmişti.
	
	
Arkeolojik kalıntılara göre de o dönemde üzüm bağlarında bir artış fark ediliyor.
	
	
Bonacossi, &#34;Asur döneminin sonlarında, MÖ 8. ve 7. yüzyıllar arasında şarap talebinde ve üretiminde çarpıcı bir artış oldu&#34; ifadelerini kullandı.
	
	
Sözgelimi antik yapının, UNESCO Dünya Mirası listesine eklenmesine yönelik çalışmalar sürüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 02 Nov 2021 05:04:50 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Vikingler Amerika'ya Kolomb'dan 471 yıl önce gitti"]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-vikingler-amerika-ya-kolomb-dan-471-yil-once-gitt/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-vikingler-amerika-ya-kolomb-dan-471-yil-once-gitt/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_066BAF-E0A003-88334D-763DF2-65BB62-99C967.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yeni tarihlendirme teknikleriyle ağaç halkalarını inceleyen bilim insanları Vikinglerin Kanada&#39;daki Newfoundland&#39;da milattan sonra tam olarak 1021 yılında bir yerleşim kurduklarını kanıtlayan bulgulara ulaştılar. Aslında Avrupa kıtasından yola çıkan grupların Amerika kıtasına,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_066BAF-E0A003-88334D-763DF2-65BB62-99C967.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yeni tarihlendirme teknikleriyle ağaç halkalarını inceleyen bilim insanları Vikinglerin Kanada&#39;daki Newfoundland&#39;da milattan sonra tam olarak 1021 yılında bir yerleşim kurduklarını kanıtlayan bulgulara ulaştılar.

	
Aslında Avrupa kıtasından yola çıkan grupların Amerika kıtasına, 1492 yılında Yeni Dünya&#39;ya ulaşan Kristof Kolomb&#39;dan çok daha önce gittikleri uzun zamandır biliniyor.

	
Fakat bu kez araştırmacılar ilk kez tam bir tarih verebiliyorlar.

	
Nature adlı bilim dergisinde araştırmalarını raporlayan uzmanlar, L&#39;Anse aux Meadows adlı Nordik (Norveç&#39;ten gelen Vikinglerin kurduğu) yerleşim inşa edilirken kesilerek kullanılmış üç ağaç parçası üzerinde çalıştılar.
	
	
	Tarihi bilinen bir güneş fırtınasının yarattığı &#34;atmosferik radyokarbon&#34; izlerinden yararlanarak, bu üç tahta parçasının geldiği ağacın kesin olarak 1021 yılında kesilmiş olduğu sonucuna vardılar.
	
		
	Nasıl bir teknik kullandılar?
		
		
	Güneşteki büyük bir radyasyon patlamasının yeryüzüne çarpmasıyla meydana gelen böyle bir güneş fırtınasının milattan sonra 992 yılında yaşandığı biliniyordu. Uzmanlar bu bilginin onlara bulunan yerleşimin tarihini çok daha önceki çalışmalardan çok daha kesin bir şekilde tespit etme fırsatı verdiğini söylüyorlar.
	
		
	Çalışmada &#34;Bu ağaç parçalarının Norveçli Vikinglere ait olduğu daha önce Parks Canada tarafından yapılan ayrıntılı araştırmalarla kanıtlanmıştı&#34; deniliyor ve ağaç parçalarına metal aletlerle şekil verildiğinin açıkça belli olduğu da ekleniyor.
	
		
	L&#39;Anse aux Meadows yerleşiminin, daha güneydeki bazı bölgeler de dahil yeni yerlerin keşfi için bir merkez üssü olarak kullanıldığı da kaydediliyor.
	
		
	Çalışmanın yazarları bu bulguların, bilginin aktarılması ve genetik bilgi ve hastalıkların taşınması gibi kıtalararası faaliyetler hakkında yapılacak yeni araştırmalar açısından bir dönüm noktası oluşturacağını da söylüyorlar.
	
		
	UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan, Newfoundland adasının en kuzey noktasındaki L&#39;Anse aux Meadows, Vikinglerin Kuzey Amerika&#39;daki bilinen ilk yerleşimi ve Avrupa kökenli bir insan grubunun Yeni Dünya&#39;ya gelip yerleştiğine ilişkin en eski kanıtları veriyor.
	
		
	Radyokarbonla tarihleme, cisimler üzerindeki radyoaktif karbon izotopu (karbon 14) kalıntılarını ölçerek tarih belirleyebilen yeni bir teknik.
	
		
	Karbon 14 zamanla bozulmaya uğruyor ve bu bozulmanın düzeyinden, ya da kalabilen radyoaktif karbondan cismin tarihini anlamak mümkün oluyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 22 Oct 2021 05:04:34 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlk insanların tarihiyle ilgili kanıtlar ortaya çıktı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ilk-insanlarin-tarihiyle-ilgili-kanitlar-ortaya-ci/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ilk-insanlarin-tarihiyle-ilgili-kanitlar-ortaya-ci/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_01E05D-4D6BC9-2B5B75-8A30C1-5F802D-1214A8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, New Mexico eyaletindeki çalışmalarda 23 bin ila 21 bin yıl önceye ait ayak izleri buldu. İnsanların ne zaman Amerika kıtasına yerleştiği on yıllardır tartışma konusu. Son bulgular, insanların 16 bin yıldan önce kıtalara ayak bastığına ilişkin teorileri de alt&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_01E05D-4D6BC9-2B5B75-8A30C1-5F802D-1214A8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, New Mexico eyaletindeki çalışmalarda 23 bin ila 21 bin yıl önceye ait ayak izleri buldu.

	
İnsanların ne zaman Amerika kıtasına yerleştiği on yıllardır tartışma konusu.

	
Son bulgular, insanların 16 bin yıldan önce kıtalara ayak bastığına ilişkin teorileri de alt üst edebilir.

	
Ayak izlerinin, binlerce yıl öncesine ait bir gölün kenarında yürüyen bir grup çocuk ve gence ait olduğu düşünülüyor.
	
	
	Bulgular aynı zamanda Kuzey Amerika&#39;ya daha önce bilmediğimiz birden fazla göç dalgası yaşanmış olabileceğine işaret ediyor.
	
		
	Bu da, göç eden ilk insan topluluklarının yeryüzünden silindiği anlamına geliyor.
	
		
	ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) ekibinden araştırmacılar, ayak izlerini New Mexico&#39;daki White Sands çölü yakınlarında sığ bir göl kenarında, yumuşak çamur halinde buldu.
	
		
	USGS ekibi, tortu katmanları üzerinde ayak izlerinin bulunduğu katmanların altında ve üstünde bulunan tohumlar üzerinde radyokarbon tarihleme çalışması yaptı.
	
		
	Bu da araştırmacılara dikkate değer şekilde net bir tarih bulma imkanı verdi.
	
		
	Bilim insanları, büyüklüklerine bakarak ayak izlerinin bölgede dolanan çoğunlukla ergenlik dönemindeki gençlere ve çocuklara ait olduğunu, zaman zaman bu gruplara yetişkinlerin de eklendiğini düşünüyor.
	
		Yeni bulgular, ABD&#39;nin güneybatısındaki bilinen ilk yerleşimcilerin hayatlarıyla ilgili çok geniş de bir çerçeve de çiziyor.
	
		
	Ergenlik çağındaki gençlerin ne yaptığına dair bilim insanları çok kesin bir kanıya varamasa da; avlanmaya giden yetişkinlere yardıma gidiyor olabileceklerini söylüyor.
	
		
	Avlanan hayvanların ise &#34;çok kısa bir süre içinde etlerinin işlenmesi&#34; gerektiğini, Bournemouth Üniversitesi&#39;nden Dr. Sally Reynolds açıklıyor:
	
		
	&#34;Çok hızlı bir şekilde ateş yakmak ve yağları ayıklamak durumundaydınız.&#34;
	
		
	İşte bu aşamada ergen gençlerin ateş yakmak üzere çalı, odun toplamak, su taşımak gibi hızla yapılması gereken görevleri yerine getirdiği tahmin ediliyor.
	
		
	Yeni keşfin tarihi de çok önemli çünkü Amerika&#39;ya ilk yerleşimin tarihiyle ilgili sayısız iddia var. Ancak zaman içinde tüm teoriler bir şekilde çürütüldü.
	
		
	Taşların işlenmesiyle yapılmış bazı aletler üzerinde de tartışmalar sürüyor. Tartışmalar, bu aletlerin zaman içinde doğal ortamda taşların sürtünme ve benzeri doğa olaylarıyla mı bu şekli aldığı yoksa insan eli mi değdiği üzerine kadar gidebiliyor.
	
		
	İlk yerlilerin zamanlarından kalma aletler, 13 bin yıl öncesinden başlayarak günümüze kadar bulunan ve ciddi bir el işçiliği gerektiren aletler kadar net bir resim vermiyor.
	
		
	Bournemouth Üniversitesi&#39;nde konuyla ilgili yayımlanan makalenin yazarlarından Prof. Matthew Bennett, &#34;Bu kadar çok tartışma olmasının nedeni gerçek anlamda kesin, net ve tartışmasız verilerin olmaması. Şu an artık bu verilere ulaştığımızı düşünüyoruz.&#34; diyor:
	
		
	&#34;Ayak izleri taşlar kadar tartışmalı değil. Ayak izi, ayak izidir ve toprak katmanları arasında yer değiştiremez.&#34;
	
		
		
		
	Clovis halkından kalan bir taş
	
		
	Fiziksel kanıtlar doğası gereği tartışmaya daha az olsa da, araştırmacılar, ayak izlerinin tarihini gösteren kanıtların &#34;kelimenin tam anlamıyla su geçirmez olduğundan&#34; emin olmak istiyor.
	
		
	Makalede, &#34;rezervuar etkisi&#34; adı verilen bir potansiyel tarihleme hatasından söz ediliyor. Bu da, eski karbonların doğal sulu ortamlarda yeniden dönüşerek ve ardından radyokarbona karışarak gerçekte olduğundan daha eskiymiş gibi bir görüntü vermesine yol açıyor.
	
		
	Araştırmacılar, bu etkiyi de hesaba katarak tarihleme yaptıklarında çok da kayda değer bir fark ortaya çıkmadığını söylüyor.
	
		
	Viyana Üniversitesi&#39;nden Radyokarbon tarihleme uzmanı Prof. Tom Higham, o dönem insanları ileri ve geri yürüdüğü bölgedeki suların çok sığ olduğunun düşünüldüğünü, yapılan tüm çalışmalar sonucu her iki durumda da ortaya çıkan tarihler arasında ciddi bir fark olmadığını söylüyor:
	
		
	&#34;Her türlü ihtimali göz önüne aldığımızda sanırım bu izlerin yaşı 21 bin yıl ile 23 bin yıl arasında.&#34;
	
		
	20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca Amerika kıtasına ilk ayak basan insan topluluklarının Clovis kültürüne bağlı gruplar olduğuna dair bir fikir birliği oluştu.
	
		
		
		
	Bu büyük avcıların, su seviyelerinin çok alçak olduğu son buz devrinde Bering Boğazı üzerinden Sibirya&#39;dan Alaska&#39;ya geçtiği tahmin ediliyordu.
	
		
	Ancak 1970&#39;lerde, Clovislerin Amerika&#39;ya ilk ayak basan insanlar olduğuna dair değişmeyen algı, bazı veriler ışığında çürütülmeye yaklaştı.
	
		
	1980&#39;lerde, Şili&#39;nin Monte Verde bölgesinde 14.500 yıl öncesinde insanların yaşadığına dair izler bulundu.
	
		
	2000&#39;lerden bu yana ABD&#39;nin Teksas eyaletinde 15.500 yıllık, Idaho eyaletinde 16 bin yıllık insanlara ait yaşam izleri bulundu.
	
		
	Şimdi de yine ABD&#39;nin New Mexico eyaletinde son Buz Devri boyunca insan yaşamış olabileceğine dair kanıtlar ortaya çıkmış oldu.
	
		
	Uzmanlar, bu insanların buzların oluşturduğu doğal köprülerle Amerika&#39;ya geçmiş olabileceğini ve bu durumda daha birçok yerleşimci grubun aynı dönemde Amerika&#39;ya ayak basmış olabileceğini söylüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 24 Sep 2021 05:00:49 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Çingene Kızı"nın kopyaları ABD'ye gönderildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-cingene-kizi-nin-kopyalari-abd-ye-gonderildi-184/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-cingene-kizi-nin-kopyalari-abd-ye-gonderildi-184/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_50346B-A1E32C-B9AC90-3C5715-EED004-2B414B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gaziantep&#39;te Fırat Nehri kıyısında 1960&#39;lı yıllarda bulunan Zeugma Antik Kenti&#39;nde kaçak kazılarla ortaya çıkarıldıktan sonra yurtdışına kaçırılan 12 parça mozaik, ABD'de Bowling Green Devlet Üniversitesi&#39;nde sergilenmeye başlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_50346B-A1E32C-B9AC90-3C5715-EED004-2B414B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gaziantep&#39;te Fırat Nehri kıyısında 1960&#39;lı yıllarda bulunan Zeugma Antik Kenti&#39;nde kaçak kazılarla ortaya çıkarıldıktan sonra yurtdışına kaçırılan 12 parça mozaik, ABD'de Bowling Green Devlet Üniversitesi&#39;nde sergilenmeye başlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi&#39;nin girişimleriyle mozaikler 2018 Kasım'da Gaziantep&#39;e getirildi.
	
	
Yapılan anlaşma kapsamında, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Daire Başkanlığı&#39;na bağlı Jale Tekinalp Yücel Kültür ve Sanat Merkezi ekibi tarafından Fırat Nehri kıyısından toplanan ve dönemini yansıtan taşlarla moziklerin orijinaline yakın replikaları üretildi.
	
	
Replikalar sandıklara yüklenerek törenle Wolfe Sanat Merkezi&#39;nde sergilenmesi için ABD'ye gönderildi.

	
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi bahçesinde düzenlenen törende konuşan Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatma Şahin, orijinale yakın şekilde 2 yılda yapılan replikaları gönderdiklerini belirtti: &#34;Zeugma demek Roma dönemi demektir. Çingene kızı bizim milletimizin Mono Lisa'sıdır. Bu eserlerimiz yalnızdı. 60 yıllık hasretle ailesine kavuşmayı bekliyordu. Biz bu eserlerin Amerikan Bowling Green Üniversitesi'nde olduğunu gördük. Bakanlığımız aracılığıyla hemen eserlerimizi talep ettik. Daha önceki üniversite yönetimi bu talebimizi kabul etmedi. Üniversite rektörlüğü ve yönetimi değişince biz bu talebimizi yeniledik. Üniversite ile yaptığımız protokol ile bu 12 parça ailesine kavuşturuldu. Orijinalini aratmayacak bu eserleri de verdiğimiz söz üzerine Amerika'ya Bowling Green Üniversitesi'ne gönderiyoruz."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 22 Aug 2021 05:53:02 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dinozorları yok eden dev tsunami]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/dinozorlari-yok-eden-dev-tsunami-148/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/dinozorlari-yok-eden-dev-tsunami-148/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BE47BD-7585FC-481059-31FA19-38D317-98D32D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />66 milyon yıl önce dinozorları yok eden asteroit, Kuzey Amerika&#39;da 1,5 kilometre yüksekliğinde bir tsunamiye neden oldu. Bilim insanları, mega dalgaların fosilleşmiş kalıntılarını ilk kez ortaya çıkardı. Louisiana eyaletinde gözlemlenebilen tortuların içinde gömülü olan bu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BE47BD-7585FC-481059-31FA19-38D317-98D32D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />66 milyon yıl önce dinozorları yok eden asteroit, Kuzey Amerika&#39;da 1,5 kilometre yüksekliğinde bir tsunamiye neden oldu. Bilim insanları, mega dalgaların fosilleşmiş kalıntılarını ilk kez ortaya çıkardı.

	
Louisiana eyaletinde gözlemlenebilen tortuların içinde gömülü olan bu dalgalar, Louisiana Üniversitesi tarafından sismik görüntüleme yoluyla keşfedildi. Bilim insanları, asteroidin şu anda Meksika&#39;daki Yucatán Yarımadası&#39;na çarpmasının sonuçlarının izlerini bulmak da dahil olmak üzere, bu yok olma düzeyindeki olayın kanıtlarını araştırmak için onlarca yıl harcadı.

	
NTV&#39;nin haberine göre bununla birlikte olayın ardından, çarpma bölgesinden binlerce kilometre öteye gelgit dalgaları gönderen dev bir tsunaminin yanı sıra, devasa orman yangınları çıktı ve dünyayı saran toz bulutları oluştu. Earth &amp; Planetary Science Letters adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışma kapsamında sismik görüntülemeyi kullanan bilim insanları, çarpmanın meydana geldiği yüzeyin 1,5 kilometre altındaki toprağı inceledi. Ardından, bir kilometre aralıklara sahip ve 15 metre yüksekliğe sahip fosilleşmiş dalgalar buldular.

	
Araştırmacılar, bu dalgaların kıyıya yaklaştıkça 60 metre derinliğindeki sulara çarptığını söyledi.&nbsp; Bununla birlikte, Louisiana merkezinin 1,5 kilometre&nbsp; altında bulunan dalgaların yönünün önceki çalışmalarla tutarlı olduğu belirtildi.&nbsp;

	
Çalışmanın yazarı Gary Kinsland, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, &#34;Dünya 66 milyon yıl önce büyük asteroit çarpması nedeniyle 11 şiddetindeki depremlerle sarsıldı. Sular, o kadar derindi ki, 1,5 kilometre yüksekliğinde bir tsunami meydana geldi ve önüne çıkan her şeyi götürdü" dedi.

	
Araştırmacılar, çarpışmanın ardından deniz yaşamının karaya, kara yaşamının ise denize taşındığını ve bu süreçte milyonlarca canlının öldüğünü söyledi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 16 Jul 2021 05:04:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İklim şartları insan beyni üzerinde etkili]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-sartlari-insan-beyni-uzerinde-etkili-204/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-sartlari-insan-beyni-uzerinde-etkili-204/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_28CA61-C1E17B-1809E8-6E4C44-B7D642-D479D8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İngiltere&#39;deki Cambridge Üniversitesi ile Almanya&#39;daki Tübingen Üniversitesi&#39;nin yaptığı araştırma, sıcaklık, yağış miktarı gibi iklim unsurlarının beden boyunun şekillenmesinde büyük bir rol oynadığını gösterdi. Araştırmacılar, soğuk iklimlerde beden boyunun&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_28CA61-C1E17B-1809E8-6E4C44-B7D642-D479D8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İngiltere&#39;deki Cambridge Üniversitesi ile Almanya&#39;daki Tübingen Üniversitesi&#39;nin yaptığı araştırma, sıcaklık, yağış miktarı gibi iklim unsurlarının beden boyunun şekillenmesinde büyük bir rol oynadığını gösterdi.

	
Araştırmacılar, soğuk iklimlerde beden boyunun daha büyük, sıcak iklimlerde ise daha küçük olduğu sonucuna vardı.

	
Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma, atalarımız Homo sapiens&#39;in ait olduğu Homo genus ailesinden 300&#39;den fazla insan fosiline ait verilere dayanıyor.

	
&#39;Hava soğudukça, insan bedeni de büyüyor&#39;
	
	
İnsan evriminin en bilinen özelliklerinden biri, beden ve beyin boyutundaki artma eğilimi.
	
	
	Ancak dalgalanma gösterebilen beden ve beyin büyüklüğü üzerinde hangi faktörlerin etkili olduğu halen tartışılıyor.
	
		
	Cambridge ve Tübingen üniversitelerinin araştırması ise, iklim değişikliğinin evrimsel etkilerine dikkat çekiyor.
	
		
	Araştırma ekibi, son 1 milyon yılda Dünya&#39;da yaşanan bölgesel sıcaklıklar üzerinden, her bir insan fosilinin şu an yaşıyor olsalardı hangi iklim şartları altında olacaklarını hesapladı.
	
		
	Araştırmacılar, Bergmann&#39;ın kuralı olarak da bilinen, vücut ağırlığının soğuk bölgelerde daha fazla, sıcak bölgelerde ise daha az olduğu tahminlerine dayanan ölçümlerden hareket etti.
	
		
	İngiltere&#39;de yayımlanan Guardian gazetesine konuşan Tübingen Üniversitesi&#39;nden Dr. Manuel Will, &#34;Hava soğudukça, insanlar da büyüyor. Daha büyük bedeniniz varsa, daha fazla ısı üretiyor ama görece daha az ısı kaybediyorsunuz çünkü yüzeyiniz aynı oranda genişlemiyor&#34; diyor.
	
		
	Beyin boyutuna etkisi ne?
		
		
	Araştırmacılar, çevresel faktörlerin sadece beden değil beyin büyüklüğüne etkisine de baktılar.
	
		
	İklimin beyin boyu üzerinde belli bir etkisi olduğu sonucuna varan araştırmacılar, beyin boyları arasında çok fazla farklılık olmasının ise yalnızca çevresel değişikliklerle açıklanamayacağına dikkat çektiler.
	
		
	Kuzey Kutup Bölgesi&#39;nde yaşayan kutup ayılarının daha sıcak iklimlerde yaşayan kahverengi ayılara göre daha ağır olması, bu kurala en bilinen örnek.
	
		
	Aynı araştırma, iklim ile beyin büyüklüğü arasında da bir bağlantı ortaya koydu ancak çevresel faktörlerin bedensel büyüklüğe oranla beyin üzerinde daha az etkisi olduğu sonucuna vardı.
	
		
	Guardian&#39;ın haberine göre, sonuçlar sıcaklığın beyin büyüklüğü üzerinde bir etkisi olmadığına işaret etti.
	
		
	Daha istikrarlı iklimlerde ise beyin büyüklüğünün daha fazla olduğu ortaya kondu.
	
		
	Dr. Manuel Will, &#34;İklim ne kadar stabilse, beyin de o kadar büyük olur. Çevresel faktörlerin sabit olduğu yerlerde gıdaya erişim de stabildir, büyük ihtimalle gereken enerjiyi verecek yeterli beslenme olanaklarınız da vardır&#34; diye konuştu.
	
		
	Öte yandan araştırma sonuçları, evrim üzerinde etkin rol oynayan birçok farklı unsur olduğuna dikkat çekti.
	
		
	Will, küresel sıcaklıkların artıyor olması nedeniyle , bedenlerimizin gelecekte daha küçük olacağını varsayamayacağımızı da vurguladı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 09 Jul 2021 06:21:10 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vezüv'de 26 numaralı iskeletin gizemi çözülüyor]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/vezuv-de-26-numarali-iskeletin-gizemi-cozuluyor-73/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/vezuv-de-26-numarali-iskeletin-gizemi-cozuluyor-73/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2E65AA-292EBC-AE1C5C-BF8D88-E633A8-64FAE9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Herculaneum&#39;da 1980&#39;lerde bulunan 300 insan iskeletinden, 26 numara ile tanımlanan kalıntıların sıradan bir askere ait olduğu sanılıyordu. Ancak yapılan araştırmalar sonrası, bu iskeletin, yanardağ faaliyeti sırasında kurtarma görevine katılan üst düzey bir subaya ait olduğu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2E65AA-292EBC-AE1C5C-BF8D88-E633A8-64FAE9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Herculaneum&#39;da 1980&#39;lerde bulunan 300 insan iskeletinden, 26 numara ile tanımlanan kalıntıların sıradan bir askere ait olduğu sanılıyordu.

	
Ancak yapılan araştırmalar sonrası, bu iskeletin, yanardağ faaliyeti sırasında kurtarma görevine katılan üst düzey bir subaya ait olduğu düşünülüyor.

	
Herculaneum ve yakınındaki Pompeii kentleri bu patlamada yok olmuştu.

	
Milattan sonra 79 yılında yaşanan patlamadan, insanlar, üzerlerine 80 kilometre hızla gelen erimiş lav ve kızgın haldeki volkanik külden kaçamadılar.
	
	
	Yaşlı Plinius&#39;un ekibinde olduğu düşünülüyor
	26 numaralı iskelet olarak tanımlanan kalıntıların, 40 ila 45 yaşında bir kişiye ait olduğu değerlendiriliyor.
	
		
	Bu alandaki 300 diğer iskelete yakın bir noktada tespit edilen teknenin, bu kişileri kurtarmak için beklediği de düşünülüyor.
	
		
	Arkeolojik alanda çalışma yapan Francesco Sirano, 26 numaralı iskeletin çevresinde tespit edilen parçalardan, bu kişinin sanılandan daha önemli biri olabileceği sonucu çıkardıklarını söyledi.
	
		
	Ansa haber ajansına konuşan Sirano, &#34;Napoli körfezinin bu bölgesindeki köy ve villa evlerde yaşayanları kurtarmak için &#39;Yaşlı Plinius&#39; tarafından başlatılan operasyona katılan bir subay olabilir&#34; dedi.
	
		
		
		
	İskelet ile birlikte içinde eşyaların olduğu bir çanta da bulundu
	
		
	Arkeologlar, iskeletin üzerinden çıkan 12 gümüş ve iki altın sikkenin bu sava temel teşkil ettiğini söylüyor. Bu miktar Praetorian Muhafızları olarak bilinen elit askerlerin bir aylık maaşı idi.
	
		
	Romalı bir donanma komutanı olan Yaşlı Plinius ve askerleri, Herculaneum&#39;ın yukarısındaki Misenum limanında demirliydi.
	
		
	Aynı zamanda doğa tarihi üzerine yazıları olan Yaşlı Plinius&#39;un, Vezüv Yanardağı patlaması sırasındaki ölümü, yeğeni Genç Plinius tarafından kayıt altına alındı.
	
		
	Tarihçi Tacitus&#39;a yazdığı mektuplarda, Genç Plinius, amcasının ölümünü şöyle anlatır:
	
		
	&#34;Gemiler sahile yanaşırken, kül bulutu daha sıcak ve yoğun bir hal aldı. Bulutun devamını, alevle kömürleşmiş, siyah, kızgın kayalar takip etti. Amcam bir an için kaptanın tavsiyesi ile geri dönmeyi düşünse de sonra devam etmeyi tercih etti.&#34;
	
		
		
		
	Vezüv Yanardağı&#39;nın patlaması sonucu yok olan antik Pompeii kentinde yaşamın 15 dakika içinde sona erdiği düşünülüyor.
	
		
	Ölen yaklaşık 2000 kişinin büyük kısmı, &#34;piroklastik akıntı&#34; adı verilen bu olgunun etkisiyle nefessiz kalarak hayatlarını kaybetti.
	
		
	Vezüv Yanardağı, İsa&#39;dan sonra 79 yılında patlamadan önce yaklaşık 800 yıl boyunca belirgin bir faaliyet göstermemişti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 12 May 2021 05:40:10 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[273 milyon yıllık yaşayan fosiller]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/273-milyon-yillik-yasayan-fosiller-840/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/273-milyon-yillik-yasayan-fosiller-840/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_91328A-2C9775-87C451-D66D1B-637287-CC4D56.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, Japonya&#39;nın Honşu ve Şikoku adalarının yakınlarında, okyanus yüzeyinin 100 metre altında gelişen iki deniz canlısı arasında simbiyotik bir ilişki keşfetti. 273 milyon yıl boyunca okyanus tabanında gelişen bu canlıların fosil kayıtlarından insanlık tarihinden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_91328A-2C9775-87C451-D66D1B-637287-CC4D56.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, Japonya&#39;nın Honşu ve Şikoku adalarının yakınlarında, okyanus yüzeyinin 100 metre altında gelişen iki deniz canlısı arasında simbiyotik bir ilişki keşfetti.

	
273 milyon yıl boyunca okyanus tabanında gelişen bu canlıların fosil kayıtlarından insanlık tarihinden çok daha uzun süre gözlerden ırak hayatta kalmayı başardıkları belirtildi.

	
Araştırmacılar, &#34;Bu örnekler bir krinoid (konakçı) ve bir heksakoral (epibiont), yakın zamanda gerçekleşen bir sin vivo ilişkisinin ilk ayrıntılı kayıtlarını ve incelemelerini temsil ediyor&#34; ifadelerini kullandı.

	
Krinoidler ve mercanlar, milyonlarca yıl önce uzun, simbiyotik bir ilişkiyi paylaştılar; burada mercanlar, deniz tabanından daha yükseğe tırmanmak için krinoidleri kullanarak okyanus akıntılarında bulunan daha fazla yiyeceğe erişim elde ettiler.

	
​Varşova Üniversitesi&#39;nden paleontolog Mikolaj Zapalski öncülüğündeki Polonya-Japon ortak araştırma ekibi, Paleozoyik dönemden kalma bu fosillere, iç yapılarına göz atmak için mikrotomografi kullanarak taramadan önce stereoskopik mikroskop kullanarak &#39;el değmeden&#39; bir inceleme yaptı.

	
Araştırmacılar, türleri belirlemek için DNA barkodu kullanarak invaziv olmayan araştırmalarını tamamladılar.

	
Yeni keşfedilen bu örneklerin, deniz kabuklularının iskeletlerinin yapısını değiştirmediğini keşfeden araştırmacılar, bunun da da fosil kayıtlarından neden bu kadar uzun süre kaybolduklarına dair olası bir ipucu sağladığını ve yumuşak yapılı organizma fosillerinin gözden kaçacak kadar ender olduklarını belirttiler.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 11 May 2021 05:57:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bronz Çağı'na ait 2 bin 500 yıllık define]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/bronz-cagi-na-ait-2-bin-500-yillik-define-832/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/bronz-cagi-na-ait-2-bin-500-yillik-define-832/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9A26F0-7ED080-DB58E6-1B6FC2-DB0DF8-C78859.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Definenin içerisinde kolyeler, bilezikler ve giysi iğneleri gibi yaklaşık 50 parça var. Define, oryantiring (harita yardımı ile yön bulmayı içeren, zamana karşı yapılan bir spor) kulübü mensubu bir kişi olan haritacı Thomas Karlsson tarafından bulundu. Karlsson, defineyi ilk gördüğünde&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9A26F0-7ED080-DB58E6-1B6FC2-DB0DF8-C78859.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Definenin içerisinde kolyeler, bilezikler ve giysi iğneleri gibi yaklaşık 50 parça var.

	
Define, oryantiring (harita yardımı ile yön bulmayı içeren, zamana karşı yapılan bir spor) kulübü mensubu bir kişi olan haritacı Thomas Karlsson tarafından bulundu.

	
Karlsson, defineyi ilk gördüğünde bir lamba olabileceğini düşündüğünü ancak daha yakından baktığında cisimleri eski bir mücevher olarak gördüğünü söyledi.

	İsveçli arkeologlar ise bir ormanda böyle bir define bulmanın çok nadir olduğunu söylüyor. Antik kabileler genellikle bu türden eşyalarını sulak alanlarda bırakıyordu.

	
	Bu define ise, Göteborg&#39;un yaklaşık 48 km kuzeydoğusundaki Alingsas kasabasındaki ormanlık alanın yüzeyinde, kayaların yanında bulundu.
	
		
	Buluntuların, İskandinavya&#39;da Bronz Çağı&#39;nın etkilerinin hala devam ettiği MÖ 750 ile MÖ 500 arasındaki döneme ait olduğu tahmin ediliyor.
	
		
		
		
	Arkeologlar defineyi kasıtlı olarak tanrılara adak olarak veya ölümden sonra hayata yatırım yapmak için bırakılan bir buluntu olarak tanımlıyor.
	
		
	Göteborg Üniversitesi&#39;nden arkeoloji profeösörü Johan Ling, hazinenin &#34;son derece iyi korunmuş&#34; olduğunu söyledi.
	
		
	Goteborgs-Posten gazetesinin aktardığına göre, &#34;Bulunanların çoğu yüksek statüdeki bir kadına veya kadınlarla ilişkilendirilebilir&#34; diye yazdı.
	
		
		
		
	Bu nesnenin Keltlere ait torklara benzer bir ayak bileği halkası olduğu düşünülüyor.
	
		
		
		
	Pelerin ya da kaftan için olduğu düşünülen bir iğne.
	
		
	İsveç yasalarına göre bu tür definelerin bulunması durumunda, yetkililere haber vermek gerekiyor. İsveç Ulusal Miras Kurulu ise uygun görülmesi halinde defineleri bulan kişiye ödül verebiliyor.
	
		
	Karlsson ise kendisine verilecek bir ödülün &#34;güzel bir bonus olacağını, ancak kendisi için çok önemli olmadığını söyledi ve ekledi:
	
		
	&#34;Tarihi keşfetmenin bir parçası olmak eğlenceli. O dönem hakkında çok az bilgimiz var. Çünkü yazılı kaynak yok.&#34;
	
		
		
		
	Arkeolog Mats Hellgren, bölgede incelemelere devam ediyor.
	
		
	VGRfokus haber sitesine göre, arkeolog bir ekibin bölgeyi detaylı olarak incelediğini yazdı.
	
		
	İskandinavya&#39;da Bronz Çağı, MÖ 1700&#39;den MÖ 500&#39;e kadar sürdü. Demir Çağı ise Viking Çağı&#39;nın başladığı MS 800 yılına kadar devam etti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 02 May 2021 05:49:11 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da milattan öncesine ait 110 mezar bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-milattan-oncesine-ait-110-mezar-bulundu-3/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-milattan-oncesine-ait-110-mezar-bulundu-3/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A703CD-BA4C1F-13AC28-6CFF9F-43A928-9D7C59.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, Dekhaliye kentindeki Koum el-Khulgan arkeolojik kazı alanında yapılan çalışmalarda 110 mezar ortaya çıkardığını duyurdu. Oval şekilli mezarlardan 73&#39;ünün MÖ 6000-3000 dönemine, dikdörtgen şekilli 37 mezarın ise MÖ 1782-1570&#39;den&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A703CD-BA4C1F-13AC28-6CFF9F-43A928-9D7C59.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, Dekhaliye kentindeki Koum el-Khulgan arkeolojik kazı alanında yapılan çalışmalarda 110 mezar ortaya çıkardığını duyurdu.

	
Oval şekilli mezarlardan 73&#39;ünün MÖ 6000-3000 dönemine, dikdörtgen şekilli 37 mezarın ise MÖ 1782-1570&#39;den kalma olduğu açıklandı.

	
Ayrıca açıklamada, mezarlarda insan kalıntılarının yanı sıra çanak çömlek gibi araç gereçlere de rastlandığı ifade edildi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Apr 2021 05:48:03 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyada 2.5 milyar dinozor türü yaşamış]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-25-milyar-dinozor-turu-yasamis-959/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-25-milyar-dinozor-turu-yasamis-959/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FBAE81-C11321-93046D-F581A7-AD6FDC-A59303.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />California Üniversitesi, dinozorların vücut ölçüsü, cinsel olgunluğu ve enerji ihtiyaçlarına göre hesaplamalar yaparak 127 bin nesil boyunca kaç dinozor yaşamış olabileceği üzerine bir çalışma yayımladı. Araştırma sonucunda dünya üzerinde 2 milyon yıl boyunca 2,5 milyar T-rex&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FBAE81-C11321-93046D-F581A7-AD6FDC-A59303.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />California Üniversitesi, dinozorların vücut ölçüsü, cinsel olgunluğu ve enerji ihtiyaçlarına göre hesaplamalar yaparak 127 bin nesil boyunca kaç dinozor yaşamış olabileceği üzerine bir çalışma yayımladı.

	
Araştırma sonucunda dünya üzerinde 2 milyon yıl boyunca 2,5 milyar T-rex türü dinozor yaşamış olabileceği tahminine ulaşıldı.

	
Çalışmada, bu dinozor türlerinin 1,2 milyon ila 3,6 milyon yıl boyunca Kuzey Amerika&#39;da yaşadığı belirtildi.

	
California Üniversitesi Paleontoloji Müzesi Müdürü Charles Marshall ise 100 T-rex dinozor fosilinin bulunduğunu ve bu fosillerden 32&#39;sinin erkek dinozorlara ait olduğunu belirterek, &#34;2,5 milyar yerine 2,5 milyon dinozor yaşamış olsaydı dinozorların var olduğunu muhtemelen asla bilemeyecektik.&#34; değerlendirmesinde bulundu.

	
Araştırmada ayrıca T-rex türü dinozorların 14 ile 17 yıl içince cinsel olgunluğa ulaştığı ve 28 yıl yaşadıklarının tahmin edildiğini belirtildi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 16 Apr 2021 05:00:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[66 milyon yıllık balık fosili bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/66-milyon-yillik-balik-fosili-bulundu-611/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/66-milyon-yillik-balik-fosili-bulundu-611/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_607FC7-7A68CA-DB2D9F-FA2605-092C7F-4CD1DC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Portsmouth Üniversitesi&#39;nde paleontolog olan David Martill&#39;in, özel bir koleksiyoncu tarafından satın alınan ve bir 'uçan yırtıcı sürüngenin kafatası' parçası olduğu düşünülen büyük bir kemiği tanımlaması istendi. Martill kemiğin büyük bir balığa ait olduğunu belirledi.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_607FC7-7A68CA-DB2D9F-FA2605-092C7F-4CD1DC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Portsmouth Üniversitesi&#39;nde paleontolog olan David Martill&#39;in, özel bir koleksiyoncu tarafından satın alınan ve bir 'uçan yırtıcı sürüngenin kafatası' parçası olduğu düşünülen büyük bir kemiği tanımlaması istendi. Martill kemiğin büyük bir balığa ait olduğunu belirledi. Martill yaptığı açıklamada, &#34;Sadece bir hayvan böyle bir yapıya sahiptir ve bu bir Coelacanth'tır. Bu olağanüstü ve tuhaf görünümlü balığın ciğerinin bulunduğu kemik kafesinin bir parçasını bulduk&#34; dedi.&nbsp;

	
4.88 metre uzunluğunda
	
	
Martill, &#34;Bu özel balık muazzamdı. Muhtemelen şimdiye kadar keşfedilen en büyük Coelacanth&#34; dedi. Arkeologlar, fosil kemiğinden yola çıkarak yaptıkları araştırmada balık fosilinin 4.88 metre uzunluğunda olduğunu belirledi.

	
Coelacanths nedir?
	
	
Coelacanths, Latimeria cinsinden derin sularda yaşayan ve iki mevcut tür içeren nadir bulunan bir balık ırkıdır. Coelacanth, ilk olarak 400 milyon yıl (ilk dinozorlardan 200 milyon yıl önce) önce ortaya çıktı. Mesozoyik çağın sonuna doğru bu cinsin yok olduğuna inanılıyordu, ancak 1938&#39;de Güney Afrika kıyılarında yaşayan bir Coelacanth bulundu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 17 Feb 2021 05:35:22 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[100 milyon yıl öncesine ait çiçek türü]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-milyon-yil-oncesine-ait-cicek-turu-778/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-milyon-yil-oncesine-ait-cicek-turu-778/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04C9E0-5CF3A1-2C535F-D6C765-2E8B49-2CBFF9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dailymail&#39;in haberine göre, Oregon Eyalet Üniversitesi&#39;nden uzmanlar, Myanmar&#39;da bulunan bir kehribar taşının içinde korunmuş çiçeğin 100 milyon yıl öncesinden, bir diğer deyişle Kretase Jeolojik Dönemi&#39;nden kalma olduğunu tespit etti. Araştırmacılar &#39;Valviloculus&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04C9E0-5CF3A1-2C535F-D6C765-2E8B49-2CBFF9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dailymail&#39;in haberine göre, Oregon Eyalet Üniversitesi&#39;nden uzmanlar, Myanmar&#39;da bulunan bir kehribar taşının içinde korunmuş çiçeğin 100 milyon yıl öncesinden, bir diğer deyişle Kretase Jeolojik Dönemi&#39;nden kalma olduğunu tespit etti.

	
Araştırmacılar &#39;Valviloculus pleristaminis&#39; adı verilen çiçeğin, defne familyasına ait ve Avustralya&#39;daki bir tür yemiş ağacıyla akraba olduğunu belirtti.

	
Şimdi aralarında 6 bin kilometre mesafe bulunan Myanmar ve Avustralya&#39;nın, o dönemde eski bir kıta olan Gondvana&#39;nın parçası olduklarına işaret edildi.

	
Teksas Botanik Araştırma Enstitüsü Dergisi&#39;nde keşifle ilgili bir makale yazan, aynı zamanda daha önceki kehribar incelemelerinde rastladığı DNA&#39;lar ile &#39;Jurassic Park&#39; filminin senaryosuna da ilham kaynağı olan paleontolog George Poinar Jr., &#34;Çiçek çok küçük, iki milimetre boyunda olmasına rağmen saklı kalan detayları şaşırtıcı&#34; dedi.

	
Poinar, çiçeğin Gondvana kıtası bölündüğünde muhtemelen Batı Burma blokuna ait levhada kaldığını ve bu sırada kehribarı oluşturan reçineyle kaplandığını, böylece bugüne ulaştığını söyledi.

	
George Poinar Jr., bunun çok büyük bir keşif olduğunun da altını çizdi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 26 Dec 2020 05:47:18 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2500 yıllık mumyalar sergilendi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2500-yillik-mumyalar-sergilendi-695/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2500-yillik-mumyalar-sergilendi-695/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_422241-7302CA-7D1479-CA0174-C8B9FD-96092D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm Bakanı Mustafa Veziri, mumyaların 26. hanedan üyelerine ait olduklarını ve son derece iyi muhafaza edilmiş oldukları bilgisini verdi. Mumyalar, ince işçilikle boyanmış, süslenmiş ve kilitlenmiş. Ağustos ayında ilk olarak Sakkara'da UNESCO Dünya Mirası listesindeki bölgede&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_422241-7302CA-7D1479-CA0174-C8B9FD-96092D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Turizm Bakanı Mustafa Veziri, mumyaların 26. hanedan üyelerine ait olduklarını ve son derece iyi muhafaza edilmiş oldukları bilgisini verdi. Mumyalar, ince işçilikle boyanmış, süslenmiş ve kilitlenmiş.

	
Ağustos ayında ilk olarak Sakkara'da UNESCO Dünya Mirası listesindeki bölgede 59 mumya bulunduğu açıklanmıştı. Şu ana kadar gün yüzüne çıkarılan 100'den fazla mumya sergilenirken yetkililer bölgede daha başka mumyaların da olduğunu ve çıkarılacaklarını ifade ediyorlar.

	
Yeni bulunan bu mumyalar ve beraberlerindeki tarihi eserlerin, önümüzdeki yıl Büyük Mısır Müzesi'nde kamuoyunun ziyaretine açılacağı belirtiliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 15 Nov 2020 07:33:44 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2 milyon yıllık insan kafatası bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-milyon-yillik-insan-kafatasi-bulundu-118/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-milyon-yillik-insan-kafatasi-bulundu-118/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_94B230-E65CDC-90675C-BB4EE9-7E6452-EC732F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Araştırmacılar kafatasının Paranthropus robustus türünden bir erkeğe ait olduğunu söylüyor. Paranthropus robustus, modern insanların doğrudan atası olduğu düşünülen Homo erectus&#39;a akraba bir tür. İki türün aynı zaman diliminde yaşadıkları, fakat Paranthropus robustus&#39;un&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_94B230-E65CDC-90675C-BB4EE9-7E6452-EC732F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Araştırmacılar kafatasının Paranthropus robustus türünden bir erkeğe ait olduğunu söylüyor. Paranthropus robustus, modern insanların doğrudan atası olduğu düşünülen Homo erectus&#39;a akraba bir tür. İki türün aynı zaman diliminde yaşadıkları, fakat Paranthropus robustus&#39;un soyunun daha erken tükendiği belirtiliyor.

	
Melbourne&#39;deki La Trobe Üniversitesi&#39;nden Dr. Angeline Leece, BBC&#39;ye bu keşfin heyecan verici olduğunu belirterek &#34;Şimdiye kadar sadece tek diş fosilleri vardı. Çok nadir bir fosil bulduk ve çok şanlıyız&#34; dedi.

	
Araştırmacılar fosil parçalarını, 2018&#39;deki kazılarında Johannesburg&#39;un kuzeyindeki Drimolen arkeoloji sahasında buldu.

	
Kafatasının çıkarıldığı noktanın birkaç metre yakınında 2015&#39;te aynı döneme ait bir Homo erectus fosili bulunmuştu. Bu fosilin bir çocuğa ait olduğu açıklanmıştı.
	
	
	
	
	&#39;Büyük dişler, küçük beyin&#39;
	
		
	Araştırmanın sonuçları bilim dergisi &#34;Nature, Ecology and Evolution&#34;da yayımlandı.Güney Afrika&#39;da bu dönemde birbiriyle rekabet halinde olan üç hominini türünün aynı anda yaşadığı düşünülüyor.
	
		
	Araştırma ekibinden Jesse Martin BBC&#39;ye buldukları kafatasının &#34;insan soyunun mikro evrimine ilişkin nadir bir örneğini temsil ettiğini&#34; söyledi.
	
		
	Paranthropus robustus&#39;ların büyük beyin ve küçük dişleri olan Homo erectus&#39;ların aksine büyük dişleri ve küçük beyinleri vardı.
	
		
	Paranthropus robustus&#39;ların daha çok yumru kökler ve ağaç kabuklarıyla beslendiği düşünülüyor.
	
		
		
		
	Güney Afrika&#39;da bulunan kafatası
	
		
	Dr. Leece, Paranthropus robustus&#39;ların zamanla evrimleşerek ısırma ve çiğneme kabliyetlerinin artmış olabileceğini söyledi.
	
		
	Bilim insanları iklim değişikliği sonucu daha yağışlı havaların bu türün besin kaynaklarını azaltmış olabileceği olasılığına dikkat çekti. Daha küçük dişleri olan Homo erectus&#39;ların ise hem bitki hem de et yedikleri düşünülüyor.
	
		
	Dr. Leece, &#34;Birbirinden çok farklı bu iki tür, farklı evrimsel deneyleri temsil ediyor. Sonunda bizim türümüz kazandı. Fosil kayıtları, iki milyon yıl önce Paranthropus robustus türünün Homo erectus&#39;tan daha yaygın olduğunu gösteriyor&#34; dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 10 Nov 2020 09:39:57 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[70 milyon yıllık dinazor kalıntıları bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/70-milyon-yillik-dinazor-kalintilari-bulundu-902/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/70-milyon-yillik-dinazor-kalintilari-bulundu-902/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_71D61A-312AE0-7AE6A8-0016AD-02FEF5-1EF674.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />La Rioja Valisi Ricardo Quintela, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda La Rioja eyaletinin, Vinchina şehrine bağlı Santa Domingo bölgesinde, çok sayıda bilimadamının çalışmasıyla yaklaşık 70 milyon yıllık dinozor fosilleri ile yüzlerce yumurta kalıntısından oluşan bir yuvanın&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_71D61A-312AE0-7AE6A8-0016AD-02FEF5-1EF674.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />La Rioja Valisi Ricardo Quintela, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda La Rioja eyaletinin, Vinchina şehrine bağlı Santa Domingo bölgesinde, çok sayıda bilimadamının çalışmasıyla yaklaşık 70 milyon yıllık dinozor fosilleri ile yüzlerce yumurta kalıntısından oluşan bir yuvanın keşfedildiğini duyurdu.

	
Quintela, bu keşfin, &#34;Communications Biology&#34; dergisinde yayınlandığını ve dinozor fosillerinin, otobur, uzun boyunlu &#34;Titanozorlar&#34; olarak bilinen dinozorların iki yeni türüne ait olduğunu açıkladı.

	
5 yıllık bir çalışmanın sonucu ortaya çıkarılan keşfi &#34;taşıl bilimi için hazine&#34; şeklinde niteleyen Quintela, bunun bölge turizmine katkı sağlayacağını belirtti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Oct 2020 05:15:52 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En küçük dinozor fosili bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/en-kucuk-dinozor-fosili-bulundu-908/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/en-kucuk-dinozor-fosili-bulundu-908/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D3C401-C74B8D-15FF34-39C610-641E14-596174.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Nature dergisinde yayınlanan makalede, 14 milimetrelik kafatasının sahibi dinozorun, bugün en küçük kanatlı türü olarak anılan arı sinek kuşuna benzer ölçülerde olduğu belirtildi. Bu yeni türe, &#39;Oculudentavis khaungraae&#39; isminin verildiği, daha önce sadece bazı kertenkelelerde&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D3C401-C74B8D-15FF34-39C610-641E14-596174.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Nature dergisinde yayınlanan makalede, 14 milimetrelik kafatasının sahibi dinozorun, bugün en küçük kanatlı türü olarak anılan arı sinek kuşuna benzer ölçülerde olduğu belirtildi.

	
Bu yeni türe, &#39;Oculudentavis khaungraae&#39; isminin verildiği, daha önce sadece bazı kertenkelelerde görülen göz kemiği yapısının bilim insanlarını şaşırttığı ifade edildi.

	

	
Bugüne kadar keşfedilen en küçük dinozorların yüzlerce gram ağırlığında olduğu düşünülürken, yeni türün yaşayan benzeri arı sinek kuşunun, 2 gram geldiğine işaret edildi.

	
Çok iyi durumdaki fosil kafatasında ise yaklaşık 100 dişin bulunduğu kaydedildi.

	
Kalıntı üzerinde inceleme yapan ekipte yer alan Çin Bilimler Akademisi&#39;nde görevli Prof. Jingmai O&#39;Connor, kehribarın içinde 99 milyon yıl bozulmadan kalan fosilin, bugüne kadar karşılaştığı en tuhaf örnek olduğunu söyledi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 12 Mar 2020 05:17:47 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Araba büyüklüğünde kaplumbağa fosili]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/araba-buyuklugunde-kaplumbaga-fosili-912/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/araba-buyuklugunde-kaplumbaga-fosili-912/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7D0BC2-044AC2-2EBC98-0F915B-6592DF-1DE725.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İlk olarak 13 milyon önce yaşamaya başladığı düşünülen &#39;stupendemys geographicus&#39; türüne ait fosiller, Kolombiya&#39;nın Tatacoa Çölü ile Venezuela&#39;nın Urumaco bölgesinde bulundu. Bu türe ait ilk fosiller 1970&#39;li yıllarda bulunmuştu, ancak 4 metre uzunluğunda olduğu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7D0BC2-044AC2-2EBC98-0F915B-6592DF-1DE725.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İlk olarak 13 milyon önce yaşamaya başladığı düşünülen &#39;stupendemys geographicus&#39; türüne ait fosiller, Kolombiya&#39;nın Tatacoa Çölü ile Venezuela&#39;nın Urumaco bölgesinde bulundu.

	
Bu türe ait ilk fosiller 1970&#39;li yıllarda bulunmuştu, ancak 4 metre uzunluğunda olduğu tahmin edilen hayvana dair çok sayıda mesele gizemini korumaya devam ediyor.

	
BBC Türkçe&#39;de yer alan habere göre, bir araba büyüklüğünde ve ağırlığında olduğu düşünülen bu türün Güney Amerika&#39;da Amazon ve Orinoco nehirleri oluşmadan önce yaşadığı tahmin ediliyor.

	
Bu türün erkeklerinde kabuklarının iki yanında da bir boynuz olduğu düşünülüyor. Fosillerde bulunan derin yaralardan ötürü bu boynuzların rakiplerle yapılan kavgalarda kullanıldığı tahmin ediliyor.

	
Araştırmacılar, üç metre uzunluğunda bir kabuk ve alt çene kemiği bulduklarını, bu keşifler sayesinde hayvanın yemek alışkanlıklarıyla ilgili ipucu elde ettiklerini söylüyor.

	
Araştırmacılara göre bu dev kaplumbağa göllerin ve nehirlerin derinlerinde dev timsahlar ile beraber yaşıyordu; daha küçük hayvanları, otları, meyveleri ve tohumları yiyordu.

	
Bu türün bu kadar büyük olmasının nedeni kendini diğer vahşi hayvanlara karşı koruması olarak düşünülüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 13 Feb 2020 05:08:41 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[11 milyon yıllık ölüm meleği fosili]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/11-milyon-yillik-olum-melegi-fosili-150/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/11-milyon-yillik-olum-melegi-fosili-150/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_774734-F289AF-98200A-AE1C4B-79C36B-59FFFB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Calgary Üniversitesi&#39;nden Dr. Jared Voris&#39;in başkanlığındaki bilim heyeti, tyrannosaur türü dinozorlardan olan ancak bugüne kadar bilinmeyen yeni bir türün keşfedildiğini duyurdu. Arkeolojik kazılarda bulunan tyrannosaur türüne &#39;reaper of death&#39; (ölüm meleği) ismini&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_774734-F289AF-98200A-AE1C4B-79C36B-59FFFB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Calgary Üniversitesi&#39;nden Dr. Jared Voris&#39;in başkanlığındaki bilim heyeti, tyrannosaur türü dinozorlardan olan ancak bugüne kadar bilinmeyen yeni bir türün keşfedildiğini duyurdu.

	
Arkeolojik kazılarda bulunan tyrannosaur türüne &#39;reaper of death&#39; (ölüm meleği) ismini veren Dr. Jared Voris, bulunan fosili diğer tyrannosaurlardan ayıran özelliğin kalçalardan itibaren 2.4 metre yüksekliğe erişmesi olduğunu söyledi.

	
Yeni türün 11 milyon yıl yaşında olduğunu ifade eden Voris, bunun bugüne kadar Kanada'da bulunan tyrannosaur türü dinozorların en eskisi olduğunu kaydetti.

	
Dr. Voris, dinozor fosilinin, son 50 yıldır Kanada'da keşfedilen ilk yeni tür tyrannosaur olduğunu kaydetti. Voris ve ekibi, araştırma yaptıkları bölgenin hem yeni türe hem de başka türlere ait fosiller bakımından zengin olduğunu, bulunan türe ait diğer vücut parçalarını bulmak için araştırmaya devam edeceklerini bildirdi.

	
Bu arada, Kanadalı bilim insanlarının bu konudaki çalışmaları, &#39;Journal of Cretaceous Research&#39; isimli bilim dergisinde yayınlandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 11 Feb 2020 05:06:48 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[3 bin yıllık mumyanın sesi hayata döndürüldü]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/3-bin-yillik-mumyanin-sesi-hayata-donduruldu-955/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/3-bin-yillik-mumyanin-sesi-hayata-donduruldu-955/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9229C4-2FAF42-F3AA32-5393A0-DD6324-99EE3E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Rahibin, XI. Ramses&#39;in şiddet dolu hükümdarlığı sırasında yaşadığı biliniyor. Antik Mısır&#39;ın Waset şehrinde rahiplik yapan Nesyamun, şarkı söylemeyi de içeren dini ritüeller için güçlü bir sese ihtiyaç duyuyordu. Nesyamun öldüğünde sesi de susmuş oldu, ancak ölümünden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9229C4-2FAF42-F3AA32-5393A0-DD6324-99EE3E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Rahibin, XI. Ramses&#39;in şiddet dolu hükümdarlığı sırasında yaşadığı biliniyor.

	
Antik Mısır&#39;ın Waset şehrinde rahiplik yapan Nesyamun, şarkı söylemeyi de içeren dini ritüeller için güçlü bir sese ihtiyaç duyuyordu.

	
Nesyamun öldüğünde sesi de susmuş oldu, ancak ölümünden 3 bin yıl sonra bilim insanlarından oluşan bir ekip, sesini hayata döndürmeyi başardı.

	
Bilim insanları, Nesyamun&#39;un ses yolunu üç boyutlu yazıcı ile kopyalayarak günümüze taşıdılar.

	
Araştırmacılar çalışmaları neticesinde &#39;e&#39; sesli harfi benzeri bir ses elde etmeyi başardılar.

	
Ölü bir insanın sesinin ilk kez bilim aracılığıyla hayata döndürüldüğü düşünülüyor. Bilim insanları gelecekte bilgisayar programları aracılığıyla, Nesyamun&#39;un sesinden tüm cümleler elde etmeyi umuyor.

	
Londra Üniversitesi, York Üniversitesi ve Leeds Şehir Müzesi tarafından yürütülen araştırma, Perşembe günü Scientific Reports dergisinde yayımlandı.

	

	
	
3D yazıcı teknolojisi sayesinde yeniden oluşturulan Nesyamun&#39;un yapay ses yolu, ikiye ayrılmış biçimde görülüyor
	
	
Araştırmacılardan York Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Joann Fletcher, &#34;Sesi yeniden yaratma tekniği bize uzun zamandır ölü olan bir kişinin sesini yeniden duyma imkanı verdi&#34; diyor.

	
Profesör Fletcher, BBC&#39;ye yaptığı açıklamada, Nesyamun&#39;un ölümden sonra sesinin duyulmasının hayattayken dile getirdiği isteklerinden biri olduğunu söylüyor.

	
&#34;Tabutunda bu isteği yazılı. İstediği buydu&#34; diyor. &#34;Bir nevi bu dileğini yerine getirmiş olduk.&#34;

	
Bilim insanları Nesyamun&#39;un sesini nasıl hayata döndürdüler?

	
İnsanlarda sesin oluşması için akciğerlerden gelen havanın gırtlak, burun veya ağızda izlediği yol, ses yolu olarak biliniyor.

	
Bu ses, &#39;ses kutusu&#39; olarak da bilinen gırtlakta üretiliyor, ancak, ses yolundan geçtiği zaman onu duymamız mümkün oluyor.

	
Nesyamun&#39;un sesini hayata döndürebilmek için, onun ses yolunun birebir ölçüleri üç boyutlu yazıcıya yansıtıldı.

	
Ancak bu yöntemi kullanmak ancak bir insanın ses yolundaki yumuşak dokunun bozulmamış olması halinde mümkün olabiliyor.

	
Yumuşak dokunun bozulmadığı, bir CT tarayıcısıyla elde edilen veriler aracılığıyla teyit edildi.

	
Nesyamun&#39;un mumyalanmış vücudunun iyi korunmuş olması, bu yöntemin uugulanmasına olanak sağladı.

	
Nesyamun kimdir?

	
	
	
Nesyamun&#39;un mumyası İngiltere&#39;deki Leeds Şehir Müzesi&#39;nde sergileniyor
	
	
Nesyamun, Nil Nehri kıyısındaki günümüzün El Uksur şehrinde bulunan Karnak kasabasındaki Amun Tapınağı&#39;nın üst düzey bir rahibiydi.

	
Araştırmalar, Nesyamun&#39;un diş eti hastalığından ve diş çürümesinden muzdarip olduğunu ortaya koydu. Bilim insanları muhtemelen alerjik bir reaksiyondan ötürü 50&#39;lerinde öldüğünü tahmin ediyorlar.

	
XI Ramses döneminden kalan tek mumya olması nedeniyle Nesyamun, antik Mısır&#39;ın daha iyi anlaşılması için önemli bir bilimsel kanıt niteliği taşıyor.

	
Nesyamun&#39;un mumyalanmış kalıntıları İngiltere&#39;deki Leeds Şehir Müzesi&#39;nde sergileniyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 24 Jan 2020 05:58:38 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dinozorlar neden yok oldu?..]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/dinozorlar-neden-yok-oldu-190/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/dinozorlar-neden-yok-oldu-190/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_665A16-E20CAB-C57D8C-FEB62E-FA94FA-2576FD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Phys.org sitesinde yer alan habere göre, dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında gösterilen Yale Üniversitesi'nden paleo-iklim uzmanları, bir zamanlar dünyada yaşayan dinozorların kısa sürede yok olmasına yol açan asıl nedenin volkanik aktiviteler değil, 66 milyon yıl önce Dünya&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_665A16-E20CAB-C57D8C-FEB62E-FA94FA-2576FD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Phys.org sitesinde yer alan habere göre, dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında gösterilen Yale Üniversitesi'nden paleo-iklim uzmanları, bir zamanlar dünyada yaşayan dinozorların kısa sürede yok olmasına yol açan asıl nedenin volkanik aktiviteler değil, 66 milyon yıl önce Dünya ile çarpışan dev göktaşı olduğu sonucuna vardı.

	
Volkanik aktivitelerin kesin zamanı belirlenmeye çalışıldı
	
	
Çoğu bilim insanı dinozorlar da dahil olmak üzere türlerin kitlesel olarak yok olmasının nedeninin, 66 milyon yıl önce Dünya&#39;ya düşen büyük bir asteroid olduğuna inanıyor. Ancak diğer bir varsayıma göre türlerin yok olması, şu an Hindistan topraklarında bulunan Deccan Traps bölgesinde çok sayıda volkanın patlamasından kaynaklandı.

	
Araştırmacılar, bu tür patlamalarda ortaya çıkan devasa volkanik gaz emisyonlarının kesin zamanını belirlemeye çalıştı ve bu amaçla küresel sıcaklık değişimi ile deniz fosillerinden elde edilen karbon izotoplarının analiz verilerini, iklim etkisi modelleri ile karşılaştırdı.
	
	
	
	
	Çalışma, karbondioksitin büyük bir kısmının göktaşı çarpmasından çok önce atmosfere atıldığını ortaya koydu.
	
		
	Volkanik patlamalar kitlesel yok olmaya yol açmadı
		
		
	O dönemdeki yoğun volkanik aktivitelerin hava ısısının kademeli olarak küresel çapta 2 derece artmasına neden olduğunu belirleyen uzmanlar, ancak bunun kitlesel ölümlere yol açmadığını, bazı türlerin Kuzey ve Güney kutbuna doğru göç ettiklerini, ancak göktaşı kazasından çok önce yaşadıkları yerlere geri döndüklerini ifade etti.
	
		
	Bu nedenle dinozorların ölümünün tek nedeninin göktaşı çarpması olduğunu belirten bilimciler, yine de yanılıyor olabileceklerini ve önemli kanıtlar olursa tezlerini gözden geçirebileceklerini vurguladı.
	
		
	10 kilometre çapında, saniyede 25 kilometre hızla
		
		
	Daha önce arkeologlar, Meksika&#39;daki Yucatan Yarımadası'nda bulunan en eski göktaşı krateri olan Chicxulub'dan aldıkları toprak örneklerini analiz ederek, Dünya nüfusunun yüzde 75'inin fazlasının yok olmasına neden olan göktaşının düşmesinden sonraki ilk zamanla ilgili modelleme çalışması yaptı.
	
		
	Uzmanlara göre 10 kilometre çapındaki dev göktaşı, saniyede 25 kilometre hızla Dünya atmosferine girerek, dünyadaki tüm nükleer silahlarının gücüyle dahi karşılaştırılamayacak devasa bir patlamaya neden oldu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 18 Jan 2020 05:02:04 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[UNESCO: "Kültürel varlıklar hedef olamaz"]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/unesco-kulturel-varliklar-hedef-olamaz-556/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/unesco-kulturel-varliklar-hedef-olamaz-556/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D783A9-364021-54970D-227EE2-A05655-2F52AA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın kültürel varlıklarını vurma tehdine ilişkin olarak bir açıklama da Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nden (UNESCO) geldi. UNESCO açıklamasında, ABD ve İran'ın savaş döneminde kültürel varlıkları korumaya yönelik uluslararası&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D783A9-364021-54970D-227EE2-A05655-2F52AA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın kültürel varlıklarını vurma tehdine ilişkin olarak bir açıklama da Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nden (UNESCO) geldi.

	
UNESCO açıklamasında, ABD ve İran'ın savaş döneminde kültürel varlıkları korumaya yönelik uluslararası sözleşmelere imza attığı hatırlatıldı.

	
1954 tarihli Silahlı Çatışma Halinde Kültürel Varlığın Korunması Sözleşmesi kapsamında kültürel alanlara saldırılar savaş suçu olarak kabul ediliyor.

	
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Örgütü&#39;nden pazar günü yapılan açıklamada da Cenevre Sözleşmesi&#39;nin 53&#39;üncü maddesi hatırlatılarak kültürel varlıklar aleyhine düşmanca uygulamaların yasaklandığının altı çizildi.

	
İran'da UNESCO kültür mirası kapsamında koruma altında olan 24 alan bulunuyor. Bu alanlar arasında Şiraz kentinde bulunan Persepolis, İsfahan Ulu Camii, 1967 yılında Tahran'da son Şah'ın taç giydiği Gülistan Sarayı yer alıyor.

	
UNESCO İran Ulusal Komisyonu Genel Sekreteri Hüccetüllah Eyyubi tarafından UNESCO'ya hitaben kaleme alınan bir mektupla Trump'ın davranışı eleştirildi. İran resmi haber ajansı IRNA mektupta &#34;ABD Başkanı Trump, şaşırtıcı ve medeniyet dışı bir eylemle, İran&#39;ı birkaç bin yıllık kültürel alanlarını yok etmekle tehdit etti" ifadesi kullanıldığını aktardı.

	
ABD Başkanı Donald Trump hafta sonu Twitter üzerinden yapmış olduğu paylaşımda &#34;Eğer İran Amerikalılara ya da Amerikan varlıklarına saldırırsa, 52 İran hedefi belirledik (Yıllar önce İran tarafından rehin alınan 52 ABD vatandaşını temsilen). Bazıları İran ve İran kültürü için çok önemli olan bu hedefler çok hızlı ve çok güçlü bir şekilde vurulur" ifadesini kullanmıştı.

	

	
	
İngiltere'den savaş suçu hatırlatması

	
ABD Başkanı'nın açıklamaları müttefik İngiltere'den de tepki çekti. Başbakan Boris Johnson'ın sözcüsü pazartesi günü yaptığı açıklamada &#34;Kültürel mirasın yok olmasını önlemek için uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır" ifadesini kullandı.

	
İngiliz yetkililer iki ülke arasındaki müttefiklik ilişkisinin çok önemli olduğunu ve görüşmelerin her düzeyde devam ettiğini vurguladı.

	
İngiltere Dışişleri Bakanı Domic Raab da karşılıklı tehditler sonrası iki ülke arasında tırmanan gerilimde tarafları diplomatik bir çözüm konusunda uzlaşmaya çağırdı.

	
İran Devrim Muhafızları Ordusu&#39;na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani&#39;nin, ABD&#39;nin Irak&#39;ta düzenlediği saldırıda öldürülmesi sonrasında Tahran intikam yemini etmiş, ABD Başkanı Trump herhangi bir saldırıya karşılık vereceklerini duyurmuştu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Jan 2020 06:38:33 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Meksika'da antik Maya sarayı keşfedildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksika-da-antik-maya-sarayi-kesfedildi-563/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksika-da-antik-maya-sarayi-kesfedildi-563/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_AF5253-A42B32-B47FDD-631DE2-AE63D7-B2FA94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, 250-900 arasında şu anki Meksika&#39;nın güneyi, Guatemala, Belize ve Honduras&#39;ın büyük bölümlerini yöneten antik Maya uygarlığıyla ilgili bir diğer keşfe imza attı. Meksika&#39;da 1000 yıl önce Maya elitleri tarafından kullanıldığı düşünülen bir saray gün&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_AF5253-A42B32-B47FDD-631DE2-AE63D7-B2FA94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeologlar, 250-900 arasında şu anki Meksika&#39;nın güneyi, Guatemala, Belize ve Honduras&#39;ın büyük bölümlerini yöneten antik Maya uygarlığıyla ilgili bir diğer keşfe imza attı. Meksika&#39;da 1000 yıl önce Maya elitleri tarafından kullanıldığı düşünülen bir saray gün yüzüne çıkarıldı.&nbsp;

	
Meksika Ulusal Antropoloji Enstitüsü (INHA) için çalışan antropoloji uzamları, Cancun şehrinin yakınında bulunan ve Kolomb öncesi Amerika&#39;dan kalma önemli bir arkeolojik bölge olan Kuluba&#39;da bir sarayın bulunduğunu açıkladı.

	
Kuluba geniş bir ticaret ağına sahip ve büyük bir alana yayılan Ek&#39; Balam ve Chicken Itza şehirleriyle bağlantıları açıdan da önemli.

	
	
	
	Sarayın 6 metre yüksekliğinde ve 55 metre uzunluğunda olduğunu belirten uzmanlar, insanların sarayda MS 600 ve 1050 yıllarında uzun bir süre için yaşadıklarını tahmin ediyor.&nbsp;
	
		
	Sarayın bodrumu, merdivenleri ve dekoratif sütünler olan pilasterleri bölgede çalışan arkeologların çalışmaları sayesinde ortaya çıkarıldı.
	
		
	Sarayla ilgili konuşan arkeolog Alfredo Barrera, &#34;Bu çalışma sadece bir başlangıç, sitedeki muazzam yapıları daha yeni ortaya çıkarmaya başladık&#34; ifadelerini kullandı.
		
		
	Sarayın yanında Kuluba&#39;nın orta meydanında 'C Grubu' olarak adlandırılan 4 yapı üzerinde çalışan Meksikalı uzmanlar, söz konusu yapıların adak taşı, iki konut kalıntılar ve fırın olduğu düşünülen yuvarlak bir yapıdan oluştuğunu söylüyor.
	
		
	Çevredeki bölge arkeolojik yapıları havadan korumak için yeniden ağaçlandırıldı.
	
		
	INAH, bölgenin &#39;orta vade&#39; ziyaretçilere açılacağını ifade etti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 27 Dec 2019 05:17:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Neandertallerin sonunu 'kötü şansları' getirdi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/neandertallerin-sonunu-kotu-sanslari-getirdi-726/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/neandertallerin-sonunu-kotu-sanslari-getirdi-726/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EA022C-FE7A1C-A9211E-4F0648-1C10CD-1C2240.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Modern insanların Avrupa ve Yakın Doğu'ya ulaştığı dönemde Neandertal nüfusunun bir hayli az olduğunu belirten araştırmacılar; aynı soyla çiftleşme, doğum oranlarındaki dalgalanma, ölüm oranları ve cinsiyet oranı gibi faktörlerin bu türün yok olmasında etkili olmuş olabileceğini&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EA022C-FE7A1C-A9211E-4F0648-1C10CD-1C2240.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Modern insanların Avrupa ve Yakın Doğu'ya ulaştığı dönemde Neandertal nüfusunun bir hayli az olduğunu belirten araştırmacılar; aynı soyla çiftleşme, doğum oranlarındaki dalgalanma, ölüm oranları ve cinsiyet oranı gibi faktörlerin bu türün yok olmasında etkili olmuş olabileceğini öne sürdü.

	
Avrupa'ya ulaşan ilk modern insanların Neandertallerden daha üstün olmadığına dikkat çeken uzmanlar, bunu da iddialarına dayanak olarak sundu.

	
&#39;Doğal bir süreç&#39;
	
	
Hollanda'daki Eindhoven Teknik Üniversitesi'nden Krist Vaesen, &#34;Standart hikâye şöyleydi: Homo Sapiensler, Neandertallerin yaşadığı Avrupa'yı ve Yakın Doğu'yu işgal etti ve bizler onları zekâmızla alt ettik ve sayıca azalmalarına neden olduk. Araştırmamızın ana sonucu, Neandertallerin yok olmak için insanlara ihtiyaç duymadığı oldu. Sadece kötü şans olması kesinlikle ihtimal dahilinde" dedi.

	
Yok oluşun 'kaçınılmaz' olabileceğini vurgulayan Vaesen, &#34;Bu, insana benzeyen diğer türlerde gördüklerimize benziyor. Doğal bir süreç. Türler yok olur" ifadelerini kullandı.
	
	
40 bin yıl önce yok oldular
	
	
Bilim insanları, Neandertallerin 40 bin yıl kadar önce, modern insanların Afrika'dan göçü sonrasında yeryüzünden silindikleri konusunda hemfikir. Ancak neden yok oldukları ve bu yok oluşta insanın öncüllerinin bir rolü olup olmadığı tam olarak bilinmiyor.

	
Neandertallerin sonunu neyin hazırladığını araştıran uzmanlar üç muhtemel sebebe dikkat çekti. Bunlardan ilki, aynı soyla çiftleşmenin genel nüfusun sağlığını ve gelişimini olumsuz etkilemesi oldu. İkincisi ise 'Ale Etkisi' olarak bilinen fenomenle açıklandı: Buna göre küçük topluluklar, partner seçiminin sınırlı kalması nedeniyle üremede başarısız oluyor, ayrıca avlanma, avları diğer hayvanlardan koruma ve çocuk yetiştirme gibi görevlerle ilgilenecek az insan bulunuyor. Üçüncü etki ise, doğum oranlarındaki dalgalanma, ölüm ve cinsiyet oranları olarak belirtildi.

	
Modern insanlarla karşılaştıklarında Neandertal nüfusundaki yetişkinlerin sayısının 10 bin ila 70 bin arasında olduğu sanılıyor.

	
İnsanların bir noktada etkisi olabilir
	
	
Ancak araştırmacılar Neandertallerin yok olmasında modern insanın bir noktada ufak bir rolü olabileceğini de savundu. Uzmanlara göre modern insanlar Neandertallerin çok daha izole yaşamasına yol açmış, dolayısıyla onları doğal sebeplerden ölüm açısından daha savunmasız kılmış olabilir.

	
Krist Vaesen," Bunun rekabetle ya da üstünlükle bir ilgisi yok, bu, daha çok habitatın parçalanmasıyla ilgili" yorumunu yaptı.

	
İngiltere'deki York Üniversitesi'nden Arkeolog Penny Spikins de, &#34;Neandertal nüfusunun halihazırda küçük, parçalara ayrılmış ve aynı soyla çiftleşme gibi olgulardan etkilenmiş olduğunu biliyoruz. Binlerce yıldır dayanıyor olabilirlerdi belki ama kötü şans silsilesi nüfuslarının dengesini bozdu ve yok oluşlarına yol açtı" dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 28 Nov 2019 05:45:26 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Polonya'da deniz canavarı folisi bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/polonya-da-deniz-canavari-folisi-bulundu-973/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/polonya-da-deniz-canavari-folisi-bulundu-973/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3CC6D1-35A1AB-0D5919-5B52A6-F03FDF-936404.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Proceedings of the Geologist&#39;s Association dergisinde tarif edilen taşlanmış kalıntılar, Polonya Bilimler Akademisi'nden Daniel Tyborowski ve Błażej Błażejowski tarafından Krzyżanowice köyü yakınlarındaki Kutsal Haç Dağları'nın kuzeydoğu kesiminde bir mısır tarlasında keşfedildi.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3CC6D1-35A1AB-0D5919-5B52A6-F03FDF-936404.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Proceedings of the Geologist&#39;s Association dergisinde tarif edilen taşlanmış kalıntılar, Polonya Bilimler Akademisi'nden Daniel Tyborowski ve Błażej Błażejowski tarafından Krzyżanowice köyü yakınlarındaki Kutsal Haç Dağları'nın kuzeydoğu kesiminde bir mısır tarlasında keşfedildi.

	
Fosil yaklaşık 10 metre uzunluğundaydı ve yaklaşık 145 ila 163 milyon yıl öncesine tarihleniyor.

	
Keşif, Polonya'da bulunan ilk pliosaur fosili olma özelliğini taşıyor.

	
Varlıkları sırasında besin zincirinin en üstünde bulunan pliosaurların, modern katil balinaların iki katı büyüklüğüne kadar erişebildiği ve onlarca ton ağırlığında olabildiği ifade ediliyor.

	
Karadaki veya denizdeki zamanlarının en büyük avcıları olduğuna inanılan bu canavarın timsah benzeri burnu, yüzgeci ve büyük dişler ile uzun ve ince yapıları vardı.

	
Denizde yaşayan yaratıklar ve yiyecek bulmak için lagünlere giren bazı toprak canlılarıyla beslenen pliosaurların hatta vahşi T. Rex'i bile öldürüp yiyebilecek kadar büyük oldukları kaydediliyor.

	
Önceki çalışmalar, pliosaur çenelerinin iki buçuk metre uzunluğa ve T. Rex'in çenelerinden dört buçuk kat daha güçlü olduğunu gösterdi.

	
Pliosaur ile aynı bölgede ayrıca eski timsahlar ve kaplumbağalar gibi diğer canlıların fosilleşmiş kalıntıları da tespit edildi. Kalıntıların bulunduğu bölgenin, bu hayvanların yaşadığı dönemde tropik olduğu belirtiliyor.

	
Daha önce orada, dönemin canlıları için ideal bir yaşam alanı sağlayan ılık su lagünleri ile rezervuarların bulunduğu ortaya çıkarılmıştı.

	
Araştırmacılar zamanın deniz kaplumbağalarının salyangoz yediğine ve kendilerinin timsahlar tarafından yendiğine inanıyorlar. Öyle ki bazı kaplumbağa kabuklarında timsah diş izleri bulundu.

	
Pliosaurların ise timsahları yediğine inanılıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 09 Nov 2019 05:42:16 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da büyük arkeolojik bulgu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-buyuk-arkeolojik-bulgu-967/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-buyuk-arkeolojik-bulgu-967/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5048A-E9B63E-414A1A-8CA1B7-0C93DF-CF7813.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır&#39;ın antik çağlardaki başkenti olan Luksor (eski adıyla Teb) yakınlarında Asasif nekropolünde çok iyi korunmuş durumda, canlı renklerle boyanmış en az 20 ahşap tabut gün ışığına çıkarıldı. Eski Eserler Bakanlığı, tabutlar için 'Antik Mısırlılar nasıl bıraktıysa&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5048A-E9B63E-414A1A-8CA1B7-0C93DF-CF7813.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır&#39;ın antik çağlardaki başkenti olan Luksor (eski adıyla Teb) yakınlarında Asasif nekropolünde çok iyi korunmuş durumda, canlı renklerle boyanmış en az 20 ahşap tabut gün ışığına çıkarıldı. Eski Eserler Bakanlığı, tabutlar için 'Antik Mısırlılar nasıl bıraktıysa öyle görünüyorlar' yorumunu yaptı.
	
	
Buluntuların Milattan Önce 1994 ile 332 yılları arasında süregelen Orta ve Yeni Krallık ile Geç Dönem'e ait olduğu belirtildi.
	
		
	KRALİYET ÜYELERİNE AİT OLABİLİR
	
		
	Tabutların büyüklüğünü göz önünde bulunduran uzmanlar, bunların, bir kraliyet üyesine ya da yüksek rütbeli birine ait olabileceğini söyledi. Bu tarz durumlarda tabutların hayvanlarla ve hazineyle birlikte gömüldüğüne de dikkat çektiler.
	Teb, o dönemde kraliyet üyelerine, yüksek rütbeli kişilere ve Mısır 'sosyetesine' ev sahipliği yapıyordu.
	
		
	Keşifle ilgili detaylar önümüzdeki günlerde bir basın toplantısıyla açıklanacak.
	
			
	'2019'UN EN ÖNEMLİ OLAYI'
	
		
	Buluntuların, son yıllardaki 'en büyük ve en önemli keşif' olduğu vurgulandı.
	
		
	Kahire Mısır Müzesi küratörü Muhamed Mokhtar, &#34;Bu inanılmaz bir keşif. Bence Mısır'da 2019'un en önemli olayı" yorumunu yaptı.
		
		
	TUR OPERATÖRLERİ DURUMDAN MEMNUN
	
		
	Bölgedeki kazılar birkaç yıldır sürerken uzmanlar çok daha fazla mezarın keşfedilebileceğini belirtiyor.
	
		
	Teb'in batısındaki Hatshepsut tapınağı yakınlarında yapılan bu keşifle birlikte normalde daha az ilgi gören bu bölgenin turist akınına uğraması bekleniyor.
	
		
	Nitekim bu 'fırsatı' gören tur operatörleri çiçeği burnundaki keşfe dair fotoğrafları şimdiden yayımlayarak, bölgeyi ziyaret etmeye çağırdı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 16 Oct 2019 05:04:26 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[7500 yıl önce yaşamış bir Anadolu kadını]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/7500-yil-once-yasamis-bir-anadolu-kadini-850/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/7500-yil-once-yasamis-bir-anadolu-kadini-850/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_47B321-2995EC-9B2B90-BD5934-173976-64D82F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, 1996 yılında İspanya'daki bir mağarada yapılan kazıda bulunan 7500 yıllık kafatasından yola çıkarak Neolitik dönemde yaşamış bir kadının yüzünün yeniden modellemesini yaptı. Yeniden modellemesi yapılan kadına ait kafatasının bulunduğu mağaradan yola çıkılarak&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_47B321-2995EC-9B2B90-BD5934-173976-64D82F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bilim insanları, 1996 yılında İspanya'daki bir mağarada yapılan kazıda bulunan 7500 yıllık kafatasından yola çıkarak Neolitik dönemde yaşamış bir kadının yüzünün yeniden modellemesini yaptı. Yeniden modellemesi yapılan kadına ait kafatasının bulunduğu mağaradan yola çıkılarak &#39;Calpeia&#39; ismi verildi.&nbsp;
	
	
Webtekno&#39;nun aktardığına göre, yeniden modelleme altı aylık bir çalışmanın sonunda ortaya çıkarıldı. Yüz modeli çıkarılan Calpeia'nın öldüğünde 30-40 yaş aralığında olduğu düşünülüyor.

	
Calpeia'nın yüz modelinin çıkarılması için DNA'sının bir kısmından alınan bir parça analiz edildi. Yapılan analizin ardından kadının yüzünün kaba bir resmi çıkarıldı. Kaba resmin ardından 3 boyutlu bir modelleme işlemi yapılarak Calpeia'nın yüz modeli ortaya çıkarıldı.

	
Kafatası üzerinde çalışma yapan araştırmacılar, Calpeia'nın Cebelitarık bölgesine Anadolu'dan gelmiş olabileceğini ya da Cebelitarık bölgesinin yerlisi olduğunu düşünüyor.
Cebelitarık Ulusal Müzesi'nde görevli Clive Finlayson, &#34;Kafatasından DNA elde edebildik. Bu sayede kadın hakkında birçok şeyi biliyoruz. Onun bir kadın olduğunu, siyah saçları ve koyu gözlere sahip olduğunu biliyoruz" dedi.&nbsp;

	
Finlayson, kadının kökenlerine baktıklarında şaşırdıklarını söylüyor. Finlayson, &#34;Asıl ilginç olan, kökenlerine baktığımızda, genlerin yüzde 10'unun yerli avcı toplayıcılardan olduğu, fakat genlerin yüzde 90'ının Anadolu kaynaklı olduğunu belirledik" dedi.&nbsp;

	
Calpeia'nın ölüm nedeni belirlenemedi. Araştırmacılar, kadın öldükten sonra kafatasının zarar gördüğünü düşünüyor.

	
Kafatasının yüz modelinin çıkarılması için üç boyutlu taraması yapıldı. Taramadan sonra kafatasını olmayan kısımları çıkarılan model üzerinde dolduruldu. Kafatasının görünümünün tamamlanması için gerçek saç kullanıldı.&nbsp;
	
	
Yapılan çalışma Calpeia'nın, balık avlayarak beslendiğini ortaya çıkardı. Calpeia'nın kafatası Cebelitarık'ta bulundu. Ancak kadın Cebelitarık'ın yerlisi olabileceği gibi Anadolu'dan gelmişte olabilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 20 Sep 2019 05:18:26 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hashtag işaretini ilk kez Bizanslılar kullanmış]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/hashtag-isaretini-ilk-kez-bizanslilar-kullanmis-99/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/hashtag-isaretini-ilk-kez-bizanslilar-kullanmis-99/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_276256-905B9F-9C1008-EE5FE7-74D41D-9B88FF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Osmanlılarla, Bizans İmparatorluğu arasında yaşanan Yaloakova (Bafeus) savaşının yaşandığı Çobankale'de Arkeolojik kazılara devam ediliyor. Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Selçuk Şeçkin ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kazılarda 13-15'inci yüzyıl&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_276256-905B9F-9C1008-EE5FE7-74D41D-9B88FF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Osmanlılarla, Bizans İmparatorluğu arasında yaşanan Yaloakova (Bafeus) savaşının yaşandığı Çobankale'de Arkeolojik kazılara devam ediliyor.
	
	
Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Selçuk Şeçkin ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kazılarda 13-15'inci yüzyıl dönemine ait geç dönem Bizans seramiklerine de rastlanıyor. Ancak kazılarda bir elde edilen bir Bizans seramiği ise hayret uyandırdı.

	
&#39;POPÜLER KÜLTÜRÜN ÖNEMLİ SİMGELERİNDEN&#39;

	
Zira bulunan seramik günümüz sanal dünyasının vazgeçilmez simgelerinden birisi olan Hashtag işaretinin ilk kez Bizanslılar tarafından kullanıldığını gözler önüne serdi. Konuyla ilgili bilgi veren Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Selçuk Şeçkin, &#34;Bu eseri Çobankale'de bulduk. Geç dönem Bizans seramiği. Birçok Bizans seramiğinde de süslemeler var.

	
Ancak bulduğumuz bu seramikte günümüz sanal dünyasında kullandığımız Hashtag işareti var. O açıdan son derece önemli. Popüler kültürün kullandığı önemli simgelerden birisi" dedi.&nbsp;

	
Kazılarda elde edilen bu seramik diğer tarihi bulgularla birlikte koruma altına alındı. Bu eserler Altınova ilçesinde oluşturulacak olan müzede sergilenecek.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 15 Aug 2019 07:22:57 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlk ziyaretçilerini ağırladı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ilk-ziyaretcilerini-agirladi-658/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ilk-ziyaretcilerini-agirladi-658/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B70F1F-0D0B9C-5F847E-79A6D0-BB011E-EC6541.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gaziantep'in Karkamış ilçesindeki Antik Kent kazı çalışmaları kapsamında oluşturulacak olan Karkamış Arkeopark'ın bir bölümü düzenlenen törenle açıldı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle yürütülen kazı çalışmaları, kentin tarihi ve kültürel zenginliklerini&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B70F1F-0D0B9C-5F847E-79A6D0-BB011E-EC6541.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gaziantep'in Karkamış ilçesindeki Antik Kent kazı çalışmaları kapsamında oluşturulacak olan Karkamış Arkeopark'ın bir bölümü düzenlenen törenle açıldı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle yürütülen kazı çalışmaları, kentin tarihi ve kültürel zenginliklerini tüm dünyaya gösterecek.

	


	Anadolu, Suriye ve Mezopotamya arasında yer alan Karkamış Antik Kenti, Türkiye ve İtalya'nın işbirliğinde 8 yıl önce başlatılan kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarıldı. Dünya'nın en önemli arkeolojik kentlerinden biri olan Karkamış'taki kazıların sekizinci sezonu Türk-İtalyan ekibi tarafından tamamlandı. Kazıların sonunda tamamlanması planlanan Karkamış Arkeopark, Hitit İmparatorluğu ve Demir Çağı dönemine ışık tutacak.

	

	
	
2020 yılının Mayıs ayında tamamının ziyarete açılacağı belirtilen Antik Kentin yüzde 35'i ise Suriye topraklarında olduğu için hızlı kentleşme ile yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

	
	
	
Şahin: &#34;Tarihin ve sınırın sıfır noktasındayız''

	
Karkamış Arkeopark'ın bir bölümünün açış töreninde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin &#34;Bugün çok heyecanlıyız, gururluyuz. Tarihin de sınırımızın da sıfır noktasındayız. Bu önemli kritik noktada bir taraftan komutanlarımızla sınır güvenliği için çalışırken bir taraftan da kendi işimizi yapıyoruz. Uzun yolculuğun sonuna geldik, artık finale yaklaştık, heyecanımız ondandır. İtalyanlarla birlikte başlattığımız kazıda Nicolo Marchetti ve Hasan Peker başta olmak üzere tüm ekibin çok büyük emeği var. Uzun yolculuk bu, izin almasından tutun da Ankara bürokrasisi, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve üniversitelerle kurulan büyük bir ortaklıkla büyük bir koordinasyonla sponsorlarımızla bugüne kadar geldik. Bu çalışmayı dünyaya tanıtmak istiyoruz. Dünya büyük bir heyecanla buradan çıkacak eserleri bekliyor'' dedi.

	

	
	
Marchetti: &#34;Sınıra mayın döşendiği için kazılar 55 yıl durduruldu''

	
VOA Türkçe'ye konuşan Kazı Başkanı Prof. Dr. Nicolo Marchetti: &#34;Buradaki ilk kazılar Londra'daki British Müzesi tarafından 1878 yılında başladı. Daha sonra başka birimlerce 1914'de ve 1920'de kazılar yapıldı. Ondan sonra kimse burayı araştırmadı ve kazı yapmadı. Çünkü yasaklandı. Ayrıca 1956'da Türkiye-Suriye sınırına mayın döşenmişti. Biz de mayınların temizlenmesini bekledik ve 55 yıl sonra 2011 yılında kazılara başladık.Türk ve İtalyan ortak kazı ekibi ile 2011 yılında başladığımız kazıya geçtiğimiz yıl sınırdaki güvenlik sorunları dolayısyla 1 yıl ara verdik. Bu çok iyi bir kalkınma projesi. Projeyle ilgili 8'inci kampanya sonucunda en son arkeoparkı ziyaretçilere açtık. Bu bizim en büyük hedefimizdi. Çünkü burası çok büyük ve önemli bir arkeoljik yerleşme. Daha önceden askeri yasak bölgede kaldığı için ziyarete kapalıydı. Yalnız bakanlar kurulu kararından sonraarkeopark giriş yasağı kaldırıldı. Bu sadece bizim için değil tüm bölge için hayırlı bir gün'' diye konuştu.

	

	
	
Peker: &#34;35 hektarlık alan Suriye tarafında kalıyor''

	
Antik kentin Suriye tarafında kalan kısmının hızlı kentleşme tehdidi altında olduğuna dikkat çeken Karkamış Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Peker ise, &#34;Kentin üç ayrı yerleşim yeri olarak düşünülmesi gerekir. Yerleşim yerinin kale kısmı Karkamış'taki hudut karakolunun altındaki höyük, toprak surlarla çevrili içkent ve onun dışında da milattan sonra 9'uncu yüzyılda yerleşime açılmış olan dışkent var. 100 hektarlık alanın 55 hektarlık kısmı Türkiye sınırları içerisinde, sadece dışkent bölümünün 35 hektarlık alanı Suriye'nin Cerablus kenti içerisinde tarafında. Tabi ki orada da kalıntılar var. Ancak oradaki hızlı kentleşmenin tehdidi altında. Orada çalışmalar 1911-1920 yılları arasında kesintilerle sürdürüldü. Ancak şu anda orada bir çalışma yapılması Türkiye Cumhuriyeti'nin insiyatifinde olan bir durum değil. Oraya Suriye yönetiminin de içinde olduğu uluslararsı bir ekiple yapılacak olan bir çalışmayla ancak açığa çıkartılabillir''diye konuştu.

	
	
	
Kazıda neler çıktı?

	
İtalya Dışişleri Bakanlığı, İtalya Eğitim Bakanlığı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve SANKO Holding'in kaynak sağladığı kazı çalışmaları sonunda; MÖ 13'üncü yüzyılda Hitit İmparatorluğu'nun bir eyalet krallığı başkenti işlevini yerine getiren Karkamış'ta iki saray keşfedildi. Onlarca mühür baskısı bulundu. Demir Çağı'ndan olağanüstü eserler, mezarlar ve mühürler çıkarıldı.

	

	
	
Açılışa, Gaziantep Valisi Davut Gül, Karkamış Kaymakamı Bünyamin Bilgin, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Karkamış Belediye Başkanı Ali Doğan, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Adil Sani Konukoğlu, İstanbul Üniversitesi'nden Doç. Dr. Hasan Peker ile Bologna Üniversitesi'nden Karkamış Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Nicolo Marchetti, çok sayıda arkeolog, tarihçi ve vatandaş katıldı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 15 Jul 2019 06:01:34 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En eski insan bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/en-eski-insan-bulundu-787/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/en-eski-insan-bulundu-787/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9CD66A-3400E1-6B0E1A-D7E291-354375-B8FF96.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Nature dergisinin haberine göre, Tübingen Üniversitesi'nden (Almanya) Katerina Harvati, &#34;Apidima mağarasında bulunan kafataslarından biri Neandertal insana, diğeri türümüzün erken bir temsilcisine aitti. Bu ikinci keşif, atalarımızın Afrika'yı çok önce terk ettiğini ve Eski Dünya'ya&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9CD66A-3400E1-6B0E1A-D7E291-354375-B8FF96.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Nature dergisinin haberine göre, Tübingen Üniversitesi'nden (Almanya) Katerina Harvati, &#34;Apidima mağarasında bulunan kafataslarından biri Neandertal insana, diğeri türümüzün erken bir temsilcisine aitti. Bu ikinci keşif, atalarımızın Afrika'yı çok önce terk ettiğini ve Eski Dünya'ya düşündüğümüzden çok daha hızlı yayıldığını gösteriyor&#34; diye açıkladı.
	
	
Bilim insanları yakın zamana kadar modern insan homo sapiens&#39;in yaklaşık 200 bin yıl önce Doğu Afrika&#39;dan geldiğine inanıyorlardı. Yapılan kazılar, ilk insanların yaklaşık 70 bin yıl önce Ortadoğu'ya, yaklaşık 45 bin yıl önce de Avrupa'ya geçtiğini gösteriyordu.

	
Ancak son yılların buluşları ve genetik araştırmaları, insanların Afrika'yı en az 130 bin yıl önce terk ettiğini göstermişti. Fas'taki terk edilmiş bir madende bulunan ve yaklaşık 300 bin yıl önce yaşadığı belirlenen bir homo sapiens kalıntıları bunu doğrulamıştı.

	
	
	
Daha sonra Hindistan ve Kenya'da yapılan buluşlar da insanın beklenmedik bir şekilde erken Afrika'yı terk ettiğini doğrulamıştı.
	
	
Harvati ve ekip arkadaşları, Yunanistan'ın güneydoğusundaki Apidima mağarasında 1970'li yılların sonlarında bulunan materyalleri incelerken bu teoriyi destekleyen yeni deliller buldu.

	
Analize tabi tutulan kafataslarından biri, yaklaşık 170 bin yıl önce yaşayan bir neandertal insana, diğeri ise yaklaşık 210 bin yıl önce yaşayan bir Cro-Magnon'a ait.

	
Harvati, yeni buluşun, insanların bir değil birkaç kez gezegeni doldurma girişiminde bulunduğunu gösterdiğini kaydetti.

	
New York Şehir Üniversitesi'nden Eric Delson da şu değerlendirmede bulundu:

	
&#34;Bu buluş, atalarımızın defalarca Afrika'dan Levant üzerinden Avrupa'ya hareket ederken kuzey ve batı yönünde ilerlemeye çalıştığını gösteriyor. Görünüşe göre Afrika'yı bir değil çok kez terk etmişler ve bu göçler her zaman başarıyla sonuçlanmamıştır.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 11 Jul 2019 05:04:55 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'dan İngiltere'ye "Firavun büstü" tepkisi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-dan-ingiltere-ye-firavun-bustu-tepkisi-275/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-dan-ingiltere-ye-firavun-bustu-tepkisi-275/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B46B04-1B140C-10A820-666B22-EAC76C-7A24FB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır, milattan önce 1334-1325 yıllarında hüküm süren Firavun Tutankhamun&#39;un altın büstünün satışına engel olmadığı gerekçesiyle İngiltere yönetimine tepki gösterdi. &#34;Kurtarılan Tarihi Eserler Ulusal Komitesi&#34;, Tarihi Eserler Bakanı Halid el-Anani başkanlığında&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B46B04-1B140C-10A820-666B22-EAC76C-7A24FB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır, milattan önce 1334-1325 yıllarında hüküm süren Firavun Tutankhamun&#39;un altın büstünün satışına engel olmadığı gerekçesiyle İngiltere yönetimine tepki gösterdi.

	
&#34;Kurtarılan Tarihi Eserler Ulusal Komitesi&#34;, Tarihi Eserler Bakanı Halid el-Anani başkanlığında başkent Kahire&#39;de toplandı.

	
İngiltere&#39;de gerçekleştirilen müzayede ve bununla ilgili izlenecek prosedürün görüşüldüğü toplantıda eski Tarihi Eserler Bakanı Zahi Havas ile Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlıklarından yetkililer de hazır bulundu.

	
Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, İngiltere yönetiminin, altın büstün satılmaması konusunda kendisinden beklenen desteği göstermemesinin garip karşılandığı ifade edildi.&nbsp;

	
Açıklamada, dava açmak için gerekli tüm yasal işlemleri başlatmak üzere bir İngiliz hukuk bürosunun görevlendirilmesine karar verildiği belirtildi.

	
Londra&#39;daki Christie&#39;s müzayede evinin internet sitesi üzerinden 4 Haziran&#39;da yapılan açıklamada, Firavun Tutankhamun&#39;un altın büstünün İngiltere&#39;nin başkenti Londra&#39;da düzenlenen müzayedede yaklaşık 6 milyon dolara satıldığı duyurulmuştu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 09 Jul 2019 07:49:02 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[100 yıllık İbranice kitap ele geçirildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-yillik-ibranice-kitap-ele-gecirildi-716/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-yillik-ibranice-kitap-ele-gecirildi-716/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2459B1-197654-8DDF16-323A4C-D9F9CD-575196.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Diyarbakır&#39;da bin 100 yıllık İbranice altın yazmalı dini motifli kitap ele geçirildi, 6 şüpheli gözaltına alındı. Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirilen çalışmada&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2459B1-197654-8DDF16-323A4C-D9F9CD-575196.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Diyarbakır&#39;da bin 100 yıllık İbranice altın yazmalı dini motifli kitap ele geçirildi, 6 şüpheli gözaltına alındı.

	
Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirilen çalışmada Bismil ve Ergani ilçelerinde ikamet eden 4 kişinin tarihi bir kitabı satmak için alıcı aradığı bilgisine ulaşıldı.

	
Yapılan araştırmada söz konusu kitabın yaklaşık bin 100 yıllık İbranice altın yazmalı dini motifli kitap olduğunun tespit edildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

	
&#34;Cumhuriyet Başsavcılığından alınan arama kararı doğrultusunda dün Ergani ilçesinde gerçekleştirilen operasyonda, bahse konu şüpheliler, altın yazmalı dini motifli kitabı satmaya çalıştıkları esnada suçüstü yakalandı. Şüphelilerin üzerlerinde ve ikametlerinde yapılan aramada, İbranice altın yazmalı, dış kaplaması deri, 21 sayfadan oluşan kitap ele geçirildi. Ele geçirilen tarihi eser muhafaza altına alınmış, olayla ilgili 6 şüpheli hakkında soruşturma işlemlerine başlanılmıştır.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 13 Apr 2019 06:36:32 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Filipinler'de bulunan fosiller yeni bir insan türüne ait"]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-filipinler-de-bulunan-fosiller-yeni-bir-insan-tur/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-filipinler-de-bulunan-fosiller-yeni-bir-insan-tur/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_92EEC9-306ACD-248175-7611B4-894E94-E5B860.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#34;Science Alert&#34; internet sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar ve arkeologlar, Filipinler&#39;in Luzon Adası&#39;nın kuzeyinde yer alan Callao Mağarası&#39;nda gün ışığına çıkarılan 13 fosil kemik ve dişlerin oldukça kısa boylu, şimdiye kadar bilinmeyen bir insanımsıya&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_92EEC9-306ACD-248175-7611B4-894E94-E5B860.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#34;Science Alert&#34; internet sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar ve arkeologlar, Filipinler&#39;in Luzon Adası&#39;nın kuzeyinde yer alan Callao Mağarası&#39;nda gün ışığına çıkarılan 13 fosil kemik ve dişlerin oldukça kısa boylu, şimdiye kadar bilinmeyen bir insanımsıya ait olduğunu belirtti.

	
Callao Mağarası&#39;nda 2007, 2011 ve 2015&#39;te yapılan kazılar sırasında bulunan kemik ve dişlerin &#34;homo luzonensis&#34; ismi verilen türden en az üç bireye ait olduğu ifade edildi.

	
	
	
Araştırmacılar, fosil ve dişlerin ait olduğu düşünülen bireylerden birinin 67 bin, diğerinin 50 bin yıl önce yaşadığının tahmin edildiğini kaydetti.

	
Arkeolog Florent Detroit, fosil ve dişlerin Filipinler&#39;de şimdiye kadar bulunan en eski insan türüne ait olduğunu vurguladı.

	
	
	
Araştırmacılar, dişlerin ait olduğu bireylerin insandan (homo sapiens) daha kısa fakat Hobbit olarak anılan homo florensiensisten daha uzun olduklarının tahmin edildiğini dile getirdi.

	
Araştırmanın bulguları &#34;Nature&#34; dergisinde yayımlandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 11 Apr 2019 04:18:20 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[4 bin yıllık lahit canlı yayında açılacak]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/4-bin-yillik-lahit-canli-yayinda-acilacak-479/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/4-bin-yillik-lahit-canli-yayinda-acilacak-479/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E4549D-1084B2-5AE63D-B15504-C26C32-D90792.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arap Baharı&#39;ndan bu yana zayıflayan turizmini canlandırmak isteyen Mısır, son dönemde Antik Mısır&#39;a ait mezarlar, yani lahitlerle ilgili çalışmalara ağırlık verdi. Geçen yıllarda bir kadına ait 3 bin yıllık lahitin dünya basınının tanıklığında açılmasının ilgi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E4549D-1084B2-5AE63D-B15504-C26C32-D90792.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arap Baharı&#39;ndan bu yana zayıflayan turizmini canlandırmak isteyen Mısır, son dönemde Antik Mısır&#39;a ait mezarlar, yani lahitlerle ilgili çalışmalara ağırlık verdi.
	
	
Geçen yıllarda bir kadına ait 3 bin yıllık lahitin dünya basınının tanıklığında açılmasının ilgi görmesi üzerine, bu kez Mısır tarihinde ilk kez bir lahdin açılışı televizyon ekranlarından canlı yayınlanacak.

	
Bilinen ilk firavunlardan birine ait olduğu düşünülen 4 bin yıllık lahdin açılışı, 2 saatlik bir yayınla tüm dünyadan izlenebilecek.

	
Yayında piramidin tünelleri ve soylu bir aileye ait 40 farklı mumyanın olduğu odalar ziyaret edilecek. Yayın Discoverl Channel&#39;da 7 Nisan&#39;da yayınlanacak.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 06 Apr 2019 05:30:04 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mısır'da 5 bin yıllık mumyalar bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-5-bin-yillik-mumyalar-bulundu-134/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/misir-da-5-bin-yillik-mumyalar-bulundu-134/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BADA56-410363-6E3BA3-9CE4D2-4FBBC9-848961.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;ndan yapılan açıklamada, ülkenin kuzeyindeki Minufiye bölgesinde kazı çalışmaları yapan arkeologların içinde 5 bin yıl öncesine ait iki mumyanın yer aldığı bir lahite rastladıkları kaydedildi. Açıklamaya göre, kazı çalışmaları sırasında&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BADA56-410363-6E3BA3-9CE4D2-4FBBC9-848961.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı&#39;ndan yapılan açıklamada, ülkenin kuzeyindeki Minufiye bölgesinde kazı çalışmaları yapan arkeologların içinde 5 bin yıl öncesine ait iki mumyanın yer aldığı bir lahite rastladıkları kaydedildi.
	
	
Açıklamaya göre, kazı çalışmaları sırasında bulunan lahitin kireç taşından yapıldığı, 2 metre uzunluğunda 60 santimetre eninde olduğu anlaşıldı.

	
Uzmanların aktardığı bilgiye göre lahitin içindeki mumyalar oldukça zarar görmüş durumda, fakat üzerlerinde altından yapılmış süs eşyaları fragmanlarına rastlandı. Bulunanlar, araştırılmak üzere yerel müzeye teslim edildi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 04 Apr 2019 05:46:45 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[2 bin 500 yıllık kırılmamış yumurtalar]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-500-yillik-kirilmamis-yumurtalar-800/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-500-yillik-kirilmamis-yumurtalar-800/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_696314-138447-7BD4D5-E3C05A-844506-0B2EE8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeolog Zhou Hengming, binlerce yıllık yumurtalara zarar vermekten korktuğu için dokunmaktan kaçındığını ve bunun yerine kesin sayıyı doğrulamak için X ışınları kullanacağını ifade etti. Arkeofili&#39;nin Şinhua&#39;dan aktardığına göre Arkeoloji Enstitüsü başkanı Lin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_696314-138447-7BD4D5-E3C05A-844506-0B2EE8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Arkeolog Zhou Hengming, binlerce yıllık yumurtalara zarar vermekten korktuğu için dokunmaktan kaçındığını ve bunun yerine kesin sayıyı doğrulamak için X ışınları kullanacağını ifade etti.

	
Arkeofili&#39;nin Şinhua&#39;dan aktardığına göre Arkeoloji Enstitüsü başkanı Lin Liugen, &#34;Yumurtaların akı ve sarısı büyük ölçüde çürümüş olsa da, DNA testleri ile yumurtaların salamura yapılarak korunup korunmadığı belirlenebilecek&#34; dedi.
	
	
	​&#34;Cenaze törenlerinin dini inançları veya en basit şekilde alışkanlıkları yansıtabileceğini, dolayısıyla mezar sahibinin yumurta yemekten zevk aldığını ve ölümden sonra da bu zevki devam ettirmeye karar vermiş olabilir&#34; diyen Lin, şunları söyledi:
	
		
	&#34;Yumurtalar yeni bir hayat ortaya çıkarır, bu nedenle mezarda bulunan çömlek, birçok neslin yaşam sürekliliğini sembolize ediyor olabilir.&#34;
	Antik Çin mezarlarında ilk defa yumurta bulunmuyor, ancak kırılmamış yumurtalardan oluşan bir kavanozun keşfi oldukça nadir. Çünkü bilim insanları yumurta kabuğunun uzun süre bozulmadan kalmasının zor söylüyor.
	
		
	2015 yılında, güneybatı Çin, Guizhou Eyaleti&#39;ndeki arkeologlar 2000 yıldan daha eski bir mezara ait bir yumurta buldu, ancak yumurtanın kabuğu araştırmacıların temizleme fırçasına çarptı.
	
		
	Yumurta kabı şimdi daha sonraki çalışmalar için sabit sıcaklık ve nem oranına sahip bir dolaba yerleştirilecek.
	
		
	Yumurtaların evcil tavuklardan veya sülünlerden olup olmadığı şu anda net değil.
	
		
	Arkeologlar, mezardaki diğer kaplarda tahıl ürünlerinin olabileceğini ancak zamanla yok olduğunu söylüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 Mar 2019 04:56:10 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kepçe ile tarla düzeltirken tarihi yapı buldu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kepce-ile-tarla-duzeltirken-tarihi-yapi-buldu-300/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/kepce-ile-tarla-duzeltirken-tarihi-yapi-buldu-300/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F1E550-836261-E33C28-AA1167-B186AE-B5EB6F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Karaman&#39;da kepçe ile tarla düzelten bir kişi, tesadüfen Bizans veya Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen bir yapıyı ortaya çıkardı. Kadir Birer, merkeze bağlı Bostanözü köyünde babadan kalma yaklaşık 100 metrekarelik tarlayı, hafta sonları gidip dinlenmek amacıyla düzelttirmek&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F1E550-836261-E33C28-AA1167-B186AE-B5EB6F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Karaman&#39;da kepçe ile tarla düzelten bir kişi, tesadüfen Bizans veya Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen bir yapıyı ortaya çıkardı.

	
Kadir Birer, merkeze bağlı Bostanözü köyünde babadan kalma yaklaşık 100 metrekarelik tarlayı, hafta sonları gidip dinlenmek amacıyla düzelttirmek istedi.

	
	
	
Kepçe operatörü tarlada çalışırken sert bir katmana rastladı. Operatör, kırmaya çalıştığı katmanın eski bir yapı olduğunu gördü. Durumun haber verilmesi üzerine bölgeye gelen Jandarma ekipleri, çevrede güvenlik tedbiri aldı. Karaman Müzesi yetkilileri de bölgede inceleme yaptı.

	
Bulunan eserin Bizans veya Roma dönemine ait tarihi yapı kalıntısı olduğu sanılıyor.&nbsp;

	
	
	
&#34;Yan yana örülmüş kemerler var&#34;

	
Köy muhtarı Ali Önkol, Göksu Nehri&#39;nin kenarında kurulu olan köylerinin çevresinde birçok tarihi kalıntı olduğunu söyledi.

	
Daha önce söz konusu alanın yakınında tarihi kalıntıya rastlanmadığını belirten Önkol, şunları kaydetti:

	
&#34;Burası küçük bir yer. Tarla sahibi, düzelttirmek için kepçeci ile anlaşmış. Amacı, birkaç fidan dikerek ailesiyle hafta sonlarında piknik yapmak. Kepçe operatörü çıkan kalıntıları görünce hemen Jandarmayı aramış. Jandarma ekipleri ile buraya geldiğimizde şaşırdık. Müzeden de yetkililer geldi. Şu an kesin bir şey söyleyemeyeceklerini bize ilettiler. Araştırılıyor. Hamam, su kemeri veya toplu bir fırın olabilir. Yan yana örülmüş kemerler var. Hala sapasağlam duruyorlar. Ne kadar büyüklükte, etrafında başka yapı var mı, araştırma sonucu ortaya çıkacak. İnşallah iyi bir sonuç ortaya çıkar, köyümüzün adı duyulur, gelen gidenimiz artar.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 21 Mar 2019 05:52:14 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Traktörün pulluğuna tarih takıldı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/traktorun-pulluguna-tarih-takildi-732/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/traktorun-pulluguna-tarih-takildi-732/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_997DE2-5347BC-19867B-BDB933-A89FED-3A235A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Altunhisar ilçesi Kınık Höyükte traktörüyle tarla süren çiftçinin pulluğuna sert cisim çarpması üzerine traktöründen inip incelemeye başladı. Tarihi küpün olduğunu fark eden çiftçi durumu jandarma ekiplerine bildirdi. Jandarma ile Niğde Müzesi arkeologlarının incelediği küpün&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_997DE2-5347BC-19867B-BDB933-A89FED-3A235A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Altunhisar ilçesi Kınık Höyükte traktörüyle tarla süren çiftçinin pulluğuna sert cisim çarpması üzerine traktöründen inip incelemeye başladı. 



Tarihi küpün olduğunu fark eden çiftçi durumu jandarma ekiplerine bildirdi. 



Jandarma ile Niğde Müzesi arkeologlarının incelediği küpün Bizans dönemine ait erzak küpü olduğu belirlendi. Küp tarladan çıkarılarak Niğde Müzesine götürüldü.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 11 Mar 2019 06:21:59 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Duvar yıkıldı ve tarihi mescit ortaya çıktı!..]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/duvar-yikildi-ve-tarihi-mescit-ortaya-cikti-229/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/duvar-yikildi-ve-tarihi-mescit-ortaya-cikti-229/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_14C569-6B2869-DE811A-B4297B-F3DF53-C9CF9B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Merkez Artuklu İlçesinde 2. Abdülhamit döneminde inşa edilen Hükümet Meydanı&#39;ndaki istinat duvarında yağmur nedeniyle çatlaklar oluştu. Güvenlik önlemlerinin alınmasının ardından duvarın bir kısmı yıkıldı. Yıkılan duvarın ardından Osmanlı dönemine ait olduğu değerlendirilen&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_14C569-6B2869-DE811A-B4297B-F3DF53-C9CF9B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Merkez Artuklu İlçesinde 2. Abdülhamit döneminde inşa edilen Hükümet Meydanı&#39;ndaki istinat duvarında yağmur nedeniyle çatlaklar oluştu. Güvenlik önlemlerinin alınmasının ardından duvarın bir kısmı yıkıldı. Yıkılan duvarın ardından Osmanlı dönemine ait olduğu değerlendirilen mescidin kalıntıları bulundu.

	
Tarihi fotoğraflarda kubbesi görünen ancak daha sonra yol genişletme çalışması için yıkılan tarihi yapının Muhammed El Gazi Mescidi olduğu değerlendiriliyor.&nbsp;

	
Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Araştırma Görevlisi Emin Selçuk Taşar, 2010 yılında eski hükümet konağının Mimarlık Fakültesine dönüşmesi sürecinde, alanda araştırma yaptıklarını söyledi.

	
	
	
Araştırmada arşiv niteliğindeki bazı fotoğraflarda hükümet konağının yakınında, kubbeli bir yapının yer aldığını gördüklerini anlatan Taşar, &#34;Bu yapının izini aradık ancak bulamadık. Yağmurdan duvarda bir çatlak oluştu ve istinat duvarının bir bölümü yıkıldı. Daha sonra akşama doğru belediyenin ilgili ekipleri kontrollü şekilde yıkım yapınca mescidin beden duvarı ortaya çıktı.&#39;&#39; dedi.

	
Taşar, bu alanın Osmanlı döneminde çevresinde hükümet konağı, kışla, belediye, tapu ve gümrük ile ilgili kurumların yer aldığı meydan olarak düzenlendiğini dile getirerek, Abdulgani Efendi&#39;nin, Mardin Tarihi kitabında yıkılan yerde Muhammed El Gazi Mescidi&#39;nin yer aldığını aktardı.

	
Söz konusu mescidin görünür olmasından duyduğu memnuniyeti ifade eden Taşer, şunları kaydetti:

	
&#34;İstinat duvar yıkılınca beden duvarını gördük. İnanmadım, bizi çok mutlu etti. Dolayısıyla bizim için heyecanlandırıcı bir şey oldu. Bu, meydanın asli bir unsurunun keşfi demektir. Tahminimiz en az 100 yıl önce yıkılmış. 80 yaşındakiler bu mescidi hatırlamadıklarını ifade ediyorlar.&#34;

	
	
	&#34;Osmanlı eseri&#34;&nbsp;

	
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu (UTMK) Yönetim Kurulu Üyesi ve Somut Kültürel Miras Komitesi Başkanı Dr. Murat Çağlayan ise Abdülgani Efendi'nin 1930'lu yıllarda yazdığı Mardin tarihi kitabını göre bu yapının adının Muhammed El Gazi Mescidi ve türbesi olarak geçtiğini, dolayısıyla bu yapının hem cami hem de türbe görevinin yaptığını anlayabildikleri söyledi.

	
Mescidin ne zaman yapıldığına dair net bir bilgiye henüz ulaşamadıklarını dile getiren Çağlayan, şöyle devam etti:

	
&#34;Ortaya çıkan taşlar bize aslında tarihi ile ilgili biraz bilgi veriyor. Taş boyutlarına baktığımızda çok yüksek değil, Yani Artuklu dönemi yapısı olmadığını söyleyebiliriz. Osmanlı yönetim merkezlerini inşa ederken yanlarında mescit veya cami yaptırmış. Muhtemelen 17. veya 18. yüzyılda inşa edilmiş mescitlerden. &#34;

	
	
	
Çağlayan, bölgede yanlış bilinen aksine Osmanlı&#39;nın çok fazla eser yaptığını vurgulayarak, &#34;Osmanlı döneminde Mardin&#39;de çok fazla yapı yapılmış. Fakat bu yapılar Artukluların inşa etiği gibi anıtsal yapılar değil. Osmanlı daha küçük yapılar inşa etmiş.&#34; ifadelerini kullandı.

	
Mimarlık Fakültesi Araştırma Görevlisi Asım Dilveli de yapının, özelliklerine ve kubbenin bulunduğu fotoğrafa baktıklarında mekanın Osmanlı dönemine ait olduğunu tahmin ettiklerini belirterek, yıkılan taşlar temizlendikten sonra zeminde bir iz çıkacağını umut ettiklerini dile getirdi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 04 Mar 2019 07:11:34 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Definecilerin marifetine bak!..]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/definecilerin-marifetine-bak-648/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/definecilerin-marifetine-bak-648/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F861EC-1079C0-145A89-39ACAA-B1253D-E1F344.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kayseri&#39;nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Palas Mahallesi Örtülü mevkiinde bulunan tepenin greyder ile kazılarak ikiye bölündüğünü gören vatandaşlar, yetkililere haber verdi. İhbar sonrasında olay yerinde jandarma ekipleri önlem alırken, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bağlı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F861EC-1079C0-145A89-39ACAA-B1253D-E1F344.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kayseri&#39;nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Palas Mahallesi Örtülü mevkiinde bulunan tepenin greyder ile kazılarak ikiye bölündüğünü gören vatandaşlar, yetkililere haber verdi. 

İhbar sonrasında olay yerinde jandarma ekipleri önlem alırken, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bağlı Müze Müdürlüğüne de konu hakkında bilgi verildi. 

Definecilerin ikiye böldüğü tepe mahallenin farklı yerlerinden görülürken, Müze Müdürlüğü yetkililerinin yaptığı incelemede ortaya çıkan yapının Roma Dönemi&#39;ne ait anıt mezar olduğu belirlendi. 

Alınan bilgilere göre anıt mezarın bulunduğu bölge SİT alanı ilan edilecek ve kazı Müze Müdürlüğü yetkilileri tarafından sürdürülecek.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 01 Mar 2019 06:07:41 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sahra Çölü'nde bilinmeyen uygarlık]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/sahra-colu-nde-bilinmeyen-uygarlik-778/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/sahra-colu-nde-bilinmeyen-uygarlik-778/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_317EAE-09DEDF-6A2D23-A92E71-49B9EA-7E035F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Live Science dergisinin aktardığına göre sıra dışı uydu görüntüleri ve havadan çekilen fotoğraflar, East Anglia Üniversitesi'nden (UEA) bir grup bilimcinin dikkatini çekti. Yapılan kazılar sonucunda objektiflere antik yapı kalıntılarının takıldığı anlaşıldı. Habere göre&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_317EAE-09DEDF-6A2D23-A92E71-49B9EA-7E035F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Live Science dergisinin aktardığına göre sıra dışı uydu görüntüleri ve havadan çekilen fotoğraflar, East Anglia Üniversitesi'nden (UEA) bir grup bilimcinin dikkatini çekti. Yapılan kazılar sonucunda objektiflere antik yapı kalıntılarının takıldığı anlaşıldı.
	
	
Habere göre araştırmacılar, taştan inşa edilmiş olan yapıların çeşitli ölçülere ve daire, dikdörtgen ve hilal olmak üzere değişik şekillere sahip olduklarını, bazı yapıların 630 metreye kadar alanda gruplandırıldığını ifade etti.

	
Bulunan yapıların ne amaçla yapıldığı ve kesin yaşı henüz bilinmiyor, fakat bilimciler, aralarından bazılarının yaşının bin 500 yıldan fazla olduğunu düşünüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 11 Feb 2019 03:29:22 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şişli'de 6 mahalle SİT alanı ilan edildi]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/sisli-de-6-mahalle-sit-alani-ilan-edildi-544/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/sisli-de-6-mahalle-sit-alani-ilan-edildi-544/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_441981-3B87C0-A11454-74411D-8A0C1C-8F402C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İstanbul Şişli ilçesinde gayrimenkullerin oldukça değerli olduğu 6 mahalle için önemli bir karar alındığı ortaya çıktı. İstanbul 2 nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, İnönü, Ergenekon, Halaskargazi, Meşrutiyet, Teşvikiye ve Harbiye mahallerini kapsayan alan için&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_441981-3B87C0-A11454-74411D-8A0C1C-8F402C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İstanbul Şişli ilçesinde gayrimenkullerin oldukça değerli olduğu 6 mahalle için önemli bir karar alındığı ortaya çıktı. İstanbul 2 nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, İnönü, Ergenekon, Halaskargazi, Meşrutiyet, Teşvikiye ve Harbiye mahallerini kapsayan alan için 'tarihi ve kentsel sit alanı' kararı aldı. Bu kararla birlikte mevcut imar planlarıyla işlem yapılmasının önü kapatıldı. Bina bazında kentsel dönüşümün oldukça yoğun olduğu bölgede artık tüm işlemler Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu iznine tabi olacak. Kurul mevcut imar planını dikkate almayacak, kendi kararını verecek. Söz gelimi 5 katlı bir bina 8 katlı yeni bina için yıkıldıysa, Koruma Bölge Kurulu bu bina için 'Hayır, aslına uygun 5 katlı yapın' diyebilecek. Bölgede faaliyet gösteren gayrimenkul hukuku uzmanları çok sayıda binada kentsel dönüşüm çalışmalarının durduğunu, yıkımı yapılan ya da riskli yapı kararı çıkan yapıların da çözüm arayışında olduğunu belirtiyor.

	
KARARIN GEREKÇESİ

	
Koruma Bölge Kurulu'nun kararında bölgenin tarihi önemine atıf yapılıyor ve neden koruma altına alındığı şöyle açıklanıyor: &#34;Bu alan özellikle 19. yüzyılın ortalarından itibaren yapılaşmaya başlayan, bir asrı aşkın süre boyunca farklı mimari üslupların birbirinin yerine ve yanına inşa edilmesiyle ortaya çıkan modern mimari kültürünün tüm öğelerini içerisinde barındıran, ahsap konaklardan ahşap/kargir köşklere, kargir apartman kültürünün yaygınlaşmaya başladığı yapılardan, erken Cumhuriyet dönemi ulusal mimari akım ve sade cephe görünümüyle uluslararası mimari akımın öncü örneklerini geç döneme kadar bünyesinde toplamış eşsiz bir bölge olmanın yanında, tarihi ve siyasi olayların cereyan ettiği bir yer özelliği taşıyan Harbiye Tarihi ve Kentsel Sit alanı ile Beyoğlu Kentsel Sit Alanına bitişik vaziyette Atatürk Evi Müzesi ve Hamidiye Camisini içerecek şekilde düzeltilme yapılarak alanın Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik'in ilgili hükümleri uyarınca Tarihi ve Kentsel Sit Alanı olarak tescil edilmesine, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenene kadar 2863 sayılı yasanın 17. maddesinde geçen 'Bu alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plan uygulamasını durdurur' hükmü uyarınca bu aşamadan sonra meri imar planları kapsamında işlem yapılmamasına karar verildi."

	
BİNLERCE BİNAYI KAPSIYOR

	
Gayrimenkul Hukuku Uzmanı Avukat Hikmet Güngör, 6 mahallede kentsel sit alanı kararı alındığını hatırlatarak &#34;Bu karar ile beraber bu 6 mahallede mer'i (uygulamada olan) imar planları kapsamında işlem yapılmayacağına karar verilmiş durumda. Yani binlerce bina hakkında mer'i imar planları kapsamında işlem yapılamayacak. Bu karardan önce bir yer almak istediğinizde belediyeden 1-2 gün içinde imar durumunu alabiliyordunuz. Ancak şu anda bir taşınmazın imar durumunu ancak İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'ndan alabilirsiniz. Bu en iyi ihtimalle bir ay sürer. Ve İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bu tür basit işlerle uğraşmak zorunda kalacağından esas görevleri yapmasında aksamalar yaşanacaktır" dedi.&nbsp;

	
ÜNLÜ İSİMLERİN BİNALARI VAR

	
Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı öncesinde söz konusu alan için başka bir karar da alındı. Bu kararla yaklaşık 80 bina tescillendi ve koruma altına alındı. Binası tescillenenler arasında ünlü isimler de var. Meclis eski başkanı Hüsamettin Cindoruk, İşkadını Ayşe Komili, modacı Cengiz Abazoğlu, eski bakanlardan Hasan Polatkan'ın torunu Hasan Polatkan binaları tescillenen isimler arasında.

		
45 MİLYON DOLARLIK OTELDEN VAZGEÇİLDİ
Avukat Hikmet Güngör, verilen karar ile ifraz, tevhit, yola terk yoldan ihdas ve yıkım gibi talepler dahi Kurul tarafından karar bağlanacağını belirterek, &#34;Zorunlu altyapı çalışmaları hakkında yine Şişli Belediye'sinin uygunluk görüşünden sonra nihai karar Kurul tarafından verilecek. Bu durum bürokrasinin daha fazla artması anlamına gelmektedir. Yabancı bir müvekkilimiz yaklaşık 45 milyon dolarlık bir otel projesinden bu yüzden vazgeçti" dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 05 Feb 2019 08:37:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Buzulların altından 40 bin yıllık fosil çıktı]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/buzullarin-altindan-40-bin-yillik-fosil-cikti-151/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/buzullarin-altindan-40-bin-yillik-fosil-cikti-151/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A3C137-8E4254-F00148-2C8133-8D463F-A47EAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kanada&#39;nın Alberta eyaletine bağlı Baffin Adası&#39;nda küresel ısınmaya bağlı olarak eriyen buzul bölgelerinde araştırma yapan bilim insanları 40 bin yıl öncesine ait bitki fosilleri buldu. Colorado Üniversitesi öğretim üyelerinden Simon Pendleton başkanlığındaki bilim heyetinin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A3C137-8E4254-F00148-2C8133-8D463F-A47EAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kanada&#39;nın Alberta eyaletine bağlı Baffin Adası&#39;nda küresel ısınmaya bağlı olarak eriyen buzul bölgelerinde araştırma yapan bilim insanları 40 bin yıl öncesine ait bitki fosilleri buldu.
Colorado Üniversitesi öğretim üyelerinden Simon Pendleton başkanlığındaki bilim heyetinin yaptığı araştırma, &#34;Nature Communications&#34; bilim dergisinde yayımlandı.

	
Baffin Adası buzullarının küresel ısınmayla son yıllarda önemli derecede eridiği belirtilen araştırmada, buzullardaki erimeyle çeşitli bitkilere ait fosillerin açığa çıktığı ifade edildi.

	
&#39;40 BİN YIL ÖNCEKİ İKLİME DAİR BİLGİLERE ULAŞILABİLİR&#39;

	
Saha araştırmasında 48 kadar bitki fosili toplandığı aktarılan makalede, radyokarbon tarihleme usulü ile fosillerden 30&#39;unun 40 bin yıllık olduğunun saptandığı ancak daha ileri bir inceleme ile diğer bitki fosillerinin 115 bin yıllık olduklarının tespit edilebileceği kaydedildi.

	
	
	
Pendleton, bulunan fosillerin dik ve köklü bazı bitkilere ait olduğunu, elde edilen bu fosillerle 40 bin yıl önceki iklime dair bilgilere ulaşılmasının mümkün olacağını belirtti.
Bölgedeki araştırmanın oldukça hızlı ve düzenli şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Simon Pendleton, şu ifadeleri kullandı:

	
&#34;Bu bitkiler bir kez ortaya çıktığında, rüzgar veya su tarafından kaldırılıyorlar. Verileri almak için zamana karşı bir tür yarış var çünkü buzullar bir kez gittiğinde ve bitkiler bir kez ortaya çıktığında ulaşamazsanız, onları sonsuza dek kaybedersiniz. Kuzey Kutbu şu anda dünyanın geri kalanından 2-3 kat hızlı ısınıyor. Bu yüzden doğal olarak buzullar da buna daha hızlı tepki veriyor.&#34;

	
Baffin Adası&#39;nın, yüksek rakımlı, alçak kabartmalı platolarla ayrılmış derin kesik fiyortların egemen olduğu dünyanın beşinci en büyük adası olduğunu anımsatan Pendleton, ince ve soğuk plato buzunun, binlerce yıl boyunca orijinal yosun ve likenleri orijinal büyüme konumlarında koruyarak bir tür doğal soğuk hava deposu görevi gördüğünü ancak küresel ısınma ile bölgenin bu özelliğini giderek kaybettiğini söyledi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 31 Jan 2019 04:38:45 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ortaylı: "Böyle bir Abdülhamid yok!.."]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ortayli-boyle-bir-abdulhamid-yok-702/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/ortayli-boyle-bir-abdulhamid-yok-702/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C27DB0-2B719B-CDCCEA-01B726-582016-EED574.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#39;Payitaht: Abdülhamid&#39; dizisi ve padişah Abdülhamid hakkında değerlendirmelerde bulunan Ortaylı, Sultan Abdülhamid dönemindeki tarım politikasını, &#34;Onun yaptığı reformlarla, gelişen dışarıya açılan ordusunu besleyen bir tahıl üretimi maalesef aradan yüzyıl geçmeden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C27DB0-2B719B-CDCCEA-01B726-582016-EED574.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#39;Payitaht: Abdülhamid&#39; dizisi ve padişah Abdülhamid hakkında değerlendirmelerde bulunan Ortaylı, Sultan Abdülhamid dönemindeki tarım politikasını, &#34;Onun yaptığı reformlarla, gelişen dışarıya açılan ordusunu besleyen bir tahıl üretimi maalesef aradan yüzyıl geçmeden bizim çok demokratik hükümetlerimiz tarafından yerle yeksan edilmiştir. 10 sene evvel sattığı mahsulatı şimdi alıyor başka yerlerden bu şaşılacak bir şey.&#34; sözleriyle ifade etti.
	
	
&#39;SUSKUN BİR PADİŞAHTI&#39;

	
&#34;Son derece suskun, tedbirli konuşan, hiç renk vermeyen belki ses tonuyla bile öyle olan bir padişahtı&#34; dediği Abdülhamid&#39;i en iyi canlandıran kişinin Nahit Sırrı Örük olduğunu da sözlerine ekledi.

	
Bugünlerde yayınlanan Abdülhamid dizisi için &#34;Dizi için konuşmayalım gücenirler, böyle bir Abdülhamid yok, böyle bir devir de yok&#34; diyen Ortaylı, daha önce de çok konuşulan, sultanın konsolosa tokat attığı sahneyi &#34;Osmanlı padişahı konsolos falan dövmez, sadece bir şeyhülislamımız bir konsolosu dövdürttü eline sağlık&#34; sözleriyle eleştirdi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 23 Dec 2018 06:40:43 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Roma dönemine ait mozaik, çöp konteyneri altında]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/roma-donemine-ait-mozaik-cop-konteyneri-altinda-35/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/roma-donemine-ait-mozaik-cop-konteyneri-altinda-35/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_97EC08-E2E9EE-D0A9AF-DE368E-8C8074-B4A5ED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İznik Belediyesi tarafından 2015 yılında Beyler Mahallesi, Afyon Sokak&#39;ta yapılan kanalizasyon çalışması sırasında 2 metre derinlikte taban mozaiği bulundu. Üzerinde insan yüzü figürünün yer aldığı taban mozaiğinin Roma dönemine ait olduğu bellirlendi. İnsan yüzü figürlü&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_97EC08-E2E9EE-D0A9AF-DE368E-8C8074-B4A5ED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İznik Belediyesi tarafından 2015 yılında Beyler Mahallesi, Afyon Sokak&#39;ta yapılan kanalizasyon çalışması sırasında 2 metre derinlikte taban mozaiği bulundu. Üzerinde insan yüzü figürünün yer aldığı taban mozaiğinin Roma dönemine ait olduğu bellirlendi. İnsan yüzü figürlü mozaiğin etrafındaki toprak tabakayı yaklaşık 1 metrekare açarak genişleten arkeologlar, mozaiğin yılan figürleri ile yol kenarındaki evin altına doğru devam ettiğini tespit etti.

	
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İznik Müze Müdürlüğü koordinasyonunda kurtarma kazısı başlatıldı ve mozaik açığa çıkarıldı.

	
3. derece arkeolojik SİT alanı olan bölgenin tescil düzeyi, mozaiğin ortaya çıkmasıyla 1. dereceye yükseltilirken, mozaiğin büyük bölümünün altında olduğu belirtilen parsel sahibiyle görüşmelerde muvafakat alınamaması yüzünden kazı çalışmaları durduruldu.
	
	
	
	
Bunun üzerine mozaik geotekstil malzeme ile örtüldükten sonra, 2 metre derinliğindeki çukur dere kumu dökülerek kapatıldı.Kanalizasyon çalışmalarını tamamlayan İznik Belediyesi de 3 ay sonra yolu asfaltladı. Çalışmalar sırasında mozaiğin bulunduğu alanın da asfaltlanması tepki çekti.

	
Durumu öğrenen dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal&#39;ın talimatıyla mozaik üzerindeki asfalt söküldü ve etrafına dubalar konuldu. Bugün ise, dubaların kaldırıldığı alanda çöp konteyneri bulunuyor. Bu görüntü de tepkilere neden oluyor.
	
	
	'BÖYLE BIRAKILMAMALI&#39;
	
		
	Eski İznik Müzesi Müdürü Taylan Sevil, İznik ilçesinin antik Nikea kentinin üzerinde bulunduğunu hatırlatarak, &#34;Roma dönemine ait olan bu mozaik bahçeli eve doğru devam etmektedir. Bu büyük eser bu şekilde bırakılamaz, bırakılmamalı. Böyle önemli bir eserin üstünde, bugün ne yazık ki çöp konteyneri ve atıklar bulunmaktadır. Mozaiğin tarihi tahminen M.S. 3&#39;üncü yüzyıla dayanmaktadır. Mozaik buluntuları enderdir. İznik&#39;te az sayıda bulunmuştur. Böyle bir mozaik buluntusu gösteriyor ki, bu bölgede Roma döneminde asil aileler yaşamış&#34; diye konuştu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 10 Dec 2018 06:26:35 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Çingene Kızı" mozaiğinin kayıp parçaları Türkiye'de]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-cingene-kizi-mozaiginin-kayip-parcalari-turkiye-d/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/-cingene-kizi-mozaiginin-kayip-parcalari-turkiye-d/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EE79B6-BACAE0-45A132-57CE10-9E5919-79F577.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ABD&#39;nin Ohio eyaletindeki Bowling Green Eyalet Üniversitesi&#39;nde sergilenen &#34;Çingene Kızı&#34; mozaiğinin parçaları, THY&#39;ye ait tarifeli uçakla Türkiye&#39;ye getirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bowling Green Eyalet Üniversitesi arasında daha önce imzalanan anlaşma&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EE79B6-BACAE0-45A132-57CE10-9E5919-79F577.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ABD&#39;nin Ohio eyaletindeki Bowling Green Eyalet Üniversitesi&#39;nde sergilenen &#34;Çingene Kızı&#34; mozaiğinin parçaları, THY&#39;ye ait tarifeli uçakla Türkiye&#39;ye getirildi.

	
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bowling Green Eyalet Üniversitesi arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca, törenle Türk görevlilere teslim edilen Zeugma Mozaiklerine ait 12 parça, ABD&#39;nin Chicago kentindeki havalimanına ulaştırıldı.&nbsp;

	
Havalimanında THY&#39;ye ait uçağa özenle yüklenen mozaik parçaları Türkiye gönderildi.

	
Atatürk Havalimanı&#39;na gelen uçakta bulunan konteynerler içindeki parçalar, kargo bölümünden indirildi.

	
Araçlara yüklenen parçalar, Gaziantep&#39;e hareket edecek uçağın bulunduğu aprona götürülüyor.&nbsp;

	
	
	
1965&#39;ten beri ABD&#39;deydi

	
1960&#39;lı yıllarda Zeugma Ören Yeri&#39;ndeki kaçak kazılarda yurt dışına çıkarılan, 1965&#39;te Bowling Green Devlet Üniversitesi&#39;nce 35 bin dolar karşılığında Peter Marks isimli sanat tacirinden satın alınan Zeugma Mozaikleri, o tarihten bu yana üniversitedeki Wolfe Sanat Merkezi girişinde üzeri cam panel içinde döşenmiş vaziyette sergileniyordu.
	
	SİS ENGELİ
	
	
	ABD&#39;den THY&#39;ye ait tarifeli uçakla Türkiye&#39;ye getirilen &#34;Çingene Kızı&#34; mozaiğinin parçalarının, Gaziantep&#39;teki sis nedeniyle yarın sabah saatlerinde kente ulaştırılması planlanıyor.
	
		
	Atatürk Havalimanı&#39;ndan tarifeli uçakla Gaziantep&#39;e gönderilecek mozaikler, Gaziantep Havalimanı&#39;nda etkili olan sis nedeniyle uçak seferlerinin iptal edilmesi üzerine THY Kargo Şefliğinde bekletiliyor.&nbsp;&nbsp;
	
		
	Mozaiklerin yarın sabah uçakla Gaziantep&#39;te getirilmesi planlanıyor.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 27 Nov 2018 20:56:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Apollon Tapınağı sulara gömülüyor!..]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/apollon-tapinagi-sulara-gomuluyor-406/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/apollon-tapinagi-sulara-gomuluyor-406/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7A8766-44790F-C23967-621759-5D6E7B-99DFFC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Aydın Didim&#39;deki Milet Antik Kenti&#39;nde yer alan 2 bin yıllık kehanet merkezi Apollon Tapınağı&#39;nı su bastı. Tarihi tapınak kaynağı belirlenemeyen su sızıntısının tehdidi altında bulunuyor. Antik dönemin kehanet merkezi Apollon Tapınağı kaynağı belirlenemeyen su sızıntısı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7A8766-44790F-C23967-621759-5D6E7B-99DFFC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Aydın Didim&#39;deki Milet Antik Kenti&#39;nde yer alan 2 bin yıllık kehanet merkezi Apollon Tapınağı&#39;nı su bastı. Tarihi tapınak kaynağı belirlenemeyen su sızıntısının tehdidi altında bulunuyor.

	
Antik dönemin kehanet merkezi Apollon Tapınağı kaynağı belirlenemeyen su sızıntısı nedeniyle tehlikeyle yüz yüze.
	
	
Her yol binlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Didim&#39;deki Milet Antik Kenti&#39;nde yer alan 2 bin yıllık Apollon Tapınağı sulara gömülüyor.

	
6 aydır tarihi merkezin zeminini kaplayan su birikintisi, yağışların başlamasıyla daha da arttı. Göletler oluşan tapınağın içerisindeki suyun kaynağını tespit etmek için jeofizik uzmanları ile Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi teknik inceleme başlattı.

		
BULMAYA ÇALIŞIYORLAR

	
Tapınaktaki suyun kaynağının tespit edilemediğini belirten Milet Müzesi yetkilileri, &#34;Alman kazı ekibi ve koruma kurulu tüm yaz boyunca konuyla ilgili çalışma yaptı. Jeofizik uzmanı ve ASKİ de inceleme yaptı fakat suyun kaynağı bulunamadı&#34; dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 26 Nov 2018 04:34:11 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Müjde!.. Çingene kızı geliyor!..]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mujde-cingene-kizi-geliyor-390/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/mujde-cingene-kizi-geliyor-390/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B1AA92-25F628-8A59EF-756CE8-EBC9FE-4C3E47.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2019 Merkezi Yönetim bütçe görüşmelerinde milletvekillerine bilgi verdi. Ersoy, arkeolojik kazı çalışmalarına ilişkin, &#34;2018'de tarihin belirli dönemlerine ışık tutacak, birçok yeni bilgi ve bulguyu dünya ile paylaşmamıza&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B1AA92-25F628-8A59EF-756CE8-EBC9FE-4C3E47.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2019 Merkezi Yönetim bütçe görüşmelerinde milletvekillerine bilgi verdi. Ersoy, arkeolojik kazı çalışmalarına ilişkin, &#34;2018'de tarihin belirli dönemlerine ışık tutacak, birçok yeni bilgi ve bulguyu dünya ile paylaşmamıza katkı sağlayacak 578 arkeolojik kazı ve araştırma çalışması gerçekleştirildi. Bunlardan Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan 153 kazı halihazırda sürmektedir. Kazı çalışmalarını kültürel değerinin yanında turizm açısından da önem arz eden bölgelerde iklim koşullarını da dikkate alarak 12 aya yaymayı hedefliyoruz. Bu bağlamda önümüzdeki dönemden itibaren üniversitelerimizle daha etkin işbirliğine gidilecektir. Öncelikle 20'ye yakın kazı alanında öğrencilerin arkeoloji-sanat tarihi gibi alan derslerini uygulamalı olarak görmeleri sağlanacak ve bu şekilde onları gelecekteki meslekleriyle bütünleştirecek bir modele geçilmiş olacaktır. Bu hafta itibariyle Türk üniversiteleri ve kazı başkanları tarafından yürütülen bölgelerdeki kazı başkanları ve üniversite rektörlerini Bakanlığımıza davet ettik. Öğrenciler kazı ile ilgili ders müfredatını kazı yerinde görecekler. Kazılardan bahsetmişken halihazırda ABD'de Ohio Bowling Green State Üniversitesinde bulunan Zeugma Çingene Kızı mozaiği parçalarının Kasım sonunda Gaziantep'e, ait olduğu topraklara getirileceği bilgisini de burada sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. 26 Kasım gibi Türk Hava Yolları uçağı ile mozaiğin parçaları Türkiye'ye getirilecek" dedi.&nbsp;

	
&#34;HEDEFİMİZ ŞUBAT AYINDA TEMELİ ATACAĞIMIZ BU BÜYÜK PROJEYİ 2 YIL İÇİNDE TAMAMLAMAK"&nbsp;
	
	
Yıkılan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi alanında yapılan çalışmalara ilişkin ise Bakan Ersoy, &#34;İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin nitelik ve nicelik olarak geliştirilerek çağımızın gereksinimlerine uygun şekilde inşasını sağlamaktır. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin en kısa sürede hizmete girmesini teminen Kasım sonu itibarıyla ihale sürecini başlatacağız. Hedefimiz Şubat ayında temeli atacağımız bu büyük projeyi 2 yıl içinde tamamlamak" şeklinde konuştu.&nbsp;
	
	
Bakanlığın Türkiye'nin tarihi ve kültürel mirasını yurt dışında daha etkin tanıtmak amacıyla çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürdüğünü söyleyen Ersoy, &#34;Önümüzdeki sene 'Japonya'da Türkiye Yılı' olacak. Bu vesileyle Tokyo ve Kyoto'da Topkapı Sarayımızdaki Osmanlı ve İstanbul temalı eşsiz eserlerden oluşan devasa bir sergi gerçekleştirilecektir. Sonrasında ise 'Gezen Sergi' adını verdiğimiz bu konsept İngiltere, Almanya ve Rusya'da devam ettirilecektir. Ayrıca gezen sergilerimiz vasıtasıyla gerçekleştirmekte olduğumuz tanıtım etkinliklerine zengin Türk mutfağının örnekleriyle bezenmiş gastronomik değerlerimizi de ekliyoruz" dedi.&nbsp;
	
	
Kütüphanelerin bazılarının kıraathane anlayışı ile hazırlandığını ifade eden Ersoy, &#34;Kütüphanelerimizin bazıları, Sayın Cumhurbaşkanımızın da dile getirdiği gibi Millet Kıraathanesi anlayışı ile hizmet vermeye başlamıştır. Halihazırda 28 Millet Kıraathanesi hizmete sokulmuş olup, bu sayının sene sonuna kadar 30'a çıkartılması planlanmaktadır" şeklinde konuştu.&nbsp;

	
&#34;TÜRK DİZİ FİLM SEKTÖRÜ İSE 350 MİLYON DOLARIN ÜZERİNDE İHRACAT HACMİNE ERİŞMİŞTİR"&nbsp;
	
	
Sinema konusunda Ersoy, &#34;Kültürel diplomasi ve ülke tanıtımı başta olmak üzere turizm, inşaat, tekstil gibi alanlarda da katma değer sağlayan ve 150'den fazla ülkeye ihraç edilerek bu alanda Amerika'dan hemen sonra dünya ikinciliğine yükselen Türk dizi film sektörü ise 350 milyon doların üzerinde ihracat hacmine erişmiştir. Bakanlık olarak verdiğimiz desteklerin yanında sinemanın kalbi olarak nitelenen İstiklal Caddesi'ndeki Atlas Pasajı'nda Türk sinemasına ait tarihi içerikli görsel-işitsel malzeme ve ekipmanlar ile film, kitap, bülten gibi malzemelerin derlenerek halkla buluşturulacağı, içerisinde kütüphane ve gala salonu gibi mekanları da barındıracak Türkiye Sinema Müzesi'ni kurmayı planlıyoruz. Bu yasa döneminde mevcut destek mekanizmalarını çeşitlendirecek, ülkemizi film turizmini merkezi haline getirecek ve film turizmi geliştirecek yeni sinema kanununun Meclisimize sunulmasının bekliyoruz" diye konuştu.&nbsp;

	
13 HATTA ANTALYA, BODRUM, DALAMAN, İZMİR HAVALİMANLARINA TARİFELİ UÇUŞLAR BAŞLATILACAK&nbsp;
	
	
Türk Hava Yolları ile imzaladıkları protokol ile &#34;direkt turizm hamlesi"ni hayata geçirdiklerini ifade eden Bakan Ersoy, &#34;Bu doğrultuda 2019 Nisan ayı itibarıyla 13 hatta 67 frekansla Antalya, Bodrum, Dalaman, İzmir havalimanlarına tarifeli uçuşlar başlatılacaktır. Bakanlığımız THY'nin bu uçuş noktalarını tanıtım ile destekleyecektir. Esasen önemli olan bu hatları açmak değil, açılmış hatların dolu ve kârlı bir şekilde uçmasını sağlamaktır. Öncelikle yeni pazarlar olarak Çin başta olmak üzere Hindistan, Japonya, Güney Kore ile son yıllarda ivme kazanan siyasi ve ekonomik ilişkileri kültür ve turizm alanında da geliştirmek amacındayız. Sadece hizmet charter uçuşları yanısıra tarifeli uçuşlar girdi. Hem tarifeli hem de business tarifeli uçuşlar yapacağız. 850 bin koltuk hedefimiz var. Bu sayı 1 milyon, 1 milyon 200 bin rakamına çıkabilir" ifadelerini kullandı.&nbsp;

	
&#34;TURİZM MESLEK LİSELERİ SEKTÖRÜN İHTİYAÇLARINA CEVAP VERECEK ŞEKİLDE YAPILANDIRILMAKTADIR"&nbsp;
	
	
Bakan Ersoy şöyle konuştu:&nbsp;
	
	
&#34;Bakanlığımız ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında turizm meslek liseleri sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek ve bu alandaki nitelikli insan gücünü yetiştirecek şekilde yapılandırılmaktadır. 20 Nisan-20 Ekim tarihleri arasında oklular eğitimlerini anlaşmalı otellerde yapacaklar. Öğrenci, öğretmenleri ile uygulamalı eğitim görecek. Stajyer maaşı alacaklar. Küçük yaşta turizm eğitimini öğrenciye katmak istiyoruz."&nbsp;

	
&#34;ÖNÜMÜZDEKİ SENE İSE ÇOK DAHA İYİ BİR TURİZM SEZONU BİZLERİ BEKLİYOR"&nbsp;
	
	
2018 yılının üçüncü çeyreğini 32 milyon turist ile kapatan Türkiye'nin 40 milyon turist rakamına uluşacağını söyleyen Ersoy, &#34;Önümüzdeki sene ise çok daha iyi bir turizm sezonu bizleri bekliyor. 2019 erken rezervasyon satışları geçen senenin çok üstünde rakamlarla başladı. Bu amaçla ülkemizdeki turizm yatırımlarını cazip hale getirecek hazırlıklarımızda sona geldik. Büyük ölçekli turizm yatırımlarına elverişli alanlarla ilgili planlama çalışmalarımızı da tamamlamak üzereyiz" şeklinde konuştu.&nbsp;

	
&#34;SON 16 YILDA TOPLAMDA 5 BİN 250 ESERİN RESTORASYON VEYA ONARIMI YAPILMIŞTIR"&nbsp;
	
	
Vakıfların yaptığı restorasyonlardan bahseden Ersoy, &#34;2018 yılı sonuna kadar restorasyonu tamamlanması planlanan vakıf eser sayısı yaklaşık 220 olup, 150 eserin de restorasyonlarının 2019 ve sonraki yıllarda gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Son 16 yılda toplamda 5 bin 250 eserin restorasyon veya onarımı yapılmıştır" diye konuştu.&nbsp;
Ersoy, konu ile ilgili bilgi verdiği sırada CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer restorasyonların orijinaline sadık kalınarak yapılmadığını iddia etti. Bunun üzerine AK Parti milletvekilleri Gürer'e karşılık verdi. AK Parti ve CHP milletvekilleri arasında tartışma yaşandı.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 19 Nov 2018 07:37:02 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hz. İsa'nın kıvırcık saçlı resmi bulundu]]></title>
<link><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/hz-isa-nin-kivircik-sacli-resmi-bulundu-658/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://mail.birlesikbasin.com/haber/hz-isa-nin-kivircik-sacli-resmi-bulundu-658/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_DF659D-9B75F1-3A19C6-736719-5C44A6-DE1F72.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Shivta köyünde milattan sonra 6&#39;ıncı yüzyılda çizildiği öngörülen resim, Hayfa Üniversitesi sanat tarihçileri ve arkeologları tarafından incelenmeye başlandı. Kilise harabesinde bir sanat tarihçisinin keşfettiği duvardaki resimde Hz. İsa&#39;nın yüzü ile kısa ve kıvırcık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_DF659D-9B75F1-3A19C6-736719-5C44A6-DE1F72.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Shivta köyünde milattan sonra 6&#39;ıncı yüzyılda çizildiği öngörülen resim, Hayfa Üniversitesi sanat tarihçileri ve arkeologları tarafından incelenmeye başlandı. Kilise harabesinde bir sanat tarihçisinin keşfettiği duvardaki resimde Hz. İsa&#39;nın yüzü ile kısa ve kıvırcık saçları görülüyor.
	
	
Euronews&#39;in haberine göre sanat tarihçileri ve arkeologlar Hz. İsa&#39;nın resminin bulunmasının başlı başına önemli bir keşif olduğunu belirtiyor. Kısa saçlı ikonografik sanatın Mısır ve Filistin&#39;de oldukça yaygın olduğu, daha sonra da Bizanslılara geçtiği ifade ediliyor.
	
	
	&#39;KISA SAÇLI, HAFİF UZUN YÜZLÜ, UZUN BURUNLU&#39;
	
		
	Uzmanlar İsa&#39;nın Batı&#39;daki uzun saçlı ve bazen de sakallı tasvirinin aksine bu çizimde kısa saçlı, hafif uzun yüzlü ve nispeten uzun burnu ile dikkat çektiğini belirtiyor.
	
		
	Cambridge Üniversitesi&#39;nden yapılan açıklamada, çizimde kullanılan boya, teknik ve materyallerin inceleneceği kaydedilirken; resmin görünmeyen kısmının çamur ve toz altında kaldığı bilgisine yer verildi. Ayrıca açıklamada, &#34;Böylesine önemli ve hassas bir Bizans eserini korumak için gerekli şartları ve önlemleri belirleyeceğiz&#34; dendi.
		
		
	&#39;ESKİ FİLİSTİN&#39;DEKİ SON BÜYÜLEYİCİ ARKEOLOJİK KEŞİF&#39;
	
		
	Resim, &#34;eski Filistin&#39;deki son büyüleyici arkeolojik keşif&#34; olarak yorumlandı.
	
		
	Nakab Çölü&#39;nde daha önce yapılan çalışmalar sırasında antik su sarnıcı bulunmuştu. Sitedeki çalışmalar Avrupa Araştırma Konseyi tarafından finanse ediliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 15 Nov 2018 04:56:34 +0300]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>