<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/modules/blog/atom.php?cid=35" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-35</id>
<title type="text">Birleşik Basın</title>
<link href="https://birlesikbasin.com" />
<generator>Birleşik Basın</generator>
<updated>2026-04-03T06:10:40+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Yeni Kovid-19 varyantı 'Cicada' hakkında bilinenler</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yeni-kovid-19-varyanti-cicada-hakkinda-bilinenler-6634/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yeni-kovid-19-varyanti-cicada-hakkinda-bilinenler-6634/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T06:10:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T06:10:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_187B40-1B106B-66F032-B6932A-743D05-6DAE04.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları, Kovid-19’a neden olan virüsün BA.3.2 ya da Cicada olarak adlandırılan yeni varyantının özellikle çocuklar arasında daha yaygın görülebileceğini belirtiyor. Ancak uzmanlara göre bu varyant, ne çocuklarda ne de yetişkinlerde daha ağır hastalığa yol açıyor.</p><p></p><p>ABD’de Kovid-19 dolaşımı düşük seviyelerde seyretse de Omicron varyantının bir alt kolu olan BA.3.2’nin yayılımı izlenmeye başlandı. Avrupa'da ise son aylardaki Kovid-19 vakalarının yaklaşık yüzde 30'unun 'Cicada' varyantı nedeniyle olduğu belirtiliyor. Yeni varyantın Türkiye'de görüldüğüne dair herhangi bir resmi rapor bulunmamakta.</p><p></p><p>Cicada adı verilen bu varyant, adını yıllarca ortadan kaybolup yeniden ortaya çıkan ağustos böceklerinden alıyor.</p><p></p><p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verilerine göre varyant 23 ülkede tespit edildi ve ABD’de 25 eyalette atık su analizlerinde izine rastlandı. Uzmanlar, testlerin pandemi dönemine göre azalması nedeniyle varyantın gerçek yayılımının daha geniş olabileceğini belirtiyor.</p><p></p><p>Uzmanlar mevcut aşıların bu varyanta karşı belirli düzeyde koruma sağlamaya devam ettiğini düşünüyor. Bilim insanları, BA.3.2’nin şu aşamada önemli bir tehdit oluşturmadığını ve aşıların güncellenmesini gerektirecek bir durumun net olmadığını ifade ediyor.</p><p></p><p><b>50'den fazla mutasyona sahip, bağışık sisteminden kaçabiliyor</b></p><p></p><p>Araştırmalar, BA.3.2’nin yaklaşık 50’den fazla mutasyon içerdiğini ve önceki varyantlara kıyasla bağışıklıktan kısmen kaçabilme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Ancak hücrelere tutunma kapasitesinin zayıflamış olması, yayılımını sınırlayan bir faktör olarak değerlendiriliyor.</p><p></p><p><b>Çocukların enfekte olma ihtimali 5 kat daha yüksek</b></p><p></p><p>Öte yandan veriler, bu varyantın özellikle 3 ila 15 yaş arası çocuklarda daha etkili olabileceğine işaret ediyor. New York’tan elde edilen analizlerde, çocukların BA.3.2 ile enfekte olma ihtimalinin diğer varyantlara kıyasla yaklaşık 5 kat daha yüksek olduğu görüldü.</p><p></p><p>Bilim insanları bu durumun nedenine ilişkin farklı ihtimaller üzerinde duruyor. Çocuklarda bağışıklığın daha hızlı zayıflaması, virüsün bağışıklık sistemini tetikleyen bazı gen bölgelerinin eksik olması ve çocukların daha sınırlı bağışıklık geçmişine sahip olması bu nedenler arasında sayılıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İLKO İlaç ve Wellcare, 2026'ya 'İZ Bırak' vizyonuyla hazırlanıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ilko-ilac-ve-wellcare-2026ya-iz-birak-vizyonuyla-hazirlaniyor-6014/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ilko-ilac-ve-wellcare-2026ya-iz-birak-vizyonuyla-hazirlaniyor-6014/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T10:45:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T10:45:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8A8B3E-9C5CAF-76BCFE-DE428C-8F70FF-FF5CBB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sektöre&nbsp;yön veren çalışmalarıyla ve Ar-Ge’ye yaptığı yatırımlarla fark yaratan İLKO İlaç ve inovatif tüketici sağlığı markası Wellcare’in tüm saha ve yönetim kadrosu, Kıbrıs’ta düzenlenen Yıl Sonu Toplantısı’nda bir araya gelerek 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 yılı stratejilerini belirledi. İLKO İlaç ve Wellcare Ailesi, ‘İZ Bırak’ temasıyla şekillenen toplantıda, 2026 yılında da birlikte üreten, birlikte güçlenen ve sektörde sürdürülebilir başarılarıyla fark yaratan bir gelecek inşa etme kararlılığını, bir kez daha güçlü biçimde ortaya koydu.</p><p></p><p>2026’ya iz bırakacak güçlü bir vizyon</p><p></p><p>Selçuklu Holding ve İLKO İlaç Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Öncel toplantıda yaptığı konuşmada, 2025 yılına ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunarak, 2026 yılına yön verecek stratejik öncelikleri paylaştı. İsmail Öncel, konuşmasında; “2026 yılı, sadece hedeflerin konuşulduğu değil; alınan kararların tavizsiz hayata geçirildiği, sorumluluğun ve verimliliğin ön planda olduğu bir yıl olacak. İLKO İlaç ve Wellcare olarak, değişimi sadece takip eden değil; ona cesaretle liderlik eden, kalıcı izler bırakan bir organizasyon olma yolunda ilerliyoruz” diyerek, ekiplerine olan inancını ifade etti.&nbsp;</p><p></p><p>14-18 Ocak tarihlerinde Limak Cyprus Deluxe Otel’de düzenlenen toplantıda; İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, 2025 yılı değerlendirmesi ve 2026’ya dair öngörülerini paylaştı. Hatice Öncel, yeni yılın şirket için stratejik bir dönüm noktası olacağını vurgulayarak, “2026 yılı, İLKO İlaç ve Wellcare’in sektörde kalıcı izler bırakacağı bir dönemin başlangıcı olacak. Güçlenen organizasyon yapımız ve ekiplerimizin katkısıyla, yalnızca bugünü değil, 2027 ve sonrasını da kapsayan uzun vadeli vizyonumuzu kararlılıkla hayata geçireceğiz” dedi.</p><p></p><p>Büyüme performansı ve stratejik hedefler</p><p></p><p>İLKO İlaç Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Cem Öncel ise 2025 yılı performans sonuçlarını ve gelecek dönem hedeflerini paylaştı. Öncel, İLKO İlaç’ın iç pazarda Rx ve OTC gruplarının toplamında net ciroda %45, kutu bazında %11 büyüme gerçekleştirdiğini aktardı. Wellcare’in ise; OTC pazarının %57’lik genel büyümesinin 15 puan üzerinde performans göstererek net ciroda %72, kutu bazında da %23 büyümeye ulaştığını vurguladı.</p><p></p><p>Toplantılar, İLKO İlaç Satış ve Pazarlama Direktörü Taner Gülfırat’ın, tükenmeyen bir azim, durmadan en iyiyi istemek, tutkuyla çalışmanın sonucunda büyük başarılara imza atılacağını vurgulayan sunumuyla devam etti.&nbsp; Wellcare İş Birim Direktörü İlhan Ok ise Wellcare’in geride bıraktığımız yıldaki başarı ivmesini paylaştığı konuşmasını, yeni iletişim kampanyası kapsamında hazırlanan ‘Wellcare ile Yaşamayı Sevicen’ reklam filmi ile sonlandırdı.&nbsp;</p><p></p><p>Başarıların grafiği ödülle taçlandı</p><p></p><p>Tüm saha ve merkez kadrosunun bir araya geldiği bu büyük toplantının açılışında, yıl boyunca gösterdikleri performanslarla ilk üçe girerek karne şampiyonu olan Tıbbi Tanıtım Temsilcileri, Bölge Müdürleri ve Bölge Ticaret Müdürleri’ne karne ödülleri takdim edildi. Karne ödüllerinin ardından İLKO İlaç bünyesinde 5, 10 ve 15. çalışma yılını tamamlayan çalışanlara Kıdem Ödülleri takdim edildi. 5. yıl kıdem plaketleri İLKO İlaç Satış ve Pazarlama Direktörü Taner Gülfırat tarafından sunulurken; 10. yılını dolduran çalışanlar plaketlerini Yönetim Kurulu Üyeleri Mustafa Cem Öncel ve Alperen Öncel’in elinden aldı. 15. yıl kıdem plaketi ise Genel Müdür Hatice Öncel tarafından takdim edildi.</p><p></p><p>Ürün lansmanlarıyla güçlenen stratejik vizyon&nbsp;</p><p></p><p>Muhteşem bir gala gecesiyle sonlanan toplantıda, İLKO İlaç’ın sürdürülebilir büyüme stratejisini destekleyen, bilimsel gücünü ve Ar-Ge odağını yansıtan 5 yeni Rx ürünü ile Wellcare çatısı altında geliştirilen Seramid Kompleks, İyot Selenyum ve Bromelian Trio ürünlerin de lansmanları gerçekleştirildi. Toplantı, eğitim programları ve değerlendirme oturumlarıyla desteklenerek, ekiplerin bilgi ve motivasyonu güçlendirildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Cinsel organlara yerleşen parazit yeni ülkelere yayılabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/cinsel-organlara-yerlesen-parazit-yeni-ulkelere-yayilabilir-7473/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/cinsel-organlara-yerlesen-parazit-yeni-ulkelere-yayilabilir-7473/</id>
<published><![CDATA[2026-02-07T06:59:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-07T06:59:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B8427B-7BDCD2-16C8AA-269982-AFD3EC-72E479.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları bugüne kadar çok da ciddiye alınmayan şiştozomiyaz hastalığına yol açan parazitlerin kontrolden çıkabileceği uyarısında bulundu.</p><p></p><p>Her yıl dünya çapında 250 milyon kişi bu hastalık için tedavi görüyor.</p><p></p><p>Bunların büyük çoğunluğu, bu paraziti taşıyan salyangozların yaşadığı Afrika'da.</p><p></p><p>Ancak hastalık kıta dışında da bulaşıyor: Çin, Venezuela ve Endonezya'nın da aralarında bulunduğu 78 ülkede şiştozomiyaz bulaşımı tespit edildi.</p><p></p><p>Türkiye'de ise bugüne kadar sadece yurtdışından dönen kişilerde bu parazit tespit edilmişti.</p><p></p><p>Fakat bu durum değişebilir.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şiştozomiyaza yol açan parazitin evrim geçirerek yeni bölgelerde hayatta kalmaya adapte olduğunu açıkladı.</p><p></p><p>Örgüt bu açıklamayı Dünya Göz Ardı Edilen Tropik Hastalıklar Günü'nde yaptı.</p><p></p><p>Bu gün, bir milyar kişiyi etkilemesine rağmen yeterince önem verilmediği düşünülen virüs, bakteri, parazit ve mantar kaynaklı hastalıklara dikkat çekmek için kullanılıyor.</p><p></p><p><b>Şistozomiyaz nedir?</b></p><p></p><p>Bu hastalık, salyangozların vücudundan salınan parazit larvalarının bulunduğu sulara giren insan ve hayvanlarda görülüyor.</p><p></p><p>Bu larvalar deriyi sindirip altına girmelerini sağlayacak enzimler salgılıyor ve bedene girdikten sonra da kan damalarında yaşamaya başlıyor.</p><p></p><p>Dişileri yumurtladığın bu yumurtalar bazen dışkı ve idrarla vücuttan atılırken bazen de atılamıyor.</p><p></p><p>Bunun üzerine bağışıklık sistemi bu yumurtalara saldırmaya başlıyor ve bu sırada yumurtaların etrafındaki doku da hasar görüyor.</p><p></p><p>Bu durum organ yetmezliğine yol açabiliyor.</p><p></p><p>Yumurtalar bazen de cinsel organlarda birikebiliyor. Bu hastalığa üriner şistozomiyaz deniyor ve ağrıların yanı sıra kanser ve hatta ciddi vakalarda ölüme de yol açabiliyor.</p><p></p><p>Şistozomiyaz parazit ilaçlarıyla iyileştirilebiliyor. WHO çocuklar, tarım işçileri ve balıkçılar gibi risk altındaki grupların bu ilacı birkaç yıl boyunca düzenli olarak kullanmasını tavsiye ediyor.</p><p></p><p>Fakat Malavi'deki Liverpool Wellcome Klinik Araştırma Programı'ndan Prof. Janelisa Musaya, evrim geçiren parazitlerin mevcut tedavilere karşı bağışıklık geçirme ihtimali olduğunu söylüyor.</p><p></p><p><b>Buzdağının görünen kısmı</b></p><p></p><p>Peki yeni inatçı salgınlara ne yol açıyor?</p><p></p><p>Araştırmacılar bu parazitin insanlardaki ve hayvanlardaki versiyonlarının yeni bir melez oluşturduğunu tespit etti.</p><p></p><p>Bu melezler hem insanları hem hayvanları etkileyebildiğin için bulaşmasını kontrol altına almak daha zor.</p><p></p><p>Prof. Musaya yeni araştırmalarında, insan ve hayvanlardan alınan örneklerde test edilen parazitlerin %7'sinin melez çıktığını ve testlerin az sayıda bölgede yapılması nedeniyle bu oranın "buzdağının görünen kısmı" olabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Musaya, melez parazitlerin gelecekte insan paraziti ve hayvan paraziti olarak ayrılan iki türü ortadan kaldırabileceğini de ekliyor.</p><p></p><p>Doktorlar bu melez türe ev sahipliği yapan hastaları nasıl iyileştireceklerini henüz çözmüş değil.</p><p></p><p>Musaya bu yüzden "Siyasetçilere bir uyanma çağrısı gönderiyoruz. Bu sorun hızla büyümeden bir şeyler yapmalılar" diyor.</p><p></p><p><b>Cinsel organlardaki vakalar testlerde çıkmayabiliyor</b></p><p></p><p>Yeni araştırma, bu melezlerin insanların cinsel organlarını etkilemesine rağmen tespit edilmesinin zor olduğunu da ortaya koyuyor.</p><p></p><p>Bunun nedeni ise melezlerin yumurtalarının mikroskop altında tipik parazit yumurtalarına benzememesi.</p><p></p><p>Sağlık çalışanları bu parazitin belirtilerini cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileriyle de karıştırabiliyor.</p><p></p><p>Üriner şistozomiyaz tedavi edilmediği durumda genital lejyonlara ve kısırlığa yol açabiliyor, HIV bulaşma riskini de artırıyor.</p><p></p><p><b>Avrupa'nın güneyinde salgınlar</b></p><p></p><p>Bilim insanları melezlerin dünyaya yayılma yeteneğinin arttığı görüşünde.</p><p></p><p>İklim değişimi ve artan seyahatle birlikte melez parazitleri kontrol etmek zorlaşıyor.</p><p></p><p>Son yıllarda Avrupa'nın güneyinde melezlerin yol açtığı salgınlara rastlandı.</p><p></p><p>WHO'nun şistozomiyaz kontrol programının başında bulunan Dr. Amadou Garba Djirmay, bunun "küresel bir endişe kaynağına dönüştüğünü" söylüyor.</p><p></p><p>Kapsamlı parazitle mücadele programları sayesinde şistozomiyaz vakaları 2006'dan 2024'e kadar %60 oranında azaldı.</p><p></p><p>Fakat WHO'ya göre 2018'le 2023 arasında göz ardı edilen tropik hastalıklarla mücadele için yapılan yardımlar %41 oranında azaldı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Uzmanlar fazla protein tüketiminin 4 zararını sıraladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/uzmanlar-fazla-protein-tuketiminin-4-zararini-siraladi-9646/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/uzmanlar-fazla-protein-tuketiminin-4-zararini-siraladi-9646/</id>
<published><![CDATA[2026-01-25T05:56:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-25T05:56:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1C0BF7-F42419-BEDF6E-C048C8-92F6E7-66CBFE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ve federal yetkililer tarafından yayımlanan yeni beslenme kılavuzlarında, Amerikalıların beslenmesinde hem hayvansal hem de bitkisel proteinlere yeniden ağırlık veriliyor.</p><p></p><p>Ancak bazı uzmanlar ne kadarın fazla olduğu hakkında fikir ayrılığına düşse de çok fazla protein tüketmek sağlığa zararlı olabilir.</p><p></p><p>Mayo Clinic'e göre halihazırda kişinin vücut ağırlığının 1 kilogramı başına 0,8 gram protein alması öneriliyor. Ve çoğu Amerikalı, günlük alması gerekenden yaklaşık yüzde 20 daha fazla protein tüketiyor.</p><p></p><p>Houston Methodist'ten kayıtlı diyetisyen Knubian Gatlin, "Vücut ağırlığının her 1 pound'ı (yaklaşık 0,45 kilogram) için 1 gram proteine ihtiyaç duyduğunu söyleyen biri bunu uygulayınca fazla protein tüketmenin kabızlık, şişkinlik ve mide ağrısı gibi bazı yaygın yan etkilerini yaşamaya başlıyor" diyor.</p><p></p><p>Aktif yetişkinler ve sporcular bile bu kadar fazla proteine nadiren ihtiyaç duyar.</p><p></p><p>Sporcular gibi fiziksel açıdan daha aktif kişilerin kasların onarımına katkı sağlamak için biraz daha fazla protein tüketmesi sorun oluşturmayabilir. Mayo Clinic'e göre bu, kilogram başına 1,1-1,5 gram protein anlamına geliyor.</p><p></p><p>Peki fazla protein tüketimi ne gibi sorunlara yol açabilir?</p><p></p><p>Sindirim sistemi rahatsızlıkları</p><p></p><p>Ne yazık ki, fazla protein tüketimi bazı rahatsız edici sindirim sorunlarını beraberinde getirebilir.</p><p></p><p>Vücudun et ve diğer protein kaynaklarını parçalamak için daha fazla çalışması gerekiyor.</p><p></p><p>Bu da Gatlin'in sıraladığı semptomların yanı sıra ishale de neden olabilir.</p><p></p><p><b>Ağız kokusu</b></p><p></p><p>Cleveland Clinic'e göre çok fazla protein tüketmek "keto nefesi"ne yol açabilir.</p><p></p><p>Ketozis diye de bilinen bu metabolik durum, vücudun enerji için glikoz yerine yağ yakmaya başlamasıyla ortaya çıkıyor.</p><p></p><p>Bu süreçte üretilen aseton nedeniyle kişinin nefesi meyve veya oje gibi kokabilir.</p><p></p><p><b>Kalp rahatsızlığı</b></p><p></p><p>Kırmızı et ve doymuş yağ oranı yüksek diğer yiyecekleri giderek daha fazla tüketiyorsanız, beslenme düzenindeki protein miktarının fazla olması kalp-damar sağlığınızı olumsuz etkileyebilir.</p><p></p><p>Doymuş yağın fazla tüketilmesi, atardamarlarda kötü kolesterol birikmesine yol açarak kalp hastalığı veya felç riskini artırabilir.</p><p></p><p><b>Köpüklü idrar</b></p><p></p><p>Çok fazla protein yemek, idrarın bira köpüğü gibi görünmesine yol açabilir.</p><p></p><p>Köpüklü veya kabarcıklı idrar, böbrek hasarının bir belirtisi olabilir.</p><p></p><p>Northwestern Medicine'da böbrek hastalıkları uzmanı olan nefrolog Dr. Cybele Ghossein, "Böbreklerinizin proteini süzmesi ancak vücudunuzda tutması gerekiyor" diye açıklıyor.</p><p></p><p>Böbrekleriniz proteini idrara salıyorsa, düzgün çalışmıyor demektir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bayer Tüketici Sağlığı'nda üst düzey atama</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bayer-tuketici-sagliginda-ust-duzey-atama-6072/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bayer-tuketici-sagliginda-ust-duzey-atama-6072/</id>
<published><![CDATA[2026-01-12T10:32:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-12T10:32:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_129B94-0F4CA3-08B6A2-4DCCA1-F1B2A6-0E5712.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bayer Tüketici Sağlığı Türkiye Ülke Müdürü olarak görev yapan Dr. Onur Yaprak, Bayer Tüketici Sağlığı Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Ülke Grubu Başkanı olarak atandı. Dr. Yaprak yeni görevinde Türkiye’nin yanı sıra; Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan, Belarus, Azerbaycan, Kırgızistan, Moğolistan, Ermenistan, Tacikistan ve Türkmenistan’a liderlik edecek.</p><p>Dr. Onur Yaprak, 200 milyonu aşkın tüketiciye ulaşan bu bölgenin yönetim stratejilerine yön vererek, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika’da 20 yılı aşkın sürede kazandığı küresel deneyimini geniş bir coğrafyaya taşıyacak. Sorumluluk alanındaki tüm ülkelerin büyüme hedeflerine ulaşmasına liderlik edecek olan Dr. Yaprak, yerel dinamikleri uluslararası yaklaşımlarla harmanlayarak sürdürülebilir ve kapsayıcı stratejilerle Bayer Tüketici Sağlığı’nın küresel büyümesine katkı sağlamaya devam edecek.</p><p>Marmara Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunu olan Dr. Onur Yaprak’ın Clemson Üniversitesi’nde İşletme yüksek lisansı ve Yeditepe Üniversitesi’nde Pazarlama Yönetimi alanında doktorası bulunuyor. İstanbul merkezli çalışacak olan Dr. Onur Yaprak evli ve 2 çocuk babasıdır.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim, su güvenliği notunu A'ya yükseltti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdi-ibrahim-su-guvenligi-notunu-aya-yukseltti-6203/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdi-ibrahim-su-guvenligi-notunu-aya-yukseltti-6203/</id>
<published><![CDATA[2026-01-09T09:10:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-09T09:10:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9766A5-3F4932-B5D83F-CCD0C8-AC5932-EFCAAC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hayatı ve geleceği iyileştirmek misyonuyla faaliyet gösteren Abdi İbrahim, çevresel sorumluluk anlayışını karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiriyor. HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda şirket, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefleyen dönüşüm yolculuğunu başarıyla sürdürüyor. Bu kapsamda belirlediği sera gazı emisyon azaltımı ve 2050’de net sıfır emisyona ulaşma hedefi için Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi)’nden de onay aldı. Bu yaklaşım, 2025 Karbon Saydamlık Projesi (CDP) sonuçlarına da yansıdı. Abdi İbrahim, İklim Değişikliği Programı’nda üçüncü kez A Listesi’nde yer alırken, Su Güvenliği Programı’ndaki notunu A-’den A’ya yükselterek sürdürülebilirlik alanındaki istikrarlı ilerlemesini uluslararası ölçekte bir kez daha teyit etti. Abdi İbrahim, Türk ilaç sektöründe bu başarıyı elde eden ilk ve tek şirket olma konumunu sürdürüyor.</p><p></p><p>“Topluma ve içinde yaşadığımız dünyaya ‘iyi’ bir iz bırakmak önceliğimiz”</p><p></p><p>Abdi İbrahim’in Karbon Saydamlık Projesi’ndeki başarısı hakkında değerlendirmede bulunan İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül: “Türk ilaç sektörünün 24 yıldır kesintisiz lideri olarak, ekonomik faaliyetlerimizi sürdürürken topluma ve içinde yaşadığımız dünyaya ‘iyi’ bir iz bırakmayı her zaman önceliğimiz olarak gördük. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından daha iyi bir dünya için ortaya konan küresel hedeflere katkı sunmayı, kurumsal bir sorumluluk olarak benimsiyoruz. Sürdürülebilirlik stratejimiz kapsamında istikrarlı bir şekilde attığımız adımların bugün karşılık bulmasını görmek, gelecekte atacağımız adımlar için önemli bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Tam 114 yıldır ilaç endüstrisinde pek çok alanda ilklere imza atmış bir şirket olarak, sürdürülebilirlik yaklaşımımızla da sektörümüze öncülük etmekten gurur duyuyoruz.” dedi.</p><p></p><p>İklim risklerine karşı bütüncül yaklaşım</p><p></p><p>İklim risklerinin ve doğal kaynaklara erişimin giderek daha kritik hale geldiğine dikkat çeken Dr. M. Oğuzcan Bülbül, sözlerine şöyle devam etti: “2034 ve 2050 sera gazı emisyon azaltımı ve 2050’de net sıfır emisyona ulaşma hedeflerimizi Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi)’ne onaylattık. Hedeflerimiz doğrultusunda; enerji verimliliğinden üretim süreçlerine, kaynak kullanımından tedarik zincirine kadar uzanan kapsamlı bir dönüşümü yönetiyoruz. Bu dönüşümü yalnızca operasyonel iyileştirmelerle sınırlamıyor; risk yönetimi, yönetişim ve şeffaf raporlama ile desteklenen bütüncül bir çerçevede ilerletiyoruz. Bağımsız uluslararası otoriteler tarafından yapılan değerlendirmelerde elde edilen bu sonuçlar, attığımız adımların doğruluğunu görmek açısından bizim için son derece anlamlı ve gurur verici.”&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyagöz Hastaneler Grubu'nda üst düzey atama</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyagoz-hastaneler-grubunda-ust-duzey-atama-5852/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyagoz-hastaneler-grubunda-ust-duzey-atama-5852/</id>
<published><![CDATA[2025-11-11T10:46:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-11T10:46:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4504E7-50AE59-287E34-3F0262-4B812D-3E2E56.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Göz sağlığının tüm branşlarında sunduğu yüzlerce farklı tedavi yöntemi ve en ileri teknolojilerle 30 yıldır hizmet veren Dünyagöz Hastaneler Grubu, Ağustos 2025 itibarıyla CEO görevine Güçlü Batkın’ın atanmasıyla birlikte, pazarlama ve iletişim faaliyetlerinde de yönetim kadrosunda yeni bir dönemin temellerini atmaya devam ediyor.</p><p></p><p>Yeni görevine 3 Kasım 2025 tarihi itibarıyla başlayan Ezgi Yılmazer, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü'nde, yüksek lisans eğitimini ise Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kurumsal İletişim Anabilim Dalı’nda tamamladı. Profesyonel kariyerine TRT, NTV ve Kanal B gibi televizyon kanallarında çeşitli görevlerde başlayan Yılmazer, daha sonra aile girişimi olan Mazlumlar Muhallebicisi markasında Kurucu Ortak olarak yer aldı. Girişimcilik deneyiminin ardından pazarlama alanındaki kariyerine dönen Yılmazer, ACT Reklam Ajansı’nda Marka ve İletişim Stratejisti olarak görev yaptı.</p><p></p><p>Kariyerinde sağlık sektöründe profesyonelleşen Yılmazer, Özel Anadolu Hastanesi’nde “Hastane İşletme Direktörü” olarak görev aldıktan sonra, Acıbadem Sağlık Grubu genel merkezinde “Ürün ve Pazarlama İletişimi Süpervizörü” pozisyonunda çalıştı. Ardından Medtronic firmasında Özel Hastaneler bazında “Sağlık Çözümleri Kıdemli Danışmanı” ve Novo Nordisk ilaç firmasında “Stratejik İş Geliştirme Müdürü” olarak kariyerine devam etti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hamileyken ağrı kesici almak otizme yol açıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hamileyken-agri-kesici-almak-otizme-yol-aciyor-7054/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hamileyken-agri-kesici-almak-otizme-yol-aciyor-7054/</id>
<published><![CDATA[2025-09-24T06:26:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-09-24T06:26:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_727C42-9A1DE1-7FE7E7-B1AEDD-3ECB0E-64DA2C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BMC Environmental Health dergisinde yayımlanan çalışmada, 46 farklı araştırmanın sonuçları incelendi. Elde edilen veriler, hamilelikte parasetamol kullanımının çocuklarda nörogelişimsel bozukluklara (NDD) yol açabileceğine dair güçlü kanıtlar ortaya koydu.</p><p>Otizm ve DEHB riski öne çıkıyor</p><p>Araştırmada, özellikle uzun süreli parasetamol kullanımında otizm spektrum bozukluğu ve DEHB riskinin arttığı belirtildi. Uzmanlar, hamilelikte ateş ve ağrı tedavisinin önemine vurgu yaparken, ilacın “en düşük etkili doz” ve “en kısa süre” kuralıyla, mutlaka hekim gözetiminde kullanılmasını tavsiye ediyor.</p><p>FDA’dan doktorlara uyarı</p><p>Eylül ayında ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), klinisyenlere yönelik bir mektup yayımlayarak hamilelikte parasetamol kullanımında dikkatli olunmasını istedi. FDA, ilacın ateş ve ağrıyı kontrol etmedeki önemini kabul ederken, uzun süreli kullanımın fetüs üzerinde risk oluşturabileceğini bildirdi.</p><p>Uzmanlardan ‘dikkatli kullanım’ çağrısı</p><p>Çalışmanın kıdemli yazarı Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Fakültesi Dekanı Andrea Baccarelli, sonuçların kesin bir nedensellik kanıtlamadığını ancak önemli bir ilişkiyi ortaya koyduğunu söyledi. Baccarelli, “Özellikle 4 hafta ve üzeri kullanımda risk artıyor. Bu nedenle dikkatli kullanım şart” dedi.</p><p>Gelecek araştırmalar bekleniyor</p><p>Bilim insanları, mevcut bulguların ihtiyatlı olunması gerektiğini gösterdiğini ancak daha kapsamlı araştırmalarla neden-sonuç ilişkisinin netleştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çalışma; Mount Sinai Tıp Fakültesi, UCLA, Massachusetts Lowell Üniversitesi ve Harvard işbirliğiyle yürütüldü.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Aspirinin hiç beklenmeyen bir faydası daha keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/aspirinin-hic-beklenmeyen-bir-faydasi-daha-kesfedildi-2190/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/aspirinin-hic-beklenmeyen-bir-faydasi-daha-kesfedildi-2190/</id>
<published><![CDATA[2025-09-19T06:45:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-09-19T06:45:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0245D9-630DF2-3EDBA8-AE57F7-35F73F-C78D78.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çığır açıcı yeni bir klinik araştırma, yaygın bir ateş düşürücü ilaç olan aspirini düşük dozda almanın, tümör ameliyatı sonrası bağırsak kanserinin nüksetme riskini yarı yarıya azalttığını ortaya koydu.</p><p></p><p>Her yıl dünya çapında 2 milyondan fazla kişiye kalınbağırsak kanseri teşhisi konuyor ve bu hastaların yaklaşık yüzde 40'ı, tümör hücrelerinin bağırsaktan vücudun diğer bölgelerine yayılma riskiyle karşı karşıya kalıyor ve bu da tedaviyi zorlaştırıyor.</p><p></p><p>Önceki çalışmalar, özellikle vücudun PIK3 molekülü sinyal yoluyla bağlantılı mutasyonları olan kalınbağırsak kanseri hastalarında, aspirinin ameliyat sonrası nüksetme riskini azaltabileceğine işaret ediyordu.</p><p></p><p>Bilim insanları, bu yolağın hücre büyümesi ve bölünmesi gibi süreçlerde kritik rol oynadığını ve bozulduğunda kontrolsüz hücre çoğalmasına ve kanser gelişimine yol açabileceğini belirtiyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar yeni klinik çalışmada İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya'daki 33 hastanedeki kolon ve rektum kanseri 3 bin 500 hasta üzerinde aspirinin etkilerini inceledi.</p><p></p><p>Hastaların yaklaşık yüzde 40'ı (tümörlerinde PIK3 sinyal yolağında mutasyon görülenler), ameliyattan sonra üç yıl boyunca günde 160 mg aspirin veya sahte plasebo ilacı aldı.</p><p></p><p>New England Journal of Medicine'da yayımlanan araştırmaya göre, PIK3 genetik mutasyonu olan ve aspirin alan hastalarda bağırsak kanseri nüksetme riski, plasebo grubuna kıyasla yüzde 55 oranında azaldı.</p><p></p><p>Bilim insanları, "Aspirin, PIK3CA etkin mutasyon bölgesi olan hastalarda kalınbağırsak kanserinin nüksetme oranını, plaseboya kıyasla kayda değer derecede azalttı" diye yazıyor.</p><p></p><p>İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden çalışmanın başyazarı Anna Martling şöyle diyor:&nbsp;</p><p></p><p>Aspirin burada tamamen yeni bir bağlamda, kişiye özel tıbbi tedavi olarak test ediliyor. Bu, genetik bilgileri kullanarak tedaviyi kişiselleştirirken aynı zamanda hem kaynakları hem de acıyı azaltabileceğimizin açık bir örneği.</p><p></p><p>Araştırmacılar, aspirinin hastalarda iltihabı azaltıp trombosit fonksiyonunu ve tümör büyümesini engelleyerek bir dizi etki yarattığını düşünüyor.</p><p></p><p>Dr. Martling, "Moleküler bağlantıların hepsini henüz tam anlamasak da bulgular, biyolojik mantığı güçlü bir şekilde destekliyor ve tedavinin genetik olarak tanımlanmış alt gruplardaki hastalarda özellikle etkili olabileceğini gösteriyor" diyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, bulguların küresel önem taşımasını ve dünya çapında bağırsak kanseri tedavi yönergelerini etkilemesini umuyor.</p><p></p><p>Dr. Martling, "Aspirin, dünya çapında kolayca bulunabilen ve birçok modern kanser ilacına kıyasla son derece ucuz bir ilaç, bu da çok olumlu bir durum" ifadelerini kullanıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zayıflama ilaçlarında çığır açan adım</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/zayiflama-ilaclarinda-cigir-acan-adim-6697/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/zayiflama-ilaclarinda-cigir-acan-adim-6697/</id>
<published><![CDATA[2025-07-27T06:27:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-27T06:27:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_134B84-5356F6-A3C18E-421F75-88E665-70ED96.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Milyonlarca Amerikalı, kilo vermek için Ozempic ve diğer GLP-1 sınıfı ilaçları kullanıyor. Bu ilaçlar büyük ölçüde etkili olsa da enjeksiyonlar rahatsız edici gastrointestinal yan etkilere yol açabiliyor.</p><p></p><p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ndeki bilim insanlarına göre, bu semptomlar ve benzerleri son yıllarda hastaları acil servislere düşürdü ve 2022'den 2023'e kadar böyle 25 bin ziyaret gerçekleşti.</p><p></p><p>Araştırmacılar, yeni deneysel rakibin bu sorunları büyük ölçüde ortadan kaldırdığını ancak iştahı nasıl bastırdığının hâlâ araştırıldığını söylüyor.</p><p></p><p>Kentucky Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden Yardımcı Doçent Caroline Geisler, bu hafta Gizmodo'ya, "Bu makale, periferide daha küçük bir oktadekanöropeptid versiyonunun, yan etkiler olmadan vücut ağırlığını ve metabolik kontrolü iyileştirmede hâlâ etkili olduğunu ilk kez gösteriyor" diye konuştu.</p><p></p><p>Genellikle ODN diye adlandırılan oktadekanöropeptid, sinir sistemini destekleyen glia adı verilen beyin hücreleri tarafından üretilen bir protein. Araştırmacılar, TDP adlı ilacı ODN'yi kullanarak geliştirdi.</p><p></p><p>Geisler, "Artık glia hücrelerinin vücudun durumunu algılama ve iletmede büyük rol oynadığını biliyoruz. Glial sinyal molekülünü hedefleyerek beyindeki birçok enerji düzenleyici yolu harekete geçirebileceğimizi ve mide bulantısı ve kusma gibi yan etkileri önleyebileceğimizi umuyoruz" dedi .</p><p></p><p>Araştırmacılar, farelerin beyin sapı ve beyinciği kapsayan arka beynine ODN enjekte etti. Beyincik, hareketleri ve dil ve dikkat süresi gibi diğer bilişsel süreçleri kontrol eden beyin bölümü.</p><p></p><p>Fareler ODN'yle tedavi edildikten sonra kilo verdi ve kan şekerini kontrol etme yetenekleri gelişti. Araştırmacılar ODN'yi bloke ettiklerindeyse hayvanlar, popüler GLP-1 ilaçlarıyla tedaviye daha zayıf tepki verdi.</p><p></p><p>Ayrıca farelere, sıçanlara ve sivri farelere TDN verdiler. İlaç, kan şekeri kontrolünü de iyileştirerek sıçanlarda bir haftadan uzun süre boyunca mide bulantısı veya kusma olmadan kilo kaybı sağladı. Sivri fareler de kusmadı ve ilacın hayvanların hareketleri, vücut sıcaklıkları ve kalp atış hızları üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı görüldü.</p><p></p><p>Ancak Science Translational Medicine adlı akademik dergide yayımlanan sonuçlar sadece kavramsal bir kanıt niteliğinde.</p><p></p><p>Çalışmanın yazarları, ilaçları bir sonraki aşamada insanlarda test etmeyi umuyor.</p><p></p><p>Geisler, "İki yıl içinde klinik denemelere başlamayı hedeflediğimiz iyimser bir takvimimiz var" dedi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kırmızı etin beslenmedeki stratejik önemi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kirmizi-etin-beslenmedeki-stratejik-onemi-580/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kirmizi-etin-beslenmedeki-stratejik-onemi-580/</id>
<published><![CDATA[2025-07-25T09:13:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-25T09:13:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_84A852-EC1141-AABDB3-FFCE1B-8A3279-9B760D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Et ve et ürünleri sektörünün öncü markası DANET, kırmızı etin biyolojik değeri yüksek içeriğiyle sadece sofraların değil, bilinçli beslenme yaklaşımının da temel bileşeni olduğunu vurguluyor. 1975 yılından bu yana et üretiminde kalite, güven ve sürdürülebilirliği odağına alan DANET, kırmızı etin toplumda dengeli tüketilmesinin önemine dikkat çekiyor.&nbsp;</p><p>Dr. Muhsin Öztürk: “Et yemeyen toplumlar gelişemiyor”&nbsp;</p><p>İstanbul Esenyurt Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Muhsin Öztürk, “Kırmızı et yalnızca bir gıda değil, ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirleyen stratejik bir kaynaktır. Et tüketimi ile ekonomik kalkınma arasında doğrudan bir bağ vardır. Etin içeriğindeki yüksek biyoyararlı protein, demir ve B12 gibi bileşenler, fiziksel gelişimin yanı sıra mental performans ve üretkenliği de destekler” ifadeleriyle etin beslenmedeki yerine dikkat çekiyor.&nbsp;</p><p>Kırmızı Et: Doğal, Güvenilir ve Vazgeçilmez&nbsp;</p><p>DANET Veteriner Hekim ve Gıda Mühendisleri; doğru hayvan seçimi, hijyenik üretim ve izlenebilirlik esaslı süreçlerin, etin değeri kadar güvenliğini de belirlediğini vurguluyor. Türkiye’nin en kaliteli büyükbaş hayvanlarının kullanıldığı DANET ürünleri, Afyonkarahisar’daki 10.000 m²’lik helal sertifikalı tesislerde en yüksek hijyen standartlarında işleniyor.&nbsp;</p><p>Yetersiz Tüketim, Görünmeyen Risk&nbsp;</p><p>Dünya ortalamasında kişi başı et tüketimi yılda 34,1 kg iken, Türkiye’de ise bu oran işlenmiş kırmızı et tüketim miktarından arındırıldığında 25–30 grama kadar düşebiliyor. Bu seviyeler, özellikle çocuklar, gençler ve doğurganlık çağındaki kadınlar için beslenme dengesizliklerine yol açabiliyor. Öztürk’e göre; “Gelişmiş ülkeler, kişi başına düşen et tüketimini bir refah göstergesi olarak paylaşmaktan çekinmez. Çünkü kırmızı etin dengeli tüketimi; kas gelişimi, bağışıklık, mental direnç ve zindelik açısından büyük rol oynar” dedi.&nbsp;&nbsp;</p><p>DANET’ten Üç Temel Tavsiye&nbsp;</p><p>1. Kaliteli Kaynak: Veteriner kontrolünde yetiştirilen, doğal şartlarda beslenen, izlenebilirlik sistemiyle denetlenen hayvanlardan elde edilen ürünler tercih edilmelidir.&nbsp;</p><p>2. Porsiyon Kontrolü: Günlük 100–150 gram pişmiş kırmızı et tüketimi yeterlidir.&nbsp;</p><p>3. Doğru Pişirme: Izgara, fırın ya da haşlama yöntemleri önerilir.&nbsp;</p><p>Kurulduğu günden bu yana Türkiye’nin geleneksel lezzetlerini geleceğe taşıyan DANET, Afyon Sucuğu ve Pastırması gibi coğrafi işaretli tescilli ürünleriyle bu mirası sürdürerek değer üretmeye devam ediyor.&nbsp;</p><p>DANET’in geniş ürün yelpazesinde sucuk, pastırma, kavurma, sosis, salam, jambon ve füme ürünlerin yanı sıra piliç ve hindi şarküteri alternatifleri de yer alıyor. Tüm bu lezzetlere danetonline.com.tr ve yaygın satış noktalarından ulaşılabiliyor.</p><p>#DANET #KırmızıEt #NedenEtYemeliyiz #B12 #ProteinKaynağı #KasDostuBeslenme #EtinGücü</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Alzheimeri orta yaşta saptayan kan testi geliştirildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/alzheimeri-orta-yasta-saptayan-kan-testi-gelistirildi-9539/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/alzheimeri-orta-yasta-saptayan-kan-testi-gelistirildi-9539/</id>
<published><![CDATA[2025-07-16T06:40:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-16T06:40:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7261C4-45AAD3-06D150-065CB1-B00CDA-AC1224.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Alzheimer hastalığının belirtilerinin, orta yaş gibi erken bir dönemde kanda tespit edilebileceğini gösteren bir çalışma, hafıza sorunları ortaya çıkmadan çok önce yapılacak rutin testlerin, risk altındaki kişileri belirlemede yardımcı olabileceğine dair umutları artırdı.</p><p></p><p>Uzun vadeli "Genç Finlilerde Kardiyovasküler Risk" çalışması kapsamında yapılan büyük bir Finlandiya projesi, 41 ila 56 yaşındaki yetişkinlerde beyinle ilgili biyobelirteçlerin yüksek seviyede olduğunu tespit etti. Bu durum, Alzheimer'la bağlantılı biyolojik değişimlerin genellikle semptomlar görülmeden onlarca yıl önce başladığına işaret ediyor.</p><p></p><p>Ebeveynlerin ve özellikle annelerin biyobelirteç düzeylerinin, çocuklarda da benzer örüntülerle ilişkili olabileceğinin aktarıldığı çalışmada, potansiyel bir kalıtsal bileşenin altı çiziliyor.</p><p></p><p>Çalışmaya toplam 2 bin 51 kişi katıldı: 1237'si 41 ila 56 yaşındaki orta yaşlı yetişkinler, 814'ü ise 59 ila 90 yaşındaki ebeveynleriydi. Turku Üniversitesi'nden araştırmacıların yürüttüğü çalışma The Lancet'ın Healthy Longevity adlı hakemli dergisinde yayımlandı.</p><p></p><p>Turku Üniversitesi Uygulamalı ve Önleyici Kardiyovasküler Tıp Araştırma Merkezi'nden kıdemli araştırmacı Suvi Rovio, "Halihazırda klinik uygulamada, Alzheimer'la ilişkili beta-amiloid patolojisini tespit etmek için görüntüleme çalışmaları veya beyin omurilik sıvısı örneği gerekiyor" diyor.</p><p></p><p>Ancak yakın zamanda geliştirilen ultra hassas ölçüm teknolojileri artık Alzheimer hastalığıyla ilişkili beyin biyobelirteçlerinin, kan örneklerinden tespit edilmesine olanak sağlıyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar ileri yaş ve böbrek hastalığı gibi bazı faktörlerin, bilişsel gerileme başlamadan önce bile daha yüksek biyobelirteç seviyeleriyle bağlantılı olduğunu saptadı.</p><p></p><p>Ayrıca Alzheimer'ın bilinen bir genetik risk faktörü olan APOE ε4 geninin, yaşlı bireylerde daha yüksek biyobelirteç seviyeleriyle ilişkili olduğunu ancak görünüşe göre 60 yaşın altındakilerde seviyeleri henüz etkilemediğini tespit ettiler.</p><p></p><p>Ancak araştırmacılar, kan testlerinin henüz teşhis için uygun olmadığı uyarısında bulunuyor.</p><p></p><p>Rovio, "Gelecekte Alzheimer hastalığı teşhisinde kan bazlı biyobelirteçlerin güvenilir bir şekilde kullanılabilmesi için, referans değerlerin standartlaştırılması amacıyla farklı popülasyonlar ve yaş grupları arasında daha fazla araştırma yapılması gerekiyor" diyor.</p><p></p><p>Projede yer alan bir diğer kıdemli araştırmacı Marja Heiskanen bulguların, orta yaştan itibaren beyin sağlığına ilişkin yeni bilgiler sunduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Heiskanen "Şimdiye kadar Alzheimer hastalığıyla ilişkili beyin biyobelirteçleri çoğunlukla yaşlı bireylerde incelenmişti. Çalışmamız, orta yaştan itibaren biyobelirteç seviyeleri ve ilişkili faktörler hakkında yeni bilgiler sağlıyor" ifadelerini kullanıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kardiyologdan sağlıklı bir kalp için kahvaltı tavsiyesi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kardiyologdan-saglikli-bir-kalp-icin-kahvalti-tavsiyesi-5137/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kardiyologdan-saglikli-bir-kalp-icin-kahvalti-tavsiyesi-5137/</id>
<published><![CDATA[2025-06-07T08:08:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-06-07T08:08:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A3A094-920CAD-EBDF79-C83D98-D4009B-0F3EFB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Günün en önemli öğünü olduğu sık sık söylenen kahvaltı, sonraki saatler için gereken enerjiyi sağlar. Ancak muffin, donut, pastırma ve işlenmiş mısır gevreği gibi popüler seçenekler genellikle yüksek kolesterol ve şeker içerdiğinden sağlıklı bir başlangıç için ideal değil.</p><p></p><p>Birçok kardiyolog ve sağlık uzmanı bunu göz önünde bulundurarak güne başlarken lif ve vitamin açısından zengin, besin değeri yüksek bir kahvaltı tercih etmeyi öneriyor.</p><p></p><p>Kolorado'nun Denver kentinde görev yapan kardiyolog Dr. Andrew Freeman, Today'e yaptığı açıklamada, "Benim vazgeçilmezim yulaf ezmesi" dedi.</p><p></p><p>Genel anlamda en iyi seçenek olarak yulaf ezmesini öneriyorum.</p><p></p><p>Freeman'a göre kaloriyi düşük tutmak için süt veya tereyağı yerine suyla hazırlanan bir fincan yulaf ezmesi en iyi seçenek. Sağlık açısından çeşitli faydalar sunan ve lif açısından zengin olan kırmızı orman meyveleri, keten tohumu ve ceviz eklemeyi tavsiye ediyor.</p><p></p><p>Öte yandan daha fazla işlenmiş ve genellikle ilave şeker ve yapay katkı maddeleri içeren hazır yulaf ezmesinden kaçınmak en iyisi olacaktır.</p><p></p><p>Yulaf ezmesi mineral ve vitamin açısından zengin bir gıda. ABD Tarım Bakanlığı'na göre bir fincan pişmiş yulaf ezmesi yaklaşık 1,8 miligram B1 vitamini içeriyor. Tiyamin diye de bilinen bu vitamin, enerji üretimi ve sinirsel fonksiyonlar açısından önem taşıyor.</p><p></p><p>Bu miktardaki yulaf ezmesi ayrıca yaklaşık 4 gram diyet lifi içerirken toplam şekeri 1 gramdan az.</p><p></p><p>Amerikan Kalp Derneği, sağlıklı kolesterol seviyelerini korumaya ve kan şekeri seviyelerini düşürmeye katkı sağlayan bir diyet lifi olan beta-glukan içermesi nedeniyle yulaf ezmesinin öne çıktığını belirtiyor.</p><p></p><p>Mayo Clinic'e göre, beta-glukan kalp hastalığı ve diyabet riskini azaltmanın yanı sıra sağlıklı bağırsak bakterilerini ve bağırsak sağlığını da destekliyor.</p><p></p><p>Peki yulaf ezmesi vücudumuzun işleyişini nasıl etkiliyor? EatingWell'e göre kahvaltıda yulaf ezmesi yemek açlık hissini azaltarak gün boyu daha tok hissetmeyi sağlayabilir.</p><p></p><p>Ocakta yayın kuruluşuna konuşan kayıtlı diyetisyen Maggie Michalczyk "Kahvaltıda yulaf yemek veya farklı yiyeceklerin içine katarak öğün ve atıştırmalık olarak tüketmek, öğünün daha uzun süre doyurucu olmasını ve daha uzun süre tok hissetmeyi sağlamak için harika bir yol" demişti.</p><p></p><p>Michalczyk ayrıca beta-glukanın "bağırsaklarda jel benzeri bir kıvam yarattığını ve sindirim sistemindeki harekete ve vücudu düzende tutmaya katkı sağladığını" belirtmişti.</p><p></p><p>Freeman, sabahları yulaf ezmesi yemeye tamamen sıcak bakarken, daha önce sabah öğününden diğer yiyecekleri çıkarmaya çalıştığını söylemişti. Today'e konuşan kardiyolog, kolesterol içeriği yüksek olduğu için kahvaltıda yumurta yemeyi hiç önermediğini söylüyor.</p><p></p><p>Ayrıca yağ, şeker ve karbonhidrat içeriği yüksek olduğundan sabahları kek, Danimarka çöreği, donut ve kruvasanlardan da uzak duruyor. Ancak günlük kahvaltının parçası olmadığı sürece ara sıra küçük bir tatlı atıştırmalığın tadını çıkarmanın sorun olmadığını kabul ediyor. Doktor şöyle diyor:&nbsp;</p><p></p><p>Sadece küçük bir porsiyon yemek veya bir parça tatmak ve ardından büyük bir tabak meyve veya yulaf ezmesi yemek daha iyi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Berlin'de lejyoner hastalığı endişesi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/berlinde-lejyoner-hastaligi-endisesi--1260/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/berlinde-lejyoner-hastaligi-endisesi--1260/</id>
<published><![CDATA[2025-05-01T06:39:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-01T06:39:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D71D54-E37577-79FBCE-EA1E4A-5792F6-37D0A5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Almanya'nın başkenti Berlin'in Neukölln semtindeki devlet destekli "High Deck" adlı bir sitede Mart ortasında yapılan su testlerinde lejyoner hastalığına yol açan ve potansiyel olarak ölümcül bir zatürre türü olan "Legionella" bakterisinin yasal sınırların çok üzerinde olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine yetkililer 332 daireye duş yasağı getirdi.</p><p></p><p>Ancak site sakinleri, özellikle sosyal konutları işleten Howoge adlı kamu şirketinin kendilerini hızlı ve şeffaf biçimde bilgilendirmemesinden şikâyetçi. Kiracılardan Brianne Curran, Ocak ayında hastalanmasına rağmen ancak Mart sonunda durumdan haberdar olduğunu ve baskılar sonucunda kontrol önlemlerinin uygulandığını söylüyor.</p><p></p><p>Howoge şirketi de DW'ye yaptığı açıklamada, yalnızca yedi dairede sınırların aşıldığını ve sağlık makamlarının kapsamlı yasağını gereksiz bulduklarını savundu.</p><p></p><p>Yetkililer ise su sisteminin ortak olması nedeniyle kapsamlı önlemlerin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.</p><p></p><p><b>Sosyal konut sistemi ve yapısal sorunlar</b></p><p></p><p>Howoge, Berlin genelinde 80 binden fazla daireyi işleten en büyük kamu konut şirketlerinden biri. Brianne Curran gibi çok sayıda Berlinli, bu büyüklüğe rağmen bakım ve kriz yönetimi süreçlerinin yetersiz olduğunu düşünüyor. Berlin'de artan kira fiyatlarıyla birlikte dar gelirli kesimlerin barındığı eski sosyal konutlarda ciddi altyapı sorunları yaşanıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Kiracılara göre Howoge, gerekli önlemleri medya baskısının ardından devreye soktu. Şirket, yoğun bakteriyel kontaminasyon bulunan dairelerde su tesisatını yeniledi, kiracılara özel filtreli duş başlıkları sundu ve kira indirimi uyguladı.</p><p></p><p>Dışardan bir çevre danışmanlık firması olan GUC da 8 Nisan'da kontaminasyonun nedenini araştırmakla görevlendirildi. Şirket, sistemdeki bazı geri akış önleyici parçaların bakteriyel üremeye zemin hazırlamış olabileceğini belirtti. Bu parçalar şu anda sistemden çıkarılıyor.</p><p></p><p>Benzer vakalar dünya genelinde de görülüyor</p><p></p><p>Berlin'deki bu olay, dünya genelinde şehirleşme ve uygun fiyatlı konut üretimiyle ilgili yapısal sorunları da yeniden gündeme getirdi. Son bir yılda New York, Londra, Milano, Sydney gibi kentlerde de benzer Legionella vakaları ortaya çıkmıştı.&nbsp;</p><p></p><p>Brianne Curran, bu olayın Berlin'de bir dönüm noktası olabileceğini söylüyor:</p><p></p><p>''Howoge, özür dilemenin bir yolu olarak kapılarını daha sürdürülebilir, modern konut projeleri geliştiren mimar ve planlamacılara açmalı.''</p><p></p><p><b>Legionella bakterisi ve lejyoner hastalığı nedir?&nbsp;</b></p><p></p><p>Türkiye Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün internet sitesinde söz konusu bakteri ve yol açtığı hastalığa ilişkin şu bilgiler yer alıyor:&nbsp;</p><p></p><p>''Legionella doğada yaygın olarak bulunan bir bakteri cinsidir. Sıcak su sistemleri, duş başlıkları ve havalandırma sistemleri gibi ortamlarda çoğalarak insanlara solunum yoluyla bulaşabilir. Bu bakteriler, özellikle 25-55 derece arasındaki sıcaklıklarda hızla çoğalabilir. Lejyoner hastalığı ise Legionella bakterisinin neden olduğu ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Genellikle kontamine olmuş su kaynaklarından solunan aerosoller yoluyla bulaşır. Hastalığın belirtileri arasında yüksek ateş, öksürük, baş ağrısı ve kas ağrıları yer alır. Bağışıklık sistemi zayıf bireylerde daha ağır seyredebilir. Tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilen bu hastalık, özellikle risk grubundaki bireyler için ciddi bir tehdit oluşturur.''</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Vejetaryen beslenmede doğru planlama şart!</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/vejetaryen-beslenmede-dogru-planlama-sart-431/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/vejetaryen-beslenmede-dogru-planlama-sart-431/</id>
<published><![CDATA[2025-04-26T05:29:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-26T05:29:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5883CC-1A77B6-B55A0B-EE1A4B-5E5FF8-D413E8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, vejetaryen beslenmenin yanlış planlandığında oluşturabileceği riskleri açıkladı ve vejetaryen beslenenlerin dikkat etmesi gereken noktalara değindi.</p><p></p><p>Yanlış planlanmış bir diyet sağlık açısından tehlike yaratabilir!</p><p></p><p>Vejetaryen beslenmenin, bitkisel besinlerin ön planda olduğu ve hayvansal besinlerin tamamen ya da kısmen diyetten çıkarıldığı, farklı türleri olan bir beslenme tarzı olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Lakto-vejetaryenler sadece süt ürünlerini, ovo-vejetaryenler ise yalnızca yumurtayı tüketir. Lakto-ovo vejetaryenler hem süt ürünlerini hem de yumurtayı dahil ederken, veganlar hayvansal hiçbir ürünü tüketmezler.” dedi.</p><p></p><p>Bu diyetin, doğru planlanmadığında protein, demir, çinko, B12 vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi hayvansal besinlerden sağlanan temel besin ögelerinde eksikliklere yol açabileceğine dikkat çeken Yiğit, “Özellikle B12 vitamini eksikliği, sinir sistemi üzerinde ciddi sorunlara neden olabilir ve takviye alımını zorunlu kılabilir. Ancak dengeli ve yeterli bir planla, bu tarz beslenme kronik hastalıkların bazı risk faktörlerini yönetmeye yardımcı olabilir. Lif içeriği sayesinde sindirim sistemine katkıda bulunarak kilo kontrolünü destekleyebilir. Bu faydalar, diyetteki çeşitliliğe ve besin öğelerinin dengeli alınmasına bağlıdır. Yanlış planlanmış bir diyet sağlık açısından tehlike yaratabilir.” uyarısında bulundu.</p><p></p><p>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar için potansiyel riskler barındırabilir!&nbsp;</p><p></p><p>Vejetaryen diyetin oluşturulmasında, özellikle protein ihtiyacının karşılanmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bitkisel sütler kalsiyum ve bazı mineraller açısından zengin olsa da, protein gereksinimini tam anlamıyla karşılayamaz. Baklagiller, kinoa, chia tohumu gibi protein kaynaklarının dengeli bir şekilde tüketilmesi gereklidir. Sporcular için ise bu beslenme tarzı, protein ve mineral ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabilir, bu yüzden dikkatle planlanmalı ve gerekli durumlarda ek takviyeler düşünülmelidir.” dedi.</p><p></p><p>Gelişim çağındaki çocukların, yaşlı bireyler ve kronik hastalığı olanlar gibi hassas gruplar için ise potansiyel riskler barındırabildiğini vurgulayan Yiğit, “Bu grupların ihtiyaç duyduğu besinlerin eksikliği, sağlık problemleri yaratabilir, bu yüzden uzman kontrolünde değerlendirilmelidir. Eksiklikler, takviyelerle veya farklı besin kaynaklarıyla giderilebilir.” şeklinde konuştu.</p><p></p><p>Vejetaryenliğe geçiş uzman kontrolünde yapılmalı!&nbsp;</p><p></p><p>Vejetaryen beslenmeye geçiş yapmak isteyen bireylerin adım adım ilerlemelerinin daha sağlıklı olacağını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>“Et tüketimini birden bırakmak yerine, önce haftada birkaç gün bitkisel besinlere ağırlık verilerek başlanabilir. Ayrıca, protein ve diğer mikro besinlerin dengeli alımını sağlamak için bir diyetisyenle kişiye özel bir plan oluşturulmalı ve takviye gereksinimi olup olmadığı uzman tarafından değerlendirilmelidir. Her bireyin beslenme ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle dengeli ve sağlıklı bir plan, bireyin yaşına, sağlık durumuna ve özel gereksinimlerine göre şekillendirilmelidir.”</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Depresyon ile ilaç almadan başa çıkmak mümkün mü?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/depresyon-ile-ilac-almadan-basa-cikmak-mumkun-mu-95/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/depresyon-ile-ilac-almadan-basa-cikmak-mumkun-mu-95/</id>
<published><![CDATA[2025-04-20T06:05:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-20T06:05:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F3D2B5-7838FA-AFE458-1A4D67-6C875B-37C0F2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz. Herhangi bir şeyden, o çok sevdiğiniz diziden, en gözde yazarınızın son romanından bile keyif almıyorsunuz.</p><p></p><p>Ya da telefon çalıyor, açmadan önce "Acaba hangi kötü haberi alacağım?" diye kaygılanıyorsunuz.</p><p></p><p>Hemen endişelenmenize gerek yok.</p><p></p><p>Fakat bu iki duygu halinden biri iki haftadan uzun sürüyorsa, hele hele sosyal yaşamınızı, işinizi veya özel ilişkilerinizi olumsuz etkiliyorsa önemli olabilir.</p><p></p><p><b>Depresyon ve kaygı bozukluğu nedir?</b></p><p></p><p>Tecrübeli psikiyatri uzmanı Dr. Tuncay Barut depresyonu "normal duygu durumundan daha isteksiz, keyifsiz, mutsuz hissetme hali" olarak tarif ediyor.</p><p></p><p>"Anksiyete ya da kaygı bozukluğunu da yaşamı işlevselliğini bozacak kadar negatif yorumlama, negatif düşünme, olumsuz senaryoyu peşinen satın alma diye özetleyebiliriz" diye devam ediyor.</p><p></p><p>Milas'ta yıllardır klinik psikologluk yapan Eda Can da kaygı bozukluğunu kaza yapma örneğiyle tarif ediyor:</p><p></p><p>"Kaza geçirmişse, tekrar kaza yaparsam diye endişelenmeye başlar. Kaza yaptığımızda hepimiz endişeleniriz ama bir şekilde yavaş yavaş da olsa araç kullanmaya başlarız, bir süre biraz daha dikkatli olur, sonra eski otomatik düzene döner.</p><p></p><p>"Kaygı bozukluğu olan kişiler ise böyle bir durumda araç kullanmamaya gayret eder ve kaygı da gittikçe büyür."</p><p></p><p><b>Hangi belirtiler ön plana çıkıyor?</b></p><p></p><p>Sağlık Bakanlığı depresyon belirtilerini şöyle sıralıyor:</p><p></p><p>Kendini boşlukta ya da üzgün hissetme</p><p>Hayattan zevk almama</p><p>İştahta artma ya da azalma</p><p>Uykuda artma ya da azalma</p><p>Huzursuzluk ya da durgunluk</p><p>Halsizlik ve yorgunluk</p><p>Kendini değersiz ya da suçlu hissetme</p><p>Konsantrasyon güçlüğü ya da kararsızlık</p><p>Aklınıza sık sık ölüm ya da intihar fikirlerinin gelmesi</p><p></p><p>Yine Sağlık Bakanlığı'nın tanımına göre kaygı bozukluğunun temel belirtisi "bir neden yokken ya da bir neden olsa bile durumla uygunsuz olan, aşırı olan, denetlenemeyen nitelikteki endişe".</p><p></p><p>Kişi, endişelerinin aşırı olduğunun farkında olsa bile endişelerini denetleyemiyor ve sakinleşemiyor.</p><p></p><p>Kaygı bozukluğu ve depresyon aslında birbirinden çok farklı psikolojik sorunlar. Fakat birinin diğerini tetiklediği durumlar da sık görülüyor.</p><p></p><p>Dr. Tuncay Barut, klinik deneyimlerine göre vakaların yarısından fazlasında bu iki rahatsızlığın birden görüldüğünü söylüyor ve ekliyor:</p><p></p><p>"Kaygı bir müddet sonra çökkünlüğe sebep olabiliyor. Çökkünlük de bir süre sonra umutsuzlukla beraber kaygıya sebep olabiliyor."</p><p></p><p><b>İlaç almadan başa çıkmak mümkün mü?</b></p><p></p><p>Bu sorunun yanıtı hem evet hem hayır.</p><p></p><p>Uzmanlara göre hafif seyreden bir tabloda depresyon ve kaygı bozukluğu varsa, ilaç almadan durumu idare etmenin çeşitli yöntemleri var.</p><p></p><p>Hem psikolog Can'ın hem de psikiyatrist Dr. Tuncay Barut'un listelerinin ilk sıralarında fiziksel egzersiz bulunuyor.</p><p></p><p>Barut "Kendimizi ihmal etmezsek, sosyal hayatımızı ihmal etmezsek, egzersizimizi, beslenmemizi, fiziki sağlığımızı ihmal etmezsek depresyonun gelişmesini engelleme şansımız olur" diyor.</p><p></p><p>Barut'a göre aynı tavsiyeler, kaygı bozukluğu için de geçerli.</p><p></p><p>BBC Türkçe'ye konuşan Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Serap Aydoğan Taycan da hafif seyreden depresyon ve kaygı bozukluğu tablolarında kişiye yardımcı olabilecek tavsiyeleri şöyle özetliyor:</p><p></p><p>- Hayatımızın sorun alanlarını kaçmadan çözmeye çalışmak.</p><p>- Sosyal çevremizin desteğini sağlamak, artırmak ve sosyal ilişkilerimizi güçlendirmeye çalışmak.</p><p>- Bedenimizi fiziksel olarak da sağlıklı tutmaya çalışmak.</p><p></p><p>Can ise "Siz neyi seviyorsunuz? Önce bu sorunun yanıtını bulmanız gerekiyor" diyor.</p><p></p><p>"'Sevdiğim, benim yıllardır yapmayı ertelediğim ya da unuttuğum neler var? Bana ne iyi gelir?' sorularının yanıtı neyse, kişinin yapması gereken şey de odur" diye de ekliyor.</p><p></p><p>Fakat uzmanlara göre hasta yukarıdaki tavsiyelerden sonuç almakta zorlanıyorsa ilaç kullanmak kaçınılmaz hale geliyor.</p><p></p><p>Aynı zamanda Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü hocası olan Prof. Dr. Taycan hafif tablolarda beyindeki önemli kimyasallarının kendini toparlamasıyla durumun düzelebildiğini söylüyor fakat şu vurguyu da yapıyor:</p><p></p><p>"Ama bu kadar uzun sürmesine değer mi diye de bakmak gerekiyor.</p><p></p><p>"Biz ilaç tedavisine başladığımızda bunun aşağı yukarı ne kadar sürede geçeceğini öngörebiliyorsak, fakat kişiye bazı destekler sunup, kendi haline bıraktığımızda bunun daha uzun sürme ihtimali varsa, çok göze almamak gerekiyor diye düşünüyoruz biz hekim olarak."</p><p></p><p>Prof. Taycan ayrıca depresyon ve kaygı bozukluğu uzadıkça, işlevsellik ve sosyal ilişkilerde bozulmanın yanı sıra güven kaybı da yaşandığını söylüyor.</p><p></p><p>Eda Can orta ve ağır seyreden depresyon ve kaygı bozukluklarında ilaç kullanımının önemli olduğunu vurguluyor:</p><p></p><p>"Böyle hastalara hadi git 'resim yap', 'egzersiz yap' diyemeyiz. Beyin kimyası bozuk. Önce beyin kimyası düzelecek ki terapiyi alabilecek hale gelsin."</p><p></p><p><b>'Kol kırılınca alçıya almak gibi'</b></p><p></p><p>Prof. Dr Taycan anksiyete ve kaygı bozukluğu ilaçlarından korkulmaması gerektiğinin de altını çiziyor:</p><p></p><p>"Yeşil ya da kırmızı reçeteli değilse bir ilaç, herhangi bir bağımlılık yapıcı etkisi yok demektir.</p><p></p><p>"Elbette bazı yan etkileri olabilir ama hekimle birlikte bu süreci doğru yönetirsek kişinin maksimum konforunu sağlayacak şekilde kullanmasına olanak tanıyabiliriz."</p><p></p><p>Doç. Dr. Barut da depresyon ve kaygı bozukluğu ilaçlarını kol kırılınca alçıya almaya benzetiyor:</p><p></p><p>"Kolumuz kırılıp alçıya alındığında, iyileşmeyi derliyor, toparlıyor, süreyi kısaltıyor.</p><p></p><p>"İlaç da depresif bozukluklarda ya da kaygı bozukluklarında alçı gibi hem iyileşme sürecini kısaltıyor hem de konforunu artırıyor."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğduğunuz ay kilonuzu etkileyebilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dogdugunuz-ay-kilonuzu-etkileyebilir-6068/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dogdugunuz-ay-kilonuzu-etkileyebilir-6068/</id>
<published><![CDATA[2025-04-08T06:59:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-08T06:59:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0321D9-C87E34-BC6692-EDCD9F-BF0355-97D5F0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yeni bir araştırma, anne karnına soğuk aylarda düşenlerin, sıcak mevsimlerde gebe kalınan bireylere kıyasla daha düşük vücut kitle endeksine ve iç organlarının etrafında daha az yağa sahip olduğunu gösterdi.</p><p></p><p>Hakemli dergi Nature Metabolism'de bu hafta yayımlanan araştırma, hava koşullarının bir kişinin hayatı boyunca fizyolojisini etkilerken oynadığı potansiyel rolü vurguluyor.</p><p></p><p>Günümüzde obezite, dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biri sayılıyor ve uzmanlar geçen yıl 1 milyardan fazla kişinin çok yüksek vücut yağı seviyeleri taşıdığı uyarısını yapıyor.</p><p></p><p>Egzersiz ve beslenme vücuttaki yağ oranını etkileyen temel faktörler olsa da soğuğa ve sıcağa maruz kalmanın da önemli bir rol oynadığı anlaşılıyor.</p><p></p><p>Kahverengi adipoz doku adı verilen özel bir yağ türü, özellikle soğuk ortamlarda ve yeni doğan bebeklerde ısı üreterek vücudun çekirdek sıcaklığını korumasına katkı sağlıyor.</p><p></p><p>Buna karşın beyaz adipoz doku, vücudun birincil enerji deposu ve aynı zamanda hormon salgılayan bir organ görevi görüyor.</p><p></p><p>Sıcaklık düştüğünde vücut, doğal olarak daha sıcak koşullara kıyasla daha az yağı beyaz adipoz doku şeklinde depoluyor.</p><p></p><p>Ancak Japonya'nın Tohoku Üniversitesi'nden Takeshi Yoneshiro'nun da aralarında bulunduğu araştırma ekibi, kahverengi adipoz doku aktivitesini etkileyen faktörlerin tam olarak anlaşılamadığını söylüyor.</p><p></p><p>Araştırmada ebeveynleri gebe kalma ve doğum sırasında soğuk veya sıcak derecelere maruz kalan 683 sağlıklı erkek ve kadında kahverengi adipoz doku yoğunluğu, aktivitesi ve ısı üretimi analiz edildi.</p><p></p><p>Yaşları 3 ila 78 arasında değişen katılımcılardan soğuk mevsimde gebe kalınan kişilerin kahverengi adipoz doku aktivitesi daha yüksekti. Bu da yetişkinlikte daha yüksek enerji harcaması, daha fazla ısı üretimi, daha düşük visseral yağ birikimi ve daha düşük vücut kitle endeksiyle bağlantılıydı.</p><p></p><p>Araştırmacılar şöyle diyor:</p><p></p><p>Burada, anneleri soğuk mevsimlerde gebe kalan bireylerin daha yüksek kahverengi yağ dokusu aktivitesi, adaptif termogenez, günlük toplam enerji harcamasında artış ve daha düşük vücut kitle indeksi ve visseral yağ birikimi sergilediğini bildiriyoruz.</p><p></p><p>Çalışma, kahverengi adipoz doku aktivitesinin temelde, gebelik öncesi günlük sıcaklıklarda görülen büyük değişimden ve düşük ortam sıcaklıklarından etkilendiği sonucuna varıyor. "Gebe kalma döneminde daha düşük ortam sıcaklıkları ve günlük sıcaklıklardaki daha büyük dalgalanmalar kahverengi adipoz doku aktivitesinin temel belirleyicileri" ifadeleri kullanılıyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, bu bağlantının altında yatan mekanizmaları bulmak için daha kapsamlı bir popülasyon kümesi de içeren daha fazla çalışma yapılması çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>Beslenme ve diğer çevresel faktörlerin bu bağlantıyı nasıl etkilediğini saptamayı umuyorlar.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yapay tatlandırıcı şekerden daha çok acıktırdı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yapay-tatlandirici-sekerden-daha-cok-aciktirdi-1709/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yapay-tatlandirici-sekerden-daha-cok-aciktirdi-1709/</id>
<published><![CDATA[2025-04-05T06:49:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-05T06:49:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1DA7E6-7A3A38-BD48BD-E64D41-688D6C-98C0D9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Popüler yapay tatlandırıcı sukralozun, iştahı bozabileceği ve şeker tüketimine kıyasla kişiyi daha fazla acıktırabileceği yeni bir çalışmada bulundu.</p><p></p><p>Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden araştırmacılar, sukralozun beyinde iştahı ve vücut ağırlığını düzenlemesiyle bilinen hipotalamus bölgesindeki aktiviteyi artırdığını keşfetti.</p><p></p><p>Önceki çalışmalar yapay tatlandırıcılar ve obezite arasında bir bağlantıya işaret etse de açlığı hangi mekanizmayla etkiledikleri tam olarak bilinmiyordu.</p><p></p><p>Hakemli dergi Nature Metabolism'de yayımlanan yeni çalışmada araştırmacılar, cinsiyet ve kilolarına göre eşit olarak bölünmüş 75 katılımcının su, sukralozla tatlandırılmış bir içecek veya normal şekerli bir içecek tükettikten sonra nasıl tepki verdiğini test etti.</p><p></p><p>Her katılımcının üç ayrı durumda sukraloz, şeker ve suyla test edilmesi, araştırmacıların hem kişisel hem bireyler arasındaki farklılıkları incelemesine olanak sağladı.</p><p></p><p>Katılımcılardan her bir içeceği tüketmeden önce ve sonra fMRI beyin taramaları, kan örnekleri ve kendi bildirdikleri açlık dereceleri toplandı.</p><p></p><p>Araştırmacılar, sukralozun özellikle obezite hastalarında açlığın yanı sıra beynin hipotalamusundaki aktiviteyi de artırma eğiliminde olduğunu saptadı.</p><p></p><p>Ayrıca yapay tatlandırıcının, hipotalamusun beynin diğer bölgeleriyle iletişim kurma şeklini de değiştirdiği tespit edildi.</p><p></p><p>Araştırmacılar ayrıca şekerin aksine sukralozun, insülin ve GLP-1 gibi tokluk hissi yaratan bazı hormonların kandaki seviyelerini artırmadığını gözlemledi.</p><p></p><p>Kadın katılımcıların beyin aktivitesinde erkeklere kıyasla daha fazla değişiklik görülmesi, sukralozun cinsiyetleri farklı şekilde etkileyebileceğine işaret ediyor.</p><p></p><p>Çalışmanın ortak yazarlarından Kathleen Alanna Page "Vücut bu hormonları, açlığı azaltmak amacıyla beyne kalori tükettiğinizi söylemek için kullanır. Sukralozun böyle bir etkisi olmadı" diyor.</p><p></p><p>Vücut, tatlılık nedeniyle bir kalori bekliyorsa ancak beklediği kaloriyi alamıyorsa, bu durum beynin zaman içinde bu maddeleri arzulamaya hazırlanma şeklini değiştirebilir.</p><p></p><p>Araştırmacılar ayrıca sukraloz tüketiminin, motivasyon, duyusal işleme ve karar vermeyle ilgili beyin bölgeleriyle hipotalamus arasındaki bağlantının artmasına neden olduğunu buldu.</p><p></p><p>Bilim insanları bu bulgulara dayanarak sukralozun aşırı yeme isteğini veya yeme davranışını etkileyebileceği sonucuna vardı. Çalışmada, "Bu bulgular kalorisiz tatlandırıcıların, hipotalamusta iştahın düzenlenmesinden sorumlu kilit mekanizmaları etkileyebileceğine işaret ediyor" ifadeleri kullanılıyor.</p><p></p><p>Ancak araştırmacılar, beyin ve hormon aktivitesinde gözlemlenen değişikliklerin uzun vadeli etkileri olup olmadığından emin değil. Katılımcıların vücut ağırlığı ve yeme davranışlarının da değerlendirildiği daha geniş bir popülasyonda yapılacak sonraki çalışmaların bu bağlantının belirlenmesini sağlayabileceğini söylüyorlar.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Stres vücudumuzu nasıl etkiliyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/stres-vucudumuzu-nasil-etkiliyor-6980/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/stres-vucudumuzu-nasil-etkiliyor-6980/</id>
<published><![CDATA[2025-03-30T06:30:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-30T06:30:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8AFB48-15635B-EA8224-EFBAF9-C01CDE-8E18D4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tıp uzmanları, stresin bir dizi psikolojik ve fizyolojik rahatsızlığa doğrudan sebep olabileceğini, akıl ve vücut sağlığına zarar verebileceğini ve yaşam kalitesini azaltabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Ancak bu durumun kontrolünü ele almak ve stresi tükenmişlik değil, dayanıklılık kaynağına dönüştürmek mümkün.</p><p></p><p><b>Stres nedir ve neden yaşarız?</b></p><p></p><p>Stres, vücudu zorluklara ve yaşamın taleplerine yanıt vermeye hazırlayan doğal bir tepki.</p><p></p><p>Vücudu, önümüzdeki zorluklarla yüzleşmeye hazırlayan hormonların salımını tetikliyor.</p><p></p><p>Kısa vadede bu tepki yoğunlaşmamızı güçlendiriyor ve performansımızı geliştiriyor.</p><p></p><p>Fakat Amerikan Psikoloji Vakfına göre uzun süreli stres, kaygı bozukluğu, kalp hastalıkları ve bağışıklık sisteminde zayıflama gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p><p></p><p>Stresi tetikleyen iş, para sorunları ve kişisel ilişkilerden kaçınmak sıklıkla mümkün değil.</p><p></p><p>Fakat buradaki önemli fark, stresin ne kadar sürdüğü.</p><p></p><p>Akut stres kısa vadeli ve yararlı olabiliyor fakat kronik stres vücudun üzerine büyük bir yük bindiriyor.</p><p></p><p>Akut stres ve kronik stres</p><p>BBC'ye konuşan İngiltere Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi Derneği'nden Rachel Vora "Akut stres, belirli bir duruma verilen kısa vadeli tepki ve bazı durumlarda faydalı olabiliyor" diyor.</p><p></p><p>"Savaş ya da sıvış tepkisini tetikliyor, adrenalin ve kortizol salımını başlatıyor ve bu da odaklanmamızı keskinleştirebiliyor ve bağışıklık sistemimizde geçici bir iyileşme yaratıyor."</p><p></p><p>Düzgün yönetilirse, akut stres kalıcı hasar yaratmıyor ve bireylerin yakın vadeli sorunlara etkin bir şekilde tepki verebilmesine yardımcı olabiliyor. Fakat kronik stres vücutta uzun süren bir yük yaratıyor.</p><p></p><p>Vora, stres uzun süre devam ederse, artan stres hormonlarının kalp hastalığı riskini yükselttiğini, bağışıklık sistemini zayıflattığını ve huzursuz bağırsak sendromu ve ülser gibi sindirim sorunları yaratabildiğini vurguluyor.</p><p></p><p>Kronik stres aynı zamanda kaygı bozukluğu ve depresyonla, bilişsel fonksiyon sorunlarına, uyku sorunlarına ve hızlı yaşlanmayla da bağlantılı. Vora'ya göre stresin süresi ve gücündeki bu temel fark, aşama aşama vücuttaki birçok sisteme hasar veriyor.</p><p></p><p><b>Stres vücudu nasıl etkiliyor?</b></p><p></p><p>İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetine (NHS) göre stres başka kortizol ve adrenalin olmak üzere hormon salımına yol açması nedeniyle bir dizi fiziksel tepkiyi tetikliyor.</p><p></p><p>Bu tepkilerin bazıları şöyle;</p><p></p><p>Oksijen açısından zengin kanın kaslara çabuk ulaşmasını sağlamak için nabız ve tansiyonda yükselme</p><p>Derhal enerji sağlamak için kan şekeri oranının artması</p><p>Vücudun enerjisini acil sorunlara yöneltmek için sindirimin ve bağışıklık sisteminin yavaşlaması</p><p>Ancak kronik stres zararlı olabiliyor. Strese tepkinin kronikleşmesi şu sorunlarla bağlantılı:</p><p></p><p>Sürekli yüksek seyreden kortizol seviyeleri nedeniyle özellikle bel çevresinde kilo alınması</p><p>Stres hormonlarına sürekli maruz kalma nedeniyle hafıza ve konsantrasyon sorunları</p><p>Vücudun toparlanmasını ve kendisini tamir etmesini önleyen uyku rahatsızlıkları</p><p>Uzmanlar sürekli stresin, kalp hastalıkları, sindirim hastalıkları ve kaygı ile depresyon gibi akıl sağlığı sorunlarına da neden olabileceği uyarısında bulunuyor.</p><p></p><p><b>Stres faydalı olabilir mi?</b></p><p></p><p>California Üniversitesi'nden Dr. Golnaz Tabibnia "Dayanıklılık sahip olduğunuz ya da olmadığınız bir şey değil. Zamanla gelişen bir kabiliyet" diyor. Tabibnia ayrıca, sorunlardan kaçınmak yerine doğrudan yüzleşmenin dayanıklılığın inşa edilmesine yardımcı olduğunu ifade ediyor.</p><p></p><p>Dr. Tabibnia'ya göre insanlar stresi zararlı değil, faydalı bir şey olarak gördüğünde, psikolojik stres tepkileri de azalıyor. Kafa yapısındaki basit bir değişiklik mucizeler yaratabiliyor, kaygıyı azaltabiliyor ve bilişsel performansı artırıyor.</p><p></p><p>"Pasif bir şekilde kaçınmak yerine, stresle aktif bir şekilde başa çıkmaya çalışmak, ileride yaşanabilecek stresli durumları daha iyi yönetebilmemizi sağlıyor. Spor salonunda olmak gibi. Ağırlık kaldırmak stresli bir şey ama bizi daha güçlü kılıyor."</p><p></p><p><b>Stres ve kaygı arasındaki fark ne?</b></p><p></p><p>Kaygı bozukluğu yaşayan bireylere yardımcı olan hayır kurumu Anxiety UK, stres ve kaygı bozukluğu arasındaki temel farkları şöyle açıklıyor:</p><p></p><p>Stres, belli bir zamanda bitirilmesi gereken bir iş, ehliyet sürücü testi ya da bir sınav gibi dış faktörlere karşı geliştirilen bir tepki. Karşılaşılan zorlukla orantılı ve sorun çözüldüğünde ortadan kayboluyor.</p><p></p><p>Fakat kaygı, tespit edilebilir bir nedeni olmadan bile devam edebiliyor. Kaygı, insanların tehlikeli durumlarda tetikte olmalarını sağlayan normal bir duygu. Aşırı veya günlük yaşamı bozar hale geldiğinde ise bir soruna dönüşüyor.</p><p></p><p>Hem stres hem de kaygı sempatik sinir sistemini tetikliyor. Bu sistem vücudun "savaş ya da sıvış" tepkisinden sorumlu. Tehditlere yanıt verebilmek için tetikte olma halini ve enerjiyi artırıyor.</p><p></p><p>Bu da her ikisinin de, nabızda yükselme, terleme, titreme gibi semptomları tetiklemesi anlamına geliyor. Fakat kaygı bozuklukları daha inatçı ve bunaltıcı olma eğilimli.</p><p></p><p>Anxiety UK akut kaygı ve panik atak nöbetlerini yönetebilmek için nefes egzersizlerini tavsiye ediyor.</p><p></p><p>Basit ama etkili bir yöntem, nefesinizi aldığınızdan daha uzun sürede vermek. Bunu yapmak vücuda rahatlama sinyali yolluyor ve sinir sistemini hızla sakinleştiriyor.</p><p></p><p><b>Stres nasıl etkin bir şekilde yönetilir?</b></p><p></p><p>Akademik çalışmalar, davranışsal uygulamaların stresin vücut üzerindeki zararlı etkilerini azalttığını gösteriyor.</p><p></p><p>Fiziksel egzersizler stres hormonunu azaltıyor ve morali düzeltiyor. Farkındalık ve meditasyon çalışmaları beyni sakinleştiriyor ve araştırmalar duygusal dayanıklılığı güçlendirmekte sosyal desteğin önemli bir rol oynadığını gösteriyor.</p><p></p><p>Dr. Tabibnia bilimin desteklediği fiziksel egzersiz, dışarıda zaman geçirmek ve aile ile arkadaşlarla sosyal etkileşimle birlikte, farkındalık, minnetarlık ve nezaketin önemini vurguluyor.</p><p></p><p>Londra'da yaşayan farkındalık koçu ve 7Breth'ın kurucusu Yuki de bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekiyor.</p><p></p><p>"Stres yönetimi sadece rahatlamak değil. Psikolojik ve fiziksel sağlığınızı destekleyen bir yaşam biçimi yaratmakla da ilgili. Sağlığınıza öncelik verirseniz, stresi yönetmek daha kolay olur."</p><p></p><p>Yuki, farkındalık, uyku, hareket ve beslenmenin stres yönetiminde önemli olduğuna dikkat çekiyor.</p><p></p><p>"Bağırsak mikrobiyomunuz stres yönetiminde büyük rol oynuyor. Sağlıklı yiyecekleri seçmek, genel sağlınız açısından anahtar önemde."</p><p></p><p>Ayrıca Yuki'ye göre stres yönetimi çabuk çözümler anlamına gelmiyor. Daha çok, dayanıklılığı artıran günlük alışkanlıklar yaratmak gerekiyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">30 yıllık diyabet araştırmasının fonunu kesti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/30-yillik-diyabet-arastirmasinin-fonunu-kesti-8315/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/30-yillik-diyabet-arastirmasinin-fonunu-kesti-8315/</id>
<published><![CDATA[2025-03-18T11:19:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-18T11:19:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F2BE9E-5C23E1-D13CAE-12CC1A-7EC76F-0159BA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Araştırmacılar Stat News'e yaptıkları açıklamada, kesintilerin Diyabet Önleme Programı'nın finansmanını iptal eden Ulusal Sağlık Enstitüleri aracılığıyla yapıldığını söyledi.</p><p></p><p>Bilim insanları fonun neden kesildiğini bilmese de Columbia Üniversitesi'nin ülke çapındaki araştırma kurumlarına çalışma fonu sağlanmasından kaynaklanmış olabileceğini tahmin ediyor. Trump yönetimi kısa süre önce, Sarmaşık Ligi (ABD'nin New England bölgesi ve güneyindeki 8 üniversite) okulunun kampüsteki Yahudi düşmanlığını durdurmak için yeterince çaba göstermediğini iddia ederek Columbia'dan 400 milyon dolarlık federal fonu çekmişti.</p><p></p><p>The Independent cevap hakkı için kurumla temasa geçti.</p><p></p><p>Geçen yıl 35 milyar dolar hibe dağıtan Ulusal Sağlık Enstitüleri, Trump'ın göreve gelmesinden bu yana, binden fazla çalışanın işten çıkarılması ve artık yasaklanmış olan çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programlarının unsurlarını içerdiği için iptal edilen bireysel hibeler de dahil birçok kesintiye uğradı.</p><p></p><p>Beyaz Saray ayrıca enstitüleri mevcut hibelerin finansmanını da önemli ölçüde azaltmaya yönlendirdi ancak bu çaba bu ay federal mahkemede 22 eyaletle üniversiteleri ve hastaneleri temsil eden kuruluşların açtığı davada engellendi.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Mart%202025/robert.jpg" alt="robert"></p><p><b><i>Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. gibi Trump yönetimi yetkilileri "Amerika'yı Yeniden Sağlıklı Yapma" sözü vermiş olsa da Ulusal Sağlık Enstitüleri ve diğer kurumlarda yapılan kesintiler gelecekteki halk sağlığı çabalarını kargaşaya sürüklüyor</i></b></p><p></p><p>Sağlık kurumundaki değişiklikler üniversitelerin işe alımları dondurmasına yol açtı ve bazı hevesli bilim insanları enstitüler tarafından finanse edilen öngörü pozisyonlarına başvuramaz hale geldi.</p><p></p><p>Brown Üniversitesi'nde beyin felcini araştıran bir program için mülakata giren Connor Phillip,s Associated Press'e yaptığı açıklamada, "Başkalarına yardım etmeyi ve bilim sevgimizi insanların hayatlarını iyileştirebilecek bir şeye dönüştürmeyi önemsemeyen biri, daha kötü maaş veren, çılgınca çalışma saatleri olan ve gerçekten stresli bu işleri kabul etmez" dedi.</p><p></p><p>Yönetim, ulusun sağlığı üzerinde daha da kapsamlı etkileri olabilecek değişiklikler peşinde.</p><p></p><p>Beyaz Saray danışmanı ve Hükümet Verimlilik Bakanlığı lideri Elon Musk sık sık Sosyal Güvenlik'ten bir "saadet zinciri" diye bahsediyor ve programın yaşlılara yönelik telefon tabanlı hizmetlerini sona erdirmeyi düşünüyordu ancak daha sonra medyanın yakından incelemesi üzerine bu çabadan vazgeçtiği bildirildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgınının 5. yılı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/sayilar-ve-sorularla-kovid-19-salgininin-5-yili-4619/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/sayilar-ve-sorularla-kovid-19-salgininin-5-yili-4619/</id>
<published><![CDATA[2025-03-18T10:07:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-18T10:07:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6BD49C-509262-56793D-5B94CA-623E73-C8FB2A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bundan 5 yıl önce bu aylarda, dünyadaki neredeyse herkes yeni bir yaşantıya alışmaya çalışıyordu.</p><p></p><p>Günler birbirine karışmış, işini veya okulunu nasıl yürüteceğini anlamaya çalışıyor, evde dururken oyalanacak bir şeyler arıyor ve bütün bunlara yoğun bir sağlık endişesi eşlik ediyordu.</p><p></p><p>Kısa sürede "yeni normal" adını alan bu durum, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissi uyandırıyordu.&nbsp;</p><p></p><p>Çin'in Vuhan kentinde 2019 Kasım'da ortaya çıkan Kovid-19 virüsü, hızla dünyanın geri kalanına yayılmış ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020'de pandemi ilan etmişti. Aynı gün Türkiye'deki ilk koronavirüs vakası duyurulmuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Küresel çapta kritik öneme sahip bu günün 5. yıldönümü vesilesiyle, Logos'ta bu hafta Kovid-19 pandemisinin sağlıktan ekonomiye, eğitimden günlük yaşantıya yarattığı etkileri, salgın ve aşılarla ilgili hâlâ merak edilen konuları ve dünyanın tekrar böyle bir sınava hazır olup olmadığını masaya yatırıyoruz.&nbsp;</p><p></p><p><b>5 yılın ardından durum ne?</b></p><p></p><p>Günlük yaşantıya bakınca pandemi sona ermiş gibi görünse de uzmanlar bu konu üzerinde fikir birliği sağlamış değil.&nbsp;</p><p></p><p>Karantina uygulamaları artık büyük ölçüde kaldırıldığı ve virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ilk iki yıla göre ciddi derecede azaldığı için salgının geride kaldığını varsaymak normal. Ayrıca DSÖ de Mayıs 2023'te Kovid-19 küresel acil durumunun sona erdiğini duyurmuştu.</p><p></p><p>Diğer yandan özellikle ABD'de vakaların arttığı dönemler endişe yaratıyor. Türkiye'de hastalığın gidişatına dair güncel bir kayıt yok ancak bazı uzmanlar Eylül 2024'te bir sıçrama yaşandığını düşünüyor.</p><p></p><p>Bunun yanı sıra virüse yakalanmak eskisi kadar yüksek bir tehlike teşkil etmiyor ancak enfeksiyon, pek çok kişinin hayatını yıllarca esir alabiliyor.</p><p></p><p>Bilim insanlarının hâlâ anlamaya ve tedavi etmeye çalıştığı uzun Kovid'in dünya çapında 400 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Kovid-19 virüsüne yakalanan herkeste görülebilecek bu kronik hastalıkta yorgunluk, nefes almakta zorlanma, bilişsel becerilerde gerileme ve kalp çarpıntısı gibi semptomlar haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebiliyor.</p><p></p><p>Washington Üniversitesi St. Louis kampüsünden uzun Kovid araştırmacısı Dr. Ziyad Al-Aly "Kalp sorunları, böbrek sorunları ve metabolik sorunları olan hastalar var. Uzun Kovid bazı bireylerde hafif seyredebilir ve engeller yaratmayabilir" diyerek ekliyor:</p><p></p><p>Ancak bazı durumlarda, insanların yatağa düşmesine ve işlerini kaybetmesine neden olacak kadar ciddi engeller oluşturabilir.</p><p></p><p><b>Hangi sorular hâlâ cevap bekliyor?</b></p><p></p><p>Pandemi süreciyle ilgili ilk günden beri en çok merak edilen sorulardan biri virüsün nasıl ortaya çıktığı.&nbsp;</p><p></p><p>Bilim insanlarının hâlâ kesin bir şekilde çözemediği (ve belki de hiç çözemeyeceği) bu sorunun yanıtı olarak iki teori öne çıkıyor.</p><p></p><p>En muhtemel senaryo, SARS&dash;CoV&dash;2'nin diğer koronavirüsler gibi yarasalarda görüldüğünü, daha sonra rakun köpeği, pangolin ya da bambu sıçanı gibi bir türe bulaştığını ve ardından Vuhan'daki bir hayvan pazarında insanlara sıçradığını savunuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Özellikle ilk dönemlerde komplo teorisi olduğu gerekçesiyle büyük ölçüde göz ardı edilen bir diğer ihtimalse virüsün laboratuvardan sızdığı veya sızdırıldığı.&nbsp;</p><p></p><p>Vuhan'da koronavirüsleri inceleyen birkaç laboratuvar bulunması, bu savı destekliyor. FBI ve CIA'e göre de salgın "yüksek ihtimalle" böyle başladı.</p><p></p><p>Ancak DSÖ'nün 2021 tarihli raporu, virüsün dolaşıma bir laboratuvar sızıntısı sonucu girmesini "son derece düşük bir ihtimal" diye nitelendiriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Buna karşın bazı bilim insanları raporun, sızıntı teorisini yeterince önemsemediğini söylüyor. Bir grup araştırmacı Science dergisinde kaleme aldıkları yazıda "Yeterli veri elde edene kadar hem doğal hem de laboratuvar kaynaklı yayılmalarla ilgili hipotezleri ciddiye almalıyız" diye yazmıştı.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Mart%202025/asi.jpg" alt="asi"></p><p><b><i>Aşılarda çip olduğu ve kablosuz ağlara bağlanabildiği gibi komplo teorileri epey yaygınlaşmıştı</i></b></p><p></p><p>Kovid-19 pandemisine dair net bir cevap bulamayan sorulardan biri de kaç kişinin hayatını kaybettiği üzerine.&nbsp;</p><p></p><p>Karantina uygulamalarına karşı çıkan bazı komplo teorisyenleri, ölüm sayılarının şişirildiğini iddia etse de uzmanlar gerçek sayının aslında daha yüksek olduğu görüşünde.</p><p></p><p>Salgında dünya çapında en az 7 milyon, Türkiye'deyse en az 100 bin kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.</p><p></p><p>Ancak uzmanlar, kesin ölüm nedeninin belirlenmesinin zorluğundan dolayı virüsün aslında daha fazla hayata mal olduğunu söylüyor. Bir kişi, Kovid'e yakalandıktan sonra organ yetmezliği, kalp krizi gibi nedenlerden öldüğünde ölüm nedeni olarak bunlar yazılabiliyor. Oysa resmi kayda geçen bu nedenler aslında çoğunlukla Kovid-19'un doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Ayrıca virüsün özellikle yaşlıların bünyesini zayıflatarak başka sağlık sorunlarına karşı daha hassas hale getirmesi de mümkün.&nbsp;</p><p></p><p><b>Aşılar kalp krizine yol açıyor mu?</b></p><p></p><p>Kovid-19 ve virüse karşı geliştirilen aşılarla ilgili hâlâ endişe uyandıran bir diğer konuysa kalp sağlığıyla ilgili.&nbsp;</p><p></p><p>Özellikle aşıların, genç ve ergenlerde kalp krizi vakalarının artmasına yol açtığı öne sürülüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Genç nüfusta kalp krizi vakalarının gerçekten artmasına karşın bu eğilimin aşılardan kaynaklandığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bunun birinci nedeni, artışın pandemiden önceye dayanması. 2019 tarihli bir araştırmada, 40 yaşın altındaki kişilerde kalp krizlerinin son 10 yılda arttığı bulunmuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Bilim insanları bu durumun işlenmiş gıdalar tüketmek, obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve uyuşturucu kullanımı ve yüksek tansiyonun fark edilmemesi gibi etmenlerden kaynaklanabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Diğer yandan bazı araştırmalar, Kovid-19 mRNA aşılarıyla miyokardit ve perikardit riskinin artması arasında bir bağlantıya işaret ediyor. Miyokardit kalp kasının iltihaplanması, perikardit ise kalbin etrafındaki zarın iltihaplanmasına karşılık geliyor. Aşının ikinci dozunun ardından özellikle 25 yaş altı erkeklerde miyokardit riski artıyor gibi görünüyor.</p><p></p><p>Fakat ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin bir araştırması mRNA aşılarıyla, gençlerdeki kalp sorunlarının artması arasında yeterince güçlü bir ilişki saptayamamıştı.</p><p></p><p>Ayrıca bilim insanları aşıdan ziyade, virüsün kendisinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını belirtiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Geçen yıl yapılan bir araştırmada pandeminin başında Kovid-19'a yakalanan kişilerin kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinin, enfekte olmayanlardan iki kat yüksek olduğu tespit edilmişti.</p><p></p><p>Bilim insanları aşı olmanın, kalp krizi ve felç de dahil olmak üzere bu sorunları yaşama ihtimalini düşürdüğünü söylüyor. Hakemli dergi Nature Communications'ta 2024'te yayımlanan başka bir çalışmada, kalp krizi ve felç görülme sıklığının, aşının ilk dozundan sonra yüzde 10, ikinci dozun ardından da AstraZeneca'da yüzde 27 ve BioNTech'te yüzde 20 kadar daha düşük olduğu bulunmuştu.</p><p></p><p>Bu nedenle uzmanlar, çoğu kişi için Kovid-19 aşısı yaptırmanın faydalarının olası risklerinden çok daha ağır bastığını söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p><b>Sağlık sistemi nasıl etkilendi?</b></p><p></p><p>Pandemi dünya çapında sektörleri, günlük yaşantıyı, ekonomiyi kayda değer derecede etkilerken, sürecin özellikle ilk dönemlerinde sağlık sistemi büyük bir darbe aldı.</p><p></p><p>Pek çok ülkede, virüsün hızla yayılması karşısında yeterli altyapı ve görevlinin bulunmaması dünyanın böyle bir krize karşı ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi.&nbsp;</p><p></p><p>Türk Tabipleri Birliği'nin pandeminin 6. ayında yayımladığı rapora göre, Türkiye'nin daha ağır kayıplar vermemesinin arkasında "Sağlık Bakanlığı'nın bütün hazırlıksızlığına karşın hızla organize olarak daha fazla ölümlerin gerçekleşmesinin önüne geçen, 'her şeye rağmen ayakta kalmayı başarabilen' köklü, büyük kamu hastaneleri ve kamucu/toplumcu hekimlik geleneği" yatıyor.</p><p></p><p>Salgının doğrudan yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra temel sağlık hizmetlerinin aksaması sonucu, diğer hastalıklardan kaynaklanan riskler de çeşitli ülkelerde artış gösterdi.</p><p></p><p>Yapılan araştırmalar, acil olmadığı düşünülen hizmetlerin iptali veya ertelenmesi, ulaşım ve sokağa çıkma kısıtlamaları veya virüse yakalanmaktan korkan kişilerin hastaneye gitmemesiyle, diğer hastalıklara yönelik uygulamalarda küresel çapta aksama yaşandığına işaret ediyor.</p><p></p><p>Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2021 Haziran'da yaptığı açıklamada "Salgın süresince salgından yaklaşık 50 bin insanımızı kaybettik. Salgın sebebiyle ertelenen sağlık hizmetleri sebebiyle yaşadığımız kayıp ise bundan çok daha büyük" diyerek eklemişti:</p><p></p><p>Örneğin, kalp krizi teşhisleri salgın döneminde yüzde 56 azalmasına rağmen kalp krizine bağlı ölümler yüzde 10'dan fazla artış gösterdi. Bu durumun temel sebebi salgın döneminde sağlık hizmetine ulaşımın yavaşlaması ya da salgın dışındaki sebeplerden hastanelere gitmekten imtina edilmesi.</p><p></p><p>Pandeminin sağlık sektöründeki kalıcı etilerine bakınca, diğer alanlardaki gibi teknolojinin benimsenmesi öne çıkıyor. Özellikle doktorlarla uzaktan iletişim kurarak muayene olmak bu dönemde ihtiyaç haline gelirken, gittikçe daha fazla yaygınlaşıyor.</p><p></p><p><b>Dünya ekonomisinde nasıl bir değişime yol açtı?</b></p><p></p><p>Salgını önleme çabaları, karantina uygulamaları, işsizlik gibi nedenlerden dolayı Kovid-19 pandemisi ekonomide büyük bir sarsıntı yaratırken, tüketici alışkanları ve çalışma biçimlerini de dönüştürdü.</p><p></p><p>Dünya bu sürecin etkilerini yaşamaya devam ederken, ciddi bir enflasyonla boğuşuyor. Pandemi sırasında tüm dünya merkez bankalarının ekonomiyi ayakta tutmak için aşırı para basması, karantina sonrası harcamalar, hükümet teşvik paketleri, işgücü ve hammadde kıtlığının tetiklediği enflasyon, 2022'de birçok ülkede zirve yaptı.</p><p></p><p>Reuters'ın aktardığı üzere ülkelerin refah ve geçim kaynaklarını korumak için borçlanmasının ardından, küresel kamu borcu 2020'den bu yana yüzde 12 artış gösterdi.</p><p></p><p>Konaklama, gıda hizmetleri ve imalat gibi, salgında büyük darbe alan sektörlerde kadın istihdamının yüksek olması ve evdeki çocuklara bakma yükünü genellikle annelerin üstlenmesi nedeniyle, özellikle kadınların işgücüne katılımı pandemiyle birlikte azaldı. Cinsiyetler arası istihdam farkının 2020'den itibaren pek kapanmadığı bildiriliyor.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Mart%202025/turizm.jpg" alt="turizm"></p><p><b><i>Turizm sektörü kısıtlamalar sonucu pandemiden ciddi bir darbe alırken, artık büyük ölçüde toparlandığı söylenebilir</i></b></p><p></p><p>Kovid-19'un ilk akla gelen kalıcı etkilerinden biri de uzaktan çalışma sisteminin benimsenmesi. LinkedIn'de kıdemli ekonomist olan Kory Kantenga, "Pandemi, hepimizin evden çalışabileceğini gösterdi" diyor.&nbsp;</p><p></p><p>Pek çok şirket tamamen uzaktan veya hibrit çalışmayı uygulamaya devam ederken, imalat veya hizmet gibi sektörlerdeki işçiler genellikle bu imkana sahip olamıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bu sistemin ev fiyat ve kiralarını artırırken, ofis kiralarında düşüşe yol açtığı aktarılıyor.</p><p></p><p>Uzaktan çalışmanın üretkenliği düşürüp düşürmediğine dair de bir tartışma var. Araştırmalar çok farklı sonuçlara ulaşırken, bazıları iyi bazıları kötü geldiğini öne sürüyor.</p><p></p><p>Stanford Üniversitesi'nden ekonomist ve uzaktan çalışma uzmanı Nick Bloom, bu durumu çalışanların organize edilme biçimine bağlıyor:</p><p></p><p>Eğer iyi bir yönetim ve teşvikle tamamen uzaktan çalışmayı ayarlarsanız ve insanlar yüz yüze görüşürse, bu işe yarayabilir. İşe yaramıyor gibi görünen şey ise insanları hiç yüz yüze görüşmeden evlerine göndermek.</p><p></p><p>Pandeminin ekonomik alanda yarattığı kalıcı bir değişim de internetten alışverişte sıçrama yaşanması. Salgında e-ticaret şirketleri, aşı firmalarıyla birlikte en çok kazanç sağlayan sektörler arasına girerken, salgın kısıtlamaları sonrası da bu eğilim devam etti.</p><p></p><p>Ayrıca Forbes'un aktardığı üzere anlık bir hevesle alışveriş yapma oranı da pandemide epey yükseldi. Pandeminin yarattığı kontrol kaybı ve korku, insanların huzuru başka bir yerde aramasına yol açmış görünüyor.</p><p></p><p><b>Eğitime etkisi iyi mi, kötü mü oldu?</b></p><p></p><p>Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte okulların kapanması hem eğitim alma biçiminde uzun vadeli etkiler yarattı hem de çocuk ve gençlerin gelişiminde iz bıraktı.&nbsp;</p><p></p><p>Uzaktan eğitim sayesinde öğretmen ve öğrenciler yeni araçlar kullanmaya başladı ve eğitime daha kolay bir şekilde ulaşılabileceği anlaşıldı.</p><p></p><p>Ayrıca ebeveynler, evde kalan çocuklarına yemek yapma veya resim çizme gibi yeni alışkanlıklar kazandırma imkanı buldu.</p><p></p><p>Diğer yandan her yaştan öğrenci, sosyal ortamından kopmanın sancısını çekti. Ayrıca ekonomik yetersizlikler nedeniyle çevrimiçi derse giremeyen çocuklar, eğitiminden geri kaldı.&nbsp;</p><p></p><p>Bazı uzmanlar bu süreçte, kız çocuklarının ev işleri yapmaya itildiği ve erken yaşta evlendirilme riskiyle karşılaştığını dile getiriyor. 2022'de UNICEF, dünya genelinde 11 milyonu aşkın kız çocuğunun, salgın sonrasında okula dönmeme ihtimali olduğunu belirtmişti.</p><p>&nbsp;</p><p>Bunların yanı sıra ders sürelerinin kısalması, pandeminin başındaki ani geçişte yeni düzene ayak uydurmada zorluk yaşanması ve öğrencilerin sınıf ortamındaki verimi bilgisayar ekranından alamaması gibi sorunlara dikkat çekiliyor.</p><p></p><p>Artık yüz yüze eğitime geçilmesine karşın uzmanlar, bu dönemin çocukların öğrenme becerilerini etkilediğini ifade ediyor. Ayrıca Çin'de yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin de 2019-2022 döneminde akademik başarısının kayda değer derecede düştüğü gözlemlenmişti.</p><p></p><p>Eğitimin daha alt kademelerinde öğrencilerin notlarında gerileme göze çarparken, uzmanlar gelişimsel sorunlara da dikkat çekiyor.</p><p></p><p>Harvard Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nden Heather Hill şu ifadeleri kullanıyor:</p><p></p><p>Öğretmenler sınıfa geri döndüklerinde, 'Vay canına, bu çocuklar nasıl öğrenci olunacağını unutmuş' dedi ve ilk fark edilen şeylerden biri, davranış sorunlarındaki artıştı.</p><p></p><p><b>Hayatın geri kalanını nasıl dönüştürdü?</b></p><p></p><p>Küresel çapta bir sağlık krizi yaşanması ve sosyal yaşantının felç olması elbette hayatı çok çeşitli yönlerden değiştiren bir olaydı.&nbsp;</p><p></p><p>Bir yandan bu endişe dolu ortam ruh sağlığını kötü etkiliyor, diğer yandan insanlar, fırıncılık becerilerini geliştirmek veya yeni bir dil öğrenmek gibi faydalı uğraşlar arıyordu.&nbsp;</p><p></p><p>Sosyal yaşantı artık pandemi öncesi zamanlara geri dönmesine karşın, sürecin toplumda uzun vadeli etkileri olduğu da görülüyor.</p><p></p><p>Bunlar arasında insanların sağlığına daha fazla dikkat etmesi göze çarparken, ruh sağlığının öneminin de arttığı söylenebilir.&nbsp;</p><p></p><p>Uzmanlar pandemi döneminde artan psikolojik sıkıntıların, bu sorunların daha fazla konuşulmasına alan açtığını ve çevrimiçi terapi uygulamaları sayesinde daha çok kişinin bu hizmetlere erişebildiğini söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Yaşantının büyük ölçüde internet ortamına taşındığı bu dönemin miraslarından biri de Zoom gibi platformlar oldu. Çevrimiçi görüşmeler daha önce de yapılıyordu ancak pandemiden itibaren hem uzak yerlerde yaşayan yakınlarla hem de eğitim, toplantı gibi nedenlerle bu araçlara başvurmak daha yaygın bir hal aldı.</p><p></p><p>Bu dönemde sosyal medyada yanlış bilgilerin hızla yayılması da birtakım toplumsal etkilere sahip görünüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Birmingham Üniversitesi Alabama kampüsünden sosyolog Mieke Beth Thomeer, "Pandemi sırasında uzmanlığa ve insanlara duyulan güvende büyük bir düşüşün yanı sıra yanlış bilgilendirmede de bir artış var gibi görünüyor" diyerek ekliyor:&nbsp;</p><p></p><p>Medyada ya da internette söylenenleri eleştirmek iyi olabilir ancak toplum, insanların özellikle halk sağlığı kurumları ve tıp uzmanları tarafından sağlanan bilgilere karşı daha küçümseyici ve alaycı olma eğiliminde olduğu bir yere savrulmuş gibi görünüyor.</p><p></p><p><b>Dünya yeni bir pandemiye hazır mı?</b></p><p></p><p>Kovid-19'un bize öğrettiği en acı derslerden biri, hayatların ve geçim kaynaklarının sınır tanımayan görünmez bir tehdit tarafından yok edilebileceğiydi.</p><p></p><p>DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, pandeminin 5. yıldönümü sebebiyle kaleme aldığı yazıda dünyanın böyle bir krize artık hazır olup olmadığı sorusunu "Hem evet hem hayır" diye yanıtlıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bir sonraki pandemiye neyin yol açacağı üzerine yoğun tartışma ve araştırmalar yapılırken, özellikle son bir yıldır kuş gribi öne çıkıyor. 2024'ün yaz aylarında maymun çiçeği virüsü de kısa süreli bir endişe yaratmıştı.</p><p></p><p>Bazı bilim insanları, influenzaya dikkat edilmesi gerektiğini, diğerleri de küresel salgına virüslerin değil, ilaca dirençli bakterilerin yol açabileceğini söylüyor. Halihazırda hiç bilinmeyen bir patojenin pandemi yaratma riski de var ve DSÖ bunu "X hastalığı" diye tanımlıyor.</p><p></p><p>Kovid-19 pandemisi devletlerin ve sektörlerin yetersizliklerini gösterirken, aslında başka bir krize hazırlık yapma imkanı da tanıdı.&nbsp;</p><p></p><p>Ayrıca sağlık endüstrisi, rekor sayılabilecek bir hızla aşı geliştirebilip bunu kısa sürede milyarlara varan ölçeklerde üretebileceğini de ortaya koydu. Bu sayede milyonlarca kişinin hayatının kurtarıldığı tahmin edilirken, uzmanlar halkın özverili davranmasına da dikkat çekiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. Bill Hanage, "Sadece aşıyla değil, temaslarını gönüllü olarak sınırlayan, hastayken evde kalacak kadar duyarlı olan ve kendileri yerine, beraber yaşadıkları kişilerin taşıdığı risklere öncelik veren insanlar sayesinde hayat kurtardık" diyor.</p><p></p><p>Ancak pek çok uzman, büyük ölçüde sosyal sebeplerden dolayı yeni bir pandemiye hazırlıklı olunmadığı görüşünde.&nbsp;</p><p></p><p>Bilimsel çalışmalar umut verse de salgın döneminde yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorilerinin, sağlık sistemine, aşılara ve kurumlara güvenin sarsılmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.</p><p></p><p>Dr. Al-Aly: "Bence daha da hazırlıksız ve daha kötü durumdayız çünkü Kovid'i politize ettik: aşılar, tedaviler, maskeler. Her bir pandemi müdahalesini siyasileştirdik" diyerek ekliyor:</p><p></p><p>Mart 2025'te bir pandemi patlak verirse, aşı olma oranının Kovid-19'dan çok daha düşük olacağını, ABD'de milyonlarca kişiyi koruyan maske ve birçok halk sağlığı önlemine yönelik daha az heves olacağını tahmin ediyorum.</p><p></p><p>Uzmanlar ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın Dünya Sağlık Örgütü'nden ayrılma kararının da böyle bir krizin yönetimine büyük darbe vuracağını tahmin ediyor.</p><p></p><p>Kaliforniya Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Peter Chin-Hong "DSÖ birçok ülke tarafından finanse ediliyor ancak aslan payını ABD sağlıyor, bu nedenle ABD'nin çekilmesi dünya sağlığının organizasyonunu genel olarak zorlaştıracaktır" diye açıklıyor:&nbsp;</p><p></p><p>İkinci neden de küresel sağlıkla ilgili resmin tamamını göremeyecek olmamız.&nbsp;</p><p></p><p><b>Sayılarla Kovid-19 pandemisi</b></p><p></p><p>777 milyon 594 bin 331: Dünya çapında kaydedilen vaka sayısı</p><p>Yüzde 169: Zoom'un 2020'nin ilk çeyreğindeki büyüme oranı</p><p>114 milyon: 2020'de yaşanan iş kaybı</p><p>0: Türkmenistan'da kaydedilen vaka sayısı</p><p>Yüzde 50: Türkiye'de evde ilk kez ekmek yapan veya yapma sıklığını artıranların oranı&nbsp;</p><p>928,5 milyar: 2020-2022'de satılan tek kullanımlık maske sayısı</p><p>Eksi 40 dolar: 21 Nisan 2020'de WTI türü petrolün varil başına fiyatı</p><p>1 trilyon dolar: Uzun Kovid'in yol açtığı tahmini yıllık küresel ekonomik zarar&nbsp;</p><p>14,4 milyon: Aşılar sayesinde önlendiği düşünülen ölüm sayısı</p><p>1,6 milyar: 2021 itibarıyla pandemi nedeniyle okula gitmeyen öğrenci sayısı</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kuş gribi ABD'de yayılıyor: Yeni tür H5N9 ilk kez görüldü</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kus-gribi-abdde-yayiliyor-yeni-tur-h5n9-ilk-kez-goruldu-931/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kus-gribi-abdde-yayiliyor-yeni-tur-h5n9-ilk-kez-goruldu-931/</id>
<published><![CDATA[2025-01-29T05:16:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-29T05:16:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_79FC22-34BF9E-5496F1-1A14CB-B76944-6B4FFA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD'de nadir görülen H5N9 kuş gribinin ilk ilk doğrulanmış vakası bildirildi.</p><p></p><p>Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü'ne göre virüs, Kaliforniya'nın Merced ilçesindeki ticari ördek çiftliğinde doğrulandı.</p><p></p><p>Tarım Bakanlığı örgüte gönderdiği raporda, "USDA Hayvan ve Bitki Sağlığı Denetim Servisi, Eyalet Hayvan Sağlığı ve Yaban Hayatı Yetkilileri'yle birlikte, HPAI'yla ilgili olaylara yanıt olarak kapsamlı epidemiyolojik araştırmalar ve gelişmiş gözetim yürütüyor" dedi.</p><p></p><p>Yetkililer aynı çiftlikte daha yaygın olan H5N1 türünü de tespit etti. Aralık ayına kadar yaklaşık 119 bin kuş itlaf edildi.</p><p></p><p>Rapor, salgın nedeniyle karantinaya alınan New York'taki bir çiftlikte 100 bin ördeğin öldürüleceği haberinin ardından geldi.</p><p></p><p>Pazartesi günü, Tarım Bakanlığı daha fazla kümes hayvanı sürüsünün kuş gribine yakalandığını ve toplamda 726 sürünün enfekte olduğunu bildirdi. Bunlardan 162'si tamamen iyileşti ve karantinadan çıkarıldı. Ulusal toplam 16 eyalette 943'e ulaştı.</p><p></p><p>Kuş gribi son aylarda ABD'nin dört bir yanına yayılarak Louisiana'da bir kişinin hayatını kaybetmesine, yaklaşık 70 kişinin hastalanmasına ve yüz milyonlarca kümes hayvanının itlaf edilmesine yol açtı.</p><p></p><p>Yetkililer halk için riskin düşük olduğunu belirtirken, endişeler artmaya, parklar kapanmaya ve hayvanat bahçeleri ihtiyati tedbirler almaya devam ediyor.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202025/kus.jpg" alt="kus"></p><p><b><i>Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü tarafından geçen martta yayımlanan bu renklendirilmiş elektron mikroskobu görüntüsü kuş gribi A H5N1 virüs partiküllerini gösteriyor. Kuş gribi son aylarda ABD genelinde yayılıyor&nbsp;</i></b></p><p></p><p>İnsandan insana bulaşma henüz rapor edilmedi ancak araştırmacılar ülkenin son salgınlara verdiği tepkiye ve rahatsız edici kilometre taşlarının geçilmesine ilişkin endişelerini dile getiriyor.</p><p></p><p>Bilim insanları pazartesi günü The New York Times'a yaptığı açıklamada, bir pandeminin kaçınılmaz olmadığını ancak gelişmelerin bu olasılığın uzak olmadığını gösterdiğini söyledi.</p><p></p><p>Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin baş direktör yardımcısı Dr. Nirav Shah gazeteye, H5N1'in halk için "bugün karşı karşıya oldukları diğer risklere kıyasla düşük bir risk" olduğunu söyledi. Ancak "bu yüzde 100 değişebilir" dedi.</p><p></p><p>Bu tehlikeli bir virüs.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Afrika'da ölümcül virüs alarmı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/afrikada-olumcul-virus-alarmi-6355/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/afrikada-olumcul-virus-alarmi-6355/</id>
<published><![CDATA[2025-01-22T07:18:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-22T07:18:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_372B54-0B7082-24472D-5F03F0-7DB5CF-83DADB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tanzanya Devlet Başkanı, Ebola gibi son derece bulaşıcı bir virüs olan ve tedavi edilmediği takdirde vakaların yüzde 88'inde can kaybıyla sonuçlanabilen ölümcül Marburg virüsü hastalığı (MVD) salgınını doğruladı.</p><p></p><p>Başkan Samia Suluhu Hassan, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) genel müdürü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus'la ülkenin idari başkenti Dodoma'da gerçekleştirdiği basın toplantısında ülkenin kuzeybatısındaki Kagera bölgesinde pozitif bir vaka görüldüğünü açıkladı.</p><p></p><p>Duyuru, DSÖ'nün Kagera bölgesinde 8 kişinin ölümüne yol açtığına inanılan virüs salgını şüphesini ilk kez bildirmesinin ardından yapıldı.</p><p></p><p>Başkan, 20 Ocak itibarıyla toplam 25 şüpheli virüs vakasının bildirildiğini, bunların tamamının testlerinin negatif çıktığını ve yakın gözetim altında tutulduklarını söyledi.</p><p></p><p>Hassan "Kagera'daki Kabaile Mobil Laboratuvarı'nda yapılan ve sonrasında Darüsselam'da doğrulanan laboratuvar testlerinde bir hastanın Marburg virüsüyle enfekte olduğu saptandı. Neyse ki geri kalan şüpheli hastaların testleri negatif çıktı" dedi.</p><p></p><p>Daha önce benzer bir salgını kontrol altına alma kabiliyetimizi göstermiştik ve bu defa da aynısını yapmaya kararlıyız.</p><p></p><p>Başkan, bildirilen tüm vakaların Kagera'nın Biharamula bölgesinde olduğunu da ekledi.</p><p></p><p>Tanzanyalı sağlık yetkilileri, ilk başta DSÖ'nün komşu ülke Ruanda'da hızlıca yayılmasının ardından Tanzanya'da bir Marburg virüsü salgını yaşandığından şüphelendiğini bildirmesine karşı çıkmıştı. Ruanda geçen ay kendi ülkesindeki salgınının sona erdiğini ilan etmişti.</p><p></p><p>Ruanda'da ilk kez 27 Eylül'de doğrulanan salgında 15 can kaybı ve 66 vaka bildirilmişti. Salgından etkilenenlerin çoğu ilk hastalara müdahale eden sağlık çalışanlarıydı.</p><p></p><p>DSÖ, virüsün daha fazla yayılmasını engellemek üzere temel salgın kontrol önlemlerini iyileştirmek ve topluluklarda kamusal bilinci artırmak için Tanzanyalı sağlık yetkililerine destek verdiğini açıkladı.</p><p></p><p>Dr. Tedros "DSÖ, ortaklarıyla birlikte çalışarak salgını mümkün olan en kısa sürede kontrol altına almak ve tüm Tanzanya halkı için daha sağlıklı, daha güvenli ve daha adil bir gelecek inşa etmek amacıyla Tanzanya hükümetine destek vermeye kararlı" dedi.</p><p></p><p>Şimdi Tanzanya ve bölgedeki tüm insanların sağlığını bu hastalığın yarattığı risklerden korumak için işbirliğiyle kararlılık zamanı.</p><p></p><p>Marburg virüsü, tıpkı Ebola gibi insanlara meyve yarasalarından bulaşıyor ve enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla, yüzeyler ve malzemelerle doğrudan temasla yayılıyor.</p><p></p><p>Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, şiddetli halsizlik, kas ağrılarının yanı sıra şiddetli sulu ishal, karın ağrısı ve kramplar aniden başlayan belirtiler arasında. Üçüncü günde bulantı ve kusma da görülebiliyor.</p><p></p><p>DSÖ, ölümcül vakalarda enfekte kişinin genelde belirtilerden 8-9 gün sonra ciddi kan kaybı ve şok nedeniyle hayatını kaybettiğini bildiriyor.</p><p></p><p>Bu, Tanzanya'nın Kagera bölgesinde 2023'ten bu yana görülen ikinci virüs salgını. Bölgede 6 ölümün yanı sıra toplam 9 şüpheli vaka bildirilmişti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ABD'de 7 bebekte gizemli kırıklar tespit edildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-7-bebekte-aciklanamayan-kiriklar-tespit-edildi-2744/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-7-bebekte-aciklanamayan-kiriklar-tespit-edildi-2744/</id>
<published><![CDATA[2025-01-01T05:57:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-01T05:57:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C122DC-1A9175-97B2EE-3623E0-C15BB1-B3F74D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Virginia'daki bir hastanenin yenidoğan ünitesinde 2023 yazında 4 bebekte ve 2024'ün Kasım ve Aralık ayında 3 bebekte açıklanamayan kırıklar meydana geldi. Olay, ikizleri olan bir ailenin Noah adlı bebeğinde kırık tespit edilince basına yansıdı ve aile yetkililere başvurdu.</p><p></p><p>Noah adlı bebeğin ailesi, basına verdiği röportajda Noah'ın ayağının hareket etmediğini fark ettiklerini ve çekilen röntgen sonucu bebeğin kaval kemiğinde kırık tespit edildiğini belirtti. Baba Dominique Hackey, hastanenin kendilerine kırığın enjeksiyon sırasında meydana geldiği yönünde açıklama yaptığını ve endişelendikleri için sosyal görevlilere başvurduklarını ifade etti.</p><p></p><p>'Bir hastane çalışanının fiziksel istismarına maruz kalmış'</p><p></p><p>Sosyal görevlilerin olayı incelemesi sonucunda Hackey ailesine gönderilen mektupta, Noah bebekte meydana gelen kırığın 'bir çalışan tarafından Noah'ın fiziksel istismarı' sonrasında ortaya çıktığı ifadeleri yer aldı. Polis, aileye hastanede başka bebeklerin de gizemli bir şekilde yaralandığını bildirdi ancak yetkililer, yaralanmalara kimin sebep olduğunu tespit edemedi.</p><p></p><p>Henrico Doctors Hastanesi (NICU), 24 Aralık'ta yaptığı açıklamada "Kasım sonu/Aralık ayında, hastanemizdeki üç bebeğin, 2023 yazında dört bebeğin karıştığı bir olaya benzer şekilde açıklanamayan kırıkları olduğunu keşfettik. Kapsamlı bir dahili soruşturma başlattık, aileleri bilgilendirdik ve ilgili makamlara ve düzenleyici kurumlara haber verdik ve soruşturmalarında onlarla iş birliği yaptık" diyerek yenidoğan ünitesini kapattıklarını duyurdu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zayıflama iğnesi "mucizevi" Ozempic hakkında her şey</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/zayiflama-ignesi-mucizevi-ozempic-hakkinda-her-sey-9671/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/zayiflama-ignesi-mucizevi-ozempic-hakkinda-her-sey-9671/</id>
<published><![CDATA[2024-12-14T06:16:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-14T06:16:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1BC03D-5D817B-43AD23-59E486-94BC0F-F0F75C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yönetmen Coralie Fargeat'nın da dediği gibi filmde gençlik ve güzellik vaat eden yeşil sıvı, zayıflama iğnelerinin ötesinde yıllardır satılan pek çok "sihirli ürün"e karşılık geliyor.</p><p></p><p>Hollywood ünlülerinden sosyal medya fenomenlerine çok yaygın şekilde reklamı yapılan Ozempic ise bir yandan muazzam seviyedeki zayıflama etkisiyle, diğer yandan da yarattığı endişelerle son yıllarda bu sihirli ürünlerin en popüler olanı.&nbsp;</p><p></p><p>Kilo vermenin yanı sıra çeşitli sağlık faydalarıyla da gündeme gelen zayıflama iğneleri, yaşlanmayı geciktirdiği iddialarıyla birlikte Cevher'deki maddeye gittikçe benziyor gibi görünüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bu hafta Logos'ta Ozempic ve Wegovy adı altında satılan zayıflama iğnelerini, faydalarından zararlarına, bırakılması durumunda ne olduğuna ve muadilleriyle arasındaki farklara kadar bütün yönleriyle ele alacağız.&nbsp;</p><p></p><p><b>1) Ozempic ve Wegovy nedir?</b></p><p></p><p>Ozempic ve Wegovy, esasen aynı etkin maddeyi içeren ancak farklı amaçlar için kullanılan ilaçlar.&nbsp;</p><p></p><p>Danimarka merkezli ilaç şirketi Novo Nordisk'in satışa sunduğu bu iğnelerin etkin maddesi semaglutid.&nbsp;</p><p></p><p>Semaglutid, glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) analogları denen ilaç sınıfında yer alıyor. Bu ilaçlar, vücutta doğal olarak üretilen GLP-1 hormonunu taklit ederek iştahı bastırıyor ve kan şekeri seviyesini düzenleyen insülin düzeyini artırıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Yemek yedikten sonraki tokluk hissini daha uzun süre koruyor, kan şekeri seviyesinin düşük kalmasını sağlıyor ve kana salınan şeker miktarını azaltıyor.</p><p></p><p>Birleşik Krallık'taki Imperial College London'dan Simon Cork, "Bu ilaçlar, insan vücudunda halihazırda var olan ve görevi, yemek yedikten sonra iştahı bastırmak olan bir sistemi güçlendiriyor" diye açıklıyor.</p><p></p><p>GLP-1 analogları aslında pek yeni sayılmaz. Ancak semaglutid, bu sınıftaki diğer ilaçlara kıyasla daha güçlü bir etki yaratmasıyla öne çıkıyor.</p><p></p><p>Ozempic, tip 2 diyabet tedavisinde kan şekerini düzenleme amacı taşırken, Wegovy ise aşırı kilolu veya obez kişilerde kilo kontrolü için kullanılıyor. İkisi de semaglutid içermesine karşın dozları arasında fark var.&nbsp;</p><p></p><p>Diğer yandan aynı maddeyi içerdikleri için Ozempic, zayıflama amacıyla da reçete edilebiliyor. Wegovy daha yüksek dozda kullanıldığı için daha fazla kilo verilmesini sağlıyor gibi görünüyor. Ancak bununla beraber yan etkilerin de daha şiddetli olması riski var.&nbsp;</p><p></p><p>Doktorlar duruma göre bu iğneler arasında seçim yaparken, kesinlikle ikisinin beraber kullanılmaması gerektiğinin altını çiziyorlar.&nbsp;</p><p></p><p><b>2) Kilo kaybından kalp sağlığına faydaları neler?</b></p><p></p><p>Semaglutid, obeziteyle mücadelede çığır açıcı bir etki yarattığı öne sürülerek pek çok bilim insanı tarafından takdir ediliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Hakemli dergi Nature Medicine'da 2022'de yayımlanan bir çalışmada Wegovy'nin, diyabeti olmayan obez veya aşırı kilolu kişilerde iki yıl içinde vücut ağırlığının yüzde 15'ine kadar kilo kaybı sağladığı bulunmuştu.</p><p></p><p>Başka bir araştırmada da daha düşük dozda semaglutidin 4 hafta içinde yüzde 7 civarında kilo kaybı sağladığı kaydedilmiş ve bu etkilerin diyabeti olmayan kişilerde daha kuvvetli olduğu gözlemlenmişti.&nbsp;</p><p></p><p>New Scientist'in aktardığı üzere daha önce ameliyat dışındaki yöntemlerle vücut ağırlığının yüzde 5'inin kaybedilmesi kayda değer bir başarı sayılıyordu.&nbsp;</p><p></p><p>Fakat zayıflama iğnesi kullanılırken bir yandan diyet ve egzersiz yapılması gerektiğini belirtmekte fayda var.&nbsp;</p><p></p><p>Yüksek yağ ve şeker oranına sahip gıdalar, işlenmiş yiyecekler ve alkol tüketiminin büyük ölçüde azaltılması tavsiye ediliyor.</p><p></p><p>Gastroenterolog ve obezite uzmanı Dr. Lauren Donnangelo şu ifadeleri kullanıyor:</p><p></p><p>Lif, protein ve sağlıklı yağ oranı yüksek gıdaların hem genel sağlık hem de kilo kaybı için dengeli bir beslenme stratejisinin kilit parçaları olduğunu unutmamak önemli.</p><p></p><p>Son yıllarda Ozempic ve Wegovy'nin zayıflamanın yanı sıra sağlığa çeşitli şekillerde fayda sağladığına işaret eden pek çok araştırma yayımlanıyor.</p><p></p><p>Özellikle kalp sağlığına iyi geldiği görülürken, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), obez veya aşırı kilolu kişilerde kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm, kalp krizi ve inme riskini azaltmak için Wegovy'nin kullanılmasına bu yıl onay verdi.&nbsp;</p><p></p><p>Ayrıca Novo Nordisk'in yürüttüğü bir araştırmada semaglutidin böbrek hastalıklarına iyi geldiği de gözlemlenmişti.&nbsp;</p><p></p><p>Bunların yanı sıra tip 2 diyabet hastalarında kolon kanseri görülme riskini de azalttığı öne sürülüyor. Ayrıca obezite ve diyabetin bilişsel işlevleri etkilediği düşünüldüğünden Ozempic gibi ilaçların Alzheimer'la mücadelede kullanılabileceği iddia ediliyor.</p><p></p><p>En son bu yıl yapılan bir araştırmada, semaglutidin herhangi bir nedenle ölüm riskini azalttığına dair bulgular edinilmişti.</p><p></p><p>Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Harlan Krumholz, "Semaglutidin başlangıçta hayal ettiğimizden çok daha geniş kapsamlı faydaları var" diyerek ekliyor:&nbsp;</p><p></p><p>Sadece kalp krizlerini önlemiyorlar. Bunlar sağlığı destekliyor. İnsanların sağlığını bu şekilde iyileştirerek aslında yaşlanma sürecini yavaşlatması şaşırtıcı olmaz.</p><p></p><p><b>3) Beden ve ruh sağlığına nasıl bir tehdit oluşturuyor?</b></p><p></p><p>Zayıflama iğneleri bütün bu "mucizevi" etkileri sunarken çeşitli sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Ozempic veya Wegovy kullanan kişilerin en az yarısı mide bulantısı yaşadığını bildirirken bu yan etki genellikle zaman içinde geçiyor.</p><p></p><p>Ayrıca kabızlık, ishal, kusma ve karın ağrısı da sıkça gözlemlenen hafif yan etkiler arasında yer alıyor. Uzmanlar bunların birkaç hafta içinde kaybolacağını söylerken, devam etmeleri durumunda daha ciddi bir sorun sözkonusu olabilir.&nbsp;</p><p></p><p>Doktorlar, nadiren de olsa bu ilaçların pankreasta iltihaplanmaya yol açabileceğini belirtiyor.&nbsp;</p><p></p><p>GLP-1 analogları uzun zamandır tiroit kanseriyle ilişkilendirildiğinden zayıflama iğnelerinin böyle bir risk taşıdığı ifade ediliyor. Bilim insanları özellikle ailesinde bu hastalıktan muzdarip biri olan kişilerin Ozempic ve Wegovy gibi ilaçları kullanmamasını öneriyor.</p><p></p><p>Bu ilaçların böbrek hastalıklarına iyi gelebileceği gibi bu organlarda aksamalara yol açabileceği de görülüyor.</p><p></p><p>Ayrıca yakın zamanda fareler üzerinde yapılan bir çalışmada zayıflama iğnelerinin kalp kaslarını küçültebileceği öne sürülmüştü.&nbsp;</p><p></p><p>Diğer ciddi yan etkiler arasında safra kesesi rahatsızlıkları, düşük kan şekeri ve bağırsak düğümlenmesi yer alıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Temmuzda yapılan bir araştırmada semaglutidin körlüğe neden olabileceği de öne sürülmüştü.</p><p></p><p>100 binde 10 gibi düşük oranda görülen bu nadir hastalık, optik sinire giden kan akışının azalması sonucu bir gözde acısız ve ani bir körlüğe yol açıyor. Görme becerisi çoğu zaman geri getirilemiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Hakemli dergi JAMA Ophthalmology'de yayımlanan çalışmada, semaglutid kullanan hastalarda bu nadir göz probleminin daha sık görüldüğü kaydedilmiş ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.</p><p></p><p>Zayıflama iğnelerinin ruh sağlığı sorunları ve intihar düşüncelerini tetiklemesiyse bir diğer tartışma konusu.&nbsp;</p><p></p><p>Semaglutid kullananlar, başka kilo verme ilaçları kullananlara kıyasla bu tür şikayetleri daha sık dile getirirken, konu üzerine yapılan araştırmalarda farklı sonuçlar elde ediliyor.</p><p></p><p>Bazı çalışmalarda Ozempic ve Wegovy'nin intihar düşüncelerini azalttığı iddia edilirken, iğneleri kullanan pek çok kişide depresyon ve anksiyete belirtileri görülmesi ikisi arasında bir bağlantı olduğunu akla getiriyor.</p><p></p><p>Diyabet nedeniyle Ozempic almaya başlayan Jenny Kent, birkaç ay sonra kilo kaybı ve kan şekeri seviyelerinde olumlu gelişmeler görse de ruh hali için aynı şeyi söyleyemiyor.</p><p></p><p>Sürekli bunalmış hissettiğini ve ağladığını ifade eden Kent, bir süre sonra doktoruyla konuşup ilacı bırakmış. Ardından ruh halinin iyiye gittiğini görse de bunun Ozempic'i bırakmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığından emin değil.&nbsp;</p><p></p><p>Yazar Johann Hari de semaglutidin umduğu zayıflama etkisini gösterdiğini ancak yaratacağı psikolojik etkiyi öngöremediğini söylüyor.</p><p></p><p>Hari "İlacı aldığım ilk 6 ay boyunca istediğim oluyordu; çok fazla kilo veriyordum, sırt ağrılarım geçmişti, her türlü iyi şey oldu" diyerek ekliyor:</p><p></p><p>Ama aslında duygularımda bir iyileşme hissetmiyordum. Aksine, biraz daha kötü hissediyordum.</p><p></p><p>Yazar bu hislerin, özellikle stresle başa çıkmak için istediği gibi yemek yeme imkanının olmamasından kaynaklandığını düşünüyor.</p><p></p><p>Zayıflama iğneleriyle ilgili durumu "kitlesel bir deneye" benzeten Hari, bunu da şöyle açıklıyor:</p><p></p><p>Ben iki deneyin parçasıyım, sadece bir deneyin değil. Bizi çok daha fazla obez yapan deneyin parçasıydım. Şimdi de ilaç kullanarak bunu tersine çeviren deneyin parçasıyım.</p><p></p><p>Ozempic ve Wegowy gibi ilaçların fiziksel yan etkileri arasındaysa deri sarkması ve saç dökülmesi yer alıyor.</p><p></p><p>Uzmanlar bunları hızlı kilo kaybına bağlarken, sarkmış derilerin egzersizle veya gerektiğinde ameliyatla toparlanabileceğini ifade ediyor.&nbsp;</p><p></p><p>Saç dökülmesiyse kilo kaybı dengelendiğinde genellikle dursa da dökülen saçlar her zaman yeniden çıkmayabiliyor.</p><p></p><p><b>4) Neden herkeste işe yaramıyor?</b></p><p></p><p>Zayıflama iğneleri klinik testlerde büyük başarı göstermesine ve pek çok kişi istedikleri gibi kilo verdiğini bildirmesine karşın herkes için durum böyle değil.&nbsp;</p><p></p><p>ABD'deki Hackensack Üniversitesi Tıp Merkezi'nde Kilo Kaybı ve Metabolik Sağlık Merkezi Direktörü Dr. Hans Schmidt, hastalarının yüzde 15'inin GLP-1 analoglarına olumlu yanıt vermediğini söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bazıları haftada bir yapılması gereken iğneleri düzenli uygulamadığı için kilo vermiyor. Dr. Schmidt "Eğer bir sonuç elde etmiyorsanız ve yan etkilere maruz kalıyorsanız, ilaç kullanmanız için bir neden yok demektir" diye konuşuyor.</p><p></p><p>Diğer yandan bu ilaçları haftalarca kullanıp yine de zayıflamayanlar da var. Tek bir ilaç genellikle herkeste aynı etkileri yaratmaz ancak bilim insanları farklılıkların tam olarak neyden kaynaklandığını söyleyemiyor.</p><p></p><p>Michigan Üniversitesi'nden endokrinolog Amy Rothberg "Pek çok şey kişinin fizyolojisi ve biyolojisine bağlı. Bir ilacın herkese uygun olmasını bekleyemeyiz" diyor.</p><p></p><p>Bununla beraber farklılıkların arkasında dozun düşük gelmesi, egzersiz ve sağlıklı beslenmeyle sürecin desteklenmemesi, yeterince iyi uyunmaması veya stres gibi nedenler olabilir.</p><p></p><p>Uzmanlar Ozempic ve Wegowy gibi ilaçların "sihirli değnek" olmadığının ve esasen zayıflamaya destek olan bir rol üstlendiğinin altını çiziyor.</p><p></p><p>Ayrıca diyabet hastalarında kilo kaybı daha az gözlemlenirken, aynı zamanda farklı ilaçlar kullanmanın da zayıflamanın önüne geçmesi muhtemel.</p><p></p><p>Zayıflama iğnelerinden istenen sonuç alınsa bile bu kazanımların kalıcı olmayabileceğini belirtmekte de fayda var.&nbsp;</p><p></p><p>Çeşitli araştırmalar bu ilaçları kullanmayı bırakan çoğu kişinin, iştahın geri gelmesiyle tekrar kilo aldığını gösteriyor.</p><p></p><p>Uzmanlar genellikle başlangıç kilosuna geri dönülmediğini söylüyor. 2022 tarihli bir çalışmada semaglutid alan katılımcıların yarısı, ilacı iki yıl boyunca bıraktıktan sonra bile verdiği kiloların tamamını geri almadı.&nbsp;</p><p></p><p>Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Walid Gellad, "Bu ilaçları ne kadar süre kullanmanız gerektiğini kimse bilmiyor" diyor.</p><p></p><p><b>5) Ozempic ve Wegovy'nin muadilleri daha mı iyi?</b></p><p></p><p>Uzmanlar, semaglutid kullanarak kilo veremeyen bazı kişilerin ilaç değiştirmesinin faydalı sonuçlar doğurabileceğini söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Novo Nordisk'in semaglutidi bulmasıyla "obeziteyle mücadelede yeni bir çağ başladığı" söylenirken, kısa süre sonra Eli Lilly de kendi GLP-1 analoguyla piyasaya girdi.</p><p></p><p>ABD merkezli ilaç şirketinin tirzepatid etkin maddesini içeren iki ilacı mevcut: diyabet hastalarına verilen Mounjaro ve aşırı kilo veya obeziteye karşı kullanılan Zepbound.</p><p></p><p>Esasen aynı şekilde çalışan semaglutid ve tirzepatid arasında çok büyük farklar yok. Diğer yandan son zamanlarda yapılan araştırmalar Eli Lilly iğnelerinin Danimarkalı rakibinden daha etkili olduğunu gösteriyor.</p><p></p><p>72 hafta süren bir deneyde Wegovy kullananların, vücut ağırlığının yüzde 14'ünü, Zepbound kullananların ise yüzde 20'sini kaybettiği gözlemlendi.</p><p></p><p>Bununla beraber Mounjaro ve Zepbound'ın yan etkilerinin, Ozempic ve Wegovy'le büyük ölçüde aynı olduğunu belirtmekte fayda var.&nbsp;</p><p></p><p>Şubatta iki şirkete, mide felci ve bağırsak düğümlenmesi gibi riskleri açıkça belirtmekleri gerekçesiyle ABD'deki bir mahkemede en az 55 dava açılmıştı.</p><p></p><p>Zayıflama iğnelerinin yanı sıra kilo vermeyi desteklemesi için geliştirilen Contrave ve Qsymia gibi haplar da mevcut. Ancak bunlar aynı seviyede kilo kaybı sağlamadığı gibi kusma, ishal, ağız kuruluğu ve karıncalanma gibi yan etkilere de neden olabiliyor.</p><p></p><p>Halihazırda Novo Nordisk ve Eli Lilly piyasaya hükmetse de obezitenin dünya çapında gittikçe daha ciddi bir sorun haline gelmesiyle başka ilaç şirketleri de yarışa giriyor.&nbsp;</p><p></p><p>İki dev şirketin yoğun talep nedeniyle tedarik sorunları yaşamasının yanı sıra yüksek fiyatları nedeniyle de yakın zamanda hem iğne hem de hap formunda çeşitli yeni ilaçların raflarda yerini alması bekleniyor.</p><p></p><p>Logos'un bu haftaki yazısına son verirken, her şeyin başının sağlık olduğunu ve zayıflamak için herhangi bir takviye kullanmadan önce kesinlikle doktor görüşüne başvurmanız gerektiğini hatırlatmak isteriz.&nbsp;</p><p></p><p>Bir sonraki yazıda görüşene kadar bu soğuk kış günlerinde sağlığınıza dikkat edin ve merakla kalın!</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Astım atağına karşı yeni bir tedavi yöntemi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/astim-atagina-karsi-yeni-bir-tedavi-yontemi-2139/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/astim-atagina-karsi-yeni-bir-tedavi-yontemi-2139/</id>
<published><![CDATA[2024-11-28T06:00:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-28T06:00:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BA3168-82C82A-E1B65F-B88DDA-0B8BAB-204BB9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tedavide kullanılan bir enjeksiyon, astım atağı sırasında ve KOAH olarak bilinen kronik obstrüktif akciğer hastalığında devreye giren bağışıklık sisteminin bir kısmını baskılıyor.</p><p></p><p>Benralizumab halihazırda şiddetli vakalarda kullanılıyordu, ancak son araştırma astım ataklarında rutin olarak kullanılabileceğini ortaya koydu.</p><p></p><p>İngiltere her yıl iki milyon astım atağı vakası kaydediliyor.</p><p></p><p>King's College London'dan araştırmacı ekibi yeni ilacın astım tedavisinde devrim niteliğinde olabileceğini söyledi.</p><p></p><p>Araştırmada, tüm astım ve KOAH ataklarının benzer şekilde seyretmediği, farklı kişilerde bağışıklık sisteminin farklı kısımlarının "aşırı" şekilde çalıştığı belirlendi.</p><p></p><p>Prof. Mona Bafadhel, "İnflamasyonun farklı örüntülerde seyrettiğini görüyoruz ve kişilerde doğru zamanda doğru tedavi için daha 'akıllı' bir yol izleyebiliriz" dedi.</p><p></p><p>Benralizumab maddesi, inflamasyona ve akciğerde tahribata neden olabilen eozinofil adındaki beyaz kan hücrelerini hedef alıyor.</p><p></p><p>Eozinofiller astım ataklarının yarısında, KOAH vakalarının ise üçte birinde devreye giriyor.</p><p></p><p>Solunum sorunu, göğüste hırlama, öksürük ve nefes darlığına yol açan bu ataklar düzenli inhaler kullanımıyla kontrol altına alınamazsa, doktorlar steroide başvuruyor.</p><p></p><p>158 hastanın takibiyle yapılan çalışmanın sonuçları, Lancet Respiratory Medicine dergisinde yer aldı.</p><p></p><p>Buna göre steroid kullanımında yüzde 74 olan tedavi başarısızlığı oranı, yeni tedavi yönteminde yüzde 45'e düşüyor.</p><p></p><p>Yeni tedavi yönteminin uygulandığı hastaların daha az hastaneye yatırıldığı, başka bir tedavi yöntemine daha az ihtiyaç duyduğu ve ölüm oranının daha az olduğu tespit edildi.</p><p></p><p>Prof. Bafadhel, astım atağı vakalarının oldukça fazla sayıda görüldüğünün altını çizerek, yeni tedavinin oldukça fazla sayıda hasta için büyük bir fayda getirebileceğini söylüyor:</p><p></p><p>"Bu bir dönüm noktası olabilir. 50 yıldır tedavimizde bir değişiklik olmamıştı. Kötüleştiklerinde insanları nasıl tedavi edeceğimize dönük devrim niteliğinde bir gelişme olacak."</p><p></p><p>Yeni ilacın uygulandığı hastaların bulgularında da iyileşme ve yaşam kalitelerinde artış da tespit edildi.</p><p></p><p>55 yaşındaki Alison Spooner, deneme safhasında ilacı alan hastalardan birisi.</p><p></p><p>Çocukluktan beri astım hastalığı var, son beş yılda ise hastalığı daha da kötüleşmiş ve üç kez ciddi atak geçirmiş.</p><p></p><p>Spooner, "Daha da kötüleşiyordu, nefes alma sorunu oldukça korkutucu" diyor. Yeni ilacı aldıktan sonra "ciddi bir değişim" hissettiğini söyleyen Spooner, inhaler kullanmayı sadece doktorlar devam etmesini söylediği için sürdürdüğünü aktarıyor:</p><p></p><p>"Maalesef hiçbir ilaç astımı tamamen yok etmiyor, ancak buna en yakın olan bu ilaç. Bence bu biraz mucizevi."</p><p></p><p>Benralizumab henüz yaygın kullanıma açılmadı.</p><p></p><p>Daha kapsamlı bir test sürecinin 2025'te başlaması bekleniyor. Bu, iki yıl sürecek.</p><p></p><p>Çalışamalar, ilacın maliyetine yönelik de bir incelemenin yapılmasını kapsayacak. Çünkü bu tip etken maddeler, bir hayli maliyetli.</p><p></p><p>Oxford Üniversitesi'nden Dr. Sanjay Ramakrishnan, çalışmanın şimdiye kadar "çok umut vadettiğini" ve KOAH ile mücadelenin 20. yüzyılda takılı kaldığını söylüyor.</p><p></p><p>Oysa KOAH dünya genelinde en yaygın ölüm nedenleri arasında yer alıyor.</p><p></p><p>Steroidlerin uzun dönem kullanılması, kilo alma, diyabet ve kemik zayıflığı gibi sorunlara yol açabiliyor.</p><p></p><p>Yine bu araştırmada yer alan 77 yaşındaki Geoffrey Pointing, "Steroid aldığımda gördüğüm yan etkileri bu ilaçta görmedim" diyor:</p><p></p><p>"Steroid aldığım gece uyku tutmazdı. Bu ilaçta ise ilk gece uyuyabildim. Sorun yaşamadan hayatıma devam edebildim."</p><p></p><p>İngiltere'de her gün astım hastası 4 kişinin, KOAH'lı 85 kişinin öldüğü tahmin ediliyor.</p><p></p><p>Asthma + Lung UK (Astım + Akciğer) vakfından Dr. Samantha Walker, sonuçların "harika bir haber" olduğunu söylüyor:</p><p></p><p>"Astım ve KOAH hastaları için 50 yıldan beri ilk kez yeni bir tedavi geliştirilmiş olması çok iyi bir gelişme."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">KOAH neden küresel düzeyde ilgiyi hak ediyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/koah-neden-kuresel-duzeyde-ilgiyi-hak-ediyor-9074/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/koah-neden-kuresel-duzeyde-ilgiyi-hak-ediyor-9074/</id>
<published><![CDATA[2024-11-23T05:45:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-23T05:45:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_779507-70CD84-D8A5D2-70DC7B-4E3441-69190A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünyadaki ölüm nedenlerinde dördüncü sırada yer alan KOAH, hastalar ve aileler üzerinde yarattığı muazzam etkiye rağmen küresel sağlık konuşmalarında çok fazla yer almasa da artık bu hastalığı görmezden gelemeyiz.</p><p></p><p>KOAH, nefes almayı zorlaştıran ve öksürük, hırıltılı solunum, nefes darlığı gibi semptomlara neden olan ileri seviye bir akciğer hastalığıdır. KOAH'ın başlıca iki nedeni vardır. Bunlardan biri tütün kullanımı, diğeri hava kirliliği. Sigara içmek solunum yollarına ve akciğer dokusuna zarar vererek iltihaplanmaya ve hava akışının azalmasına neden olur. Aynı şekilde araç emisyonları ve endüstriyel dumanlar gibi çevreyi kirleten etkenlere maruz kalmak da zaman içinde akciğer fonksiyonlarını kötüleştirebilir. Günlük aktiviteleri ve genel yaşam kalitesini etkileyen bu hastalıkla yaşamak hastaları zorlayabiliyor. Ancak pek çok hasta, hastalığa karşı uygun hayat tarzı değişiklikleri ile rahatlayabilir ve akciğer sağlığını iyileştirebilir.</p><p></p><p>KOAH yaygın bir hastalık olmasına rağmen, özellikle sebep olduğu ölümlerin yüzde 85'inin gerçekleştiği düşük ve orta gelirli ülkelerde maliyetsiz olan tedaviye ve bakıma erişimde sorunlar yaşanabiliyor. Bu yüzden bu durum değişmeli.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) olarak, KOAH teşhis ve tedavisinin birinci basamak sağlık sistemlerine entegrasyonunda ilerleme kaydetmemiz bu durumu tersine çevirmek için çok önemli bir adım oldu. Dünya genelinde, özellikle de yoksul ülkelerdeki pek çok insan için birinci basamak, sağlık sistemi ile tek temas noktası olmaya devam ediyor. Hükümetler KOAH ile mücadeleyi birinci basamak sağlık sistemlerine ve evrensel sağlık kapsamı paketlerine entegre ettiklerinde, tüm dünyada milyonlarca insanın hayatında anlamlı bir fark yaratabiliriz.</p><p></p><p>Her geçen gün Dünyanın dört bir yanından daha fazla ülke KOAH'ın yükünü üstleniyor ve ulusal sağlık öncelikleri arasında sıralıyor.</p><p></p><p>Her geçen gün Dünyanın dört bir yanından daha fazla ülke KOAH'ın yükünü üstleniyor ve ulusal sağlık öncelikleri arasında sıralıyor.</p><p></p><p>ABD’de ve Kanada'da KOAH’ın yönetimini ve hasta sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan kapsamlı tanıtımlar ve halk sağlığı kampanyaları yapılıyor. İngiltere ve İspanya erken teşhis ve sigara gibi risk faktörlerinin azaltılmasına odaklanıyor. Öte yandan yüksek bir KOAH yüküne sahip olan Hindistan ve Brezilya, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerini ele alarak KOAH'ı daha geniş halk sağlığı stratejilerine dahil etmeye çalışıyor.</p><p></p><p>Çin, kısa bir süre önce KOAH'ı ulusal temel halk sağlığı hizmetleri programına dahil etti. Bu karar, yalnızca Çin'de sayıları yaklaşık 100 milyonu bulan KOAH hastalarının bakımına yönelik önemli bir siyasi taahhüttü.</p><p></p><p>Bazı Afrika ülkelerinde KOAH’a yönelik farkındalık artırılırken bazı ülkelerde KOAH'ı halk sağlığı stratejilerine dahil etmeye başladı. Güney Afrika, halk sağlığı çerçevesinde KOAH kontrolü de dahil olmak üzere solunum sağlığı konusunda ilerleme kaydediyor. Bu çabalar, KOAH'ın ele alınması, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve hastalığın yayılmasının yol açtığı stresin azaltılması konusunda artan küresel kararlılığın bir örneği olurken, farkındalık artmaya devam ettikçe, diğer ülkelerin de KOAH’ın toplumları üzerindeki etkisini en aza indirmek için bu hastalığı ulusal sağlık stratejilerine dahil edeceklerini tahmin ediyoruz.</p><p></p><p>KOAH’ı önlemek için ülkelerin kullanabileceği başka etkili politika araçları ve kanıta dayalı teknik paketler de bulunuyor. WHO'nun bu hastalıkla ilgili olarak önerdiği altı politikanın uygulanması, özellikle de tütünün etkin bir şekilde vergilendirilmesi ve dumansız hava sahalarının oluşturulması sayesinde, her yıl KOAH'tan kaynaklanan bir milyondan fazla ölüm önlenebilir. Bu hastalığın tedavisi aynı zamanda bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölümleri üçte bir oranında azaltmaya yönelik Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşma konusunda ülkeleri destekleyebilecek bazı önlemleri içeren ‘en iyi seçenekler’ politikası olarak da kabul ediliyor.</p><p></p><p>WHO olarak, KOAH teşhis ve tedavisinin birinci basamak sağlık sistemlerine entegrasyonunda ilerleme kaydetmemiz bu durumu tersine çevirmek için çok önemli bir adım oldu.</p><p></p><p>WHO'nun insanları hava kirliliğinden korumaya yönelik stratejilerine öncelik verilmesi de durumun iyileştirilmesine önemli katkı sağlar. Hava kirliliği her yıl 7 milyon kişinin ölümüne neden olurken, solunum yolu hastalıklarını da artırıyor. WHO'nun hava kalitesi standartlarının sıkı bir şekilde uygulanması, temiz enerji kaynaklarının teşvik edilmesi ve toplu taşıma ile bisiklet ve yürüyüş gibi aktif ulaşım seçeneklerine yatırım yapılması yönündeki tavsiyelerinin uygulanmasıyla KOAH yükü önemli ölçüde azaltılabilir ve herkes için daha sağlıklı ortamlar sağlanabilir.</p><p></p><p>Bugün verdiğimiz mesaj açık:</p><p></p><p>“Diğer bulaşıcı olmayan hastalıklar gibi KOAH da acilen ilgiyi hak ediyor ve ülkelerin liderleri KOAH’ı önlemenin yanı sıra tedavisi ve bakımını herkes için erişilebilir hale getirmeye öncelik vermeliler.”</p><p></p><p>Şimdi KOAH'la mücadele etmek için harekete geçme zamanı. Bu sessiz katille mücadeleye yönelik tedbirlere öncelik vererek insan hayatını uzatabilir, yaşam kalitesini artırabilir ve dünya genelinde daha sağlıklı toplumlar yaratabiliriz. Birlikte daha rahat nefes alabiliriz!</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sürekli oturmak, egzersiz yapılsa bile kalp sağlığını etkiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/surekli-oturmak-egzersiz-yapilsa-bile-kalp-sagligini-etkiliyor-6380/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/surekli-oturmak-egzersiz-yapilsa-bile-kalp-sagligini-etkiliyor-6380/</id>
<published><![CDATA[2024-11-19T05:05:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-19T05:05:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F1BF4A-C040AB-D6CDE9-8FBDA0-B4D700-928C32.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yeni bir çalışma, günde 10 saat veya daha fazla hareketsiz kalmanın, düzenli egzersiz yapanlarda bile kalp yetmezliği riskini artırabileceği uyarısını yapıyor.</p><p></p><p>Yetersiz egzersizin kalp hastalıklarına yol açtığı biliniyor ve sağlık kılavuzları bu riski azaltmak için haftada yaklaşık 150 dakika orta ila şiddetli fiziksel aktivite öneriyor.</p><p></p><p>Ancak ABD'deki Massachusetts General Hospital'dan bilim insanlarına göre egzersiz, günlük aktivitenin sadece bir küçük kısmını oluşturuyor ve mevcut kılavuzlar hareketsiz kalmakla ilgili özel tavsiyelerde bulunmuyor.</p><p></p><p>JACC adlı akademik dergide yayımlanan yeni çalışmada, Birleşik Krallık biyobankasında kayıtlı yaklaşık 90 bin kişinin sağlık bilgileri değerlendirildi.</p><p></p><p>Katılımcılar, bileğe takılan bir ivmeölçer tarafından hareketlerinin 7 gün boyunca kaydedilmesiyle elde edilmiş verileri sundu. Ortalama yaşı 62 olan katılımcıların yaklaşık yüzde 56'sı kadın ve günlük ortalama hareketsiz kalma süreleri yaklaşık 9,4 saat.</p><p></p><p>Çalışma, kalp hastalığı riskinin en yüksek olduğu hareketsiz zaman miktarını değerlendirdi.</p><p></p><p>Bilim insanları, hareketsiz zaman ve fiziksel aktivitenin birlikte atriyal fibrilasyon (AF), miyokard enfarktüsü (ME) ve kalp yetmezliği (KY) gibi ölümcül durumların riskini nasıl etkilediğini değerlendirdi.</p><p></p><p>Katılımcıları 8 yıl boyunca takip eden bilim insanları, yaklaşık 3 bin 600 kişide AF ve 1850'den fazlasında KY geliştiğini, 1600'den fazlasındaysa MI görüldüğünü tespit etti.</p><p></p><p>Bilim insanları, bu katılımcılardan yaklaşık 900'ünün kalp hastalıkları nedeniyle öldüğünü söylüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar ayrıca hareketsiz zamanın katılımcılar üzerindeki etkilerinin sonuçlarının değiştiğini gözlemledi.</p><p></p><p>Örneğin, AF ve MI geçirenler arasında risk, büyük bir değişim olmaksızın zaman içinde istikrarlı bir şekilde artıyor gibi görünüyordu.</p><p></p><p>KY ve kalp hastalığı olanlar arasında, hareketsizlik süresi günde yaklaşık 10,5 saati aşana kadar risk artışı minimum düzeydeydi.</p><p></p><p>Bu noktada çalışma, riskin önemli ölçüde arttığını ve davranış için bir "eşik" etkisi gösterdiğini ortaya koydu.</p><p></p><p>Hareketsiz kalmanın AF ve MI riskleri üzerindeki bazı etkileri, önerilen 150 dakikalık orta ila şiddetli fiziksel aktivite veya daha fazlasını karşılayan katılımcılarda önemli ölçüde azaldı.</p><p></p><p>Ancak araştırmacılar, bu katılımcılarda KY ve KV ölümünün "yüksek riski" üzerindeki etkilerin "belirgin olmaya devam ettiği" uyarısında bulunuyor.</p><p></p><p>Çalışmanın ortak yazarı Shaan Khurshid, "Gelecekteki kılavuzlar ve halk sağlığı çabaları, hareketsiz zamanı azaltmanın önemini vurgulamalı" dedi.</p><p></p><p>Günde 10,6 saatten fazla hareketsiz kalmamak, daha iyi kalp sağlığı için gerçekçi bir asgari hedef olabilir.</p><p></p><p>Çalışmanın bir sınırlamasını vurgulayan bilim insanları, katılımcı verilerinin toplandığı bileğe takılan ivmeölçerlerin duruşu tespit etmede kusurlu olduğunu ve hareketsizlik süresini yanlış sınıflandırabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Fakat çalışmanın hareketsiz davranışla kalp sağlığı arasında güçlü bir bağlantı olduğuna dair artan kanıtlara katkıda bulunduğunu belirtiyorlar.</p><p></p><p>Brown Üniversitesi Aile Hekimliği Bölümü Direktörü Charles Eaton, akademik dergideki bağlantılı bir başyazıda "Bulgular, daha iyi sağlık için insanları hareket ettirmemiz gerektiğini güçlü bir şekilde ortaya koyuyor" dedi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ABD'de otizm teşhisi 10 yılda üç katına çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-otizm-teshisi-10-yilda-uc-katina-cikti-9021/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-otizm-teshisi-10-yilda-uc-katina-cikti-9021/</id>
<published><![CDATA[2024-10-31T06:49:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-10-31T06:49:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2BB9AD-8FF00D-66A5B8-F36A02-F157DE-AC4849.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD genelinde otizm teşhisi oranları son yıllarda önemli ölçüde arttı ve 2011'le 2022 arasında neredeyse üç katına çıktı.</p><p></p><p>Çarşamba günü yayımlanan yeni bir analize göre, gelişimsel engellilik teşhisi konan kişi sayısı 10 yıl içinde yüzde 175 arttı.</p><p></p><p>Araştırmayı yöneten Kaiser Permanente'den Luke Grosvenor yaptığı açıklamada, "Evrensel gelişimsel taramanın iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması, bu çalışmada bulduğumuz tanı oranlarındaki artışın muhtemelen bir kısmını açıklıyor" dedi.</p><p></p><p>Oran artışlarının büyüklüğü ve yaş, cinsiyet, ırk ve etnik kökene göre değişkenlik göstermesi, gelişmiş tarama dışındaki faktörlerin de oran artışlarına katkıda bulunduğuna işaret ediyor.</p><p></p><p>Beyindeki farklılıklardan kaynaklanan otizm bozukluğunun erkek çocuklarda kızlara kıyasla yaklaşık 4 kat daha yaygın olduğu bildiriliyor. Son federal verilere göre yaklaşık 36 çocuktan 1'ine otizm teşhisi konuyor.</p><p></p><p>Bu sonuçlara ulaşmak için Grosvenor, Kaiser Permanente ve ülke çapındaki diğer sağlık araştırma tesislerindeki doktorlar, büyük sağlık sistemlerine kayıtlı 12 milyondan fazla hastanın verilerini kullandı. Çalışmaları JAMA Network Open adlı akademik dergide yayımlandı.</p><p></p><p>Otizm tanı oranının 5 ila 8 yaşındaki çocuklar arasında en yüksek olduğunu ve 2011'de 1000 kişi başına 2,3 iken 2022'de 6,3'e yükseldiğini tespit ettiler.</p><p></p><p>Öte yandan teşhislerdeki en büyük artışın genç yetişkinler, kadınlar ve kız çocukları arasında olduğu bildirildi. Kız çocuklarında yeni teşhisler yüzde 305, erkek çocuklarında teşhisler yüzde 185 arttı.</p><p></p><p>Araştırmanın yazarlarından Lisa Croen, "Otizm teşhisi konan kadın ve erkekler arasındaki uçurumun daraldığını görüyoruz" dedi.</p><p></p><p>Bu çok ilginç ama nedenini bilmiyoruz. Bu, gelecekteki araştırmaların keşfetmesi gereken bir yön.</p><p></p><p>Yetişkin kadınlarda, erkeklerde yüzde 215'lik artışa kıyasla teşhislerde yüzde 315'lik bir artış oldu. Bu durum, gelişmiş araçlar veya sosyal medyadaki genişletilmiş temsille ilgili kadınlarda otizm farkındalığının artmasından kaynaklanıyor olabilir.</p><p></p><p>Artış özellikle 26 ila 34 yaşındaki yetişkinlerde dikkat çekiciydi ve teşhislerde yüzde 450'lik bir artış görüldü.</p><p></p><p>Yazarlar, "Burada bildirilen oranların yetişkinlerde, özellikle de yaşlı kadın yetişkinlerde [teşhisin] gerçek yaygınlığını göstermeme ihtimali var, çünkü birçoğu çocuklukta taranmamış ve teşhis edilmemiş olabilir" diye yazdı.</p><p></p><p>Bununla birlikte bulgularımız ABD'deki otistik yetişkin nüfusunun artmaya devam edeceğini gösteriyor ve genişletilmiş sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyacın altını çiziyor.</p><p></p><p>Irklara göre de farklılıklar bildirildi; teşhis oranları yerli çocuklar ve yetişkinler arasında en yüksek seviyede. Bunun nedeni, yerli topluluklarla belirli ruh sağlığı kaynak ağı konumları arasındaki yakınlık olabilir. Her ne kadar Amerikan Yerlileri veya Alaska Yerlileri arasında daha yüksek zihinsel ve fiziksel engellilik yaygınlığı bildirilmiş olsa da.</p><p></p><p>Siyah, Asyalı, Amerikan Yerlisi veya Alaska Yerlisi ve Hispanik çocuklar arasında artışlar beyaz çocuklara kıyasla daha fazla.</p><p></p><p>Çalışma, muhtemelen Kovid-19 salgınının yol açtığı sağlık hizmeti kesintileri nedeniyle 2020'de tanılarda artış olmadığını belirtti. Oranlar 2020'den sonra sıçradı ve 2021 ve 2022'de önceki yıllara göre daha yüksek oldu.</p><p></p><p>Raporda, "Bunun teşhis hizmetlerine artan erişimi mi yoksa teşhis yaygınlığındaki gerçek bir artışı mı yansıttığına dair daha fazla araştırma yapılması gerekiyor" dendi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Maymun çiçeği Hindistan'a sıçradı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/maymun-cicegi-hindistana-sicradi-9880/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/maymun-cicegi-hindistana-sicradi-9880/</id>
<published><![CDATA[2024-09-24T06:29:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-09-24T06:29:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_CB5652-D87EC0-EE29CE-18D342-F79A51-8535FA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), mpox virüsünün bu daha bulaşıcı Clade I varyantı nedeniyle Ağustos ayında küresel halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.</p><p></p><p>Hint kamu sağlığı yetkilileri, virüsün daha bulaşıcı olan Clade I varyantının, yakın zaman önce Dubai'den Kerala'ya dönen 38 yaşında bir erkekte tespit edildiğini belirtti.</p><p></p><p>Hindistan daha önce bulaşıcılığı daha az olan Clade 2 varyantından 30'dan fazla vaka bildirmişti.</p><p></p><p>Maymun çiçeği Afrika dışında ilk kez İsveç'te görülmüş, ardından Tayland ve Pakistan'da da vakalar bildirilmişti.</p><p></p><p>Çin, önlem olarak gelecek altı ay boyunca mpox vakalarının görüldüğü bölgelerden ülkeye gelen insanları ve malları takip edecek adımlar atacağını açıklamıştı.</p><p></p><p>Buna göre, salgın yaşanan bölgelerden ülkeye gelen yolcuların semptom gösteren kişilerle temas edip etmediklerini ve kendilerinde semptom olup olmadığını beyan etmeleri gerekecek, bu bölgelerden gelen araçlar, konteynerler ve mallar ise dezenfekte edilecek.</p><p></p><p>Mpox Afrika’da hızla yayılıyor. Uluslararası kuruluşlar, acil durumlara daha hızlı yanıt verilmesi yönünde çağrılar yapıyor.</p><p></p><p>Ağustos sonunda 10 bin doz aşının ulaştığı Nijerya, maymun çiçeği hastalığı ile mücadelede aşının ulaştırıldığı ilk Afrika ülkesi oldu.</p><p></p><p>Virüsün şu anda üç farklı türü var:</p><p></p><p>Clade 1a, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin batısında ve kuzeyindeki enfeksiyonların çoğunun sebebi. Salgın, on yıldan uzun süredir devam ediyor. Çoğunlukla, enfekte yaban hayvanlarını yiyerek yayılıyor. Hastalananlar virüsü yakın temas kurdukları kişilere geçirebiliyor ve özellikle çocuklar etkileniyor.</p><p>Clade 1b, mpox’un yeni çeşidi ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin doğusunda ve komşu ülkelerde salgına neden oluyor. Bu, kamyonların izlediği güzergah boyunca yayılıyor, kamyon şoförlerinin seks işçileriyle girdiği heteroseksüel cinsel ilişki sonucu bulaşıyor ve enfekte kişiler de yakın temas yoluyla bunu çocuklara geçiriyor.</p><p>Clade 2, 2022'de tüm dünyayı saran ve cinsel ilişkiyle bağlantısı kurulan mpox salgını. Ağırlıklı olarak eşcinsel ve biseksüel erkekleri etkiliyor. Hastalık yayılmaya devam ediyor.</p><p></p><p><b>Semptomları neler?</b></p><p></p><p>İlk belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, şişlikler, sırt ağrısı ve kas ağrıları yer alıyor.</p><p></p><p>Ateş düştükten sonra, genellikle yüzde başlayıp vücudun diğer bölgelerine, en yaygın olarak da avuç içlerine ve ayak tabanlarına yayılan bir döküntü gelişebiliyor.</p><p></p><p>Aşırı kaşıntı yapan veya ağrılı olabilen döküntüler değişip farklı aşamalardan geçebiliyor ve sonunda kabuk oluşturup dökülüyor. Bazen döküntüler deride iz bırakabiliyor.</p><p></p><p>Enfeksiyon genellikle kendiliğinden iyileşiyor ve yaklaşık 14-21 gün sürüyor.</p><p></p><p>Ciddi vakalarda lezyonlar tüm vücuda, özellikle de ağız, göz ve cinsel organlara yayılabiliyor.</p><p></p><p><b>Nasıl bulaşır?</b></p><p></p><p>Mpox, enfekte kişiyle yakın temas yoluyla insandan insana yayılıyor. Cinsel ilişki, cilt teması ve enfekte kişinin yakınında konuşmak veya nefes almak da buna dahil.</p><p></p><p>Virüs açık yaralar, solunum yolu ya da gözler, burun veya ağız yoluyla da bulaşabiliyor.</p><p></p><p>Virüsün bulaştığı çarşaf ve nevresim, giysiler ve havlular gibi nesnelere dokunarak da hastalık yayılabiliyor.</p><p></p><p>Maymunlar, sıçanlar ve sincaplar gibi enfekte hayvanlarla yakın temas da başka bir tehlike unsuru.</p><p></p><p>2022'deki küresel salgın sırasında virüs çoğunlukla cinsel temas yoluyla yayılmıştı.</p><p></p><p>Vakaların yüzde 96'sının gördülüğü Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki mevcut salgın da cinsel temastan kaynaklanıyor.</p><p></p><p>Mpox virüsü olan kişilerle yakın temastan kaçınılması ve virüsün olduğu yerlerde bulunanların ellerini sık sık yıkaması tavsiye ediliyor.</p><p></p><p>Mpox olan kişiler, vücudundaki döküntüler kaybolana kadar kendilerini izole etmeli.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iyileştikten sonra 12 hafta boyunca cinsel ilişkiye girerken önlem olarak prezervatif kullanılması gerektiğini söylüyor.</p><p></p><p><b>Tedavisi var mı?</b></p><p></p><p>Çiçek hastalığında kullanılan tedavi yöntemleri mpox için de yararlı olabilir, ancak ne kadar etkili oldukları henüz yeterince bilinmiyor.</p><p></p><p>Mpox salgınları, enfeksiyonları önleyerek kontrol altına alınabilir. Bu da aşılama yoluyla yapılabiliyor.</p><p></p><p>Şu anda mpox için üç aşı bulunuyor ancak bunlar sadece risk altındakiler veya enfekte bir kişiyle yakın temasta bulunanlara veriliyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yaygın bir aşılama programı tavsiye etmiyor.</p><p></p><p>Ne kadar koruma sağladıklarını anlamak için yeni mpox varyantlarına karşı aşıların daha fazla denenmesi gerekiyor.</p><p></p><p>WHO son dönemde ilaç üreticilerinin, henüz onaylanmamış olsa da mpox aşılarını ihtiyaç duyulan ülkelerde acil durumlar için kullanıma sunmalarını istedi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nijerya'da M çiçeği vaka sayısı 48'e yükseldi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/nijeryada-m-cicegi-vaka-sayisi-48e-yukseldi-1257/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/nijeryada-m-cicegi-vaka-sayisi-48e-yukseldi-1257/</id>
<published><![CDATA[2024-08-31T06:43:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-31T06:43:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_465AC5-693EE7-22D0FF-7D7CC3-56AC67-8E9334.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Nijerya Hastalık Kontrol Merkezinden (NCDC) yapılan açıklamada, M çiçeği virüsün ülkenin, başkent Abuja'nın yanı sıra 20 eyaletine yayıldığı belirtildi.</p><p></p><p>Açıklamada, virüsün vaka sayısının 48'e yükseldiği kaydedilerek, virüs nedeniyle can kaybı olmadığı ifade edildi.</p><p></p><p>Nijerya, M çiçeği hastalığıyla mücadele kapsamında ABD'nin gönderdiği 10 bin doz aşı 27 Ağustos'ta teslim almıştı.</p><p></p><p>Nijerya hükümeti, M çiçeği hastalığının yayılmasını önlemek amacıyla uluslararası yolcular için bir sağlık beyanı formu hazırlamıştı.</p><p></p><p>Afrika Birliği, Afrika ülkelerinde hızla yayılan M çiçeği virüsüne karşı kıta çapında halk sağlığı için acil durum ilan etmişti.</p><p></p><p>- Hem hayvanlardan hem insanlardan bulaşıyor</p><p></p><p>M çiçeği virüsü fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.</p><p></p><p>İlk belirtiler virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.</p><p></p><p>Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), "maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)" ismini, 2022'de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla "mpox" olarak değiştirmişti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zayıflama iğneleri intihar düşüncelerini artırıyor mu?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/zayiflama-igneleri-intihar-dusuncelerini-artiriyor-mu-2057/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/zayiflama-igneleri-intihar-dusuncelerini-artiriyor-mu-2057/</id>
<published><![CDATA[2024-08-25T04:04:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-25T04:04:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_536D9C-088AA2-D5B4DC-69869B-2D64AF-2F11B1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Diyabet için verildiğinde Ozempic, zayıflama amacıyla reçete edildiğinde Wegovy markası adı altında satılan semaglutid, son yıllarda etkili sonuçlar yaratmasıyla öne çıkıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Daha önceki çalışmalarda ilacın sadece diyabete iyi gelmediği, aynı zamanda böbrek hastalıkları ve kanser riskini düşürdüğü öne sürülmüştü.&nbsp;</p><p></p><p>Bazı araştırmalardaysa semaglutidin körlüğe neden olabileceğine dair bulgular edinilmişti.</p><p></p><p>Öte yandan zayıflama iğnelerinin intihar düşünceleriyle ilişkisi üzerine yapılan çalışmalarda farklı sonuçlar ortaya çıkıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Uzmanlar bazı kişilerde yemek yeme zevki ve ödülü gibi şeylerin kaybedilmesinin, ruh halinde ciddi değişimler yaratarak kendine zarar verme riskini artırabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>JAMA Network Open adlı hakemli dergide 20 Ağustos'ta yayımlanan bir çalışmada Dünya Sağlık Örgütü'nün veritabanından yararlanan ekip, zayıflama ilaçlarıyla intihar düşüncelerinin yoğunluğu arasındaki bağlantıyı masaya yatırdı.&nbsp;</p><p></p><p>Araştırmada semaglutidle onunla aynı sınıfta yer alan ve daha uzun süredir piyasada olan liraglutid kullanan kişilerin intihar düşüncelerine dair bildirimleri incelendi.</p><p></p><p>Bilim insanları semaglutid kullanan 30 binden fazla kişi arasında 107, liraglutid alan en az 52 bin hasta arasında da 162 kişinin ilacı kullanırken kendini öldürme düşünceleri olduğunu saptadı.&nbsp;</p><p></p><p>Araştırmacılar, semaglutid alan hastalarda intihar düşüncelerinin görülmesinde orantısız bir risk olduğun ancak bu orantısızlığın liraglutidde görülmediğini öne sürüyor. Semaglutid alan kişilerde riskin yaklaşık yüzde 45 arttığını söylüyorlar.&nbsp;</p><p></p><p>Aynı zamanda depresyon ve anksiyete ilaçları kullanan hastalarda riskin 4 kat arttığı tespit edildi.</p><p></p><p>Öte yandan semaglutid ve antidepresan kullanan kişileri dışarıda bırakınca orantısızlık ortadan kalktı.</p><p></p><p>Yeni çalışma zayıflama ilaçlarıyla intihar düşüncelerinin ortaya çıkması arasında neden sonuç ilişkisi kurmuyor. Ayrıca depresyondan muzdarip kişilerde, intihar düşünceleri semaglutid öncesinde ortaya çıkmış olabilir.</p><p></p><p>Bu tür sınırlılıkların farkında olan araştırmacılar, yeni çalışmanın ortada bir risk olduğuna dikkat çektiğini ve daha fazla incelemeye ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.&nbsp;</p><p></p><p>Melbourne Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Dr. Trevor Steward, içinde yer almadığı çalışma hakkında şöyle diyor:</p><p></p><p>Bu ilaçların ne kadar popülerleştiği düşünülürse bu çalışma, sözkonusu ilaçların beyni nasıl etkileyebileceğini, kimler için güvenli olduğunu ve kimlerin risk altında olabileceğini anlamayı amaçlayan daha büyük çalışmaları desteklemenin önemine dikkat çeken bir uyarı gibi görülmeli.</p><p></p><p>Nature Medicine adlı hakemli dergide ocakta yayımlanan kapsamlı bir çalışmada, diğer zayıflama ilaçlarına kıyasla semaglutidin intihar düşünceleriyle daha az bağlantılı olduğu bulunmuştu.</p><p></p><p>Yeni çalışmanın bulgularını inceleyen uzmanlar, çok güçlü bir bağlantı kurulmadığını ve daha net verilere gerek olduğunu belirtiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Semaglutid ve iştahı baskılayan ilaçlar reçete edilmeden önce ruh sağlığı sorunları geçmişi dikkate alınmalı. Ayrıca uzmanlar, zayıflama ilacı kullanırken depresyon belirtileri görülmesi durumunda ilacın hemen durdurulabileceğini söylüyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Oropouche virüsü nedir ve nasıl tedavi edilir?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/oropouche-virusu-nedir-ve-nasil-tedavi-edilir-6016/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/oropouche-virusu-nedir-ve-nasil-tedavi-edilir-6016/</id>
<published><![CDATA[2024-08-22T05:21:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-22T05:21:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_372F58-9F1A10-5282B2-770972-97B6F3-E359B9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tembel hayvan ateşi olarak da bilinen virüse dair ilk vakalar Haziran ve Temmuz aylarında Avrupa’da da görüldü.</p><p></p><p>Bu aylarda İspanya, İtalya ve Almanya’da görülen 19 vakanın Küba ve Brezilya’ya seyahat eden kişiler olduğu ifade edildi.</p><p></p><p>Brezilya’da Temmuz ayı sonunda ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Bahia eyaletinden iki genç kadının Oropouche nedeniyle hayatını kaybettiği açıklanmıştı.</p><p></p><p>Küba da virüsün neden olduğu ilk salgını kayda geçirdi.</p><p></p><p>Oropouche virüsü, sivrisinek ve küçük sineklerin ısırıklarıyla yayılıyor.</p><p></p><p>Oropouche, yaygın olarak Culicoides paraensis adlı minik sinek türü tarafından bulaştırılan bir virüs.</p><p></p><p>Bu sinek türü, Amerika'nın geniş bölgelerinde bol miktarda yer alıyor.</p><p></p><p><b>Kaç vaka kaydedildi?</b></p><p></p><p>İlk vakalar, 1955 yılında Karayipler’de bulunan Trinidad ve Tobago'daki Vega de Oropouche köyünde kaydedildi.</p><p></p><p>Virüs de ismini bu köyden aldı.</p><p></p><p>Son altmış yılda, araştırmacılar Brezilya'da bu virüsün neden olduğu hastalığın 500 binden fazla kişide görüldüğünü tahmin ediyor.</p><p></p><p>Ancak bu sayının düşük bir tahmin olduğu kabul ediliyor.</p><p></p><p>Bu yıl Brezilya'da yaklaşık 10 bin vaka kaydedildi; bu sayı 2023'te 800 olarak kayıtlara geçmişti.</p><p></p><p>Bu vakaların çoğu, Oropouche'un endemik olarak kabul edildiği Amazon bölgesinde gerçekleşti.</p><p></p><p>Brezilya dışında son yıllarda Oropouche virüsü, Peru, Kolombiya, Ekvador, Arjantin, Fransız Guyanası, Panama, Trinidad ve Tobago, Bolivya ve Küba'da da bir halk sağlığı sorunu haline geldi.</p><p></p><p><b>Oropouche nasıl bulaşıyor?</b></p><p></p><p>Virüs, enfekte bir kişiden başkalarına böcek ısırıkları yoluyla geçiyor.</p><p></p><p>Cilt teması veya hava yoluyla bulaştığına dair henüz bir kanıt yok.</p><p></p><p>Ancak Brezilya Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda virüsün hamile kadınlardan bebeklerine geçebileceğine dair kanıtlar olduğu belirtildi.</p><p></p><p>Oropouche virüsünün gebelikler ve doğmamış çocuklar üzerindeki etkileri halen araştırılıyor.</p><p></p><p>Bu virüsün insanlarda daha çok görülmesinin nedenlerinin kentleşme, ormansızlaşma ve iklim değişikliğinin olduğu düşünülüyor.</p><p></p><p>Oropouche ayrıca maymunlar gibi primatlar ve tembel hayvanlarda da görülüyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, bazı kuşları da etkileyebileceğinden şüpheleniyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Agustos%202024/oro-1.jpg" alt="oro-1"></p><p><b><i>Oropouche virüsü nedir ve nasıl tedavi edilir?</i></b></p><p></p><p><b>Oropouche virüsünün belirtileri nedir?</b></p><p></p><p>Oropouche, enfekte olan insanlarda grip benzeri bir hastalığa neden oluyor, sivrisineklerle yayılan ve şiddetli grip benzeri semptomlara neden olan viral dang hummasına benzetilebilir.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre belirtiler şöyle:</p><p></p><p>Aniden başlayan yüksek ateş</p><p>Baş ağrısı</p><p>Gözlerin arkasında ağrı</p><p>Eklem sertliği veya ağrısı</p><p>Titreme</p><p>Mide bulantısı</p><p>Kusma</p><p>Bu belirtiler genellikle beş ila yedi gün arasında sürüyor.</p><p></p><p>Ancak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre (CDC) hastaların % 60'ında belirtiler birkaç gün veya haftalar sonra yeniden ortaya çıkabiliyor.</p><p></p><p>Oropouche virüsü ne kadar ölümcül?</p><p></p><p>25 Temmuz'da Brezilyalı yetkililer, Oropouche virüsünden ilk ölümlerin yaşandığını kaydetti.</p><p></p><p>İkisinin de önceden sağlık sorunu olmayan yirmili yaşlarındaki kadınlar olduğu belirtildi.</p><p></p><p>Brezilya Sağlık Bakanlığı, virüsün anne karnındaki bebeklerde beyin kusurlarıyla da ilişkili olabileceği konusunda uyarıda bulundu.</p><p></p><p>Virüsün bulaştığı annelerden çocuğu olan dört bebekte, genelde Zika virüsü ile ilişkilendirilen, bebeğin beyninin gelişimini durdurması, bu yüzden kafasının küçük olması anlamına gelen mikrosefali vakası görüldü.</p><p></p><p>Bir ölü doğum vakasının da Oropouche ile ilişkili olduğu düşünülüyor.</p><p></p><p>Ancak bu konuyla ilgili daha çok araştırmanın yapılması gerekiyor.</p><p></p><p>Oropouche virüsünün neden olduğu diğer olası ciddi sorunlar arasında, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanmasıyla oluşan beyin iltihabı ve menenjit yer alıyor.</p><p></p><p>Ancak iki ölümün kaydedilmesi beklenmiyordu. Daha önce gerçekleşen ölümlerin gözden kaçırılması ya da dang humması ile karıştırılması ihtimalleri üzerinde duruluyor.</p><p></p><p><b>Tedavisi nasıl?</b></p><p></p><p>Oropouche'un bir tedavisi yok.</p><p></p><p>Akademik tıp dergisi The Lancet Microbe'de yayımlanan bir makale, Oropouche salgınlarını "küresel sağlık için yeni bir tehdit" olarak sınıflandırıyor ve yeni tedaviler için yeterli araştırma yapılmadığını vurguluyor.</p><p></p><p>Brezilya Sağlık Bakanlığı, "hastaların dinlenmesi, semptomatik tedavi ve tıbbi izlenim yapılması gerektiğini" belirtiyor.</p><p></p><p>Doktorlar, ateş, ağrı ve bulantı gibi belirtileri hafifletmek için belirli ilaçlar verebiliyor.</p><p></p><p>Enfekte olanların böcek kovucu maddeleri kullanması, virüsün başkalarına yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Agustos%202024/oro-2.jpg" alt="oro-2"></p><p><i><b>Oropouche virüsü nedir ve nasıl tedavi edilir?</b></i></p><p></p><p><b>Oropouche nasıl önlenebilir?</b></p><p></p><p>Oropouche'a karşı koruyucu bir aşı yok.</p><p></p><p>İnsanların kendilerini Oropouche'tan koruyabilmelerinin en iyi yolu, sinek ve sivrisinek ısırıklarından kaçınmak.</p><p></p><p>Uzmanlara göre aşağıdaki koruyucu tedbirler alınabilir:</p><p></p><p>Sivrisineklerin, özellikle sineklerin yoğun olduğu bölgelerden kaçınmak</p><p></p><p>Kapı ve pencerelere ince örgüler takmak</p><p></p><p>Isırıkları önlemek için vücudun büyük kısmını kaplayan giysiler giymek</p><p></p><p>Açıkta kalan cilde böcek kovucu sürmek</p><p></p><p>Ev ve çevresini temiz tutmak, özellikle bitki veya hayvan bulunan dış mekanları temiz tutmak</p><p></p><p>Böceklerin üreyebileceği durgun su ve ölü bitki örtüsü bulunan alanları boşaltmak</p><p></p><p>Deltametrin ve N,N-dietil-meta-toluamid (DEET) gibi belirli böcek öldürücülerin hastalığı taşıyan türlerin kontrolünde etkili olduğunu kanıtlandı.</p><p></p><p>Ormansızlaşma ve iklim değişikliği, Oropouche'un daha geniş bir alanda yayılma riskini artırıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">4 soruda maymun çiçeği: En tehlikeli varyant</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/4-soruda-maymun-cicegi-en-tehlikeli-varyant-6481/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/4-soruda-maymun-cicegi-en-tehlikeli-varyant-6481/</id>
<published><![CDATA[2024-08-19T05:46:00+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-19T05:46:00+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8A663B-A348B3-090C79-1BD1BB-38C803-5B0B6D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde yayılırken Burundi, Ruanda ve Uganda gibi Afrika ülkelerine sıçrayan virüsün bulaşıcı bir varyantı, DSÖ'nün açıklamasından sonraki günlerde İsveç'te de görüldü.&nbsp;</p><p></p><p>Bu yıl artan vakalar önce Afrika'yı alarma geçirirken, Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, DSÖ'den bir gün önce kıtada acil durum ilan etmişti. 2024'ün başından beri sadece Kongo'da en az 15 bin 600 vaka ve 537 ölüm kaydedildi.&nbsp;</p><p></p><p>Sağlık Bakanlığı, Türkiye'de henüz maymun çiçeği vakası görülmediğini ifade ediyor. Önceki günlerde Sakarya'da bir kişinin virüs taşıdığı şüphesiyle karantinaya alındığı öne sürülmüş ancak Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü bu iddiaları yalanlamıştı.</p><p></p><p>DSÖ, iki yıl önce de maymun çiçeği virüsünden dolayı küresel halk sağlığı acil durumu ilan etmişti ancak mevcut salgın daha ciddi görünüyor.</p><p></p><p>Aynı zamanda halk arasında yeni bir pandeminin başlayacağına yönelik endişeler de var.&nbsp;</p><p></p><p><b>1) Maymun çiçeği virüsü nerede ortaya çıktı?</b></p><p></p><p>Orta ve Batı Afrika'ya endemik olan maymun çiçeği veya mpox virüsü, ilk kez 1958'de Danimarka'da araştırma amacıyla kullanılan maymun kolonilerinde görüldü.&nbsp;</p><p></p><p>1970'te ise ilk insan vakası kaydedildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde görülen bu vakayı takip eden yıllarda, kıtanın orta ve batı kesimlerinde salgınlar patlak verdi. ABD'de 2003'te görülen vakalarla virüs ilk kez Afrika dışındaki insanlarda saptanmış oldu.&nbsp;</p><p></p><p>Zoonotik, yani hayvanlardan insana bulaşan virüse maymun çiçeği adı verilse de insanlara ilk kez hangi hayvandan geçtiği bilinmiyor. Bilim insanları, maymun gibi primatlar ve kemirgenlerden şüpheleniyor.</p><p></p><p>Halihazırda hangi hayvanların hastalığı taşıyabildiği de tam olarak bilinmiyor.&nbsp;</p><p></p><p><b>2) Neden küresel acil durum ilan edildi?</b></p><p></p><p>DSÖ, Temmuz 2022'de maymun çiçeği salgınından dolayı küresel acil durum ilan ettiğinde, virüs daha önce görülmediği 70'ten fazla ülkede kaydedilmişti.</p><p></p><p>Dünya çapındaki vakaların kontrol altına alınmasının ardından Mayıs 2023'te acil durumun sona erdiği açıklanmıştı. Bugüne kadar 116 ülkede 100 binden fazla vaka saptandı.</p><p></p><p>Ancak mevcut salgının arkasındaki varyant henüz Afrika dışına çıkmadan acil durum ilan edildi.&nbsp;</p><p></p><p>Hastalıklar yeni ya da alışılmadık şekillerde yayıldığında ilan edilen küresel acil durum, salgınla mücadele etmek için uluslararası işbirliğini ve finansmanı harekete geçirmeyi amaçlıyor.</p><p></p><p>DSÖ'nün 14 Ağustos'taki açıklamasının temel nedeni de hem yeni varyantın daha bulaşıcı olması hem de muazzam bir hızda yayılması.&nbsp;</p><p></p><p>Örgüt yaptığı açıklamada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde son 10 yıldır kaydedilen vaka sayısının istikrarlı bir artış gösterdiğini belirterek ekliyor:</p><p></p><p>Geçen yıl bildirilen vakalar kayda değer derecede arttı ve bu sene halihazırda bildirilen vaka sayısı, geçen yılın toplamını aştı.</p><p></p><p>Maymun çiçeği virüsünün Klad 1 ve Klad 2 diye iki suşu veya türü var. 2022'deki salgından Batı Afrika'ya endemik olan Klad 2 virüsü sorumluydu.</p><p></p><p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne göre, bu virüs diğerine kıyasla çok daha az ölümcül ve enfekte olanların yüzde 99,9'u hayatta kalıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Klad 1 ise daha şiddetli bir hastalığa yol açarak ölüm ihtimalini artırıyor. Daha önceki salgınlarda virüs bulaşan kişilerin yüzde 10'unun hayatını kaybettiği görülmüştü ancak son salgınlarda bu oran düşüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Mevcut salgına da bu ölümcül suşun Klad 1b adlı yeni bir varyantı yol açtı. Yakın temasla çok daha kolay bulaşan bu varyant, cinsel ilişkiyle de aktarılabiliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Klad 2 seks yoluyla bulaşmasına karşın virüsün daha ölümcül suşunda önceden böyle bir durum görülmemişti.&nbsp;</p><p></p><p>Avustralya merkezli Kirby Enstitüsü'nden epidemiyoloji uzmanı Prof. Raina MacIntyre "Maymun çiçeğinin tarihsel olarak yayılma şekli aile içindeydi; bir kişi hastalığa yakalanır, ailedeki diğer kişiler de hastalanır" diyerek ekliyor:</p><p></p><p>Bu salgında yayılma derecesi aile içi küçük kümelenmelerden çok daha fazla. Çok daha yaygın bir bulaşma sözkonusu.</p><p></p><p>Klad 1b halihazırda Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin yanı sıra Burundi, Ruanda, Uganda ve İsveç'te görüldü.&nbsp;</p><p></p><p>Pakistan'daki yetkililer de virüsün görüldüğünü söylese de hangi varyant olduğu açıklanmadı.&nbsp;</p><p></p><p>2022'deki salgında virüsün ölüm oranı yüzde 0,2 olarak kaydedilirken yeni varyantta bu oran yüzde 3.&nbsp;</p><p></p><p>Kendisini ateş, titreme, yorgunluk, kas ve baş ağrısıyla gösteren maymun çiçeği, daha sonra vücutta döküntülere de yol açabiliyor. Virüs; çocuklar, bağışıklık sistemi baskılanmış veya HIV virüsü taşıyanlar açısından daha ölümcül.&nbsp;</p><p></p><p>Yeni varyantla ilgili endişelerin bir diğer nedeni de semptom göstermeden insanlar arasında yayılma potansiyeli.&nbsp;</p><p></p><p>Oxford Üniversitesi'nden küresel sağlık araştırmaları uzmanı Prof. Trudie Lang, haziranda yaptığı açıklamada "Bu kesinlikle şimdiye kadarki en tehlikeli varyant" diyerek eklemişti:</p><p></p><p>Kaç tane ciddi olmayan vakanın gizlendiğini bilmiyoruz.</p><p></p><p><b>3) Çiçek hastalığı aşısı koruma sağlıyor mu?</b></p><p></p><p>DSÖ halihazırda maymun çiçeğine karşı MVA-BN ve LC16 adlı iki aşının kullanılmasını öneriyor. Bu seçenekler bulunmadığında da ACAM2000 aşısının uygulanabileceği belirtiliyor.</p><p></p><p>Ancak özellikle maymun çiçeğini hedef alan bir aşı henüz geliştirilmedi.&nbsp;</p><p></p><p>Maymun çiçeği, çiçek hastalığı ve sığır çiçeği virüsleriyle beraber Orthopoxvirus adı verilen bir grupta yer alıyor. Genetik açıdan birbirine benzeyen bu virüsler için aynı aşı kullanılabiliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Ancak çiçek hastalığı aşısı olanların maymun çiçeğine yakalanmayacağı kesin değil.&nbsp;</p><p></p><p>Çiçek hastalığı kitlesel aşı kampanyaları sayesinde 1980'de ortadan kaldırılmıştı. Bu nedenle kitlesel aşıların durmasından dolayı uzmanlar, Orthopoxvirus sınıfındaki virüslere karşı savunmanın azalmış olabileceğini düşünüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bu tarihten sonra doğan kişilerin vücudunda, maymun çiçeğine karşı savaşacak daha az antikor var. 2022'deki salgın büyük ölçüde 18-44 yaşındaki erkekleri etkilemişti ve bunun nedeni antikorların azlığı olabilir.&nbsp;</p><p></p><p>Çiçek hastalığı aşısı yaptıranların, maymun çiçeğini daha hafif geçirdiği görülüyor. Fakat daha önceki araştırmalarda bu aşının, maymun çiçeğine karşı yaklaşık yüzde 80 koruma sağladığı bulunmuştu.</p><p></p><p>DSÖ halihazırda kitlesel aşılamayı tavsiye etmiyor. Sadece risk altında olan, yani maymun çiçeği virüsü taşıyan biriyle yakın temasa geçen veya riskin yüksek olduğu bir ortamda yaşayan kişilerin aşı yaptırmasını öneriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Afrika Birliği Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Genel Direktörü Jean Kaseya, kıtanın 10 milyon doz aşıya ihtiyaç duyduğunu ancak sadece 200 bin doz aşının mevcut olduğunu açıklamıştı:</p><p></p><p>2024'te 3 milyon dozla başlayarak Afrika'ya 10 milyondan fazla dozu sağlamak için net bir planımız var.&nbsp;</p><p></p><p>Ancak Kaseya, aşıların nereden temin edileceğini söylememişti.</p><p></p><p>Halihazırda maymun çiçeğine özel, BNT166 adlı bir mRNA aşısı da geliştiriliyor.&nbsp;</p><p></p><p><b>4) Yeni bir pandemi kapıda mı?</b></p><p></p><p>İsveç'te tespit edilen bulaşıcı varyantın ardından Avrupalı yetkililer alarma geçti. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi virüsün kıtaya taşınmasının "kuvvetle muhtemel" olduğu uyarısı yapmıştı.</p><p></p><p>Fakat kuruluş cuma günkü açıklamasında vakaların hızlı bir şekilde teşhis edilmesi ve kontrol altına alınmasına yönelik önlemler alınması halinde "Avrupa'da sürekli bulaşma olasılığının çok düşük olduğunu" belirtmişti.</p><p></p><p>Maymun çiçeğinin son varyantının yeni bir pademiye yol açacağından endişe duyulsa da uzmanlar bu ihtimalin düşük olduğunu söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Virüsün, enfekte olan kişilerle yakın temas ve cinsel yolla bulaşmasına karşın havadan bulaştığına dair bir kanıt henüz yok. Yine de DSÖ, maymun çiçeği virüsünü taşıyan biriyle çok yakın bir şekilde konuşmanın bulaşa yol açabileceğini belirtiyor.</p><p></p><p>Pandemiye yol açan Kovid-19 gibi hastalıklardaysa virüs genellikle havadan bulaşıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bilim insanları, halihazırda maymun çiçeği salgınları görülmeyen ülkelerde genel nüfus için riskin düşük olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Öte yandan Afrika daha vahim bir tabloyla karşı karşıya. Halihazırda vakaların yüzde 96'sının görüldüğü kıta, tıbbi araç ve malzeme eksikliğiyle boğuşuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Pandemi Eylem Ağı Afrika Bölgesi Direktörü Aggrey Aluso, Scientific American'a verdiği röportajda, teşhis koymak için gereken araçlardan yoksun olduklarını ve sorunu saptamanın bile uzun zaman aldığını ifade ediyor:</p><p></p><p>Mpox salgınını hızlı bir şekilde tespit etmek, izlemek ve kontrol altına almak için gereken laboratuvar malzemeleri, aşı ve tedavi stokları gibi gerekli araç ve kapasitelerden yoksunuz.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Aluso ayrıca DSÖ'nün küresel acil durum kararını daha erken almış olması gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>Direktör yine de Afrika'daki halk sağlığı sorunlarının daha iyi kaynak sağlanması ve koordineli çalışmayla çözülebileceğini belirtiyor:</p><p></p><p>Sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi, yerel kapasitelerin artırılması ve kaynakların ihtiyaç duyulan yer ve zamanda hazır bulundurulmasının sağlanması, gelecekteki salgınların kontrolden çıkmasını önlemede kilit rol oynayacak. Şimdi harekete geçme zamanı ve bu, tüm paydaşların ortak çabasını gerektiriyor.</p><p></p><p>Aluso ayrıca yurttaşların, sağlıklarına öncelik verilmesi için yetkililere baskı yapması çağrısında bulunuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Uluslararası bir dayanışma gerektiğini dile getiren Aluso şöyle ekliyor:</p><p></p><p>Uluslararası toplum, Afrika'daki bir salgının hızla küresel bir sorun haline gelebileceğinin bilincinde olarak dayanışma içinde hareket etmeli.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ABD'de COVID-19 vakaları artışta</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-covid-19-vakalari-artista-9596/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-covid-19-vakalari-artista-9596/</id>
<published><![CDATA[2024-08-18T07:58:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-18T07:58:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7C36A4-98F12F-967D46-B34429-E8008A-0BDC9C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Johns Hopkins Üniversitesi bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Amesh Adalja, "COVID-19'un bizimle olduğu her yaz, yaz dönemi artışlarını gördük. Ancak bu yılki yaz vakalarının önceki yazlara göre farkı, hastane krizlerine dönüşmüyor" dedi.</p><p></p><p>Adalja, mevsimsel artıştaki faktörlerin artan seyahatler, insanların yaz sıcağından kaçınmak için içeride kalması ve virüsün devam eden evrimi olabileceğini söyledi.</p><p></p><p>COVID-19’un test edilmesi düzensiz ilerliyor ve gerçek vaka sayısı net olarak belirlenemiyor çünkü birçok farklı enfeksiyon bildiriliyor. Ancak eğilimleri tespit etmenin bir yolu, laboratuvar testlerinin yüzde kaçının pozitif çıktığına bakmak. Bu ölçüte göre, COVID-19 son dönemde yeniden artış gösteriyor ve testlerin yaklaşık yüzde 15'i pozitif çıkarken, aynı dönemde grip için bu oran yüzde 1'den az.</p><p></p><p>Bununla beraber, doktor muayenehaneleri ve hastanelere, solunum yolu hastalığı semptomları gösteren çok sayıda insan başvurmuyor. Grip benzeri semptomlar için doktora gitme oranı düşük kalmaya devam ediyor.</p><p></p><p>Ayrıca COVID-19 ile ilgili hastaneye yatışlar artıyor olsa da, kış aylarında görülen seviyelerin altında kalmaya devam ediyor ve pandeminin başlarında görülen zirvelerin ise çok altında.</p><p></p><p>CDC ayrıca Corona virüsün yayılmasını, kanalizasyon ve diğer atık sularda yürüttüğü incelemelerle de gözlemliyor. Bu, ülke çapında söz konusu araştırmaya dahil olan yerlerde yürütülüyor.</p><p></p><p>Güncel atık su verilerine bakıldığında, Ağustos ayınının başından itibaren kaydedilen viral aktivite, Ocak ayından itibaren gözlemlenenin en yüksek düzeyinde. Viral aktivite verileri ülkenin batı ve güney bölgelerinde en yüksek, kuzeydoğusunda ise en düşük seviyede.</p><p></p><p>Son veriler ışığında CDC, mevcut ortalama ulusal atık su viral aktivite seviyesini "çok yüksek" olarak nitelendirdi.</p><p></p><p>Adalja, aşıların güncel tutulmasını ve ciddi bir hastalığa yakalanma riski daha yüksek olan kişilerin kalabalık ve kapalı alanlarda yeniden maske takmasını tavsiye ediyor.</p><p></p><p>CDC, hastalanan bireylerin semptomları iyileşene ve 24 saat boyunca ateşleri düşene kadar diğer insanlardan uzak durmalarını öneriyor.</p><p></p><p>"COVID-19 artık temelde insan sağlığı durumunun bir parçası" diyen Adalja, "İnsanlarla etkileşime girdiğinizde kaçınılmazdır" ifadesini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Maymun çiçeği virüsü nedir, nasıl bulaşır?..</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/maymun-cicegi-virusu-nedir-nasil-bulasir-2773/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/maymun-cicegi-virusu-nedir-nasil-bulasir-2773/</id>
<published><![CDATA[2024-08-16T05:54:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-16T05:54:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E9172F-DCC57A-B2344A-46B62E-17913F-95ED2E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>WHO'nun tavsiyesinden bir gün önce Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, maymun çiçeğiyle bağlantılı olarak kıta çapında halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.</p><p></p><p>WHO'ya göre sadece Afrika'da bu yıl virüsle bağlantılı 537 ölüm yaşandı, toplam vaka sayısıysa 15 bin 600'ü geçti. Bu, geçen yıl boyunca kıtada görülen toplam vaka sayısının şimdiden geçildiği anlamına geliyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü 2022 yılında da maymun çiçeği için küresel acil durum ilan etmişti. O dönemde Türkiye'de virüsle bağlantılı beş vaka görüldüğü açıklanmıştı.</p><p></p><p>Güncel salgınla ilgili Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'de herhangi bir vakaya rastlanmadığı ve herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacı olmadığı belirtildi.</p><p></p><p>Uzmanlar şu anki salgının virüsün farklı bir varyantından kaynaklandığını söylüyor ve bunun öncekilere göre daha tehlikeli vir varyant olduğundan endişe ediyor.</p><p></p><p>Peki maymun çiçeği virüsü nedir, tedavi edilebilir mi?</p><p></p><p>Hastalıkla ilgili bilinenleri derledik.</p><p></p><p><b>Maymun çiçeği nedir, türleri neler?</b></p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Agustos%202024/cicek-1.jpg" alt="cicek-1"></p><p><b><i>Mpox veya maymun çiçeği, enfekte insanlarla yakın temas yoluyla yayılıyor</i></b></p><p></p><p>İlk olarak 1950'lerde Orta Afrika'da tespit edilen maymun çiçeği, nadir görülen bir virüs. Çiçek hastalığına benzer bir hastalığa neden oluyor.</p><p></p><p>Ancak maymun çiçeği görülen kişilerde hastalık daha hafif geçiyor ve uzmanlar bu durumda bulaşma olasılığının daha düşük olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Virüs genellikle tropik yağmur ormanlarının yakınındaki Batı Afrika ülkelerinde görülüyor. Virüsün, Batı Afrika ve Orta Afrika olmak üzere iki ana türü var.</p><p></p><p>Batı Afrika'da görülen "Clade II" adlı daha hafif bir mpox türü, 2022 yılındaki küresel salgına da bu virüs yol açmıştı.</p><p></p><p>"Clade 1" ise Orta Afrika'da endemik bir tür. "Clade 1b" ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan varyant.</p><p></p><p><b>Semptomları neler?</b></p><p></p><p>İlk belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, şişlikler, sırt ağrısı ve kas ağrıları yer alıyor.</p><p></p><p>Ateş düştükten sonra, genellikle yüzde başlayıp vücudun diğer bölgelerine, en yaygın olarak da avuç içlerine ve ayak tabanlarına yayılan bir döküntü gelişebiliyor.</p><p></p><p>Aşırı kaşıntı yapan veya ağrılı olabilen döküntüler değişip farklı aşamalardan geçebiliyor ve sonunda kabuk oluşturup dökülüyor. Bazen döküntüler deride iz bırakabiliyor.</p><p></p><p>Enfeksiyon genellikle kendiliğinden iyileşiyor ve yaklaşık 14-21 gün sürüyor.</p><p></p><p>Ciddi vakalarda lezyonlar tüm vücuda, özellikle de ağız, göz ve cinsel organlara yayılabiliyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Agustos%202024/cicek-2.jpg" alt="cicek-2"></p><p><b>Nasıl bulaşır?</b></p><p></p><p>Mpox, enfekte kişiyle yakın temas yoluyla insandan insana yayılıyor. Cinsel ilişki, cilt teması ve enfekte kişinin yakınında konuşmak veya nefes almak da buna dahil.</p><p></p><p>Virüs açık yaralar, solunum yolu ya da gözler, burun veya ağız yoluyla da bulaşabiliyor.</p><p></p><p>Virüsün bulaştığı çarşaf ve nevresim, giysiler ve havlular gibi nesnelere dokunarak da hastalık yayılabiliyor.</p><p></p><p>Maymunlar, sıçanlar ve sincaplar gibi enfekte hayvanlarla yakın temas da başka bir tehlike unsuru.</p><p></p><p>2022'deki küresel salgın sırasında virüs çoğunlukla cinsel temas yoluyla yayılmıştı.</p><p></p><p>Vakaların yüzde 96'sının gördülüğü Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki mevcut salgın da cinsel temastan kaynaklanıyor.</p><p></p><p><b>Kimler risk altında?</b></p><p></p><p>Vakaların çoğu cinsel olarak aktif olan kişilerde ve erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerde görülüyor.</p><p></p><p>Birden fazla partneri olan veya yeni cinsel partneri olan kişiler de risk altında olabilir.</p><p></p><p>Ancak sağlık çalışanları ve aile üyeleri de dahil olmak üzere, semptomları olan biriyle yakın teması olan herkes virüsü kapabilir.</p><p></p><p>Mpox virüsü olan kişilerle yakın temastan kaçınılması ve virüsün olduğu yerlerde bulunanların ellerini sık sık yıkaması tavsiye ediliyor.</p><p></p><p>Mpox olan kişiler, vücudundaki döküntüler kaybolana kadar kendilerini izole etmeli.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iyileştikten sonra 12 hafta boyunca cinsel ilişkiye girerken önlem olarak prezervatif kullanılması gerektiğini söylüyor.</p><p></p><p><b>Tedavisi var mı?</b></p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Agustos%202024/cicek-3.jpg" alt="cicek-3"></p><p><b><i>Ağır Mpox vakalarına karşı koruma sağlayan aşılar bulunuyor</i></b></p><p></p><p>Çiçek hastalığında kullanılan tedavi yöntemleri mpox için de yararlı olabilir, ancak ne kadar etkili oldukları henüz yeterince bilinmiyor.</p><p></p><p>Mpox salgınları, enfeksiyonları önleyerek kontrol altına alınabilir. Bu da aşılama yoluyla yapılabiliyor.</p><p></p><p>Şu anda mpox için üç aşı bulunuyor ancak bunlar sadece risk altındakiler veya enfekte bir kişiyle yakın temasta bulunanlara veriliyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yaygın bir aşılama programı tavsiye etmiyor.</p><p></p><p>Ne kadar koruma sağladıklarını anlamak için yeni mpox varyantlarına karşı aşıların daha fazla denenmesi gerekiyor.</p><p></p><p>WHO son dönemde ilaç üreticilerinin, henüz onaylanmamış olsa da mpox aşılarını ihtiyaç duyulan ülkelerde acil durumlar için kullanıma sunmalarını istedi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Maymun Çiçeği en az 13 ülkeye yayıldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/maymun-cicegi-en-az-13-ulkeye-yayildi-2528/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/maymun-cicegi-en-az-13-ulkeye-yayildi-2528/</id>
<published><![CDATA[2024-08-15T06:17:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-15T06:17:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_217CC8-E8CF48-22B3A8-6E5139-5090AC-3E2454.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Maymun Çiçeği yakın temas yoluyla yayılabiliyor. Genellikle hafif seyretmekle birlikte nadir durumlarda ölümcül de olabilen viral hastalık, grip benzeri semptomlara ve vücutta irin dolu lezyonlara neden oluyor.</p><p></p><p>Bir hastalık salgınının "uluslararası halk sağlığı acil durumu" (PHEIC) olarak nitelendirilmesi, WHO’nun en yüksek alarm seviyesi olarak belirlenmesi anlamına geliyor. PHEIC ilanı verilmesi, sözkonusu hastalık salgınlarını kontrol altına almak için araştırma, finansman ve uluslararası halk sağlığı önlemleri ve işbirliğini hızlandırmaya yardımcı olabiliyor.</p><p></p><p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki salgın, ‘klad I’ olarak bilinen endemik bir türün yayılmasıyla başladı. Ancak yeni bir varyant olan klad Ib, cinsel temas da dahil rutin yakın temas yoluyla daha kolay yayılıyor gibi görünüyor. Bu türün Burundi, Kenya, Ruanda ve Uganda gibi komşu ülkelere yayılması WHO’nun harekete geçmesini tetikledi.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, "Bu salgınları durdurmak ve hayat kurtarmak için koordineli bir uluslararası müdahalenin şart olduğu açıktır" dedi.</p><p></p><p>Bu haftanın başlarında, Afrika'nın en üst düzey halk sağlığı kurumu olan Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, viral enfeksiyonun endişe verici bir hızla yayıldığı uyarısında bulunduktan sonra kıta için bir ‘mpox acil durumu’ ilan etti.</p><p></p><p>Kurum, Afrika kıtasında bu yıl şimdiye kadar 17 binden fazla şüpheli Maymun Çiçeği vakası ve 517 ölüm vakası bildirildiğini, bunun geçen yılın aynı dönemine göre vakalarda yüzde 160'lık bir artış olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Şu ana kadar toplam 13 ülke vaka bildirdi.</p><p></p><p>ABD'nin Alaska eyaletinde, yaşlı bir adam Alaska çiçeği virüsünden öldü.</p><p></p><p>Mpox virüsünün farklı bir formu olan klad IIb, 2022 yılında büyük ölçüde erkeklerle seks yapan erkekler arasındaki cinsel temas yoluyla küresel olarak yayıldı. Bu durum WHO’nun o dönemde bir halk sağlığı acil durumu ilan etmesine yol açmış, ancak 10 ay sonra acil durum sona ermişti. </p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Klasik müzik, tedaviye dirençli depresyon hastalarına iyi geliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/klasik-muzik-tedaviye-direncli-depresyon-hastalarina-iyi-geliyor-1093/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/klasik-muzik-tedaviye-direncli-depresyon-hastalarina-iyi-geliyor-1093/</id>
<published><![CDATA[2024-08-11T05:28:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-11T05:28:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4C8A36-4FFDE9-6660D7-7F3DE8-09B2B3-EFA1B3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Genellikle depresyon, şiddetine göre terapi veya ilaçla tedavi edilmeye çalışılıyor.</p><p></p><p>Ancak bazı kişiler çeşitli tedavilere yanıt vermiyor ve bilim dünyası hastalığın doğasını daha iyi anlayarak yeni yöntemler bulmaya çalışıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Cell Reports adlı hakemli dergide dün (9 Ağustos) yayımlanan bir çalışma kapsamında tedaviye dirençli 23 depresyon hastasıyla bir deney yürütüldü.</p><p></p><p>Katılımcıların daha önce aldıkları bir tedavi nedeniyle beyinlerine elektrotlar yerleştirilmişti. Bilim insanları bu kişilere klasik müzik dinleterek elektrotlar ve EEG yardımıyla beyinlerindeki değişimi izledi.&nbsp;</p><p></p><p>Çin'de yürütülen araştırmada katılımcıların çok yakından bilmediği Batı klasik müziğinden eserler seçildi. Bunlar arasında Beethoven, Çaykovski, Bach, Mozart ve Vivaldi'nin besteleri yer alıyordu.&nbsp;</p><p></p><p>Bilim insanları, katılımcılar müziği dinlediği sırada ses ve diğer duyusal bilgileri işleyen işitsel korteks ve duyguları işleyen ödül devresi arasındaki etkileşimin artarak senkronize bir hale geldiğini gözlemledi.&nbsp;</p><p></p><p>Bu senkronizasyon sayesinde depresyon hastalarının semptomlarında iyileşme yaşandığı kaydedildi.</p><p></p><p>Müzikten daha fazla keyif alan katılımcılar daha büyük bir ilerleme gösterirken, bilim insanları şaşırtıcı bir sonuç da elde etti: Parçanın tonunun hüzünlü veya neşeli olmasının depresyon semptomları üzerinde bir etkisi yoktu.&nbsp;</p><p></p><p>Şanghay Jiao Tong Üniversitesi'nden çalışmanın kıdemli yazarı Bomin Sun bulguları şöyle değerlendiriyor:&nbsp;</p><p></p><p>Dinleme sürecindeki müzik seçimlerinin bireysel olduğu ve müziğin duygusal arka planıyla ilgisi olmadığı sonucuna vardık.</p><p></p><p>Çalışmanın sonuçları umut verici olsa da küçük bir grupla yapılması gibi sınırlılıkları var. Ayrıca bütün depresyon hastalarının beyninde elektrotlar olmadığı için bu sonuçların farklı çalışmalarla desteklenmesi gerekiyor.</p><p></p><p>Yeni araştırmayı yürüten ekip, müzik ve beyin arasındaki ilişkiyi incelemeye devam ederek depresyon hastaları için yeni tedavi yöntemleri geliştirmeyi planlıyor.</p><p></p><p>Sun "Klinisyenler, müzik terapistleri, bilgisayar bilimcileri ve mühendislerle işbirliği yaparak akıllı telefon uygulamaları ve giyilebilir cihazlar gibi, müzik terapisine dayalı bir dizi dijital sağlık ürünü geliştirmeyi planlıyoruz" diyor.</p><p></p><p>Bilim insanları bu sayede kişiye özel içeriklerle, depresyon hastalarının günlük yaşantısının kolaylaşacağını umuyor.&nbsp;</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Güney Kore'de Kovid-19 vakaları artıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/guney-korede-kovid-19-vakalari-artiyor-2099/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/guney-korede-kovid-19-vakalari-artiyor-2099/</id>
<published><![CDATA[2024-08-03T01:51:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-03T01:51:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8A1050-8DC4AC-5749E6-BDD2DE-9C68BD-1ACB0C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Güney Kore'de Kovid-19 nedeniyle hastaneye kaldırılanların sayısı 3 haftada 5 kattan fazla artış gösterdi.</p><p></p><p>The Korea Herald gazetesinin haberine göre, Güney Kore hükümeti Kovid-19'a ilişkin verileri yayımladı.</p><p></p><p>Verilere göre, temmuzun ilk haftasında Kovid-19 nedeniyle 91 kişi hastaneye kaldırılırken, bu sayı ayın son haftasında 465'e yükselerek 5 kattan fazla arttı.</p><p></p><p>Temmuz ayı genelinde ise Kovid-19 sebebiyle hastaneye kaldırılan kişilerin toplam sayısı 929 olarak belirtildi.</p><p></p><p>Güney Kore Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (KDCA) yetkilileri, 65 yaş üstünün Kovid-19'a karşı aşılanma sürecinin ekimde devam edeceğini duyurdu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">AB, 'tarihi' Alzheimer ilacına ruhsat vermedi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ab-tarihi-alzheimer-ilacina-ruhsat-vermedi-4362/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ab-tarihi-alzheimer-ilacina-ruhsat-vermedi-4362/</id>
<published><![CDATA[2024-07-30T07:43:25+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-07-30T07:43:25+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4A2518-4F209B-417C71-8691B0-B50627-C76E68.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İlaç, ABD'de geçtiğimiz yıl onaylandı. İngiltere'nin İlaç Düzenleme Kurumu (MHRA) ise henüz nihai karar vermedi. Bu kararın yakında açıklanması bekleniyor.</p><p></p><p>Deneylerde ilacın erken dönem Alzheimer hastalarında bilişsel zayıflamayı yüzde 25 oranında yavaşlattığı görüldü.</p><p></p><p>Alzheimer üzerine çalışan uzmanlar bunu "tarihi" bir gelişme olarak niteledi. Daha önce hiçbir ilacın, hastalığın temelindeki mekanizma olan bilişsel zayıflamayı yavaşlatamadığını söyledi.</p><p></p><p>Lecanemab, Alzheimer hastalarının beyninde biriken amiloid adlı zararlı proteinleri temizliyor.</p><p></p><p>İlacın ABD'de hasta başına yıllık maliyeti 25 bin doları (yaklaşık 830 bin lira) buluyor.</p><p></p><p><b>Sağlık riskleri</b></p><p></p><p>Avrupa İlaç Ajansı (EMA), raf adı Leqembi olan ilacın Alzheimer hastalarında bilişsel zayıflamayı yavaşlatmasına karşın, bunun etkisinin az olduğunu savundu.</p><p></p><p>EMA, ilacın beyinde ödem ve kanamaya neden olan amiloid bağlantılı bir rahatsızlığa yol açabileceğini ve bunun da büyük sağlık riski yarattığını açıkladı:</p><p></p><p>"Ana çalışmadaki [hastalık] vakalarının çoğu ciddi olmasa ve semptom içermese de bazı hastalar, beyinde büyük kanamalar gibi hastanede tedavi gerektiren ciddi durumlar yaşadı."</p><p></p><p>Ajans genel olarak ilacın faydalarının, yan etki risklerini bertaraf etmediğine karar verdi.</p><p></p><p>BBC'ye konuşan İngiliz Nörobilim Derneği Başkanı Profesör Tara Spires-Jones, Avrupa İlaç Ajansı'nın kararının "birçok kişi için hayal kırıklığı olacağını" söyledi.</p><p></p><p>Spires-Jones, buna rağmen hala umut olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>"Lecanemab, hastalığın ilerleyişinin yavaşlatılmasının mümkün olduğunu gösterdi, [arkasındaki bilimsel] çalışma da işe yarıyor. Şimdi daha yeni ve güvenli tedaviler keşfetmek için daha fazla çaba sarfetmeliyiz" dedi.</p><p></p><p>University College London İngiltere Demans Araştırmaları Enstitüsü'nden nörobilimci Profesör John Hardy ise ilaç ajansının kararının beklenmedik sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı.</p><p></p><p>Hardy, "eminim ki zengin erken dönem Alzheimer hastalarının tedavi için ABD ve diğer ülkelere gittiğini göreceğiz" dedi.</p><p></p><p><b>'Dönüm noktası'</b></p><p></p><p>BBC'nin Panaroma programı bir bölümünde, lecanemab ve donanemab adlı yeni bir ilacı kullanan hastaları takip etti.</p><p></p><p>Bu yılın başlarında yayınlanan programda konuşan University College London Demans Araştırmaları Merkezi'nden nörolog Profesör Cath Mummery, ilaçların faydalarının az olmasına karşın bir "dönüm noktası" teşkil ettiklerini söyledi.</p><p></p><p>Mummery, "bunların boş yere umut verdiğini düşünmüyorum. İlk defa Alzheimer hastalığının gidişatının değiştirilebildiğini ortaya koyan ilaçlar gördük, bu inanılmaz bir şey" dedi.</p><p></p><p>İngiltere merkezli Alzheimer Topluluğu adlı hayır kuruluşu da ilaçla ilgili verilen karara saygı göstereceklerini, ancak bunun "Avrupa'da bu ilacı kullanabilecek insanlar için duyması çok zor bir haber olacağını" söyledi.</p><p></p><p>Kuruluştan Mark MacDonald, "düzenleyiciler ne karar verirse versin, önemli ve heyecan verici bir noktadayız" dedi ve ekledi:</p><p></p><p>"Şu anda Alzheimer için 164 aktif klinik deney var ve gelecekte daha fazla tedavinin İlaç Düzenleme Kurumu'nun onayına sunulmasını bekliyoruz."&nbsp;</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hızlı yürümek Tip 2 diyabet riskini azaltabiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hizli-yurumek-tip-2-diyabet-riskini-azaltabiliyor-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hizli-yurumek-tip-2-diyabet-riskini-azaltabiliyor-/</id>
<published><![CDATA[2023-11-29T07:59:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-11-29T07:59:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_731B2E-D17706-3B2E25-78A3EB-A8E54F-6BC7C6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yapılan bir araştırma, yürüme hızınızı artırmanın Tip 2 diyabet geliştirme riskinizi azaltabileceğini gösterdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Tip 2 diyabete yakalanma riskinin azalmasıyla fiziksel aktivite ilişkilendirilirken, önde gelen üniversitelerden araştırmacılar da hastalığı uzak tutmak için en uygun yürüme hızının olup olmadığını bulmak üzere harekete geçti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, saatte 3 kilometre hızdan daha hızlı yürüyen kişilerin hastalığa yakalanma olasılığının daha düşük olduğunu, saatte 6 kilometre hızdan daha hızlı ve uzun adımlar atanlarınsa risklerinin yüzde 39 oranında azaldığını tespit etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uluslararası Diyabet Federasyonu'na göre dünya genelinde yaklaşık 537 milyon diyabet hastası bulunmakta.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Haziranda, The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology adlı bilimsel dergide yayın yapan akademisyenler, vakaların 2050'ye kadar 1,3 milyara ulaşabileceğini iddia etmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Londra Emperyal Koleji, İran'daki Tıp Bilimleri Üniversitesi ve Norveç'teki Oslo New University Koleji'nden araştırmacılar, 1999 ile 2022 arasında yayımlanan ve üç ila 11 yıllık takip sürelerini içeren 10 çalışmayı inceledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşik Krallık, Japonya ve ABD'den toplam 508 bin 121 yetişkin hasta çalışmaya dahil edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ekip, saatte 3 kilometre ile saatte 5 kilometre arasında yürümenin, saatte 3 kilometreden daha düşük bir hızda yürümeye kıyasla Tip 2 diyabet riskini yüzde 15 oranında azalttığını tespit etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha hızlı bir tempoyla birlikte risk daha da azaldı; saatte 5 kilometre ile saatte 6 kilometre arasında epey tempolu bir yürüyüş yüzde 24 daha düşük riskle ilişkilendirildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Saatte 6 kilometreden daha yüksek bir hızda yürüyenlerin hastalığa yakalanma riski yüzde 39 daha düşüktü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, "Toplam yürüme süresini artırmaya yönelik mevcut stratejiler faydalı olsa da, yürümenin sağlık açısından faydalarını daha da artırmak için bireyleri daha yüksek hızlarda yürümeye teşvik etmek de mantıklı olabilir" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ekip, çalışmalarında bazı sınırlamalar olduğunu kabul ediyor. Bunlar arasında analizlerindeki üç çalışmanın orta derecede sapma riskine ve geri kalan 7 çalışmanın da ciddi riske sahip olarak değerlendirilmesi de var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ayrıca araştırmacılar daha hızlı yürüyen kişilerin daha fit, daha fazla kas kütlesine sahip ve genel sağlık durumlarının daha iyi olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşik Krallık Diyabet Derneği'nde kıdemli fiziksel aktivite danışmanı olan Neil Gibson, "Çalışma zaten bildiğimiz bir şeyi vurguluyor; tempolu yürüyüşü de içerebilen fiziksel olarak aktif olmak, bir kişinin Tip 2 diyabet geliştirme riskini azaltmaya yardımcı olabilir ve daha hızlı yürümek gibi aktivite yoğunluğunu arttırmak, genel sağlık açısından daha fazla fayda sağlar" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gibson, "Tempoyu artırmanın Tip 2 diyabet riskini azaltmada yürüyüşün olumlu etkilerini artırıp artırmadığını ve ne ölçüde artırdığını doğrulamak için daha fazla araştırma yapılmasını memnuniyetle bekliyoruz" diye ekledi</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yürümek masrafsız ve basittir; çoğu insan için işe gitmek, alışveriş yapmak ve arkadaşlarını ziyaret etmek gibi düzenli aktivitelere dahil edilebilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha büyük sağlık faydaları için genellikle daha hızlı bir tempoda ilerlemek tavsiye edilse de, insanların yönetebilecekleri ve kendileri için uygun olan bir tempoda yürümeleri önemli.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çoğu kadın regl kaynaklı sorunları işverene söyleyemiyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/cogu-kadin-regl-kaynakli-sorunlari-isverene-soyley/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/cogu-kadin-regl-kaynakli-sorunlari-isverene-soyley/</id>
<published><![CDATA[2023-11-21T06:00:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-11-21T06:00:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_DFE894-5FF4B3-D1C72F-DE2619-8B555A-D310CB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Kadınların çoğunluğu regl semptomlarının mesleklerini icra etme kabiliyetlerini etkilediğini söylüyor. Ağır semptomlar yaşayan kadınların beşte dördü kendilerini işe gidemeyecek kadar kötü hissettiklerinde çalıştıklarını, yarısından sadece biraz fazlası da işe gidecek kadar iyi olmadıklarını söyledi. Bu kişilerin yarısına yakını, hastalık izni almalarının gerçek nedenini yöneticilerine asla söylemediklerini aktardı.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşik Krallık merkezli Personel ve Gelişim Enstitüsü (CIPD) tarafından yapılan ve 2 binden fazla kadının katıldığı araştırmada en yaygın semptomlar karın krampları, sinirlilik, yorgunluk ve şişkinlik olarak tespit edildi.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, ankete katılan her 10 kadından yaklaşık 6'sının daha zor konsantre olduğunu ve yarısının da daha stresli olduğunu buldu. Bu kişilerin yaklaşık yarısının da regl dönemlerinde iş arkadaşlarına ya da müşterilerine karşı daha sabırsız olduklarını hissettiklerini ifade etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Regl semptomları hakkında patronlarına karşı neden dürüst olmadıkları sorulan kadınların yüzde 45'i konunun önemsizleştirileceğini düşündüklerini ve yüzde 43'ü de çok utandıklarını söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İnsan kaynakları ve insan gelişimi konusunda profesyonel bir enstitü olan CIPD, işyerlerini yöneticileri eğitmeye ve regl dönemiyle ilgili damgalamayı ele almaya çağırdı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ankete katılan her 10 kadından yalnızca biri, çalıştıkları kurumların reglle ve adet dönemine dair sağlık sorunlarıyla ilgili yardım sağladığını belirtmiş.</div>
<div><br />
	</div>
<div>CIPD'nin kıdemli siyasi danışmanı Claire McCartney şunları söyledi:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Regl dönemi ve iş yerinde destek hakkındaki son raporumuz, daha empatiyle ve anlayışla yaklaşılan bir çalışma ortamına duyulan ihtiyacın altını çiziyor. Menstruasyon birçok çalışanın hayatının doğal bir parçası ve başarı ya da refahın önünde bir engel olmamalı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kapsayıcı ve destekleyici çalışma ortamları oluşturarak ve yöneticileri bu durumun yaratabileceği etkileri daha iyi anlayabilmeleri için eğiterek işverenler, menstrüasyon semptomları yaşayan çalışanların iş hayatlarını büyük ölçüde iyileştirebilirler.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha esnek çalışma uygulamalarının benimsenmesi ve dış kaynaklara yönlendirme de dahil olmak üzere, işletmeler için büyük bir maliyet olmadan pek çok şey yapılabilir.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/thumb_logo-text.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nijerya'da difteri vaka sayısı 9 bin 500'e yaklaştı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/nijerya-da-difteri-vaka-sayisi-9-bin-500-e-yaklast/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/nijerya-da-difteri-vaka-sayisi-9-bin-500-e-yaklast/</id>
<published><![CDATA[2023-10-20T06:41:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-10-20T06:41:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1D9FF7-8EB261-AF05A9-23E9DD-84DEA4-30D08D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Nijerya Hastalık Kontrol Merkezinden (NCDC) yapılan açıklamaya göre, 1 Ocak-19 Ekim arasında difteri başkent Abuja'nın yanı sıra 20 eyaletin 137 bölgesinde yayılmaya devam etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu süre zarfında 15 bin 60 şüpheli difteri vaka kaydedildi ve yapılan testlerde 9 bin 478'sinin sonucu pozitif çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>NCDC Direktörü Dr. İfedayo Adetifa, teyit edilen vakaların yüzde 71,5'nin 1-14 yaş arasında olduğunu, bebeklerin ise vakaların yüzde birinden daha azını oluşturduğunu belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Adetifa, salgının merkez üssü Kano eyaletinin 7 bin 747 ile en yüksek vaka sayısına sahip olduğunu, burayı 841 vaka ile Yobe eyaletinin izlediğini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sağlık ve Sosyal Refah Bakanı Muhammad Pate, ülkenin 19 eyaletinde difteriye yakalanan çocukların yüzde 98'inin aşısız olduğunu kaydetmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Nijerya'da artan difteri vakaları nedeniyle ülkede ikinci salgın dalgasının yaşandığını doğrulamıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), salgınla mücadele kapsamında eylülde bu ülkeye 9,3 milyon doz aşı göndermişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kuşpalazı olarak da bilinen difteri, "corynebacterium diphtheriae" adlı mikroorganizmanın boğaz, burun, göz ve deriye yerleşmesiyle ortaya çıkıyor. Bulaşıcı olan hastalık, ölüme yol açabiliyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2020'de yaklaşık 13,4 milyon bebek prematüre doğdu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2020-de-yaklasik-13-4-milyon-bebek-premature-dogdu/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2020-de-yaklasik-13-4-milyon-bebek-premature-dogdu/</id>
<published><![CDATA[2023-10-06T06:05:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-10-06T06:05:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_08AAF9-F2B359-3E103D-62F310-0A137D-5A6351.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu'ndan yazarlar tarafından erken doğumlara ilişkin bir araştırma yayımlandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, "2020'de tahminen 13,4 milyon bebek erken doğdu (gebeliğin 37 tam haftasından önce). Bu da tüm canlı doğumların yaklaşık 10'da 1'ine tekabül geliyor." ifadeleri yer aldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erken doğumun, çocukların ilk yaşlarındaki ölümlerin önde gelen nedeni olduğu belirten raporda, çocukluk döneminde hayatta kalma oranını artırmak için prematüre bebek bakımının güçlendirilmesine acil ihtiyaç olduğu kaydedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erken doğanların yetişkinlik döneminde ciddi hastalıklar, engellilik, gelişimsel gecikmelerin yanı sıra diyabet ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıklara yakalanma olasılığının da yüksek olduğu belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, "Son on yılda dünyanın hiçbir bölgesinde erken doğum oranlarında önemli bir azalma olmadı. 2010 ile 2020 yılları arasında erken doğumlardaki yıllık küresel azalma oranı sadece yüz 0,14 oranındaydı." ifadeleri yer aldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>- Yüksek gelirli ülkelerde de prematüre doğumlar görülüyor</div>
<div><br />
	</div>
<div>2010-2020 yılları arasındaki erken doğumlara ilişkin yayımlanan tahminler ile eğilimlerinin ülkeler ile bölgeler arasında büyük eşitsizlikleri ortaya koyduğu belirtilen raporda, "2020'de erken doğumların yaklaşık yüzde 65'i Sahra Altı Afrika ve Güney Asya'da meydana geldi. Burada bebeklerin yüzde 13'ünden fazlası erken doğdu." ifadelerine yer verildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, erken doğumun sadece düşük ve orta gelirli ülkelerde görülen sorun olmadığı ve bu durumun dünyanın her yerindeki aileleri etkilediği anlatıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yunanistan'da yüzde 11,6 ve ABD'de yüzde 10 oranında erken doğum yaşanırken, bu istatistikler bazı yüksek gelirli ülkelerde yüzde 10 veya daha yüksek oranlarda görüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kötü anne sağlığı ve yetersiz beslenme de yüksek erken doğum oranlarına katkıda bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>- "Erken doğan bebeklerin özel bakım ve ilgiye ihtiyaçları var"</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda görüşlerine yer verilen DSÖ Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü Direktörü Anshu Banerjee, "Erken doğan bebekler, özellikle yaşamı tehdit eden sağlık komplikasyonlarına karşı savunmasızdır, özel bakım ve ilgiye de ihtiyaçları var." değerlendirmesinde bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erken doğumlarla ilgili rakamların, prematüre bebekleri ve ailelerini desteklemek için mevcut hizmetlere acil yatırım yapılmasına ihtiyaç olduğunu gösterdiğini vurgulayan Banerjee, özellikle hamilelik öncesi ve hamilelik sırasında kaliteli sağlık hizmetlerine erişime odaklanılması gerektiğine işaret etti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Tıp dünyasında Nitazen alarmı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/tip-dunyasinda-nitazen-alarmi-707/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/tip-dunyasinda-nitazen-alarmi-707/</id>
<published><![CDATA[2023-10-03T09:30:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-10-03T09:30:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_421DE3-C74A6C-1CB4CB-AC99B9-E9BA88-B07218.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Nitazen, son iki ayda opioid bağlantılı ölümlerdeki ani yükselişin ardından Birleşik Krallık'ta sağlık yetkililerinin yayımladığı resmi bir uyarının da konusu oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nitazen sınıfındaki bazı maddeler morfinden 100 kat daha güçlü. Yani fentanille benzer etkiye sahip. Ancak ikisi arasında bir fark var: Nitazenler daha ölümcül olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilimsel dergi Jama Network Open'da yayımlanan yeni bir araştırma, aşırı dozda nitazen alan kişilerin, etkileri tersine çevirmek için kullanılan ilaçlardan iki veya daha fazla doza ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aşırı dozda fentanil alan kişilere ise bu ilaçlardan genellikle bir doz uygulandığı biliniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nitazenler ilk kez 1950'lerde Ciba Pharmaceuticals adlı İsviçre şirketi tarafından güçlü bir ağrı kesici olarak geliştirildi. Ancak hiçbir zaman piyasaya sürülmediler.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu da yasadışı işler yapan kimyacıların eski bilimsel makaleleri inceleyerek nitazen sınıfı opioidleri üretebildiği anlamına geliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Opioidler nasıl etki eder?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Opioidler beyindeki ve vücudun başka yerlerindeki "mu-opioid reseptörleri" adı verilen bölgelerde etki gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu reseptörler aktive edildiğinde ağrıyı hafifletebiliyor ve yüksek seviyede mutluluk hissi uyandırıp, ardından da uyuşukluğu tetikleyebiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Morfin, eroin ve fentanil gibi maddelerin hepsi, mu-opioid reseptörlerini aktive ederek çalışıyor. Ancak fentanil, bunu morfin veya eroinden çok daha düşük dozlarda yapabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan bazı nitazenler, fentanilden bile daha düşük dozlarda ağrıyı hafifletebiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Örneğin, fareler üzerinde yapılan bir araştırma, N-desetil izotonitazen adı verilen bir nitazenin, fentanil için gerekenden neredeyse 10 kat daha küçük bir dozla aynı etkiyi gösterebildiğini ortaya koymuştu. Üstelik aynı madde, morfinden yaklaşık 1400 kat daha düşük dozda işe yaramıştı.</div>
<div>&nbsp;</div>
<div>Ancak bu maddeler sadece ağrıyı dindirmek ve mutluluk hissi yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda solunum sistemini de baskılıyor. Yani nefes alma kapasitesini düşürüyor. Bu da opioid doz aşımında insanların ölmesine neden oluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>N-desetil izotonitazen, fentanildeki doz aşımı seviyesinin yaklaşık üçte birinde apneye (nefes almanın durması) sebebiyet veriyor. Ayrıca N-desetil izotonitazenden sonra insanların normal nefes alma kapasitelerine ulaşması çok daha uzun (208 dakika) sürüyor. Fentanilde bu süre 67 dakika.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşik Krallık'taki Merkez Lancashire Üniversitesi'nden Nörofarmakoloji Profesörü Colin Davidson, The Conversation'da kaleme aldığı yazıda, "Son zamanlarda aşırı doz vakalarında birçok kez nitazene rastlandı" ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Sokaklarda satılan, bu sınıftaki yeni ilaçların sayısı artıyor gibi görünüyor" diyen bilim insanı, sözlerini şöyle sürdürdü:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan pek çok bilimsel tesis, nitazenleri test edemiyor. Bu yüzden ilacın yasadışı pazara girişinin gerçek boyutu bilinmiyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Covid 19 bizi şaşırtmaya devam edecek"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-covid-19-bizi-sasirtmaya-devam-edecek-843/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-covid-19-bizi-sasirtmaya-devam-edecek-843/</id>
<published><![CDATA[2023-10-02T09:00:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-10-02T09:00:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7EE9D6-26BCA5-75BCA0-4D3E0F-698405-7BBF7F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Waite, Covid'in halen mevsimsel bir davranış sergilemediğini ve diğer kış hastalıklarına göre daha öngörülemez bir seyir izlediğini belirtti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Waite, İngiltere'de aşı sırası gelenlerin ücretsiz grip aşısı ya da Covid aşısını olması çağrısını yaptı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Geçtiğimiz hafta İngiltere'deki Covid vakaları, haftalık olarak yüzde 14 artışla yaz aylarının en yüksek artış oranına erişmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak uzmanlar bu artışın, henüz sonbahar aylarında beklenen mevsimsel dalganın başladığı anlamına gelmediğini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hükümetin verilerine göre İngiltere'de geçen yıl grip aşısı sayesinde yaklaşık 25 bin kişinin hastaneye başvurmasının önüne geçildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Öte yandan veriler, gribin geçen kış 14 bin fazladan ölüme neden olduğunu da ortaya koyuyor. Covid ise ülkede geçen kış boyunca on binin üzerinde ek ölüme neden oldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Salgın hastalıklarda, ek ya da fazladan ölüm kavramı, normal koşullar altında beklenen düzeyden daha fazla gerçekleşen ölümleri tanımlıyor. Bunun hesaplaması da geçmiş yılların ölüm ortalamalarına ve yıllık beklenen artışlara bakılarak yapılıyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Eylul 2023/covid-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Türkiye'nin yeni bir aşı programı olacak mı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, Türkiye'de koronavirüse karşı yeni bir aşı programı uygulanmasının düşünülmediğini söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Koca, "Küresel Covid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Koca, "Eris varyantının virülansı, yani hasta etme gücü daha düşük fakat bulaşıcılığı daha fazla. Bu dönemde hasta sayısının arttığını söyleyebiliriz. Fakat hastaneye yatış oranları oldukça düşük. Ağır hastalık yapmıyor. Daha hafif seyrediyor" diye konuşmuştu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Koca, "Küresel Covid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil. Şu an kesinlikle Covid-19 için yeni bir aşı programı uygulamayı düşünmüyoruz. Bu kadar net" dedi.</div>
<div>Eris, koronavirüsün Omicron varyantının bir alt türü ve virüsün mutasyona uğramış versiyonu olarak biliniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Eylül ayı başında yayımladığı raporda, Eris'in "gözlem altındaki varyant" olan statüsünü, "izlenmesi gereken varyant" olarak değiştirmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>WHO, Eris varyantının küresel olarak yayılabileceği ve Covid vakalarında artışa neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.<br />
	<br />
	</div>
<div>WHO'ya göre Eris'in oluşturduğu halk sağlığı riski, dolaşımdaki diğer varyantlara yakınlığı nedeniyle daha düşük.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Her gün 5 kat merdiven çıkmak kalbe iyi geliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/her-gun-5-kat-merdiven-cikmak-kalbe-iyi-geliyor-12/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/her-gun-5-kat-merdiven-cikmak-kalbe-iyi-geliyor-12/</id>
<published><![CDATA[2023-10-02T06:04:41+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-10-02T06:04:41+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2F64BD-D28834-D6B4B0-062DC5-E62A48-81EF88.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Küçük adımlarla ilerlerseniz kardiyo o kadar da kötü olmayabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni bir araştırmaya göre her gün en az 50 basamak merdiven çıkmak kalp hastalığı riskini ciddi ölçüde azaltabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Atherosclerosis adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırma, günde 5 kattan fazla merdiven çıkmanın kardiyovasküler rahatsızlık riskini yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (ASKVH), koroner arter hastalığı ve felç gibi kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen morbidite ve ölüm nedenleri arasında.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Tulane Üniversitesi'nin HCA Heyeti Başkanı ve New Orleans'taki Halk Sağlığı ve Tropikal Tıp Fakültesi'nde öğretim üyesi olan, çalışmanın ortak yazarı Dr. Lu Qi, "Kısa sürelerle yüksek yoğunlukta merdiven çıkmak, kardiyorespiratuar dayanıklığı ve lipit profilini iyileştirmede özellikle mevcut fiziksel aktivite önerilerini gerçekleştiremeyen kişiler için zaman açısından verimli bir yol" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu bulgular, genel popülasyonda ASKVH'ye karşı birincil önleyici tedbir olarak merdiven çıkmanın potansiyel avantajlarını vurguluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışma için araştırmacılar, Birleşik Krallık Biyobankası'ndan 450 bin yetişkinin verisini kullanırken katılımcılar, ailelerindeki kardiyovasküler hastalık geçmişinin yanı sıra genetik risk faktörleri ve yerleşik risk faktörlerine göre analiz edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcılara yaşam tarzı alışkanlıkları ve merdiven çıkma sıklıkları da sorulurken, medyan takip süresi 12,5 yıl olarak belirlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sonuçlar her gün daha fazla merdiven çıkmanın, hastalığa daha az yatkın kişilerde kardiyovasküler hastalık riskini azalttığını ortaya koyarken, Dr. Qi hastalığa daha yatkın kişilerde kalp hastalığı riskinin artmasının "etkili bir şekilde dengelenebileceğini" söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Qi, "Bu çalışma merdiven çıkmanın, özellikle çeşitli ASKVH risk faktörlerine sahip bireyleri ASKVH riskine karşı koruyan etkilerine dair yepyeni kanıtlar sunuyor" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Kayda değer bir antrenman etkisi"</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmada yer almayan, İngiltere'deki Teesside Üniversitesi'nin spor ve egzersiz alanındaki kıdemli öğretim üyesi Dr. Nicolas Berger, "daha fazla kasın yanı sıra bazı denge ve kaba motor becerilerinin kullanılmasını gerektirdiğinden" merdiven çıkmanın, düz bir zeminde yürümekten daha çok fayda sağladığını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Berger, bunlar "kısa sürelerle" yapılsa bile "kardiyovasküler sistemin çok fazla hareket etmesini gerektirdiğini ve bu nedenle merdiven çıkarken sık sık nefes nefese kalındığını" söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Berger şöyle ekliyor:&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu kısa ve aralıklı aktivite anları, kardiyovasküler hastalık riskini azaltma açısından büyük faydalara sahip. Bu, kalp atış hızınızı ve oksijen alımınızı kayda değer derecede artırarak vücutta olumlu değişimlere neden olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Günde 50 basamak fazla gibi görünmese de "kayda değer bir antrenman etkisi yaratabiliyor."</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Berger bu tür hareketlerin ilye, quadriceps femoris, hamstring ve baldır gibi kasların yanı sıra merkez bölgesindeki kasları da harekete geçirdiğini söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Eğer pek koşan biri değilseniz, Dr. Berger merdiven çıkmanın faydalı bir seçenek olabileceğini belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Merdivene evlerde ya da dışarı çıkınca kolayca erişilebildiğinden, yürüme ya da koşma karşısında çoğu kişiye cazip bir alternatif sunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Merdivene erişiminiz yoksa, dik yokuşlarda yukarı ve aşağı yürümenin de benzer faydaları ve gereklilikleri var. Yerden veya alçak bir yerden kalkmanın güç ve denge açısından faydaları bulunsa da kardiyovasküler sisteme pek faydası yok.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Berger, "Hareketsiz kişiler, risk altındaki kişiler veya sağlıklı kalmaya çalışan herkesin bu aktiviteyi günlük alışkanlıklarına dahil etmesi genel anlamda iyi bir öneri olur" diye ekliyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yapay zeka ile beyin ameliyatları 2 yıl içinde yapılabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yapay-zeka-ile-beyin-ameliyatlari-2-yil-icinde-yap/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yapay-zeka-ile-beyin-ameliyatlari-2-yil-icinde-yap/</id>
<published><![CDATA[2023-09-28T06:37:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-28T06:37:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1E5DBC-08A4ED-C4ACA5-26BB2F-8D89EF-1B5D25.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>İngiltere'de bu ihtimal üzerine çalışılıyor ve önde gelen beyin cerrahlarından Hani Marcus'a göre bu sorunun cevabı "evet".<br />
	<br />
	</div>
<div>İki yıl içinde yapay zeka kullanarak daha güvenli ve etkili beyin ameliyatları yapılabileceği belirtiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>University College London'da stajyer cerrahlar, kapalı beyin ameliyatlarını daha hassas bir şekilde yapabilmeyi öğrenmek için yeni yapay zeka teknolojisi ile çalışıyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Üniversitede geliştirilen yapay zeka teknolojisi, beynin merkezindeki küçük tümörleri ve kan damarları gibi kritik yapıları öne çıkararak, cerrahları uyarıyor.<br />
	</div><br />

<div>İngiltere hükümeti bunun ülkenin sağlık sisteminde gerçekten büyük bir değişim yaratabileceğini söylüyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Eylul 2023/beyin-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Beyin ameliyatları nokta atışı yapılması gereken, çok zorlu ameliyatlar. Bir milimetrelik bir hata bile hastanın anında hayatını kaybetmesine neden olabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Özellikle beynin merkezindeki, bir üzüm tanesi büyüklüğündeki hipofiz bezi, hayati önemde. Burası vücudun tüm hormonlarını kontrol ediyor ve zarar görmesi körlüğe de neden olabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ulusal Nöroloji ve Beyin Cerrahisi Hastanesi'nden beyin cerrahı Hani Marcus "Eğer müdahaleniz çok ufak olursa, tümörün hepsini çıkaramama riskiniz var. Diğer yandan fazla müdahale ederseniz de beynin kritik yapılarına zarar verebilirsiniz" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Cerrahlara yardımcı olacak yapay zeka teknolojisi hipofiz bezini içeren 200'den fazla ameliyatın görüntülerini izledi ve 10 aylık bir sürede bir doktorun kazanmasının 10 yıl alacağı bilgiye sahip oldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Doktor Marcus "Benim gibi çok deneyimli cerrahlar bile, yapay zekanın yardımı ile işimizi daha iyi yapabiliriz" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Stajyer cerrah Dr Nicola Newell de bu teknolojiyi "çok faydalı" bulanlardan; "Eğitim için yaptığımız sahte ameliyatlarda bana çok yol gösterici oluyor, önümüzdeki adımları ve evreleri anlamama yardım ediyor" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere hükümeti, ülkenin sağlık sisteminde devrimsel değişiklikler yapmaları için 22 üniversiteye yaklaşık 13 milyon sterlin fon sağladı. University College London (UCL) da bu üniversitelerden biri.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kalbi durup hayata dönenlerle ilgili önemli iddia</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kalbi-durup-hayata-donenlerle-ilgili-onemli-iddia-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kalbi-durup-hayata-donenlerle-ilgili-onemli-iddia-/</id>
<published><![CDATA[2023-09-16T06:02:39+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-16T06:02:39+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F548AF-80E222-1E8AF5-A58BE3-742534-741003.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yeni bir çalışmaya göre, kalp krizi geçiren hastalar kalpleri durduktan bir saat sonrasına kadar kalp masajı yapılarak hayata döndürüldüklerinde "gerçekliğin yeni boyutlarını" deneyimleyebiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ölmekte olan kişilerin beyin aktiviteleri üzerine yapılan son araştırmalar, bazı bireylerin son nefesini vermeden önce deneyimledikleri rüya benzeri duruma ışık tutuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Geçen şubatta yayımlanan araştırma dahil bu tür çalışmalar, insanların ölüme yakın deneyimlerinde hayatlarını açıkça hatırladıklarına dair söylemlerini açıklığa kavuşturmuş gibi görünüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Halihazırda Resuscitation adlı bilimsel dergide yayımlanan yeni çalışma, kalbin durmasını takiben yaşanan ölüme yakın deneyim esnasında, insanların anılarının gözlerinin önünden geçtiğine dair kanıtlara yenilerini ekliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden araştırmacıların yürüttüğü araştırmada, kalp durmasından kurtulan ve görünüşte bilinçsiz oldukları sırada yaşadıkları berrak ölüm deneyimlerini paylaşan kişilerin anlattıkları değerlendirildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları hastanede kalp masajı yapılan, çalışma kapsamındaki 567 hastanın yüzde 10'undan daha azının taburcu edilecek kadar iyileştiğini söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bununla birlikte hayatta kalan her 10 hastadan 4'ü, kalp masajı sırasında standart ölçümlerle yakalanamayan bir bilinç derecesini anımsıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu hastaların da yaklaşık yüzde 40'lık bir alt kümesinde, kalp masajından bir saat sonra bile, "düz çizgi" durumundan neredeyse normale dönen beyin aktivitesi görüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hastaların daha yüksek zihinsel işlevle ilişkili gama, delta, teta, alfa ve beta beyin dalgalarını tespit eden EEG taramaları, anılarını hatırlıyor olabileceklerini gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kalp krizinden kurtulanlar uzun zamandır farkındalıklarının arttığını ve güçlü, berrak deneyimler yaşadıklarını anımsıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Popüler literatürde bunlar arasında "beden dışı" deneyimler, acı ya da sıkıntı olmadan olayları gözlemleme ve geçmiş eylem ve ilişkilerinin anlamlı değerlendirmesi de yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni çalışma, bu ölüm deneyimlerinin halüsinasyonlardan, sanrılardan, yanılsamalardan, rüyalardan ya da kalp masajına bağlı bilinçten farklı olabileceğini ortaya koyuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, bu durumdaki kişilerin beyin süreçlerinin, erken çocukluktan ölüme kadar depolanmış tüm anıların berrak bir şekilde hatırlanması da dahil "gerçekliğin yeni boyutlarına" erişim sağlıyor olabileceğinden şüpheleniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre bu yeni boyutlar, kişilerin "ahlaki ve etik bir perspektiften" tüm anıları, düşünceleri, niyetleri ve başkalarına yaptıkları gibi daha derin bilinç deneyimlerini içeriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanlarına göre bu son bulgular, "bir kişi öldüğünde ne olduğuna dair sistematik keşfin kapısını açıyor".</div>
<div><br />
	</div>
<div>New York Üniversitesi'nden çalışmanın yazarı Sam Parnia, "Doktorlar uzun zamandır, kalbin oksijen vermeyi kesmesinden yaklaşık 10 dakika sonra beynin kalıcı hasara uğradığını düşünse de çalışmamız, beynin kalp masajı uzun süredir devam ederken elektriksel iyileşme belirtileri gösterebileceğini ortaya koydu" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu, söz konusu anımsamaların ve beyin dalgası değişikliklerinin, ölüme yakın deneyimler adı verilen evrensel ve paylaşılan unsurların işaretleri olabileceğini gösteren ilk büyük çalışma.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu ölüme yakın deneyimler, insan bilincinin ölümle birlikte ortaya çıkan gerçek ancak az anlaşılmış boyutuna bakış sağlayabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, bu tür deneyimlerin kalbi yeniden çalıştırma ya da beyin hasarlarını önleme amacıyla yeni yöntemlerin tasarlanmasına da rehberlik edebileceğini ve organ bağışının zamanlamasıyla ilgili sorular gündeme getirerek organ naklinde de etki yaratabileceğini söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak bilim insanları şimdiye kadar yapılan araştırmaların, hastaların ölümle ilgili deneyimlerinin ve farkındalık iddialarının anlamını "ne kanıtladığı ne de çürüttüğünde" hemfikir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ölümü çevreleyen anımsanmış deneyim üzerine daha fazla çalışma yapılması çağrısında bulunan araştırmacılar, daha geniş kapsamlı yoğun bakım sonrası sendromunun bir parçası olarak kalp durmasından kaynaklanan psikolojik sonuçların daha fazla incelenmesi gerektiğini belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları çalışmada, "Ölümü çevreleyen anımsanan deneyim, önyargısız biçimde daha fazla gerçek ampirik araştırmayı hak ediyor" diye yazdı.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/avatars/thumb_logo-text.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /></div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Strese Son Veren Değişim Şenliği</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/strese-son-veren-degisim-senligi-842/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/strese-son-veren-degisim-senligi-842/</id>
<published><![CDATA[2023-09-08T09:12:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-08T09:12:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_17B54E-2C838C-062A0B-733669-15C70E-A35919.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Online Değişim Şenliği’nde hem teorik hem pratik bilgilerin yanı sıra; herkesin kolaylıkla yapabileceği 6 pratik çalışmaya yer veriliyor. 3 gün boyunca online olarak devam edecek Değişim Şenliği’nde katılımcılara; nefes, biyoenerji, konsantrasyon, gevşeme alanlarında farkındalık çalışmaları sunuluyor. Altı temel enerji merkezini arındırmak ve aktifleştirmek için uygulanan tekniklerle, özgüven, yaratıcılık, içsel güç, saf sevgi, iletişim yeteneği ve zihinsel güç geliştiriliyor. Değişim Şenliği’nde tüm sorulara doyurucu yanıtların verildiği canlı ve interaktif şekilde gerçekleşen bilgelik akışı da yer alıyor. Çalışmalar ilk kez katılacak olan katılımcılar için de uygun.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Değişim Şenliği’nde her iki ayda bir düzenli olarak Sağlıklı Yaşam Vakfı’nın bir semineri gerçekleştiriliyor. Bu Değişim Şenliği’nde ise "Çene Eklemi ve Vücut Sağlığına Etkileri” semineri program dâhilinde katılımcılara ücretsiz olarak sunulacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Değişim Şenliği organizasyonunda yapılan çalışmaların yararları ise değişim uzmanlarınca şöyle açıklanmış:&nbsp;</div>
<div>"Nefes çalışmaları ile sinir sistemi gevşer.&nbsp;</div>
<div>Olaylara daha pozitif ve çözüm odaklı bakma alışkanlığı gelişir.&nbsp;</div>
<div>Öfke kontrolü sağlanır.&nbsp;</div>
<div>Biyoenerji çalışmaları ile organizma enerji ile dolar ve kişi kendisini daha mutlu hisseder.&nbsp;</div>
<div>Vücut çalıştırma teknikleri bedenin hem güçlenmesine hem de esnekliğinin artmasına yardımcı olur.&nbsp;</div>
<div>Daha az hareket etmenin getirdiği fiziksel problemler giderilir.&nbsp;</div>
<div>Bağışıklık sistemi güçlenir.&nbsp;</div>
<div>Metabolizma hızlanır.&nbsp;</div>
<div>Teknikler, sağlıklı ve kalıcı zayıflamaya büyük katkı sağlar.&nbsp;</div>
<div>Konsantrasyon teknikleri sayesinde odaklanma gelişerek, zekâ aktifleşir.&nbsp;</div>
<div>Gevşeme çalışmaları sayesinde stres, gerilim ve günümüzün en sık rastlanan problemlerinden olan uykusuzluk ve depresyon giderilir.&nbsp;</div>
<div>Moral ve motivasyon artar.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Değişim uzmanları tarafından yapılan açıklamada ayrıca, Dünya Değişim Akademisi ve İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YENİSEM) iş birliği ile Değişim Uzmanları yetiştirmek üzere ortaklaşa yürütülen Değişim Uzmanlığı Eğitimi Programı’nın bu dönemde de başarıyla devam edeceği belirtildi. Değişim Uzmanlarının, bireylere kendi öz doğalarına dönüş yolunda yol gösteren profesyoneller oldukları ve öngörülen en yakın Değişim Uzmanlığı Eğitimi Programı’nın ise 9-16 Ekim 2023 tarihleri arasında gerçekleşeceği ifade edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Değişim Şenliği Programı:</div>
<div>8 Eylül CUMA:</div>
<div>11.00- Özgüvenin geliştirilmesi</div>
<div>12.30- Bilgelik akışı</div>
<div>19.30- Yaratıcılığın geliştirilmesi</div>
<div>21.00- Bilgelik akışı</div>
<div><br />
	</div>
<div>9 Eylül CUMARTESİ:</div>
<div>11.00- İçsel gücün geliştirilmesi</div>
<div>12.30- Bilgelik akışı</div>
<div>18.00- Saf sevginin geliştirilmesi</div>
<div>19.30- Bilgelik akışı</div>
<div><br />
	</div>
<div>10 Eylül PAZAR:</div>
<div>11.00- İletişim yeteneğinin geliştirilmesi</div>
<div>13.00- Sağlıklı Yaşam Vakfı semineri</div>
<div>18.00- Zihinsel gücün geliştirilmesi</div>
<div><br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yeni varyant için güncel Kovid aşısı neredeyse hazır</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yeni-varyant-icin-guncel-kovid-asisi-neredeyse-haz/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yeni-varyant-icin-guncel-kovid-asisi-neredeyse-haz/</id>
<published><![CDATA[2023-09-08T07:05:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-08T07:05:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A85C00-445575-FF1279-BF6827-D9C80C-C4D924.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Sağlık hizmeti sağlayıcıları, hastaneye yatışlardaki Kovid enfeksiyonları kaynaklı artışla boğuşuyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne (CDC) göre ilk olarak 2021'in sonlarında ortaya çıkan Omicron'un alt varyantı olan Eris veya EG.5.1, halihazırda yeni Kovid vakalarının yaklaşık yüzde 22'sini teşkil ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni varyantın belirtileri arasında burun akıntısı, baş ağrısı, yorgunluk, hapşırma ve boğaz ağrısı yer alıyor. Verisine ulaşılabilen en son dönem olan 13-19 Ağustos haftasında hastane yatışları fırlayarak yüzde 18'in üzerinde artarken, ölümler bir önceki haftaya kıyasla yüzde 17 arttı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sağlık hizmeti sağlayıcıları ve eczaneler, Omicron'la mücadele amacıyla tasarlanmış güncel aşıyı kullanıma sunmaya hazırlanırken uzmanlar, ABD'lilerin büyük çoğunluğunun aşı olmayı tercih edeceğine dair pek iyimser değil.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kaiser Aile Vakfı'nın Anket Metodolojisi Direktörü Ashley Kirzinger geçen ay Reuters'a şöyle demişti:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Eğer halk sağlığı yetkilileri, yetişkinlerin çoğunun yıllık yapılan bu aşıları olduğunu görmek istiyorsa, ABD halkına Kovid'in bitmediğini ve kendilerine hâlâ risk teşkil ettiğini anlatması gerekecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yayın kuruluşuna göre aşının kullanıma ilk kez sunulduğu 2021'de aşı yaptıran ve ABD nüfusunun yüzde 73'üne tekabül eden 250 milyon kişiye karşın, geçen sonbaharda ülkede 50 milyondan az kişi aşı oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yatırım grubu Jefferies'in analisti Michael Yee de aşı üreticilerinin, geçen yıl görülen düşük talep ve yakında çıkacak aşıya yönelik beklentiler sebebiyle işten çıkarmaların yaşanabileceğini açıkladığına dikkat çekmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yee, Reuters'a yaptığı açıklamada "Geçen kış ne olduğuna bir bakın. ABD'de 50 milyondu ve Kovid'le ilgili geçen seneye göre daha az kaygı duyulduğu göz önüne alınırsa muhtemelen bundan da düşük olacak gibi duruyor" demişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Anlaşıldığı üzere Eris varyantı hızla yayılsa da uzmanlar önceki varyantlardan daha büyük bir risk teşkil ettiğini düşünmüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Johns Hopkins Üniversitesi Bloomberg Halk Sağlığı Okulu'nda öğretim üyesi olan Andrew Pekosz, The New York Times'a "Artması endişe verse de bu varyant ABD'de son üç ila 4 aydır dolaşımda olandan muazzam derecede farklı bir şeye benzemiyor" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yani şu an için varyantla ilgili endişemi yatıştıran şey sanırım bu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Pandeminin başlangıcından bu yana bir milyondan fazla ABD'li Kovid sebebiyle öldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>CDC, yıllık önlem amacıyla grip aşısının yanı sıra Kovid aşılarının ve takviye dozlarının da güncel tutulmasını tavsiye ediyor. Yaşlılar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler, daha şiddetli semptomlar geliştirme ihtimalini azaltmak için özellikle aşı olmaya teşvik ediliyor.</div><br />
<img src="uploads/avatars/thumb_logo-text.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Erkek kısırlığının tedavisinde yapay zeka denklemi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/erkek-kisirliginin-tedavisinde-yapay-zeka-denklemi/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/erkek-kisirliginin-tedavisinde-yapay-zeka-denklemi/</id>
<published><![CDATA[2023-09-08T05:43:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-08T05:43:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C8F0AD-5CAC9D-A7CC69-523E20-9A8A87-C96BD6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dr. Steven Vasilescu, ekibiyle geliştirdiği yapay zeka yazılımının ciddi kısırlık sorunu yaşayan erkeklerden alınan örneklerde sperm tespitini 1.000 kat hızlandırabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sydney Teknoloji Üniversitesi’nde biyomedikal mühendis olan, NeoGenix Biosciences şirketinin kurucusu Dr. Vasilescu, "İnsan gözü neye baktığını daha anlamadan yapay zeka kullanılma potansiyeli olan spermleri tespit edebiliyor” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>SpermSearch (SpermArayışı) adını verdikleri yapay zeka, kısır erkeklerin yüzde 10’unu oluşturan ve menilerinde hiçbir sperm bulunmayan erkeklerin çocuk sahibi olmasını kolaylaştırma potansiyeli taşıyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Eylul 2023/kisir-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Dr. Steven Vasilescu (ortada) ve ekip arkadaşları</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu vakalarda genellikle testisin bir kısmı ameliyatla alınıyor, laboratuvara götürülüyor ve embriyologlar parçalara ayırdıkları bu dokuda mikroskopla sperm arıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sperm bulmaları durumunda bunlar alınarak yumurtalara enjekte ediliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Vasilescu bu süreçte birden fazla kişinin 6-7 saat boyunca çalışması gerektiğini, yorgunluk nedeniyle yanlış teşhisler yapılabildiğini söylüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bir embriyolog mikroskopa baktığında çok sayıda hücreden oluşan bir yapı görüyor. İçinde kan var, dokular var…</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Milyonlarca hücrenin arasında yalnızca 10 sperm olabilir. Bu samanlıkta iğne aramaya benziyor.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>SpermSearch ise örneklerin fotoğraflarını inceleyerek sağlıklı spermleri saniyeler içinde belirleyebiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Vasilescu, bunu yapabilmesi için yapay zekayı dokuların arasında bulunan spermlere ait binlerce fotoğrafla eğitmiş.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yapay zekanın embriyologların işlerini elinden alması değil, onlara yardımcı olması hedefleniyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Eylul 2023/kisir-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">SpermSearch tespit ettiği spermlerin kırmızı kutuların içinde işaretliyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Dundee Üniversitesi’nden Dr. Sarah Martins da Silva, sperm tespitinde hızın kritik öneme sahip olduğunu söylüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bir kadından yumurta aldıktan sonra onu döllemek için kısıtlı bir zaman oluyor. Bu süreci hızlandırabilmek büyük bir avantaj sağlayacak.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Son 40 yılda erkeklerdeki sperm sayısının yarı yarıya azalması nedeniyle kısırlık her geçen yıl büyüyen bir sorun.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erkek kısırlığına kirlilik, sigara, kötü beslenme, yetersiz egzersiz ve yüksek stres gibi faktörlerin yol açtığı düşünülüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erkeklerdeki kısırlığa karşı çözüm arayışındaki bir diğer bilim insanı da Dr. Meurig Gallagher.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birmingham Üniversitesi’nden Dr. Gallagher’ın geliştirdiği yazılım, sperm kuyruklarının hareket ve hızlarını takip ederek spermlerin sağlıklarına dair fikir veriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gallagher "Spermlerin kuyrukları, sağlıkları hakkında bilgi sağlıyor. Kuyruklarındaki değişimlere bakarak ölmek üzere olup olmadıkları veya bir biyolojik etkene tepki verip vermediklerini anlayabiliyoruz” diyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Eylul 2023/kisir-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Dr. Gallagher</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan Belfast Queens Üniversitesi’nden Prof. Sheena Lewis, bu tip teknolojilerin kabul görüp yaygınlaşmasının zaman aldığına dikkat çekiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>SpermSearch henüz sadece yedi hasta üzerinde denenmiş ve konsept aşamasında bir yazılım.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Prof. Lewis "Genellikle bu seviyeden kitlelerce kullanılabilir hale gelmek 2-5 yıl arası sürer” diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Ayrıca kısırlık sorunu yaşayan erkeklerin yalnızca küçük bir kısmının sorunlarını çözmeye yönelik.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bu alandaki her gelişme fantastik bir adımdır fakat bu ana akım bir uygulama olmayacak.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Vasilescu ise sundukları yöntemin "son çare” olduğunu vurguluyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bu bir yumurtayı dölleyebilmek veya tedaviyi sonlandırmak arasındaki farkı sağlayabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Embriyologları daha verimli ve daha isabetli kılarsak, başka türlü bulamayacakları spermleri bulabilirler.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bu da bir erkeğe kendi biyolojik çocuğuna sahip olma imkanı sağlayabilir.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>SpermSearch şimdi klinik deney aşamasında test edilecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Vasilescu "Bir sonraki adımımız gerçek bir hamilelik” diyor.</div><br />
<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Erkeklerin üçte birinde HPV çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/erkeklerin-ucte-birinde-hpv-cikti-744/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/erkeklerin-ucte-birinde-hpv-cikti-744/</id>
<published><![CDATA[2023-09-07T07:55:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-07T07:55:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7C26BB-6CFC14-F56966-240312-1B2403-8CAA4C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Genital insan papilloma virüsü (HPV); rahim ağzı, anüs, ağız ve boğaz gibi insan vücudunu çevreleyen nemli zarları ve cildi etkileyen bir virüs grubu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yakın zamanda The Lancet Global Health adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırma bu yaş aralığındaki her 5 erkekten birinin kansere yol açan yüksek riskli HPV türlerinden bir veya daha fazlasıyla enfekte olduğunu da ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilinen 100'den fazla farklı HPV türünden yaklaşık 30'unun genital bölgeyi etkileyebilmesi, bu virüs grubunu Birleşik Krallık'taki cinsel yolla bulaşan en yaygın ikinci enfeksiyon haline getiriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan bu virüsle ilgili temel yanılgılardan biri, HPV'nin yalnızca kadınları etkilediği. Doktorlar, "cinsiyeti fark etmeksizin" çoğu kişinin yaşamı boyunca HPV kapabileceği uyarısında bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İspanya'daki Katalan Onkoloji Enstitüsü ve Bellvitge Biyomedikal Araştırma Enstitüsü'nden (IDIBELL) isimlerin de aralarında bulunduğu araştırmacılar, yeni çalışma incelemesinde 1995'le 2022 arasında yayımlanan çalışmalara dayanarak genel erkek nüfusundaki genital HPV enfeksiyonu yaygınlığını değerlendirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar küresel çapta birleştirilmiş prevalansın, herhangi bir HPV için yüzde 31 ve yüksek riskli HPV için yaklaşık yüzde 21 olduğunu buldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları çalışmada şöyle yazdı:&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>HPV prevalansının 15 yaşın üzerindeki erkeklerde yüksek olduğunu gösteren bulgularımız, yaşı fark etmeksizin cinsel açıdan aktif erkeklerin genital HPV enfeksiyonunun önemli bir rezervi olduğunu destekliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar HPV-16'nın en yaygın HPV genotipi olduğunu ve bunu HPV-6'nın izlediğini de tespit etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Analiz HPV'nin en çok genç yetişkinlerde yaygınken 25-29 yaşlarında maksimum seviyeye ulaştığını ve daha yaşlı popülasyonlarda sabit bir hal aldığını veya hafif düşüş gösterdiğini ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni çalışmaya göre Asya'nın doğu ve güneydoğusuyla ilgili tahminler diğer bölgelerin yarısı kadardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erkeklerde ve kadınlardaki HPV enfeksiyonlarının büyük bir kısmı belirti göstermese de uzun vadeli hasara ve ölüme yol açabilir. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre her yıl 340 binden fazla kadın HPV nedeniyle rahim ağzı kanserinden hayatını kaybediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erkeklerde HPV enfeksiyonu, kayda değer seviyede bir morbidite oranına neden olan ve HPV bulaşma oranlarını artıran anogenital siğillere yol açabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar HPV enfeksiyonunun penil, anal ve orofaringeal kanserlerle ve bu kanserlerin de genellikle HPV tip 16'yla bağlantılı olduğunu söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları 2018'de erkeklerde görülen yaklaşık 69 bin 400 kanser vakasının HPV'den kaynaklandığını belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ'nün Küresel HIV, Hepatit ve Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar Programı Direktörü Meg Doherty şöyle diyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Erkeklerdeki genital HPV enfeksiyonunun yaygınlığına ilişkin bu küresel çalışma, HPV enfeksiyonunun ne kadar yaygın olduğunu doğruluyor. HPV enfeksiyonun yüksek riskli HPV türleriyle olması, erkeklerde genital siğillere ve oral, penil ve anal kansere yol açabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, "Bu tahminler, erkeklerde HPV'yle ilişkili ölüm ve morbidite oranını azaltmak ve nihayetinde rahim ağzı kanseri ve HPV'yle ilişkili diğer hastalıkların ortadan kaldırılmasını sağlamak için HPV'yi önlemeye yönelik kapsamlı stratejilere erkekleri dahil etmenin önemini vurguluyor" diye belirtiyor.</div><br />
<img src="uploads/avatars/thumb_logo-text.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Gazlı içecekleri bıraktıktan sonra 25 kilo verdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/gazli-icecekleri-biraktiktan-sonra-25-kilo-verdi-1/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/gazli-icecekleri-biraktiktan-sonra-25-kilo-verdi-1/</id>
<published><![CDATA[2023-09-04T05:37:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-04T05:37:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D3AF82-010AD3-BDA46B-483F6F-EADC0B-ADABEE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>"Sunflower" parçasıyla bilinen ve gerçek adı Austin Richard Post olan şarkıcı, aynadan çektiği boydan fotoğrafla yeni görüntüsünü 28 Ağustos'ta Instagram'daki takipçileriyle paylaştı. Fotoğrafta baştan aşağı siyah giyinmiş olan şarkıcı, fotoğrafın altına şunları yazdı:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Karşınızda Genel Vali Chungus VonBattlepass, sizi seviyorum.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şarkıcı, 8 Ağustos'ta katıldığı The Joe Rogan Experience podcast'inde, zayıflamasını gazlı içecekleri kesmesine ve 8 Temmuz'da başlayan "If Y'all Were't Here, I'd Be Crying" Turnesi kapsamında düzenli sahne almasına bağlamıştı. Tartıda 109'dan 84'e düşerek bilfiil 25 kilo verdiğini popüler podcast sunucusu Joe Rogan'a açıklamıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şarkıcı geçmişteki konser sonrası ritüellerinin genellikle gazlı içecek keyfi yapmayı da içerdiğini söylemişti. Malone bu suçluluk hissettiren zevkini Rogan'a "Konserler, gazlı içecekler" diye açıklamıştı:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gazlı içecek çok kötü bir şey. Çok kötü ama işte çok iyi. Ben bir gazlı içecek alacağım. Ben kötü bir çocuğum ve bir Monster enerji [içeceği] alacağım.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Malone şöyle eklemişti:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Harika bir konser verdim ve biliyor musunuz, biraz yaramazlaştığımı hissediyorum. Kendime buzlu bir kola alacağım.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gazlı içecekleri azaltmak, şarkıcının geçen yıl yaptığı pek çok yaşam tarzı tercihinden biri. Malone, 2022'de nişanlısıyla birlikte kız bebeğini kucağına aldığından beri "hiç bu kadar sağlıklı hissetmediğini" ve "uzun zamandır bu kadar mutlu olmadığını" açıklamıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nisan ayındaki bir Instagram paylaşımında, kızının iyiliği için daha sağlıklı seçimler yapmaya başladığını yazmıştı. Şarkıcı, "Sanırım babalık hayatı devreye girdi ve ben de bu küçük meleğin yanında uzun süre kalabilmek için gazlı içecekleri bırakmaya ve daha iyi beslenmeye başlamaya karar verdim" demişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>UCLA Health'ten Dr. Elizabeth Ko ve Dr. Eve Glazier'a göre gazlı içecek içmek, "obezite, zayıf kan şekeri kontrolü ve diyabet" dahil birçok olumsuz sağlık durumuyla bağlantılı ve "son çalışmalar yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve kalp hastalığıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor." Bu iki doktor, araştırmalarına göre günde en az bir gazlı içecek içmenin "Tip 2 diyabet gelişme riskini ölçülebilir oranda artırdığını" da belirtiyor. Bazıları alternatif olarak diyet gazlı içecekleri önerse de, bu doktorlar bunların "daha iyi olmadığını" çünkü açlığı artırıp metabolizmayı bozabileceğini yazıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Circles" parçasıyla bilinen şarkıcı, sağlıklı yaşam yolculuğunu sadece gazlı içecekleri keserek ve daha iyi beslenerek sonlandırmak niyetinde değil; "sigara ve birayı" da bırakmayı planladığını söylemişti.</div>
<div><br />
	</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bir kadının beyninden canlı halde solucan çıkarıldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bir-kadinin-beyninden-canli-halde-solucan-cikarild/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bir-kadinin-beyninden-canli-halde-solucan-cikarild/</id>
<published><![CDATA[2023-08-29T05:54:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-29T05:54:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BCA763-DDC0DF-D27D39-005296-D28DAF-8D62CE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Olay geçen yıl Canberra'da bir ameliyatta kayıtlara geçti.<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere doğumlu hastanın hasar görmüş ön lob dokusundan "tel benzeri cisim" çıkarıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Canberra Hastanesi’ndeki ameliyathanede bulunan doktor Sanjaya Senanayake, "Cerrah canlı halde kıvranan sekiz santimetre uzunluğundaki açık kırmızı solucanı beyinden çıkardığında herkes hayatının şokunu yaşadı" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Senanayake bunun daha önce bir insanda görülmemiş yeni bir enfeksiyon olduğunun altını çiziyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Söz konusu solucan türünün, Avustralya’da zehirli olmayan halı pitonlarında yaygın görüldüğü kaydediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanlarına göre, kadın söz konusu paraziti, yaşadığı yerin yakınındaki gölün etrafında yeşillik toplarken kaptı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Parazitler konusunda uzman olan Avustralyalı doktor Mehrab Hossain, kadının piton dışkısı içeren bu otları yediği için "kazara konakçı" haline geldiğinden şüphelendiğini söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sonrasında ise doktorların "alışılmadık semptomlar serisi” olarak adlandırdığı süreç yaşandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mide ağrısı, öksürük, gece terlemesi ve ishali, giderek artan unutkanlık ve kötüleşen depresyon hali izledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hastalanan kadın, 2021 Ocak ayında hastaneye kaldırıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha sonra yapılan taramada, beyindeki parazit bir lezyon sanılarak tespit edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Durumunun nedeni ancak Haziran 2022'de bir cerrahın bıçağıyla kurdu gün yüzüne çıkarması ile netleşti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hastanın tıp tarihine geçmiş olmasının yanında iyileştiği ifade ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanlarına göre son 30 yılda 30 yeni enfeksiyon türünün ortaya çıktı. Bunların dörtte üçü zoonotik yani hayvanlardan insanlara sıçrayan bulaşıcı hastalıklar olarak kayda geçti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kırmızı renkteki parazitin iki ay kadar orada kalmış olabileceği düşünülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, bu vakanın, hayvanlardan bulaşan hastalık ve enfeksiyonların konusunda tehlikenin boyutlarını gösterdiği uyarısını yapıyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">50 yaşından önce horlamak, ciddi bir tehlike</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/50-yasindan-once-horlamak-ciddi-bir-tehlike-386/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/50-yasindan-once-horlamak-ciddi-bir-tehlike-386/</id>
<published><![CDATA[2023-08-28T05:42:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-28T05:42:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_CD0AEC-04075C-982912-1F179C-F6ED82-4F785F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Geceleri horlayan genç yetişkinlerin yaşlandıklarında felç geçirme ve kalp hastalığına yakalanma riskinin önemli ölçüde daha yüksek olduğu uyarısında bulunan bir araştırma yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Doktorlar 50 yaşın altındaki yetişkinlerde horlamanın "tehlike işareti" olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Çalışma, horlayan genç yetişkinlerin orta yaşa geldiğinde felç geçirme olasılıklarının yüzde 60, kalp ritim bozukluğu geliştirme olasılıklarınınsa 5 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar bulgularını Amsterdam'da düzenlenen Avrupa Kardiyoloji Derneği Kongresi'nde sundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, 20 ile 50 yaş arasındaki 766 bin ABD'li yetişkinin verilerini inceledi. Bunlar arasında uyku sırasında normal solunumun kesintiye uğramasına yol açan bir rahatsızlık olan tıkayıcı uyku apnesinden mustarip 7 bin 500 yetişkin yer aldı. Bu rahatsızlık yüksek sesli horlamaya ve hastaların nefes almakta zorlanarak uyanması nedeniyle uykularının bölünmesine yol açabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>10 yıllık bir takip süresini kapsayan çalışma uyku apnesi olan hastaların, o kadar sık horlamayanlara kıyasla felç geçirme ihimalinin yüzde 60 daha fazla olduğunu ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu grubun, kalbin düzensiz ve genellikle anormal derecede hızlı atmasına yol açan bir kalp rahatsızlığı olan atriyal fibrilasyon geliştirmeye de 5 kat daha yatkın olduğu tespit edildi. Atriyal fibrilasyonun belirtileri arasında kalp çarpıntısı, baş dönmesi ve nefes darlığı yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Stanford Üniversitesi'nden makalenin baş yazarı Profesör Sanjiv Narayan şöyle dedi:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uyku apnesi gerçekten yaygın olsa da önemsiz olduğunu ya da sadece biraz sıkıntı verdiğini düşündüğümüz için bunu görmezden geliyoruz.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şimdiye kadar hiç kimse kalp hastalıkları açısından riskin boyutunu gerçekten ortaya koymamıştı. Bizi asıl şaşırtan da buydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Profesör çalışmanın, risk altında olduğunu bilmeyebilecek "nispeten genç kişilere" odaklandığını da sözlerine ekledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu kişilerin felç geçirmesi, genç aileleri perişan eder. Bu durum onları iş ortamlarından koparabilir. Felç kalmaları, hayatlarını sonraki 40 yılını mahveder.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, pratisyen hekimlerin hastalarına düzenli olarak horlayıp horlamadıklarını sormasını ve bunun, daha fazla teste veya ilaca ihtiyaç duyduklarını gösterebilecek bir kalp sağlığına ilişkin "tehlike işareti" olup olmadığının üstünde durmasını öneriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Epey yaygın görülen tıkayıcı uyku apnesinin, Birleşik Krallık'ta (BK) 1,5 milyon yetişkini etkilediği tahmin ediliyor. Öte yandan Britanya Akciğer Vakfı'na göre teşhis konmayan ve tedavi edilmeyen hastaların sayısı yüzde 85'e kadar varıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yaşlı ve aşırı kilolu erkekler uyku apnesine özellikle yatkın. Normal solunumun kesintiye uğraması kandaki oksijenin azalmasına ve kalple kan damarlarının sıkışmasına neden olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Prof. Narayan "Nefes alamadığınızda akciğerlerinizdeki basınç artar ve sonunda nefes nefese uyanırsınız. Bu da kalbe basınç bindirerek kalp odacıklarında sıkışmaya neden olur ve bu da atriyal fibrilasyona yol açabilir" diye açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bir başka teori de kandaki oksijen seviyesinin saniyeler içinde düşmesi ve bunun kalp üzerinde baskı yaratması olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uyku apnesi, hastanın uyurken ağzına veya burnuna taktığı bir maskeye hava pompalayan bir cihaz olan CPAP cihazı kullanılarak tedavi edilebilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>BK Ulusal Sağlık Servisi (NHS), düzenli egzersiz yapılması ve hasta aşırı kiloluysa kilo vermesi gibi, semptomların iyiye gitmesini sağlayacak yaşam tarzı değişikliklerini de öneriyor. Yan yatarak uyumak da uyku apnesini hafifletmeye katkı sağlayabilir.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/thumb_unknown.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Metabolik Otofaji Diyeti İle Kilolara Elveda</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/metabolik-otofaji-diyeti-ile-kilolara-elveda-721/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/metabolik-otofaji-diyeti-ile-kilolara-elveda-721/</id>
<published><![CDATA[2023-08-23T20:29:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-23T20:29:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3C7DFC-BF687C-69754F-DDE34F-67158E-CE7813.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Prof.Dr.Barış Öztürk, Metabolik Otofaji diyeti sayesinde Yo-Yo etkisinden kurtulmanın yollarını anlattı: Prof. Dr. Öztürk, "Yo-yo etkisi olarak bilinen olgu, diyet yapan kişileri zor duruma sokan sorundur. Kilo kaybının ardından normal yeme alışkanlıkları sürdürüldüğünde genellikle daha büyük miktarlarda geri kazanılması döngüsüne işaret eder. Bu sinir bozucu durum, sürdürülebilir kilo kaybına yenilikçi yaklaşımlar arayan birçok kişiyi harekete geçirmiştir. Bu yöntemlerden biri giderek yaygınlık kazanan metabolik otofaji diyetidir" diye konuştu...</div>
<div><br />
	Metabolik Otofaji Diyeti Otofaji, hücrelerin doğal temizlik sürecidir. Yaşlandıkça, protein ve organeller hasar görerek hücre içinde birikmeye başlıyor. Otofaji hasar gören hücreleri temizleyerek, yerine daha yeni ve işlevsel hücreler üretmesini sağlar. Metabolik Otofaji diyeti ile kişinin ideal kiloya sağlıklı şekilde kavuşacağını belirten Prof. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: "Metabolik otofaji, hücrelerin bileşenlerini geri dönüştürmelerine ve böylece enerji sağlamalarına ve onarım mekanizmalarına yardımcı olmalarına olanak tanıyan biyolojik süreçtir. Bu doğal hücresel süreci diyet yoluyla değiştirerek, metabolik otofaji diyeti, kilo kaybını teşvik etmeyi ve genel metabolik sağlığı iyileştirmeyi amaçlamaktadır.Metabolik otofaji diyeti, beslenme ve aç kalma arasında dönüş yaptığınız aralıklı açlık temeline dayalıdır. "</div>
<div><br />
	Yo-Yo Etkisiyle Mücadele Diyetinizde yoyo etkisinden kurtulup beslenmede orta noktayı bularak verdiğiniz kiloyu, ömür boyu korumanın yollarını ise Prof. Dr. Barış</div>
<div>Öztürk şöyle anlattı: "Metabolik otofaji diyeti yağın daha verimli ve daha sürdürülebilir kilo kaybına yol açar. Bu diyet, vücudu temel besinlerden yoksun bırakmak yerine, vücudun doğal ritimleriyle çalışır, bu da kilo alma ihtimalini azaltır. Sıkı kalori kısıtlamasından, sağlık ve iyi yaşama dair daha bütünsel bir yaklaşıma odaklanmaya kaydırarak, metabolik otofaji diyeti, stres ve endişeyi azaltır. Bu, yeme ve vücut imajıyla daha olumlu bir ilişki kurmaya yol açabilir, yo-yo etkisi riskini daha da azaltır."</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yalnızlık nasıl 21. yüzyılın en önemli sağlık sorunu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yalnizlik-nasil-21-yuzyilin-en-onemli-saglik-sorun/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yalnizlik-nasil-21-yuzyilin-en-onemli-saglik-sorun/</id>
<published><![CDATA[2023-08-23T06:01:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-23T06:01:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_432B34-D4770F-FE7C67-F2C364-04C2B4-D08020.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Öyle ki saygın bilimsel yayınlardan biri olan Lancet, Temmuz ayında yalnızlık ve sosyal izolasyonu araştıracak özel bir komite kurduğunu duyurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunun sebebiyse yalnızlığın büyüyen bir sorun olarak beden ve akıl sağlığını olumsuz etkilemesi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları sosyal bağlardaki zayıflamanın, kardiyovasküler hastalıklarda artış, hipertansiyon, diyabet, bulaşıcı hastalıklar, bilişsel işlevlerde bozulma, depresyon ve anksiyete ile ilişkili olduğunu söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Peki yalnızlık bir halk sağlığı yaklaşımıyla ele alınabilir mi?</div>
<div><br />
	</div>
<div>Konuyu yakında ele almaya başlayacak olan komitenin fikri, mevcut en iyi bilimsel kanıtlara göre yalnızlığın ne olduğunu, nasıl tanımlanabileceğini ve onunla mücadele etmenin ana yollarının neler olduğunu tam olarak tanımlamak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çünkü yalnızlık öznel bir deneyim ve yalnız kalmakla aynı şey değil. Yalnızlık hissi büyük ölçüde kültürel normlarla şekillendiriliyor. Bu öznellik bilim insanlarının karşılaştığı en önemli zorluklardan biri.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Yalnızlık hissi ve yalnız kalmak farklı şeyler</span><br />
	<br />
	</div>
<div>BBC News Brezilya servisinden Andr&eacute; Biernath'a konuşan, Rio Grande do Sul Katolik Üniversitesi'nin Beyin Enstitüsü'nde Psikiyatrist Lucas Spanemberg, "Yalnızlık hissi bireysel bir deneyimdir. İzole yaşayan pek çok insan aslında kendini yalnız hissetmez" diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Tam tersine, diğer bireylerle çevrili olmaları bu insanların kendilerini çevreleriyle bağlantılı hissettikleri anlamına gelmez.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Yalnızlık, duygusal ve davranışsal sonuçları olan, bir sosyal gruba ait olmama, kopukluk hissidir ve bu, zihinsel ve fiziksel sağlık açısından bir dizi olumsuz sonuçla ilişkilidir".</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yalnızlık ile beden ve zihin sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen farklı araştırmalar var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) Brigham Young Üniversitesi'nde yapılan ve güçlü sosyal ilişkileri olan bireylerin, yaşadıkları çevreyle daha az etkileşim kuranlara kıyasla daha uzun süre hayatta kalma olasılıklarının yüzde 50 daha fazla olduğunu ortaya çıkarmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Türkiye'de kadınlar ve gençler daha yalnız hissediyor</div>
<div>Farklı çalışmalar yalnızlığın uzunca bir süre ilerleyen yaşla ilişkilendirildiğini söylüyor. Buna karşın son dönemde birçok ülkeden gençler arasında yalnızlık hissi yaygınlaşıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu ülkeler arasında Türkiye de var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Türkiye’de Aile ve Yalnızlık Araştırması'nın 2022 sonuçlarına göre 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 40’ı, 55 yaş üstündeki kişilerin ise yüzde 26’sı kendini sıkça yalnız hissettiğini belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Üsküdar Üniversitesi ve Metod Araştırma Şirketi ortaklığıyla Kasım 2022 ayı boyunca Türkiye’nin 81 ilinde 18-70 yaş aralığında toplam 6 bin 100 kişi ile yapılan çevrimiçi anket her üç katılımcıdan birinin sıklıkla yalnız hissettiğini bulmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre kadınlarda sıklıkla yalnız hissettiğini söyleyenlerin oranı yüzde 40'ken, erkeklerde bu oran yüzde 26. Kadınlarda 2019’da yüzde 20 olan yalnızlık hissiyatının, 2022’de iki katına çıktığı belirtiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2019 yılında yapılan araştırmada yalnız hissedenlerin hissetmeyenlere göre 2,5 kat daha fazla mutsuz hissettiği görülürken; 2022 yılında bu oran 3,5 kata kadar çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yalnız hissetmeyenlerin yüzde 70’i hayatından mutlu olduğunu belirtirken, sık sık yalnız hissedenlerin sadece yüzde 19’u mutlu olduğunu belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Bizi çevreleyen toplum ve dünyanın sorunu</span></div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/yalnizlik-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Peki yalnızlık neden son yıllarda acil bir halk sağlığı sorunu haline geldi?</div>
<div><br />
	</div>
<div>BBC News Brezilya servisinden Andr&eacute; Biernath'ın alıntıladığı São Paulo Üniversitesi Psikiyatri Enstitüsü'nün Sinir Bilimleri Laboratuvarı'ndan Klinik Psikolog Dorli Kamkhagi'ye göre, buna sebep olan çeşitli faktörler var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunlardan ilkinin pandemi süreci olduğunu söyleyen Kamkhagi, "Artık sağlık krizinde değiliz ama bazı insanlar dışarı çıkmak ya da başkalarıyla yüz yüze görüşmek istemiyor" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Başka bir deyişle, koronavirüsten korunmak için evde kalma ihtiyacı, birçok insanın ev ortamını artık ayrılmak istemedikleri bir konfor alanı olarak görmesine neden oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Lancet yazarları yalnızlığı etrafımızdaki toplumların ve dünyanın kuruluş biçimiyle ilgili bir sorun olarak tanımlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hatta bazı yazarlar birçok şehrin "yalnızlaştırıcı ortamlar” üzerine inşa edildiğinden bile bahsediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kentsel planlamanın belirlediği fiziksel çevrenin sosyal bağlantı kurmayı zorlaştırabileceğini söyleyen yazarlar ayrıca bu bağlama katkıda bulunan diğer unsurları da vurguluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunlar arasında artan sosyal kopukluk hissiyle ilişkilendirilen sosyal ağlar var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Lancet yazarları, "Tasarruf, yoksulluk, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı da eşitsizliğe ve dışlanmışlık duygusuna neden oluyor. Kolektivizm ve aidiyet duygusuna zarar verecek şekilde bireyciliğe yönelik toplumsal eğilimler, yalnızlık duygusunun yaşanma riskini artırıyor” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Lancet'te 2018 yılında paylaşılan verilere göre dünya genelinde her üç kişiden biri yalnız hissediyor ve 12 kişiden biri ağır yalnızlık duygusuyla yaşıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Tedavisi mümkün mü?</span></div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/yulnizlik-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Peki yalnızlığı tespit edip, sağlığa zarar vermeden önce müdahale etmek mümkün mü?</div>
<div><br />
	</div>
<div>Klinik Psikolog Dorli Kamkhagi'ye göre yalnızlık hissi ile yalnızlık ihtiyacı arasındaki farkı ayırt etmek önemli.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Psikolog "Yalnız kalmaya vakit ayırmak önemli ve sağlıklı" diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Sorun, sürekli olarak dünyanın geri kalanıyla bağlantınızın kopması ve sosyal ilişkilerin kurallarını ve nasıl yürüdüğünün unutulmaya başlamasıdır".</div>
<div><br />
	</div>
<div>Psikiyatrist Lucas Spanemberg olumsuz yalnızlık deneyimiyle ilgili olarak, "Yalnızlıkta izolasyon artık kitap okumak veya doğayla temas halinde olmak gibi bir refah deneyimi sağlamak yerine; yalnızca evde kalmak, alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddeleri kullanmak ya da şiddete başvurmak gibi zararlı alışkanlıklarla sonuçlanır" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Psikiyatrist, yalnızlığın genellikle kişinin kendi sağlığına ve görünümüne dikkat etmemesi, öz bakımını kaybetmesi ve başkasıyla temas kurmanın gerekli olduğu zamanlarda rahatsızlık hissiyle ortaya çıktığını ekliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bazı durumlarda kişinin kendisi bu işaretleri anlayabilir; diğerlerinde ise yalnız kişinin alışkanlıklarını ve kayıplarını gözlemleyebilecek bir aile üyesinin veya yakın bir meslektaşın yardımı gerekir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sorun teşhis edildikten sonra, sosyal izolasyonun kaygı, depresyon gibi daha ciddi bir hal almasına engel olacak bazı müdahale ve bakımlara başvurmak mümkün.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Psikiyatrist Lucas Spanemberg, "Psikolojik veya psikiyatrik bir değerlendirme veya takip yapılması gerekli olabilir" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yavaş yavaş, bir sağlık uzmanının yardımıyla sosyal faaliyetleri ve toplumla bağları yeniden başlatmak mümkün olabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kamkhagi, "Parkta hafif bir yürüyüşle yavaş yavaş başlayabilir veya bir arkadaşımıza nasıl olduğunu sormak ve onu özlediğimizi söylemek için bir mesaj gönderebiliriz" diye örnek veriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Lancet yazarları, "Bir sağlık çalışanının yalnızlığı hafifletmek için yapabileceği belki de en yararlı katkı, hastayla anlamlı bir etkileşim kurmaktır. Yüzeysel de olsa bağ kurmak büyük fark yaratabilir" diyorlar.</div><br />
<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hint üretimi öksürük şurubunu içen 80'den fazla çocuk öldü</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hint-uretimi-oksuruk-surubunu-icen-80den-fazla-coc/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hint-uretimi-oksuruk-surubunu-icen-80den-fazla-coc/</id>
<published><![CDATA[2023-08-22T06:26:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-22T06:26:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B68A75-AD6024-87516C-07651B-E11F91-026A39.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Gambiya’da yaşayan Ebrima Sajnia geçen yıl Eylül ayında 3 yaşındaki oğlunun gözlerinin önünde yavaş yavaş ölümüne tanık oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sajnia’nın oğlu Lamin ateşlendiğinde, birkaç hafta sonra kreşe başlamaya hazırlanıyordu. Başkent Banjul’da yerel sağlık merkezindeki bir doktor Lamin’e öksürük şurubu dahil bazı ilaçlar reçete etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sajnia, itiraz eden oğluna iyileşmesi için zorla öksürük şurubunu içirdiğini hatırlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şurubu içtikten sonraki birkaç günde ise Lamin’in sağlık durumu giderek kötüleşti. Yemek yiyemeyen ve idrarını yapamayacak hale gelen çocuk hastaneye kaldırıldı. Doktorların böbreklerinde hasar teşhis ettiği Lamin, 7 gün sonra hayatını kaybetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Lamin, Maiden Pharmaceuticals isimli Hint ilaç şirketinin ürettiği öksürük şurubunu içtikten sonra geçtiğimiz yılın Temmuz ve Ekim ayları arasında akut böbrek rahatsızlıkları nedeniyle Gambiya’da ölen 70 çocuktan biri.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">‘Kabul edilemez’ düzeyde toksin madde</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Ekim ayında yaptığı açıklamada ölümlerle ilişkilendirilen bu öksürük şuruplarında "kabul edilemez” düzeyde toksin madde tespit edildiği uyarısında bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gambiya Meclisi’nin heyeti tarafından yürütülen resmi soruşturmada da, yaşanan ölümler, içilen öksürük şurubu ile ilişkilendirildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hem Maiden Pharmaceuticals, hem de Hindistan hükümeti bu iddiayı reddetti. Aralık ayında Hint yetkililer, ülkede test edilen bu şurupların kalite standartlarına uygun olduğunu savundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ölümleri araştıran heyetin başkanı Amadou Camara ise bu görüşe karşı çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Camara, "Elimizde kanıtlar var. Bu ilaçları test ettik ve kabul edilemez miktarda etilen glikol ve dietilen glikol içeriyorlardı. Maiden’ın ürettiği bu ilaçlar doğrudan Hindistan’dan ithal edildiler” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çocuklarını kaybeden Gambiyalı aileler konuyu yargıya taşıdı.&nbsp;<br />
	<br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/surup-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Etilen glikol ve dietilon glikol gibi insanlar için zehirli olan maddeler, tüketildiklerinde ölümcül sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İlaç ithalatının çoğu Hindistan’dan yapılan Afrika’nın en küçük ülkelerinden Gambiya’da birçok aile artık Hint yapımı ilaçlara güveninin kalmadığını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak gazeteci Mustafa Darboe’ya göre Amerika ve Avrupa’ya oranla ilaçların çok daha ucuz olması nedeniyle hâlâ eczanelerin çoğu ilaçları Hindistan’dan getirmeyi tercih ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gelişmekte olan ülkelerin tıbbi ihtiyaçlarının çoğunu karşılayabilen Hindistan, dünyanın en büyük muadil ilaç ihracatçılarından biri.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sadece Gambiya değil Özbekistan ve ABD’de benzer trajediler yaşandığı iddiaları sonrası ise, ilaç üretimi ve kalite standartları yeniden tartışma konusu oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hindistan’ın ilaç ihracatının teşvik edilmesinden sorumlu konseyinin başkanı Udaya Başkar’a göre, Gambiya ve Özbekistan’da yaşanan olaylar ülkesinin ilaç sektörünün imajını bir miktar sarsmış olsa da, ihracatı olumsuz etkilemedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hindistan Mart ayına kadarki mali yılda değeri 25 milyar doları aşan ilaç ihraç etti. Bu ihracatın 3.6 milyar dolarlık bölümü Afrikalı ülkelereydi. Başkar, Hindistan’ın bu mali yılın ilk çeyreğinde de şimdiden değeri 6 milyar dolardan fazla ilaç ihraç ettiğini söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Üretimde ‘çifte standart’</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Hindistanlı yetkililer, tepkiler sonrası ilaç şirketlerine hükümetin atadığı bazı laboratuvarlarda öksürük şurubu örneklerini test ettirmeleri zorunluluğu getirmek gibi bazı önlemleri duyurmuştu. Gambiya’da da Temmuz ayından beri Hindistan’dan ihraç edilen ilaçlara yönelik benzer uygulamalar getirildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan Hindistan, ilaç şirketlerine WHO standartlarına uygun üretim uygulamalarına uyum sürecini tamamlamaları için belli tarihler verdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buna karşın bazı Hint hak savunucuları, ülkelerinde uzun yıllardır üretim sisteminde "çifte standart” olduğu eleştirisini getiriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kamu sağlığı savunucusu Dineş Takur, "ABD ve Avrupa’ya ihraç ettiğimiz ürünlerde, ülkemizde tüketilen ve denetimi daha zayıf ülkelere ihraç edilen ilaçlara göre çok daha sıkı standartlar gözetiliyor” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gambiya hükümeti yakın zamanda kalite kontrol laboratuvarları ve iki ilaç denetimi biriminin oluşturulması gibi önlemleri açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak çocuklarının yasını tutan aileler, ülkelerinde son bir yılda yaşananlara rağmen sağlık sektöründe hiçbir değişiklik olmadığını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bazı aileler, sağlık sisteminin ateşli hastalık vakalarındaki artışa yetişmekte zorlanması nedeniyle, çocuklarını tedavi için komşu ülke Senegal’e gönderecek parayı bulmaya çalışıyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/surup-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Momodou Dambelleh ve eşi, çocuklarını tedavi için Senegal'e yollamak zorunda kaldı.</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Geçimini sağlamak için odun satan Mamadu Dambelle onlardan biri. 22 aylık kızı Aminata’yı en son, bir video görüşme sırasında, küçük kızı hastanede tepkisiz bir şekilde yatarken görmüş.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Sadece başını oynatabiliyordu. Konuştuğunun ben, babası olduğunu ona anlatmaya çalıştım” diyen Mamadu, kısa bir süre sonra da kızını kaybetmiş.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mağdur aileleri temsil eden grubun sözcüsü Ebrima EF Saidi, "Sağlık Bakanı dahil bu suçu işleyen herkesin” yargılanması çağrısında bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gambiya Sağlık Bakanı Ahmadou Lamin Samateh ise BBC’nin röportaj talebine yanıt vermedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çocuklarını kaybeden aileler, Gambiya’da başka ailelerin benzer bir acı yaşamaması için mücadele etme konusunda kararlı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>19 çocuğun aileleri, Gambiya üst mahkemesinde yargılanmaları talebiyle yerel sağlık yetkilileri ile Maiden ilaç şirketine dava açtı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu gruptaki ebeveynlerden Sagnia, "Bu çocuklar hükümetin ihmali yüzünden öldü” diyor.</div><br />
<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">COVID-19'un yeni varyantı Eris hakkında neler biliyoruz?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/covid-19-un-yeni-varyanti-eris-hakkinda-neler-bili/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/covid-19-un-yeni-varyanti-eris-hakkinda-neler-bili/</id>
<published><![CDATA[2023-08-21T06:09:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-21T06:09:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2E0281-E73AE6-D27D2D-3B7E8A-343551-DD02E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>CDC, mevcut durumda COVID-19’dan korunmak için geçerli önlemleri kişisel olarak uygulamayı tavsiye ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">COVID hakkındaki yeni gelişmeler neler?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>COVID-19’un yeni varyantı Eris nedeniyle Amerika, Avrupa ve Asya’da vaka sayıları ve hastaneye yatışlarda artışlar görülüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Geride kalan birkaç gün içerisinde yetkililer ABD, İngiltere ve İsrail’de görülen her iki COVID-19 vakasından birinin Danimarka’daki tespit edilen her üç vakadan birinin Eris varyantı olduğunu belirtiyorlar.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/eris-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">ABD'de Eris kaynaklı hastaneye yatışlarda artış görülüyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Bilimadamları BA.2.86 Eris hakkında ne diyorlar?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Houston Methodist Hastanesi'nde Tanısal Mikrobiyoloji Tıbbi Direktörü Dr. S. Wesley Long, BA.2.86'nın koronavirüsün "daha önceki bir varyantından" türediğini, bu nedenle mevcut aşıların etkili olduğu varyanttan farklı olduğunu açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Long, BA.2.86'nın virüsün diğer türleriyle rekabet edip edemeyeceğinin ya da önceki enfeksiyon veya aşılamadan kaynaklanan bağışıklık tepkilerinden kaçma konusunda herhangi bir avantaja sahip olup olmayacağının henüz belli olmadığını da söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Son dönemde birçok ülke test sayılarını azalttı ve bu nedenle de new COVID vakalarındaki virüsün gen yapısını analiz etmek şu anda çok da kolay olmuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar Eris’in son varyantlardan farklı olduğunu öncelikli olarak daha hızlı bulaşıp bulaşmadığının tespit edilmesine çalışıldığını ifade ediyorlar.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Yeni varyantlar hastalığın daha ağır seyretmesine neden oluyor mu?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>CDC verilerine göre, ABD genelinde acil servis ve hastaneye başvuru sayıları şu anda düşük seyrediyor ancak yine de Temmuz ayının başlarına göre bir artış söz konusu. Doktorlar, Eris vakaları yayılmaya başladığından bu yana tedavi ettikleri hastalardaki semptomların daha önceki varyantlardaki kadar ağır olmadığını ifade ediyorlar.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak yine de yayılma hızının artmasının hastalığın ağır seyretmesi ve ölümlere neden olma olasılığını arttıracağı ifade ediliyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/enis-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlar yakın bir zamanda Eris’in daha ağır seyreden bir varyant olup olmadığına dair net bilgilerin ortaya çıkacağını söylüyorlar.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bir CDC sözcüsü de "Mevcut kanıtlara dayanarak, BA.2.86'nın, eğer varsa, şu anda dolaşımda olan diğer varyantlarda görülenlerin ötesinde halkın sağlığı için ne gibi riskler oluşturabileceğini henüz bilmiyoruz" değerlendirmesini yaptı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Aşılar yeni varyantlara karşı koruyucu olacak mı?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Pek çok kişinin aşı olmasının üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti ancak uzmanlar yine de aşıların ölümler ve ağır semptomlara karşı koruyucu olabileceğine işaret ediyorlar.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Son geliştirilen aşılar COVID-19’un Omicron varyantını hedef alacak şekilde tasarlanmıştı.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/Eris-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Aşıların Eris'e karşı koruyuculuğu konusunda çalışmalar devam ediyor.</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Aşı üreten şirketlerden biri olan Moderna kendilerinin aşılarının ilk denemelere göre, Eris’e karşı da koruyuculuk sağlayacağını gösterdiğini açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Pfizer şirketi de güncellenmiş COVID-19 aşısının fareler üzerinde yapılan bir çalışmada Eris alt varyantına karşı nötralize edici aktivite gösterdiğini söyledi.</div><br />
<img src="uploads/avatars/woa.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İngiltere'de Kovid-19'un yeni varyantı ilk kez saptandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ingiltere-de-kovid-19-un-yeni-varyanti-ilk-kez-sap/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ingiltere-de-kovid-19-un-yeni-varyanti-ilk-kez-sap/</id>
<published><![CDATA[2023-08-19T06:40:00+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-19T06:40:00+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_87C85B-BB1BA1-175057-DCC90E-C02C71-3B0190.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>UKHSA'dan yapılan açıklamada, Omicron varyantının alt türü olarak ortaya çıkan yeni varyantın, yakın zamanda seyahat geçmişi olmamış bir kişide görüldüğü belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Açıklamada, "BA.2.86"nın halihazırda bulunan varyantlar ile Omicron'a genomik olarak daha uzak olduğu ve daha yüksek sayıda mutasyon geçirdiği ifade edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Seyahat geçmişi olmayan bir kişide bu virüsün görülmesinin ülke içindeki bulaşmaya işaret ettiği belirtilen açıklamada, henüz yeni varyantın özellikleri ve ciddiyeti üzerine yeterli veri bulunmadığı kaydedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Açıklamada görüşlerine yer verilen UKHSA Başkan Yardımcısı Meera Chand, "Birleşik Krallık'ta teyit edilmiş bir vaka var. UKHSA şu anda ayrıntılı bir değerlendirme yapmakta ve zamanı geldiğinde daha fazla bilgi sağlayacaktır. UKHSA durumu yakından izlemeye devam edecek ve analiz sonuçlarını mevcut olduklarında yayınlayacaktır." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü dün yaptığı açıklamada adı BA.2.86 olarak açıklanan varyantın durumunu taşıdığı çok sayıda mutasyon nedeniyle "gözlem altındaki varyant" olarak güncellemişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Henüz birkaç ülkeden raporlar iletildiğini belirten DSÖ, şu anda "izlenmesi gereken" kategorisinde 3, "gözlem altındaki" kategorisinde ise 7 varyant bulunduğunu da ifade etmişti.</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kovid-19'un yeni varyantı Eris'in yayılımını tatilciler mi artırdı?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kovid-19un-yeni-varyanti-erisin-yayilimini-tatilci/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kovid-19un-yeni-varyanti-erisin-yayilimini-tatilci/</id>
<published><![CDATA[2023-08-12T06:01:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-12T06:01:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_DBF99E-5FF3BE-564B8A-41ED0F-A8CCE0-35EB70.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Uluslararası Fransız Radyosu'nun (RFI) haberine göre, Fransız Halk Sağlığı Kurumu'ndan yapılan açıklamada, Eris vaka sayılarındaki artışın tüm bölgelerde gözlemlendiği ancak en yüksek artışın popüler tatil bölgelerinde olduğu bildirildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Fransa’da, son günlerde Kovid-19 şüphesiyle hastaneye kaldırılan kişi sayısında artış gözlemlenirken, açıklamada, Kovid-19 şüpheli vakaların bir önceki haftaya kıyasla 15 ila 74 yaş arası bireylerde yüzde 25 artış gösterdiğini belirtildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Söz konusu oranın 74 yaş üstü bireylerde yüzde 34 ve iki yaşın altıdaki bebeklerde ise yüzde 56 arttığı aktarıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Nouvelle Aquitaine en yüksek sayıda pozitif vaka bildiren bölge olurken 31 Temmuz ila 6 Ağustos tarihlerinde yaptırılan PCR testlerinden 789’unun pozitif çıktı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Occitanie’de 730, Başkent Paris'in yer aldığı Ile-de-France’de 689 ve Provence-Alpes-Cote d'Azur bölgesinde 638 test sonucunun pozitif olduğu açıklandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tatil bölgelerinde, insanların sosyalleşmek için festivaller ve diğer etkinliklerde bir araya gelmesinin Eris’in yayılma hızını tetiklemiş olabileceği aktarılırken yeni vakaların üçte birinden fazlasının, Kovid-19'un Omicron varyantının alt türevi olan Eris bağlantılı olabileceği kaydedildi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Eris’in yaygınlığında istikrarlı artış söz konusu</span><br />
	<br />
	</div>
<div>DSÖ, 9 Ağustos'ta Eris varyantına ilişkin bir rapor yayımlamıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rapora göre, önceden "gözlem altındaki varyant" olan ve statüsü "izlenmesi gereken varyant" olarak değiştirilen Eris'in yaygınlığında istikrarlı bir artış olduğu belirtilmiş, 7 Ağustos itibarıyla 51 ülkeden 7 binin üzerinde numune paylaşılmıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mevcut kanıtlara dayanarak Eris'in oluşturduğu halk sağlığı riski, diğer mevcut Kovid-19 varyantlarının riskine benzer şekilde "küresel düzeyde düşük" olarak değerlendirilmişti.</div>
<div>Eris'in, özelliklerine bağlı olarak küresel olarak yayılabileceği ve vakalarda artışa neden olabileceği de kaydedilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">DSÖ obezite ilaçlarını temel ilaçlar listesine almadı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dso-obezite-ilaclarini-temel-ilaclar-listesine-alm/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dso-obezite-ilaclarini-temel-ilaclar-listesine-alm/</id>
<published><![CDATA[2023-07-27T06:36:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-27T06:36:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_18D82A-F4CE58-10D18E-14312C-9766DA-266E39.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>WHO'nun temel ilaçlar listesi, tüm işlevsel sağlık sistemlerinde erişilebilir olması gereken ilaçların bir katalogu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu listeye dahil olan ilaçların erişilebilirliği artıyor. Uzmanlar, 2002 yılında listeye HIV ilaçlarının alınmasının yoksul ülkelerdeki AIDS hastalarının bu ilaçlara erişmesini kolaylaştırdığını kaydediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bir grup Amerikalı akademisyen, obezite ilaçlarının da ilk kez listeye eklenmesi önerisi getirmiş, özellikle de ilaç firması Novo Nordisk'in ürettiği Sexanda'nın etkin maddesi olan liraglutide’ye odaklanmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak WHO uzmanlar paneli, "uzun vadeli klinik faydaların ve obez hasta popülasyonu üzerindeki güvenlik durumunun belirsizliği” nedeniyle zayıflama ilaçlarının listeye eklenmesine karşı çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WHO uzmanı Benedikt Huttner, bugünkü basın toplantısında, zayıflama ilaçlarının kullanım sürelerine ilişkin de belirsizliklerin söz konusu olduğunu, bu ilaçların kullanımı durdurulduğunda hastaların yeniden kilo almaya başladığını kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak Huttner, daha fazla uzun vadeli kanıt elde edildiğinde gelecekte zayıflama ilaçlarının da listeye dahil edilebileceğini söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WHO'nun temel ilaçlar listesi, orta ve düşük gelir düzeyine sahip ülkelerin hükümetleri için ilaç satın almada bir rehber işlevi görüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Son listeye, multipl skleroz tedavisinde kullanılabilecek üç ilaç alındı.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Temmuz 2023/ilac-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Multipl skleroz hastası bir kadın, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan ilaçlarını elinde tutuyor.</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu ilaçlar, biyoteknoloji firması EMD Serono ve Merck'ün geliştirdiği ve Mavenclad markası altında satılan kladribin; Teva'nın Copaxone markasıyla sattığı glatiramer asetat; Roche tarafından Rituxan/Mabthera markasıyla pazarlanan rituksimab.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ebola virüsünün Zaire türünün tedavisinde kullanılan iki monoklonak antikor tedavisi de son WHO ilaçlar listesine eklendi. Bunlar; Ridgeback Biyoterapileri firmasının Ebanga adıyla sattığı anzuvimab ve Regeneron'un Inmazeb adlı ilacı. Inmazeb, atoltivimab, maftivimab ve odesivimab etkin maddelerinin karışımından oluşuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Madde kullanımı bozukluklarının tedavisinde kullanılan naltrekson ve akamprosat da WHO listesinde yer alıyor. Beş yaş altındaki çocuklarda ağır beslenme yetersizliği tedavisinde kullanılan bir gıda maddesi de listeye eklendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WHO, toplamda temel ilaçlar listesine 36 yeni ilaç ekleyerek temel ilaçların sayısını yetişkinler için 502, çocuklar için 361'e çıkardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WHO uzmanları, COVID-19 içinse düzenli olarak güncellenen COVID tedavi kılavuzunu temel almayı önerdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere, Novo Nordisk'in ürettiği Ozempik ve zayıflama ilacı Saxenda'yı intihar düşünceleri oluşturduğu gerekçesiyle inceleyecek</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere, bazı hastaların intihar etmeyi ya da kendilerine zarar vermeyi düşündüklerini bildirmesi üzerine Novo Nordisk'in geliştirdiği diyabet ve zayıflama ilaçlarını inceleme altına aldı. Avrupa Birliği, benzer bir soruşturmayı iki hafta önce açmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Denetleme Dairesi (MHRA) Reuters'a, GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen ilaç sınıfının güvenlik verilerini incelemeye başladığını açıkladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu kapsamda semaglutid etken maddesini içeren ve Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan Ozempik'in güvenlik verileri incelenecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Etkin maddesi liraglutid olan ve zayıflama tedavisinde kullanım onayı bulunan Saxenda da İngiltere'de incelemeye tabi tutuluyor. Saxenda, Novo Nordisk'in eski nesil GLP-1 ilacı olup, obezite tedavisinde kullanılan ve etkin madde olarak semaglutid içeren yeni ilaç Wegovy'den daha az etkinliğe sahip olmasıyla biliniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Novo Nordisk, Reuters'a, MHRA'dan Pazartesi günü GLP-1 sınıfı ilaçlarla bağlantılı olası intihar düşüncelerinin değerlendirilmesine ilişkin bir talep aldıklarını bildirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>MHRA, AstraZeneca'nın geliştirdiği eksenatid etkin maddeli Tip 2 diyabet ilacı Bydureon'un da değerlendirmeye dahil edildiğini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sanofi'nin liksisenatid ve Eli Lilly'nin dulaglutid ilaçları da MHRA değerlendirmesine tabi tutulacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sanofi ve Eli Lilly, Reuters'a, MHRA'nin incelemesinden haberdar olduklarını bildirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>MHRA ise Reuters'a, değerlendirme sürecinin 12 Temmuz'da başlatıldığını belirtti, ancak sürecin ne zaman sonuçlanacağına ilişkin bilgi vermedi.&nbsp;</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Sıcaklar sağlık sistemleri üzerindeki baskıyı artırıyor"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-sicaklar-saglik-sistemleri-uzerindeki-baskiyi-art/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-sicaklar-saglik-sistemleri-uzerindeki-baskiyi-art/</id>
<published><![CDATA[2023-07-20T06:09:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-20T06:09:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F6ECB9-441DED-C109C3-22300A-A0C4DD-A2AB46.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında güncel sağlık konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından Kovid-19 sonrası çocuklardaki aşılama oranları hakkındaki raporun dün yayımlandığını hatırlatan Ghebreyesus, bazı ülkelerde Kovid-19 süreci sonrasında aşılama konusunda umut verici toparlanmaların yaşandığını kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, 2022'de aşı ulaştırılan çocuk sayısının bir önceki yıla göre 4 milyon daha fazla olduğunu anımsatarak "Bu cesaret verici bir haber ancak aşılamada büyük boşluklar sürüyor. Bu konudaki küresel ve bölgesel ortamalar özellikle düşük gelirli ülkelerdeki kalıcı ve ciddi eşitsizlikleri gizliyor. Geçen yıl 20 milyondan fazla çocuk, olması gereken bir veya daha fazla aşıyı olamadı. Neredeyse 15 milyon çocuk ise tüm aşılardan mahrum kaldı." ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kuzey yarım küredeki birçok ülkenin El Nino ve iklim değişikliğinin de etkisiyle aşırı sıcakları tecrübe ettiğine işaret eden Ghebreyesus, şu değerlendirmede bulundu:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"İki hafta önce kaydedilen en yüksek sıcaklığı gördük. Aşırı sıcaklar, sonuçlarıyla en az başa çıkabilecek olan yaşlı insanlar, bebekler, çocuklar, yoksullar ve evsizlere en büyük zararı verirken, sağlık sistemleri üzerindeki baskıyı da artırıyor. Aşırı sıcaklara maruz kalmanın sağlık üzerinde geniş kapsamlı etkileri oluyor. Bu durum önceden var olan hastalıkların yeniden nüksetmesinin yanı sıra ölüm ve sakatlıkla da sonuçlanabiliyor." diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, Dünya Meteoroloji Örgütü ile işbirliği içinde hazırlıkları koordine etmek ve aşırı sıcaklığın sağlık üzerindeki etkilerini azaltmak için ülkelerin Sıcaklık Sağlık Eylem Planlarını desteklediklerini de belirtti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanadalı araştırmacılardan felç tedavisinde umut veren çalışma</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kanadali-arastirmacilardan-felc-tedavisinde-umut-v/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kanadali-arastirmacilardan-felc-tedavisinde-umut-v/</id>
<published><![CDATA[2023-07-17T08:26:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-17T08:26:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A52B08-B5D5EE-145A1A-EF5CE5-C851C3-67F6B6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Montreal Üniversitesine bağlı Montreal Sacred Heart Hastanesi'nden Nöroloji Profesörü Marina Martinez önderliğindeki araştırmacılar, omurilik yaralanmaları sonrası ortaya çıkan felcin tedavisinde klinik deneylere hazır olduklarını duyurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Canadian Press’in haberine göre araştırmacılar, arka ayakları felçli olan bir hayvanın beyninin iki yarım küresini dönüşümlü olarak uyararak tekrar yürümesini sağlayan bir arayüz geliştirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacıların "büyük hayvan modeli" olarak adlandırdığı klinik deneyler öncesi çalışma, insanlardakine benzer belden aşağısı felç olan daha büyük hayvan modelleri üzerinde de yürütüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Martinez, "Sonuçlar o kadar kesin ki birkaç yıl içinde klinik deneylere geçmeye hazırız. Her iki bacaktaki hareketi geri kazanmak için, dönüşümlü olarak beynin sol ve sağ korteksini uyaracağız. Beyinde dönüşümlü stimülasyon başlar başlamaz, hayvan hemen tekrar yürümeye başlayacak." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kendisinin ve meslektaşlarının üzerinde çalıştığı teknolojinin, omuriliğin tam olarak hasara uğramadığı yaralanmalar için geçerli olduğunun altını çizen Martinez, "Bu teknoloji hiçbir zaman tam omurilik yaralanmalarına uygulanamayacak olsa da her adım bize insanların sorunlarını çözmeye biraz daha yaklaşma fırsatı veriyor.’’ diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Martinez ve ekibinin çalışmaları, "ScienceDirect" isimli bilimsel dergide de yayımlandı.</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">DSÖ, aspartamı "muhtemel kanserojen" olarak sınıflandırdı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dso-aspartami-muhtemel-kanserojen-olarak-sinifland/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dso-aspartami-muhtemel-kanserojen-olarak-sinifland/</id>
<published><![CDATA[2023-07-16T05:58:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-16T05:58:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A32C61-F6E95D-7EEC10-6712BC-931643-DFD97F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>DSÖ, Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Gıda Katkı Maddeleri Ortak Uzman Komitesi (JECFA), aspartamın insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İncelemenin ardından yayımlanan değerlendirmede, aspartamın insanlarda kanserojen etkisi olup olmadığına dair "sınırlı kanıt" bulunduğu ve yapay tatlandırıcının "muhtemel kanserojen" olarak sınıflandırıldığı belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Günlük alım miktarı aşılmadığı sürece aspartam kullanımının güvenli olduğu aktarılarak, bu miktarın kilo başına günde 40 mililitre olarak yeniden teyit edildiği ifade edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ Beslenme ve Gıda Güvenliği Departmanı Direktörü Dr. Francesco Branca, aspartama ilişkin yapılan değerlendirmelerin yaygın olarak kullanılan dozlarda insan sağlığını olumsuz etkilemeyeceğini ancak konu hakkında daha fazla çalışma yapılması gerektiğini belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>IARC'den Dr. Mary Schubauer de aspartamın hem insanlarda hem de hayvanlardaki etkisine ilişkin sınırlı bulguların olduğunu vurguladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünyada en fazla kullanılan yapay tatlandırıcılardan biri olan aspartamın normal şekere kıyasla 200 kat daha tatlı ve aynı zamanda düşük kalorili olmasından dolayı özellikle diyet ürünlerinde yaygın olarak kullanıldığı biliniyor.</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kadınlarda yumurtalık kanseri riskini artıran meslekler</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kadinlarda-yumurtalik-kanseri-riskini-artiran-mesl/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kadinlarda-yumurtalik-kanseri-riskini-artiran-mesl/</id>
<published><![CDATA[2023-07-12T06:02:16+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-12T06:02:16+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1AF3A7-10CA75-7B86DD-01A9AE-E59B63-6AE969.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yeni bir çalışmada kuaförler, güzellik uzmanları ve muhasebecilerin yumurtalık kanserine yakalanma riskinin daha yüksek olabileceği öne sürüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Occupational and Environmental Medicine adlı bilimsel dergide yayımlanan yeni çalışmaya göre satış, perakende, giyim ve inşaat sektörü çalışanları da daha yüksek risk altında olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan, yumurtalık kanseri riski ve farklı meslekler arasındaki bağlantıları incelemek için daha fazla çalışma yapılması çağrısında bulunan yazarlar, "sonuçlardan elde edilen çıkarımların sınırlı olduğunu" vurguladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışmada yumurtalık kanseri olan 491 Kanadalı kadınla bu hastalığa yakalanmamış 897 kadına ait veriler karşılaştırıldı. Araştırmacılar, iş yerinde belirli bir kimyasalla temas etme olasılığının daha yüksek olup olmadığı gibi etken faktörleri göz önünde bulundurdu.</div><br />

<div>Bilim insanları, daha yüksek risk taşıyanların, kozmetik talk, amonyak, hidrojen peroksit, saç tozu, sentetik lifler, polyester lifler, organik boyalar ve pigmentlerle ağartıcılar dahil bir dizi "etkene" maruz kalma olasılığının daha yüksek olduğunu söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kuaför, berber veya güzellik uzmanı olarak çalışanlarda riskin üç kat daha yüksek olduğu görüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan 10 yıl boyunca muhasebecilik yapan kadınlarda hastalığa yakalanma olasılığının iki kata, inşaat işçilerindeyse neredeyse üç kata çıktığı tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mağaza asistanları ve satış elemanlarında risk yüzde 45 artış gösterirken, kıyafet diken veya düzenleyenlerdeyse riskin yüzde 85 yükseldiği gözlemlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışmanın yazarları, "Muhasebeci, kuaför, satış, dikiş ve ilgili mesleklerin aşırı riskle bağlantılı olabileceğini düşündüren ilişkiler gözlemledik" diye yazdı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kadın çalışanlar ve kadınların yaygın istihdam edildiği meslekler açısından olası tehlikeleri değerlendirmek için nüfus temelli daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yazarlara göre çalışma, "mesleki kanser çalışmalarında kadınların temsil edilmediği ve hatta bu sorunu ele almaya yönelik potansiyel strateji eksiklikleri uzun süredir bilinmesine karşın, kadınların mesleki risklerinin çalışılmasında halen iyileştirmelere ihtiyaç duyulduğunu hatırlatıyor".</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kadınları dışlayarak kadınlara özgü kanserler için risk faktörlerini belirleme, riskte cinsiyete özgü farklılıklar olup olmadığını değerlendirme ve öncelikle kadınların yürüttüğü mesleklerde meydana gelen maruziyetleri inceleme fırsatını kaçırıyoruz.</div>
<div><br />
	</div><br />
 ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bazı zayıflama aşıları inceleme altında</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bazi-zayiflama-asilari-inceleme-altinda-957/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bazi-zayiflama-asilari-inceleme-altinda-957/</id>
<published><![CDATA[2023-07-10T06:03:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-10T06:03:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9FE1CE-3FC33B-AC11A8-55CC53-4D8CFD-51AD41.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>İnceleme, İzlanda’nın bu şekilde üç vakayı ajansa bildirmesi sonrası başladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Değerlendirmeye alınan Wegovy, Saxenda ve Ozempic, iştah azaltıcı işlevi de görüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa İlaç Ajansı’nın ilgili birimi, bu ilaçlar üzerinde inceleme yaparken, benzer ilaçların incelenmesine gerek olup olmadığı konusunu da görüşecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ajans, öncelikli olarak, emaglutide ve liraglutide içeren tedavileri değerlendirmeye alacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>BBC’ye konuşan EMA yetkilisi, uyarı prosedürünün, İzlandalı yetkililerin vaka bildirisi sonrası devreye sokulduğunu söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uyarı prosedürü, bir ilacın yeni ve olası olumsuz bir yan etkisinin bildirilmesi sonrası, ileri inceleme yapmak için devreye giriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aynı yetkili, İzlanda örneklerinde, Saxenda ve Ozempic kullanan iki vakada "intihar düşüncesi” oluştuğunun kendilerine bildirildiğini aktarıyor. Saxenda kullanan bir diğer vakanın da kendine zarar vermeyi düşündüğü belirtiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yetkili, EMA’nın inceleme sonuçları ile ilgili açıklama yapacağını söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ünlü isimlerin yaptıkları sosyal medya paylaşımları, bu tür ilaçlara büyük talep oluşturuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Saxenda ve Wegovy, kilo vermeye yardımcı oldukları onaylanmış, ruhsatlı ilaçlar.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Diyabet hastalarının kullandığı Ozempic ise, Wegovy oranla daha az semaglutide içeriyor, kan şekerinin yanında kilo verme konusunda da etkili olabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Wegovy ismindeki iğneyi bir pilot program kapsamında onaylamaya hazırlanan İngiltere’de, bir hastanın bu iğneye en fazla iki yıl boyunca erişiminin olmasına izin verilecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ulusal Sağlık Hizmetleri’nin (NHS) yaptığı araştırma sonunda vücut ağırlığının yüzde 10’unun bu aşı yardımıyla kaybolduğu tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İğne, iştahı bastırarak kişilerin tok hissetmesini ve az yemesini sağlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Tüm bu ilaçların olası yan etkileri şunlar:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bulantı</div>
<div>Kusma</div>
<div>Baş Ağrısı</div>
<div>İshal</div>
<div>Kabızlık</div>
<div>Karın ağrısı</div>
<div>Halsizlik<br />
	<br />
	</div>
<div>İlaçların prospektüsünde, kullanıcılar, "ani ruh durumu değişimlerine karşı dikkatli olunması” konusunda uyarılıyor. Bu tür endişe hallerine kapılınması durumunda, sağlık kurumuna başvurulması çağrısı yapılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere’nin ilaç düzenleme ve ruhsatlandırma kurumu (MHRA) da durumu takip ettiklerini duyurdu.</div>
<div><br />
	</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Vegan gıdaların çoğunda hayvansal içerik ulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/vegan-gidalarin-cogunda-hayvansal-icerik-ulundu-75/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/vegan-gidalarin-cogunda-hayvansal-icerik-ulundu-75/</id>
<published><![CDATA[2023-07-10T05:13:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-10T05:13:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D40ECA-03E84B-AE4A45-841D1F-750AC3-159954.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Birleşik Krallık'taki (BK) vegan etiketli gıdaların üçte birinden fazlasının hayvansal ürün içerdiği tespit edilirken bu durum, alerjisi olan müşterileri potansiyel "trajik sonuçlarla" karşı karşıya bırakıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hampshire ve Kent Bilimsel Hizmetleri'den müfettişler, süt ve et alternatifi ürünlerin yüzde 39'unun yumurta veya süt ürünü içerdiğini tespit etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Müfettişler, vegan diye işaretlenen ürünlerin yüzde 90'ının standartlara uymadığını zira süt ürünü kalıntılarına yönelik testlerde sınıfta kaldığını ya da etiketlerinde hatalar yapıldığını tespit etti.<br />
	<br />
	
	<div>Bu ürünlere çikolatalı trüf, pizza, burger, muffin ve dürümlerin vegan alternatifleri de dahil.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Chartered Trading Standards'ın (Lisanslı Ticaret Standartları Enstitüsü/CTSI) kısa süre önce yaptığı bir anketi yanıtlayan 2 bin kişinin yüzde 76'sı vegan diye tanıtılan ürünlerin hayvansal ürün içermediğine inanıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>CTSI'nin CEO'su John Herriman, The Guardian'a vegan ifadesinin "yasal tanımı olmamasından" kaynaklanan belirsizliğin gıda işletmeleri tarafından "istismar edilebileceğini" söyledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Herriman "Bu belirsizliğin süt ve yumurta gibi hayvansal ürünlere alerjisi olanlar açısından feci ve bazen trajik sonuçlar doğurabilmesi, belki de daha büyük bir endişe kaynağı" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ne yazık ki birilerinin bu yüzden hayatını kaybettiğinin farkındayız ve bu nedenle yasal açıdan neyin vegan ve bitki bazlı gıda diye tanımlanıp tanımlanamayacağına daha fazla açıklık getirilmesi çağrısında bulunuyoruz.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>2017'de, süt ürünlerine karşı akut alerjisi olan 42 yaşındaki Celia Marsh, Pret a Manger'ın Bath'taki şubesinde süt bulaşmış bir süper vegan dürüm yemişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Daha sonra paketin içindeki yoğurt sosuna, süt ürünleri işleyen bir tesiste üretilen nişastadan gelen süt proteini kalıntılarının bulaştığı tespit edilmişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>2022'de Avon bölgesinin adli baştabibi Maria Voisin, Marsh'ın ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmanın ardından hazırladığı raporda, anafilaksi vakalarının daha iyi raporlanması ve gıda etiketlerinin güncel tutulmasını sağlayacak sağlam bir sistemin hayata geçirilmesi gibi çeşitli tavsiyelerde bulunmuştu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapor, Gıda Standartları Kurumu, BK Sağlık Güvenliği Kurumu, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Britanya Perakendeciler Birliği ve Gıda ve İçecek Federasyonu dahil çeşitli kuruluşlara gönderilmişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>BK Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı sözcüsü şöyle dedi:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Tüketicilerin satın aldığı gıdaya güvenebilmesini sağlamak adına gıda etiketleri yanıltıcı olmamalı ve bu nedenle gıda alerjisine yol açabilecek bileşenlerin ambalaj üzerinde net bir şekilde vurgulanmasını şart koşuyoruz.</div>
	<div><img src="uploads/avatars/thumb_logo-text.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /></div><br />
	<br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Vücutta kuş gribine karşı etkili bir savunma sistemi var</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/vucutta-kus-gribine-karsi-etkili-bir-savunma-siste/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/vucutta-kus-gribine-karsi-etkili-bir-savunma-siste/</id>
<published><![CDATA[2023-06-29T06:19:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-06-29T06:19:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1118A1-3A3969-A2D6D1-5AD04D-8A9D3D-CA7770.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Glasgow Üniversitesi'nin öncülüğünde yapılan araştırma, bu salgınlar ve normal gripler sayesinde insanların, kuş gribine karşı "önemli engelleri aşma" yollarını geliştirdiğini gösterdi.</div>
<div>Araştırma ekibi, yakında kuşlarda görülen griplerden hangisinin en büyük riski oluşturduğunun tahmin edilebileceğini düşünüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir kişinin hayvandan enfeksiyon kaptığı an, türler arasındaki bu sıçrama, yeni bir salgının başlangıcı için kritik bir adımı oluşturuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar laboratuvar deneylerinde, DNA'mızın BTN3A3 olarak bilinen kısmının, enfeksiyona yanıt olarak aktif hale geldiğini keşfetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nature dergisinde yayımlanan veriler, BTN3A3'ün burun, boğaz ve akciğerlerimizde aktif hale geldiğini, kuş gribinin yayılma yeteneğini azalttığını gösterdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacı Dr. Rute Maria Pinto, kuş gribinin neredeyse hiç bu korumayı aşamadığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kuş gribinin insanlara bulaşma ihtimali sürekli gündemde. Yabani kuşlarda çeşitli grip virüsleri bulunuyor. Kümes hayvanları da sayılarının çok olması ve insanlara yakınlıkları nedeniyle yüksek risk oluşturuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>1918'deki grip salgınının kuşlarda başladığı ve 50 milyon insanının ölümüne neden olduğu sanılıyor. Araştırmacılar, 2013'te insanlarda ilk vakalar ortaya çıkmadan önce, 2011 ve 2012'de H7N9 adlı bir kuş gribi türünün BTN3A3'e karşı daha yüksek direnç geliştirdiğini tespit etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kuş gribinin insanlara bulaşması için virüsün BTN3A3'ü aşabilmesi gerek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacıların amacı, kuşlarda yayılan gribin genetik kodunu rutin olarak analiz etmek, tehlikeli olanları belirlemek ve bunlarla mücadele etmek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Glasgow'daki Virüs Araştırma Merkezi'nin yetkilisi Prof. Massimo Palmarini, "Çok da uzak olmayan bir gelecekte yapbozun tüm parçalarını bir araya getirebileceğiz" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Palmarini'ye göre virüsün, insanlara geçme ihtimali, dizininden tespit edilecek. Ardından, yüksek riskli virüslerin kontrol altına alınmasına yardımcı olmak için hedefe yönelik önlemler alınabilecek.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Haziran 2023/kus-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Dünyda kuş nüfusu, şimdiye kadarki en büyük kuş gribi salgınından etkilendi.<br />
	<br />
	</div>
<div>H5N1 virüsü zaman zaman enfekte hayvanlarla yakın temas halindeki insanlara sıçradı ancak insanlar arasında yayılmadı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bununla birlikte, BTN3A3'ü aşma yeteneği, kuş gribi virüsünün insan sağlığına yönelik tehditlerinden yalnızca biri.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tıbbi Araştırma Konseyi Enfeksiyon ve Bağışıklık Bölümü Başkanı Dr. Stephen Oakeshott, "Bu ilginç çalışma, türler arasında viral bulaşmanın temelini oluşturan çok karmaşık yapbozun önemli bir parçasını gösteriyor” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Oakeshott'a göre araştırma, genetik hastalıkların takibiyle birlikte, halk sağlığı planlaması için önemli bir adım olabilir.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"10 bin bebek doğurttum, doğumda biri bile ölmedi"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-10-bin-bebek-dogurttum-dogumda-biri-bile-olmedi-7/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-10-bin-bebek-dogurttum-dogumda-biri-bile-olmedi-7/</id>
<published><![CDATA[2023-06-29T06:12:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-06-29T06:12:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_39F14D-BAED29-C5C293-E8AF84-1EC378-C90B5B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Kathija Bibi, 33 yıllık çalışma hayatının ardından emekli olmaya hazırlanan, kadınlara hayatlarının en zorlu dönüm noktasında eşlik eden bir hemşire.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hindistan'da bu süre zarfında gebelikte anne ölümü oranları çok yüksek seviyelerden küresel ortalamaya kadar geriledi. Ayrıca kız çocuklarına da artık değer verilmeye başlandı. Az çocuk sahibi olmak tercih edilir hale geldi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, 1990 yılında Hindistan'ın güneyinde devlete bağlı bir sağlık ocağında çalışmaya başladığında ilk çocuğuna hamileydi.<br />
	<br />
	</div>
<div>"7 aylık hamileydim ve diğer kadınlara yardım ediyordum. Doğumdan 2 ay sonra işimin başına döndüm. Kadınların doğum sırasında ne kadar gergin ve tedirgin olduklarını biliyorum, onları sakinleştirmek ve rahat hissettirmek benim birinci önceliğim."<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Zengin miras</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Hindistan'ın güneyindeki Tamil Nadu'da, Villupuram kentindeki bir sağlık ocağında çalışan Kathija ufak tefek, duru ve ışık saçan bir kadın.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, çalışma hayatında en büyük ilhamı köyde ebelik yapan annesi Zulaika'dan aldığını söylüyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Çocukken şırıngalarla oynardım. Hastane kokusu benim için çok tanıdıktı."<br />
	</div><br />
<img src="uploads/Haziran 2023/ebe-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Kathija kendi annelik deneyiminin de gebe kadınlara doğum sırasında yardımcı olduğunu söylüyor.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Annesinin yoksul ve eğitimsiz kadınlara sağlık hizmeti vermesinin ne kadar önemli olduğunu genç yaşta anladığını anlatıyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Ben işe ilk başladığımda sağlık ocağında tek bir doktor, iki hemşire ve yedi de hastabakıcı vardı" diyor ve ekliyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"İlk yıllar iş o kadar ağırdı ki kendi çocuklarıma zaman ayıramıyordum. Ama bu sayede çok şey öğrendim."<br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija'nın çalıştığı sağlık ocağında sezaryen imkanı bulunmadığı için gebeliklerde herhangi bir komplikasyon olması durumunda anne adaylarının hemen tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilmeleri gerekiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hindistan'da 1990 yılında gebelikte anne ölüm oranı ortalama 100 bin doğumda 556 ölüm civarındaydı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Aynı yıl her 1000 doğumda 88 bebek hayatını kaybediyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hükümetin açıkladığı son verilere göre ise bugün gebelikte anne ölüm oranı 100 bin doğumda 97, bebek ölüm oranı ise binde 27 civarında.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Haziran 2023/ebe-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Kathija sağlık ocağında teknik ekipmanların yıllar içinde çok geliştiğini söylüyor.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, rakamlardaki bu düşüşün hükümetin sağlık hizmetlerine yatırımını arttırması ve kadınların daha bilinçli olmasına bağlı olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>2000'li yılların başlarında ne kadar yoğun olduğunu şöyle anlatıyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"8 Mart 2000 hayatımın en yoğun günüydü. İki kadının doğum sancıları başlamıştı, beni bekliyorlardı. Onların bebeklerini doğurttum. Sonra sağlık ocağına altı kadın daha geldi.<br />
	<br />
	</div>
<div>"O gün işten çıkmak üzereyken yeni doğmuş bebeklerin birbiri ardına ağladıklarını duyabiliyordum. Çok güzel bir histi. Sağlık ocağı ana baba günüydü. Herkes çok mutluydu."</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Haziran 2023/ebe-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Kathija Covid19 salgını sırasında da çalışmalarına ara vermemiş.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija bugüne dek 100 ikiz ve 6 üçüz çocuk doğurttuğunu söylüyor. 1990'larda sağlık ocağına doğum sancısı içindeki bir kadının geldiğini, kadının ikiz bebekler doğurmak üzere olduğunu düşündüğünü ancak ultrason cihazı olmadığı için bundan emin olamadığını anlatıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Kadın ilk çocuğu doğurmasından birkaç dakika sonra ikinci çocuğu da doğurdu. Bebekleri yıkamak için odadan çıktım ama anne yine acı içinde bağırmaya başladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Çok gergindi, ne olduğunu bilmiyordum, hazırlıklı da değildim. Kadını o şartlarda hastaneye sevk etmek de imkânsızdı."<br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, kadını sakinleştirmek için karnına masaj yaptığını, bir süre sonra da üçüncü bebeğin doğduğunu anlatıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yerel kayıtlar, Kathija'nın 10 binden fazla bebek doğurttuğunu ve yetkililer tarafından ödüllendirildiğini doğruluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Acı ve kayıp</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija şimdi maddi durumu iyi olan kadınların doğum yapmak için özel hastanelere gittiğini, sezaryenin giderek daha çok tercih edildiğini söylüyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Annem çok sayıda kadının doğum sırasında hayatını kaybettiğini gördü. Sezaryen çok hayat kurtardı.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Ben işe ilk başladığım yıllarda kadınlar ameliyattan korkuyorlardı. Şimdi ise çoğu normal doğumdan korkuyor ve sezaryeni tercih ediyor."<br />
	</div><br />
<img src="uploads/Haziran 2023/ebe-4.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold;">Kathija torunlarını kendi doğurtmadığı için üzgün.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, gelininin normal doğum yapmasını umduğunu ancak hastaneye kaldırılması gerektiğini anlatıyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Doğumu ben yapıyor olsaydım sezaryene gerek kalmayabilirdi. Ama doktorları ya da sağlık görevlilerini suçlamıyorum.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Sadece birçok durumda sezaryene gerek olmadığını, anne adayı yeterince desteklenirse normal doğumun mümkün olacağını düşünüyorum."<br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, toplumda doğuma ve kız çocuklarına bakışın da yıllar içinde büyük değişim geçirdiğini söylüyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Eskiden bazı babalar kız çocuğu doğurdu diye eşlerini görmeye bile gelmezdi. Bazı anneler ikinci ya da üçüncü kez kız doğurdum diye saatlerce ağlardı."<br />
	</div><br />
<br />
<img src="uploads/Haziran 2023/ebe-5.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Kathija o kadar çok bebek doğurtmuş ki neredeyse herkes tarafından tanınan biri haline gelmiş.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Hindistan'da 1990'larda cinsiyete bağlı kürtajlar ve bebek ölümleri o denli yüksekti ki hükümet doktorların bebeklerin cinsiyetini açıklamasını yasaklamıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kathija, "Ama şimdi durum değişti" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Eşi 7 yıl önce hayatını kaybetmiş. Kızı bilişim mühendisi, oğlu ise Dubai'de makine mühendisi olarak çalışıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ay sonunda 60 yaşını doldurmasının ardından emekliye ayrıldığında kendisini neyin beklediğini bilmiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Neyi özleyeceğinden ise emin:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Yeni doğan bir bebeğin ilk çığlığını duymanın zevkini hep dört gözle beklerdim. Çok sancılı bir doğum yaşamış bir kadın bile o an her şeyi unutur, bebeğinin ağladığını duyunca gülümsemeye başlar. O anları görmek benim için müthiş bir deneyimdi. Bütün bu yıllar boyunca çok duygusal anlar yaşadım. Bu, harika bir yolculuktu."<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">HIV taşıyan makaklar kök hücre nakliyle tedavi edildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hiv-tasiyan-makaklar-kok-hucre-nakliyle-tedavi-edi/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hiv-tasiyan-makaklar-kok-hucre-nakliyle-tedavi-edi/</id>
<published><![CDATA[2023-06-18T05:45:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-06-18T05:45:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_50C4B0-5E99DA-8E7BB2-801EA5-2B48CC-CA0E17.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>SciTech Daily'nin haberine göre, Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesinden araştırmacılar, HIV duyarlılığı gösterdiği için AIDS araştırmalarında sıklıkla kullanılan HIV taşıyıcısı makaklar üzerinde çalıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmada, HIV taşıyıcısı 8 makaktan 4'üne sağlıklı donörlerden kök hücre nakli yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kök hücre tedavisi yapılan 4 makaktan nakil sonrası gelişen graft versus host hastalığı (GVHH) tedavi edilen 2 makak HIV'i yendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Söz konusu iki makak, tedavilerin üzerinden 4 sene geçmesine rağmen yaşamını HIV'i negatif halde sürdürdü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Tedavi edilen makak grubundaki HIV'in önce kandan daha sonra lenf düğümlerinden temizlendiğine dikkati çeken araştırmacılar, hücre nakli tedavisi sonrasında iyileşme belirtisi gösteren insanlarda ise lenf bezlerinde birikmiş HIV'nin dolaşıma girmesiyle hastalığın tekrar nüksettiğini düşünüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmanın yazarlarından Richard Maziarz, "Araştırma sonuçlarımız başka türlü ulaşamayacağımız cevaplar için makak çalışmalarıyla insan araştırmalarının bağlantılı yürütülmesinin önemini gösteriyor." açıklamasını yaptı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar ilerleyen süreçlerde başarıyla tedavi ettikleri iki makaktaki bağışıklık sistemlerinin saldırdığı molekülleri tespit etmeyi planlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışma, dünya çapında yaklaşık 38 milyon insanı etkileyen AIDS'in kesin tedavisinin önünü açabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmanın sonuçları "Immunity" dergisinde yayımlandı.</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kovid-19'la ilgili yeni iddialar ortaya atıldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kovid-19-la-ilgili-yeni-iddialar-ortaya-atildi-257/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kovid-19-la-ilgili-yeni-iddialar-ortaya-atildi-257/</id>
<published><![CDATA[2023-06-12T06:15:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-06-12T06:15:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2A00FD-E49E3C-EE3510-C89B5B-E39185-4289DF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Gazetenin haberine göre, ilk vakaların ortaya çıktığı Çin'in Hubey eyaletinin merkezindeki Vuhan şehrindeki laboratuvarda salgın öncesinde yarasalardan elde edilen koronavirüslere işlev kazandırmaya yönelik çalışmalar yapılıyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Vuhan Viroloji Enstitüsünde (WVI) yapılan söz konusu çalışmalarda, 2002-2003 yıllarında Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) salgınına yol açan koronavirüse, aynı türdeki başka bulaşıcı ve ölümcül koronavirüslerin genetik parçaları eklenerek hayvanlar üzerinde deneyler yürütülüyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çin'in güneyindeki bir mağara ve maden ocağından alınan koronavirüs numuneleriyle yürütülen söz konusu araştırmalar, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsünün (NHI) sağlanan fonlarla yürütülüyor, üstelik bu fonlar, salgının ardından Kovid-19'un kökenlerini araştırmak üzere Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) Vuhan'a gönderilen bilim heyetine öncülük eden İngiliz uzman Peter Daszak'ın başkanı olduğu vakıf aracılığıyla sağlanıyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan Vuhan Viroloji Enstitüsündeki işlev kazandırma araştırmaları için kilit nitelikteki deneysel teknikleri konusunda ABD'nin Kuzey Carolina Üniversitesinden virolog Ralph Baric'in yol gösterici rolü oynadığı ortaya çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD Dışişleri Bakanlığının, Kovid-19'un kökenine dair yürüttüğü soruşturma kapsamında derlediği, aralarından gizlilik dereceli raporlar, iç yazışmalar, iletişim kayıtları ile bilimsel araştırmaları ve aktivistlerin son 3 yılda Bilgi Edinme Hakkı Yasası kapsamında elde ettiği yüzlerce sayfa belgeyi inceleyen Sunday Times, virüsün laboratuvardan kaza sonucu çıkma ihtimalini güçlendiren bulgulara ulaştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan haberde, ABD Dışişleri Bakanlığının soruşturmasında görev alan, yükselen salgın hastalık tehditleri, biyolojik savaş ve Çin konularında uzman üç yetkiliyle yapılan röportajlara yer verildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD'li yetkililer, Vuhan Viroloji Enstitüsünün, koronavirüslere işlev kazandırma deneylerini, Çin ordusuna bağlı bilim kurumlarının işbirliğinde, "biyolojik silah geliştirme hedefine yönelik" gizli bir proje ile paralel yürüttüğü iddiasını ortaya attı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">SARS salgını ve koronavirüs araştırmaları</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Kovid-19'a yol açan SARS-Cov-2 virüsünün kendiliğinden mi ortaya çıktığı yoksa laboratuvarda üretilip yanlışlıkla mı sızdığı tartışması salgının başından bu yana hem bilim dünyasında hem de siyasi çevrelerde tartışılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İddiaların odağındaki Vuhan Viroloji Enstitüsü (WIV), 2002'de Çin'in güneyindeki Guangdong eyaletinde ortaya çıkan SARS salgının ardından koronavirüsler alanındaki çalışmalar için önemli bir merkez haline geldi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu dönemde Çin'in güneyindeki mağaralarda yarasa kolonileri üzerine yaptığı saha araştırmalarıyla tanınan WIV araştırmacılarından Dr. Şı Cingli, topladığı koronavirüs numuneleri ve diğer virüslerle deneyler yapıyordu. Öyle ki bu çalışmaları nedeniyle ülkesinde "yarasa kadın" olarak anılıyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şı, çalışmaları sırasında İngiliz zoolog Peter Daszak ile tanıştı. O yıllarda merkezi New York'ta bulunan Wild Life Trust adlı küçük bir sivil toplum kuruluşunda yöneticilik yapan Daszak, ABD'de 11 Eylül saldırısının ve SARS salgınının ardından biyo-terörizm ve salgın hastalıklarla mücadeleye ilgilinin artmasıyla bu alana yöneldi ve Eco-Health Alliance adlı bir vakıf kurarak hayvanlardan insanlara bulaşan zootonik virüslere odaklı çalışmalar yürütmeye başladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Şı ve ekibi, Dazsak'a saha ve laboratuvar çalışmaları konusunda destek sağlıyordu. Dazsak, 2009'da PREDICT (öngörmek) adını verdiği, salgınlara yol açabilecek virüslerin araştırılmasına yönelik bir program için, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsünden (NHI) 5 yıllığına 18 milyon dolar ödenek aldı. Bunun 1 milyon doları Dr. Şi ve WIV'ye gidecekti. Programı 2014'ten sonra da ilave ödenekle yenilenerek 2018'e kadar devam etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"İşlev kazandırma"</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>WIV, mağaralardan topladığı virüsleri katalogluyor ve riskli denebilecek bazı deneylerle virüsün davranışlarını anlamaya çalışıyordu. Bulguları bilim dünyasına açıkladıkları ilk araştırmalarda bağlantılı riskler, aşı çalışmalarına zemin hazırlayacağı gerekçesiyle meşrulaştırılıyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Şı ve ekibi, 2012 yılında Çin'in güneybatısındaki Yünnan eyaletinde Şıtou adı verilen mağarada o güne dek SARS'a yol açan en yakın koronavirüsü keşfetti. "WIV1" adı verilen virüsün insan hücresine bulaşma yeteneği olduğu laboratuvar deneylerinde kanıtlandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çinli ekip, aynı mağarada "SHC014" adını verdikleri bir başka koronavirüs türünün örneğini tespit etmiş ancak yeterli miktarda numune toplayamamıştı. Bunun için o yıllarda ABD'de virüs patojenlerinin DNA'larını birleştirerek laboratuvar çalışmaları yapan virolog Ralph Baric'in yardımına başvurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Şı, "SHC014"ün hücreye tutunmasını sağlayan "diken" proteininin DNA dizini Baric'e vererek kendisinin laboratuvarda ürettiği SARS virüsüyle birleştirmesini istedi. Baric de öneriyi kabul ederek genetik ilaveyle ürettiği yeni koronavirüsü, genetiği değiştirilerek insana benzer akciğer ve kas sistemi oluşturulan kobay fareleri üzerinde denemeye başladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Baric ve Şı, işlev kazandırma deneyinin sonuçları 2015 yılında kaleme aldıkları ortak makalede yayımladı. SARS kopyası ile "SHC014"ün birleşmesinin sonucu, "potansiyel kitlesel imha" idi. Yeni yaratılan virüs farelerde ağır akciğer hasarına yol açıyor ve SARS'a karşı geliştirilen aşılara direnç gösteriyordu. Makalenin yazarları da deneyin "fazla tehlikeli" olduğunu kabul ediyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Baric'in katkısı, Çinli ekibin "işlev kazandırma" konusunda gelecek çalışmaları için yol gösterici oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Obama yönetiminden moratoryum</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu yıllarda virüsler üzerinde laboratuvar çalışmalarına dair bilim camiasında eleştirilerin artması üzerine dönemin ABD Başkanı Barack Obama liderliğindeki hükümet, bir patojenin bulaşıcılığını ve öldürücülüğünü belirgin şekilde artıracağı öngörülen her türlü işlev kazandırma deneyinin durdurulması için moratoryum ilan etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak WIV ve ABD'li destekçileri Daszak ve Baric, deneylerin halk sağlığı için acil ve güvenli olduğunu ileri sürerek devamını teşvik etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çinli ekip ABD'nin finans desteğini almayı sürdürürken Baric'in teknikleri kullandıkları laboratuvar çalışmalarını sürdürdü. Bu dönemde Şıtou mağarasında keşfettikleri WIV-1 patojenini kullanarak iki yeni mutant virüs ürettiler.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2017'ye gelindiğinde Dr. Şı ve ekibi, mağaradaki koronavirüslerden 8 mutant virüs üretmişti ve bunlardan ikisi insanlara bulaşma kabiliyetine sahipti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Üstelik bu çalışmalar, biyo-güvenlik seviyesi en az "3. düzey" laboratuvarlarda yürütülmesi gerekirken koruma tedbirleri bir dişçi muayenehanesi ile yaklaşık aynı olan "2. düzey" laboratuvarlarda yürütülüyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Washington Post'un yayımladığı sızdırılan Wikileaks belgelerine göre, ABD'nin Pekin Büyükelçiliği, laboratuvardaki güvenlik tedbirlerine ilişkin kaygılar nedeniyle, aralarında bir uzmanın olduğu heyeti incelemelerde bulunmak üzere Vuhan'a gönderdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Heyet, hazırladığı raporda, laboratuvarda "ciddi eğitimli personel eksiği ve güvenlik açığı olduğunu" bildirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Fareler üzerinde tehlikeli deney</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu arada Şı ve ekibi aynı tehlikeli işlev kazanma deneylerinde yeni bir aşamaya geçmişti. Şıtou mağarasından çıkan "WIV1" ve "SHC014" patojenlerini birleştirerek yarattıkları mutant virüsü farelere enjekte ederek koloni içinde bir salgına yol açıp açmayacağını sınamaya girişmişlerdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Deneyin sonucu şok ediciydi, farelerin yüzde 75'i ölmüştü. Bu, "WIV1"in öldürücülük oranının üç katıydı. Öte yandan mutant virüs, enfeksiyonun ilk günlerinde orijinal patojenden 10 bin kat fazla viral yük yaratıyor ve erken evrede bulaşma olasılığını son derece güçlendiriyordu. İşlev kazandırma deneyi virüse doğal yollarla oluşamayacak potansiyel kazandırmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sonuçlar virüsün insan topluluklarına yayılması halinde ne kadar vahim sonuçlara yol açabileceğini gözler önüne seriyordu. SARS salgını koronavirüslerin ne kadar öldürücü olabileceğini göstermişti. SARS, Kovid-19'a göre on kat daha öldürücüydü fakat bulaşıcılığı daha yavaş olduğundan karantina tedbirleriyle kontrol altına alınabilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak araştırmacılar deneyin sonuçlarını gizledi. Daszak'ın ne 2018'de NHI'ya sunduğu yıllık değerlendirme raporunda ne de aynı yıl ödenek yenilenmesi için sunduğu raporda fare ölümlerinden bahsedilmedi. İngiliz zoolog ancak Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra deneyin tüm detaylarını ABD'li yetkililere açıklayabildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dazsak, NHI'yı yanıltmasının yanında, aynı yıl, yine Vuhan'daki ortaklarıyla yürüteceği DEFUSE (etkisiz hale getirmek) adını verdiği bir araştırma programı için ABD İleri Savunma Araştırma Projeleri Ajansına (DARPA) 3 yıllığına 14 milyon dolar ödenek talebi ile başvurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çinli ekibin SARS'a benzer çok sayıda yeni koronavirüs toplayarak Şıtou mağarasından elde edilen iki patojenle birleştirdiği deneyler yürütmesini öngören program DARPA tarafından reddedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Deneylerde virüslerin DNA dizisinde bulaşıcılığı etkileyen "furin çatlağı" bölgesinin patojenlere aktarılmasını içeriyordu. Kovid-19 ortaya çıktığında her ne kadar bu patojenlerle birebir genetik yakınlığı olmasa da virüsün yapısında furin çatlağının bulunduğu belirlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Gizemli maden ocağı vakası ve "gölge proje"</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan Dışişleri Bakanlığının soruşturmacıları, Çin'in, mağaralardaki koronavirüsler dışında Daszak'ın ve ABD'li sağlık yetkililerin haberdar olmadığı paralel bir gölge proje yürüttüğünü ileri sürdü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buna göre, gölge proje, Yünnan eyaletinin Pu'ır iline bağlı Mociang Hani Özerk ilçesindeki terk edilmiş bir bakır madeninde yaşanan gizemli olayla başladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Maden ocağındaki yarasa pisliklerini temizleyen 6 işçi, çalışmanın ardından öksürük, ateş ve zatürre belirtileriyle hastalandı. İşçilerden üçü hayatını kaybederken, hayatta kalanlara yapılan testlerde varlığı bilinmeyen bir koronavirüse karşı antikor tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2012'de olay yaşandığı sırada Vuhan Viroloji Enstitüsü araştırmacıları, PREDICT programı kapsamında, zootenik virüslerin insanlara bulaşması üzerine daha önce anılan çalışmaları yürütüyordu fakat maden ocağındaki vakaları Eco-Health'ten ve sponsoru ABD hükümetinden gizledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şı ve ekibi madende 4 yıl çalışarak yarasalardan topladığı 1300 numunede 293 koronavirüs tespit etti. Çinli virolog, 2015'te yayımladığı makalede mağarada SARS virüsü ile aynı aileden, daha önce bilinmeyen bir koronavirüsü keşfettiklerini bildirdi. Makalede ne ölen madencilerden ne de ocakta tespit edilen aynı aileden diğer koronavirüslerden bahsedilmedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Makalede adı "RaBtCoV/4991" olarak geçen fakat Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra maden ocağı ile bağını gizlemek için "RaTG13" olarak değiştirilen virüsün, hala Kovid-19'a en yakın koronavirüs varyantı olduğu değerlendiriliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dışişleri Bakanlığının yürüttüğü soruşturmanın ardından 2021 başında yayımlanan raporda, Çinli araştırmacıların salgın öncesinde Mociang'daki madenden çıkan "RaTG13" varyantı üzerine deneyler yapıldığı, ayrıca Vuhan'daki laboratuvarda hayvanlar üzerinde yapılan deneyler dahil olduğu gizli bir askeri araştırmanın yürütüldüğü iddia edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gizli istihbarat bilgilerine dayandığı için çok sayıda kanıt dışarıda bırakılarak yayımlanan raporun detayları ilk defa gün yüzüne çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Seri geçişleme" ve doğal mutasyonun hızlandırılması</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Sunday Times'ın konuştuğu yetkililer, "Vuhan Viroloji Enstitüsünde farklı Kovid varyantına ilişkin çalışmalar yürütüldüğünü ve Kovid-19'a 'RaTG13'dan daha yakın bir varyant üzerine çalışıldığına emin olduklarını" ifade etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Soruşturmaya katılanlar, ayrıca Enstitüde "seri geçişleme" (serial passaging) adı verilen bir yöntemle virüs varyantının mutasyonun hızlandırmaya yönelik deneyler yapıldığına ilişkin kanıtlar gördüklerini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Söz konusu yöntemde deney hayvanlarına virüs enjekte edildikten sonra hangisinin etkisinin daha ağır olduğunun gözlendiğini belirten yetkililer, en ağır hasarı veren varyant ile tekrar eden deneyler yaparak patojenlerin daha ölümcül seviyeye çıkarmaya çalışıldığını ileri sürdü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yetkililer, soruşturma için tanıklık yapan bir enstitü çalışanının şu sözlerini aktardı:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"İnsansılaştırılmış fareler ile seri geçişleme deneyi yapmak ölümcül bir birleşim. Bu yöntem doğal mutasyon sürecini hızlandırıyor. Yani yıllar sürecek bir mutasyon, haftalar ve aylar içinde meydana gelebiliyor."</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dışişleri Bakanlığının soruşturmasında danışmanlık yapan ABD'li bilim insanı Dr. Steven Quay de, "Bugüne dek bir yarasa virüsünün insanı doğrudan etkileyerek ölümüne yol açtığı bir örnek görülmedi. Eğer o madenciler yarasa virüsünden öldülerse bu insan bilimleri tarihinde bir ilkin gerçekleştiği ve Çinlilerin bunu açıklamadığı anlamına geliyor." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kovid-19'un furin çatlağının genetik olarak eklendiği bir virüsün insansılaştırılmış fareler üzerinde seri geçişleme deneyleriyle yaratıldığına inandığını dile getiren Quay, ABD Senatosuna verdiği ifadede, "(Bu yöntemde) Bir fare grubunu enfekte edip bir hafta bekliyorsunuz, sonra en hasta fareden virüsü çıkartıp başka bir grup fareyi enfekte ederek deneyi tekrarlıyorsunuz. Böylece haftalar için evrimi yönlendirerek bütün insansılaştırılmış fareleri öldürebilecek bir virüs yaratıyorsunuz." şeklinde konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Biyolojik silah" iddiası</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Söz konusu araştırmalara Çin Halk Kurtuluş Ordusunun (ÇHKO) Askeri Tıp Bilimleri Akademisinden araştırmacıların katkıda bulunduğuna dair açık kaynaklarda bilgilere rastlandığına dikkati çeken yetkililer, bilinmeyen bir virüse işlev kazandırarak ölümcül hale getirmenin ve ardından ona karşı bir aşı geliştirmeye çalışmanın, söz konusu virüsü biyolojik silah olarak kullanma niyetine işaret ettiğini vurguladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ÇHKO'nun aşı uzmanı Cou Yüsın'ın salgının başladığı tarihlerde Vuhan Viroloji Enstitüsü araştırmacılarıyla ortak çalışmalar yürüttüğüne ve hemen salgının ardından Şubat 2020'de bir aşı patenti için başvuruda bulunduğunu belirten yetkililer, Cou'nun Mayıs 2020'de hayatını kaybettiğini, ölüm sebebinin bilinmediğini, bazı görgü tanıklarının enstitünün çatısından düşerek öldüğünü aktardığını fakat bunun doğrulanamadığını vurguladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan soruşturmada, salgından önceki iletişim kayıtlarının, 3. seviye güvenlikli bir laboratuvarda işlev kazandırma deneylerinde çalıştığı tahmin edilen araştırmacılardan üçünün ilk vakaların görüldüğü Kasım 2019'da hastalandığı, araştırmacılardan birinin aile üyesinin yaşamını yitirdiği ortaya çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Soruşturmaya katılan bir yetkili, "Hastalanmalarının sebebinin Kovid-19 olduğundan tamamen eminiz çünkü Dr. Şı'nın ileri koronavirüs araştırma laboratuvarında çalışıyorlardı. Bu kişiler otuzlu veya kırklı yaşlardaki eğitimli biyologlar. Bu yaştaki bilim insanları gripten kolay hastalanmazlar." ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan soruşturmada bazı karartma çabalarına da işaret edildi. Enstitünün internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Çin Bilimler Akademisinin güvenlik direktörü 19 Kasım 2019'da kurumu ziyaret ederek çalışanlara Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in "karmaşık ve vahim bir meseleye dair sözlü ve yazılı direktiflerini" iletti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Vuhan Üniversitesinden akademisyenlerin salgın sonrasında ilk günlerde sosyal medyada yer alan hastalık şikayetlerinin yoğunluk haritasına dair yayımladığı çalışmada en önemli yayılma noktası olan bölgede Vuhan Viroloji Enstitüsünün yeri işaretlenmemişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>O günlerde Çin yönetimi salgının Yangzı Nehri'nin karşı yakasındaki Huanan Gıda Ürünleri Pazarı olduğu varsayımını önemsizleştirmeye çalışıyordu. Oysa yoğunluk haritasındaki en büyük yayılma noktaları halihazırda enstitünün bulunduğu yakada konumlanıyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Kovid-19 ilk kez Vuhan'da görülmüştü</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya, Kovid-19 salgınından ilk kez, Çin'in 31 Aralık 2019'da Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde "kaynağı bilinmeyen gizemli solunum yolu hastalığının" ortaya çıktığını DSÖ'ye bildirmesiyle haberdar olmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hastalık, ilk kez Vuhan'da deniz ürünleri gıda pazarını ziyaret eden kişilerde görülmüş, sebebi anlaşılamayan "solunum rahatsızlığı" şikayetiyle 17 Kasım 2019'da ilk hasta hastaneye başvurmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Akciğer iltihaplanmasına yol açan hastalığa, yarasalarda bulunan bir beta koronavirüsün mutasyona uğramış hali olduğu tahmin edilen, daha önce bilinmeyen türdeki bir koronavirüsün sebep olduğu anlaşılmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">DSÖ heyeti Vuhan'da incelemeler yapmıştı</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Salgının başlarında virüsün kökenine ilişkin soruşturma talebini reddeden Çin, uluslararası baskıların artmasıyla DSÖ heyetinin Vuhan'da incelemeler yapmasına izin vermişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ, ilk vakaların ortaya çıktığı Çin'in Vuhan kentine, aralarında İngiliz zoolog Peter Dazsak'ın olduğu uluslararası bilim insanlarından oluşan heyet göndermişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İnceleme sürecinde bazı heyet üyeleri, Çinli yetkililerin salgının başındaki ilk vakalarla ilgili hazırladıkları özetleri ve veri analizlerini kendilerine verdiğini ancak ham bilgileri paylaşmayı reddettiğini açıklamıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Heyet, 29 Ocak'ta başladığı saha çalışmalarında, ilk vakaların görüldüğü Vuhan Deniz Ürünleri Gıda Pazarı'nın yanı sıra virüsün kaza sonucu dışarı çıktığı iddialarına konu olan Vuhan Viroloji Enstitüsünde de incelemeler yapmış, enstitünün Direktör Yardımcısı Şı Cıngli ve laboratuvar çalışanlarından bilgi almıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2002-2003 yıllarındaki Akut Solunum Yolu Sendromu (SARS) salgınının ardından, yarasa koronavirüslerinin genetik bilgilerinin olduğu bir arşiv oluşturmak amacıyla kurulan enstitü laboratuvarı, Kovid-19'un burada yapay üretildiği ve yanlışlıkla dışarı çıktığı iddialarının odağında yer almıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çinli yetkililer, söz konusu iddiaları reddetmiş, Kovid-19'un başka bir ülkede ortaya çıktığı ve ithal dondurulmuş deniz ürünleriyle ülkeye geldiğine dair kanıtlanmayan, karşı iddialar ortaya atmıştı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Beyin implantı, felçli hastanın yürümesini sağladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/beyin-implanti-felcli-hastanin-yurumesini-sagladi-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/beyin-implanti-felcli-hastanin-yurumesini-sagladi-/</id>
<published><![CDATA[2023-05-26T05:32:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-05-26T05:32:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/uploads/blank.png" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>40 yaşındaki Hollandalı Gert-Jan Oskam, bu yöntemle hayatının değiştiğini söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Oskam, 12 yıl önce geçirdiği bir bisiklet kazasında felç olmuştu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Elektronik implantlar, omurgasındaki ikinci bir implant aracılığıyla düşüncelerini kablosuz olarak bacaklarına ve ayaklarına iletiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sistem henüz deneysel aşamada.<br />
	</div><br />

<div>İngiltere'de omurga yaralanmaları ile ilgili araştırmalara öncülük eden Spinal Research (Omurga Araştırmaları) adlı yardım kuruluşu bu gelişmeyi "oldukça cesaret verici" olarak değerlendirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Oskam BBC'ye yaptığı açıklamada "Kendimi yeniden yürümeyi öğrenen bir çocuk gibi hissediyorum" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Oskam ayrıca artık ayakta durabiliyor ve merdiven çıkabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Uzun bir yolculuk oldu ama şimdi ayağa kalkıp arkadaşımla bira içebiliyorum. Bu pek çok insanın farkında olmadığı bir zevk."<br />
	<br />
	</div>
<div>Nature dergisinde yayımlanan çalışmayı İsviçreli araştırmacılar yönetti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Lozan Üniversitesi'nden beyin cerrahı Profesör Jocelyne Bloch, implantları ameliyatla yerleştirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bloch, sistemin hala araştırma aşamasında olduğunu ve felçli hastaların kullanımına sunulması için uzun yıllar gerektiğini vurguladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak ekibin sistemi laboratuvardan çıkarıp mümkün olan en kısa sürede klinik denemeleri başlatmayı amaçladığını söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmada yer almayan Spinal Research CEO'su Harvey Sihota, bu teknolojinin genel kullanıma sunulması için daha gidilecek uzun bir yol olmasına rağmen, bu gelişmeyi "oldukça cesaret verici" olarak nitelendirdi:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Bu gelişme nöroteknolojinin yol haritasında ve omurilik yaralanmasına maruz kalan kişilere işlev ve bağımsızlık kazandırmadaki rolü nedeniyle heyecan verici bir adım."<br />
	<br />
	<img src="uploads/Mayis 2023/beyin-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Operasyon nasıl yapıldı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Oskam'a hareket kazandırma operasyonu Temmuz 2021'de gerçekleştirildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Profesör Bloch, beynin hareketi kontrol eden bölgelerinin üzerinde, kafatasının her iki tarafında 5 cm çapında iki delik açtı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha sonra beyin sinyallerini (Oskam'ın yürüme eylemiyle ilgili düşüncelerini) kafasındaki bir kaska bağlı iki sensöre kablosuz olarak ileten disk şeklinde iki implant yerleştirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>İsviçreli ekip, bu sinyalleri Oskam'ın omuriliğinin etrafına yerleştirilen ikinci bir implant aracılığıyla bacak ve ayak kaslarını hareket ettirme talimatlarına çeviren bir algoritma geliştirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Profesör Bloch, bu implantı yürümeyle ilgili sinir uçlarına karmaşık bir şekilde bağladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Birkaç haftalık eğitimin ardından Oskam yürüteç yardımıyla ayakta durabiliyor ve yürüyebiliyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Lozan'da projeyi yöneten &Eacute;cole Polytechnique F&eacute;d&eacute;rale'den (EPFL) Profesör Gr&eacute;goire Courtine'e göre hareketleri "yavaş ama akıcı".<br />
	<br />
	</div>
<div>"Onu bu kadar doğal yürürken görmek çok etkileyici. Bu daha önceki duruma göre bir paradigma değişimini ifade ediyor."<br />
	<br />
	<img src="uploads/Mayis 2023/beyin-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Beyin implantları, Profesör Courtine'in yeniden hareket kazandırma için sadece omurga implantının kullanıldığı daha önceki çalışmasının üzerine inşa edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Omurga implantı, beyinden omurganın hasarlı kısmına giden zayıf sinyalleri güçlendiriyor ve bir bilgisayardan gelen önceden programlanmış sinyallerle daha da güçlendiriliyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Geçen yıl da aynı teknolojiden yararlanılarak omuriliği tamamen kopmuş olan Michel Roccati yeniden yürüyebilmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Her ikisinin de amaçladıkları hareketleri bilgisayarla uyumlu halde tutmaları ve senkronizasyondan çıktıklarında durup sıfırlamaları gerekti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Beyin implantlarından önce sadece omurga implantı olan Oskam şimdi çok daha fazla kontrole sahip olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Daha önce sistemin beni kontrol ettiğini hissediyordum ama şimdi onu ben kontrol ediyorum."<br />
	</div><br />
<img src="uploads/Mayis 2023/beyin-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Oskam (ortada) 2018'de Prof. Courtine'in (ayakta) tedavisi için çalıştığı diğer hastalarla</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Bu sistemler sürekli olarak kullanılamadıkları gibi hala hantal ve deneysel aşamada.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hastalar iyileşme sürecinin bir parçası olarak sistemi haftada birkaç kez birer saat kadar kullanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yürüme eylemi kaslarını eğittiğinden sistem kapatıldığında da bir dereceye kadar hareket kazanımı gözleniyor, bu da hasarlı sinirlerin yeniden canlanabileceğini gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Nihai amaç ise bu teknolojiyi minyatür hale getirmek. Profesör Courtine'in şirketi Onward Medical, insanların günlük yaşamlarında kullanabilmesi için teknolojiyi ticarileştirmek üzere iyileştirmeler yapıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Courtine, "Gert-Jan kazadan 10 yıl sonra implantı taktırdı. Beyin-omurga bağantısını sağlayan sistemi yaralanmadan birkaç hafta sonra uyguladığımızı düşünün. İyileşme potansiyeli muazzam olur" diyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Peru'da dang humması vakası 73 bini aştı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/peru-da-dang-hummasi-vakasi-73-bini-asti-723/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/peru-da-dang-hummasi-vakasi-73-bini-asti-723/</id>
<published><![CDATA[2023-05-12T06:02:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-05-12T06:02:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4472DB-F4868F-93BA8F-5CBA26-B542F9-60AA1A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Peru Sağlık Bakanı Rosa Gutierrez açıklamasında, dang humması ile mücadele kapsamında 10 milyon dolar bütçe ayırdıklarını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sağlık Bakanlığının verilerine göre, dang humması vaka sayısı 73 bine ulaşırken, 80 kişi hayatını kaybetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hükümet, hastalık nedeniyle 226 ilçedeki olağanüstü hal süresini 4 ay daha uzattığını duyurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Peru'nun bazı bölgelerdeki hastanelerde dang humması kaynaklı doluluk oranının oldukça yükseldiği kaydedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ülkede dang humması vakalarındaki artış sebebiyle 25 Şubat'ta 13 bölgede sağlıkta acil durum ilan edilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Dang humması</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Dang humması virüsü, insanlara sivrisinekler aracılığıyla bulaşıyor. Kuluçka döneminden sonra genel olarak hafif ateşe sebebiyet veren hastalık, bazı vakalarda ölümcül olabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Vakalar, genellikle "yağış dönemleri" olarak bilinen haziran, eylül, aralık ve martta artış gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları, yüksek sıcaklık ve uzun süren yağışların sıtma ve dang humması taşıyan sivrisineklerin artmasına sebep olduğu uyarısında bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hastalığa sebep olan sivrisinek türünün, su birikintilerinde larva oluşturması nedeniyle özellikle sanayi çevrelerindeki çöp birikintilerinin sürekli ilaçlanması gerektiği belirtiliyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">DSÖ: Covid-19 küresel acil durumu sona erdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dso-covid-19-kuresel-acil-durumu-sona-erdi-269/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dso-covid-19-kuresel-acil-durumu-sona-erdi-269/</id>
<published><![CDATA[2023-05-06T06:36:25+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-05-06T06:36:25+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1D1E3B-7FF11F-A66F96-1331DD-22A082-021CFA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Açıklama pandeminin bitişine dair büyük bir adım olarak görülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, "Dün Acil Durum Komitesi 15. kez toplandı ve küresel halk sağlığı acil durumuna son vermemi tavsiye etti. Bu tavsiyeyi kabul ettim. Bu nedenle büyük bir umutla Covid-19 küresel acil durumunun bittiğini ilan ediyorum." dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>DSÖ Başkanı Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, resmi rakamlara göre salgında en az yedi milyon insanın öldüğünü söyledi. Ancak gerçek sayının bunun yaklaşık üç katı, yani 20 milyona yakın olduğunu belirtti ve virüsün önemli bir tehdit olmaya devam ettiği konusunda uyardı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yetkililer, virüsün ölüm oranının Ocak 2021'de zirvede olduğu haftalık 100 bin seviyesinden inerek 24 Nisan'da haftalık 3 bin 500 seviyesine yaklaştığını belirtti.<br />
	<br />
	</div>
<div>WHO virüse karşı en yüksek alarm seviyesini üç yıl önce ilan etmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>WHO, en yüksek alarm seviyesinin kaldırılmasının virüsle ilgili tehlikenin bittiği anlamına gelmediği konusunda uyardı ve durum değişirse acil durumun yeniden ilan edilebileceğini açıkladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>WHO'nun sağlık acil durumları programından Dr Mike Ryan, tehdidin hâlâ mevcut olduğunu belirtti:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Virüsün yayılmaya devam etmesini bekliyoruz. Bu, pandemiler tarihinde yinelenen bir olaydır.<br />
	<br />
	</div>
<div>"1918 pandemisinin (İspanyol gribi) son varyantlarının ortadan kalkması onlarca yıl almıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Salgınlar çoğu zaman bir sonraki salgının başlamasıyla sona erer."</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Aşırı yalnızlığın vücuda etkisi aç kalmakla aynı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/asiri-yalnizligin-vucuda-etkisi-ac-kalmakla-ayni-2/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/asiri-yalnizligin-vucuda-etkisi-ac-kalmakla-ayni-2/</id>
<published><![CDATA[2023-04-22T05:24:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-04-22T05:24:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F85E98-C643BA-A87281-DB8E67-296A0C-014C88.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Viyana Üniversitesi’nden bilim insanlarının yaptığı bir çalışma, yalnızlığı sevmeyen insanların neler hissettiğini ortaya çıkardı. Araştırmaya göre 8 saatlik yalnızlık, 8 saatlik açlıkla aynı etkiyi yaratıyor.</div>
<div>WebTekno'nun aktardığına göre, yalnızlığın açlıkla aynı etkiyi oluşturduğu ve en çok etkilediği kişilerin başında hem yalnız yaşayanlar ve hem de diğer insanlarla etkileşime girmeyi sevenler yer alıyor. Yapılan testlerde bu kişilerin uzun süre yalnız kaldıklarında enerjisinin düşmeye başladığı ve yorgunluk hissettiği görüldü. Çalışmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli sonuç ise yalnızlığın biyolojik etkisi. Bilim insanları, enerjideki azalmanın vücudun homeostatik tepkisindeki sonucu olduğunu değerlendirdi. Bu da sosyal eksikliğin, biyolojik bir tepkiye dönüştüğüne işaret ediyor.</div>
<div>Sonuçlara nasıl ulaşıldı?</div>
<div>Bilim insanları, laboratuvar ve sahada iki ayrı çalışma gerçekleştirdi. Laboratuvar ortamında 30 kadın gönüllü, üç ayrı gün boyunca ya 8 saat yemek yemedi ya da 8 saat yalnız kaldı. Ardından nasıl hissettiklerine dair geri dönüşler toplandı. Sahada gerçekleşen çalışmada ise Avusturya, İtalya ve Almanya’dan bireylerin Kovid-19 dönemindeki verilerine bakıldı. Nisan-Mayıs 2020’ye ait verilerde bireylerin izolasyondayken daha çok uyudukları paylaşıldı. Bu kişilerden akıllı telefonlarından, laboratuvar ortamındaki çalışmada sorulan soruları cevaplamaları istendi. Saha çalışmasında yemek etkeni test edilmemiş olsa da izolasyon sonrasında alınan veriler, laboratuvar verileriyle uyuştu.</div>
<div>Yalnızlık sağlık problemlerini de etkiliyor</div>
<div>Bugüne kadar yapılan bazı çalışmalar, yalnızlığın obezite gibi sağlık problemleri üzerindeki etkiyi de ortaya koymuştu. Ayrıca yalnızlığın, kişinin zamanla daha çok alışmaya yatkın bir tercih olduğu da gösterilmişti.​</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pandemi döneminde çocuk aşılarına olan güven azaldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/pandemi-doneminde-cocuk-asilarina-olan-guven-azald/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/pandemi-doneminde-cocuk-asilarina-olan-guven-azald/</id>
<published><![CDATA[2023-04-20T06:46:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-04-20T06:46:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_97B7D2-C67D82-08A041-D99C46-4F307E-292972.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>UNICEF, "Dünya Çocuklarının Durumu 2023: Her Çocuk için Aşı" başlıklı raporunu yayımladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, 2019-2021 yıllarında 67 milyon çocuğun tüm aşılarını olmadığı kaydedilirken, 48 milyon çocuğun hiç aşı olmadığı belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çocukların aşılanma oranlarının düşmesinde temel etkenlerin baskı altındaki sağlık sistemleri, kaynakların azalması ve başka yerlere aktarılması, çatışma ve azalan güven olduğu belirtilen raporda, Kovid-19 döneminde çocuk aşılarına olan güvenin yüzde 44 gerilediğine işaret edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, çalışma yürütülen 55 ülkeden 52'sinde çocuk aşılarının önemine olan algı ve güvenin azaldığının görüldüğü aktarıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunun bir kriz olduğuna işaret edilen raporda, hastalık salgınlarını engellemek ve çocukları korumak için hükümetlere aşı finansmanını artırma ve gerekli kaynakları sağlama çağrısı yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Aşılama pandeminin kurbanı olmamalı"</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Rutin aşılamaya olan güvenin pandeminin kurbanı olmasına izin veremeyiz." ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu durumun endişe verici olduğuna dikkati çeken Russell, devam etmesi halinde aşılamayla önlenebilecek hastalıkların çocuk ölümlerine yol açabileceği uyarısında bulundu.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanser tedavisinde umut veren gelişme</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kanser-tedavisinde-umut-veren-gelisme-622/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kanser-tedavisinde-umut-veren-gelisme-622/</id>
<published><![CDATA[2023-04-17T06:09:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-04-17T06:09:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_53ABBF-3801FC-104219-B47B21-EE385B-BF8C02.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dr. Ryan Sullivan, gelişmeyi kanser tedavisi açısından bakıldığında dönüm noktası olarak tanımladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sonuçlar Orlando’daki Amerikan Kanser Araştırma Derneği’nin toplantısında sunuldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buna göre Merck'in ürettiği Keytruda’ya mRNA teknolojisine dayanan kişiselleştirilmiş kanser aşısı eklendiğinde hastalarda yeniden kanserin ortaya çıkma süresiyle yaşam süresini uzayabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Keytruda bağışıklık sistemini güçlendiren bir ilaç.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Merck/Moderna işbirliği bazı güçlü ilaç firmalarının mRNA aşı teknolojisini kullanarak kanserleri hedef alması için bağışıklık sistemini harekete geçirme çabalarından biri.</div>
<div><br />
	</div>
<div>BioNTech, Gritsone Bio da mRNA teknolojisine dayanarak kanser aşıları geliştirme yarışı içinde.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Moderna’nın aşısı tümör cerrahi operasyonda alındıktan sonra hastanın analizine göre sipariş üzerine yapılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aşı, kanser hücrelerindeki spesifik mutasyonları fark edip saldırması için bağışıklık sistemini eğitmek amacıyla tasarlandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Merck, şirketlerin daha ileri seviyede test için yetkililerle görüşmeler halinde olduğunu açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar geniş çaplı denemelerin sonuçlarının üç ya da dört yıl alabileceğini belirtiyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yemen'de 77 çocuk kızamıktan yaşamını yitirdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yemen-de-77-cocuk-kizamiktan-yasamini-yitirdi-847/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yemen-de-77-cocuk-kizamiktan-yasamini-yitirdi-847/</id>
<published><![CDATA[2023-04-17T06:06:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-04-17T06:06:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_01D222-DD8144-1CD1E0-B7AD68-EECE40-3B5C38.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yemen'deki BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yazılı açıklamasında, ülkedeki kızamık salgının yayılmasına ilişkin rakamların endişe verici olduğunu kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yemen'de bu yılın başından bu yana aynı 9 bin 418 kızamık vakasının tespit edildiği aktarılan açıklamada, "2023'ün başından bu yana 77 çocuk kızamıktan öldü." ifadesine yer verildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Açıklamada, 2022 yılında Yemen'de yaklaşık 22 bin kızamık vakasının tespit edildiği, 160 kişinin öldüğü hatırlatıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kızamığın yanı sıra difteri vakaları ile bu tür hastalıklardan ölümlerin de arttığına işaret edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 19 Mart'ta yaptığı açıklamada, Yemen'de kızamık ve çocuk felci vakalarının yayıldığı uyarısında bulunmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ülkedeki iç savaş ve yansımaları nedeniyle sağlık sektörü ciddi bir tıbbi ekipman sıkıntısı yaşıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Yemen'deki iç savaş ve insani kriz</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Yemen'deki İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>BM Mülteciler Yüksek Komiserliği raporlarına göre, iç savaştan dolayı Yemen halkının yüzde 73'ü (yaklaşık 23,4 milyon) insani yardıma muhtaç hale geldi ve 4,3 milyon kişi yerinden edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ülkede 13 binden fazlası sivil olmak üzere 377 bin kişi çatışmalardan ötürü hayatını kaybetti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Marburg virüsünün görüldüğü ülkelere gitmeyin" uyarısı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-marburg-virusunun-goruldugu-ulkelere-gitmeyin-uya/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-marburg-virusunun-goruldugu-ulkelere-gitmeyin-uya/</id>
<published><![CDATA[2023-04-02T06:03:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-04-02T06:03:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_84D4C4-3CF29D-053631-A0984C-4B2125-B003C3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "BAE vatandaşlarına Marburg virüsünün görüldüğü Tanzanya ve Ekvator Ginesi'ne yapacakları seyehatleri ertelemelerini tavsiye ediyoruz." ifadelerine yer verildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Açıklamada, halihazırda Tanzanya ve Ekvator Ginesi'nde bulunun BAE vatandaşlarına dikkatli olmaları ve yetkili makamların verdiği güvenlik talimatlarına uymaları çağrısı yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kuveyt Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Tanzanya ve Ekvator Ginesi'nde Marburg virüsü kontrol altına alınıncaya kadar bu iki ülkeye seyahat etmekten kaçınılması çağrısında bulunuldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Açıklamada, söz konusu ülkeler ve komşu ülkelerde bulunan Kuveyt vatandaşlarının yerel sağlık otoriteleri tarafından açıklanan tedbirlere uymaları tavsiye edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bahreyn Sağlık Bakanlığı da Marburg virüsü ile ilgili gelişmelerin yakından takip edildiği, Tanzanya ve Ekvator Ginesi'nde doğrudan uçuşlar bulunmadığı için söz konusu virüsün Bahreyn'e aktarılma riskinin düşük olduğu ifade edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Suudi Arabistan ve Umman da seyahat yarısı yapmıştı</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Suudi Arabistan Halk Sağlığı Kurumundan 31 Mart'ta yapılan açıklamada, Tanzanya ve Ekvator Ginesi'nde Marburg virüsü salgını görüldüğüne dikkati çekilmiş, Suudi Arabistan vatandaşlarına, Marburg virüsü salgını kontrol altına alıncaya kadar bu ülkelere gitmemeleri tavsiyesinde bulunulmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Umman Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada da Marburg virüsünün yüzde 60-80 oranında bulaşıcı olduğu vurgulanmıştı. Açıklamada, Umman vatandaşlarına zorunlu bir durum olmadığı sürece Tanzanya ve Ekvator Ginesi'ne gitmemeleri çağrısı yapılmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Marburg virüsü</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Marburg virüsü, ilk kez 1967'de Almanya'nın Marburg kentindeki laboratuvarda tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Meyve yarasaları aracılığıyla bulaşan Marburg virüsü, insanlar arasında da enfekte kişilerin vücut sıvıları veya teması yoluyla yayılıyor. Enfekte kişilerde yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, halsizlik, istifra gibi belirtiler aniden ortaya çıkıyor ve birçok hastada 7 günde şiddetli hemorajik belirtiler gelişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aşısı ya da özel bir tedavisi olmayan Marburg virüsünde ölüm oranı yüzde 90'a kadar çıkabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Angola'da 2005'teki salgında Marburg virüsünün bulaştığı 252 kişinin yüzde 90'ı hayatını kaybetmişti.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eşini kaybetmek erkekler için daha ölümcül olabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/esini-kaybetmek-erkekler-icin-daha-olumcul-olabili/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/esini-kaybetmek-erkekler-icin-daha-olumcul-olabili/</id>
<published><![CDATA[2023-03-25T05:55:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-25T05:55:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6D7799-5B7E8A-973729-EB032E-40D2B7-C7AA84.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Medical Xpress internet sitesinde yer alan habere göre, yapılan araştırmada yaşları 65 ila 69 olan dul erkeklerin eşinden bir yıl sonra ölme oranının yüzde 70 olduğu belirlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dul kadınlar arasında ise bu riskin sadece yüzde 27 olduğu tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırma, 65 yaş ve üzeri yaklaşık 925 bin Danimarkalı üzerinde yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kopenhag Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümünde araştırmalar yürüten Alexandros Katsiferis, kadınlar ve erkekler arasındaki oran farkına yol açan nedenlere ilişkin "kesin" bilgiye sahip olmadıklarını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak Katsiferis, erkeklerin fiziksel ve duygusal sağlığının eşlerinin onlara bakmasıyla ilgili olabileceğine ve eşleri hayatlarından çıkan erkeklerin bir tür "çöküş" yaşayabileceğine işaret etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırma ayrıca, hayatta kalan eşlerin kayıp sonrası üç yıl içinde sağlık hizmetlerine harcadıkları para miktarına odaklandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Her iki cinsiyette eş kaybından sonra sağlık harcamalarında genel bir artış görülmesine rağmen, erkeklerin bu alanda yaptığı harcamalarının eş kaybından bağımsız olarak daha fazla arttığı belirlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bulgular "PLOS ONE" dergisinde yayımlandı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yüksek seviyede kollesterol demansa yol açabiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yuksek-seviyede-kollesterol-demansa-yol-acabiliyor/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yuksek-seviyede-kollesterol-demansa-yol-acabiliyor/</id>
<published><![CDATA[2023-03-20T05:39:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-20T05:39:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_ACE4EF-E209DF-9AABFA-EAF24B-1367C9-A2C0BD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Daily Mail Gazetesinin haberine göre, araştırmacılar, 65 yaş altındaki 1 milyondan fazla kişinin sağlık verilerini inceledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılardan Dr. Ashish Misra, ilk kez demansın yüksek seviyede kolesterolle bağlantısının bulunduğuna işaret ederek, sonuçları 'ezber bozan' gelişme olarak değerlendirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Misra, kötü kolesterolün kan-beyin bariyerini geçen ve bunamaya yol açabilen nöronlar arasında tau adı verilen bir proteini biriktirdiğini kaydetti.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Atardamarlarda plaklardan kurtulmayı sağlayan mucizevi bir ilaç yok'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Öte yandan, yüksek kolesterol, atardamar duvarlarında plak oluşturarak felç riskini artırırken Misra, "Ne yazık ki atardamarlarda plaklardan kurtulmayı sağlayacak mucizevi bir ilaç da yok. Sağlıklı yaşam ve diyetler sayesinde bununla yaşamayı öğrenmeliyiz" ifadelerini kullandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Misra, araştırmalarının demansın erken tanısında büyük fayda sağlayacağına dikkati çekerek, "İlk kez yediklerimizle bilişsel zayıflama arasında direkt bağlantı olduğunu söyleyebiliyoruz" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Avustralya'da hali hazırda 487 bin 500 kişide demans görüldüğü ve 65 yaş üstündeki her 1000 kişiden 84'ünde ise bu hastalığın bulunduğu ifade ediliyor.</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kolesterol tedavisinde kalp krizi riskini azaltan yeni ilaç</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kolesterol-tedavisinde-kalp-krizi-riskini-azaltan-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kolesterol-tedavisinde-kalp-krizi-riskini-azaltan-/</id>
<published><![CDATA[2023-03-07T05:30:16+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-07T05:30:16+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_305CD2-010927-2AC66A-76FE8B-555063-4A524B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yapılan kapsamlı bir çalışmanın sonucunda Nexletol adlı farklı türde bir kolesterol düşürücü ilacın, statinleri tolere edemeyen kişilerde kalp krizi ve diğer bazı kardiyovasküler problemlerin riskini azalttığını ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Doktorlar, bempedoik asit olarak bilinen ilacı, yüksek riskli bazı hastaların kolesterollerini düşürmeye yardım etmek için statinle birlikte şimdiden reçete ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nexletol'ü statin kombinasyonu olmadan test eden yeni çalışma, ilacın kolesterolün neden olduğu sağlık sorunları riskini de azalttığına dair ilk kanıtları sundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışmayı yürüten Cleveland Kliniği’nden Dr. Steven Nissen, statinlerin "kolesterol düşürücü tedavilerin temel taşı" olmaya devam ettiğini belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak statinleri alamayacak durumda olan çok sayıda tedavi edilmesi son derece zor hastanın bulunduğunu belirten Nissen, bu seçeneğin halk sağlığı üzerinde büyük etkisi olacağını kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>LDL ya da "kötü" kolesterol denilen kolesterolün fazlasının damar tıkanıklığına, kalp krizi ve felce yol açabildiği biliniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kötü kolesterolü düşürerek kalp hastalıklarını önlemede kullanılan temel ilaçlar ise Lipitor ve Crestor gibi statin ilaçlar veya bunların ucuz jenerik eşdeğerleri olarak kabul ediliyor. Bunlar karaciğerin kolesterol üretiminin bir kısmını bloke etme mantığıyla çalışıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak bazı kolesterol hastaları statinler nedeniyle ciddi kas ağrılarına maruz kalıyor. Bu nedenle bu ilaçların reçete edildiği kişilerin yaklaşık yüzde 10'unun ilaçları almadığı ya da alamadığı sanılıyor. Bu kişilerin tercihleri arasında daha pahalı kolesterol düşürücü iğneler ve Zetia adıyla bilinen diğer bir ilaç gibi kısıtlı seçenekler yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre Nexletol, statinlerden farklı olarak kas ağrısı ve yan etkisi olmadan karaciğerde kolesterol üretimini bloke ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni yapılan beş yıllık çalışma, çok düşük bir statin dozundan fazlasını tolere edemeyen yaklaşık 14 bin kişiyi kapsıyor. Bu kişilerin yarısına her gün Nexletol, diğer yarısına ise etkisiz (boş) hap verildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışma sonucunda ortaya çıkan temel bulguya göre Nexletol ile tedavi edilenlerin, bir dizi önemli kalp sorunu yaşama riskinin yüzde 13 daha düşük olduğu görüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha sonra araştırmacılar farklı sorunları birbirinden ayırdı ve kalp krizi riskinin yüzde 23 düştüğünü ortaya koydu. İlacın en büyük etkisinin de bu olduğu belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İlacın damarları açmak için uygulanması gereken prosedürleri de yüzde 19 azalttığı ortaya çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışmada Nexletol'le tedavi edilen ve edilmeyenlerdeki ölü sayısında farklılık görülmemesi araştırmacılar tarafından açıklanamadı ancak daha uzun süre takip yapıldığında fark tespit edilebileceği belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sonuçları New England Journal of Medicine'de yayınlanan araştırma American Kardioloji Koleji'nin toplantısında sunuldu. Çalışmanın kaynağını Nexletol üreticisi Esperion Therapeutics sağladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmaya dahil olmayan Duke Üniversitesi'nden Dr. John H. Aleksander, dergiye yazdığı yazıda sonuçların "ikna edici" olduğunu belirtti. Aleksander, ilacın statin almak istemeyen veya alamayan hastalar tarafından kullanılmasını teşvik edeceklerini söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzman bununla birlikte, bempedoik asidi statinlere alternatif olarak düşünmek için erken olduğu uyarısında bulundu ve statinlerin damarlara faydasına yönelik ezici kanıtlar göz önüne alındığında çoğu hasta için en iyi seçenek olmaya devam ettiğini söyledi.&nbsp;</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Anestezide yaygın kullanılan gaz İskoçya'da yasaklanıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/anestezide-yaygin-kullanilan-gaz-iskocya-da-yasakl/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/anestezide-yaygin-kullanilan-gaz-iskocya-da-yasakl/</id>
<published><![CDATA[2023-03-04T06:03:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-04T06:03:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_19CC77-26C12A-2B7F77-19C95F-27E258-897914.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) verileri, ameliyat sırasında hastaları bilinçsiz tutmak için kullanılan gazın, küresel ısınmaya katkısının karbondioksitin 2500 katı olduğunu gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yasakla birlikte İskoçya'nın karbon salımları yılda 1700 evin enerji tüketimi kadar azalacak. Bu hesaplamada gazın en fazla kullanıldığı 2017 yılı esas alınıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Birleşik Krallık genelinde hastanaler desfluran kullanımını azaltmaya başlamıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Son yıllarda İngiltere'deki 40'tan fazla hastane vakfı ve Galler'deki bazı hastaneler desfluran kullanmayı bırakmıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>NHS İngiltere, 2024'ten itibaren istisnai durumlar dışında desfluran kullanılmasını durduran benzer bir yasak getirecek.<br />
	<br />
	</div>
<div>NHS'in 2020'deki desfluran kullanımına ilişkin analizine göre, gazın İngiltere'deki NHS hastanelerinde yasaklanması, her yıl 11 bin eve elektrik verilmesinin neden olduğu salımlara eşdeğer bir azalma sağlayacak.<br />
	<br />
	</div>
<div>Desfluran gazının başta Avrupa olmak üzere önümüzdeki birkaç yıl içinde birçok ülkede yasaklanması bekleniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Türkiye'de durum ne?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Desfluran anestezi sırasında Türkiye'de de yaygınlıkla kullanılan bir gaz ve gazın 2026'da yasaklanabileceği yönünde söylentiler de var.<br />
	<br />
	</div>
<div>BBC Türkçe'ye konuşan Türkiye'deki anestezi uzmanları ise anestezi sırasında yaygınlıkla kullandıkları iki gazın desfluran ve sevofluran olduğunu belirttiler.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ayrıca, desfluran gazının "vücuttan hızlı atılması, hastanın daha dinç ve hızlı uyanması" gibi hastaya etkileri düşünülerek tercih edildiği vurgulandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Desfluranın çevre kirliliğine etkisi ve karbon ayak izi gibi konuların yeni yeni gündeme geldiği ve Türkiye'de yasaklanabileceği yönünde söylentiler olduğunu da aktardılar ve şu bilgileri verdiler.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Tüm dünyada yasaklanırsa Türkiye de bu yola girebilir. 2026’da Türkiye'de de yasaklanabileceği yönünde teyit edilmemiş bilgiler var."<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Bir günde kullandığımız desfluran miktarı 1000 km araba sürmekle eşdeğer salıma neden oluyor'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Anestezi uzmanı ve İskoçya'nın Yeşil Ameliyathaneler programının klinik lideri Dr Kenneth Barker, on yıldan uzun bir süredir birçok büyük ve rutin operasyonda kullandığı anestezik ilacın çevreye bu kadar zararlı olduğunu öğrenince şoke olduğunu söyledi:<br />
	<br />
	</div>
<div>"2017'de, bir anestezist olarak normal bir günde kullandığımız desfluran miktarının, günde 1000 km araba sürmekle eşdeğer salımla sonuçlandığını fark ettim.</div>
<div>"Derhal kullanmayı bırakmaya karar verdim ve birçok anestezist arkadaşım da buna dahil oldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Çevreye etkisi bu kadar bariz bir konuda geldiğimiz aşamadan memnunum."<br />
	<br />
	</div>
<div>Birçok hastane, karbondioksitten 130 kat daha fazla küresel ısınma potansiyeline sahip olan sevofluran gibi daha az ısınma potansiyeline sahip güvenli ve etkili anestezik gazlara, gazsız anesteziklere veya daha verimli ekipmanlar kullanmaya geçiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>BBC'ye konuşan Birleşik Krallık genelinde anestezi uzmanlığından sorumlu Royal College of Anesthetists'in başkan yardımcısı Dr Helgi Johannsson, "İngiltere'de giderek daha fazla sayıda anestezist, gazın çevreye verebileceği zararın boyutunun farkına vardı ve kullanmayı bıraktı - ve bununla gurur duyuyorum." dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Genel olarak, anestezik gazlar NHS'in karbon ayak izinin yaklaşık yüzde 2-5'ini oluşturuyor<br />
	<br />
	</div>
<div>NHS İngiltere'nin net sıfır stratejisi kapsamında, daha çevre dostu ısıtma, aydınlatma ve ulaşım sistemlerine geçiş ön görülüyor. Bunun yanında ilaç ve ekipmanın NHS'e tedarikinin çevresel etkisi de inceleniyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ABD'de beyin yiyen amip bir kişinin ölümüne yol açtı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-beyin-yiyen-amip-bir-kisinin-olumune-yol-act/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/abdde-beyin-yiyen-amip-bir-kisinin-olumune-yol-act/</id>
<published><![CDATA[2023-03-03T05:01:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-03T05:01:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E0B288-65CBA0-8E3DF3-480EE1-845DAC-F07E56.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Eyaletin güneybatısındaki Charlotta gerçekleşen olayın ardından sağlık yetkilileri, bu kişinin muhtemelen sinüslerini musluk suyuyla temizlerken amip kaptığını söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Naegleria fowleri adlı amip beyne burundan geçiyor. Yetkililer amipli suyun içilmesinin herhangi bir sağlık riski oluşturmadığını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi verilerine göre bu amip türünün bulaştığı bir kişinin hayatta kalma ihtimali son derece düşük.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dün hayatını kaybeden kişinin 23 Şubat’ta hastaneye kaldırıldığı açıklanmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Eyaletin sağlık yetkililerinden Jae Williams, amibin suya nasıl bulaştığının incelendiğini açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu amip türü genellikle ılık tatlı su kaynaklarında, yüzme havuzları ve göllerde bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><img src="uploads/Mart 2023/amip-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Olayın gerçekleştiği Charlotte</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Tek hücreli bu canlı insan bedenine burundan girince ölüme yol açıyor fakat ağız yoluyla alındığında mide asitleri amibi yok ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Amibin bulaştığı kişilerde amibik meningoensefalit (beyin ve beyin zarı yangısı) adlı bir hastalık oluşuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD’de her yıl ortalama üç kişi bu yüzden hayatını kaybediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hastalığın belirtileri arasında baş ağrısı, ateş, baş dönmesi, kusma, yön duygusu kaybı, boyun ağrısı, denge kaybı, halüsinasyon ve nöbet yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD verilerine göre 1962-2001 yılları arasında hastalığa yakalanan 154 kişiden yalnızca dördü hayatta kaldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yetkililer halka sinüslerini doğrudan musluk suyuyla temizlememe çağrısı yaptı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunun yerine arıtılmış veya kaynatıldıktan sonra oda sıcaklığına gelmesi beklenen su kullanmaları tavsiye edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu süreç, sudaki bakterilerin ölmesini sağlıyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekvator Ginesi'nde Marburg virüsünden 2 yeni ölüm</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekvator-ginesi-nde-marburg-virusunden-2-yeni-olum-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekvator-ginesi-nde-marburg-virusunden-2-yeni-olum-/</id>
<published><![CDATA[2023-03-01T06:12:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-01T06:12:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B1EB25-614351-73A2A6-1CBFFE-DB6AD3-6F58B7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Sağlık Bakanı Mitoha Ondo'o Ayekaba, yaptığı açıklamada, Marburg virüsü hastalığına bağlı 2 yeni ölüm kaydedildiğini duyurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hayatını kaybedenlerle temaslı 48 kişi tespit ettiklerini belirten Ayekaba, temaslı 7 kişinin müşahede altına alındığını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü, 14 Şubat'ta ülkenin batısındaki Kie-Ntem eyaletinde en az 9 kişinin ölümünün ardından yapılan viral hemorajik ateş testlerinin pozitif çıktığını duyurmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Marburg virüsü</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Ebolanın yakın akraba türü olduğu belirtilen Marburg virüsü, ilk kez 1967'de Almanya'nın Marburg kentindeki bir laboratuvarda tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Meyve yarasaları aracılığıyla bulaşan Marburg virüsü, insanlar arasında da enfekte kişilerin vücut sıvıları veya teması yoluyla yayılıyor. Enfekte kişilerde yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, halsizlik, kusma gibi belirtiler aniden ortaya çıkıyor ve birçok hastada 7 günde şiddetli hemorajik belirtiler gelişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aşısı ya da özel bir tedavisi olmayan Marburg virüsünde ölüm oranı ise yüzde 23 ile yüzde 90 arasında değişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Angola'da 2005'te yaşanan Marburg virüsü salgınında, virüsün bulaştığı 252 kişinin yüzde 90'ı hayatını kaybetmişti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Felçten 9 yıl sonra implant yoluyla eli hareket kazandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/felcten-9-yil-sonra-implant-yoluyla-eli-hareket-ka/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/felcten-9-yil-sonra-implant-yoluyla-eli-hareket-ka/</id>
<published><![CDATA[2023-02-22T05:19:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-22T05:19:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_602635-6F355D-7EFCC4-B71DB3-13ED47-10FE9D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Pittsburgh'dan Heather Rendulic, dokuz yıl sonra bu şekilde ilk kez kendi başına biftek kesip yiyebildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Pittsburgh Üniversitesi ekibi, omurilik implantlarının sadece iki kişide test edildiğini, bu yöntemden kimlerin faydalanabileceğini görmek açısından daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Felç, beyindeki kan akışını bozar ve beyin hücrelerinin ölmesine yol açar. Beynin bir kısmına giden kan akışı azaldığında veya kesintiye uğradığında, beyin dokusunun oksijen ve besin almasını önleyen bir inme (felç) meydana gelir ve beyin hücreleri dakikalar içerisinde ölmeye başlar. İnmenin oluştuğu bölgedeki fonksiyonlarda geçici ya da kalıcı kayıplar oluşur. Bu da genellikle hayatta kalanlarda uzun vadeli sağlık sorunları yaratır.<br />
	<br />
	</div>
<div>İnsanlar hareket etme isteğini korusa da beyinden gelen talimatlar o kadar zayıflar ki hiçbir şey olmaz.<br />
	</div><br />

<div>Heather'a 20'li yaşlarının başında, beyninde anormal kan damarı olduğu - kavernöz anjiyom - teşhisi konmuştu. Bu damarda birçok kez kanama olmuş ve büyük bir felce yol açmıştı. Bir sabah uyandığında vücudunun sol tarafını hareket ettiremiyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunu takip eden dokuz yıl içinde Heather tekrar yürümeyi öğrendi ancak sol kolunun ve elinin kontrolünü geri kazanamadı. Ayakkabı giymek gibi en basit işler bile zorlaştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırma sürecinde Heather'ın omuriliğinin bazı kısımlarını uyarılabilmek için boynuna elektrotlar yerleştirildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sinir sistemi iletişimini elektrik sinyalleriyle kuruyor. Ancak Heather'ın felç geçirmesinden sonra beyninden gelen elektrik sinyalleri, kol ve el hareketlerini kontrol eden sinirleri harekete geçiremeyecek kadar zayıflamıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Elektrikle stimülasyon sonucu sinirlerin uyarılması nedeniyle bu zayıf mesajlar hareketi tetiklemek için yeterli hale geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Denemenin yapıldığı ilk günden bu stimülasyon işe yaramış ve Heather dokuz yıl sonra ilk kez elini açıp kapatabilmilşti.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Subat 2023/heather-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Ağlamaya başladı'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Marco Capogrosso, "Kimse bu kadar hızlı işe yarayacağını beklemiyordu" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Heather ağlamaya başladı, ailesi oradaydı ve onlar da ağlamaya başladı; sonra hepimiz ağladık; çok duygusal bir andı."<br />
	<br />
	</div>
<div>Heather "Kolumu ve elimi neredeyse on yıldır hareket ettirmediğim bir şekilde hareket ettiriyordum" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ve bu şekilde bifteğini kesip çatalıyla yemeyi başarmıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmanın ayrıntıları Nature Medicine dergisinde yayımlandı. Cihaz Heather ve bir başka gönüllüde denenmiş ve işe yaramıştı. Ancak deney sadece bir ay sürecek şekilde tasarlanmıştı. Sonrasında elektrotlar çıkarılınca hareketi sağlayan stimülasyon da ortadan kalktı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak araştırmacılar sonuçların, implantlar yoluyla insanların yaşamlarında önemli bir fark yaratılabilecek bir geleceğe bakış sağladığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Marco Capogrosso "Hastalarımız iyileşiyor ama tamamen normal hale gelmiyorlar. Muhtemelen piyano çalamayacaklar ama artık kollarını ve ellerini kullanabildikleri için çok fazla bağımsızlık ve yaşam kalitesi kazanabiliyorlar" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ekip, şiddetli ağrıyı idare edebilmek için halihazırda onaylanmış teknolojileri kullandıkları için bu alanın hızla ilerleyebileceğine inanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak şimdilik, kimlerin yararlanacağını ve ekipmanın laboratuvardan eve nasıl taşınacağını belirlemek için daha fazla klinik çalışma yapılması gerekecek.<br />
	<br />
	</div>
<div>İnme Derneği'nden Dr. Rubina Ahmed, "Araştırma henüz erken aşamalarda ve cerrahi implantlar herkes için uygun olmayabilir. Daha geniş bir kitlenin kullanılabileceği noninvazif (fazla müdahale gerektirmeyen) stimülasyon yöntemleri de test ediliyor" diyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekvator Ginesi, ilk Marburg virüsü vakasını doğruladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekvator-ginesi-ilk-marburg-virusu-vakasini-dogrula/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekvator-ginesi-ilk-marburg-virusu-vakasini-dogrula/</id>
<published><![CDATA[2023-02-14T06:10:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-14T06:10:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_18B38B-AC2B7C-1840A4-7F923F-AB25F4-21D4D5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünya Sağlık Örgütü'nden (DSÖ) yapılan yazılı açıklamaya göre, ülkenin batısındaki Kie-Ntem eyaletinde en az 9 kişinin ölümünün ardından yapılan ön testlerde, viral hemorajik ateş pozitif çıktı. Ülkedeki sağlık yetkilileri, bir bölge sağlık yetkilisinin 7 Şubat'ta yaptığı uyarının ardından hastalığın nedenini belirlemek için, DSÖ'nün de desteğiyle, Senegal'deki Pasteur Enstitüsü'nün referans laboratuvarına numuneleri gönderdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Pasteur Enstitüsü'nde incelenen 8 numuneden biri virüs (Marburg) için pozitif çıkarken, şimdiye kadar ateş, yorgunluk, kanlı kusma ve ishal gibi semptomları olan 9 ölüm ve 16 şüpheli vaka bildirildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ülkede ilave incelemeler devam ederken, temaslıları izlemek, izole etmek ve hastalık belirtileri gösteren kişilere tıbbi bakım sağlamak için etkilenen bölgelere ekipler gönderildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ekvator Ginesi'nde acil durum müdahalesinin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar sürerken, DSÖ de bölgede görevlendirdiği uzmanlarla buna destek oluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ, numune testi için laboratuvar eldiven çadırlarının yanı sıra, 500 sağlık çalışanı için kişisel koruyucu ekipman da içeren viral hemorajik ateş kitlerinin sevkiyatını kolaylaştıracak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ Afrika Direktörü Matshidiso Moeti, "Marburg oldukça bulaşıcıdır. Ekvator Ginesi yetkililerinin hastalığı teyit etmedeki hızlı ve kararlı eylemleri sonucunda, acil durum müdahalesi hızla hayata geçirilebilir. Böylece hayat kurtarabilir ve virüsü mümkün olan en kısa sürede durdurabiliriz." ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kamerun, 11 Şubat'ta Ekvator Ginesi'nin Kie-Ntem eyaletinde 8 Şubat'tan bu yana çok sayıda ölüme neden olan ve henüz tanımlanamayan bir hastalık nedeniyle iki ülke arası sınır geçişlerini kısıtladığını duyurmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Marburg virüsü</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Ebolanın yakın akraba türü olduğu belirtilen Marburg virüsü, ilk kez 1967'de Almanya'nın Marburg kentindeki bir laboratuvarda tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Meyve yarasaları aracılığıyla bulaşan Marburg virüsü, insanlar arasında da enfekte kişilerin vücut sıvıları veya teması yoluyla yayılıyor. Enfekte kişilerde yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, halsizlik, kusma gibi belirtiler aniden ortaya çıkıyor ve birçok hastada 7 günde şiddetli hemorajik belirtiler gelişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aşısı ya da özel bir tedavisi olmayan Marburg virüsünde ölüm oranı ise yüzde 23 ile yüzde 90 arasında değişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Angola'da 2005'te yaşanan Marburg virüsü salgınında, virüsün bulaştığı 252 kişinin yüzde 90'ı hayatını kaybetmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Batı Afrika ülkesi Sierra Leone'de 2018'de bir yarasada virüse rastlansa da insanlar arasında vaka kayda geçmemişti.</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Psiko-onkoloji: Kanser hastalarına destek</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/psiko-onkoloji-kanser-hastalarina-destek-186/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/psiko-onkoloji-kanser-hastalarina-destek-186/</id>
<published><![CDATA[2023-02-05T06:50:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-05T06:50:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_085861-80B94A-037B07-735198-EACE94-286F94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>"Benim için en kötüsü teşhis değil, doktorların vücudumda hâlâ kanser hücreleri bulduğunu söylemeleri oldu" diye anlatıyor Kurt Schröder ve sözlerini şöyle sürdürüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Pankreas kanserinde bu hiç hoş bir haber değil. Kanserli bölgeleri ameliyatla aldılar, artık sadece hücreler kaldı. Tabii ki hiçbir iz kalmamış olmasını tercih ederdim. Ama her şeye rağmen iyimserliğimi sürdürüyorum."</div>
<div><br />
	</div>
<div>Schröder 61 yaşında, sağlıklı yaşama önem veren, doğayı ve fotoğrafçılığı seven biriydi. Ağustos 2022'de konulan kanser teşhisi ile adeta dünyası karardı. Ekim'de ilk ameliyat gerçekleşti. Pankreas başı denilen kısım ve on iki parmak bağırsağı alındı. Bunu bulantı, kusma ve tat değişiklikleri gibi yan etkilerin ortaya çıktığı kemoterapi süreci izledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Schröder, "Ekmeğin tadı zımpara kâğıdı gibiydi. Muzlar çok tatlıydı, hiç yiyemiyordum," diyor. Tedavi sürecinde psikolojik sorunları giderek artınca Almanya'nın Münster kentindeki Kanser Danışma Merkezi'nin müdürü Gudrun Bruns'a başvurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Gudrun Bruns, 1970'lerde gelişen bilimsel bir disiplin olan psiko-onkoloji alanında onlarca yıllık deneyime sahip. Bruns, "Psiko-onkoloji, kanser hastalığından kaynaklanan psikolojik ve sosyal değişikliklerle ilgileniyor. Zira fiziksel ve psikolojik durum arasında yakın bir etkileşim var" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmalar, kanser teşhisi konulanların yüzde 25 ila 30'unun, hastalık sürecinde psikolojik veya psikososyal bozukluklar geliştirdiğini gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Danışma merkezlerindeki uzmanlar, mağdurların bireysel sorunlarına ve korkularına eğilerek, günlük hayata geri dönüşlerindeki zorlu yolda onlara eşlik ediyor. Ayrıca bir sonraki olası adımlar hakkında pratik yardım ve bilgi sağlıyorlar. Örneğin Almanya'da kanser hastaları, ağır engelli kartı alma hakkına sahip. Ancak birçoğu böyle bir hakları olduğundan habersiz.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bayan Bruns çok sayıda yetkiliyi tanıyor ve bir sürü kurumla yakın ilişki içinde. Çok etkili bağlantıları var" diyen Schröder, sözlerini şöyle sürdürüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Farklı yerlere başvurabileceğinizi ve onların size pek çok konuda destek olduğunu bilmeniz, psikolojik açıdan da çok faydalı oluyor."</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Psiko-onkoloji dünya çapında daha önemli hale gelmeli"</span><br />
	</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kanserin duygusal ve psikolojik yönlerine daha fazla önem vermek, bunları kanser tedavisine entegre etmek ve dünya çapında kanserli hastaların koşullarını iyileştirmek, Uluslararası Psiko-Onkoloji Derneği IPOS'un hedeflerinden bazıları.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Merkezi Toronto ve New York'ta bulunan ve 1984 yılında kurulan dernek, psiko-onkolojiyi dünya çapındaki kanser tedavilerinin ayrılmaz bir parçası haline getirmek için çalışıyor. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı IARC'ye göre, sadece 2020 yılında 19 milyondan fazla insana kanser teşhisi kondu ve bu sayı artarak devam ediyor. IARC, dünya genelinde kanserden ölenlerin sayısının 2020 yılında 9,96 milyondan 2040 yılında yaklaşık 16,3 milyona çıkarak neredeyse iki kat artacağını öngörüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu durum, kapsamlı bir psiko-onkolojik danışmanlık ve terapi sunulmasını daha da önemli hale getiriyor. Dünyanın neresinde yaşıyorlarsa yaşasınlar, sosyo-ekonomik durumları ve mustarip oldukları kanser türü ne olursa olsun, mağdurların baş etmek zorunda oldukları endişe ve korkular genelde benzerlik arz ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Hasta yakınlarının da yardıma ihtiyacı var</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Kanser teşhisi, hasta yakınları da dahil olmak üzere de tüm mağdurların hayatını alt üst edebiliyor. Araştırmalar, günlük yaşamları da değiştiği için kanser hastalarının yoğun psikolojik sorunlara ve strese maruz kaldıklarını da gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Psiko-onkoloji danışmanı Bruns, konuyla ilgi şu tespitleri yapıyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Hasta yakınları, genellikle hasta kişiyi en üst düzeyde desteklemeleri gerektiği hissine kapılıyor ve bu durumda kendi hayatları tamamen odak noktalarından çıkıyor. Kanser hastası yakını olan bir kişi, bu süreçte kendi istek ve ihtiyaçlarını karşıladığında ise bu sadece sinema ziyareti ya da çeşitli boş zaman aktiviteleri bile olsa, genellikle toplum tarafından ayıplanıyor ya da yaptıklarından dolayı vicdan azabı duyuyor."</div>
<div>Yüzleri görünmeyen, grup terapisinde altı kişiYüzleri görünmeyen, grup terapisinde altı kişi</div>
<div>Sadece kanser hastaları değil yakınları da grup terapilerinde destek arıyor</div>
<div>Fotoğraf: Colourbox</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kurt Schröder, kanser hastalarının yakınlarının aşırı özverili tavrının, daha sonra farklı boyutlara dönüşebileceğine bizzat şahit olmuş. Bu amansız hastalıkla ilk tanışmasının, 2010 yılında partneri Simone Burmann'a* kanser teşhisi konmasıyla olduğunu anlatıyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"O zamanlar hayat arkadaşıma bu zorlu süreçte eşlik ettiğimde, bunun ne kadar yorucu olduğunu fark ettim. Yıllar sonra bu kez bana kanser teşhisi konulduğunda, Simone'nin her gün hastaneye gelmemesini tembihleyip durdum. Zira beni çok sık ziyaret ediyordu. Nitekim bir süre sonra sınırlarına ulaştı ve psikolojik olarak çöktü."<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Kanser, kâbus olmaya devam ediyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Teşhisten kısa bir süre sonra çoğu insanda bir duygu karmaşası durumu ortaya çıkıyor. Bruns, sadece korku, öfke ve sinirliliğin değil, üzüntü ve karamsarlığın da sürecin bir parçası olduğunu söylüyor: "Bu, insanların hastalanmadan önce sahip oldukları sağlıklarını kaybetmelerinin acısıdır. Teşhis konulmadan önce çoğu insan, sağlığın ne kadar büyük bir nimet olduğunun genelde pek bilincinde değildir."</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çoğu kanser türünün günümüzde tedavi edilebilir ya da kontrol altına alınabilir hale geldiğini ifade eden Bruns, yine de bunun "kötü hastalık" olarak anılması ve insanların hayatını kâbusa çevirmesi gerçeğini değiştirmediğini vurguluyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Neticede kanser, ölümle özdeşleşmiş durumda. Teşhis konulan birçok kişi, hastalıklarının tedavi edilemeyeceğinden, geri gelebileceğinden ya da ölüme yol açacağından korkuyor."&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bruns, son olarak şu mesajı veriyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Kanser hastalarını, her koşulda tekrar tekrar cesaretlendirmek, psiko-onkoloji danışmanlarının en önemli görevlerinden biridir. Bunun odak noktasında ise insanları yalnız bırakmamak ve onların kaygılarına, isteklerine kulak vermek yer almaktadır."</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanseri koklayabilen karıncalar</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kanseri-koklayabilen-karincalar-559/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kanseri-koklayabilen-karincalar-559/</id>
<published><![CDATA[2023-02-04T05:35:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-04T05:35:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A97485-E4684A-4CADD1-30C5DA-8588E4-D6455F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bilim insanları, bu aşamada ilk kez karıncaların farelerde kanseri teşhis edebileceğini tespit etti.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmanın baş yazarı Baptiste Piqueret, "Karıncalar, on dakika içinde farelerin idrarında kanseri tespit etmek üzere eğitilebilir” dedi.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Piqueret saha araştırmasına 2017’de başladı ve karıncaları sağlıklı hücreler ve laboratuvarda büyütülen kanserli hücreleri ayırt etmeleri için eğitebiliyordu.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şimdiyse Piqueret ve ekibi bir adım daha ilerledi ve karıncaları, farelerdeki tümörleri fark edebilmeye başladı.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Karıncaları habis kokuyu almaları için eğitmek</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Piqueret ve ekibi ksenogreft (yabancı doku aşısı) adı verilen bir teknik kullanıp, farelere insanlarda görülen meme kanseri dokularını yerleştirip, tümörün büyümesine izin verdiler.<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha sonra hem kanserli hem de hasta farelerden idrar örnekleri topladılar.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Piqueret "Eğitim sırasında karıncaları yuvarlak bir alanda topladık ve kanserli farelerde aldığımız idrarın yanına ödül olarak yiyecek koyduk” diyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Karıncalar ödül olarak verilen yiyeceği buldukça, ödülü kanserli hücrelerle ilişkilendirdiler ve tanımayı öğrendiler.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Subat 2023/karinca-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Piqueret "Hücreler fabrika gibi, yaşamak için besine ihtiyaçları var ve atık üretiyorlar. Kanserli hücreler de kokuda tespit edilebilen bir atık üretiyorlar” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yani çalışmada, kanserli hücrelerin idrarda ya da nefeste tespit edilebilen belirli bir organik yapıya sahip oldukları belirlendi.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Peki, karıncalar insanlarda kanser teşhisinde kullanılabilir mi? Piqureet "Henüz değil” diyor ve "Daha ileri gitmemiz için insan idrarını test etmemiz gerekiyor” diyor ve bunun fare idrarını test etmekten daha karmaşık olabileceğini vurguluyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Çünkü, karıncaların insanlardaki kanserli hücre kokusunu alabilmesi için, yaş, cinsiyet, beslenme alışkanlığı ve her insana özgü koku gibi çok farklı değişkenler var.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak bilim insanı, bu konuda daha fazla araştırma yapmaya kararlı ve karıncaların teşhiste son derece faydalı ve çok fazla eğitim gerektirmeyen bir araç olabileceğine inanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Bir diğer avantajı ise, karıncaların koloniler halinde yaşamaları ve birbirleriyle bilgi paylaşmaları” diyen Piqueret, koloninin % 10’unun eğitilmesi halinde bu bilgiyi diğerlerine yayabileceklerini kaydediyor;<br />
	<br />
	</div>
<div>"Belki bilgi yayılır ve tüm bir koloniyi eğitmek için zaman harcamak zorunda kalmayız”&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Piqueret bu teorinin arılarda geçerli olduğunun kanıtlandığını, ancak karıncalarda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladı.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Başka hangi hayvanlar kanser tespitine yarayabilir?</span><br />
	</div><br />
<img src="uploads/Subat 2023/karinca-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Dr Debajit Saha (sağdan ikinci) ve ekibi, kanser teşhis edebilen bir cihaz geliştirmek için çekirgelerin beynini inceliyor.</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Michigan State Üniversitesi’nden Dr. Debajit Saha ise 10 yıldır çekirgeleri ve kanser hücrelerini tespit edip edemeyecekleri üzerinde çalışıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ekibi, çekirgelerin kanserli ve sağlıklı hücrelerin kokusunu ayırt edebildiğini buldu. Ancak çekirgeleri eğitmeye değil, çekirgelerin beyninde zaten var olan bir yeteneği harekete geçirmeye çalışıyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Saha BBC’ye yaptığı açıklamada "Beyine doğrudan gidip, beyin sinyallerinden bir model oluşturabiliriz” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Saha ve ekibi, çekirgelerin beyinlerinden elde edecekleri bilginin, böceklerdeki duyu alıcılarını kullanarak, sadece hastanın nefesiyle kanseri tespit edebilecek bir cihazın temelini sunabileceğini umuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Saha "Biyolojik organizmaları nasıl hastalık teşhisinde kullanabileceği fikri üzerinde çalışmayı seviyorum” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Subat 2023/karinca-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Birçok çalışma, köpeklerin insanların idrar ve kan örneklerinde farklı kanser türlerini tespit edebildiğini gösterdi.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak buna yardımcı olabilecek canlılar sadece böcekler de değil.<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere’de bir Tıbbi Tespit Köpekleri adlı hayır kurumu, prostat kanserini tespit edebilecek elektronik bir burun geliştirilmesi üzerinde çalışıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kuruluşun Araştırma ve Ticari Gelişim Direktörü Sophie Aziz BBC’ye yaptığı açıklamada "Çalışmalarımız köpeklerin mesane kanserini tespit edip edemeyeceğiyle başladı. Köpeklerin, kanser hastalarının idrarlarından alınan örneklerde hastalığı bulmaktaki etkinliği üzerinde çalıştık” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kuruluş, 2004’te altı farklı cins köpeği eğitti ve teşhis doğruluğunun, rastgele tespitten üç kat daha iyi olduğunu buldu. Daha sonraki çalışmalarda, köpeklerin mesane kanserini % 90 oranında tespit edebildiği bulundu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir başka çalışmada da köpeklerin hastaların kan örneklerinden yumurtalık kanserini tespit edebildiği görüldü. Eğitimli köpeklerse vakaların % 99’unu bulabiliyordu.<br />
	&nbsp;</div>
<div>Bir sonraki aşamadaysa, elektronik burun geliştirme çalışmaları başladı, ancak kokulardaki çok küçük farklar yüzünden bunun zorlu olacağı görüldü.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Aziz "Özellikle hastalıklar söz konusu olduğunda, kokular hastanın kendi mikrobiyomu ve bağışıklık sistemlerinin hastalığa karşı verdiği tepkiye bağlı olabiliyor” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak yeni araştırmanın, böceklerin kanser tespitindeki diğer çalışmalara katkı sunabileceğine inanıyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>"Hayvanlarla ilgili ne kadar çok şey öğrenebilirsek o kadar iyi. Bizimki gibi gruplardan ya da karıncaların kanseri nasıl tespit ettiğini inceleyen araştırmalardan bilgi geldikçe, daha iyi olacak. Hepsi büyük resmin oluşturulmasına katkıda bulunuyor”<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hollanda'da deli dana hastalığı yeniden ortaya çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hollandada-deli-dana-hastaligi-yeniden-ortaya-cikt/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hollandada-deli-dana-hastaligi-yeniden-ortaya-cikt/</id>
<published><![CDATA[2023-02-02T06:01:00+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-02T06:01:00+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4BAD34-E7D883-BA9EEC-B767F4-962A60-41CA18.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Deli dana virüsü, insanlarda ölümcül bir beyin hastalığı olan Creutzfeldt-Jakob hastalığına neden olabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda Tarım Bakanı Piet Adema, hasta sığırdan elde edilen etin besin zincirine girmediğini ve gıda güvenliğini tehdit etmediğini açıkladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hastalığın görüldüğü çiftlik karantina altına alınarak, hayvan ve gübre giriş çıkışı yasaklandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda Tarım Bakanı Adema, deli dana hastalığının, ölü bir sığırda ortaya çıktığını açıkladı ancak çiftliğin bulunduğu yer hakkında bilgi vermedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda Gıda ve Tüketici Ürün Güvenliği Kurumu (NVWA) tarafından hastalığın görüldüğü çiftlik karantina altına alındı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çiftlikten gübre ve hayvan nakline izin verilmiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi Veterinerlik Bölümü, ölü hayvanda rastlanan virüsün, deli dana hastalığının hangi varyantı olduğunu araştırıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Atipik " olarak adlandırılan deli dana hastalığı varyantı, Hollanda’da en son 2011 yılında görüldü.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yaşlılık nedeniyle kendiliğinden ortaya çıkabilen klasik varyant, hayvanların virüs bulaşmış yemi yemesinden kaynaklanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bulaşma yem kaynaklı ise, aynı yemden yiyen diğer sığırlar da kesilerek, hastalık araştırması yapılacak.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bakan Adema, çiftlikte deli dana hastalığının klasik varyantının bulunması halinde, gıda güvenliği için önlemler alınacağını vurguladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>İlk olarak 1986 yılında İngiltere’de ortaya çıkan deli dana hastalığı, kısa sürede diğer ülkelere de yayıldı. İngiltere’de 180 bin sığır itlaf edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda, çiftçilere deli dana hastalığı konusunda bildirim zorunluluğu getirdi. Bu uygulama yıllardır devam ediyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda’daki sığırlarda 1997 yılından bu yana 88 klasik varyant vakasına rastlandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Avrupa Birliği (AB) de, hastalığa ilişkin bir izleme programı yürütüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Deli dana hastalığı bulaşmış etlerin yenmesi, insanlarda tedavisi mümkün olmayan "Creutzfeldt - Jakob hastalığına” neden olabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Beyinsel fonksiyonları etkileyen hastalık, hafıza kaybı, hareket ve denge bozuklukları, istemsiz hareketler ve tutukluk ile kendini gösteriyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Deli dana hastalığının insanlarda henüz tedavisi bulunamadı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sığırlarda deli dana hastalığının belirtileri şunlar:<br />
	<br />
	</div>
<div>- Ciltte aşırı duyarlılık, boyunda, omuzlarda veya yanlarda çok ince kas titremeleri ve diş gıcırdatma<br />
	<br />
	</div>
<div>- Daha sonra hayvanların ürkek ve aşırı gözlemci hale gelmesi<br />
	<br />
	</div>
<div>- Son olarak hayvanların arka ayakları felç olur ve yalpalayarak yürümesi<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda’da deli dana hastalığı nedeniyle bugüne kadar toplam 3 kişi hayatını kaybetti. Hastalığa bağlı son insan ölümü 2009 yılında kayıtlara geçti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Belçika’da da 2006 yılına kadar toplam 133 deli dana vakası görüldü. Son vaka 5 Ekim 2006'da ortaya çıktı. O tarihten bu yana hastalığa rastlanmadı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kadınlarda sistit sorunu, neden daha iyi tedavi edilmiyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kadinlarda-sistit-sorunu-neden-daha-iyi-tedavi-edi/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kadinlarda-sistit-sorunu-neden-daha-iyi-tedavi-edi/</id>
<published><![CDATA[2023-01-31T05:27:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-31T05:27:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9C500A-2755F5-88B298-A46857-65476F-135C37.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Tekrar eden doktor ziyaretlerinde ciddiye alınmamak ve yalnızca kısa süreli tedavilerle geçiştirilmek sistit sorunu yaşayan birçok kadının ortak deneyimleri arasında.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Karmaşık İYE" olarak tanımlanan ve tedavi başarısızlığı riski yüksek olan bu bu vakaların sayısı Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) yıllık 250 bine kadar çıkıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hastalığın gerek normal gerekse daha karmaşık bu formuyla mücadelede ilerleme sağlanamıyor ancak hasta, klinisyen ve araştırmacılar değişim için umutlular.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Sistit nedir? Neden yeterince anlaşılamıyor?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>İdrar yolu enfeksiyonlarının semptomları arasında idrara çıkıldığında yanma ve ağrı, sık sık ya da aniden idrara çıkma baskısı, bulanık, kanlı ya da kokulu idrar, ateş, titreme nöbetleri ve karnın aşağı bölümünde ağrı var.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hastalık genellikle E. coli bakterisinden kaynaklanıyor. Ancak başka bakteriler de hastalığa sebep olabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>University College London'da Ürolojik Biyoloji Merkezi Başkanı Jennifer Rohn'a göre bu bakteriler ve hatta daha nadir görülen E.coli kolları hakkında araştırmalar sınırlı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Newcastle Üniversitesi ve Freeman Hastanesi'nde Ürolog Chris Harding, idrar yolları enfeksiyonlarının sistite ya da idrar torbasında iltihaplanmaya neden olabildiğini belirtiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Başka tür idrar yolları enfeksiyonları da var ancak sistit bunlardan en yaygın olanı.<br />
	<br />
	</div>
<div>İYE'ler oldukça yaygın ve kadınların yarısı en az hayatlarında bir kez bu hastalığa yakalanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn, enfeksiyonun özellikle genç, cinsel yönden aktif ya da menopoz sonrası dönemdeki kadınları etkilediğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunda genetik, hormonlar, anatomi gibi faktörlerin tümü etkili.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınlar ve genç kızların risk altında olmasının sebebiyse üretra olarak bilinen idrar yolunun erkeklere göre çok daha kısa olması. Bu durum bakterilerin idrar torbasına daha çabuk ulaşmasıyla sonuçlanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İYE'ler bulaşıcı hastalıklar olarak sınıflandırılsa da doğrudan temasla bulaşmıyorlar. Ancak bakteri cinsel ilişki sırasında bir kişiden diğerine aktarılabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Erkekler özellikle ilerleyen yaşlarda enfeksiyonlara yakalanabiliyor. Bakım evlerinde İYE'ler en yaygın bulaşıcı hastalık olma özelliğinde.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünya çapında İYE'lerin 150 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor ancak halihazırda yaygın olan bu sorunun dünya nüfusu yaşlandıkça daha da yaygınlaşması bekleniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn, "Yaşlı insanların hastaneye kaldırılmasında büyük rol oynuyor" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İYE'ler bu kadar yaygın olduğu ve karmaşık görülmedikleri için sağlık hizmetlerince kadın olmanın normal bir sonucu olarak algılanıp önemsenmeyebiliyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak bu durum daha ağır sonuçlara neden olabiliyor. Bazı tahminlere göre kadınların yüzde 25'i tekrarlanan idrar yolu enfeksiyonlarından mağdur oluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunun yanında kronik İYE'lerle ilgili de artan bir farkındalık var. Bazı insanlar bütün ömürleri boyunca bu semptomlarla yaşamalarına rağmen durumları resmi olarak tanınmıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Tanısı neden bu kadar zor?</span><br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/sistit-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">İdrar yolu enfeksiyonun tanısı her zaman kolay olmuyor.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Görece yaygın İYE'lerin tanısı her zaman doğru konamıyor. Tanı için genellikle idrar ve orta idrar kültürlerine çubuk testiyle bakıldığı testler uygulanıyor. Ancak bu testler yeterince duyarlı olmadıkları için güvenilir değiller.<br />
	<br />
	</div>
<div>Diğer taraftan yeni nesil moleküler testler de genellikle fazla duyarlı; hastalıkla bağlantılı olmayan patejenleri gösteriyor ve pahalılar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn'un deyişiyle, idrar testi "sudan ucuz" ama genellikle sonuçları yanıltıcı olabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir idrar örneğinden laboratuvarda bakteri üretilen idrar kültürü testi, 1950'lerde böbrek enfeksiyonu olan hamile kadınlarla geliştirildi. Başka bir deyişle, İYE'ler için kullanılan standart test, İYE'ye özgü bile olmayan eski araştırmalardan türetildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Harding kültür testleriyle vakaların yarısının tanı konulmadan atlandığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Testler gibi İYE'ler hakkındaki tıp eğitimi de çağdışı görünüyor. Harding, tıp öğrencisiyken idrar torbasının steril bir ortam olduğunu öğrendiğini söylüyor. Bu yanlış bilgi, daha sonra test sonuçlarında bulunan bakterileri nasıl yorumlayacağı konusunda akıl karışıklığına neden olmuş.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn bugün de bu yanlış bilgiye inanan öğrencilerine doğrusunu anlatmaya çalışıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Cinsiyetçilik ve ön yargılar</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Farkındalık çalışmaları yürüten Kronik İdrar Yolu Enfeksiyonu Kampanyası (CUTIC) Direktörü Carolyn Andrew, testler yerine semptom bazlı tanının kronik rahatsızlığı olanlar için daha anlamlı olacağını savunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Semptoma dayalı teşhisin, kendi bedensel göstergelerini tanıyabildikleri için, tekrarlayan İYE'leri olan kişilerde önemli olduğunu söyleyen Rohn, "Belki kadınları ve semptomlarını ciddiye alma zamanımız gelmiştir" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/sistit-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Çikolata gibi bazı yiyeceklerin sistiti tetiklediği düşünülüyor.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn hastalığın görmezden gelinmesinde mükemmel bir "algı fırtınasının" etkili olduğunu söylüyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Bu bir kadın hastalığı. Aynı zamanda yaşlıları da etkiliyor. Ve bacak arasında." diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Andrew hastalığın konuşulmamasında "utancın" da etkili olduğunu söylüyor. Özellikle yaşlı insanlar veya mesane sorunlarını tartışmak konusunda tabuları olan belirli topluluklarda semptomlardan bahsetmek zor olabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Konunun toplumsal cinsiyet unsuru da inkar edilemez. Andrew, "Kadınlara kirli oldukları söyleniyor," diye öfkeyle vurguluyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Konuyla ilgili en üzücü şeylerden biri, birçok kadına hijyen alışkanlıklarının yeterli olmadığını ve buna kendilerinin sebep olduğunun söylenmesi."<br />
	<br />
	</div>
<div>Karmaşık İYE'leri olan birçok kişi, yanlış teşhise, aşağılanmaya veya 'gaslighting'e maruz kalıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu kişilere sıklıkla semptomlarının tamamen zihinlerinde olduğu söyleniyor -hatta bazıları doktorları tarafından azarlanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn, "Aynı zamanda çok küçümseniyor" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İYE'ler tipik olarak ölümcül olmadığından, diğer enfeksiyonlarla aynı düzeyde finansman çekemiyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak İYE'ler sepsis veya böbrek enfeksiyonu yoluyla ölüme yol açabiliyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"İnsanlar, uygun şekilde tedavi edilmezlerse bakteriyel enfeksiyonların çok tehlikeli olabildiğinin farkında değiller".<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzun süren enfeksiyonlar sürekli acı çeken hastaların yaşam kalitesini belirgin bir şekilde düşürüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunun yanında hastalık yaşı üçe kadar inse de, küçük çocuklarda semptomların belirsizliği nedeniyle teşhis daha da önemli bir sorun haline geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/sistit-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Kızılcık suyunun sistite iyi geldiği düşünülüyor ancak bu sağlam bir kanıta dayanmıyor.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Hastalığa tanı konulsa bile tedavi oldukça çetrefilli olabiliyor. Antibiyotiklerle tedavi birçok kadın için sorunu tamamen çözmüyor. Rohn, bunda antimikrobiyal direncin önemli bir rol oynadığını düşünüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak hastalığın hem tanı hem de tedavi aşamasında ilerleme sağlanması için çalışmalar sürüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Antibiyotiklerin işlevini yitimeye başlamasına yanıt olarak araştırmacılar, mevcut ilaçları yeniden kullanmaya veya gerekli dokulara nüfuz etme oranlarını artırmaya çalışıyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>İlaç şirketi GSK, geçen yıl, İYE'lere özel geliştirilen antibiyotiğin test sonuçlarının umut verici olduğunu açıkladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunun yanında ingiltere'de geliştirilen bir antiseptik tedavisi ve bazı aşılar var.<br />
	<br />
	</div>
<div>İdrar yollarının anlaşılmasında temel araştırma da önemli bir role sahip. Rohn, farelerin insanlardan farklı idrar işlevlerine sahip olmasına rağmen, İYE araştırmalarında fare modellerinin kullanıldığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rohn ve meslektaşları, bunun yerine, mesanenin esneklik ve akışını taklit edebilen ve gerçek idrarla programlanabilen bir insan mesanesinin 3 boyutlu modelini tasarladılar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmalar sonuca ulaşıncaya kadar İYE'ler hakkında daha fazla farkındalık, yıllardır ciddiye alınmak isteyen kadınların acılarını hafifletmeye yardımcı olabilir.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bir mantar pandemisi hepimizi zombiye dönüştürebilir mi?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bir-mantar-pandemisi-hepimizi-zombiye-donusturebil/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bir-mantar-pandemisi-hepimizi-zombiye-donusturebil/</id>
<published><![CDATA[2023-01-29T06:03:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-29T06:03:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0F83F0-727BB2-6E383E-177074-5FFF67-A0BCAD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bu mantarın önce sporları vücuda giriyor. Daha sonra içeride büyüyor ve yerleştiği bünyenin zihnini ele geçirmeye başlıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ta ki kontrolünü kaybedip daha yukarı tırmanma ihtiyacı ile kavrulana kadar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Asalak mantar, korkunç sona kadar, önce kurbanını içten içe yiyor ve besin namına içeride ne varsa tüketiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sonra en sert korku filminden bile daha rahatsız edici bir finalle yukarı çıkıyor ve kafadan bir ölüm filizi olarak fışkırıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mantarın meyvesi olan bu filiz çevredeki her şeye sporları aktarıyor ve onları da benzer bir zombi filmi finaline mahkum ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kulağa kurgu gibi geliyor ancak küf krallığı, bitki ve hayvanlardan farklı olarak, yenilebilir mantarlardan, kabus gibi parazitlere kadar çeşitlilik gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kordiseps mantarı bir korku filmi öznesi değil son derece gerçek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Aşağıdaki videoda, BBC'nin Dünya Gezegeni belgesel serisindeki ünlü sahnede, Sir David Attenborough, Kordiseps mantarının bir karıncayı içten içe ele geçirmesini anlatıyor:<br />
	</div><br />

<div>Oyunun ve aynı şekilde dizinin senaryosunda, Kordiseps mantarı insanlara bulaşıyor ve ortaya çıkan salgın insanlığın büyük ölçüde yıkımına yol açıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Peki yaşadığımız dünyada, Kordiseps veya başka bir mantarın neden olabileceği bir salgın mümkün mü?<br />
	<br />
	</div>
<div>Londra'daki Tropik Hastalıklar Hastanesi'nde önde gelen mantar uzmanı Dr. Neil Stone, bir mantar salgınıyla başa etmek için tamamen hazırlıksız olduğumuzu savunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) geçen yıl Ekim ayında, hayati tehlike yaratan mantarların listesini yayınladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kabarık listede Kordiseps mantarının yer almadığını öğrenmek sizi rahatlatabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ama neden yok?<br />
	<br />
	</div>
<div>Utrecht Üniversitesi'nde bir mikrobiyolog olan Dr Charissa de Bekker, karıncaların zombiye dönüştüğü olayın insanlarda olabileceğini düşünmediğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bekker, "Vücut ısımız, çoğu mantarın ideal bir şekilde yerleşip büyümesi için çok yüksek. Bu durum Kordiseps için de geçerli" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bekker karıncaların sinir sisteminin ve bağışıklık sisteminin insanlardan çok farklı olduğunun da altını çiziyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/mantar-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Kordiseps mantarının ele geçirdiği bir karınca</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Parazitik Kordiseps türlerinin çoğu, milyonlarca yıl içinde, yalnızca hedef bir böcek türünü enfekte etmekte uzmanlaşmak için evrimleşmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Bekker, "Bu mantarın bir böcekten bize sıçrayıp enfeksiyona neden olabilmesi çok büyük bir (evrimsel) adım olur” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mantar kaynaklı tehditler uzun süredir reddediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mantar uzmanı Dr. Stone, "İnsanlar bunu önemsiz bir şey olarak değerlendiriyor” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Milyonlarca mantar türü içinde yalnızca çok küçük bir kısmı hastalığa neden olacak nitelikte ancak buna karşın yılda 1.7 milyon insan, bu sıtmanın üç katı, mantar kaynaklı hastalıklar nedeniyle ölüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Kordisepsten daha büyük tehditler var</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bir endişe kaynağı olduğunu değerlendirdiği 19 farklı mantar türü açıkladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ölümcül bir süper böcek türü olan Candida Auris ve ciddi yüz yaralanmalarına yol açan Mukormikoz (Kara mantar) bunlardan biri.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Neil Stone beni Londra'daki laboratuvarına davet ediyor. Bu laboratuvarsa, İngiltere'deki hastalardan alınan örnekler, enfeksiyonlara bir mantarın neden olup olmadığı ile hangi tedavilerin işe yarayabileceğini görmek için analiz ediliyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Stone ile en ciddi mantar tehlikelerinden bazılarını tartışıyoruz.<br />
	<br />
	</div>
<div>İlk öznemiz Candida Auris oluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu maya tipi bir mantar. Yakınındayken bir bira fabrikası ya da hamur halinde ekmeklerle dolu bir fırın kokusu alabilirsiniz.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak Candida Auris vücuda girerse kan, sinir sistemi ve iç organları istila edebilir. Dünya Sağlık Örgütü bu seviyede bir enfeksiyon durumunda hastaların yarısının hayatını kaybettiğini açıklıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Stone, "Son 15 yılda ortaya çıkmış bir canavar gibi, ama artık dünyanın her yerinde rastlanabiliyor” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İlk vaka, 2009 yılında Tokyo’da bir hastada kayıt altına alındı. Mantar hastanın kulağında tespit edildi.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/mantar-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Londra'daki Tropik Hastalıklar Hastanesi'nde önde gelen mantar uzmanı Dr. Neil Stone</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Candida auris mantar önleyici ilaçlara karşı dayanıklı hatta bazı türleri var olan tüm ilaçlara karşı direnç gösteriyor. Bu yüzden de bir süper böcek olarak kabul ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bulaş, temel olarak hastanelerde gerçekleşiyor. Candida Auris, tansiyon aletleri gibi temizlenmesi çok güç yerlere yapışıyor ve çözüm genellikle hastanelerin bu bölümlerini tamamen kapatmak oluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr Stone, "en endişe verici" mantarlar olarak tanımladığı Candida Auris’in, önlem alınmazsa tüm sağlık sistemini durduracak denli bir yayılma olasılığı taşıdığı uyarısını yapıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Başka bir öldürücü mantar türü olan Kriptokok neoformans mantarı insanların sinir sistemlerine saldırarak öldürücü menenjite neden olabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Hiç bu kadar korkmadım'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ellie kendini hasta hissetmeye başladığında, Sid ve Ellie, Kosta Rika'daki balaylarının daha ilk günlerindeydiler.<br />
	<br />
	</div>
<div>İlk semptomlar, baş ağrısı ve mide bulantısı olarak ortaya çıktı ve güneşle temasa yoruldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak sonra titremeleri ve tüm vucuda yayılan nöbetler takip etti. Bir hamağa kundaklanarak, tekneyle ilk yardım alabileceği bir yere götürülmesi gerekti.<br />
	<br />
	</div>
<div>O anları bana anlatan Sid, "Daha önce hiç bu kadar korkmuş ve çaresiz hissetmemiştim” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ellie’ye yapılan testler, beyninde şişliği ortaya koydu ve Kriptokok mantarını tanımladı. &nbsp;Neyse ki Ellie tedaviye yanıt verdi ve 12 gün solunum cihazına bağlı kaldıktan sonra komadan çıktı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ellie o sürede sadece çığlık attığını hatırladığını söylüyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Gördüğü kabuslarda ise üçüz doğurduğunu, kocasının tüm paralarını kumarda kaybettiğini gördüğünü anlatıyor: "Bu rüyalar nedeniyle Sid’e söylediğim ilk şey, her şey buraya kadar oldu.”<br />
	<br />
	</div>
<div>Ellie, bir mantarın insana böyle bir şey yapabileceğini "asla" düşünmediğini söylüyor ve "Balayına gideceğin ve orada neredeyse öleceğin aklına gelmiyor” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kara mantar olarak da bilinen mukormisetler, deri yiyen Mukormikoz hastalığına neden olur.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir bünyeye girdikten sonra da çok hızlı yayılıyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Klinik bilimci Dr. Rebecca Gorton, "Eğer aldığınız bir meyvenin ertesi gün lapaya dönüştüğünü görürseniz, bu, içinde mukor mantarı bulunduğu anlamına gelebilir” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Gorton insanlarda nadiren görüldüğünü ama çok ciddi bir enfeksiyona yol açabildiği uyarısını yapıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kara mantar, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde tutunan bir fırsatçı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yüze, gözlere ve beyne saldırıp, ölümcül olabiliyor veya insanları ciddi şekilde sakat bırakabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Covid salgını sırasında Hindistan'da kara mantar vakalarında patlama yaşandı. 4.000'den fazla insan öldü. Bağışıklık sistemlerini zayıflatan Covid ve yüksek şeker hastalığı için alınan steroidlerin, bu mantarın yayılmasına yardımcı olduğu düşünülüyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/mantar-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Sid ve Ellie'nin evlilik fotoğrafı</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Mantarları daha fazla mı ciddiye almalıyız?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Mantarlar, bakteri veya virüslerden çok farklı enfeksiyon türleridir. Mantar, öksürme ve hapşırma yoluyla yayılan bakteri ve virüslerin aksine, neredeyse her durumda çevreden alınır.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hepimiz düzenli olarak mantarlara maruz kalıyoruz ancak tehlikeli türler yayılmak için zayıflamış bir bağışıklık sistemine ihtiyaç duyarlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr. Stone, olası bir mantar pandemisinin, Covid'den farklı gelişeceğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Stone, çevredeki mantar miktarına, iklim değişikliği, uluslararası seyahat, tedaviye yapılan yatırım eksikliği gibi faktörler eklendiğinde, bir tehdidin varlığından söz edilebileceğini kaydediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mantarlar hepimizi zombiye dönüştürmeyebilir ama ayak mantarından da daha rahatsız edici sonuçlar doğurabilirler.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Mamalarındaki kurşun miktarı daha aşağıya çekilmeli</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/mamalarindaki-kursun-miktari-daha-asagiya-cekilmel/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/mamalarindaki-kursun-miktari-daha-asagiya-cekilmel/</id>
<published><![CDATA[2023-01-26T06:01:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-26T06:01:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1510E7-964344-D7ED3B-F8960B-726EBB-636BBB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>FDA'nın yayımladığı taslak kılavuzda, "Bazı bebek ve çocuk mamalarında izin verilen kurşun seviyeleri milyarda 20 parça veya daha az olarak ayarlanmalıdır." ifadesine yer verildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sağlık kuruluşu, yeni tavsiyenin kapsadığı bebek mamalarının, 2 yaşından küçük bebekler için, kutu, kavanoz ve tüp içinde satılan yiyecekleri kapsadığını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>FDA Komiseri Dr. Robert Callif, "Bugünün taslak kılavuzuna göre, FDA bu gıdalardan kaynaklanan kurşuna maruz kalma oranında yüzde 27'ye varan bir düşüş yaşanabileceğini tahmin ediyor." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Consumers Reports'un gıda politikası direktörü Brian Ronholm, FDA'nın yeni tavsiyesi sonrası yaptığı açıklamada, "FDA'nın bu yeni standartları önermesinden dolayı cesaretlendik, ancak toksik kurşuna maruz kalmayı sınırlayarak, bebekleri ve küçük çocukları korumak için açıkça daha fazlasının yapılması gerekiyor." ifadelerine yer verdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni FDA kılavuzunda, bebeklere ve küçük çocuklara pazarlanan kuru tahılların milyarda 20 parçadan, bebek maması muhallebileri, meyveler, gıda karışımları, pudingler, sebzeler, yoğurtlar ve tek bileşenli etler ve sebzelerin milyarda 10 parçadan fazla kurşun içermemesi gerektiği önerildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2021'de yapılan Kongre soruşturması, önde gelen bebek maması üreticilerinin bilerek yüksek düzeyde toksik metal içeren ürünler sattığını tespit ederken, kurşun, arsenik, kadmiyum ve cıva, Dünya Sağlık Örgütünün bebekler ve çocuklar için endişe duyulması gereken en önemli 10 kimyasal listesinde yer alıyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Menopoz nedir, neden olur, belirtileri neler?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/menopoz-nedir-neden-olur-belirtileri-neler-149/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/menopoz-nedir-neden-olur-belirtileri-neler-149/</id>
<published><![CDATA[2023-01-26T05:29:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-26T05:29:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FAB444-F97DA6-A5C02C-4DF3F4-52F5E4-2E7A08.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Peki menopoz sürecinde vücutta neler yaşanıyor?</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Menopoz nedir?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoz, kadınların yumurtalık faaliyetlerinin sona ermesiyle adet döngüsünün kalıcı olarak kesilmesi anlamına geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu ortalama olarak 51 yaş civarında gerçekleşiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoz öncesinde, adetlerin düzensiz hale geldiği döneme perimenopoz deniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu da tahmini olarak 46 yaş civarında başlıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Perimenopoz döneminde birçok kadının adeti düzensizleşiyor veya ağırlaşıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bazı kadınlar ise daha önce yaşamadıkları duygusal ve fiziksel problemlerle karşılaşıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Eğer 12 ay boyunca adet görmediyseniz, geriye bakıp menopoz geçirdiğinizi (son adetinizi olduğunuzu) söyleyebilirsiniz.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bazı kadınlarda, ya doğal nedenlerden ya da hastalık veya çeşitli tedavilerden dolayı bu süreç daha erken yaşanabiliyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/menopoz-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Menopoza ne yol açıyor?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoz sırasında, başta adet döngüsünü kontrol eden östrojen olmak üzere hormon seviyeleri değişiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınlar yaşlandıkça yumurtalıklar daha az yumurta üretiyor, östrojen seviyeleri dalgalanıyor ve daha sonra kademeli olarak azalıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu da menopoz belirtilerine yol açıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu süreç tabii ki bir günde gerçekleşmiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Östrojen seviyesinin düşmesi birkaç yıl sürebiliyor ve hormon azaldığında düşük seviyede kalıyor, bu da vücutta çeşitli değişikliklere neden oluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yumurtalıklar tamamen yumurta üretmeyi bıraktığında, hamilelik artık mümkün olmuyor, bu noktada da menopoz gerçekleşiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Belirtileri neler?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoz ve menopoz öncesindeki süreç her kadını farklı şekilde etkileyebiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Östrojen seviyesinin düşmesi beyne, adetlere, cilde, kaslara ve ruh haline etki edebiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu süreçte birçok farklı belirti yaşanabiliyor ve hangi belirtinin ne zaman görüleceği kişiden kişiye değişiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>En sık görülen belirtiler:<br />
	<br />
	</div>
<div>- Ağır veya düzensiz kanamalar<br />
	<br />
	</div>
<div>- Sıcak basması<br />
	<br />
	</div>
<div>- Gece terlemeleri<br />
	<br />
	</div>
<div>- Kötü ruh halleri<br />
	<br />
	</div>
<div>- Vajinal kuruluk<br />
	<br />
	</div>
<div>- İdrar yolu problemleri<br />
	<br />
	</div>
<div>Eklem ağrısı, kuru cilt, beyin sisi olarak adlandırılan hafıza problemleri ve odaklanma zorluğu da sıkça bahsedilen diğer belirtiler arasında.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınların yaklaşık yüzde 75'inde bir ya da birkaç belirti görülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoza giren kadınların dörtte biri ise şiddetli belirtiler gördüklerini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu belirtilerin süresi 7 yıla kadar uzayabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınların üçte biri ise şikayetlerinin daha uzun sürdüğünü aktarıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Eğer doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, adet dönemlerinizi farklı şekillerde etkileyebileceğinden menopoza girdiğinizi anlamak zorlaşabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Sıcak basmasına ne sebep oluyor?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Sıcak basmasının temel sebebi östrojen eksikliği.<br />
	<br />
	</div>
<div>Östrojen, beyinde vücudun sıcaklığını ayarlama görevini gerçekleştiriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Normalde vücut sıcaklık değişimleriyle kendi kendine baş ediyor, ancak östrojen eksikliği olduğunda vücuttaki doğal termostat bozuluyor ve beyin vücudun aşırı ısındığını düşünüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Östrojen hormonu aynı zamanda ruh halini de etkileyebiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hormon, ruh halini kontrol eden beyin reseptörlerindeki kimyasallarla etkileşime girdiğinde düşük seviyelerde kaygı ve ruh hali bozuklukları yaşanabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Etkilenen başka hormonlar var mı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Evet, progesteron ve testosteron. Ancak bu hormonların östrojen eksikliği kadar etkisi olmuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Progesteron her ay vücudu hamilelik için hazırlamaya yardımcı oluyor ve yumurtlama durduğunda ve adetler kesildiğinde azalıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınların yüksek seviyede ürettiği testosteron ise enerji seviyesi ve cinsel dürtüyle ilişkilendiriliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Testosteron vücutta 20'li yaşlardan itibaren azalmaya başlıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bazı kadınların takviye alması gerekebiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Menopoz için test var mı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoz teşhisi için testler var ancak uzmanlar bunların 45 yaşından sonra yararlı olmadığı konusunda hemfikir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Adet döngünülerindeki değişiklikleri ve diğer semptomları bir doktorla konuşmanın daha faydalı olacağı belirtiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Menopoz testi, vücuttaki FSH (folikül uyarıcı) hormonunları ölçüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak vücutta hormonlar sürekli olarak değiştiği için testlerin doğru tespit yapması çok zor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınlar, adetleri düzensiz olduğu dönemlerde bile hamile kalabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlar 55 yaşına kadar cinsel ilişki sırasında korunmayı tavsiye ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Belirtileri azaltmak için herhangi bir tedavi var mı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Hormon tamamlama tedavisi (HRT), menopoz döneminde azalmaya başlayan ve menopoz belirtilerini hafifletmeye yardımcı olan östrojen gibi hormonlara takviye yapıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak bu tedavi, daha önce kanser geçirmiş veya kan pıhtılaşması ve yüksek tansiyon yaşamış kişiler için uygun olmayabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kadınlar belirtileri doğal yollarla azaltmak için:<br />
	<br />
	</div>
<div>- Yağ oranı düşük ve kalsiyum oranı yüksek gıdalar tüketip dengeli bir şekilde beslenerek kemikleri güçlendirebilir ve kalbi koruyabilir<br />
	<br />
	</div>
<div>- Kaygı ve stres belirtilerini azaltmak ve kalp hastalıklarına karşı önlem almak için sıkça egzersiz yapabilir<br />
	<br />
	</div>
<div>- Kalp hastalıklarını ve sıcak basmasını önlemek için sigara içmeyi bırakabilir<br />
	<br />
	</div>
<div>- Sıcak basmasını önlemek için alkol tüketimini azaltabilir<br />
	<br />
	</div>
<div>Öte yandan soya ve kırmızı yoncada bulunan bitkisel östrojeni yemenin belirtilere yardımcı olabileceğini ve D vitamini takviyelerinin kemik sağlığını iyileştirebileceğini öne süren bazı araştırmalar da var.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Menopozdan sonra ne oluyor?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Son adetten bir yıl sonra menopoz sonrası sürece girilmiş oluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Östrojen üretiminin tamamen durmasıyla birlikte kemikler ve kalp üzerinde uzun süreli bir etki oluşuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu etkilerin çoğu yaşlanmanın doğal bir parçası.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak dünyada yaşam süresi beklentisinin artmasıyla birlikte, kadınlar artık yaşamlarının üçte birinden fazlasını menopozdan sonra yaşıyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"8 haftada Kovid-19 nedeniyle 170 binden fazla kişi öldü"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-8-haftada-kovid-19-nedeniyle-170-binden-fazla-kis/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-8-haftada-kovid-19-nedeniyle-170-binden-fazla-kis/</id>
<published><![CDATA[2023-01-25T06:20:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-25T06:20:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B71A93-C5B940-4870DB-A92EF0-EDF3B2-65680D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ghebreyesus, küresel sağlık durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Geçen yıl aralık ayının başından bu yana Kovid-19 kaynaklı haftalık ölümlerde yaşanan artışa dikkati çeken Ghebreyesus, "Son 8 haftada 170 binden fazla kişi Kovid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. Bunlar sadece raporlanan ölümler, gerçek rakamlar bundan daha fazla." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ'nün en yüksek alarm seviyesi olan "Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu"nu ilan etmelerinin üzerinden 3 yıl geçtiğini aktaran Ghebreyesus, bu hafta Kovid-19 Acil Durum Komitesinin, virüsle ilgili durumun halen küresel bir acil durum teşkil edip etmediğini tartışmak için toplanacağını söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, "Acil Durum Komitesinin tavsiyesini önceden almayacağım ancak birçok ülkede durum ve Kovid-19 nedeniyle artan ölümler beni endişelendiriyor. Salgının ilk başladığı 3 yıl öncesine göre çok daha iyi durumda olsak da, salgına karşı küresel kolektif tepki bir kez daha baskı altında." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Daha fazlasını yapmazsak virüs öldürmeye devam edecek"</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Çok az sayıda kişinin, özellikle yaşlıların, yeterli seviyede aşılandığına değinen Ghebreyesus, birçok kişinin hatırlatma dozlarını almadığını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kırılgan sağlık sistemlerinin grip ve diğer hastalıkların yanı sıra, Kovid-19'un yüküyle başa çıkmakta zorlandığını da dile getiren Ghebreyesus, şöyle devam etti:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Mesajım açık, bu virüsü hafife almayın, bizi şaşırttı ve şaşırtmaya devam edecek. Sağlık araçlarını ihtiyacı olan kişilere ulaştırmazsak ve yanlış bilgilerle kapsamlı olarak mücadele etmek için daha fazlasını yapmazsak virüs öldürmeye devam edecek."</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyada 5 milyar kişi, trans yağlara karşı korunmasız</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-5-milyar-kisi-trans-yaglara-karsi-korunmas/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-5-milyar-kisi-trans-yaglara-karsi-korunmas/</id>
<published><![CDATA[2023-01-24T06:01:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-24T06:01:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0A9974-274A76-1EE4C7-8B5287-DFBDE5-87C118.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>DSÖ'nün raporuna göre 43 ülke, gıdalardaki trans yağlarla mücadele için en iyi tedbirleri hayata geçirirken, bu sayede dünya genelinde 2,8 milyar insan trans yağlardan korundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu konuda sağlanan ilerlemelere rağmen, dünya genelinde 5 milyar kişi hala trans yağların yıkıcı sağlık etkisinin riskiyle yaşıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Endüstriyel olarak üretilen trans yağlar, genellikle ambalajlı gıdalar, unlu mamuller ve yemeklik yağlarda bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Trans yağ tüketimi, her yıl dünya genelinde koroner kalp hastalığı nedeniyle yaklaşık 500 bin erken ölüme neden oluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ, 2018'de endüstriyel olarak üretilen trans yağların küresel olarak ortadan kaldırılması çağrısında bulunmuştu.</div>
<div><span style="font-weight: bold;"><br />
		</span></div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Trans yağları ortadan kaldırmak uygun maliyetlidir"</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda görüşlerine yer verilen DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, trans yağların bilinen bir faydası olmadığını, sağlık sistemleri için büyük maliyetlere yol açan sağlık riskleri olduğunu söylerken, "Buna karşılık trans yağları ortadan kaldırmak uygun maliyetlidir, sağlık için çok büyük faydaları vardır." ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Trans yağ tüketimi nedeniyle en çok koroner kalp hastalığı kaynaklı ölümlerin yaşandığı 16 ülkenin 9'unda iyi bir önleme politikası uygulanmıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu ülkeler arasında Avustralya, Azerbaycan, Butan, Ekvator, Mısır, İran, Nepal, Pakistan ve Güney Kore de yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Trans yağlarını ortadan kaldırmak için en iyi politikalar, Amerika ve Avrupa'daki yüksek gelirli ülkelerde uygulansa da Arjantin, Bangladeş, Hindistan, Paraguay, Filipinler ve Ukrayna gibi sayıları artan orta gelirli ülkeler de bu politikayı uyguluyor ya da benimsiyor. Bu yıl trans yağları ortadan kaldırmak için en iyi politikaların Meksika, Nijerya ve Sri Lanka'da uygulanması öngörülüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>DSÖ, ülkelere trans yağları ortadan kaldırma politikalarını iyi bir şekilde uygulamaları yönünde tavsiyede bulunurken, bu konuda ilerlemeler kaydedilmesi için rehberlik programı geliştirdi.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">COVID-19'un XBB.1.5 varyantı hızla yayılıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/covid-19un-xbb15-varyanti-hizla-yayiliyor-993/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/covid-19un-xbb15-varyanti-hizla-yayiliyor-993/</id>
<published><![CDATA[2023-01-14T06:32:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-14T06:32:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3BF7D4-53255E-816972-F612A3-DF3F22-9FA8E8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ocak ayının ilk haftasında da CDC, bu varyantın toplam vakaların yüzde 27,6’sını oluşturacağını tahmin etmiş, XBB.1.5’in görülme oranı tahminin de üzerine çıkarak yüzde 30 civarında olmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>COVID-19’un Omicron varyantının alt varyantı olan XBB.1.5 bugüne kadar tespit edilen en hızlı bulaşan COVID-19 virüsü olarak biliniyor. Omicron’un iki farklı alt varyantının birleşiminden oluşan XBB.1.5, ilk olarak Ekim ayında görüldü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de bu varyantın hızlı bulaşma özelliği nedeniyle COVID-19 vakalarını beklentilerin ötesinde tetikleyebileceğine dikkat çekiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar henüz XBB.1.5’in küresel bir dalgaya neden olup olmayacağının bilinmediğini ancak mevcut aşıların, ağır semptomlar, hastaneye yatış ve ölümler konusunda koruma sağladığını hatırlatıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus da geçen hafta Twitter hesabından paylaştığı mesajında, sözkonusu varyantın küresel olarak yayılmakta olduğunu ve 25’ten fazla ülkede tespit edildiğini belirtmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD’de son 6 haftada artan vaka sayılarının da hızlı bulaşan XBB.1.5 alt varyantı kaynaklı olduğu düşünülüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>XBB.1.5 alt varyantı yaygınlık konusunda Omicron’un daha önce baskın olan BQ.1.1 ve BQ.1 varyantlarını çoktan geride bıraktı. CDC verilerine göre bu iki alt varyant bir hafta önce tüm vakaların yüzde 53,2’sini oluştururken son haftada bu oran yüzde 44,7’ye geriledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Dünya Sağlık Örgütü’nden uyarılar</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü, küresel olarak COVID-19 ve alt varyantlarının yayılmasının önlenmesi için bazı tavsiyelerde bulundu. Örgüt, hızlı antijen testleri negatif olan kişilerin izolasyondan çıkarılmalarını tavsiye etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WHO ayrıca COVID-19 tedavisinde NIRMATRELVIR-RITONAVIR ya da diğer adıyla PAXLOVID ilacının kullanılmasını tavsiye etmeye devam ettiğini açıkladı. Bunlarla birlikte, SOTROVIMAB AND CASIRIVIMAB-IMDEVIMAB ilaçlarının da COVID-19’a karşı kullanılabileceği belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Örgüt ayrıca semptom görülen ancak test yapılmayan kişilerin 10 gün izolasyon sürecinde kalmalarını tavsiye etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Sağlık Örgütü, test yapılan ve test sonucu pozitif çıkan vakaların da 10 gün yerine 5 gün izolasyon sürecinde kalmalarının yeterli olacağını kaydetti.&nbsp;</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kovid-19 salgınıyla ilgili tüm verileri paylaşma çağrısı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kovid-19-salginiyla-ilgili-tum-verileri-paylasma-c/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kovid-19-salginiyla-ilgili-tum-verileri-paylasma-c/</id>
<published><![CDATA[2023-01-12T06:05:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-12T06:05:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0F2DA3-58C95E-381DEF-E2CCCC-1DB9B0-F0F2F6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, örgütün Cenevre merkezinde yapılan basın toplantısında, bugün Uganda'da, Eylül 2022'de patlak veren Ebola salgınının son bulduğunun bildirildiğini hatırlatarak, Uganda hükümeti, vatandaşları ve sağlık çalışanlarını tebrik etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ebola salgınının bittiğini ancak DSÖ'nün Uganda'ya taahhüdünün sonlanmadığını söyleyen Ghebreyesus, Uganda'nın sağlık sistemini güçlendirmeye devam edeceklerini ifade etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, ilk Kovid-19 vakasının dünya ile paylaşılmasının üzerinden 3 yıl geçtiğini anımsatarak, bu süreçte testlerin ve aşıların geliştirildiğini söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Omicron varyantının en yüksek seviyelere ulaşmasının ardından paylaşılan vaka sayısında yüzde 90'lık bir düşüş olduğunu belirten Ghebreyesus, vakaları paylaşan ülke sayısının da üçte bir oranında azaldığını kaydetti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, ülkelerin Omicron varyantı döneminde yaptığı test ve vaka paylaşımı seviyelerini koruyamamalarının anlaşılır bir durum olduğunu, ancak hiçbir şey yapmayarak virüsün bitmesini beklemenin de anlamsız olduğunu belirtti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ülkelerin paylaştığı verilerin Omicron'un alt varyantı XBB.1.5 gibi yeni varyantların ortaya çıkışı ve yayılmasının takibi açısından önemine değinen Ghebreyesus, ülkelere ellerindeki verileri paylaşma çağrısında bulundu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, dünyanın salgın konusunda bir yıl öncesine göre çok daha iyi durumda olduğunu aktararak, "Geçen yıl şubattan bu yana, DSÖ'nün haftalık olarak bildirdiği ölüm sayısında yüzde 90 azalma var. Ancak eylül ortasından bu yana haftalık olarak bildirilen ölü sayısı 10 ila 14 arasında sıkışıp kaldı. Elimizde bunları önlemek için araçlar varken, dünya bu ölümleri kabul edemez" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Virüs nedeniyle geçen hafta 11 bin 500 ölüm rapor edildiğini hatırlatan Ghebreyesus, bunların yüzde 40'ının Amerika'da, yüzde 30'arının da Avrupa ve Batı Pasifik bölgesinde gerçekleştiğini ifade etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çin'deki Kovid-19 ile ilgili ölümlerin eksik bildirildiği göz önüne alındığında bu sayının eksik bir tahmin olduğunu ifade eden Ghebreyesus, hayatını kaybedenlerin çoğunun risk grubundakiler ve yaşlılar olduğunu ifade etti.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Risk altındaki grupları aşılama çağrısı</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, ülkelerden alınan verilerin kimin ve neden öldüğüne dair net bir tablo ortaya koymada yetersiz kaldığını işaret ederek şöyle devam etti:<br />
	<br />
	</div>
<div>"194 ülkeden sadece 53'ü yaş ve cinsiyete göre ayrılmış ölümler hakkında veri sağlıyor. Dördüncü yılına girdiğimiz salgın sürecinde, tüm ülkelere verileri paylaşma çağrısında bulunuyoruz. Ne kadar çok veriye sahip olursak, salgına dair o kadar net bir tablo elde ederiz. Tüm ülkeleri, başta yaşlılar olmak üzere, risk altındaki grupları aşılamaya odaklanmaya davet ediyoruz. Tüm insanları, gerektiğinde kendinizi ve başkalarını korumak için tüm önlemleri almaya davet etmeye devam ediyoruz."<br />
	<br />
	</div>
<div>Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin aldığı kararla kuzeybatı Suriye'ye yönelik BM sınır ötesi yardım mekanizmasının 6 ay süreyle uzatılmasını memnuniyetle karşıladıklarını da dile getiren Ghebreyesus, bu kararın DSÖ açısından, bölgede bulunan 4 milyon kişiye sağlık ve insani destek sağlanması açısında kritik öneme sahip olduğunu söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Kolera ile mücadele</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, bu kararın Suriye'deki insani durumun daha kötüye gittiği bir dönemde alındığına işaret ederek, ülkede çatışmanın başladığından bu yana insani ihtiyaçların en yüksek seviyeye ulaştığını belirtti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Suriye'nin kolera salgınıyla da mücadele ettiğini belirten Ghebreyesus, ülkede on binlerce kişinin bu salgından etkilendiğini ve bu konuda da yardımlarını sürdüreceklerini ifade etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yalnızca Suriye'nin yıkıcı kolera salgınıyla mücadele etmediğini anımsatan Ghebreyesus, geçen yıl ocak ayından bu yana 31 ülkenin, önce yıllara göre yüzde 50 daha fazla kolera vakası bildirdiğini kaydetti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ghebreyesus, kolera salgının yayılmasına en çok fırtına, sel ve kuraklık gibi iklim olaylarının vesile olduğunu belirterek, Haiti, Malavi ve Suriye'nin en çok etkilenen ülkeler arasında olduğunu da sözlerine ekledi.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>