<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/modules/blog/atom.php?cid=55" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-55</id>
<title type="text">Birleşik Basın</title>
<link href="https://birlesikbasin.com" />
<generator>Birleşik Basın</generator>
<updated>2026-04-20T13:00:51+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Avrupa'da zehirli bebek maması paniği</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupada-zehirli-bebek-mamasi-panigi-5755/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupada-zehirli-bebek-mamasi-panigi-5755/</id>
<published><![CDATA[2026-04-20T13:00:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-20T13:00:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A12610-CB6ED0-0476B0-8F0B80-3C1E34-9C6A71.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avrupa'da fare zehri karışmış bebek maması paniği yaşanıyor. Avusturya, Çekya ve Slovakya polisi, HiPP marka bebek mamalarına fare zehri karıştırdığı düşünülen bir şüphelinin peşinde.</p><p></p><p>HiPP, ürünlerinden birinde fare zehri bulunmasının ardından Avusturya'daki SPAR adlı market zincirinde satılan tüm kavanozları geri çağırdı.</p><p></p><p>HiPP sözcüsü Clemens Preysing, zehirli kavanozların Çekya ve Slovakya'da da bulunduğunu, önlem amacıyla bu ülkelerdeki tüm HiPP ürünlerinin de satıştan çekildiğini bildirdi.</p><p></p><p>Bir kavanoz mamanın tüketilmesinin hayati tehlike yaratabileceği konusunda müşterilerini uyaran şirket, fiş ibraz etmeden tam para iadesi alınabileceğini duyurdu.</p><p></p><p>Polis, ebeveynlerden satın aldıkları mamaların kavanozlarını kontrol etmelerini istedi. Yırtılmış etiket, hasarlı kapak gibi belirtiler potansiyel risk işaretleri olarak sayılıyor.</p><p></p><p><b>HiPP: Üretim süreçleriyle ilgisi yok</b></p><p></p><p>Avusturya makamları, 120 yıl önce Almanya'nın Bavyera eyaletinde kurulan ve bugün merkezi İsviçre'de bulunan aile şirketi HiPP'in şantaja uğradığına inanıyor.</p><p></p><p>Şirket sözcüsü Preysing, "Olayın ürün kalitesi veya üretim süreciyle hiçbir ilgisi yok" dedi ve durumu "dış kaynaklı müdahale" olarak nitelendirdi.</p><p></p><p>Avusturya sağlık otoritesi, HiPP bebek maması tüketen çocuklarda diş eti kanaması, burun kanaması, açıklanamayan morluklar veya dışkıda kan görülmesinin fare zehri belirtisi olabileceğini belirterek bu semptomlar hâlinde derhal hastaneye başvurulması çağrısında bulundu.</p><p></p><p>Kurum, belirtilerin zehrin alınmasından iki ila beş gün sonra ortaya çıkabileceğini bildirdi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yeşil çay ve nar alzheimer'a aynı anda etki ediyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yesil-cay-ve-nar-alzheimera-ayni-anda-etki-ediyor-1134/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yesil-cay-ve-nar-alzheimera-ayni-anda-etki-ediyor-1134/</id>
<published><![CDATA[2026-04-10T10:56:16+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-10T10:56:16+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B4B5FB-09E140-4091EA-A0BD8F-93B690-CF9049.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Alzheimer gibi karmaşık bir hastalıkta tek bir çözüm yeterli olmayabilir.</p><p></p><p>Yeni bir çalışma, yeşil çay ve narda bulunan iki doğal bileşenin birlikte kullanıldığında, beyin hücrelerine zarar veren protein birikimini daha güçlü şekilde azaltabildiğini gösterdi.</p><p></p><p>Yani bu iki madde tek tek değil, birlikte çalıştığında daha etkili olduğu bulundu. Çalışma, Journal of Neuroscience Research dergisinde yayımlandı.</p><p>&nbsp;</p><p>İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi (IBG) ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Güneş Özhan ve ekibi ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ayşe Semra Koçtürk, bu çalışmayı birlikte yürüttü.</p><p></p><p>İki ekip, söz konusu bileşenlerin Alzheimer ile ilişkili zararlı protein birikimini laboratuvar ortamında tek başlarına olduklarından çok daha etkili biçimde azalttığını gösterdi.</p><p>&nbsp;</p><p>Yani bu iki doğal bileşen birlikte çalıştığında, beyin hücrelerine zarar veren protein kümelerini ve hücre içindeki stresi daha fazla azaltabiliyor.</p><p></p><p>Bu bulgu, Alzheimer gibi karmaşık bir hastalıkta tek bir proteini hedeflemek yerine birden fazla süreci aynı anda etkilemenin daha etkili olabileceğini düşündürüyor.</p><p>&nbsp;</p><p><b>2 madde birlikte daha etkili</b></p><p></p><p>Özhan ve Koçtürk ekipleri, yeşil çaydaki en güçlü antioksidan bileşen olan EGCG ile nar kabuğundaki punikalagin adlı bileşeni bir arada test etti.</p><p></p><p>Sonuçlar, bu iki maddenin birlikte çalıştığında Alzheimer'ın temel belirtisi olan anormal protein birikimini her birinin ayrı ayrı yaptığından çok daha güçlü şekilde azalttığını gösterdi.</p><p></p><p>Prof. Dr. Özhan, araştırmanın çıkış noktasını şöyle anlattı:</p><p></p><p>Daha önce hem EGCG hem de punikalaginin tek başına nöroprotektif etkileri biliniyordu. Biz de bu iki doğal bileşiğin birlikte kullanıldığında sinerjik bir etki oluşturup oluşturamayacağını merak ettik. Alzheimer gibi çok faktörlü bir hastalıkta tek bir hedef yerine birden fazla mekanizmayı aynı anda etkilemenin daha etkili olabileceği fikri bu çalışmanın temel çıkış noktası oldu.</p><p></p><p><b>Alzheimer neden bu kadar zor bir hastalık?</b></p><p></p><p>Alzheimer, beyinde biriken anormal protein kümeleri nedeniyle sinir hücrelerinin hasar gördüğü ve zamanla yok olduğu bir hastalık. Dünya genelinde 55 milyondan fazla kişiyi etkiliyor.</p><p></p><p>Araştırma, zebra balıkları üzerinde yürütüldü. İnsan genleriyle yüzde 70-80 oranında genetik benzerlik taşıyan bu balıklar, nörolojik hastalık araştırmalarında sıklıkla kullanılan bir model.</p><p></p><p>Bilim insanları önce balıkların beynine Alzheimer'la ilişkili bir protein enjekte ederek hastalığa benzer bir tablo oluşturdu, ardından kombinasyonu uygulayıp sonuçları inceledi.</p><p></p><p>Özhan, deneyde gözlemlediklerini şöyle aktardı:</p><p></p><p>Zebra balığı modelinde Alzheimer benzeri bir tablo oluşturduktan sonra, kombinasyon tedavisinin hem moleküler hem hücresel hem de davranışsal düzeyde etkili olduğunu gördük. Amiloid-beta birikimi belirgin şekilde azaldı, nöronal hasar geriledi ve nöroinflamasyon baskılandı. Ayrıca nöron yoğunluğunun yeniden arttığını ve nörogenezi desteklendiğini gözlemledik. Bu da sadece koruyucu değil, aynı zamanda toparlanmayı destekleyen bir etki olduğunu gösteriyor.</p><p>&nbsp;&nbsp;</p><p><b>Hem protein birikimini hem iltihabı baskıladı</b></p><p></p><p>Bulgular birçok cephede dikkat çekici çıktı. Kombinasyon tedavisi beyindeki anormal protein birikimini azaltırken aynı zamanda beyin iltihabını da baskıladı. Hasarlı sinir hücrelerinin toparlanmasına katkı sağladı. Üstelik bunu mevcut ilaçlardan daha güçlü biçimde yaptı.</p><p></p><p>Özhan, kombinasyonun mevcut ilaçla karşılaştırıldığında daha güçlü çıkmasını şöyle değerlendirdi:</p><p></p><p>Mevcut ilaçlar genellikle tek bir mekanizmayı hedefliyor, örneğin asetilkolinesteraz inhibisyonu gibi. Ancak bizim çalışmamızda EGCG ve punikalagin kombinasyonu; amiloid birikimi, inflamasyon, hücresel hasar ve gen ekspresyonu gibi birden fazla süreci aynı anda etkiledi. Bu çoklu etki mekanizması sayesinde bazı parametrelerde referans ilaçtan daha güçlü sonuçlar elde ettik. Bu da Alzheimer gibi kompleks hastalıklarda kombinasyon yaklaşımlarının önemini ortaya koyuyor.</p><p></p><p><b>Beyine ulaşabilmesi kritik bir adım</b></p><p></p><p>Alzheimer ilaçlarının önündeki en büyük engellerden biri kan-beyin bariyeri. Beyin, kendini dışarıdan gelen maddelere karşı koruyan bu bariyer sayesinde pek çok ilaç adayını içeri almıyor. Araştırmacılar bu kombinasyonun o engeli de aşabildiğini gösterdi.</p><p></p><p>Özhan, bu bulguya ilişkin şunları söyledi:</p><p></p><p>Kan-beyin bariyerini aşabilmek, nörolojik hastalıklar için geliştirilen tedavilerde en kritik aşamalardan biridir. Daha önce yaptığımız çalışmalarda bu iki bileşiğin bu bariyeri geçebildiğini göstermiştik ve bu çalışmada da in vivo modelde etkili olduklarını doğruladık. Bu, biyolojik olarak aktif bileşiklerin gerçekten hedef dokuya ulaşabildiğini göstermesi açısından çok önemli bir bulgu.</p><p>&nbsp;</p><p><b>Davranışlar da düzeldi</b></p><p></p><p>Araştırmanın ilgi çekici bulgularından biri davranışsal alanda ortaya çıktı. Alzheimer hastalarında sıkça görülen anksiyete ve saldırganlık, hastalığın zebra balığı modelinde de kendini gösterdi. Kombinasyon tedavisi bu davranışsal belirtileri de önemli ölçüde azalttı.</p><p></p><p>Özhan, bu bulgunun klinik açıdan önemini şöyle açıkladı:</p><p></p><p>Alzheimer sadece bilişsel kayıpla sınırlı değil; hastalarda anksiyete, ajitasyon ve agresyon gibi davranışsal semptomlar da oldukça yaygın. Bizim modelimizde bu davranışların da iyileştiğini görmek, tedavinin yalnızca patolojiyi değil, yaşam kalitesini etkileyen semptomları da hedefleyebileceğini gösteriyor. Bu açıdan klinik olarak oldukça değerli bir bulgu.</p><p></p><p><b>Peki, günlük yeşil çay veya nar yemek yeterli mi?</b></p><p></p><p>Araştırmayı okuyanların aklına ilk gelen “Günlük yeşil çay veya nar yemek yeterli mi?” sorusuna Özhan şu yanıtı verdi:</p><p></p><p>Bu sonuçlar doğrudan günlük beslenmeyle elde edilebilecek etkiler değil. Biz bu çalışmada kontrollü dozlarda ve belirli bir formülasyonla uygulanan bileşiklerin etkisini inceledik. Yeşil çay içmek ya da nar tüketmek elbette sağlıklı, ancak burada gördüğümüz etki, belirli konsantrasyonlar ve biyoyararlanım koşullarıyla ilişkili.</p><p></p><p>Çalışma şu aşamada hayvan deneyi düzeyinde. Zebra balığında elde edilen sonuçların insanlara doğrudan aktarılması mümkün değil; bunun için daha geniş kapsamlı çalışmalar gerekiyor.</p><p></p><p>Özhan, sonraki adımları şöyle özetledi:</p><p></p><p>Bu çalışma önemli bir ön kanıt sunuyor ancak henüz erken aşamada. Bir sonraki adımda bu kombinasyonun farklı hayvan modellerinde ve daha ileri sistemlerde test edilmesi gerekiyor. Ardından güvenlilik, doz optimizasyonu ve etki mekanizmalarının daha detaylı incelenmesiyle klinik çalışmalara doğru ilerlenebilir. Amacımız, çoklu hedeflere etki eden yeni nesil tedavi yaklaşımlarına katkı sağlamak.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Fentanil"den 10 kat güçlü" uyuşturucu ABD'de yayılıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/fentanilden-10-kat-guclu-uyusturucu-abdde-yayiliyor-8655/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/fentanilden-10-kat-guclu-uyusturucu-abdde-yayiliyor-8655/</id>
<published><![CDATA[2026-04-09T17:23:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-09T17:23:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A2B6D8-29A88F-E5E9DA-8099D5-0BA7F5-C0F6BC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Fentanilden 10 kat daha güçlü olduğuna inanılan yeni bir sentetik uyuşturucu, Tennessee'de onlarca can kaybıyla ilişkilendirildi ve ABD genelindeki eyaletlerde bildirilen ölümlerin sayısı da giderek artıyor.</p><p></p><p>N-Propionitril klorfin adlı bu uyuşturucu, ilk olarak 2024'ün ortalarında Pensilvanya'ya bağlı Horsham'daki Adli Bilim Araştırma ve Eğitim Merkezi tarafından otopsilerde toksikoloji testlerinde tespit edildi ve o zamandan beri kullanımında adeta patlama yaşandığı anlaşılıyor.</p><p></p><p>Adli uzmanlara göre bu uyuşturucu, eğlence amaçlı uyuşturucu piyasasında ilk kez 2020'de ortaya çıkan ve "orfinler" diye bilinen yeni bir sentetik opioid alt sınıfına ait. Uyuşturucu genellikle meşru reçeteli haplara veya diğer maddelere benzeyecek şekilde üretiliyor, bu da kişilerin ne aldıklarını bilmelerini zorlaştırıyor.</p><p></p><p>Riski artıran bir başka unsur da N-Propionitril klorfinin fentanil test şeritleri tarafından tespit edilememesi.</p><p></p><p>Tennessee'deki yetkililer, 2026'da bugüne kadar 11 ilçede yaşanan 41 ölümle bu uyuşturucuyu ilişkilendirdi. Oklahoma Eyalet Narkotik Bürosu, martta N-Propionitril klorfinle ilgili en az bir ölüm bildirdi; Kentucky ise şubatta kamu güvenliği uyarısı yayımladı.</p><p></p><p>Uyuşturucu 7 eyalette daha ortaya çıktı: Kaliforniya, Nevada, Teksas, Louisiana, Illinois, New York ve Pensilvanya. Ayrıca üç Kanada eyaletinde de ölümlerle ilişkilendirildi.</p><p></p><p>Tennessee'deki Knox County Bölgesel Adli Tıp Merkezi'nin baş idari görevlisi ve müdürü Chris Thomas, WATE'ye, "Sokakta satılan uyuşturucuları kullanmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı" diye konuştu.</p><p></p><p>Bunun sınırlı bir tedarikle mi, tek bir kötü partiyle mi sınırlı olduğunu yoksa uyuşturucu arzında uzun vadeli bir değişimin göstergesi mi olduğunu bilmiyoruz. Asıl endişe verici olan bu.</p><p></p><p>Merkez, N-propionitril klorfinin, fentanil ve metamfetamin gibi diğer uyuşturucularla birlikte toksikoloji raporlarında bulunduğunu belirtiyor. Fentanilin eroinden 50 ila 100 kat daha güçlü olduğuna inanılıyor.</p><p></p><p>Oklahoma'nın Tulsa kentindeki OSU Bağımlılık Tedavi Kliniği'nde bağımlılık tıbbı ve aile hekimliği uzmanı olan Dr. Rachel Wirginis, "Siklorfin, opioid krizinde tehlikeli bir değişimi temsil ediyor" dedi.</p><p></p><p>Ölümcül sonuçları önlemek için hızlı fark edilmesi ve agresif müdahale gerektiren giderek daha güçlü sentetik opioidler görüyoruz.</p><p></p><p>The Independent, N-propionitril klorfin hakkında daha fazla bilgi için ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'yle iletişime geçti.</p><p></p><p>Uyuşturucunun kesin kökeni bilinmiyor ancak bazı uzmanlar bunun büyük ölçekte üretildiğine inanıyor. Amerikan Bağımlılık Tıbbı Derneği'nin seçilmiş başkanı Timothy Wiegand, The Hill'e, "Bunların çoğu ya Güney Asya'dan, Çin'den, yani çok sayıda kimyasal tedarik şirketinin bulunduğu yerlerden geliyor" dedi.</p><p></p><p>Bu uyuşturucu, ABD'den veya metamfetamin gibi banyoda birkaç malzemeyi kullanarak üreten birinin elinden çıkmıyor. Uluslararası, çok kademeli uyuşturucu dağıtım ağlarından, bazı kartellerden ya da diğer bağımsız ağlardan geliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğa Koleji Bursluluk Sınavı'na başvuru için son 3 gün</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/doga-koleji-bursluluk-sinavina-basvuru-icin-son-3-gun-271/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/doga-koleji-bursluluk-sinavina-basvuru-icin-son-3-gun-271/</id>
<published><![CDATA[2026-01-07T11:15:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-07T11:15:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4AA34E-7003DF-5296C6-BA16BD-2CA67C-207E18.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye genelinde yoğun ilgi gören sınava, 4. sınıftan 12. sınıfa kadar tüm öğrenciler başvurabiliyor. Sınav takvimine göre 8, 9, 10 ve 11. sınıf öğrencileri 10 Ocak’ta, 4, 5, 6 ve 7. sınıf öğrencileri ise 11 Ocak’ta sınava girecek. Bursluluk Sınavı, Doğa Kolejinin Türkiye genelindeki tüm kampüslerinde eş zamanlı olarak uygulanacak. Sınava katılan öğrencilere Vitamin ve Raunt dijital eğitim desteği hediye edilecek.</p><p>Sınav sonuçları 500 puan üzerinden değerlendirilecek ve başarılı olan öğrenciler, sınava girdikleri kampüsün kontenjanları doğrultusunda %100’e varan burs kazanma imkânı elde edecek. Bursluluk Sınavı, öğrencilerin akademik başarılarını ölçmenin yanı sıra Doğa Kolejinin yenilikçi eğitim modeline dahil olma fırsatı sunuyor.</p><p>Çift dilli eğitim modeli, uluslararası akreditasyonları ve çağdaş eğitim yaklaşımıyla dikkat çeken Doğa Koleji, öğrencilerini yalnızca akademik alanda değil, küresel ölçekte donanımlı bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyor. Kurum, eğitimde fırsat eşitliğini destekleyen uygulamalarıyla 2025–2026 eğitim-öğretim yılında da başarı odaklı çalışmalarını sürdürüyor.</p><p>Katılımın ücretsiz olduğu Bursluluk Sınavı hakkında detaylı bilgi ve başvuru için www.dogakoleji.k12.tr adresi ziyaret edilebiliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Japon estetiğinin simgesi: kimono</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/japon-estetiginin-simgesi-kimono-8257/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/japon-estetiginin-simgesi-kimono-8257/</id>
<published><![CDATA[2025-12-17T11:48:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-17T11:48:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4FA2FF-09E349-2E1B3F-8DD770-EC1D9A-304C93.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Geleneksel olarak ipekten üretilen kimono, sade hatları ve sembolik desenleriyle hem günlük yaşamda hem de özel törenlerde önemli bir yer tutuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Günümüzde hem Japon halkı hem de ülkeyi ziyaret eden yabancı turistler tarafından kültürel bir deneyim olarak tercih edilen kimono, turizm sektörüne de güçlü bir katkı sağlıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Geleneksel ustalar tarafından özenle hazırlanan bu kıyafet, Japonya’nın tarihsel kimliğinin yaşandığı bölgeler ile tapınaklarda turistler tarafından günlük veya saatlik olarak kiralanarak kullanılıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kolesterolü doğal olarak düşüren 5 etkili besin</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kolesterolu-dogal-olarak-dusuren-5-etkili-besin-8862/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kolesterolu-dogal-olarak-dusuren-5-etkili-besin-8862/</id>
<published><![CDATA[2025-09-02T15:47:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-09-02T15:47:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_99497D-206257-6F9BD1-DCAF45-9DD0C9-98F56B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Beslenmedeki doymuş yağ, şeker ve fast food tüketiminin fazla olması kolesterol düzeylerinin yükselmesine neden olabilir. Ancak sağlıklı ve dengeli bir beslenme, kolesterol düzeylerini düşürmeye yardımcı olabilir.</p><p></p><p>Şarku’l Avsat’ın ‘Healthline’ adlı sağlık haberleri sitesinden aktardığına göre bazı gıdalar kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabiliyor.</p><p></p><p>İşte bu besinler:</p><p></p><p><b>Baklagiller</b></p><p></p><p>Mercimek, fasulye ve bezelye gibi baklagiller, kolesterolün kan dolaşımına emilimini azaltan çözünür lifin en iyi kaynakları arasında yer alır.</p><p></p><p>Bu yüzden baklagillerin düzenli tüketimi kan dolaşımındaki kolesterol düzeylerini düşürür ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.</p><p></p><p><b>Avokado</b></p><p></p><p>Tekli doymamış yağlar ve lif açısından zengin bir kaynak olan avokado, kötü kolesterolü (LDL) düşürmeye ve iyi kolesterolü (HDL) yükseltmeye yardımcı olur.</p><p></p><p>Araştırmacılar 2015 yılında 45 obez yetişkin üzerinde yapılan bir çalışmada, avokadonun LDL seviyelerini değiştirme üzerindeki etkisini ölçtüler ve günde bir avokado yiyen katılımcıların, yemeyenlere göre LDL kolesterol seviyelerinin daha düşük olduğunu gözlemlediler.</p><p></p><p>Benzer şekilde, 2016 yılında yapılan on çalışma üzerinde yapılan değerlendirmede, avokado yemenin LDL ve trigliserit düzeylerinin düşmesiyle ilişkili olduğu görüldü.</p><p></p><p><b>Yağlı balıklar</b></p><p></p><p>Somon ve uskumru gibi yağlı balıklar, trigliserit ve LDL seviyelerini düşürmeye yardımcı olan omega-3 yağ asitleri içerir ve kalp sağlığı üzerinde faydalı etkileri vardır.</p><p></p><p>Doktorlar, bu balıkların haftada en az iki kez tüketilmesini öneriyor.</p><p></p><p><b>Yulaf</b></p><p></p><p>Yulaf, beta-glukan adı verilen bir tür çözünür lif içerir. Bu lif, bağırsakta jel benzeri bir madde oluşturarak kolesterolün vücut tarafından emilmesini önlemeye yardımcı olur.</p><p></p><p><b>Kabuklu yemişler</b></p><p></p><p>Kabuklu yemişler, özellikle badem ve ceviz, doymamış yağlar, lif ve diğer besinler açısından zengindir ve bu gıdalar sağlıklı kolesterol seviyelerinin korunmasına yardımcı olur.</p><p></p><p>2023 yılında yapılan bir araştırma, kuruyemişlerin kolesterol ve trigliserit düzeylerini düşürmeye yardımcı olduğunu ortaya koydu. 2016 yılında yapılan başka bir araştırma ise, günlük bir porsiyon kuruyemiş tüketmenin kardiyovasküler hastalık riskini yüzde 30 oranında azalttığını gösterdi.</p><p></p><p>Kabuklu yemişler, yediğinizde sizi tok hissettirir ve genellikle doymuş yağ oranı yüksek olan çikolata, kek ve bisküvi gibi atıştırmalıkların lezzetli ve pratik bir alternatifidir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Labubu bebekleri dünyayı nasıl fethetti?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/labubu-bebekleri-dunyayi-nasil-fethetti-424/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/labubu-bebekleri-dunyayi-nasil-fethetti-424/</id>
<published><![CDATA[2025-06-20T18:55:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-06-20T18:55:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B3F89C-1CD290-287649-3181EB-002B93-9FBCE1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bir canavar olarak doğan, Çinli oyuncak üreticisi Pop Mart'ın minik canavarları artık viral bir ürün.</p><p></p><p>Üstelik ünlü hayranları da eksik değil: Örneğin Rihanna, Dua Lipa, Kim Kardashian ve Blackpink'ten Lisa.</p><p></p><p>Sıradan insanlar da aynı şekilde takıntılı - Şanghay'dan Londra'ya, bebeği satın alabilmek için oluşan uzun kuyruklarda kavgalar bile çıkıyor.</p><p></p><p>Labubu hayranı Fiona Zhang, "Bu kadar çetin bir rekabetin arasında bunu satın almayı becerince büyük bir başarı hissediyorsunuz" diyor.</p><p></p><p>Dünyanın Labubu'ya olan hayranlığı Pop Mart'ın kârını geçen yıl neredeyse üç katına çıkardı ve hatta bazılarına göre, pandemi ve Batı'yla gergin ilişkiler nedeniyle zedelenen Çin'in yumuşak gücüne enerji verdi.</p><p></p><p>Peki, Labubu bu üne nasıl kavuştu?</p><p></p><p><b>Labubu nedir?</b></p><p></p><p>Bu soru hâlâ birçok kişinin aklını kurcalıyor ve cevabı bilenler bile bu çılgınlığı açıklayabileceklerinden tam olarak emin değiller.</p><p></p><p>Labubu hem kurgusal bir karakter hem de bir marka.</p><p></p><p>Kelimenin kendisi bir şey ifade etmiyor.</p><p></p><p>Hong Kong doğumlu sanatçı Kasing Lung tarafından yaratılan "The Monsters" oyuncak serisindeki bir karakterin adından geliyor.</p><p></p><p>Pelüş gövdelere tutturulan plastik yüzler ve sivri kulaklar, büyük gözler ve tam dokuz diş gösteren yaramaz bir sırıtış gibi kendine özgü bir görünüme sahip.</p><p></p><p>İnternet kullanıcıları, onların sevimli mi yoksa tuhaf mı olduğuna karar veremiyor gibi görünüyor.</p><p></p><p>Resmi satış sitesine göre Labubu "iyi kalpli ve her zaman yardım etmek istiyor, ancak çoğu zaman yanlışlıkla tam tersini yapıyor".</p><p></p><p>Labubu bebekleri The Monsters'ın "Big into Energy", "Have a Seat", "Exciting Macaron" ve "Fall in Wild" gibi çeşitli dizilerinde yer aldı.</p><p></p><p>Labubu markasının evreninde kabilenin lideri Zimomo, erkek arkadaşı Tycoco ve arkadaşı Mokoko gibi kendi popüler bebeklerine ilham veren başka karakterleri de var.</p><p></p><p>İlk defa görenler için bu bebeklerden bazılarını birbirinden ayırt etmek zor.</p><p></p><p>Labubu'nun ünü hızlı yayılırken oyuncakları da aynı hızda tükeniyor.</p><p></p><p><b>Labubu'yu kim satıyor?</b></p><p></p><p>Pop Mart, Labubu'nun hakları için 2019'da Kasing Lung ile anlaşmadan önce "kör kutu" olarak adlandırılan, müşterilerin sadece paketi açtıklarında ne aldıklarını öğrendikleri kutular satıyordu.</p><p></p><p>Girişimci Wang Ning'in Pop Mart'ın Pekin mağazasını açmasından yaklaşık on yıl geçmişti.</p><p></p><p>Kör kutular başarılı olunca Pop Mart 2016'da Hong Konglu sanatçı Kenny Wong'un yarattığı çocuk figürleri olan Molly bebekleri satmaya başladı.</p><p></p><p>Ancak Pop Mart'ın büyümesini sağlayan Labubu satışları oldu ve Aralık 2020'de Hong Kong Borsası'na açıldı. Hisseler geçen yıl %500'den fazla artış gösterdi.</p><p></p><p>Pop Mart'ın kendisi de artık büyük bir satıcı haline geldi: Dünya çapında 2 binden fazla satış makinesi işletiyor.</p><p></p><p>Günümüzde Labubu bebeklerini ABD ve İngiltere'den Avustralya ve Singapur'a kadar 30'dan fazla ülkede fiziksel veya sanal mağazalardan satın alabilirsiniz, ancak bunların çoğu son zamanlarda yoğun talep nedeniyle satışlara yetişemiyor.</p><p></p><p>Çin anakarası dışından yapılan satışlar, 2024 yılında toplam gelirinin yaklaşık %40'ını oluşturdu.</p><p></p><p>Ancak talep bir gecede artmadı. Aslında küçük canavarların ana akıma girmesi birkaç yıl aldı.</p><p></p><p><b>Labubu nasıl dünyaya açıldı?</b></p><p></p><p>Dünya Labubu'yu keşfetmeden önce, ünü Çin ile sınırlıydı.</p><p></p><p>Çin odaklı araştırma şirketi ChoZan'ın kurucusu Ashley Dudarenok'a göre bu ürünler, ülkenin 2022'nin sonlarında salgından çıkmasıyla birlikte popüler olmaya başladı.</p><p></p><p>"Pandemi sonrası Çin'deki pek çok insan duygusal olarak kaçmak istediğini hissetti ve Labubu çok çekici ama kaotik bir karakterdi" diyor Dudarenok:</p><p></p><p>"Mükemmeliyetçilik karşıtlığını somutlaştırdı."</p><p></p><p>Çok büyük ve rekabetçi olan Çin interneti, küreselleşmeyen pek çok viral trend üretiyor.</p><p></p><p>Ama bu trend ülke sınırlarını aştı ve popülaritesi ilk olarak komşu Güneydoğu Asya ülkelerine yayıldı.</p><p></p><p>Kanada'da yaşayan Fiona, Labubu'yu ilk kez 2023 yılında Filipinli arkadaşlarından duyduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Onları satın almaya o zaman başlamış. Sevimli bulduğunu söylüyor ama artan popülaritesi de onu cezbediyor:</p><p></p><p>"Ne kadar popüler olursa o kadar çok istiyorum.</p><p></p><p>"Kocam, 30'lu yaşlarımda neden böyle bir şeye bu kadar takıldığımı, hangi rengi alacağıma neden bu kadar önem verdiğimi anlamıyor."</p><p></p><p>Uygun fiyatlı olmasının da yardımcı olduğunu ekliyor.</p><p></p><p>Artan talep ikinci el piyasasında fiyatları yükseltmiş olsa da Fiona, Labubu bebeklerinin çoğu için 25-70 Kanada doları (720-2.000 TL) arasında değişen orijinal fiyatın tanıdığı çoğu insan için "kabul edilebilir" olduğunu söylüyor:</p><p></p><p>"Zaten bugünlerde bir çanta aksesuarı aşağı yukarı bu kadar tutuyor, çoğu insan bunu karşılayabiliyor."</p><p></p><p>Lababu'nun popülaritesi Nisan 2024'te Tayland doğumlu K-pop süperstarı Lisa'nın Instagram'da çeşitli Labubu bebekleriyle fotoğraflarını paylaşmaya başlamasıyla arttı.</p><p></p><p>Ardından, diğer küresel ünlüler de bu yıl bebekleri uluslararası bir fenomene dönüştürdü.</p><p></p><p>Şarkıcı Rihanna, Şubat ayında Louis Vuitton çantasına iliştirilmiş bir Labubu oyuncağıyla fotoğraflandı.</p><p></p><p>Kim Kardashian Nisan ayında 10 Labubu bebeğinden oluşan koleksiyonunu Instagram'daki takipçileriyle paylaştı.</p><p></p><p>Mayıs ayında ise İngiltere'nin eski futbol kaptanı Sir David Beckham da kızı tarafından kendisine hediye edilen bir Labubu ile Instagram'da fotoğraf paylaştı.</p><p></p><p>Artık bu bebekler sadece internette değil, sokakta da insanların üzerinde düzenli olarak görülüyor.</p><p></p><p><b>Labubu çılgınlığının arkasında ne var?</b></p><p></p><p>Basitçe söylemek gerekirse, bilmiyoruz. Çoğu viral trend gibi Labubu'nun çekiciliğini de açıklamak zor - zamanlama, zevk ve internetin rastlantısallığının bir sonucu.</p><p></p><p>Pekin'in sonuçtan memnun olduğu kesin.</p><p></p><p>Devlet haber ajansı Xinhua, Labubu'nun "Çin yaratıcılığı, kalitesi ve kültürünün cazibesini dünyanın anlayabileceği bir dilde gösterdiğini" ve herkese "havalı Çin'i" görme şansı verdiğini söylüyor.</p><p></p><p>Xinhua'nın "Çin kültürel fikri mülkiyetinin küreselleştiğine" dair başka örnekleri de var:</p><p></p><p>Black Myth: Wukong video oyunu ve hit animasyon filmi Nezha.</p><p></p><p>Bazı analistler, elektrikli araç üreticilerinden yapay zeka geliştiricilerine ve perakendecilere kadar Çinli şirketlerin, Batı'nın Pekin'in hırslarından duyduğu rahatsızlığa rağmen bu kadar başarılı olmasına şaşırmış görünüyor.</p><p></p><p>Danışmanlık firması iMpact'in kurucusu ve CEO'su Chris Pereira BBC News'e yaptığı açıklamada, "BYD, DeepSeek, Labubu da dahil olmak üzere tüm bu şirketlerin çok ilginç bir ortak noktası var" diyor:</p><p></p><p>"O kadar iyiler ki kimse Çin'den geldiklerini umursamıyor. Onları görmezden gelemezsiniz."</p><p></p><p>Bu arada Labubu sosyal medyada takipçi toplamaya devam ediyor ve milyonlarca kişi oyuncak kutularını açma videolarını izliyor.</p><p></p><p>Aralık ayının en popüler videolardan birinde, meraklı ABD havaalanı güvenlik görevlilerinin, içinde hangi bebeğin olduğunu anlamak için bir yolcunun açılmamış Labubu kutusunun etrafında toplandığı görülüyordu.</p><p></p><p>Uzun süredir koleksiyoner olan Desmond Tan, Singapur'daki bir Pop Mart mağazasında dolaşırken hangisini satın alacağına karar vermeden önce kör kutuları şiddetle salladığını ve bu sürpriz unsurunun cazibenin büyük bir parçası olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Bu Pop Mart'ta sık rastlanan bir manzara.</p><p></p><p>Desmond, Pop Mart'ın aralarında Labubu'nun da bulunduğu çeşitli oyuncak serilerinden özel baskılar yaptığı "chaser" denen karakterleri topluyor.</p><p></p><p>Desmond ortalama olarak satın aldığı her 10 kutudan birinde bir chaser bulduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Desmond'a göre bu, 100'de bir olan tipik oranlara kıyasla gayet iyi bir isabet oranı:</p><p></p><p>"Kutuyu sallayarak kovalayıcıyı bulabilmek, farkı nasıl hissedeceğini öğrenmek son derece tatmin edici.</p><p></p><p>"Sadece bir ya da iki denemede başarabilirsem, çok mutlu olurum!"</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kıskançlıkla başa çıkmak için 5 öneri</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kiskanclikla-basa-cikmak-icin-5-oneri-5565/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kiskanclikla-basa-cikmak-icin-5-oneri-5565/</id>
<published><![CDATA[2025-02-28T11:47:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-28T11:47:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4CC3A6-560FD8-219593-264F05-925D82-DAF3E4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>CNN’in sağlık muhabiri Sanjay Gupta’nın podcast’ine katılan ilişki uzmanı, kıskançlığı anlamaya yönelik çabanın parnetimizle bağlarımızı güçlendirebileceğini belirtiyor.</p><p></p><p><b>Hemen sonuca varmayın, paniklemeyin</b></p><p></p><p>Hamilton, kişinin kıskançlık hissine kapıldığı anda fevri hareket etmek yerine olayı tüm boyutlarıyla düşünmesi gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>“Hemen sonuca varmayın, önce hislerinizi fark edin” diyen psikolog, gerçekte neler olup bittiğini anlamanın önemini vurguluyor:</p><p></p><p>En ufak bir kıskançlıkta çıldırmayın. Sakin olun.</p><p></p><p><b>Zarar verme eğilimine girmeyin</b></p><p></p><p>Kıskançlığın öfke yaratabileceğini belirten Hamilton, bu durumlarda yakınlarımıza zarar vermekten kaçınmanın önemini hatırlatıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Psikolog, duygusal ve bedensel tepkileri düzenlemenin önemine dikkat çekerek, derin nefes almayı ve kontrolü kaybetmemeyi öneriyor:&nbsp;</p><p></p><p>Evet bunu söylemek basit ama yapmak zor. Bazı öz düzenleme becerilerini öğrenin, sinir sisteminizi nasıl düzenleyeceğinizi öğrenin.</p><p></p><p><b>Utanç hissetmeyin</b></p><p></p><p>Kıskançlığın ilişkilerde doğal bir duygu olduğunu anımsatan Hamilton, bunun için insanların kendilerini suçlamaması ve utanç hissetmemesi gerektiğini vurguluyor.</p><p></p><p>Bu duygunun normal olduğunu anlamanın önemine işaret ederek, “Kıskançlık bir duygudur, belirli bir amaca hizmet eder. Bu ortaya çıktığında ona kulak vermelisiniz” diyor.&nbsp;</p><p></p><p>İlişki uzmanı, kıskançlığı “şeytanlaştırmaktan kaçınmak gerektiğini” belirterek, “Bunun yerine kendinize ‘Kıskançlıkla mücadele ediyorsun’ deyin” ifadelerini kullanıyor.</p><p></p><p><b>Kıskançlığı romantikleştirmeyin</b></p><p></p><p>Hamilton, bazı film, şarkı ve edebiyat eserlerinde kıskançlığın romantikleştirildiğine işarete ediyor. Bunun kıskançlık duygusuna dair şöyle bir algı yarattığını söylüyor:</p><p></p><p>Partnerimizin biraz kıskanç olduğunu bilmek istiyoruz ve eğer kıskanmıyorsa, sanki bizi umursamıyormuş gibi ona karşı savunmaya bile geçiyoruz.</p><p></p><p>Kıskançlığı bu şekilde yüceltmenin sakıncalı olduğunu anlatan psikolog, şu tavsiyeyi paylaşıyor:&nbsp;</p><p></p><p>Bunun yerine beklentilerinizi açıkça paylaşmayı romantikleştirin. Kulağa seksi gelmiyor ama düzenli yaptığınızda gerçekten seksi olacağına söz veriyorum.</p><p></p><p><b>Partnerinizi kıskandırmaya çalışmayın</b></p><p></p><p>Psikolog, kıskançlığın “sevginin kanıtı olmadığını” belirtiyor ve bu bakış açısının takıntılara yol açabileceğine dikkat çekiyor.</p><p></p><p>“Bir şeyi kanıtlamak için partnerinizi kıskandırmaya çalışmak geri teper” diyen Hamilton, bunun bir oyuna ya da güç gösterisine dönüşmemesi gerektiğini söylüyor.</p><p></p><p>Amerikalı yazar Mel Robbin de 2021’de yayımlanan The High 5 Habit kitabında, başkalarının başarılarını kıskanmanın olumsuz etkilerine işaret ederek, “Onların yapabildiği, sizin de başarabileceğiniz anlamına gelir” demişti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nicole Kidman yeniden oynamak istediği rolü açıkladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/nicole-kidman-yeniden-oynamak-istedigi-rolu-acikladi-4531/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/nicole-kidman-yeniden-oynamak-istedigi-rolu-acikladi-4531/</id>
<published><![CDATA[2025-01-07T10:54:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-07T10:54:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BBEAD9-3E1121-F28672-7E498F-DDA2FC-1928AA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ancak yıldız ismin yeniden canlandırmayı düşünebileceğini açıkladığı tek bir rol var. Deadline, "bu rolün Kidman'ın gözden kaçan performanslarından biri" olduğunu yazdı.</p><p></p><p><b>210 milyon dolar kazanmıştı</b></p><p></p><p>Kidman, Birleşik Krallık merkezli gazete Guardian'a şunları söyledi:</p><p></p><p>Aslında geri dönmeyi çok istediğim karakter Diğerleri'ndeki (The Others) Grace karakteri.</p><p></p><p>Alejandro Amenábar'ın yönettiği 2001 yapımı gotik korku filmi, 1945'te Jersey adasında geçiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Diğerleri'nde Kidman'ın canlandırdığı karakter, ışığa aşırı duyarlı iki küçük çocuğunu aydıklıktan korumak için çaresizce perdeleri sürekli kapalı tutmaya çalışıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Eve yeni görevliler sızdıkça Grace, kendi aklından giderek daha fazla şüphe duymaya başlıyor, ta ki filmin finaline kadar.&nbsp;</p><p></p><p>17 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen film o yıl gişede 210 milyon dolar hasılat yapmıştı.</p><p></p><p>Kidman bu karakteri seçme nedenini şöyle açıkladı:&nbsp;</p><p></p><p>Çünkü Diğerleri'nin göz ardı edildiğini düşünüyorum ve o karakteri çok sevmiştim.</p><p></p><p><b>"Bir erkek yönetseydi aynı olmazdı"</b></p><p></p><p>Kidman, Halina Reijn'ın yönettiği Babygirl'de genç bir meslektaşıyla ilişkiye başlayan CEO rolünde izleyicilerin karşısına çıkıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Venedik Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olan Kidman, Altın Küre adaylığı de elde etmişti.&nbsp;</p><p></p><p>Kidman, Guardian'a yaptığı açıklamada, bir kadın yönetmenle çalışmasaydı aynı performansı gösteremeyeceğini söyledi:</p><p></p><p>Bu performansı bir erkek yönetmenle sergileyebileceğimi sanmıyorum. Yazan oydu. Bunu anlayan oydu. Bunu bir erkek yönetseydi aynı olmazdı çünkü o benim bedenimde olamazdı ama o olabilirdi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Mizah fanatizme karşı en etkili silahtır"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/mizah-fanatizme-karsi-en-etkili-silahtir-4524/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/mizah-fanatizme-karsi-en-etkili-silahtir-4524/</id>
<published><![CDATA[2024-11-05T14:58:00+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-05T14:58:00+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_935154-DE899F-32A098-768991-51AEA8-E0BEB2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Minerva'nın Baykuşu bu hafta İsviçreli felsefeci Yves Bossart'ın rehberliğinde, mizah ve gülmenin hayatımızdaki yerine dair bir yolculuğa çıkıyor.</p><p></p><p>Bossart, Her Şeye Rağmen Gülmek: Mizahın Felsefesi Üzerine'de mizahın kendimizle ve dünyayla ilişki kurmakta nasıl bir rol oynadığını inceliyor. İsviçre'nin kamu yayıncısı SRF'de Sternstunde Philosophie programını da sunan felsefeci, şaka ve mizahın düşünce tarihinde ne şekillerde ele alındığını incelerken, bunları etik, psikolojik ve politik boyutlarıyla tartışmaya açıyor.&nbsp;</p><p></p><p><b>"Her kahkahada bir bilgi kırıntısı vardır"</b></p><p></p><p>Bossart, Almancada "nükte" (Witz) ve "bilmek" (Wissen) kelimelerinin aynı kökten türediğine dikkat çekerek, aslında "her kahkahada bir bilgi kırıntısı" olduğunu söylüyor:&nbsp;</p><p></p><p>Mizah adeta burnumuzun ucuna bir ayna dayar, tüm çelişkileri görünür kılar, sadece bastırılmış olanı değil, akla gelmeyen bağlantıları ve ilişkileri de gün yüzüne çıkartır.</p><p></p><p>Bu anlamda mizah belki de her şeyden önce kendimize mesafelenmemizi, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve alışkanlıklarımızı daha farklı bir bakış açısıyla görmemizi mümkün kılıyor. Bunun yanı sıra bir hoşgörü ve özgür düşünme imkanı sağlayarak bize bir paylaşım ve duygudaşlık alanı da açıyor:&nbsp;</p><p></p><p>Mizah aynı zamanda samimiyeti, güveni ve anlayışı da armağan eder. Birlikte kahkaha attığınız insanlarla, sahip olduğunuz değerleri ve bakış açılarını da paylaşmış olursunuz.</p><p></p><p><b>Sosyal bir olay ve iletişim biçimi olarak gülme</b></p><p></p><p>Bossart, "İnsan neden güler?" sorusunun yanıtını ararken mizahın evrimini ele alarak işe başlıyor. Gülmenin bir tür iletişim ve sosyal bir olay olduğunu belirten felsefeci, sadece gülümseyerek bile birçok duyguyu karşımızdakilere iletebildiğimizi ifade ediyor.&nbsp;</p><p></p><p>Gülmek pekala insanlara özgü değil. Darwin'den beri insansı maymunların da oyun oynarken, birbirlerini kovalarken veya gıdıklarken güldüğünü biliyoruz. Bossart, gülmenin oyun oynamakla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekerek, bunun hem oyundan alınan keyfin hem de bir iletişim ihtiyacının temel unsuru olduğunu belirtiyor. Bu gibi durumlarda karşımızdakine "Sadece oyun oynamak istiyorum, sana zarar vermeyeceğim" sinyalini ileterek, endişeye mahal olmadığını söylüyoruz.</p><p></p><p>Bossart'a göre bu oyuncu davranışlarla mizah arasındaki kökensel ilişki, bugün şaka ve esprilerde de mevcut. Bir fıkra anlatırken, kısa süreliğine mantık kurallarını "-mış gibi yaparak" askıya alıp, başka yasaların geçerli olduğu bir kurgusal oyun alanı açıyoruz. Fıkramızla ya da şakamızla karşımızdakini ters köşe yaptığımızda yine benzer bir sinyalle "Niyetini anladım, sadece oyun oynamak istiyorsun" mesajını iletiyoruz.&nbsp;</p><p></p><p><b>Neyi, neden komik buluruz?</b></p><p></p><p>Bossart, düşünce tarihinde nükte ve mizahın yerini 4 kuram üzerinden inceliyor. "Üstünlük kuramı", gülmenin birinin başarısızlığı karşısında hissedilen üstünlük duygusunun bir sonucu olduğunu savunuyor. Bu yaklaşıma Platon'dan Thomas Hobbes'a kadar farklı filozoflarda rastlıyoruz.&nbsp;</p><p></p><p>Kant'ta ön plana çıkan "uyumsuzluk kuramıysa" mizahın, bir bütün oluşturamayacak, çelişkili ve yakışıksız şeylerin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını öne sürüyor. Bu yaklaşım Wilhelm Joseph Schelling'de "kavrama yetisini aşan bir tutarsızlıktan haz almaya" dönüşürken, Arthur Schopenhauer'da düzene ve otoriteye karşı bir ateşin fitilini ateşliyor:&nbsp;</p><p></p><p>Schopenhauer'a göre komiklik, daha amiyane bir ifadeyle, aklın alaya alınması, bize sürekli iş buyuran, düzen salık veren, yasaklar koyan ve bizi her türlü zevkten mahrum bırakan sıkıcı 'sınıf öğretmeni'nin küçümsenmesidir. Yani mizah, aklın zorbalığına karşı bir direniş, mantıksızlığa ve içimizdeki hayvansılığa bir övgü niteliğindedir.</p><p></p><p>Alman yazar Jean Paul'ün de önde gelen savunucularından olduğu bu kuramın, komiklik ve mizahın işleyişine dair isabetli tanımlamalar getiriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Ancak Henri Bergson, Gülme: Komiğin Anlamı Üzerine Bir Deneme'de, bu iki yaklaşımın da yetersiz olduğunu savunur. "Katılık kuramı" diye de adlandırılan yaklaşımında Bergson, her tür komikliğin içinde mekanik ve otomatik işleyen bir katılığın olduğunu söyleyerek, mizahın yapısına dair orijinal bir yorum getirir. Bossart, sürekli aynı ifade kalıplarını kullanan veya benzer hareketler yapan kişilerin taklitlerinin bizi güldürmesini buna örnek olarak veriyor. Bergson, mizahın ön koşulunu "duygusuzluk" olduğunu da savunur. Buna göre nefret, kızgınlık ya da acıma duygularının etkisi altındaki kişi gülmez. Mesafelenme tam da burada devreye giriyor. Bossart, Bergson'un şu sözlerini hatırlatıyor:&nbsp;</p><p></p><p>Tarafsız bir seyirci gözüyle bakın hayata: Pek çok dram güldürüye dönüşecektir.</p><p></p><p>Tabii bir de Freud var. Psikanalizin kurucusuna göre şakaların çoğu, aklın uyguladığı sansürün teklemesi sonucunda bastırılmış düşüncelerin ortaya çıkmasını içeriyor. Şakaların da tıpkı rüyalar gibi tutarsızlık, zıtlık ve anlam kaymalarıyla işlediğini ortaya koyan Freud'a göre gülmek, temelde bir "tasarruf" meselesi. Yani bu yolla kimi zaman otosansürden, kimi zaman da bazı konuları düşünme zahmetinden "tasarruf ederek", belirli durumlar karşısında "gülüp geçerek" hayatımıza devam edebiliyoruz. Buna ek olarak gülmenin kendiliğinden gelişen veya Bossart'ın ifadesiyle "aklın oyuna getirilmesinden" kaynaklanan bir yanı da var:</p><p></p><p>Bireyin kaygılarının evrenin sonsuzluğu karşısında önemsiz olduğu şeklindeki düşünce, insanı sakinleştirip rahatlatabilir ancak onu güldürmez. Gülmek için gereken, içeride sıkışıp kalmış enerjinin 'gülerek açığa çıkmasını sağlayacak' bir sürpriz anıdır.</p><p></p><p><b>"Mizah her tür fanatizme karşı elimizdeki en etkili silahtır"&nbsp;</b></p><p></p><p>18. yüzyıl Britanyası'nın aydınlanmacı filozoflarından Shaftesbury'nin alaycılıkla hakikat arasına kurduğu ilişkiye işaret eden Bossart, bize kendi fikirlerimizi sorgulama imkanı sağlayan mizahın, bu yönüyle "her tür fanatizme karşı elimizdeki en etkili silah" haline geldiğini yazıyor. Felsefeci, Umberto Eco'nun Gülün Adı'nda gülmeyi "korkuyu yok etme sanatı" diye nitelediğini hatırlatarak şöyle devam ediyor:&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Gerçekte mizah dediğimiz şey, etrafa korku yaymak isteyenlere karşı kullanabileceğimiz, en güçlü silahlardan biridir ve onu tüm ciddilere, yücelere ve kutsallara yöneltebiliriz.</p><p></p><p>Bossart, hiciv üzerinden komikliğin etik boyutunu, hangi şakanın nerede ve ne zaman yapılabileceğinin sınırlarının nasıl belirlendiğini de tartışmaya açıyor. Bir şeyi konu etmekle o şeyi şakanın hedefi haline getirmek arasındaki ayrımı vurgulayan felsefeci, "ciddi konuları" şaka malzemesi yapmanın, aslında bunları gündeme getirmeye, bu şekilde bir farkındalık yaratmaya hizmet edebileceğini belirtiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Kitapta hicivin iki temel kuralı olduğu savunuluyor. Bunlardan ilki, hedefin net olarak belirlenmesi yani ikincil gruplara zarar vermekten kaçınılması. İkincisiyse ayrımcılığa uğrayanların, dezavantajlı grupların ya da zayıfların değil, otoritenin ve güç sahiplerinin hedef alınması. Bu iki temelden hareketle abartı ve klişeleri kullanırken şakayı yapan kişinin kendisiyle de dalga geçmekten gocunmaması gerekeceğine dikkat çekiliyor. Ayrıca esprilerin bağlamının bunların alımlanmasında önemli rol oynadığı da hatırlatılıyor.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><b>Mizahın karanlık tarafı</b></p><p></p><p>Bossart, mizahın içinde "yıkıcı devrimci ve hatta ütopik bir potansiyelin" bulunduğunu ifade ederken, komikliğin hakim gelenekleri ve basmakalıp düşünceleri pekiştirme riski taşıdığına da dikkat çekiyor. Mizahın ve oyuncu gülüşün karanlık bir yanı da var:&nbsp;</p><p></p><p>İnsan başkalarına gülümsediği gibi, kimi zaman bu gülüşün altında alaycılık da yatabilir. Yani gülmenin toplumsal yönden yararlı yönünün yanı sıra ayrıştırıcı ve dışlayıcı bir tarafı da vardır. Bu da zaman zaman karşı tarafı çemberin dışına itebildiği gibi, onu cezalandırabilir ve aşağılanmasına sebep olabilir.</p><p></p><p><b>"Hepimiz yetişkinmişiz gibi yapan çocuklarız"</b></p><p></p><p>Bossart, yaşama sanatının temel yapı taşlarından biri olarak gördüğü mizahın, oyuncu gülüşün ve kahkahanın, dünyada var olma deneyimini renklendirdiğini ve zenginleştirdiğini belirtiyor. Belki de neticede hepimizin içten içe bildiği gibi her şeye rağmen gülmek, "çözümsüz çelişkilerle belirsizlikleri soğukkanlılıkla kabullenmeyi" mümkün hale getirerek hem hayret duygumuzu diri tutuyor hem de hayatı yaşanabilir kılıyor:</p><p></p><p>Henüz ölümden kurtulmayı başaramadık. Ama bu, yine de ona gülebileceğimiz gerçeğini değiştirmez. Her şeye rağmen gülebiliriz, çünkü biz insanlar aslında kocaman ayakkabılarla ortalıkta koşuşturan küçük kızıma çok ama çok benziyoruz: Hepimiz yetişkinmiş gibi yapan çocuklarız.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Negatif düşünce bizi hangi ruh hallerine sürüklüyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/negatif-dusunce-bizi-nargile-ruh-hallerine-suruklu/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/negatif-dusunce-bizi-nargile-ruh-hallerine-suruklu/</id>
<published><![CDATA[2022-08-17T05:26:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-08-17T05:26:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4DE544-A00241-3BF326-E8EB46-807B96-EE474C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ya da bir arkadaşınıza mesaj attığınızı düşünün. Eğer hemen bir cevap alamazsanız, aklınıza sizin yaptığınız ve o kişiyi kötü hissettirmiş olabilecek anları mı getirirsiniz, hem de onun sadece başka bir şeyle meşgul olma ihtimalini düşünmeden?<br />
	<br />
	</div>
<div>Belki de sizi endişelendiren politik olaylardır. Saatlerinizi nükleer savaş tehdidi, ölümcül virüsler, ekonomik resesyon ihtimali gibi şeyleri düşünerek geçiriyorsunuz. Size ve sevdiklerinize zarar gelme olasılığı aklınızı kurcalıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Eğer bu durumlar size tanıdık geliyorsa, bilişsel çarpıtma (catastrophising) yapıyor olabilirsiniz. Yani beyniniz gerçek olmadığı halde kötü bir şey olma ihtimalini, bir olayın olası negatif sonuçlarını büyütme alışkanlığı edinmiştir ve felaket senaryoları yaratıyordur.<br />
	<br />
	</div>
<div>Terapist Dr. Patrick Keelan, bu negatif düşünme biçiminin duyguları, başa çıkması zor seviyelere çıkardığını belirtiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Pek çok araştırma bilişsel çarpıtmanın ciddi ruh sağlığı problemlerine ve dolayısıyla da kronik ağrılara yol açabildiğini gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilişsel çarpıtma hayatın her aşamasında ortaya çıkabilir ancak Covid-19'un yarattığı korkular, ekonomik ve politik belirsizlikler bunu kesinlikle tetikliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak bu tarz olumsuz düşünce sarmalını kırmak için yöntemler var ve öğrenmek için şu andan daha iyi bir zaman yok.&nbsp;</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2022/negatif-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Psikologların, bilişsel çarpıtmanın ruh sağlığı için ciddi bir risk olduğunu anlamaya başlaması, Bilişsel Davranışçı Terapi'nin (CBT) doğuşuyla oldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>20. yüzyılın ilk yarısında Sigmund Freud ve diğerlerinin geliştirdiği psikanaliz ruh sağlığı sorunlarını anlamak için birincil yöntemdi. Bu yöntemde amaç bastırılmış, çoğunlukla erken çocuklukta oluşan, doğal olarak cinsel, psikolojik çatışma yaratan korku ve arzuları açığa çıkarmaktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yüzyılın ortasında ise Albert Ellis ve Aaron Beck gibi psikoterapistler insanların sorunlarıyla başa çıkmalarına rehberlik etmek için başka yöntemler aramaya başladılar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Saklı psikolojik çatışmaları gün yüzüne çıkarmaya çalışmak yerine, insanların bilinçli düşünce süreçlerine, yani kişileri strese sürükleyebilecek bilişsel çarpıtmalara ve düşünce motiflerine odaklandılar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Beck, olası korkular üzerine çalışmıştı. Örneğin birinin uçma korkusu varsa bu kişi kabinde çatırtı sesleri duyduğunda bunu teknik arızaya yorabilir. Bilişsel çarpıtmaya daha az meyilli bir kişi ise, kabin görevlilerinin anormal bir şey varmış gibi davranmadığını fark eder ve rahatlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ama eğer kişi bilişsel çarpıtma yapıyorsa görevlilerin durumu önemsemediğini düşünür ve kafasında ölümle sonuçlanacak korkunç senaryolar kurmaya başlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Devam eden araştırmalar gösteriyor ki bilişsel çarpıtma pek çok başka anksiyete bozukluğuna da katkı yapıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Örneğin işte bilişsel çarpıtma yapan bir mükemmeliyetçi en küçük hatayı bile büyütebiliyor. Dr. Keelan, bu kişilerin zihninden "Kesinlikle kovulacağım" ve "Eğer kovulursam bununla başa çıkamam" gibi düşünceler geçmeye başladığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sağlık anksiyetesi olan bir kişi aynı zamanda bilişsel çarpıtma yapıyorsa, vücudundaki en küçük bir değişimde kendine kanser teşhisi koyar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bazı durumlarda kişi anksiyeteye yol açan fiziksel duyumları bilişsel çarpıtmaya başlar. Eğer bir sunum yapması gerekiyorsa, hızla çarpan kalbine bakarak kalp krizi geçireceğini düşünür.<br />
	<br />
	</div>
<div>Negatif düşünce sarmalı da kişiyi tam anlamıyla panik atağa sürükler.<br />
	<br />
	</div>
<div>Geçtiğimiz yıllardaki araştırmalar gösterdi ki bilişsel çarpıtma, post travmatik stres bozukluğu ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi diğer ruh sağlığı sorunlarından daha hassas bir noktada.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilişsel çarpıtma ile duygular, fiziksel ağrıların hissiyatını ağırlaştırabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kişi ağrı durumunda bu rahatsızlığın ne zaman geçeceğini düşünmeye başlar, "hiçbir zaman sona ermeyecek" diyebilir ya da buna neyin sebep olduğuna kafayı takar. Korkunç bir baş ağrısında beyin kanseri olduğunu düşünebilir. Bu da ağrının geçmesini zorlaştırır.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2022/negatif-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Duygusal bulaşma</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bazı insanların diğerlerine göre daha fazla bilişsel çarpıtma yapmasına sebep olan pek çok faktör var.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kısmen genetik olan nevroz gibi durumların yanı sıra bu şekilde düşünmeyi aile üyelerinden de öğrenebilirsiniz.<br />
	<br />
	</div>
<div>Eğer ebeveynleriniz herhangi bir olayda yaşanabilecek en kötü senaryoyu düşünüyorsa, siz de bunu görerek doğal olarak bu şekilde düşünmeye alışabilirsiniz.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ayrıca dünyanın genel gidişatı da felaket senaryoları kurulmasına neden olabilir; Ukrayna Savaşı, Covid-19 varyantları ya da ekonomik sıkıntılar gibi...<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere Sussex Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada katılımcılara, seçilen TV haberlerinden oluşan klipler izletildi. Tahmin edildiği gibi, negatif haberleri izleyenler, pozitif haberleri izleyenlere göre; kliplerin sonunda daha endişeli, bilişsel çarpıtmaya daha müsait hale gelmişlerdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu görece küçük bir araştırma olmasına rağmen bize haberlerin modu nasıl etkilediğini ve olumsuz düşünceyi kolaylaştırdığını gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Sarmalı kırmak mümkün mü?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Bilişsel çarpıtmanın kaynağı ne olursa olsun Dr. Keelan bu negatif düşünce sarmalını kırmanın mümkün olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Öncelikle durumun farkında olmak çok önemli. O nedenle ilk adım zihninizin ne zaman psikolojik kara deliğe girdiğini fark etmek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Belki bir iş görüşmesi için endişeleniyor olabilirsiniz. Eğer "Başarısız olacağım" diye düşünüyorsanız buna neyin sebep olduğunu bulmaya çalışın. Neden otomatik olarak başarısızlığı düşünüyorsunuz? Başarısızlığın kesinlik değil, olasılık olduğunu fark edin.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Ben zaten başarısızım ve asla bir işim olmayacak" gibi sözlerle kısmen genelleme yaptığınızı fark edin. Bu durumda aklınıza şunu getirebilirsiniz; Herkes bir noktada kötü bir görüşme geçirebilir. Bu sizin iflah olmaz bir başarısız olduğunuz anlamına gelmez.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ayrıca bazen başarısız olmak gerekir ki bu durumdan ders alarak performansınızı bir sonraki sefer için geliştirebilesiniz.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ne olursa olsun böyle durumlarda hedef daha dengeli bir bakış geliştirmektir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunun için çalışmak ve pratik yapmak gerekir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ne kadar sıklıkla, yaşanan durumlarda en kötü sonuca vardığınızı ve aslında tahmin ettiğiniz kadar kötü bir sonuç olmadığının bir listesini tutabilirsiniz. Böylece ne sıklıkla gereksiz yere endişe duyduğunuzu görebilirsiniz ve bir sonraki sefere bunu aklınıza getirebilirsiniz.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çöpçatan uygulamaları romantizmi öldürdü mü?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/copcatan-uygulamalari-romantizmi-oldurdu-mu-534/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/copcatan-uygulamalari-romantizmi-oldurdu-mu-534/</id>
<published><![CDATA[2015-10-08T06:06:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2015-10-08T06:06:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E09844-53E4F7-D3B5EE-0B78CD-042550-23DB9B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>BBC'nin Radio Times dergisinde yayımlanan röportajında Worsley, çiftlerin artık geleneksel olarak romantizmi güçlendiren engellerle boğuşmak zorunda olmadığını vurguluyor.</div>
<div>Grindr ve Tinder gibi çöpçatan uygulamalarında Jane Austin romanlarında anlatılan "ağır ve acılarla örülü" aşk hikayelerine yer olmadığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Fakat bu görüşe katılmayan herkesin kendisini kalıcı bir ilişkiye bağlayamayabileceğine dikkat çeken uzmanlar da var.<br />
	<br />
	</div>
<div>BBC'ye konuşan ilişki destek hizmeti şirketi Relate'den terapist Peter Saddington "İlişki kurmakta, daha doğrusu ilişkilerdeki güçlükleri aşmakta zorluk çeken bir kısım insan her dönemde diğerlerine göre daha sık eş değiştiregelmiştir" diyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Ekim/copcatan.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /></div>
<div><br />
	</div>
<div>Saddington "Bu yeni bir şey değil, ama bunu nasıl yaptığımız değişiyor. Artık sık sık ilişki değiştirebilmek için daha çok fırsat var" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tinder kullanıcılarının sayısını vermiyor ama her gün ortalama 26 milyon yeni buluşma sağladığını, piyasaya sürüldüğü 2012 yılından bu yana 8 milyarı aşkın çifte çöpçatanlık yaptığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Peter Saddington Relate tarafından yakında yapılan bir araştırmanın sonuçlarını da aktarıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırma gençlerin şu anda birlikte oldukları kişiyi bir çöpçatan sitesi ya da uygulaması yoluyla bulmuş olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuş.<br />
	<br />
	</div>
<div>Diğer yandan genel olarak araştırmaya katılan 6 bin kişinin çoğu birlikte oldukları kişiyle ilk kez yüzyüze karşılaşıp tanıştıklarını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İzmir'den Silikon Vadisi'ne...</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/izmir-den-silikon-vadisi-ne/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/izmir-den-silikon-vadisi-ne/</id>
<published><![CDATA[2014-07-19T11:02:37+04:00]]></published>
<updated><![CDATA[2014-07-19T11:02:37+04:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B6A15C-73DF26-CBC66F-FC039E-2CC776-5F3DCE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ayşegül İlsever.</div>
<div>Türkiye’nin 30 süper işkadınından biri.</div>
<div>İzmirli ama artık San Francisco’da Silikon Vadisi’nde yaşıyor.</div>
<div>Intel’in, yeni teknolojiler bölümünün dünya başkan yardımcısı.</div>
<div>Kimseyi durup dururken o göreve getirmiyorlar tabii.</div>
<div>Bundan önceki 10 yıl boyunca, Türkiye-Ortadoğu-Afrika başkanıyken, 67 ülkeden sorumluydu.</div>
<div>Adını bile duymadığımız Afrika ülkelerine yeni teknolojiler götüren kadın o.</div>
<div>İnsan olarak da renkli. Dünyanın çok acayip yerlerine trekking’e gidiyor, arkeolojik kazılara katılıyor, adrenalin bağımlısı, ekstrem sporlar yapıyor, Bekaa Vadisi’ne tarihi bir mağarayı görebilmek için gidiyor.</div>
<div>Her şeyi merak ediyor, sorguluyor, eski dilleri öğreniyor, dünyayı geziyor, insanları anlamaya çalışıyor, tarihle şimdiyi birleştiriyor. Zaten işi de, geleceği dizayn etmek...<br />
	<br />
	
	<div><span style="font-weight: bold;">Intel’in yeni kurulan yeni dünya teknolojileri bölümünün dünya başkan yardımcısısınız. Silikon Vadisi’nde yaşıyorsunuz. 30 süper Türk işkadını arasında yer alıyorsunuz. Bütün dünyayı dolaşıyorsunuz. Allah yardımcınız olsun! Böyle çılgın bir işin altından nasıl kalkıyorsunuz?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-(Gülüyor) Evet, çılgın bir iş! Ama dünyanın en güzel işi. Benim işim, geleceği dizayn etmek. Dünyanın en zeki insanlarıyla birlikte geleceğin teknolojilerini geliştiriyoruz. Bundan daha heyecan verici bir iş olabilir mi? Evet, sürekli seyahat ediyorum ama benim için yeni bir şey değil, bu görevimden önce de, Türkiye-Ortadoğu-Afrika başkanıyken, 67 ülkeden sorumluydum. Hepsine defalarca gittim...</div>
	<div><br />
		</div>
	<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">EN İYİ İNSANLARI TOPLADIM</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Bu da acayip bir şey...</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Öyle. Ama az gelişmiş ülkelerde bir değişime yol açabilmenin hazzı hiçbir şey benzemiyor, insana müthiş enerji veriyor. Ben zaten enerjisi fazla bir insanım. Özel hayatımda da böyleyim. Yelken yapıyorum, motor yapıyorum, arkeolojiyle ilgileniyorum, eski dilleri çalışıyorum. Adrenalin bağımlısıyım. Dün de, Gobi Çölü’nden geldim mesela. 12 motor, bir de jip yollara düştük. Olağanüstüydü. &nbsp;Her şeyi bir arada yapabiliyorum.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Sizin amacınız hep kariyer kadını olmak mıydı?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Farklılık yaratabilecek bir şey yapmak istiyordum. &nbsp;Boğaziçi’nde işletme ve politika okuduktan sonra, Amerika’da medya ve iletişim okudum. Sonra birdenbire kendimi teknolojinin içinde buldum. 90’ların başında Amerika’da tam da bu internet devriminin patladığı zamanlardı ve ben San Francisco’da yaşıyordum, master’ımı da internet üzerine yapmıştım. Teknoloji yoluna girdim. Ve hep o yolda kaldım.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Peki nasıl bu kadar yükseldiniz? Hangi özelliğinizle?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Bence sebebi Kaf Dağı’nın arkasını görebiliyor olmam. İngilizce ‘educated guess’ yani ‘akıllı tahmin’ diye bir kavram vardır ya, ben onu yapabiliyorum. Diyorum ki, "3 yıl içinde pazar, şu tarafa doğru dönecek!” "Bir ülkede şu kararlar alınırsa, piyasa böyle etkilenir. O zaman biz şuradan vazgeçip, buraya yatırım yapalım.” Sinir uçlarım açık, trendleri önceden kestirebiliyorum. İki yıl önce, gelişmekte olan ülkeler üzerine yönetim kurulu başkanımıza bir rapor sundum ve onun sonucu olarak da bir seri ürün geliştirdik, biri de Afrika için özel bir telefondu ve çok başarılı oldu. Onun üzerine yeni teknolojiler bölümü kurulduğunda beni başına getirdiler.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><img src="uploads/mayis-14/silikon.jpg" alt="" border="0" style="float:right;margin-top:20px;margin-right:20px;margin-bottom:20px;margin-left:20px;" /><span style="font-weight: bold;">Silikon Vadisi’nde, insanın hangi milliyetten olduğunun önemi var mı?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Belli bir seviyeden sonra, hayır. 170 milletten insan var. Türk de olabilirsiniz, Kenyalı da, Amerikalı da. Hiyerarşi diye bir şey kalmıyor. Uluslararası farklılıklar ortadan kalkıyor. Herkesin tek bir derdi var: Teknolojiyi geliştirip, yeni bir ürün daha yaratmak!</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Başka yerlerde yaşamaktan farkı ne?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Silikon Vadisi’nde insanlar çok zeki. Her şey yapılabilir orada. Sınır yok. Herhangi bir fikri, gerçeğe çevirebiliyorlar. Mesela takımımla birlikte, 7-8 ürün yapıyoruz ve bunların hepsini bu yıl piyasaya süreceğiz. ‘Giyilebilir teknolojiler’ henüz yok ama 8 ay sonra olacak; biz geliştirdik. En iyi insanları topladık. Hepsi bir arada; birbirlerini besliyorlar. Sermaye de onları besliyor. Ve üniversitelerden hiç durmadan araştırma, geliştirme fikirleri alıyorlar. Yani çok ciddi bir etkileşimin olduğu ilginç bir yer Silikon Vadisi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">GELECEK BİLEĞİNİZDE</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>8 ay sonra, ‘giyilebilir teknolojiler’ piyasada. Mesela akıllı zıbınlar. Üzerindeki çip sayesinde, anneler, bebeklerinin sağlık durumlarından haberdar olacak. Kadınlar artık çantalarında telefon aramayacak, akıllı bileziklerinden sosyal ağlara ulaşabilecekler. Ve akıllı asistanlar çıkacak. Sana annenin doğum gününü hatırlatacak, onun sevdiği şeyi nereden alabileceğini de...</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Nedir bu ‘giyilebilir teknoloji’? 8 ay içinde piyasaya süreceğiniz ürünler neler?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Şu anda pazardaki ‘giyilebilir teknoloji’lerin çoğu spor yapan insanlara hitap eden ve onların performansını ölçmeye yarayan şeyler. Bizimki spor yapmayan, derdi spor ya da performans olmayan, ya çocuğundan haber almak isteyen ya Facebook’unu ve diğer sosyal ağları kontrol etmek isteyen ya da toplantısının saat kaçta olduğunu öğrenmek isteyen kadınlara yönelik bir bilezik.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Telefon böyle bir şeyi halledebilecekken neden böyle bir bileziğe gerek duysun?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Bunu biz de düşündük. Cep telefonu, biz kadınların hep çantasında bir yerde duruyor. Arayıp bulman gerekiyor. Oysa bu, kolunda. Her an gözünün önünde. Aynı anda, akıllı bir saat geliştiriyoruz. Ve bütün bunları Amerika’nın en ünlü tasarımcılarıyla paslaşarak yapıyoruz. Çünkü estetik de olmasını istiyoruz. Ve bunlar Barneys’de satılacak. Buradaki Beymen ya da Vakko’nun karşılığı olan mağazalarda. Dünyada ilk kez akıllı ürünler, teknoloji dükkânları dışında farklı bir şekilde satılıyor olacak.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Bir de şu bebeğin üzerindeki çip var...</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Evet, sensörlü zıbınlar bunlar. Boston’da bir şirket yapıyor; şu çip içindeki zekayı, biz onlara veriyoruz. Adını ‘Edison’ koyduk bu çipin; yine benim ekibim üretti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">ZIBINA BAĞLI FİNCAN</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Ne işe yarıyor? O çipin anneye ne faydası var?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Anne babalar, o çip sayesinde, bebeğin her çeşit istatistiki bilgisini, yani kalp atışlarını, vücut ısısını, hareket edip etmediğini izleyebiliyor. Anne mutfakta mesela, kahve içiyor, kahve fincanı da bu zıbının üzerindeki çipe bağlı. Kahve fincanında çok basit yeşil, kırmızı ışıklar yanıyor ve bebeğine ne olduğunu oradan takip edebiliyor. Ya da cep telefonundan. Üstelik bebeğinin bir günlük bilgilerini değil, resmen istatistiğini tutabiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Tüm bunlar ‘giyilebilir teknoloji’, öyle mi?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Evet. ‘Bağlı olmak’ demek. Ben öyle tanımlıyorum. Bir lambayı düşünelim, siz o lambaya bağlıysanız ve sizin üzerinize giydiğiniz herhangi bir şey, saat de olabilir, gözlüğünüz de, tişört de, o lambayla iletişime geçerse, lamba bilir ki, siz loş ışıktan hoşlanıyorsunuz. Odaya girdiğinizde, ışığı sizin istediğiniz gibi ayarlar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Lambalar da akıllı olacak yani!</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Elbette! Vizyon şu: 2025 yılında, 50 milyar akıllı nesne olacak dünyada. Biz 7 milyarız. Haydi, o zaman 10 milyar olduk diyelim. İnsan nüfusunun 5 katı kadar akıllı nesne olacak.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Başka neler var mesela...</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Oooo, say say bitmez!</div>
	<div><br />
		</div>
	<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">TACİZE KARŞI GÜVENLİK</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">10 yıl sonra, dünya nüfusunun beş katı kadar akıllı nesne olacak! Gözlüğüm, "Sen unuttun ama karşındaki insanın adı şu?” diye kulağıma mı fısıldayacak?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Bugünkü teknoloji bunu zaten yapabiliyor. Küçük kameralar sayesinde, karşısındaki insanın fotoğrafını çekiyor, bir ‘bulut’a gönderiyor ve orada bir eşleme yapıp, sana o kişinin adını söylüyor. Biz, kod adı ‘Jarvis’ diye bir şey yaptık.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">O nedir?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Akıllı asistan. Kulağınızda küçük bluetooth kulaklık var, araba kullanıyorsunuz. Diyor ki "Gideceğin yere 45 dakika kaldı.” "Peki” diyorsunuz. Sonra devam ediyor Jarvis konuşmaya, "Bugün annenin yaş günü; 45 dakika içinde bilmem kaç km ilerideki çiçekçiye uğrayıp onun sevdiği lilyumlardan alabilirsin.” Çünkü sizin rutinlerinizi ve programınızı öğreniyor. Siz ona diyorsunuz ki, "Benim şu şu özelliklerimi öğren. Ben her arabaya bindiğimde ne yaptığımı bil, yakınlarımın doğum günlerini hatırlat.” O da bu komutlara uygun bir çerçeve geliştiriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Bütün bunların altından kalkabilmek, Jarvis’le iletişim kurabilmek için teknolojiyi de bilmek gerekiyor, değil mi?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Hayır, bütün espri orada! Eğer ona kalırsak yandık. Öyle komplike şeyleri kimse kullanamaz. Mesela şu kâsenin esprisi de bu. İçine koyuyorsunuz, telefonunuz şarj oluyor. Yapmaya çalıştığımız, siz konuşurken, onun sizi anlaması. Diyorsunuz ki "Annemin yaş günü”, o da size cevap veriyor: "En kötü, lilyum alırsın; en yakın şuradaki çiçekçide satılıyor. Ama annenin yürüyüş ayakkabısına da ihtiyacı vardı. Onu almayı tercih edebilirsin!”</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Yok artık!</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Aynen böyle bir gelecek bekliyor bizi. 70’lerde, 80’lerde ‘Uzay Yolu’ vardı. Orada gördüğümüz her şey gerçek oldu. Zaman seyahati ve ışınlanma hariç. Otomatik kapıların açılması, saatimizle konuşuyor olmamız, ekranlarda birbirimizi görerek konuşabilmemiz, vücudunuzu uzaktan lazerle tarayıp problemleri görmeniz... Medikal aplikasyonlar çok önemli aslında. Şimdi biz keyifli şeylerden söz ediyoruz ama insanların hayatını gerçekten kurtarmaya başlayınca bu teknolojiler, çok özel şeyler olacak. Bir örnek vereyim size: Biliyorsunuz Hindistan’da çok ciddi bir kadın tacizi problemi var. Hindistan ekibiyle akıllı bir saat üzerinde çalışıyoruz. O saatin bir güvenlik alarmı var. Herhangi bir tacizde, tehlikede, tek bir düğmeyle, ya da belirli bir şey söylediğiniz zaman, anında hem polise hem ailenize haber gidiyor. Kenya ve Mısır’da çok ilginç bir uygulama geliştirmiştik. Kadınlar, telefonlarına bir aplikasyon indiriyordu. O aplikasyon da kadınları uyarıyordu: "Şu şu şu bölgelerde taciz var, oraya gitme, en azından yalnız gitme!” Benim en büyük takıntım gelişmekte olan ülkeler. Oradaki insanlar için bir şeyler yapmamız lazım...</div>
	<div><br />
		</div>
	<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">2025’TE HER ŞEY AKILLI</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Bunlar hayatımıza girince, internet, bilgisayar onlar da eski mi kalacak?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Olabilir ya da daha da akıllı olacaklar. Bilgisayarın gücüne her zaman ihtiyaç var ama çok daha fazla şeyin bilgisini toplayıp onu işliyor olacaklar. Sadece kucağınızda duran bir şey olmaktan çıkacak. Benim eve girdiğimi bilecek, işyerinde ne yaptığımı bilecek. Üzerimdeki saatim ya da gözlüğümdeki bilgiyi küt diye aktaracak, onu işleyecek ve bana geri verecek onu. Ya da televizyonum benim eve girdiğimi, kiminle konuştuğumu, o gün ne yapmak istediğimi, ne izlemek istediğimi bilecek. Bunların hepsi de hayatımızı zenginleştirecek şeyler.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Ne zaman gerçekleşecek? 2025 mi?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>-Yok canım, 2025’e kalmaz. 2-3 yıl içinde ‘giyilebilir teknoloji’ her yerde olacak. Bir sensör artışı yaşayacağız. 2025, her şeyin akıllı olacağı zaman!<br />
		<br />
		<span style="font-size: 18pt; font-weight: bold;">Ayşe ARMAN (Hürriyet)</span><br />
		<br />
		</div></div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Beynin en iyi çalıştığı yaş 24</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/beynin-en-iyi-calistigi-yas-24/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/beynin-en-iyi-calistigi-yas-24/</id>
<published><![CDATA[2014-04-24T16:07:31+04:00]]></published>
<updated><![CDATA[2014-04-24T16:07:31+04:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_08F4A5-702D79-390203-C45D77-D376EE-922997.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Simon Fraser Üniversitesi'nden bilim adamları, 24 yaşından sonra motor becerilerde azalma olduğunu ancak beynin bu azalmayı hızlıca telafi etmeyi öğrendiğini, dolayısıyla ''kurnazlaştığını'' belirtti.<br />
<br />
Bilişsel ve motor becerilerin ne zaman azaldığını anlamak için bilim adamları 3 bin 305 katılımcıya bu becerileri gerektiren bir bilgisayar oyunu oynattı.<br />
<br />
Bilim adamları ortalama 24 yaşından sonra ''beyin hızının'' yavaşlamaya başladığını gördü. Ancak nispeten yavaş olsalar da daha yaşlı oyuncuların hız eksikliğini oyununun arayüzünü daha iyi kullanarak telafi ettiği ortaya çıktı.
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kadınlara 'selfie' uyarısı: Özgüven kaybına yol açabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kadinlara-selfie-uyarisi-ozguven-kaybina-yol-acabi/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kadinlara-selfie-uyarisi-ozguven-kaybina-yol-acabi/</id>
<published><![CDATA[2014-04-10T21:52:03+04:00]]></published>
<updated><![CDATA[2014-04-10T21:52:03+04:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_AEE294-D3ED36-5970DE-689CE8-A2B1C0-878500.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Yeni bir araştırmaya göre, kadınlar sosyal medyada "selfie" ve diğer 
fotoğraflara baktıkça, kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak olumsuz 
çıkarsamalara varabiliyorlar.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px"><span style="font-size:14px"><br />
		Bu, sosyal medyada harcanan zaman ile 
insanların görünümleriyle ilgili özgüven sorunları arasındaki etkileşimi
 inceleyen ilk araştırma.</span>İngiltere ve ABD'den uzmanlar bu konuda 
eş dost fotoğraflarının, ünlü fotoğraflarından çok daha etkili 
olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Genel
 olarak kitle iletişim araçlarında yayınlanan ünlü fotoğraflarının 
özellikle kadınları kendi imajları konusunda etkilediği biliniyor.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Fakat sosyal medyanın bu konudaki etkileri konusunda pek az şey biliniyordu.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Genç kadınlar arasında sosyal paylaşım ağlarının kullanımı çok yaygın ve
 kadınlar kendi fotoğraflarını erkeklere kıyasla çok daha fazla 
paylaşıyor.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Bunun kadınların kendi görünümlerine ait algılarını nasıl etkilediğini 
araştırmak amacıyla Britanya'daki Strathclyde ve ABD'den Ohio 
Üniversiteleri 881 kadın öğrenciyi içeren bir çalışma yaptılar.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Genç kadınlara Facebook kullanımları, beslenme düzenleri, ne kadar 
egzersiz yaptıkları ve kendi imajlarıyla ilgili fikirleri soruldu.</p>
<h2 style="margin:0px 0px 4px;padding:12px 0px 0px;font-size:16px;color:rgb(80,80,80);letter-spacing:-0.014em;line-height:20px;overflow:hidden;border:none">'Gerçeklikten uzak'</h2>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Seattle'da
 bir konferansa sonuçları aktarılan araştırma, sosyal medya kullanımı 
ile beslenme bozuklukları arasında bir bağlantı bulmadı.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Ama sosyal paylaşım sitelerinde geçirilen zaman ile kadının kendine dair imajı arasında bir ilişki bulunduğunu ortaya koydu.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Kadınların Facebook'da geçirdikleri zaman arttıkça, kendi görünümlerini 
arkadaşlarınınkiyle daha çok kıyasladıkları ve kendi imajları hakkında 
daha olumsuz hissetmeye başladıkları görüldü.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Strathclyde Üniversitesi'nden Petya Eckler "Sosyal medyada fiziki 
görünümlere bakmanın etkisi geleneksel kitle iletişim araçlarında 
fotoğraf görmekten çok daha fazla çünkü sosyal medyada fotoğraflarına 
baktığınız insanları tanıyorsunuz" diyor.</p>
<p style="margin:0px 0px 3px;padding:5px 0px 0px;font-size:14px;line-height:20px">Eckler,
 "Bu karşılaştırmalar çok daha etkileyici oluyor ama aslında geleneksel 
medyadaki kadın imajları kadar gerçekçilikten uzak olabilir" diye 
sürdürüyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İşte kadına şiddet uygulayan erkeklerin sorunu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iste-kadina-siddet-uygulayan-erkeklerin-sorunu/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iste-kadina-siddet-uygulayan-erkeklerin-sorunu/</id>
<published><![CDATA[2014-03-31T13:58:10+04:00]]></published>
<updated><![CDATA[2014-03-31T13:58:10+04:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_948CE8-B3C246-85D954-D1E955-B0CBFA-B2E14F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<p style="vertical-align:baseline;line-height:1.5!important;font-size:16px;font-family:sans-serif;margin:0px;border:0px;padding:0px 0px 20px">Baydemir,
 şidddetle ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Kadın ve erkek 
aynı ailede, aynı toplumda ve&nbsp;sistemler&nbsp;içinde iletişim halindedir. Bir 
bütünün parçaları gibi düşünürsek, kadını olumsuz etkileyen her şey 
erkeğe de olumsuz geri dönecektir. Dolayısıyla, kadının mutsuzluğu 
erkeğe güç ve mutluluk katmayacaktır. Aile, benzer kavramlarla 
ilgili&nbsp;değerleri, kız ve erkek çocuğuna göre farklı verebiliyor. Bu 
kalıplar, kadının da erkeğin de tüm yaşantısını etkiliyor.”</p>
<p style="vertical-align:baseline;line-height:1.5!important;font-size:16px;font-family:sans-serif;margin:0px;border:0px;padding:0px 0px 20px">Kadına yönelik duygusal ve&nbsp;<a target="_blank" style="margin:0px;padding:0px;border:0px;font-family:inherit;font-size:16px;font-style:inherit;font-variant:inherit;font-weight:inherit;line-height:inherit;vertical-align:baseline;text-decoration:none;color:rgb(0,88,156)" title="fiziksel şiddet" href="http://www.haber7.com/etiket/fiziksel+%C5%9Fiddet">fiziksel şiddet</a>in
 daha çocuk yaşta öğretilen&nbsp;değerlerle&nbsp;önüne geçilebileceğine değinen 
Baydemir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ebeveynlerin çocuklarına ne 
gibi&nbsp;değerleri&nbsp;öğrettikleri, onlara nasıl davrandıkları konusunda, 
farkındalık kazandıracak&nbsp;yenidüzenlemeler ve eğitim çalışmaları 
yapılabilir. Ayrıca, şiddet gören kadının korunmasının yanı sıra, şiddet
 gösteren erkeğin anlaşılması ve erkeğin durumunun&nbsp;değerlendirilmesine&nbsp;
	<wbr></wbr>yönelik program ve yasalar geliştirilmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz.”</p>
<p style="vertical-align:baseline;line-height:1.5!important;font-size:16px;font-family:sans-serif;margin:0px;border:0px;padding:0px 0px 20px"><span style="margin: 0px; padding: 0px; border: 0px none; font-family: inherit; font-size: 16px; font-style: inherit; font-variant: inherit; font-weight: bold; vertical-align: baseline; color: rgb(128, 0, 0); line-height: 1.5 ! important;">ARAŞTIRMALAR ÇOK NET</span></p>
<p style="vertical-align:baseline;line-height:1.5!important;font-size:16px;font-family:sans-serif;margin:0px;border:0px;padding:0px 0px 20px">ÇATED
 Genel Sekreteri Psikolog Emre Konuk ise, suçun kaynağının neresi 
olduğunun araştırılması gerektiğini ifade ederek sözlerine şöyle devam 
etti: "Peki, aile içinde başlayan kadına yönelik şiddetin asıl kaynağı 
nedir? Bu sorunun yanıtını bulmak gerekir. Araştırmalar çok net. 
Amerika'da şiddet suçu ile mahkum olmuş kişilerin tamamı, erken yaşlarda
 ya şiddete maruz kalmış ya da şahit olmuştur. Bu durum bireyin çocukluk
 döneminde yaşadığı travmaların davranışlara, düşünce tarzına ve 
duygulara nasıl yansıdığına iyi bir örnektir. Ayrıca bu örnek, içinde 
yaşanılan kültürün, yaşam felsefesi ve alışkanlıkların kuşaklar boyu bir
 sosyal miras olarak nasıl aktarıldığını da gösterir.”</p>
<p style="vertical-align:baseline;line-height:1.5!important;font-size:16px;font-family:sans-serif;margin:0px;border:0px;padding:0px 0px 20px"><span style="font-weight: bold;">Konuk, toplumdaki ayrımcılığın temelinde genellikle sosyolojik ve ekonomik nedenlerin yattığını anlatarak şunları kaydetti:</span></p>
<p style="vertical-align:baseline;line-height:1.5!important;font-size:16px;font-family:sans-serif;margin:0px;border:0px;padding:0px 0px 20px">"İşgücüne
 aktif katılmayan kadın hem kendisi hem de erkek tarafından eşit 
algılanmaz. Kadının işgücüne katılması, bu konuda bir miktar sorunu 
dengelemektedir. Eşitlik değerlerle ilgili bir kavramdır. Kadın ve erkek
 arasındaki farklılıkların, konuştuğumuz anlamda 'eşitlikle' bir ilgisi 
yoktur. Çünkü eşitlik değerlerle ilgili bir kavramdır. Sosyolojik 
düzeyde gerekli yasaları geçirerek, yaptırımları uygulayarak, sosyal 
dönüşüm programlarını hayata koyarak, bu konuda önemli gelişmeler 
sağlanabilir."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Avrupalı'dan çok konuşup az ödüyoruz</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupali-dan-cok-konusup-az-oduyoruz/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupali-dan-cok-konusup-az-oduyoruz/</id>
<published><![CDATA[2014-03-20T14:50:26+04:00]]></published>
<updated><![CDATA[2014-03-20T14:50:26+04:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1D2238-13897C-7F6CB5-1B5B71-676956-9AC8A1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Acarer, 2012'de&nbsp;mobil&nbsp;abone
 başına&nbsp;aylık&nbsp;ortalama 306dakikayla&nbsp;Türkiye'nin, Avrupa'da&nbsp;cep 
telefonuyla&nbsp;en çok konuşulan&nbsp;ülke&nbsp;olduğunu belirtti. Geçenyıl&nbsp;aylık&nbsp;kişi
 başına&nbsp;konuşma&nbsp;süresinin yüzde 7,84 artışla 330&nbsp;dakikaya&nbsp;yükseldiğini 
ifade eden Acarer, Türkiye'nin&nbsp;mesaj&nbsp;göndermede de açık ara önde 
olduğunu söyledi. Acarer,&nbsp;bu artışlardaen önemli etkenin ara 
bağlantı&nbsp;ücretlerindeki&nbsp;düşme olduğunu kaydetti.
Acarer, 2004'ten bu yana ara bağlantı&nbsp;ücretlerinde&nbsp;kademeli düşüşlerin gerçekleştirildiğini belirterek, şöyle konuştu:''Böylece diğer operatörler arasında&nbsp;konuşma&nbsp;kolay&nbsp;hale
 geldi ve ucuzladı. Operatörlerin şebeke içi&nbsp;konuşmalarındaki&nbsp;artış 
sınırlı kalırken, asıl artış&nbsp;farklı&nbsp;operatörleri arama, cepten 
sabitnumaraları&nbsp;arama ve sabitten&nbsp;cep telefonunu&nbsp;aramada 
yaşandı.&nbsp;Fiyatlarındaki&nbsp;düşüş,haberleşmedeki toplam süreyi uzattı.Cazip&nbsp;tarife&nbsp;paketleri&nbsp;ve&nbsp;kampanyalar,
 tüketici lehine ödenen&nbsp;faturalara&nbsp;yansıyor. Türkiye'demobil&nbsp;abone 
başına&nbsp;aylık&nbsp;gelir, yani ARPU bedelleri oldukça&nbsp;düşük. Bizim 
yaklaşık&nbsp;konuşmaödemelerimiz,&nbsp;aylık&nbsp;abone başına ortalama 8,7 avro 
civarında. Avrupa'da ortalama&nbsp;aylık&nbsp;abone başına 20,98 avro, hatta 
birçok&nbsp;ülkede&nbsp;30 avronun üzerinde. Milli&nbsp;geliri&nbsp;bizden&nbsp;düşük&nbsp;ülkelervar. Avrupa'da en az&nbsp;fatura&nbsp;ödeyen&nbsp;ülkeyiz."Avrupa'da&nbsp;mobil&nbsp;telefonla&nbsp;konuşmada&nbsp;aylık&nbsp;ödemenin&nbsp;en&nbsp;yüksek&nbsp;olduğu&nbsp;ülke, abone başına ortalama 35,67 avro ile Norveç olurken, onu 34,24&nbsp;avro ile İsviçre&nbsp;takip&nbsp;ediyor.
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>