<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/modules/blog/atom.php?cid=31" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-31</id>
<title type="text">Birleşik Basın</title>
<link href="https://birlesikbasin.com" />
<generator>Birleşik Basın</generator>
<updated>2026-04-20T13:00:51+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Avrupa'da zehirli bebek maması paniği</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupada-zehirli-bebek-mamasi-panigi-5755/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupada-zehirli-bebek-mamasi-panigi-5755/</id>
<published><![CDATA[2026-04-20T13:00:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-20T13:00:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A12610-CB6ED0-0476B0-8F0B80-3C1E34-9C6A71.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avrupa'da fare zehri karışmış bebek maması paniği yaşanıyor. Avusturya, Çekya ve Slovakya polisi, HiPP marka bebek mamalarına fare zehri karıştırdığı düşünülen bir şüphelinin peşinde.</p><p></p><p>HiPP, ürünlerinden birinde fare zehri bulunmasının ardından Avusturya'daki SPAR adlı market zincirinde satılan tüm kavanozları geri çağırdı.</p><p></p><p>HiPP sözcüsü Clemens Preysing, zehirli kavanozların Çekya ve Slovakya'da da bulunduğunu, önlem amacıyla bu ülkelerdeki tüm HiPP ürünlerinin de satıştan çekildiğini bildirdi.</p><p></p><p>Bir kavanoz mamanın tüketilmesinin hayati tehlike yaratabileceği konusunda müşterilerini uyaran şirket, fiş ibraz etmeden tam para iadesi alınabileceğini duyurdu.</p><p></p><p>Polis, ebeveynlerden satın aldıkları mamaların kavanozlarını kontrol etmelerini istedi. Yırtılmış etiket, hasarlı kapak gibi belirtiler potansiyel risk işaretleri olarak sayılıyor.</p><p></p><p><b>HiPP: Üretim süreçleriyle ilgisi yok</b></p><p></p><p>Avusturya makamları, 120 yıl önce Almanya'nın Bavyera eyaletinde kurulan ve bugün merkezi İsviçre'de bulunan aile şirketi HiPP'in şantaja uğradığına inanıyor.</p><p></p><p>Şirket sözcüsü Preysing, "Olayın ürün kalitesi veya üretim süreciyle hiçbir ilgisi yok" dedi ve durumu "dış kaynaklı müdahale" olarak nitelendirdi.</p><p></p><p>Avusturya sağlık otoritesi, HiPP bebek maması tüketen çocuklarda diş eti kanaması, burun kanaması, açıklanamayan morluklar veya dışkıda kan görülmesinin fare zehri belirtisi olabileceğini belirterek bu semptomlar hâlinde derhal hastaneye başvurulması çağrısında bulundu.</p><p></p><p>Kurum, belirtilerin zehrin alınmasından iki ila beş gün sonra ortaya çıkabileceğini bildirdi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekosistemleri canlandırmak için robot kuşlara başvuruldu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekosistemleri-canlandirmak-icin-robot-kuslara-basvuruldu-9081/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekosistemleri-canlandirmak-icin-robot-kuslara-basvuruldu-9081/</id>
<published><![CDATA[2026-04-12T10:19:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-12T10:19:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_67332F-872676-B60EAF-E9F544-D833F8-5557C7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları ve park yöneticileri gerçek kuş türlerini yakından taklit eden robotik yapay kuşlara giderek daha fazla yöneliyor. Bunlar, özellikle kuş türlerinin doğal yaşam alanlarından uzaklaştırıldığı ve popülasyonlarında keskin düşüş görülen bölgelere yerleştirilecek. En gelişmiş projelerden biri Wyoming'deki Grand Teton Ulusal Parkı'nda yürütülüyor ve yaban hayatını daha güvenli ve restore edilmiş bir habitat içinde toplanmaya teşvik etmeyi amaçlıyor.</p><p></p><p>Yapay kuşlar, Wyoming Av ve Balıkçılık Departmanı'nın sağladığı tüyler gibi gerçekçi dokunuşlar içerirken, diğerleri TJ Maxx'in beyaz battaniyesi ve HelloFresh yemek setinden alınan köpük gibi daha doğaçlama malzemelerden yapıldı. Bölgedeki lise öğrencilerinin makineleri yapmasına yardım eden robotik eğitmeni Gary Duquette, WyoFile'a bunların "bir nevi Frankenbird" olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Robot orman tavukları, kuşların çarpıcı kur yapma davranışlarını taklit edecek şekilde programlandı. Dans benzeri hareketler yapıyor ve kaydedilmiş çiftleşme çağrısı seslerini senkronize halde çıkarıyorlar. Duquette, makinelerin "bir bakıma üç kere döndükten sonra üç kere kanat çırpma hareketleri yaptığını" açıkladı.</p><p></p><p>SFGate'e konuşan park sözcüsü Emily Davis, bu cihazların aktif bir üreme alanını simüle ederek "bu aktiviteyi başlatmasının" beklendiğini ve böylece gerçek adaçayı orman tavuklarının restore edilen alanda görünmeye ve yuva kurmaya başlamasının umulduğunu söyledi. Yavrular çiftleşme alanlarının yakınında yetiştirildiğinden, hayvanların ilgisi başarıyla çekilirse yerel popülasyonlar kademeli şekilde yeniden oluşturabilir.</p><p></p><p>WyoFile'a göre, 1965'ten bu yana ABD'nin batısındaki orman tavuğu sayısı yaklaşık yüzde 80 azaldı. Yayın kuruluşu, Jackson Hole'daki bir üreme alanında erkek adaçayı orman tavuğu sayısının 1950'de 73'ken geçen yıl sadece üçe düştüğünü bildiriyor.</p><p></p><p>Bu türün sayısındaki azalma, kısmen habitat kaybı ve insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Parkın güney bölgesinde bir zamanlar verimli olan sagebrush (Kuzey Amerika'ya özgü odunsu bir tür çalı bitkisi -çn.) düzlüklerinin, onlarca yıldır sığır otlatılması nedeniyle tahrip olması nedeniyle hayvanların besin kaynakları ve barınak alanları azaldı.</p><p></p><p>Otlatma faaliyetlerinin sonlandırılmasına ve yıllardır süren restorasyon çalışmalarına rağmen zorluklar devam ediyor. Bir ulusal park içindeki tek havalimanı olan yakındaki Jackson Hole Havalimanı da riskler yaratıyor. Davis'e göre 1990'la 2013 arasında uçaklarla bağlantılı kazalarda 32 kuş öldü.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202026/kus-2.jpg" alt="kus-2"></p><p></p><p><b><i>Yapay kuşlar, Wyoming Av ve Balıkçılık Departmanı tarafından sağlanan tüyler gibi gerçekçi malzemelerin yanı sıra battaniye ve köpük bloklar gibi doğaçlama malzemelerle yapıldı&nbsp;</i></b></p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202026/kus-1.jpg" alt="kus-1"></p><p></p><p><b><i>Robotik eğitmeni Gary Duquette, robotları "bir nevi Frankenbird" diye tanımladı</i></b></p><p></p><p>Park yetkilileri ve havalimanı personeli, bu riskleri azaltmak için pistlerin güneyindeki yaklaşık 400 dönümlük eski otlak alanı yenileme, yerel bitki örtüsünü tekrar canlandırma ve açık üreme alanlarını koruma çalışmaları yürütüyor.</p><p></p><p>Yayın kuruluşuna konuşan Davis, "Restorasyonun zorluklarından biri, harika bir habitat yaratsak bile yaban hayatının her zaman çabucak ortaya çıkmaması" dedi.</p><p></p><p>Mayıs ortasına kadar sürecek bu yılki üreme sezonunda araştırmacılar, uzaktan kameralar kullanarak gerçek adaçayı orman tavuklarının robotik gösterilere tepki verip vermediğini ve yenilenen çiftleşme alanlarına geri dönüp dönmediğini takip ediyor.</p><p></p><p>Yetkililer bu girişim başarılı olursa, nihayetinde benzer robotik sistemlerin yaban hayatı yönetiminde zorluklar yaşayan diğer ulusal parklarda da kullanılabileceğini söylüyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">1500 yıllık iskeletler, Kore'de kurban edilen aileleri ortaya çıkardı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/1500-yillik-iskeletler-korede-kurban-edilen-aileleri-ortaya-cikardi-5695/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/1500-yillik-iskeletler-korede-kurban-edilen-aileleri-ortaya-cikardi-5695/</id>
<published><![CDATA[2026-04-11T13:37:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-11T13:37:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_06B2CA-D7590A-669BD4-C33807-16E6E2-86425D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kore Yarımadası'nın güneydoğusundaki Gyeongsan'da ortaya çıkarılan düzinelerce iskeletle ilgili yeni bir analize göre, yaklaşık 1500 yıl önce Kore'de kraliyeti onurlandırmak amacıyla yapılan ritüellerde aileler bütün fertleriyle kurban edilmişt.</p><p></p><p>Bulgular, Antik Kore krallıklarında kölelik, toplumsal hareketlilik ve kurumsallaşmış şiddet hakkında yeni soruları gündeme getiriyor.</p><p></p><p>Ayrıca dönemin sosyal yapısı ve gelenekleri hakkında ilk geniş kapsamlı bilimsel kanıtları sunarak Silla Krallığı (MÖ 57 - MS 935) zamanında yakın akrabalar arası evliliklerin yaygın olduğunu ispatlıyor.</p><p></p><p>Arkeologlar, bölgede 4. ila 6. yüzyıllarda inşa edilmiş bir mezarlık kompleksini ilk kez 1982'de ortaya çıkarmıştı.</p><p></p><p>1600'den fazla mezar ve 260 kişinin kalıntılarının çıkarıldığı kompleksin, yerel yönetici ailelerin mezarlarını içerdiği düşünülüyordu.</p><p></p><p>Ancak bu bölgede gömülen insanların birbirleriyle ilişkisi ve dönemin sosyal hiyerarşisi belirsizliğini koruyordu.</p><p></p><p>Bilim insanları son araştırmada, Gyeongsan'daki Imdang-Joyeong mezarlık kompleksinde keşfedilen 44 mezardan çıkarılan 78 insan kalıntısına ait genom verilerini analiz etti.</p><p></p><p>Mezarların en az 20'sinde, bireylerin kurban edilip ölülerin yanına gömüldüğü "sunjang" uygulamasına ilişkin kanıtlar görüldü.</p><p></p><p>Bilim insanları en az üç vakada, ebeveyn-çocuk çiftleri de dahil yakın akrabaların aynı mezara birlikte gömüldüğünü tespit etti.</p><p></p><p>Araştırmacılar mezarlardan birinde hem ebeveynlerin hem de çocuklarının bulunduğunu saptadı.</p><p></p><p>Bilim insanları hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada "Genetik bulgularımız, bir ailenin tamamının sunjang uygulamasına maruz kaldığını ilk kez doğruluyor" diye yazıyor.</p><p></p><p>Cambridge'deki Erken Kore Çalışmaları Merkezi Direktörü Jack Davey, Live Science'a yaptığı açıklamada şunları söylüyor:</p><p></p><p>Eğer doğruysa, Silla'nın merkezinin dışındaki bu bölgesel yönetimde kurban sınıfı olduğu izlenimi veren bir grubun varlığı, Silla toplumunu nasıl anladığımız üzerinde derin etkiler yaratır.</p><p></p><p>Son bulgular, sunjang ritüeli için seçilen kişilerin rollerini miras aldığına işaret ediyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, "Kurban edilen bireyler arasında nesiller boyu görülen genetik akrabalık, mezar sahibi sınıf için peşpeşe kuşaklar boyunca kurban olarak hizmet eden aileler bulunduğu anlamına gelebilir" diye yazıyor.</p><p></p><p>Bilim insanları hem soylu hem de soylu olmayanlar arasında, gömülen bireylerin 5'inin ebeveynlerinin yakın akraba olduğunu tespit etti. Bu da hem Silla kraliyet elitlerinin hem de kurban edilen Silla halkının yakın akraba evliliği yaptığını gösteriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Araştırmacılar kanıtlara dayanarak bu bölgede, ölen soylularla birlikte gömülme rollerini miras alan ve çekirdek siyasi çevrenin dışında kalan bir "kurban kastı" olabileceğinden şüpheleniyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, kurban edilip gömülmek üzere seçilenlerin hizmetkarlar, uşaklar veya bakımı üstlenilen kişiler olabileceğini ve bunun, ölenlerin öbür dünyada yardımcılara ihtiyaç duyduduğu inancını yansıttığını söylüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar perşembe günü yaptıkları açıklamada bu analizlerin genel olarak "Antik Avrupa'da gözlemlenenlerden farklı bir akrabalık yapısını vurguladığını ve bu dönemde yerel toplulukların nasıl örgütlendiğine dair yeni bir bakış açısı sunduğunu" belirtiyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yeşil çay ve nar alzheimer'a aynı anda etki ediyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yesil-cay-ve-nar-alzheimera-ayni-anda-etki-ediyor-1134/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yesil-cay-ve-nar-alzheimera-ayni-anda-etki-ediyor-1134/</id>
<published><![CDATA[2026-04-10T10:56:16+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-10T10:56:16+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B4B5FB-09E140-4091EA-A0BD8F-93B690-CF9049.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Alzheimer gibi karmaşık bir hastalıkta tek bir çözüm yeterli olmayabilir.</p><p></p><p>Yeni bir çalışma, yeşil çay ve narda bulunan iki doğal bileşenin birlikte kullanıldığında, beyin hücrelerine zarar veren protein birikimini daha güçlü şekilde azaltabildiğini gösterdi.</p><p></p><p>Yani bu iki madde tek tek değil, birlikte çalıştığında daha etkili olduğu bulundu. Çalışma, Journal of Neuroscience Research dergisinde yayımlandı.</p><p>&nbsp;</p><p>İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi (IBG) ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Güneş Özhan ve ekibi ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ayşe Semra Koçtürk, bu çalışmayı birlikte yürüttü.</p><p></p><p>İki ekip, söz konusu bileşenlerin Alzheimer ile ilişkili zararlı protein birikimini laboratuvar ortamında tek başlarına olduklarından çok daha etkili biçimde azalttığını gösterdi.</p><p>&nbsp;</p><p>Yani bu iki doğal bileşen birlikte çalıştığında, beyin hücrelerine zarar veren protein kümelerini ve hücre içindeki stresi daha fazla azaltabiliyor.</p><p></p><p>Bu bulgu, Alzheimer gibi karmaşık bir hastalıkta tek bir proteini hedeflemek yerine birden fazla süreci aynı anda etkilemenin daha etkili olabileceğini düşündürüyor.</p><p>&nbsp;</p><p><b>2 madde birlikte daha etkili</b></p><p></p><p>Özhan ve Koçtürk ekipleri, yeşil çaydaki en güçlü antioksidan bileşen olan EGCG ile nar kabuğundaki punikalagin adlı bileşeni bir arada test etti.</p><p></p><p>Sonuçlar, bu iki maddenin birlikte çalıştığında Alzheimer'ın temel belirtisi olan anormal protein birikimini her birinin ayrı ayrı yaptığından çok daha güçlü şekilde azalttığını gösterdi.</p><p></p><p>Prof. Dr. Özhan, araştırmanın çıkış noktasını şöyle anlattı:</p><p></p><p>Daha önce hem EGCG hem de punikalaginin tek başına nöroprotektif etkileri biliniyordu. Biz de bu iki doğal bileşiğin birlikte kullanıldığında sinerjik bir etki oluşturup oluşturamayacağını merak ettik. Alzheimer gibi çok faktörlü bir hastalıkta tek bir hedef yerine birden fazla mekanizmayı aynı anda etkilemenin daha etkili olabileceği fikri bu çalışmanın temel çıkış noktası oldu.</p><p></p><p><b>Alzheimer neden bu kadar zor bir hastalık?</b></p><p></p><p>Alzheimer, beyinde biriken anormal protein kümeleri nedeniyle sinir hücrelerinin hasar gördüğü ve zamanla yok olduğu bir hastalık. Dünya genelinde 55 milyondan fazla kişiyi etkiliyor.</p><p></p><p>Araştırma, zebra balıkları üzerinde yürütüldü. İnsan genleriyle yüzde 70-80 oranında genetik benzerlik taşıyan bu balıklar, nörolojik hastalık araştırmalarında sıklıkla kullanılan bir model.</p><p></p><p>Bilim insanları önce balıkların beynine Alzheimer'la ilişkili bir protein enjekte ederek hastalığa benzer bir tablo oluşturdu, ardından kombinasyonu uygulayıp sonuçları inceledi.</p><p></p><p>Özhan, deneyde gözlemlediklerini şöyle aktardı:</p><p></p><p>Zebra balığı modelinde Alzheimer benzeri bir tablo oluşturduktan sonra, kombinasyon tedavisinin hem moleküler hem hücresel hem de davranışsal düzeyde etkili olduğunu gördük. Amiloid-beta birikimi belirgin şekilde azaldı, nöronal hasar geriledi ve nöroinflamasyon baskılandı. Ayrıca nöron yoğunluğunun yeniden arttığını ve nörogenezi desteklendiğini gözlemledik. Bu da sadece koruyucu değil, aynı zamanda toparlanmayı destekleyen bir etki olduğunu gösteriyor.</p><p>&nbsp;&nbsp;</p><p><b>Hem protein birikimini hem iltihabı baskıladı</b></p><p></p><p>Bulgular birçok cephede dikkat çekici çıktı. Kombinasyon tedavisi beyindeki anormal protein birikimini azaltırken aynı zamanda beyin iltihabını da baskıladı. Hasarlı sinir hücrelerinin toparlanmasına katkı sağladı. Üstelik bunu mevcut ilaçlardan daha güçlü biçimde yaptı.</p><p></p><p>Özhan, kombinasyonun mevcut ilaçla karşılaştırıldığında daha güçlü çıkmasını şöyle değerlendirdi:</p><p></p><p>Mevcut ilaçlar genellikle tek bir mekanizmayı hedefliyor, örneğin asetilkolinesteraz inhibisyonu gibi. Ancak bizim çalışmamızda EGCG ve punikalagin kombinasyonu; amiloid birikimi, inflamasyon, hücresel hasar ve gen ekspresyonu gibi birden fazla süreci aynı anda etkiledi. Bu çoklu etki mekanizması sayesinde bazı parametrelerde referans ilaçtan daha güçlü sonuçlar elde ettik. Bu da Alzheimer gibi kompleks hastalıklarda kombinasyon yaklaşımlarının önemini ortaya koyuyor.</p><p></p><p><b>Beyine ulaşabilmesi kritik bir adım</b></p><p></p><p>Alzheimer ilaçlarının önündeki en büyük engellerden biri kan-beyin bariyeri. Beyin, kendini dışarıdan gelen maddelere karşı koruyan bu bariyer sayesinde pek çok ilaç adayını içeri almıyor. Araştırmacılar bu kombinasyonun o engeli de aşabildiğini gösterdi.</p><p></p><p>Özhan, bu bulguya ilişkin şunları söyledi:</p><p></p><p>Kan-beyin bariyerini aşabilmek, nörolojik hastalıklar için geliştirilen tedavilerde en kritik aşamalardan biridir. Daha önce yaptığımız çalışmalarda bu iki bileşiğin bu bariyeri geçebildiğini göstermiştik ve bu çalışmada da in vivo modelde etkili olduklarını doğruladık. Bu, biyolojik olarak aktif bileşiklerin gerçekten hedef dokuya ulaşabildiğini göstermesi açısından çok önemli bir bulgu.</p><p>&nbsp;</p><p><b>Davranışlar da düzeldi</b></p><p></p><p>Araştırmanın ilgi çekici bulgularından biri davranışsal alanda ortaya çıktı. Alzheimer hastalarında sıkça görülen anksiyete ve saldırganlık, hastalığın zebra balığı modelinde de kendini gösterdi. Kombinasyon tedavisi bu davranışsal belirtileri de önemli ölçüde azalttı.</p><p></p><p>Özhan, bu bulgunun klinik açıdan önemini şöyle açıkladı:</p><p></p><p>Alzheimer sadece bilişsel kayıpla sınırlı değil; hastalarda anksiyete, ajitasyon ve agresyon gibi davranışsal semptomlar da oldukça yaygın. Bizim modelimizde bu davranışların da iyileştiğini görmek, tedavinin yalnızca patolojiyi değil, yaşam kalitesini etkileyen semptomları da hedefleyebileceğini gösteriyor. Bu açıdan klinik olarak oldukça değerli bir bulgu.</p><p></p><p><b>Peki, günlük yeşil çay veya nar yemek yeterli mi?</b></p><p></p><p>Araştırmayı okuyanların aklına ilk gelen “Günlük yeşil çay veya nar yemek yeterli mi?” sorusuna Özhan şu yanıtı verdi:</p><p></p><p>Bu sonuçlar doğrudan günlük beslenmeyle elde edilebilecek etkiler değil. Biz bu çalışmada kontrollü dozlarda ve belirli bir formülasyonla uygulanan bileşiklerin etkisini inceledik. Yeşil çay içmek ya da nar tüketmek elbette sağlıklı, ancak burada gördüğümüz etki, belirli konsantrasyonlar ve biyoyararlanım koşullarıyla ilişkili.</p><p></p><p>Çalışma şu aşamada hayvan deneyi düzeyinde. Zebra balığında elde edilen sonuçların insanlara doğrudan aktarılması mümkün değil; bunun için daha geniş kapsamlı çalışmalar gerekiyor.</p><p></p><p>Özhan, sonraki adımları şöyle özetledi:</p><p></p><p>Bu çalışma önemli bir ön kanıt sunuyor ancak henüz erken aşamada. Bir sonraki adımda bu kombinasyonun farklı hayvan modellerinde ve daha ileri sistemlerde test edilmesi gerekiyor. Ardından güvenlilik, doz optimizasyonu ve etki mekanizmalarının daha detaylı incelenmesiyle klinik çalışmalara doğru ilerlenebilir. Amacımız, çoklu hedeflere etki eden yeni nesil tedavi yaklaşımlarına katkı sağlamak.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Fentanil"den 10 kat güçlü" uyuşturucu ABD'de yayılıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/fentanilden-10-kat-guclu-uyusturucu-abdde-yayiliyor-8655/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/fentanilden-10-kat-guclu-uyusturucu-abdde-yayiliyor-8655/</id>
<published><![CDATA[2026-04-09T17:23:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-09T17:23:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A2B6D8-29A88F-E5E9DA-8099D5-0BA7F5-C0F6BC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Fentanilden 10 kat daha güçlü olduğuna inanılan yeni bir sentetik uyuşturucu, Tennessee'de onlarca can kaybıyla ilişkilendirildi ve ABD genelindeki eyaletlerde bildirilen ölümlerin sayısı da giderek artıyor.</p><p></p><p>N-Propionitril klorfin adlı bu uyuşturucu, ilk olarak 2024'ün ortalarında Pensilvanya'ya bağlı Horsham'daki Adli Bilim Araştırma ve Eğitim Merkezi tarafından otopsilerde toksikoloji testlerinde tespit edildi ve o zamandan beri kullanımında adeta patlama yaşandığı anlaşılıyor.</p><p></p><p>Adli uzmanlara göre bu uyuşturucu, eğlence amaçlı uyuşturucu piyasasında ilk kez 2020'de ortaya çıkan ve "orfinler" diye bilinen yeni bir sentetik opioid alt sınıfına ait. Uyuşturucu genellikle meşru reçeteli haplara veya diğer maddelere benzeyecek şekilde üretiliyor, bu da kişilerin ne aldıklarını bilmelerini zorlaştırıyor.</p><p></p><p>Riski artıran bir başka unsur da N-Propionitril klorfinin fentanil test şeritleri tarafından tespit edilememesi.</p><p></p><p>Tennessee'deki yetkililer, 2026'da bugüne kadar 11 ilçede yaşanan 41 ölümle bu uyuşturucuyu ilişkilendirdi. Oklahoma Eyalet Narkotik Bürosu, martta N-Propionitril klorfinle ilgili en az bir ölüm bildirdi; Kentucky ise şubatta kamu güvenliği uyarısı yayımladı.</p><p></p><p>Uyuşturucu 7 eyalette daha ortaya çıktı: Kaliforniya, Nevada, Teksas, Louisiana, Illinois, New York ve Pensilvanya. Ayrıca üç Kanada eyaletinde de ölümlerle ilişkilendirildi.</p><p></p><p>Tennessee'deki Knox County Bölgesel Adli Tıp Merkezi'nin baş idari görevlisi ve müdürü Chris Thomas, WATE'ye, "Sokakta satılan uyuşturucuları kullanmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı" diye konuştu.</p><p></p><p>Bunun sınırlı bir tedarikle mi, tek bir kötü partiyle mi sınırlı olduğunu yoksa uyuşturucu arzında uzun vadeli bir değişimin göstergesi mi olduğunu bilmiyoruz. Asıl endişe verici olan bu.</p><p></p><p>Merkez, N-propionitril klorfinin, fentanil ve metamfetamin gibi diğer uyuşturucularla birlikte toksikoloji raporlarında bulunduğunu belirtiyor. Fentanilin eroinden 50 ila 100 kat daha güçlü olduğuna inanılıyor.</p><p></p><p>Oklahoma'nın Tulsa kentindeki OSU Bağımlılık Tedavi Kliniği'nde bağımlılık tıbbı ve aile hekimliği uzmanı olan Dr. Rachel Wirginis, "Siklorfin, opioid krizinde tehlikeli bir değişimi temsil ediyor" dedi.</p><p></p><p>Ölümcül sonuçları önlemek için hızlı fark edilmesi ve agresif müdahale gerektiren giderek daha güçlü sentetik opioidler görüyoruz.</p><p></p><p>The Independent, N-propionitril klorfin hakkında daha fazla bilgi için ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'yle iletişime geçti.</p><p></p><p>Uyuşturucunun kesin kökeni bilinmiyor ancak bazı uzmanlar bunun büyük ölçekte üretildiğine inanıyor. Amerikan Bağımlılık Tıbbı Derneği'nin seçilmiş başkanı Timothy Wiegand, The Hill'e, "Bunların çoğu ya Güney Asya'dan, Çin'den, yani çok sayıda kimyasal tedarik şirketinin bulunduğu yerlerden geliyor" dedi.</p><p></p><p>Bu uyuşturucu, ABD'den veya metamfetamin gibi banyoda birkaç malzemeyi kullanarak üreten birinin elinden çıkmıyor. Uluslararası, çok kademeli uyuşturucu dağıtım ağlarından, bazı kartellerden ya da diğer bağımsız ağlardan geliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çin derin deniz turizmine yöneldi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/cin-derin-deniz-turizmine-yoneldi-4944/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/cin-derin-deniz-turizmine-yoneldi-4944/</id>
<published><![CDATA[2026-03-25T11:31:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-25T11:31:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_69BF5A-6CDF9D-F243DC-5C42E2-7285ED-9F3D2C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kaşifleri 1000 metreye kadar derinliklere indirebilen ilk turistik derin deniz denizaltısını 2030'a kadar suya indirmeye çalışan Çin, bu alanda çoğunluğu Batılı olan birkaç girişimle rekabete hazırlanıyor.</p><p></p><p>Yerel basına göre Jiangsu eyaletinin Wuxi kentindeki Çin Gemi Bilimsel Araştırma Merkezi'nden mühendisler, her seferde üç yolcu ve bir mürettebat üyesini taşıyabilecek bir turistik denizaltı inşa etmek için çalışıyor.</p><p></p><p>Proje yaklaşık 4 yıldır geliştirilirken, prototipin bu yılın sonunda suya indirilmesi bekleniyor.</p><p></p><p>Titan'ın sahibi yolculuğu böyle pazarlıyormuş: "Karşıdan karşıya geçmekten daha güvenli"</p><p></p><p>Araştırma merkezinin müdürü Ye Cong, China Daily'ye yaptığı açıklamada, "İnsanlar bu denizaltıyla yaklaşık 1000 metre derinliğe inebilecek" diyor.</p><p></p><p>"4 yılı aşkın bir araştırma sürecinin ardından mühendisler yapısal tasarımı tamamladı" diyen müdür, prototip hazır olduğunda deniz denemeleri yapacaklarını ve "sonuçlara göre tasarımı iyileştireceklerini" ekledi.</p><p></p><p>Mühendislere göre denizaltı, geliştirilmesi en zor yapısal özellik olan panoramik bir gözlem penceresine sahip.</p><p></p><p>Çin'de halihazırda faaliyet gösteren turizm amaçlı düzinelerce denizaltı var ancak bunlar yalnızca yaklaşık 20 metreye kadar dalabiliyor ve faaliyetleri baraj gölleri, göller ve kıyı sularıyla sınırlı.</p><p></p><p>Okyanus yüzeyinin altındaki yeni dünyaları keşfetmeleri için zengin gezginleri cezbeden derin deniz denizaltı turizmi, seyahat sektörünün en ayrıcalıklı ve en az denetlenen alanlarından biri olmayı sürdürüyor.</p><p></p><p>Yalnızca bir avuç ülkenin denediği bu alan, hâlâ Batılı özel girişimlerin hakimiyetinde.</p><p></p><p>Sektörde kazalar da yaşandı.</p><p></p><p>OceanGate'e ait deneysel denizaltı Titan'ın Haziran 2023'te yaklaşık 4000 metre derinlikte içe doğru patlamasıyla, şirketin CEO'su dahil araçtaki 5 kişi hayatını kaybetmişti.</p><p></p><p>Titanik enkazına doğru yol alan Titan'ın, yetersiz mühendislik ve geminin test edilmesindeki birçok ihmal nedeniyle içe doğru patladığının daha sonra yapılan soruşturmada ortaya çıkması, derin deniz turizmindeki güvenlik standartları ve denetime dair soru işaretleri yarattı.</p><p></p><p>Hindistan da Titanik'in yattığı yerden daha derine üç kişiyi götürebildiği bildirilen yeni derin deniz denizaltısı için bir dizi "ıslak test" gerçekleştiriyor. Matsya-6000'nin, Titanik enkazının bulunduğu 3600 metrenin neredeyse iki katı derinliğe, 6000 metreye kadar inebileceği söyleniyor.</p><p></p><p>EYOS Expeditions gibi özel şirketler, ultra zengin müşteriler için sualtı dalışları düzenleyerek Triton Submarines tarafından üretilen yüksek donanımlı denizaltılarla genellikle 300-1000 metre derinliğe iniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kirpileri araba çarpmasından ultrason dalgaları kurtarabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kirpileri-araba-carpmasindan-ultrason-dalgalari-kurtarabilir-9669/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kirpileri-araba-carpmasindan-ultrason-dalgalari-kurtarabilir-9669/</id>
<published><![CDATA[2026-03-16T08:59:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-16T08:59:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2C9412-974258-4F7486-1C206B-06C4C2-0D3DE2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'nin 2024 verilerine göre, her üç kirpiden biri trafik kazalarında ölüyor ve popülasyon ciddi bir düşüşle karşı karşıya.</p><p></p><p>Ancak Oxford Üniversitesi'nde yapılan yeni araştırma, çok sevilen bu memelinin yüksek frekanslı ultrasonik sesleri duyabildiğini ve işitme duyusunun köpek veya kedilerden daha keskin olduğunu ortaya koydu.</p><p></p><p>Araştırmacılar, ultrasonik kovucuların kirpileri yollardan uzak tutmakta kullanılabileceğini ve arabaların çarpması sonucu ölen kirpi sayısını azaltabileceğini buldu.</p><p></p><p>Oxford Yaban Hayatı Koruma Araştırma Birimi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan Dr. Sophie Lund Rasmussen şunları söyledi:</p><p></p><p>Kirpilerin ultrasonik sesler duyabildiğini keşfettikten sonraki aşama, otomobil endüstrisi içinde araçlar için ses caydırıcıları tasarlayacak ve finanse edecek ortaklar bulmak olacak.</p><p></p><p>Gelecekteki araştırmalarımız kirpileri araçlardan uzak tutacak etkili bir cihaz tasarlamanın mümkün olduğunu gösterirse bu, düşen Avrupa kirpisi popülasyonuna yönelik karayolu trafiği tehdidini azaltmada önemli rol oynayabilir.</p><p></p><p>Çalışmada, Danimarka'daki meslektaşlarıyla işbirliği yapan araştırmacılar, Danimarka'daki vahşi yaşam kurtarma merkezlerinden alınan 20 rehabilite edilmiş kirpinin işitsel beyin sapı tepkisini test etti.</p><p></p><p>Bu yöntem, hayvanlara yerleştirilen küçük elektrotlar aracılığıyla iç kulak ve beyin arasında hareket eden elektrik sinyallerini kaydederken, küçük bir hoparlörden kısa ses sinyalleri verilmesini içeriyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202026/sophie.jpg" alt="sophie"></p><p></p><p><b><i>Dr. Sophie Lund Rasmussen, arabalardaki ultrasonik kovucuların kirpiler için yol trafiği tehditlerini azaltmada önemli etkiye sahip olabileceğini söyledi&nbsp;</i></b></p><p></p><p>Elektrotlar, 4-85 kHz aralığında sinyaller çalındığında beyin sapının aktive olduğunu ve yaklaşık 40 kHz'de en yüksek hassasiyete ulaştığını tespit etti. Bu, kirpilerin ultrasonik aralıkta (20 kHz'den yüksek frekanslardan başlayan) en az 85 kHz'e kadar duyabildiğini gösteriyor.</p><p></p><p>Deneylerden sonra bir veteriner tarafından kontrol edilen kirpiler, ertesi gece vahşi doğaya geri bırakıldı.</p><p></p><p>Çalışmanın ortak yazarı Profesör David Macdonald şunları söyledi:</p><p></p><p>Koruma amaçlı araştırmalar, bir türün biyolojisi hakkında temel ve yeni bir keşfe yol açtığında, bu da döngüyü tamamlayıp koruma için yeni bir yol sunduğunda özellikle heyecan verici oluyor.</p><p></p><p>Artık kritik soru, kirpilerin ultrasona, çim biçme robotları veya hatta arabalarla çarpışma risklerini azaltabilecek şekilde tepki verip vermediği.</p><p></p><p>"Hearing and anatomy of the ear of the European hedgehog Erinaceus europaeus" (Avrupa kirpisi Erinaceus europaeus'un işitme ve kulak anatomisi) başlıklı çalışma Biology Letters adlı akademik dergide yayımlandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Rakunların sırf eğlence için bulmaca çözdüğü bulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/rakunlarin-sirf-eglence-icin-bulmaca-cozdugu-bulundu-6576/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/rakunlarin-sirf-eglence-icin-bulmaca-cozdugu-bulundu-6576/</id>
<published><![CDATA[2026-03-12T08:06:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-12T08:06:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2DEF73-4F3F1B-D93C24-8231DA-7C4F8F-9B092B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Rakunların, sonunda herhangi bir ödül beklemeden bile bulmacaları çözebilecek kadar meraklı canlılar olduğunu gösteren yeni bir araştırma, bu hayvanların kentlerdeki davranışlarını daha iyi açıklamaya fayda sağlayabilir.&nbsp;</p><p></p><p>Genellikle fırsatçı leşçiller gibi görülen bu hayvanlar, nispeten güvenli kilitleri olan çöp ve kompost kutularını bile açabiliyor.</p><p></p><p>Ancak yeni bir araştırma, rakunların yiyecek ararken sadece aç değil, gerçekten meraklı olabileceğini öne sürüyor.</p><p></p><p>British Columbia Üniversitesi'nden araştırmacılar, rakunların ulaşabildikleri tek yiyecek ödülünü aldıktan çok sonra da bulmacaları çözmeye devam ettiğini saptadı.</p><p></p><p>Bu bulgu, açlığın ötesinde daha içsel bir motivasyonun davranışlarını yönlendirdiğine işaret ediyor.</p><p></p><p>Bilim insanları çalışmada, kolay, orta ve zor şeklinde gruplandırılmış 9 giriş noktasına sahip, çoklu erişimli özel bir bulmaca kutusu yaptı.</p><p></p><p>Mandallar, sürgülü kapılar veya düğmeler gibi mekanizmalara sahip kutuda tek bir marshmallow vardı.</p><p></p><p>Her 20 dakikalık denemede rakunların marshmallow'u yedikten sonra genellikle yeni mekanizmaları açmaya devam etmesi, bilgi arama eğiliminin açık bir işaretiydi.</p><p></p><p>Hakemli dergi Animal Behaviour'da yayımlanan çalışmanın yazarlarından Hannah Griebling, "Tek bir denemede üç farklı çözüm yolunu da bulmalarını beklemiyorduk. Sonunda marshmallow olmasa bile problem çözmeye devam ettiler" diyor.</p><p></p><p>Rakunlar bulmacaları kolayca çözdüklerinde bile kutuyu kapsamlı bir şekilde keşfetmeyi sürdürerek birden fazla girişi denedi ve sıralarını değiştirdi.</p><p></p><p>Görevler zorlaştığında güvenilir bir çözümü tercih ediyor gibi görünseler de yine de birden fazla yolu incelediler.</p><p></p><p>Bu da rakunların keşif stratejilerini algılanan maliyet ve riske göre ayarlayabildiğini, yani diğer hayvanlar ve insanlardaki karar verme modellerine benzer biçimde hareket ettiğini gösteriyor.</p><p></p><p>Dr. Griebling "Bu modele bir restoranda sipariş veren herkes aşinadır... En sevdiğiniz yemeği mi sipariş edeceksiniz yoksa yeni bir şey mi deneyeceksiniz? Risk yüksekse (pahalı bir yemeği sevmeyebilirsiniz) güvenli seçeneği tercih edersiniz" diye açıklıyor.</p><p></p><p>Rakunlar, maliyet düşük olduğunda keşfe çıkıyor ve risk yüksek olduğunda hızlıca güvenli seçeneği tercih ediyor.</p><p></p><p>Problemleri yalnızca yiyecek için değil, bilgi edinmek için de çözmeleri, rakunlara karmaşık ortamlarda avantaj sağlıyor ve çöp kutuları gibi diğer yiyecek kaynaklarına ulaşmalarını kolaylaştırıyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, rakunların şehirlerde başarılı olmasının bundan kaynaklanabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Ön pençelerinin de duyu sinirleri açısından zengin olması, mandalları ve kulpları hareket ettirerek yiyecek aramalarına yardımcı oluyor.</p><p></p><p>Dr. Griebling, "Rakunların başarılı olmalarını sağlayan bilişsel özellikleri anlamak, zorluk çeken türlerin yönetimine rehberlik edebilir ve problem çözme yoluyla insan yapımı kaynaklara erişen, ayılar gibi diğer türlere yönelik stratejiler geliştirilmesine katkı sunabilir" diyor.</p><p></p><p>Çalışmanın bir diğer yazarı Sarah Benson-Amram da şu ifadeleri kullanıyor:</p><p></p><p>Rakunların zekası uzun zamandır halk kültüründe yer alsa da bilişsel yetenekleri üzerine yapılan bilimsel araştırmalar hâlâ sınırlı. Bu tür çalışmalar, bu ünü destekleyen deneysel kanıtlar sağlıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">700 yıl önceki pandeminin sırları aydınlanıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/700-yil-onceki-pandeminin-sirlari-aydinlaniyor-1287/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/700-yil-onceki-pandeminin-sirlari-aydinlaniyor-1287/</id>
<published><![CDATA[2026-03-07T09:41:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-07T09:41:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D7B458-41E929-B33F8D-207702-F8C81A-522B0B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yeni bir çalışma, 1347 - 1353 döneminde Avrupa nüfusunun neredeyse yarısının hıyarcıklı veba nedeniyle yok olmasının, kıta genelindeki bitki çeşitliliğinde şaşırtıcı bir düşüşe yol açtığını gün yüzüne çıkarıyor.</p><p></p><p>Önceden, insan faaliyetlerinin doğası gereği biyolojik çeşitliliğe zarar verdiği düşünüldüğünden, büyük ölçekli nüfus düşüşlerinin çevre için faydalar doğurduğuna yaygın olarak inanılıyordu.</p><p></p><p>Araştırmacılar Ortaçağ Avrupası'nda Kara Ölüm'ün neden olduğu ani can kayıplarının çiftliklerin, köylerin ve tarlaların terk edilmesine yol açarak tarihsel ölçekte devasa bir "yeniden yabanileştirme" olayı yarattığını daha önce öne sürmüştü.</p><p></p><p>Bununla birlikte Avrupa genelindeki fosil polen kayıtlarının yeni bir analizi farklı bir hikaye anlatıyor.</p><p></p><p>Ecology Letters adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Jonathan Gordon, "Tarım arazileri terk edildikçe geleneksel arazi yönetimi uygulamaları sona erdi ve ormanlar yayıldı" dedi.</p><p></p><p>York Üniversitesi Leverhulme Antroposen Biyoçeşitlilik Merkezi'nden Dr. Gordon, "Bitki biyoçeşitliliğinde artışa yol açmak bir tarafa, biyoçeşitlilik keskin biçimde düştü" ifadesini kullandı.</p><p></p><p>Çalışmada araştırmacılar, Kara Veba'dan önceki ve sonraki yüzyıllarda bitki çeşitliliğini inceledi ve biyoçeşitliliğin pandemiyi takip eden 150 yıl içinde önemli ölçüde azaldığını tespit etti.</p><p></p><p>Bilim insanları, günümüzde değer verilen bitki türlerinin çoğunun varlığının tarım, otlatma ve arazi temizliği gibi insan faaliyetlerinin uzun vadeli bozucu etkilerine bağlı olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Çağdaş "yeniden yabanileştirme" hareketi genellikle doğanın toparlanmasını sağlamak için insan faaliyetlerinin arazilerden çekilmesini teşvik eder.</p><p></p><p>Bulgular, en zengin ekosistemlerin insanlar tarafından dokunulmamış alanlarda bulunduğu fikrine meydan okuyor ve bunun modern koruma stratejileri üzerinde etkileri olabilir.&nbsp;</p><p></p><p>Zira insanları uzaklaştırmanın otomatikman daha sağlıklı veya daha fazla çeşitliliğe sahip ekosistemlere yol açmadığını gösteriyorlar.</p><p></p><p>Araştırma makalesinin bir diğer yazarı Chris Thomas, "Çalışmamız, insanlarla doğa arasındaki ilişkiye daha incelikli bir bakış açısı sunuyor" ifadesini kullandı.</p><p></p><p>Araştırma, insanların arazi kullanımının biyoçeşitlilikle çatışması gerekmediğini gösteriyor.</p><p></p><p>Dr. Thomas, "Aslında çoğu durumda birbirlerine bağlılar" dedi.</p><p></p><p>Bilim insanları, son birkaç bin yılda Avrupa ekosistemleriyle ilişkilendirilen birçok farklı biyoçeşitlilik türünü korumak için "yamalı bir yaklaşım" çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>Bu yaklaşımda aynı peyzaj içinde tarım alanları, ormanlar, meralar, göletler, göller ve diğerlerini barındıran bir mozaik korunur.</p><p></p><p>Dr. Gordon, "İnsanların çok ileri gidebileceği doğru ve bunu geniş mahsul monokültürlerinde ve aşırı otlatma yapılmış arazilerde gördük ama insanlarla biyoçeşitlilik arasında iyi bir dengenin sağlandığı modellerimiz var" dedi.</p><p></p><p>"Örneğin İberya'daki dehesalar ve montadoların yanı sıra Alpin çayırlar ve Macar kırsalında bunun mümkün olduğunu biliyoruz" ifadesini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Senegal toz bulutlarıyla kaplandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/senegal-toz-bulutlariyla-kaplandi-4960/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/senegal-toz-bulutlariyla-kaplandi-4960/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T09:00:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T09:00:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A74CD0-433199-75016F-1750B7-D33987-1C8D68.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ulusal Sivil Havacılık ve Meteoroloji Ajansından (ANACIM) yapılan açıklamada, ülke geneli için toz uyarısı yapıldı.</p><p></p><p>Açıklamada, dün itibarıyla ülke genelinde etkisini göstermeye başlayan tozlu hava nedeniyle gerekmedikçe evden çıkılmaması, çıkıldığında da maske takılması tavsiyesinde bulunuldu.</p><p></p><p>Dakar şehir merkezinde Hava Kalitesi İndeksi (AQI) "tehlikeli" anlamına gelen 400 seviyesini aşsa da sahil hattında uyarılara aldırmadan spor yapanlar dikkati çekti.</p><p></p><p>Kent toz bulutları nedeniyle sarı bir örtüyle kaplanırken, görüş mesafesi yer yer 500 metrenin altına düştü.</p><p></p><p>Hava kalite endeksi 0-50 arası "sağlıklı" değer olarak kabul ediliyor.</p><p></p><p>Dakar'da her 1 metreküplük hava kütlesindeki mikrogramlık ince partikül kirliliği (PM2,5) seviyesi de 166'ya çıktı.</p><p></p><p>Bilimsel verilere göre, 12 ve altı PM2,5 seviyesi "sağlıklı" kabul ediliyor. Uzun süre 50 PM2,5 seviyesine maruz kalmanın ciddi sağlık sorunlarına ve erken ölüme neden olduğu biliniyor.</p><p></p><p>- Afrika'da hava kirliliği 1,1 milyon can aldı</p><p></p><p>Çöl kumundan 20 kat daha küçük, insan saç telinden 100 kat daha ince olan, mikroskobik kirlilik olarak da adlandırılan PM2,5, doğrudan akciğerlere inebiliyor, kana karışabiliyor, hamilelerde erken doğum ve düşük riskini artırıyor.</p><p></p><p>Dakar'da 2023'te ortalama PM2,5 seviyesi, Dünya Sağlık Örgütünün yıllık hava kalitesi kılavuz değerinin yaklaşık 5,6 katına çıkarak 85 olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p>Lancet Planet Health isimli derginin 2021'de yayımladığı bir araştırmada, Afrika'da 2019'da hava kirliliğinin neden olduğu hastalıklar yüzünden 1,1 milyon kişinin öldüğü ortaya konulmuştu.</p><p></p><p>Dakar, endüstriyel atıklar, eski araç kullanımı ve trafik yoğunluğu gibi nedenlerle Afrika'da havanın en kirli olduğu başkentler arasında yer alıyor.</p><p></p><p>İnsan kaynaklı hava kirliliğinin yanı sıra dünyanın en büyük toz kaynağı kabul edilen Sahra Çölü'nden gelen kumla karışık toz bulutları da Dakar ve çevresinde ciddi kirliliğe neden oluyor.</p><p></p><p>Atmosferdeki toz emisyonlarının yarısından sorumlu olan kumla karışık çöl tozu, güçlü rüzgarlarla Batı Afrika'nın kıyı bölgelerine kadar ulaşıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Arjantin'de pirana paniği: Nehirde yüzen 40 kişi yaralandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/arjantinde-pirana-panigi-nehirde-yuzen-40-kisi-yaralandi-9297/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/arjantinde-pirana-panigi-nehirde-yuzen-40-kisi-yaralandi-9297/</id>
<published><![CDATA[2026-02-07T17:54:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-07T17:54:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A4A65C-69205A-00EDC4-EA783C-835200-631F6A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Arjantin’in Entre Rio eyaletinde bulunan Parana Nehri’nde yaşanan pirana saldırıları paniğe yol açtı. Victoria kenti yakınlarında 1 ve 2 Şubat tarihlerinde nehirde yüzen 40’tan fazla kişi, balıkların ısırması sonucu yaralandı.</p><p></p><p>Yetkililerin açıklamasına göre toplam 46 kişi saldırılarda yaralandı. Yerel medyaya konuşan plaj görevlilerinden biri, yaralanmaların ciddi olduğunu ve müdahale sırasında üç ilk yardım çantasını kullandığını söyledi.</p><p></p><p>Saldırıya uğrayan kişilerin çoğunun el ve ayaklarından ısırıldığı, bazı yaralıların kan kaybı yaşadığı bildirildi. Yaralılar arasında çocukların da bulunduğu aktarıldı.</p><p></p><p>Olayın ardından cankurtaranlar yüzücüleri sudan çıkardı ve bölgede kırmızı bayrak çekilerek yüzme yasaklandı.</p><p></p><p><b>40'tan fazla yaralı, biri parmağını kaybetti</b></p><p></p><p>Yerel hastane yetkilileri, tedavi edilen kişilerin büyük bölümünün yüzmenin yasak olduğu alanlara girdiğini belirtti. Uyarı levhalarının bölgede önceden yer aldığı ifade edildi.</p><p></p><p>Basına yansıyan bilgilere göre, yaralılardan biri parmağını kaybetti. Yaralı sayısının artması üzerine plaj tamamen kapatıldı.</p><p></p><p>Uzmanlar, yüksek sıcaklıklar ve nehir seviyesinin düşmesinin pirana saldırılarını artırdığını belirtiyor. Güney yarımkürede yaz mevsiminin yaşandığı Arjantin’de, sıcak havaların balıkların daha agresif davranmasına neden olduğu ifade ediliyor.</p><p></p><p>Paraná Nehri’nde daha önce de benzer saldırılar yaşanmıştı. 2013 yılında 60’tan fazla kişi, 2021’de ise yaklaşık 30 kişi piranha saldırısında yaralanmıştı.</p><p></p><p><b>'Pirana saldırısı sonucu ölümler son derece nadir'</b></p><p></p><p>Uzmanlara göre, piranaların davranışı, popüler kültürde sıkça abartıldığı kadar ölümcül değildir. Bilimsel veriler, pirana saldırılarının insanlara yönelik olarak nadiren ve çoğunlukla suyun yüzeyinde el, ayak gibi uzuvlara küçük ısırıklar şeklinde gerçekleştiğini gösteriyor.</p><p></p><p>Uzmanlar, bu tür saldırıların büyük kısmı ciddi yaralanmayla sonuçlanmadığını ve ölümlerin son derece seyrek olduğunu belirtiyor. Çoğu vaka, düşük su seviyeleri gibi çevresel koşulların etkisiyle balıkların daha yoğun bir şekilde kıyıya yaklaşmasıyla ilişkilendiriliyor.</p><p></p><p>Piranalar genellikle leş, küçük balıklar veya diğer su canlılarıyla beslenen balıklardır ve sinemalarda görülen gibi bilinçli, geniş çaplı saldırgan davranışlar sergilemeleri olağan değildir.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Isınan dünyada neden bu kadar çok kar yağıyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/isinan-dunyada-neden-bu-kadar-cok-kar-yagiyor-1946/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/isinan-dunyada-neden-bu-kadar-cok-kar-yagiyor-1946/</id>
<published><![CDATA[2026-01-31T14:20:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-31T14:20:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4DC3F5-F2F53C-A033ED-213B93-9835AC-136753.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Rusya'nın uzak doğusundaki Kamçatka, aralık ve ocak aylarında metrelerce kar altında kalan bölgelerden biri oldu.</p><p></p><p>NASA'ya göre 1970'lerden bu yana en karlı dönemini yaşayan yarımadada iki kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.</p><p></p><p>Japonya'da 26 Ocak itibarıyla son bir haftada yoğun kar yağışı ve sert kış koşullarının 10 kişinin ölümüne neden olduğu açıklandı.</p><p></p><p>ABD'yi etkisi altına alan kar fırtınasında ise onlarca kişi hayatını kaybetti, binlerce kişiyi etkileyen elektrik kesintilerine yol açtı. 27 Ocak itibarıyla ülkede binlerce uçuş iptal edildi.</p><p></p><p>Türkiye'de Ordu'dan Bitlis, Muş ve Van'a kadar birçok kenti kaplayan beyaz örtünün kalınlığı metrelerle ifade ediliyordu.</p><p></p><p>Diyarbakır, Elazığ ve Şırnak'ta kar yağışı yerini dondurucu soğuklara bıraktı. Artan buzlanmaya bağlı olarak yaşanan düşmeler nedeniyle binlerce kişinin kırık şikayetiyle hastanelere başvurduğu bildiriliyor.</p><p></p><p>Peki bu kış gerçekten sıradışı biçimde sert mi geçiyor? BBC Türkçe Kuzey Yarımküre'yi kasıp kavuran soğuk ve kar fırtınalarını uzmanlarla konuştu.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-1.jpg" alt="kar-1"></p><p></p><p><b><i>Kamçatka'da son 30 yılın en yoğun kar yağışı görüldü.</i></b></p><p></p><p>Britanya Hava Durumu Servisi'nde Kıdemli Meteorolog Jim Dale, son haftalarda Avrupa, Türkiye, ABD, Kanada ve Japonya'da görülen yoğun kar ve düşük sıcaklıkların doğal hava durumu değişkenliği içinde değerlendirilebileceğini söylüyor.</p><p></p><p>BBC Türkçe'ye konuşan Dale, bu durumun arkasındaki atmosferik sürecin önemli olduğunun altını çiziyor:</p><p></p><p>"Polar vortex (kutuplardaki güçlü alçak basınç sistemi) normalde kutuplarda kalır. Fakat zaman zaman atmosferin yukarısında meydana gelen ani stratosferik ısınma bu dengeyi bozar. Stratosfer ısındığında, alt tabakalardaki çok soğuk hava kutuplardan dışarı taşınır" diyor.</p><p></p><p>Dale, bu soğuk havanın, okyanus değil kıta bölgelerine yönelme eğiliminde olmasının Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da sert kış koşullarını oluşturduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Öte yandan uzman meteorolog bu atmosferik süreçlerdeki iklim değişikliği etkisine dikkat çekiyor.</p><p></p><p><b>'Aşırı soğukların sıklığı ve şiddeti azalıyor'</b></p><p></p><p>2025, küresel kayıtların başladığı 1850'den bu yana en sıcak üçüncü yıl oldu, bundan daha sıcak diğer iki yıl ise 2024 ve 2023'tü.</p><p></p><p>ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'ne göre (NOAA) aralık ayı sıcaklıkları 20. yüzyıl ortalamasının 1.05 derece üzerindeydi, 2025 aralık ayı 1850'den bu yana en sıcak beşinci aralık ayı olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-3.jpg" alt="kar-3"></p><p></p><p><b><i>Japonya'da Ocak ayındaki kar yağışı mevsim normallerinin üzerindeydi.</i></b></p><p></p><p>Diğer yandan modern kayıtların başladığı 1967'den bu yana Kuzey Yarımküre'deki kar örtüsünün en az olduğu üçüncü yıl 2025 oldu.</p><p></p><p>BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nde Aşırı Hava Olayları ve İklim Değişikliği alanında Dr Abdullah Kahraman,"Aşırı soğukların sıklığı ve şiddeti 1950'lerden beri düşüşte, ve bunun nedeninin insan aktivitelerinden kaynaklanan ısınma olduğu konusunda bilimsel konsensüs yüksek" diyor.</p><p></p><p>Peki, daha fazla ısınan bir dünyada nasıl daha fazla kar yağabiliyor?</p><p></p><p><b>'Atmosferde biriken ekstra nem soğuk hava dalgalarıyla buluşuyor'</b></p><p></p><p>BBC Türkçe'ye konuşan, Londra'daki Imperial College'da Çevresel Politikalar Merkezi'nde Dr. Mariam Zachariah şöyle diyor:</p><p></p><p>"Sıcak hava dalgaları daha sık görülüyor. Ancak küresel ısınma yalnızca sıcaklıkları artırmakla kalmıyor; kutuplardaki soğuk havayı aşağıya taşıyan atmosferik dolaşım sistemlerini de etkileyebiliyor."</p><p></p><p>Aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle ilişkisi alanında uzman Zachariah'ya göre, sistemdeki değişiklikler, soğuk havanın nemli ve sıcak hava kütleleriyle karşılaşması sonucunda "kar kıyameti" gibi aşırı kar fırtınalarına yol açabiliyor.</p><p></p><p>Zachariah, aşırı hava olaylarıyla ilgili her bölgenin kendine özgü coğrafi koşullarıyla derinlemesine incelenmesinin daha net sonuçlar vereceğini de belirtiyor.</p><p></p><p>Diğer yandan uzmanlar ısınan havanın nem tutma kapasitesindeki artışa da dikkat çekiyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-4.jpg" alt="kar-4"></p><p></p><p><b><i>Dr. Abdullah Kahraman'a göre küresel ısınma genel eğilimi devam ederken yerel farklılıklar her zaman görülebilir.</i></b></p><p></p><p>Kıdemli meteorolog Jim Dale, iklim değişikliğinin okyanus ve denizlerin çoğu bölgede normalden daha fazla ısınmasına neden olduğunu belirterek "Bu da denizlerin üzerindeki atmosferin daha çok ısınmasına ve daha fazla nem tutabilmesine yol açıyor" diyor.</p><p></p><p>"Bu yüzden, Arktik'ten [Kuzey Kutup Bölgesi] gelen soğuk hava aşağı enlemlere indiğinde, Türkiye dahil birçok yerde çok yoğun kar yağışları görülebiliyor" diye ekliyor.</p><p></p><p>Dr. Abdullah Kahraman ise küresel ısınma genel eğiliminin devam ederken yerel farklılıkların her zaman görülebileceğini vurguluyor.</p><p></p><p>Buna göre, bazı yerlerde görülen aşırı kar yağışları da bu doğal dalgalanmaların bir parçası.</p><p></p><p>Kıdemli araştırmacı, "Örneğin ABD'nin doğu ve orta kesimlerinde kar normalden fazla, dağlarda ise normalden az" diyor.</p><p></p><p><b>Türkiye'de kış koşulları nelerden etkileniyor?</b></p><p></p><p>Meteroloji Genel Müdürlüğü'ne göre Türkiye'de 2025 yılı aralık ayı sıcaklığı 6.3 derece ile mevsim normallerinin 1.5 derece üzerinde gerçekleşti.</p><p></p><p>Dr. Abdullah Kahraman, Türkiye'de sonbaharda kar örtüsü normallerin çok altındayken aralık ayının son günlerindeki yağışlarla arttığını ve ocak ayında tümüyle normallerin üzerinde seyrettiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Kıdemli araştırmacı, Türkiye'nin kış koşullarını etkileyen faktörlerden ilkinin Kuzey Atlantik üzerindeki atmosferik basınç farklarındaki değişim olduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Buna göre Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) adı verilen bu olgu, aralık sonu - ocak başında negatif fazda seyretti. Bu, Kuzey Atlantik'te yüksek ve alçak basınç arasındaki farkın azalması anlamına geliyor.</p><p></p><p>Bunun sonucunda Akdeniz bölgesine daha fazla yağış taşındı ve kar dahil yağışlar için daha uygun koşullar oluştu.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-2.jpg" alt="kar-2"></p><p></p><p><b><i>Kastamonu'daki Ilgaz Dağları'nda nadir görülen kar ruloları tespit edildi. Bu rulolar belirli bir sıcaklıkta rüzgarın etkisiyle oluşuyor,&nbsp;</i></b></p><p></p><p>Kahraman, diğer yandan atmosferik blokaja uygun koşullar oluşturduğunu da söylüyor.</p><p></p><p>Sözkonusu terim, normalde batıdan doğuya hareket eden bir yüksek basınç alanının bir bölgede sıkışıp kalması anlamına geliyor.</p><p></p><p>Kahraman bunun sonucunda yağışlar ya da kuraklık koşullarının bölgesel olarak ekstrem hal alabildiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Türkiye'de, "Önümüzdeki aylarda yağışların mevsim normallerinde ve kısmen üstünde olması, sıcaklıkların ise normalden yüksek olması bekleniyor" diye ekliyor.</p><p></p><p>Kahraman, dünyanın belirli bölgelerinde sıcaklıkların düşmesine katkıda bulunan La Niña'nın Türkiye için etkisinin ihmal edilebilir düzeyde olduğunu da belirtiyor.</p><p></p><p>La Niña, El Nino-Güney Döngüsü diye bilinen hava olayının üç aşamasından biri olarak tanımlanıyor.</p><p></p><p>Bu döngüde, El Nino adlı sıcak aşama, daha soğuk La Niña aşaması ve nötr aşama var.</p><p></p><p>La Niña, Pasifik Okyanusu'nda yüzey sularının normalden daha fazla soğumasıyla ortaya çıkan bir iklim olayı.</p><p></p><p>Çok güçlü bir La Niña yaşanırsa, araştırmalara göre ABD'nin bazı bölgeleri, İngiltere ve Kuzey Avrupa çok yağışlı bir kış geçirebiliyor.</p><p></p><p>La Niña aynı zamanda, Endonezya ve Avustralya gibi ülkelerin normalden daha çok yağış alması ve güneydoğu Asya'da daha hareketli bir muson mevsimi anlamına geliyor.</p><p></p><p>Uzmanlar ABD'deki kar fırtınalarına kısmen La Niña'nın katkıda bulunmuş olabileceği konusunda hemfikir görünüyor.</p><p></p><p>Buna karşın iklim değişikliğinin etkisiyle normal dalgalanmaların dışına çıkıldığı yorumunda bulunuyorlar.</p><p></p><p>Jim Dale, iklim değişikliğinin bizi, geçmişte alıştığımız "normal" hava düzenlerinden çıkıp yeni bir geçiş dönemi iklimine sürüklediğini belirtiyor.</p><p></p><p>Buna göre atmosfer ısındıkça içindeki enerji artıyor, moleküller daha hızlı hareket ediyor ve bu da hava olaylarını daha düzensiz hale getiriyor.</p><p></p><p>Bu durumun hem kış hem yaz şartlarında şiddetli fırtınalar, aşırı yağışlar, kar fırtınaları, çok yüksek rüzgârlar ve aşırı sıcaklıklar gibi beklenmedik ve daha şiddetli olaylar yaratabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>"Bu yüzden artık yalnızca uyum sağlama (adaptasyon) ve azaltım (mitigasyon) değil; güvenlik, sağlık ve hayatta kalma açısından da düşünmemiz gerekiyor" diyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Torun bakanların zihni daha uzun süre genç kalıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/torun-bakanlarin-zihni-daha-uzun-sure-genc-kaliyor-5668/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/torun-bakanlarin-zihni-daha-uzun-sure-genc-kaliyor-5668/</id>
<published><![CDATA[2026-01-28T09:25:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-28T09:25:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_188B2F-C269AE-7F4A5E-51D0FA-76219B-938A08.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Psychology and Aging dergisinde yayımlanan ve İngiltere'de yaklaşık 2 bin 900 büyükanne ve büyükbabayı beş yıl boyunca takip eden araştırmaya göre, torun bakımına aktif olarak katılan büyükanneler hem hafıza testlerinde hem de sözel akıcılık ölçümlerinde daha yüksek puanlar aldı. Bunun yanında, bu grupta bilişsel gerileme daha yavaş seyretti.</p><p></p><p>Araştırmada torun bakan büyükbabaların da bakmayan akranlarına göre başlangıçta daha iyi bilişsel performans sergilediği görüldü. Ancak zaman içinde büyükbabaların zihinsel performansındaki düşüş hızının, hiç torun bakmayanlarla aynı olduğu tespit edildi.</p><p></p><p><b>Cinsiyet farkı neden ortaya çıktı?</b></p><p></p><p>Araştırmacılar bu farkın arkasında geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin olabileceğini düşünüyor. Çalışmaya göre büyükanneler torun bakımında daha 'aktif ve merkezi' bir rol üstleniyor. Gün planlama, yemek hazırlama, ödev takibi ve etkinlik düzenleme gibi zihinsel olarak daha talepkar görevler çoğunlukla büyükannelere düşüyor.</p><p></p><p>Büyükbabalar ise genellikle eşleriyle birlikte bakım sağlıyor ve araştırmacıların 'çevresel ve destekleyici rol' olarak tanımladığı bir konumda yer alıyor.</p><p></p><p>Bir diğer olasılık da motivasyonla ilgili. Araştırmacılara göre büyükanneler torun bakımına daha çok isteyerek katılırken, büyükbabalar kendilerini daha fazla 'yükümlü' hissedebiliyor.</p><p></p><p>Keyif alınarak yapılan faaliyetlerin beyni daha fazla uyardığı, yapılması gereken işler listesinden tamamlanan görevlerin ise aynı etkiyi yaratmadığı vurgulanıyor.</p><p></p><p>Çalışmada büyükannelerin tüm bakım faaliyetlerini büyükbabalara kıyasla daha sık yaptığı, en büyük farkın ise yemek hazırlama sürecinde görüldüğü belirtildi.</p><p></p><p><b>Süre değil, içerik belirleyici</b></p><p></p><p>Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de bakım süresinin tek başına belirleyici olmaması. Haftada bir gün torun bakan bir büyükanne ile haftada birkaç gün bakan bir büyükanne arasında bilişsel performans açısından anlamlı bir fark bulunmadı.</p><p></p><p>Bu sonuç, önceki bazı çalışmalarla çelişiyor. Ancak araştırmacılar önceki çalışmalarda hiç torun bakmayanlarla bakanların aynı grupta değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğine dikkat çekiyor.</p><p></p><p>Sadece aktif bakım verenler incelendiğinde, 'ne kadar sık' sorusunun etkisini yitirdiği görülüyor.</p><p></p><p>Asıl farkı yaratanın, torunlarla geçirilen zamanın 'nasıl' değerlendirildiği ifade ediliyor.</p><p></p><p>Örneğin çocuklar kendi başına oynarken gözetmenlik yapmak ile karmaşık okul ödevlerine yardımcı olmak ya da bir müze gezisi planlamak arasında zihinsel yük açısından ciddi fark bulunuyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Layene tarikatı mensupları "beyazlar" içinde toplandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/layene-tarikati-mensuplari-beyazlar-icinde-toplandi-7839/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/layene-tarikati-mensuplari-beyazlar-icinde-toplandi-7839/</id>
<published><![CDATA[2026-01-20T10:00:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-20T10:00:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8DF1F5-988E35-5542A7-1CC786-6EF93C-4C9099.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Layene tarikatı takipçileri, aynı zamanda tarikatın kuruluşu da kabul edilen, Seydina Limamou Laye'ın Müslümanlara yaptığı birlik ve beraberlik çağrısının 146. yıl dönümü için toplandı.</p><p></p><p>Bu yıl “Güncel zorluklar karşısında İslami dayanışma” temasıyla düzenlenen etkinlik kapsamında “Layene" olarak nitelenen tarikat takipçileri, kendilerince kutsal sayılan başkent Dakar'ın Almadies semtinde bir araya geldi.</p><p></p><p>Yediden yetmişe bembeyaz giyinen on binlerce Layene mensupları, Atlantik okyanusu kıyısında, açık havada birlikte zikir çekti, ilahiler söyledi ve dua etti.</p><p></p><p>Anma kapsamında bölgedeki ana yollar trafiğe kapatıldı, Dakar'ın bir kısmında hayat durma noktasına geldi.</p><p></p><p>Senegal'e özgü, tasavvuf temelli bir dini tarikat olan Layene takipçileri, bayram namazları ve önemli günlerde sınıfsal farklıları ortadan kaldırdığına inandıkları için bembeyaz giyiniyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bazı köpekler 'kulak misafiri' olarak yeni kelimeler öğrenebiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bazi-kopekler-kulak-misafiri-olarak-yeni-kelimeler-ogrenebiliyor-9250/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bazi-kopekler-kulak-misafiri-olarak-yeni-kelimeler-ogrenebiliyor-9250/</id>
<published><![CDATA[2026-01-18T09:32:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-18T09:32:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_51BF3D-CFAD2C-8A44A7-60D770-238B95-9E9FA6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bazı üstün zekalı köpeklerin, insan konuşmalarını dinleyerek yeni kelimeler öğrenebildiği ortaya kondu. Science dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu köpeklerin nesne isimlerini doğrudan kendilerine hitap edilmeden de öğrenebildiğini gösterdi.</p><p></p><p>Araştırma, küçük çocukların konuşmaları dinleyerek kelime öğrenmesine benzer bir sürecin bazı köpeklerde de görülebileceğini ortaya koydu. Macaristan’daki Eötvös Lorand Üniversitesi (ELTE) araştırmacıları, oyuncak isimlerini öğrenme konusunda yetenekli olduğu belirlenen köpekler üzerinde çalışma yürüttü.</p><p></p><p><b>Köpekler 'kulak misafiri' olup yeni kelimeler öğrendi</b></p><p></p><p>Araştırmaya, sahiplerinin oyuncak isimlerini bildiğini düşündüğü 10 köpek dahil edildi. İlk aşamada köpek sahipleri, iki yeni oyuncağı köpekleriyle doğrudan etkileşim kurarak tanıttı ve oyuncak isimlerini tekrar etti. Birkaç günlük kısa oturumların ardından köpeklerin büyük bölümünün yeni oyuncakları doğru şekilde tanıyabildiği görüldü.</p><p></p><p>Araştırmanın ikinci aşamasında ise köpeklerin oyuncak isimlerini yalnızca konuşmaları dinleyerek öğrenip öğrenemeyeceği test edildi. Bu aşamada sahipler, oyuncak isimlerini kendi aralarında konuşurken kullandı, köpeklerle göz teması kurulmadı ve köpeklerin oyuncaklarla etkileşimine izin verilmedi.</p><p></p><p>Sonuçlara göre, 10 köpekten 7’si, yalnızca konuşmaları dinleyerek oyuncak isimlerini öğrenmeyi başardı. Araştırmacılar, bu bulgunun bazı köpeklerin yeni kelimeleri “kulak misafiri olarak” öğrenebildiğini gösterdiğini belirtti.</p><p></p><p><b>Belirli cinsler öne çıkıyor</b></p><p></p><p>Çalışmanın ilerleyen aşamalarında yapılan ek testlerde, köpeklerin oyuncakları görmeden önce duydukları isimleri hatırlayabildiği ve bu bilgiyi haftalar sonra da koruduğu tespit edildi.</p><p></p><p>Araştırmacılar, bu yeteneğin tüm köpeklerde görülmediğini vurguladı. Benzer deneyler, daha önce oyuncak isimleri öğrenmemiş köpekler üzerinde de uygulandı ancak bu köpeklerin aynı başarıyı göstermediği kaydedildi.</p><p></p><p>“Üstün kelime öğrenicisi” olarak tanımlanan bu köpeklerin çoğunluğunu Border Collie cinsi oluştururken, Alman çoban köpeği, Labrador Retriever ve Avustralya çoban köpeği gibi farklı ırklar da çalışmada yer aldı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyada 2025, kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl oldu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-2025-kayitlardaki-en-sicak-ucuncu-yil-oldu-2627/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-2025-kayitlardaki-en-sicak-ucuncu-yil-oldu-2627/</id>
<published><![CDATA[2026-01-14T05:12:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-14T05:12:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_81C94C-6FFBCD-7D09DD-9187CB-803264-6CDA3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) bünyesindeki Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2025'teki sıcaklık dinamiklerine ilişkin bulgularını yayımladı.</p><p></p><p>Buna göre, geçen yıl dünyadaki ortalama yüzey sıcaklığı 14,97 derece ölçüldü. Bu sıcaklık, sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,47 derece yükseldi. Böylece 2025, dünyada kara yüzeyi sıcaklığı açısından kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl oldu.</p><p></p><p>Kayıtlardaki en sıcak yıl olan 2024'te küresel sıcaklık artışı sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,6 dereceye ulaşmıştı. Kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olan 2023'te ise sıcaklık artışı sanayi dönem öncesinin 1,48 derece üzerinde gerçekleşmişti.</p><p></p><p>Copernicus'e göre, mevcut uzun vadeli küresel ısınma seviyesinin sanayi öncesi dönem ortalamasının yaklaşık 1,4 derece üzerine çıktığı hesaplanıyor.</p><p></p><p>Dünyadaki mevcut ısınma hızına göre, Paris Anlaşması'nda belirlenen "küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin" 2030'a kadar aşılma riski bulunuyor ve bu aşımın, beklenenden 10 yıl erken gerçekleşebileceği öngörülüyor.</p><p></p><p>- Dünyanın en sıcak yılları son 11 yılda yaşandı</p><p></p><p>Geçen yılki sıcaklıkların ardından, dünyada son 11 yıl kayıtlardaki en sıcak yıllar oldu.</p><p></p><p>Ayrıca 2023-2025 dönemindeki ortalama sıcaklıklar, küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,5 dereceyi aştığı ilk 3 yıllık dönem olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p>Dünyada 2025, hava sıcaklıkları açısından en sıcak ikinci yıl olurken, deniz yüzeyi sıcaklığı bakımından da 20,73 dereceyle en sıcak üçüncü yıl oldu.</p><p></p><p>Antarktika, kayıtlara geçen en sıcak yıllık sıcaklığı yaşarken, Kuzey Kutbu ise en sıcak ikinci yılını geride bıraktı.</p><p></p><p>Küresel çapta devam eden ısınma nedeniyle 2025, aşırı sıcak hava dalgaları, Avrupa Asya ve Kuzey Amerika'daki şiddetli fırtınalar, İspanya, Kanada ve Güney Kaliforniya'daki orman yangınları dahil birçok bölgede olağanüstü koşulların yaşandığı bir yıl oldu.</p><p></p><p>Ayrıca, Kaliforniya merkezli araştırma kuruluşu Berkeley Earth de eş zamanlı yayımladığı analizinde 2025'in 1850'den beri kaydedilen en sıcak üçüncü yıl olduğunu tespit etti. Böylece, 2024 kayıtlardaki en sıcak ve 2023 en sıcak ikinci yıl olarak kayıtlarda kalmaya devam ediyor.</p><p></p><p>- "Dünya, Paris Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sıcaklık sınırına hızla yaklaşıyor"</p><p></p><p>ECMWF Genel Direktörü Florian Pappenberger, bulgulara ilişkin değerlendirmesinde, dünyanın en sıcak 10 yıllık dönemde olduğunu belirterek, iklim değişikliğiyle mücadelede bilimsel kanıtların önemine dikkat çekti.</p><p></p><p>C3S Direktörü Carlo Buontempo da dünyada son 11 yılın kayıtlardaki en sıcak yıllar olmasının iklim değişikliğinin önemli bir kanıtı olduğunu dile getirerek, "Dünya, Paris Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sıcaklık sınırına hızla yaklaşıyor. Bu sınırı aşmamız kaçınılmaz ve şu anda yapabileceğimiz tek şey, kaçınılmaz olan bu aşımı ve bunun toplumlar ve doğal sistemler üzerindeki etkilerini en iyi şekilde yönetmek." ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Funda Arar Radiobir'de konuşacak</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/funda-arar-radiobirde-konusacak-8432/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/funda-arar-radiobirde-konusacak-8432/</id>
<published><![CDATA[2026-01-13T02:27:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-13T02:27:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BF2656-54048E-F86B6A-112A87-06406D-3014E6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Canlı yayınlanacak programda Funda Arar, sanat yaşamına dair merak edilen pek çok başlıkta samimi açıklamalarda bulunacak. Müzik kariyerindeki son çalışmalarını, yeni projelerini ve sahne performanslarına ilişkin planlarını anlatacak olan Arar, aynı zamanda özel hayatına ve müzik dünyasındaki güncel gelişmelere dair görüşlerini de paylaşacak.</p><p>Türk pop müziğinde uzun yıllardır istikrarlı çizgisi ve güçlü vokaliyle geniş bir hayran kitlesine sahip olan Funda Arar’ın, “Müzik Habercisi” programında geçmişten bugüne uzanan kariyer yolculuğunu değerlendirmesi bekleniyor. Sanatçının, müzik sektöründeki değişimi, dijital platformların etkisini ve genç kuşak sanatçılara yönelik düşüncelerini de dinleyicilerle paylaşacağı ifade ediliyor.</p><p>Prof. Dr. Michael Kuyucu’nun yönelteceği sorularla renklenmesi beklenen programda, Arar’ın unutulmaz şarkılarının hikâyeleri, albüm süreçleri ve sahne arkası anılarına da yer verilecek. Program, hem müzikseverler hem de magazin dünyasını yakından takip edenler için önemli başlıklar barındıracak.</p><p>Radiobir dinleyicileri, Çarşamba günü yayınlanacak “Müzik Habercisi” programında Funda Arar’ın içten açıklamalarına ve müzik dünyasına dair değerlendirmelerine tanıklık etme fırsatı bulacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Daha uzun yaşamanıza yardımcı olabilecek aktiviteler</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/daha-uzun-yasamaniza-yardimci-olabilecek-aktiviteler-4367/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/daha-uzun-yasamaniza-yardimci-olabilecek-aktiviteler-4367/</id>
<published><![CDATA[2026-01-12T10:41:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-12T10:41:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FA7BAE-397721-3F17B2-6347D8-7B5810-ED8726.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Herkes sağlıklı ve uzun yaşamın anahtarının egzersiz yapmak ve iyi beslenmek olduğunu bilir.</p><p></p><p>Peki ya spor salonunda ter dökmek veya günde 10 bin adım atmak için zamanınız yoksa?</p><p></p><p>İyi haber, günlük aktiviteleri daha yoğun ve enerjik şekilde yapmanın büyük faydalar sağlayabilmesi.</p><p></p><p>Merdivenleri koşarak çıkmak, hızlıca yürümek, çocuklarla veya evcil hayvanlarla oynamak gibi.</p><p></p><p>Son üç yılda egzersiz bilimini takip ettiyseniz, yeni bir terimle karşılaşmış olabilirsiniz: VILPA (Vigorous Intermittent Lifestyle Physical Activity) Türkçeye "Şiddetli Aralıklı Yaşam Tarzı Fiziksel Aktivitesi" ya da kısaca "yaşam tarzı içine gömülü kısa şiddetli hareket patlamaları" olarak çevrilebilir.</p><p></p><p>"Egzersiz atıştırmalıkları", "atıştırmalık aktivite" veya "mikro aktivite patlamaları" gibi çeşitli isimlerle de tanımlanan bu kavram, uzun vadeli bir soruna son çözüm olarak nitelendiriliyor:</p><p></p><p><b>'VILPA, HIIT'in küçültülmüş şekli'</b></p><p></p><p>Peki egzersiz yapmaya en isteksiz kişileri, daha az oturup daha fazla hareket etmeye nasıl ikna edebiliriz?</p><p></p><p>Son 10 yılda, kısa süreli patlayıcı koşu, bisiklet ve squat veya jumping jack gibi ağırlık egzersizleri ile vücudu sınırlarına kadar zorlayan yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman (HIIT-High-Intensity Interval Training), spor salonuna giden zamanı kısıtlı kişiler için popüler bir egzersiz tarzına dönüştü.</p><p></p><p>Ayrıca bu tip antrenmanların kan şekeri kontrolü, kolesterol, tansiyon ve vücut yağı konusunda faydaları olduğu ortaya çıktı.</p><p></p><p>University College London'da spor ve egzersiz tıbbı profesörü Mark Hamer'e göre, VILPA, HIIT'in küçültülmüş şekli.</p><p></p><p>Bu, bir veya iki dakika boyunca kalp atış hızını yükseltmek amacıyla günlük aktiviteleri biraz daha coşkuyla yapmak anlamına geliyor.</p><p></p><p>Hamer, VILPA fikrinin ilk olarak, liderlik ettiği ekibin egzersiz yapmayan kişilere bileklik takarak topladığı hareket verilerini analiz ederken ortaya çıktığını söyledi.</p><p></p><p>Bilim insanları, spor yapmayan veya spor salonuna gitmeyen bazı kişilerin, sadece günlük yaşamlarını sürdürerek önemli miktarda hareket yaptıklarını fark ettiler.</p><p></p><p>Bu hareketler, işe giderken hızlıca yürümekten merdiven çıkmaya kadar uzanıyordu.</p><p></p><p>Hamer, "Bu hareketlerin çoğu çok kısa sürelerde birikmişti. Bu da mikro patlama kavramının ortaya çıkmasına neden oldu" diyor.</p><p></p><p>Hamer ve meslektaşları, şaşırtıcı şekilde, bu mikro patlamaların sağlık için faydalı olduğunu keşfetti.</p><p></p><p>2022 yılında yapılan bir çalışmada, İngiltere'deki 25 bin 241 kişiden elde edilen verileri kullanarak, Hamer ve Sidney Üniversitesi'nden bilim insanları, her gün sadece üç veya dört kez bir dakikalık VILPA hareketinin, hiç hareket etmeyen kişilere kıyasla, tüm nedenlerden kaynaklanan erken ölüm riskini %40, kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklanan ölüm riskini ise %49 oranında azalttığını belirledi.</p><p></p><p>Daha yakın zamanda yapılan bir araştırma da, her gün dört dakikadan biraz fazla VILPA'nın, hareketsiz yaşam tarzının kalp sağlığı için oluşturduğu bazı riskleri telafi edebileceği sonucuna vardı.</p><p></p><p>Sidney Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırma görevlisi olan Matthew Ahmadi, "Gün boyunca birkaç kez, kısa süreli yüksek yoğunluklu aktiviteler yaparak, insanlar kronik hastalık riskini azaltmak konusunda sağlık faydaları elde edebilirler" diyor.</p><p></p><p>Ahmadi, bu bulguları özellikle heyecan verici olarak nitelendiriyor çünkü araştırmalar, 40 yaşın üzerindeki İngiliz yetişkinlerin çoğunun, genellikle zaman kısıtlamaları veya diğer engeller nedeniyle düzenli egzersiz veya spor yapmadığını gösteriyor.</p><p></p><p><b>'Çoğumuz yeterince aktif değiliz'</b></p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre bu durum, yaklaşık 1.8 milyar yetişkinin yetersiz fiziksel aktivite nedeniyle hastalık riski altında olduğu endişe verici bir küresel eğilimi yansıtıyor.</p><p></p><p>İngiltere'deki Loughborough Üniversitesi'nde davranışsal tıp profesörü Amanda Daley, "Hepimiz fiziksel aktivitenin sağlığımız için iyi olduğunu biliyoruz ancak çoğumuz yeterince aktif değiliz" diyor ve ekliyor:</p><p></p><p>"Bunun birçok nedeni var, en yaygın olanı ise yeterli zamanın olmaması. Fiziksel aktiviteye mikro egzersiz (veya VILPA) yaklaşımı, insanların bir hafta boyunca günde birkaç kez ayırmasını gerektiriyor, bu da egzersizi çok kolay, erişilebilir ve ucuz hale getiriyor."</p><p></p><p>VILPA'nın ortaya koyduğu şey aslında basit: Otobüse yetişmek için koşmak, ev işlerini veya bahçe işlerini biraz daha enerjik yapmak gibi günlük hayatı biraz değiştirmekle sağlığı iyileştirmede önemli bir fark yaratabileceği&hellip;</p><p></p><p>Bunların hepsi, çocuklarla ve evcil hayvanlarla yüksek enerjili oyunlar oynamak gibi VILPA'nın günlük örnekleri.</p><p></p><p>Ahmadi, "Orta ve yüksek yoğunluklu aktiviteler yapmak için farklı fırsatlarımız var ve bunların mutlaka bilinen egzersizler veya özel spor salonu ekipmanları aracılığıyla olması gerekmiyor" diyor.</p><p></p><p>Anketler, insanların bu fikre olumlu tepki verdiklerini gösteriyor çünkü bu düşünce, daha önce sağlığı iyileştirebileceği düşünülmeyen aktivitelerin faydalarını vurguluyor.</p><p></p><p>Ahmadi ve Japonya'daki Sankuro Hastanesi'nden kardiyolog Shigenori Ito gibi araştırmacılar, VILPA kavramının her gün ağır alışveriş poşetleri taşımak veya merdivenleri hızlıca çıkarak bacak kaslarını ve eklemleri çalıştırmak gibi aktivitelerle gücü artırmanın bir yolu olarak bile kullanılabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Mikro patlamalar fikri, egzersiz araştırmacılarının teşvik etmek istediği yeni bir doktrine de tam olarak uyuyor: Fiziksel aktivite söz konusu olduğunda, hiçbir şey yapmamaktansa herhangi bir şey yapmak her zaman daha iyi.</p><p></p><p><b>'Hareketsizlik sorununu çözmek kolay değil'</b></p><p></p><p>Çoğu insan günde 10 bin adım hedefine aşina olsa da, yeni bilimsel bulgular, çok daha düşük bir günlük adım sayısıyla da sağlık açısından fayda sağlayabileceğimizi gösteriyor.</p><p></p><p>Örneğin, dünya çapında kronik hastalıkların artışı konusunda faaliyetler yürüten NCD Alliance'a göre, daha fazla insan yeterince aktif olsaydı, yılda beş milyona kadar ölüm önlenebilirdi.</p><p></p><p>NCD Alliance'ın genel müdürü Katie Dain, "Küresel olarak, yaşam tarzlarımız çok daha hareketsiz hale geliyor. Açıkça söylemek gerekirse, çoğumuz ofiste oturuyoruz ve şehirlerimizin çoğu insanlar için değil, arabalar için tasarlanmış durumda" diyor.</p><p></p><p>Bu sorunu çözmek kolay değil.</p><p></p><p>Örneğin Japonya, giderek daha hareketsiz bir ülke haline geliyor ve Tokyo'da 2020 Olimpiyatları'na ev sahipliği yapmak bile görünüşe göre pek bir fark yaratmadı.</p><p></p><p>Bu durumu Ito gibi doktorlar"Hareketsiz olmak, hipertansiyon, sigara ve diyabetle birlikte en önemli kardiyovasküler risk faktörlerinden biri" diye yorumluyor.</p><p></p><p>Sonuç olarak, araştırmacılar egzersiz hedeflerini daha az korkutucu hale getirmeye çalışıyor.</p><p></p><p>Çoğu insan günde 10 bin adım hedefine aşina olsa da, yeni bilimsel bulgular, çok daha düşük bir günlük adım sayısıyla da sağlık yararları elde edebileceğimizi gösteriyor.</p><p></p><p>Şimdiye kadarki en büyük adım sayısı araştırmalarından biri, günde 2 bin 517-2 bin 735 adımın, günde 2 bin adıma kıyasla kardiyovasküler hastalık riskini %11 oranında azalttığını ortaya koydu.</p><p></p><p>Başka bir araştırma, günde 2 bin 200 adımın üzerindeki her adımın, kişinin kalp hastalığı ve erken ölüm riskini azalttığını gösterdi.</p><p></p><p>Melbourne Üniversitesi fizyoterapi bölümünden Profesör Rana Hinman, "Hiçbir şey yapmamaktansa bir şeyler yapmak daha iyidir. Osteoartrit gibi rahatsızlıklar nedeniyle kronik eklem ağrısı çeken ve genellikle hareketsiz olan kişiler bile, az miktarda aktiviteyle fayda sağlayabilir" diyor.</p><p></p><p>Mikro patlamalarla aktivite yapmak bunu başarmanın bir yolu.</p><p></p><p>Örneğin, bazı araştırmalar, her gün sadece üç ila dört dakikalık VILPA'nın kanser riskini %17-18 oranında azaltabileceğini gösteriyor.</p><p></p><p>Bunun bir nedeni, egzersizin bilinen antiinflamatuar etkileriyle ilgili olabilir.</p><p></p><p>Enflamasyon, vücudun doğal bağışıklık tepkisinin bir parçası ve hastalıkları önlemeye yardımcı oluyor ancak aşırı enflamasyon, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve obezite gibi hastalıklarla bağlantılı.</p><p></p><p><b>'Nüfusun çoğunluğunu mikro patlama aktivitelerine teşvik etmek önemli'</b></p><p></p><p>Araştırmacılar halen, "atıştırma egzersizlerin", düzenli egzersiz yapmayı zor bulan kronik hastalarda sağlığı iyileştirmeye yardımcı olup olamayacağını inceliyor.</p><p></p><p>Hamer, insanları daha fazla mikro patlama aktivitesi yapmaya teşvik etmenin, halk sağlığı kılavuzlarında altın standart olan haftada 150 dakika orta düzeyde fiziksel aktiviteye ulaşmalarına yardımcı olmak için bir başlangıç noktası olup olmayacağıyla da ilgileniyor.</p><p></p><p>Hamer, "Nüfusun çoğunluğunu mikro patlama aktiviteleri yapmaya teşvik edebilirsek, bu, birkaç kişinin kılavuzlara uymasını sağlamaktan çok daha etkili olacaktır" diyor.</p><p></p><p>Dolayısıyla, bir süredir spor salonuna gitmediğiniz için endişeleniyorsanız, belki de biraz VILPA yapmayı düşünebilirsiniz.</p><p></p><p>Asansör yerine merdivenleri kullanmak, alışverişe giderken yürüyüş hızınızı artırmak, bahçede köpeğinizle oynamak veya biraz daha enerjik bir şekilde evi süpürmek gibi her gün yapabileceğimiz basit şeyler var ve bunlar hastalıkların önlenmesine ve hatta biraz daha uzun yaşamamıza yardımcı olabilir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Melih Çelet, DESA'nın 53 yıllık yolculuğunu anlattı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/melih-celet-desanin-53-yillik-yolculugunu-anlatti-7797/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/melih-celet-desanin-53-yillik-yolculugunu-anlatti-7797/</id>
<published><![CDATA[2026-01-09T11:59:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-09T11:59:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2BA636-C7AA55-85A07F-AF40DD-2B5776-C0D71F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye deri sanayisinin ve modasının öncülerinden, DESA’nın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Melih Çelet’in otobiyografik eseri 'Olmazı Oldurmak' kitabı, düzenlenen özel bir davetle tanıtıldı. Gazeteci Nilay Örnek’in moderatörlüğünde gerçekleşen ve bir baba-oğul sohbetine dönüşen lansmanda, Melih Çelet ve DESA CEO’su Burak Çelet, kitabın satır aralarında kalan duygusal anları ve bir ailenin başarı hikâyesini paylaştı. Etkinliğe basın, iş, cemiyet ve moda dünyasından çok sayıda misafir katıldı.</p><p></p><p>“Sermayemin Yarısını Mektup Pullarına Yatırdım”</p><p></p><p>1970’lerin Türkiye’sinde bir üniversite öğrencisiyken kurduğu hayalleri anlatan Melih Çelet, o günleri şu sözlerle özetledi:</p><p></p><p>“Babamın bana verdiği 50 bin liralık bir sermaye vardı. O günün şartlarında, internetin olmadığı, dış dünyanın kapalı bir kutu olduğu Türkiye’de, ben bu paranın neredeyse 30 bin lirasını dünyaya mektup yazmak için pula harcadım. Her sabah İstanbul Ticaret Odası’nın ilan panosuna gider, ‘Dünya ne istiyor?’ diye bakardım. Bir daktilomuz vardı; Amerika’ya, Avrupa’ya ‘Biz bunu yaparız’ diye yüzlerce mektup yazardık. Bu kitap, o pulların bizi nereye taşıdığının hikâyesidir.”</p><p></p><p>Burak Çelet: “Kitapta Benim Çocukluğum, Bizim Ailemiz Var”</p><p></p><p>Kitabın sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin son 50 yılına paralel olarak DESA’nın gelişimini anlatan bir iş kitabı olmadığını, aynı zamanda Çelet Ailesinin ve dolayısı ile DESA’nın bu günlere gelirken karşısına çıkan engelleri nasıl aştığının bir hikâyesi olduğunu vurgulayan DESA CEO’su Burak Çelet ise, babasının iş hayatındaki başarılarına olan tanıklığını “Bu kitapta okuyacağınız DESA, aslında büyük ağabeyimdir; hepimizden önce o vardı. Ben 6 yaşımdan itibaren yaz tatillerimi deniz kenarında değil, DESA’da babamın yanında, üretim bantlarında ve yurt dışı fuarlarda geçirdim. Hikayesi kitapta da yer alan, 11 yaşındayken Almanya’daki kritik bir iş yemeğinde babama tercümanlık yaptığım o geceyi hiç unutmam. 'Olmazı Oldurmak', sadece bir şirketin değil, birbirine tutunarak büyüyen bir ailenin, annem Nihal Hanım’ın fedakarlıklarının ve babamın vizyonunun belgesidir.” sözleriyle anlattı.</p><p></p><p>Melih Çelet Vizyonunun Geleceğe Mirası</p><p></p><p>Etkinlikte, kitapta anlatılan Melih Çelet vizyonunun bugün ulaştığı noktaya da dikkat çeken DESA CEO’su Burak Çelet, markanın İtalya’daki stratejik yatırımları ve gelecek vizyonu hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin İtalya’ya gerçekleştirdiği deri mamulleri ihracatının yüzde 50’sinden fazlasını tek başına DESA’nın gerçekleştirdiğini vurgulayan Çelet, “Üretim gücümüzü yansıtabilmek ve dünyanın önde gelen lüks moda markaları ile entegrasyonumuzu pekiştirmek için lüksün kalbine, İtalya’ya gittik. Toskana bölgesinde, Poppi’de kurduğumuz Ar-Ge ve üretim tesisimizle bugün dünyanın en prestijli lüks markalarının iş ortağıyız. Bu tesis, Türk zanaatkârlığı ile İtalyan estetiğini birleştiren stratejik bir hamle. Milano ve Paris’te açtığımız showroom’larımızla son 15 yıldır 1972 DESA markasını taşıyan koleksiyonlarımızı dünyanın en önemli butiklerinde müşterilerimize ulaştırdık. Geçtiğimiz sezon Milano Moda Haftası kapsamında AW27 koleksiyonumuzu bir defile ile dünya vitrinine çıkardık. 2026 Şubat ayında Türkiye’den davet edilen tek Türk markası olarak yeniden Milano podyumunda olacağız.” dedi.</p><p></p><p>Gelecek Nesillere Bir Pusula</p><p></p><p>Nuri M. Çolakoğlu’nun proje koordinatörlüğünde, Melih Çelet’in 50 yılı aşkın süredir titizlikle sakladığı mektuplar, belgeler ve fotoğraflardan yola çıkılarak hazırlanan eser, genç girişimciler için bir rehber niteliği taşıyor.</p><p></p><p>Melih Çelet, kitabın yazılma amacını ise şu sözlerle ifade etti:</p><p></p><p>“Bu kitabı, ‘yapılamaz’ denilenin karşısında pes etmeyenlere, hayallerinin peşinden gitmek için cesaret arayan gençlere adıyorum. 50 yıl önce o daktilonun başında kurduğum hayallerin çok ötesine geçtik. Umarım bu hikâye, kendi ‘olmaz’larını oldurmak isteyen herkese ışık tutar.”</p><p></p><p>'Olmazı Oldurmak' Hakkında</p><p></p><p>Melih Çelet’in kaleminden dökülen, Türkiye’nin sanayileşme ve dışa açılma tarihine paralel ilerleyen kişisel anılarını, krizleri fırsata çevirme reflekslerini ve aile değerlerini işleyen 'Olmazı Oldurmak' kitabına, seçili Desa mağazalarından ve www.desa.com.tr online alışveriş sitesinden ulaşabilirsiniz.&nbsp;</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Katil mantar, dünya genelinde yayılıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/katil-mantar-dunya-genelinde-yayiliyor-7882/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/katil-mantar-dunya-genelinde-yayiliyor-7882/</id>
<published><![CDATA[2025-12-31T02:37:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-31T02:37:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BFC1B5-44E642-67E106-96AA00-DEFDDB-70FDC0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları yeni bir incelemede, yaygın mantar türü Candida auris'in ilaçlara dirençli bir çeşidinin virülansının arttığını ve küresel olarak yayıldığını uyarıyor.</p><p></p><p>Her yıl yaklaşık 6,5 milyon kişiyi etkileyen mantar enfeksiyonları, antifungal tedaviye rağmen yüzde 50'nin üzerinde yüksek bir ölüm oranına sahip.</p><p></p><p>Candida auris, özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde ölümcül enfeksiyonlara neden olabilen istilacı bir maya türü.</p><p></p><p>İlk olarak 2009'da Japonya'da bir hastanın kulak kanalında keşfedildi ve kısa sürede Hindistan da dahil birçok ülkeye yayıldı. Hindistan'da 2014'te büyük bir halk sağlığı tehdidi diye tanımlandı.</p><p></p><p>En son araştırma incelemesi, mantarın hızla yayılmasını sağlayan birkaç benzersiz özelliğini ortaya koyuyor. Candida auris halihazırda 6 kıtada en az 61 ülkede bulunuyor.</p><p></p><p>Çalışma, mantarın maya benzeri bir büyüme biçiminden filament temelli bir yayılmaya geçme becerisi nedeniyle ilaçlara karşı hızla direnç kazandığını belirtiyor. Ayrıca insan derisine "yapıştırıcı gibi" yapışmasını ve kolonileşmesini sağlayan hücre duvarı proteinlerine de sahip.</p><p></p><p>Microbiology and Molecular Biology Reviews adlı akademik dergide yayımlanan çalışma, "C. auris'in deri kolonizasyonu önemli bir tıbbi endişe kaynağı çünkü kolonize edilmiş hastalar, C. auris'in hastane içi ve hastaneler arasında diğer hastalara bulaşmasını kolaylaştırabiliyor" diye belirtiyor.</p><p></p><p>Mantar, antifungal ilaçları kendisini öldürmeden önce uzaklaştırabilen, hücre zarında bulunan "dışa atım pompaları"na sahip. Ayrıca yüzeylerde sümüksü biyofilm tabakaları oluşturmak için birbirine yapışıyor; bu da ilaçların nüfuz etmesini zorlaştırıyor.</p><p></p><p>Çalışmada, mantarın ilaçlara karşı direnç göstermesinin başka yollarının olup olmadığının bilinmediği söyleniyor. İncelemede, "C. auris enfeksiyonlarının teşhisi genellikle yanlış tanımlama nedeniyle aksıyor ve bu da uygun antifungal tedavinin başlatılmasında gecikmelere yol açıyor" diye açıklanıyor.</p><p></p><p>Bir araya getirildiğinde bu veriler, insan mantar patojenlerine karşı geniş spektrumlu aktiviteye sahip yeni antifungal ajanlar geliştirme, teşhis testlerini iyileştirme ve yüksek riskli hastaların tedavisi için bağışıklık ve aşı temelli yardımcı yöntemler geliştirme ihtiyacının altını çiziyor.</p><p></p><p>İnceleme, özellikle kaynakları kısıtlı ülkelerde, mantar hastalıklarına dair farkındalığı artırmak için daha iyi gözetim mekanizmaları yoluyla çabaların artırılması çağrısında bulunuyor. Halihazırda klinik denemelerde olan üç yeni ilacın bu mantar enfeksiyonunun tedavisi için yakında kullanıma sunulabileceği belirtiliyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Stranger Things yıldızı: Terapi zorunlu olmalı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/stranger-things-yildizi-terapi-zorunlu-olmali-2926/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/stranger-things-yildizi-terapi-zorunlu-olmali-2926/</id>
<published><![CDATA[2025-12-28T14:44:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-28T14:44:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_73847B-4801AC-5D78F4-AD4C4E-DA4A68-2A5E39.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Oyuncu, kendisini uzun süre "hayat dolu ve sorunsuz bir çocuk" olarak gördüğü için terapiye ihtiyacı olmadığını düşündüğünü ancak zamanla profesyonel yardım aldığını açıkladı.&nbsp;</p><p></p><p>Schnapp, daha önce benzer açıklamalar yapan Ariana Grande'yle aynı görüşü paylaştığını belirterek, bu sektörde çalışan çocuklar için terapinin zorunlu olması gerektiğini savundu.</p><p></p><p>USA Today'e konuşan 21 yaşındaki Schnapp, "Kamuoyunun gözleri önünde büyümek çok zor" diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;</p><p></p><p>Kendini henüz tanımıyorsun, hiçbir şeyi çözmüş değilsin ama bir anda her şeyi bilen, her soruya cevap verebilen biri olman bekleniyor.</p><p></p><p>Amerikalı oyuncu sözlerine şöyle devam etti:&nbsp;</p><p></p><p>Sürekli yanlış şeyler söylüyordum ya da ciddiye almam gereken konularda yeterince dikkatli davranmadığım için utanıyordum. Üstelik bunlar sonsuza dek internette kalıyor. İnsan zamanla büyür ve öğrenir ama bunu herkesin gözü önünde yapmak hiç kolay değil.</p><p></p><p>Schnapp, Netflix yapımı Stranger Things'in 2016'da başlayan ve 5 sezon süren yolculuğunun ilk sezonu çekildiğinde yalnızca 11 yaşındaydı. Dizi, 1 Ocak'ta yayımlanacak final bölümüyle ekranlara veda etmeye hazırlanıyor.</p><p></p><p>"Los Angeles'ta yaşasam kendimi kaybederdim"</p><p></p><p>"Yıllar geçtikçe şunu fark ediyorsun: Bu aslında normal bir hayat değil ve ailenin dışında bir destek sistemine ihtiyacın var" diyen Schnapp, sektördeki baskılara da dikkat çekti.</p><p></p><p>"Büyürken insanların neden depresyona girdiğini, neden madde kullanımına yöneldiğini ya da yeme bozuklukları yaşadığını hiç anlayamazdım" diye ekledi:&nbsp;</p><p></p><p>Yaş aldıkça Hollywood'daki baskıların nasıl tüm bunlara yol açabildiğini görüyorsun. Aileme hep şunu söylüyorum: Los Angeles'ta asla yaşayamazdım. Sanırım orada kendimi kaybederdim.</p><p></p><p>Stranger Things'in 5. sezonunun ilk 4 bölümü halihazırda Netflix'te izlenebiliyor. Kalan üç bölüm yarın (26 Aralık) yayımlanacak; iki saatlik final bölümü ise 1 Ocak'ta izleyiciyle buluşacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Japon estetiğinin simgesi: kimono</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/japon-estetiginin-simgesi-kimono-8257/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/japon-estetiginin-simgesi-kimono-8257/</id>
<published><![CDATA[2025-12-17T11:48:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-17T11:48:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4FA2FF-09E349-2E1B3F-8DD770-EC1D9A-304C93.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Geleneksel olarak ipekten üretilen kimono, sade hatları ve sembolik desenleriyle hem günlük yaşamda hem de özel törenlerde önemli bir yer tutuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Günümüzde hem Japon halkı hem de ülkeyi ziyaret eden yabancı turistler tarafından kültürel bir deneyim olarak tercih edilen kimono, turizm sektörüne de güçlü bir katkı sağlıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Geleneksel ustalar tarafından özenle hazırlanan bu kıyafet, Japonya’nın tarihsel kimliğinin yaşandığı bölgeler ile tapınaklarda turistler tarafından günlük veya saatlik olarak kiralanarak kullanılıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2025, kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olacak</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2025-kayitlardaki-en-sicak-ikinci-yil-olacak-4310/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2025-kayitlardaki-en-sicak-ikinci-yil-olacak-4310/</id>
<published><![CDATA[2025-12-09T09:09:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-09T09:09:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_171E78-79582E-163D6D-8A4B8B-03CC7B-17EAAA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>C3S tarafından yayımlanan aylık sıcaklık analizine göre, Kasım 2025 küresel çapta kaydedilen en sıcak üçüncü kasım ayı oldu. Geçen ay, küresel yüzey sıcaklığı ortalaması 1991-2020 dönem ortalamasına göre 0,65 derece yüksek seyrederek 14,02 derece ölçüldü. Kanada'nın Kuzeyi ve Arktik Okyanusu'nda ortalamanın üzerinde sıcaklık ölçüldü.</p><p></p><p>Kasım 2025, kayıtlardaki en sıcak aynı ay olan Kasım 2023'ten 0,20 derece ve Kasım 2024'ten 0,08 derece daha soğuk geçti.</p><p></p><p>Geçen ayki ortalama yüzey sıcaklığı sanayi öncesi dönem olan 1850-1900 ortalamasına göre ise 1,54 derece artış gösterdi.</p><p></p><p>Ocak-Kasım 2025 dönemindeki ortalama sıcaklıklar ise kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olan 2023'ün aynı dönemiyle benzer özellikler göstererek 1850-1900 ortalamasından 1,48 derece yüksek gerçekleşti.</p><p></p><p>C3S, küresel sıcaklıklara ilişkin bu anomalileri dikkate alarak, 2023 ile aynı ya da çok yakın dinamikler gösteren 2025'in kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olacağını tahmin etti.</p><p></p><p>Böylece, 2024 kayıtlardaki en sıcak yıl olmaya devam ederken, 2023 ve 2025 en sıcak ikinci yıllar olarak kayıtlara geçecek.</p><p></p><p>Küresel ortalama sıcaklık artışının bu yıl sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,5 dereceyi aşması beklenmese de 2023-2025 dönemi bu sıcaklık eşiğinin aşıldığı ilk 3 yıllık dönem olacak.</p><p></p><p>C3S Direktör Yardımcısı ve Stratejik İklim Lideri Samantha Burgess, analize ilişkin değerlendirmesinde, geçen ay küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,54 dereceye ulaştığına dikkati çekerek, "2023-2025 dönemi de ilk kez 1,5 derece eşiğini aşma yolunda ilerliyor. Bu dönüm noktaları iklim değişikliğinin hızlanan seyrini yansıtıyor. Gelecekte artacak sıcaklıkları sınırlamanın tek yolu sera gazı emisyonlarını hızla azaltmaktır." ifadelerini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Osmanlı'nın küllerinden doğan modaevi Amerikan basınında</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/osmanlinin-kullerinden-dogan-modaevi-amerikan-basininda-8583/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/osmanlinin-kullerinden-dogan-modaevi-amerikan-basininda-8583/</id>
<published><![CDATA[2025-12-06T18:26:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-06T18:26:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_109AA7-D696D3-6186BC-77CD8A-CBACAE-1689CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Amerikan medyası, İstanbul'daki tarihi Botter Apartmanı'nın dönüşümünü yazdı.&nbsp;</p><p></p><p>CNN'in "İstanbul'un en olağanüstü binalarından biri onlarca yıl boyunca çürümeye terk edildi. Sonra yeniden hayata döndürüldü" başlıklı haberinde, Beyoğlu'ndaki ünlü yapının tarihi ve restorasyon süreci ele alınıyor.&nbsp;</p><p></p><p>İstanbul'da Art Nouveau tarzında inşa edilen ilk yapı olan Botter Apartmanı, 1901'de II. Abdülhamid döneminde yaptırıldı.&nbsp;</p><p></p><p>Sarayın resmi terzisi ve modacısı Hollanda uyruklu Maison Jean Botter için inşa edilen apartmanın mimarıysa 1893-1909'da İstanbul'da yaşayan ve birçok önemli yapıya imza atan İtalyan Raimondo D'Aronco.</p><p></p><p>Osmanlı dönemindeki ilk modaevi olarak kullanılan yapıya ilgi, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonrası azaldı. Botter Ailesi de 1917'de apartmanı Osmanlı vezirlerinden Nedim Paşa'nın oğlu Mahmut Nedim Bey'e satarak Paris'e taşındı.</p><p></p><p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden (İBB) mimar Merve Gedik, o dönemden sonra tarihi binanın uzun süre bakımsız kaldığını belirtiyor.&nbsp;</p><p></p><p>İBB Miras Projeler Müdürü Gedik, "sanat ve tasarımdan doğan bir yapı" diye nitelediği 9 katlı Botter Apartmanı'nın eski halini şöyle anlatıyor:&nbsp;</p><p></p><p>Bina çok harap bir durumdaydı. Pencerelerde cam yoktu, çatı çok kötüyü ve su nedeniyle ahşap zeminler çürümüştü. Bina yıkılmak üzereydi.</p><p></p><p>Ancak Casa Botter olarak da bilinen yapının kaderi 2022'de İBB'nin öncülüğündeki restorasyon projesiyle değişti.&nbsp;</p><p></p><p>Gedik, "Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi" adıyla Nisan 2023'te kültür-sanat hayatına tekrar kazandırılan apartmanın restorasyon sürecinde orijinal yapıya mümkün mertebe müdahale etmediklerini belirtiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Mimar, yapının birçok kişiyi sergiler ve etkinliklerle bir araya getiren kamusal bir alana dönüşmesinden memnuniyet duyduklarını da sözlerine ekliyor.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">10.000 adet fidan toprakla buluştu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/10000-adet-fidan-toprakla-bulustu-7360/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/10000-adet-fidan-toprakla-bulustu-7360/</id>
<published><![CDATA[2025-12-04T15:06:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-04T15:06:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0D9343-01D996-A64626-8783C0-6A9EE4-7B86FB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“Bir Dikili Ağacım Olsun” projesi kapsamında 10.000 adet fidan toprakla buluşturularak Civil Hatıra Ormanı oluşturuldu. Orman yangınlarında zarar gören bölgenin yeniden ağaçlandırılması amacıyla gerçekleştirilen bu anlamlı çalışma, markanın çevre duyarlılığını ve çocuklara daha yeşil bir dünya bırakma misyonunu güçlendirdi.</p><p>Civil mağazalarından yapılan alışverişlerde müşterilere 10.000 adet özel sertifika hediye edilerek Hatıra Ormanı çocuklara atfedildi. Bu sayede hem ailelerin projeye katılımı teşvik edildi hem de toplumsal farkındalık artırıldı.</p><p>02 Aralık 2026 tarihinde gerçekleşen fidan dikim etkinliğine öğrenciler, Civil genel merkez çalışanları ve ÇEKÜD gönüllüleri katıldı. Tören, Civil Mağazacılık A.Ş. İcra Kurulu Başkanı Mustafa Yıldıran ve ÇEKÜD Başkanı Süleyman Coşar tarafından birlikte gerçekleştirildi. Törende, her iki isim de projenin önemine dikkat çekti ve şu ifadeleri kullandı:</p><p>Mustafa Yıldıran:</p><p>“Civil olarak geleceğe değer katmanın sadece ürünlerle değil, doğaya sahip çıkmakla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bugün diktiğimiz her fidan, çocuklarımıza bırakacağımız daha temiz, daha yaşanabilir bir dünyanın teminatıdır. Bu projeye destek veren tüm müşterilerimize ve gönüllülerimize teşekkür ederiz.”</p><p>Süleyman Coşar (ÇEKÜD Başkanı):</p><p>“Orman yangınlarında kaybettiğimiz her ağacın yerine yüzlercesini kazandırmak, hepimizin ortak sorumluluğu. Civil’in bu büyük katkısı,hem bölgenin ekosistemini güçlendirecek hem de çocuklara çevre bilinci konusunda ilham verecek. Birlikte attığımız bu adımın uzun yıllar boyunca meyve vereceğine inanıyoruz.”</p><p>Civil’in çevre duyarlılığıyla hayata geçirdiği bu proje, çocuklara daha yaşanabilir bir gelecek bırakma hedefinin önemli bir parçası oldu. Marka, sürdürülebilir dünya için doğa dostu projelerine devam ederek toplumun her kesimini bu yolculuğa dahil etmeyi amaçlıyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın 'en gizemli' balinası ilk kez canlı görüntülendi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-gizemli-balinasi-ilk-kez-canli-goruntulendi-3161/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-gizemli-balinasi-ilk-kez-canli-goruntulendi-3161/</id>
<published><![CDATA[2025-11-22T08:57:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-22T08:57:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_74C01C-A55921-A996A3-500B42-1FE1CF-312661.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Okyanus bilimcilerin onlarca yıldır yalnızca kıyıya vurmuş birkaç cansız örnekten tanıdığı, dünyanın en gizemli balinalarından biri olan gingko dişli gagalı balina, ilk kez canlı olarak görüntülendi. Bilim insanları, Pasifik Okyanusu’nda yürüttükleri son ekspedisyon sırasında altı balinayı birden tespit ederek, türün varlığına dair en kapsamlı canlı gözlemi gerçekleştirdi.</p><p>Bu gözlem, 2020’de Meksika açıklarında kaydedilen ve kaynağı tespit edilemeyen yüksek frekanslı seslerin izinin sürülmesiyle mümkün oldu.</p><p>Araştırmacılar, gagalı balina türlerinin avlanma ve yön bulma sırasında kullandığı yüksek perdeli ekolokasyon seslerini yıllardır analiz ediyordu. Ancak geçen yıl, olağanüstü bir tesadüf sonucu deniz yüzeyine çıkan iki genç birey, bilim dünyasını alarma geçirdi.</p><p>Ekip, modifiye edilmiş bir arbaletle alınan küçük bir doku örneği sayesinde balinaların kimliğini doğruladı, böylece türün ilk canlı gözlemi kayıtlara geçmiş oldu. Gingko dişli gagalı balinaya dair daha önceki tüm bilgiler, yalnızca Japonya kıyılarına vurmuş birkaç balina ölüsüne dayanıyordu.</p><p>Bu tür, dünyanın en derine dalan memelileri arasında yer aldığı için neredeyse tüm yaşamını karanlık okyanus çukurlarında geçiriyor.</p><p>Davranışları araştırmayı zorlaştırıyor</p><p>Gagalı balinalar, insan faaliyetlerine karşı son derece hassas. Askeri sonarlar ya da gemi motorları bu türleri paniğe sürükleyebiliyor. Bu nedenle bilim insanları, türleri tanımak için genellikle akustik izleme yöntemlerine başvuruyor.</p><p>Araştırmalar, her gagalı balina türünün kendine özgü bir ekolokasyon sinyali ürettiğini gösteriyor. Bu benzersiz ses kalıpları, bilim insanlarına şu imkanı sağlıyor:</p><p>Türlerin gizli yaşam alanlarını belirleme</p><p>Göç ve dağılım modellerini çıkarma</p><p>Olası tehdit alanlarını tespit etme</p><p>Son yapılan keşif, gingko dişli gagalı balinanın Kuzey Pasifik’teki bilinen yaşam alanını iki katına çıkarmış durumda.</p><p>Bu keşif neden önemli?</p><p>Gingko dişli gagalı balina ilk kez canlı görüldü.</p><p>Türün dağılımı ve ekolojik özellikleri hakkında ilk somut veriler elde edildi.</p><p>Akustik takip yöntemlerinin tür tespitinde ne kadar etkili olduğu kanıtlandı.</p><p>Okyanusların en derin ve en gizemli canlılarından biri hakkında yeni bir dönem başlıyor.</p><p>Bilim insanları şimdi, türün korunmasına yönelik stratejiler geliştirmek için yeni çalışmalar planlıyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Atalarımız dudak dudağa öpüşmeye ne zaman başladı?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/atalarimiz-dudak-dudaga-opusmeye-ne-zaman-basladi-1531/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/atalarimiz-dudak-dudaga-opusmeye-ne-zaman-basladi-1531/</id>
<published><![CDATA[2025-11-19T20:03:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-19T20:03:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_210241-AE85DD-ABFD7A-5960CC-DEA983-BB987B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları, ağız ağıza öpüşmenin 21 milyon yıldan daha uzun bir süre önce evrimleştiğini, insanların ve maymunların ortak atalarının muhtemelen hoşlandığı bir eylem olduğunu öne sürüyor.</p><p></p><p>Aynı araştırma, Neandertallerin de öpüşmüş olabileceği ve hatta insanlar ile Neandertallerin birbirlerini öpmüş olabileceği sonucuna varıyor.</p><p></p><p>Bilim insanları öpüşmenin evrimsel bir muamma olmaya devam ettiğini bilerek araştırmalarını sürdürdü.</p><p></p><p>Bu eylemin hayatta kalma ya da üreme açısından belirgin bir faydası yok ama yine de sadece birçok insan toplumunda değil, hayvanlar aleminde de izleri sürülebiliyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kas%C4%B1m%202025/opusme-2.jpg" alt="opusme-2"></p><p></p><p><b><i>Bilim insanları öpüşmeyi, "dudakların veya ağzı oluşturan parçaların bir miktar hareketi ile ve yiyecek transferi olmadan" ağız-ağıza temas olarak tanımlıyor.</i></b></p><p></p><p>Diğer hayvanların öpüştüğüne dair kanıtlar bulan bilim insanları, öpüşmenin ne zaman evrimleşmiş olabileceğine dair bir "evrimsel soy ağacı" oluşturmayı başardı.</p><p></p><p>Farklı türlerde aynı davranışı karşılaştırdıklarından emin olmak için, araştırmacılar "öpüşmeye" romantizm dışı ve kesin bir tanım getirmek zorundaydı.</p><p></p><p>Evolution and Human Behaviour (Evrim ve İnsan Davranışı) adlı bilimsel yayında yer alan makalede, öpüşme eylemi, agresif olmayan, ağızdan ağıza temas olarak tanımlandı ve "belirli bir ağız ya da dudak hareketini içerdiği ancak besin paylaşımı yapılmadığı" da bu tanıma eklendi.</p><p></p><p>Çalışmaya öncülük eden Oxford Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Dr. Matilda Brindle, "İnsanlar, şempanzeler ve bonoboların hepsi öpüşüyor" diyor ve bu türlerin "en yakın ortak atalarının da öpüştüğü" sonucuna varıyor:</p><p></p><p>"Öpüşmenin muhtemelen 21,5 milyon yıl önce büyük maymunlarda evrimleştiğini düşünüyoruz."</p><p></p><p>Çalışmada bilim insanları kurtlarda, çayır köpeklerinde, kutup ayılarında (çok özensiz olsa da) ve hatta albatroslarda bilimsel öpüşme tanımlarına uyan davranışlar buldular.</p><p></p><p>İnsan öpücüğünün kökenine dair evrimsel bir resim oluşturmak için primatlara ve özellikle de maymunlara odaklandılar.</p><p></p><p>Aynı çalışma, yaklaşık 40 bin yıl önce yok olan en yakın eski insan akrabalarımız olan Neandertallerin de öpüştüğü sonucuna vardı.</p><p></p><p>Neandertal DNA'sı üzerine daha önce yapılan bir araştırma, modern insanlar ile Neandertallerin tükrüğümüzde bulunan bir tür bakteri olan ağız mikrobunu paylaştıklarını da gösterdi.</p><p></p><p>Dr. Brindle, "Bu, iki tür ayrıldıktan sonra yüz binlerce yıl boyunca tükürüklerini değiş tokuş etmiş olmaları gerektiği anlamına geliyor" dedi.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kas%C4%B1m%202025/opusme-1.jpg" alt="opusme-1"></p><p></p><p><b><i>Bilim insanları, bu davranışın "insan olmayan akrabalarımızla paylaştığımız bir şey" olduğunu söylüyorlar.</i></b></p><p></p><p>Bu çalışma öpüşmenin ne zaman evrimleştiğini saptamış olsa da, neden sorusuna yanıt veremiyor.</p><p></p><p>Maymun atalarımızdaki tımar davranışından kaynaklandığı veya bir partnerin sağlığını ve hatta uyumluluğunu değerlendirmek için samimi bir yol sağlayabileceği gibi bir dizi teori var.</p><p></p><p>Dr. Brindle, bu araştırmanın da 'Neden?' sorusunu yanıtlamak için bir kapı açacağını umuyor.</p><p></p><p>"Bunun insan olmayan akrabalarımızla paylaştığımız bir şey olduğunu anlamamız bizim için önemli.</p><p></p><p>"Bu davranışı incelemeliyiz, sırf insanlarda romantik bağlamı olduğu için aptalca bulmamalıyız."</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın en büyük örümcek ağı keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-buyuk-orumcek-agi-kesfedildi-6230/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-buyuk-orumcek-agi-kesfedildi-6230/</id>
<published><![CDATA[2025-11-06T19:09:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-06T19:09:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_68D4F9-1798F7-DE0D1B-612CFB-E5C9DE-407015.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yunanistan ile Arnavutluk sınırında yer alan Sarantaporos Nehri yatağındaki bir mağarada, bilim insanları ‘dünyanın en büyük örümcek ağını’ buldu.</p><p></p><p>Karanlık bir mağara odasında keşfedilen devasa ağ, yaklaşık 106 metrekarelik bir alanı kaplıyor ve içinde 111 binden fazla örümcek yaşıyor.</p><p></p><p>‘Subterranean Biology’ dergisinde yayımlanan araştırmaya göre bu ‘akıl almaz’ koloni, mağaranın sürekli karanlıkta kalan bir bölümünde yer alıyor.</p><p></p><p><b>Dev bir mozaik görünümünde</b></p><p></p><p>Ağ, mağaranın girişine yakın, tavanı alçak ve dar bir koridor boyunca uzanıyor ve binlerce huni biçimli küçük ağın birleşiminden oluşan dev bir mozaik görünümünde.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya Bankası'nda ürperten su kaybı açıklaması</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-bankasinda-urperten-su-kaybi-aciklamasi-5907/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-bankasinda-urperten-su-kaybi-aciklamasi-5907/</id>
<published><![CDATA[2025-11-05T10:00:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-05T10:00:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7CB30C-61DA5A-D8B5B3-226F00-78BD0B-D86613.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bankadan yapılan açıklamada, Küresel Su İzleme Raporu'nun ilk sayısının "Kıtalar Kuruyor: Ortak Geleceğimiz İçin Bir Tehdit" başlığıyla yayımlandığı belirtildi.</p><p></p><p>Dünyanın her yıl 324 milyar metreküp tatlı su kaybı yaşadığı aktarılan açıklamada, bu miktarın yılda 280 milyon insanın ihtiyacını karşılamaya yeterli olduğu vurgulandı. Açıklamada, bu kayıpların kötüleşen kuraklık ve kötü fiyatlandırma politikaları, zayıf koordinasyon, ormansızlaşma, sulak alan tahribatı ile aşırı sulama gibi sürdürülemez arazi ve su uygulamalarından kaynaklandığı ifade edildi.</p><p></p><p>Küresel su kullanımının 2000 yılından bu yana yüzde 25 arttığına işaret edilen açıklamada, bu artışın üçte birinin halihazırda kurak olan bölgelerde gerçekleştiği bilgisi paylaşıldı.</p><p></p><p>Açıklamada, buna Orta Amerika, Doğu Avrupa'nın büyük bir bölümü ve Kuzey Hindistan gibi tatlı su kıtlığıyla karşı karşıya olan bölgelerin de dahil olduğu, ancak su sıkıntısının Brezilya'nın güneydoğusu gibi hızlı tarımsal, endüstriyel ve kentsel büyümenin yaşandığı, tarihsel olarak su açısından zengin bölgelerde de ortaya çıktığı vurgulandı.</p><p></p><p>Sahra Altı Afrika'da kuraklıkların her yıl 600 bin ila 900 bin kişiyi işsiz bıraktığına dikkati çekilen açıklamada, bu durumun orantısız şekilde kadınları, yaşlıları, topraksız çiftçileri ve düşük vasıflı işçileri etkilediği kaydedildi.</p><p></p><p>Son 20 yılda dünya genelinde daha fazla su tüketen ürünlerin yetiştirilmesine doğru bir kayma yaşandığına değinilen açıklamada, verimsizlikle birleşen bu yapısal değişimin halihazırda su sıkıntısı çeken ülkelerde su talebini daha da artırdığının altı çizildi.</p><p></p><p>Açıklamada, teknolojiler, düzenlemeler ve kamu farkındalığı yoluyla su talebinin daha verimli yönetilmesinin, geri dönüşüm, deniz suyu arıtımı ve geliştirilmiş depolama yoluyla alternatif su arzının artırılmasının ve sektörler ile bölgeler arasında suyun adil ve etkili dağılımının sağlanması gerektiği kaydedildi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Havadan su toplayan boya üretildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/havadan-su-toplayan-boya-uretildi-9587/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/havadan-su-toplayan-boya-uretildi-9587/</id>
<published><![CDATA[2025-11-04T05:24:16+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-04T05:24:16+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7BCACD-14B9CC-D53B63-061BD0-8077C7-C1AB8D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avustralya'da araştırmacılar atmosferden temiz su toplarken yüzey sıcaklıklarını 6 dereceye kadar düşürebilen yeni bir dış mekan boyası geliştirdi.</p><p></p><p>Sidney Üniversitesi'nden bir ekip ve Dewpoint Innovations adlı girişim tarafından geliştirilen bu buluş, ekstrem hava koşullarında binaların serinletilmesini ve kurak bölgelerdeki su kıtlığının giderilmesini sağlayabilir.</p><p></p><p>Malzemenin 6 aylık denemeleri, kaplamanın metrekare başına günde 390 ml su toplayabildiğini ortaya koydu; bu da boyayla kaplanmış 12 metrekarelik bir yüzeyle bir kişinin günlük içme suyu ihtiyacının karşılanabileceği anlamına geliyor.</p><p></p><p>Araştırma ekibine liderlik eden Sidney Üniversitesi Nano Enstitüsü'nden Profesör Chiara Neto, "Bu teknoloji sadece serin çatı kaplama bilimini ilerletmekle kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir, düşük maliyetli ve merkezi olmayan temiz su kaynaklarının da kapısını açıyor; bu da iklim değişikliği ve artan su kıtlığı karşısında kritik bir ihtiyaç" dedi.</p><p></p><p>Nemli koşullar ideal olsa da gece neminin arttığı kurak ve yarı kurak bölgelerde bile çiy oluşabilir. Önemli olan yağmurun yerini almak değil, onu desteklemek; diğer kaynakların kısıtlı olduğu yer ve zamanda su sağlamak.</p><p></p><p>Boya, güneş ışığının yüzde 97'sine kadarını yansıtarak ve çevredeki havaya ısı yayarak çalışıyor.</p><p></p><p>Daha soğuk yüzey, atmosferdeki su buharının yoğunlaşıp damlacıklar haline gelmesi için gereken koşulları yaratıyor; tıpkı sıcak bir duş sırasında banyo aynasının buğulanması gibi.</p><p></p><p>Eğimli bir çatıya yerleştirilen su damlacıkları boyadan akıp bir olukta birikiyor.</p><p></p><p>Dewpoint Innovations'ın teknoloji sorumlusu Dr. Ming Chiu, "Tasarımımız iç gözenekli yapısı sayesinde yüksek yansıtma özelliğine ulaşarak, pigment bazlı kaplamaların çevresel dezavantajları olmadan dayanıklılık sunuyor" dedi.</p><p></p><p>UV ışınlarını emen malzemeleri kaldırarak, dağınık yansımadan kaynaklanan parlamayı önlerken, geleneksel güneş yansıtma sınırını aşıyoruz. Performans ve görsel konfor arasındaki bu denge, entegrasyonu kolaylaştırıyor ve boyanın gerçek dünyada uygulanmasını çok daha cazip hale getiriyor.</p><p></p><p>Bu çığır açan gelişme, Advanced Functional Materials adlı akademik dergide yayımlanan "Passively cooled paint-like coatings for atmospheric water capture" (Atmosferik su yakalama için pasif soğutmalı boya benzeri kaplamalar) başlıklı çalışmada ayrıntılı olarak ele alındı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yaban hayatındaki şempanzeler her gün "bir bira içiyor"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yaban-hayatindaki-sempanzeler-her-gun-bir-bira-iciyor-6989/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yaban-hayatindaki-sempanzeler-her-gun-bir-bira-iciyor-6989/</id>
<published><![CDATA[2025-09-19T08:35:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-09-19T08:35:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1FF3F9-981335-774777-AC59E1-3BF12F-4B532B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kaliforniya Üniversitesi'nden bilim insanları, hayvanların etanol tüketimini araştırmak için Uganda'nın Ngogo ve Fildişi Sahili'nin Taï bölgelerinde yerli Afrika şempanzelerinin yaşadığı alanlarda yere yeni düşmüş meyveleri inceledi.&nbsp;</p><p></p><p>Hem erkek hem de dişi şempanzeler her gün yaklaşık 14 gram saf etanol tüketiyordu.&nbsp;</p><p></p><p>Kaliforniya Üniversitesi Berkeley kampüsünden lisansüstü öğrencisi Aleksey Maro, "İnsanların alkole yönelik ilgisi, muhtemelen şempanzelerle ortak atalarımızın bu beslenme mirasından kaynaklanıyor" diyor.</p><p></p><p>Şempanzelerin günlük etanol tüketimi, ABD'deki bir standart içkiye eşdeğer. Maro "Şempanzeler yaklaşık 40 kilo, tipik bir insan da 70 kilo olduğu için vücut ağırlığını hesaba katınca bu miktar neredeyse iki içkiye çıkıyor" diyor.&nbsp;</p><p></p><p>Şempanzeler en çok, ellerindeki tüm meyveler arasında en yüksek alkol içeriğine sahip olan incir ve Gine eriğini seviyordu.</p><p></p><p>Şempanzelerin bilinçli olarak alkol oranı yüksek meyveleri mi aradığı, yoksa yalnızca şeker oranı yüksek olgun meyveleri mi seçtiği henüz net değil.&nbsp;</p><p></p><p>Araştırmacılar, tükettikleri birçok meyve türünün etanol içermesinin, alkolün bu hayvanların ve muhtemelen atalarımızın beslenme biçiminin yaygın bir parçası olduğunu gösterdiğini söylüyor.</p><p></p><p>Kaliforniya Üniversitesi profesörü Robert Dudley şöyle diyor:&nbsp;</p><p></p><p>Şempanzeler vücut ağırlıklarının yüzde 5 ila 10'u kadar olgun meyve yiyor, bu nedenle düşük oranlarda bile günlük toplam miktar yüksek oluyor; bu da önemli miktarda alkol anlamına geliyor.</p><p></p><p>İncelenen 21 meyve türü, ağırlık bazında ortalama yüzde 0,26 alkol içeriyordu. Şempanzeler her gün yaklaşık 4,5 kilogram meyve tüketiyor ve bu, beslenmelerinin yaklaşık dörtte üçünü oluşturuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Profesör Dudley, "Şempanzeler Aleksey gibi olgun meyveleri rastgele seçiyorsa bu, etanole yönelik tercihlerden bağımsız olarak onların ortalama tüketim oranıdır. Ancak daha olgun ve/veya şeker içeriği daha yüksek meyveleri tercih ediyorlarsa bu, olası etanol tüketim oranının ihtiyatlı bir alt sınırına denk gelir" diyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, etanol açısından zengin beslenmelerine rağmen şempanzelerin neredeyse hiç sarhoşluk belirtisi göstermediğini belirtiyor.</p><p></p><p>Dudley "Aslında, bir şempanzenin kafayı bulmak için o kadar çok meyve yemesi gerekirdi ki midesi şişerdi" diye ekliyor.</p><p></p><p>Bunun cazip bir hedef olmasına rağmen kimsenin peşine düşmemesinin bir nedeni, bilinen meyveleri yiyen yabandaki primatların yaşadığı bir alanda bunu yapmanın çok zor olmasıydı. Bu veri seti daha önce mevcut değildi ve tartışmalı bir konuydu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kolesterolü doğal olarak düşüren 5 etkili besin</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kolesterolu-dogal-olarak-dusuren-5-etkili-besin-8862/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kolesterolu-dogal-olarak-dusuren-5-etkili-besin-8862/</id>
<published><![CDATA[2025-09-02T15:47:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-09-02T15:47:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_99497D-206257-6F9BD1-DCAF45-9DD0C9-98F56B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Beslenmedeki doymuş yağ, şeker ve fast food tüketiminin fazla olması kolesterol düzeylerinin yükselmesine neden olabilir. Ancak sağlıklı ve dengeli bir beslenme, kolesterol düzeylerini düşürmeye yardımcı olabilir.</p><p></p><p>Şarku’l Avsat’ın ‘Healthline’ adlı sağlık haberleri sitesinden aktardığına göre bazı gıdalar kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabiliyor.</p><p></p><p>İşte bu besinler:</p><p></p><p><b>Baklagiller</b></p><p></p><p>Mercimek, fasulye ve bezelye gibi baklagiller, kolesterolün kan dolaşımına emilimini azaltan çözünür lifin en iyi kaynakları arasında yer alır.</p><p></p><p>Bu yüzden baklagillerin düzenli tüketimi kan dolaşımındaki kolesterol düzeylerini düşürür ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.</p><p></p><p><b>Avokado</b></p><p></p><p>Tekli doymamış yağlar ve lif açısından zengin bir kaynak olan avokado, kötü kolesterolü (LDL) düşürmeye ve iyi kolesterolü (HDL) yükseltmeye yardımcı olur.</p><p></p><p>Araştırmacılar 2015 yılında 45 obez yetişkin üzerinde yapılan bir çalışmada, avokadonun LDL seviyelerini değiştirme üzerindeki etkisini ölçtüler ve günde bir avokado yiyen katılımcıların, yemeyenlere göre LDL kolesterol seviyelerinin daha düşük olduğunu gözlemlediler.</p><p></p><p>Benzer şekilde, 2016 yılında yapılan on çalışma üzerinde yapılan değerlendirmede, avokado yemenin LDL ve trigliserit düzeylerinin düşmesiyle ilişkili olduğu görüldü.</p><p></p><p><b>Yağlı balıklar</b></p><p></p><p>Somon ve uskumru gibi yağlı balıklar, trigliserit ve LDL seviyelerini düşürmeye yardımcı olan omega-3 yağ asitleri içerir ve kalp sağlığı üzerinde faydalı etkileri vardır.</p><p></p><p>Doktorlar, bu balıkların haftada en az iki kez tüketilmesini öneriyor.</p><p></p><p><b>Yulaf</b></p><p></p><p>Yulaf, beta-glukan adı verilen bir tür çözünür lif içerir. Bu lif, bağırsakta jel benzeri bir madde oluşturarak kolesterolün vücut tarafından emilmesini önlemeye yardımcı olur.</p><p></p><p><b>Kabuklu yemişler</b></p><p></p><p>Kabuklu yemişler, özellikle badem ve ceviz, doymamış yağlar, lif ve diğer besinler açısından zengindir ve bu gıdalar sağlıklı kolesterol seviyelerinin korunmasına yardımcı olur.</p><p></p><p>2023 yılında yapılan bir araştırma, kuruyemişlerin kolesterol ve trigliserit düzeylerini düşürmeye yardımcı olduğunu ortaya koydu. 2016 yılında yapılan başka bir araştırma ise, günlük bir porsiyon kuruyemiş tüketmenin kardiyovasküler hastalık riskini yüzde 30 oranında azalttığını gösterdi.</p><p></p><p>Kabuklu yemişler, yediğinizde sizi tok hissettirir ve genellikle doymuş yağ oranı yüksek olan çikolata, kek ve bisküvi gibi atıştırmalıkların lezzetli ve pratik bir alternatifidir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın ormanları yangın tehdidi altında</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-ormanlari-yangin-tehdidi-altinda-1862/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-ormanlari-yangin-tehdidi-altinda-1862/</id>
<published><![CDATA[2025-07-29T12:45:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-29T12:45:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_ADB356-1D6A9B-320BDD-C54712-7173E7-A4D66A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>"Dünyanın akciğerleri" olan ormanlar, küresel ısınmayla artan sıcaklıklar ve ağırlıklı olarak insan kaynaklı ihmaller nedeniyle büyük zarar görüyor. Son dönemde Güney Avrupa ülkeleri başta olmak üzere özellikle geniş alana yayılan orman yangınlarının hızı ve kapsamı, iklim değişikliği nedeniyle riskli boyutlara ulaştı.</p><p></p><p>Avrupa Orman Yangınları Bilgi Sistemi verilerinden derlenen bilgilere göre, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yılın başından bu yana çıkan orman yangınlarında 29 Temmuz itibarıyla 292 bin 855 hektar büyüklüğünde alan yandı. Söz konusu kayıp bu dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre 2 katın üzerinde artış gösterdi.</p><p></p><p>AB ülkelerinde 1 Ocak-29 Temmuz döneminde 1339 yangın çıktı. Yangın sayısı, 2006-2024 döneminde ortalama 597 oldu. 2024'te ise 900 orman yangını çıktı.</p><p></p><p>AB ülkeleri arasında orman yangınları kaynaklı alan kaybının en fazla arttığı ülkelerden biri Romanya oldu. Ülkede "yangın sezonu" bu yıl "olağanüstü yoğun ve yıkıcı" şekilde yaşanırken, bu yılki orman yangınlarında zarar gören alanın büyüklüğü geçen yıla göre 5 kattan fazla artarak 123 bin hektarı aştı.</p><p></p><p>İtalya'da yılın başından bu yana orman yangınlarında zarar gören alan büyüklüğü, geçen yılın aynı dönemine göre 2 kata yakın artışla 34 bin 18 hektara çıktı.</p><p></p><p>Fransa'da da orman yangınlarında bu dönemde yanan alan büyüklüğü geçen yıla göre 2 kat artarak 23 bin 471 hektara ulaştı.</p><p></p><p>Almanya'da geçen yılın aynı döneminde orman yangınları 280 hektarlık alanın zarar görmesine yol açarken, bu yıl 4 bin 969 hektar alan yangınlardan etkilendi.</p><p></p><p>İspanya'da bu yılki yangınlarda 35 bin 923 hektar, Yunanistan'da 18 bin 360 hektar ve Portekiz'de 10 bin hektar alan yandı.</p><p></p><p>İrlanda, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Macaristan, İsveç ve Hollanda'da yangınlar, giderek daha fazla alanın zarar görmesine yol açıyor.</p><p></p><p>AB dışındaki Avrupa ülkelerinde 29 Temmuz itibarıyla orman yangınlarında 536 bin hektar alan zarar gördü.</p><p></p><p>Bu dönemde Birleşik Krallık'ta 45 bin 748, Bosna Hersek'te 23 bin 454, Sırbistan'da 16 bin 706, Karadağ'da 14 bin 88, Kosova'da 4 bin 926 ve Norveç'te 2 bin 412 hektar alan orman yangınlarından etkilendi.</p><p></p><p>- Rusya ve Kanada'da da yangınların zarar verdiği ormanlık alanların büyüklüğü artıyor</p><p></p><p>Orman yangınları ve artan sıcaklıklar tüm dünyada tehdit oluşturmaya devam ederken, geniş ormanlık alanlara sahip Rusya, Brezilya, Kanada, Avustralya ve ABD gibi ülkeler de en çok zarar gören bölgeler arasında yer alıyor.</p><p></p><p>Tüm dünyada 2001 ile 2024 yılları arasında toplam 152 milyon hektarlık ormanlık alan yangınlar nedeniyle kaybedildi.</p><p></p><p>Dünyanın en fazla ormanlık alana sahip ülkesi Rusya, her yıl başta Sibirya olmak üzere geniş alanları kaplayan ve aylarca süren orman yangınlarıyla mücadele ediyor.</p><p></p><p>Global Forest Watch verilerine göre, dünyanın coğrafi açıdan en büyük ülkesi Rusya'da orman yangınlarında 2001-2024 döneminde her yıl ortalama 2,6 milyon hektar ormanlık alan yok oldu. Yangınlardan 2001'de 1,16 milyon hektar ormanlık alanın etkilendiği ülkede geçen yıl 4,11 milyon hektar ormanlık alan yandı.</p><p></p><p>Kanada'da ise yılda ortalama 1,86 milyon hektar ormanlık alan yangınlardan zarar görüyor. Ülkede özellikle son 3 yılda orman yangınlarında önemli artış görülürken, 2024'te yangınlardan etkilenen alanın büyüklüğü 4,35 milyon hektara yükseldi.</p><p></p><p>- ABD'de yılda ortalama 551 bin hektar ormanlık alan yangınlar nedeniyle zarar görüyor</p><p></p><p>Yılda ortalama 551 bin hektar ormanlık alanın yangınlar nedeniyle zarar gördüğü ABD'de ise 2001'de 309 bin hektarlık alan yanarken, geçen yıl bu büyüklük 504 bin hektar oldu.</p><p></p><p>Geniş Amazon yağmur ormanlarına sahip Brezilya da küresel ısınma ve iklim değişikliğinden etkilenen ülkeler arasında üst sıralarda yer alıyor.</p><p></p><p>Yılda ortalama 538 bin hektarlık alanın yangınlar nedeniyle zarar gördüğü Brezilya'da, orman yangınlarının etkilediği alan 2001'de 127 bin hektarken geçen yıl 2,33 milyon hektar oldu.</p><p></p><p>Avustralya ise yılda ortalama 275 bin hektarlık orman alanını yangınlarda kaybediyor. Ülkede 2001'de 154 bin hektar ormanlık alan yangınlardan etkilendi. Yangınlar nedeniyle zarar gören ormanlık alanların büyüklüğü 2024'te 125 bin hektara geriledi. Avustralya'nın Eylül 2019 ile Mart 2020 arasında çıkan yoğun yangınlarda kaybettiği ormanlık alan büyüklüğü 3,49 milyon hektar olmuştu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Şempanzelere ve insana bakışımızı değiştiren kadın</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/sempanzelere-ve-insana-bakisimizi-degistiren-kadin-7188/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/sempanzelere-ve-insana-bakisimizi-degistiren-kadin-7188/</id>
<published><![CDATA[2025-07-16T14:36:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-16T14:36:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5C398F-053D93-51328A-451B47-906F98-124BC8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Vahşi şempanzeler üzerine yapacağı öncü çalışma, yalnızca hayvan davranışları hakkındaki bilgilerimizi kökten değiştirmekle kalmayacak, insan olmanın ne anlama geldiğine dair tanımımızı da yeniden şekillendirecekti.</p><p></p><p>O zamanlar yalnızca 26 yaşında olan Jane Goodall, uzun zamandır hayvanlarla birlikte yaşama ve onları inceleme hayalini kuruyordu.</p><p></p><p>1986 yılında BBC'de Terry Wogan'ın programına verdiği mülakatta bu ilgisini şöyle anlatıyordu:</p><p></p><p>"Görünüşe göre, bir buçuk ya da iki yaşlarındayken bile böcekleri, her şeyi incelemeye başlamışım.</p><p></p><p>"Bu ilgi yavaş yavaş gelişti ve büyüdü. Sonra Dr. Dolittle ve Tarzan kitaplarını okudum. Artık hedefim Afrika olmuştu"</p><p></p><p>Okuldan mezun olduktan sonra Goodall, sekreterlik kursuna gitmişti; aynı zamanda garsonluk ve film prodüksiyon asistanlığı yaparak çocukluk hayalini gerçekleştirebilmek için para biriktiriyordu.</p><p></p><p>1957'ye gelindiğinde nihayet Kenya'nın Nairobi kentinde yaşayan bir arkadaşını görmek için yeterince para biriktirmişti.</p><p></p><p>Oradayken yalnızca hayvanlar hakkında konuşabilme umuduyla ünlü İngiltere kökenli Kenyalı Paleoantropolog Profesör Louis Leakey ile görüşme ayarladı.</p><p></p><p>Leakey, sekreterini yeni kaybetmişti. Goodall'ın kararlılığından ve Afrika yaban hayatına dair kendi kendine öğrendiklerinden o kadar etkilendi ki ona Nairobi'deki doğa tarihi müzesinde asistanlık teklif etti.</p><p></p><p>Leakey, sonrasında Goodall'ın akıl hocası olacaktı.</p><p></p><p>1986 yılındaki programda bu dönemi anlatan Goodall, Leakey'in kendisine gelip "Şempanzeleri inceleyecek birini arıyorum çünkü onların davranışlarının, insanın erken dönem davranışını anlamamızda önemli ipuçları verebileceğini düşünüyorum" dediğini söyledi.</p><p></p><p>Leakey, onun bilimsel eğitim eksikliğini bir engel değil, avantaj olarak görüyordu çünkü böylelikle Goodall'ın gözlemleri mevcut bilimsel teorilerle sınırlı kalmayacaktı.</p><p></p><p>Goodall, Gombe Koruma Alanı'na yaptığı bu ilk yolculukta yalnız olmayacaktı.</p><p></p><p>O dönemin sömürge yönetimi güvenlik protokolleri uyarınca yanında bir refakatçi bulunması gerekiyordu.</p><p></p><p>BBC'deki programında "Başta kendi başıma kalmama izin verilmedi" diye anlatmıştı.</p><p></p><p>"O zamanki İngiliz hükümeti, genç bir kızın ormana yalnız gitmesini neredeyse ahlaksızca buluyordu. Bu yüzden bir refakatçi seçmem gerekiyordu ve annem üç aylığına bana katıldı"</p><p></p><p></p><p>İlk aylar oldukça zorlu geçti.</p><p></p><p>Goodall ve annesi, birlikte kaldıkları eski bir askeri kamp çadırında sıtmaya yakalandılar.</p><p></p><p>Goodall iyileşip kamp alanına geri dönecek duruma geldiğinde de yalnız gitmesine izin verilmedi.</p><p></p><p>Yanında yerel bir rehber olmalıydı ama şempanzeler ayak sesleri duyar duymaz çalılıkların arasına kaçıyordu.</p><p></p><p>Goodall orman yollarını öğrenip yoğun bitki örtüsünde nasıl hareket edeceğini kavradı.</p><p></p><p>Ormanın içindeki tepelerde yalnız başına yürümeye başladığında, iki vadiye bakan bir tepeden dürbünüyle ürkek primatları izlemeye başladı.</p><p></p><p>O süreçte Goodall, alışılmışın dışında bir yönteme başvurdu.</p><p></p><p>Her gün beslenme alanına giderek maymunlara biraz daha yaklaştı. Doğal ortamlarında yanlarında oturup onları yakından gözlemleme hedefiyle hareket etti.</p><p></p><p>Alet kullanımı ve iletişim</p><p>Goodall 2014'te BBC'nin Witness History programına verdiği mülakatta "Her gün aynı renk kıyafetler giyiyordum ve sanırım en önemli şey, hiçbir zaman onları zorlamamamdı" demişti.</p><p></p><p>Yakınlaşma sürecini şöyle anlatıyordu:</p><p></p><p>"Hiçbir zaman çok yakına gitmeye çalışmadım. Şempanzelerin geleceğini bildiğim meyve ağaçlarının yakınında beklerdim. En azından başlangıçta, onlar ayrıldığında peşlerinden gitmezdim. Çünkü bunun fazla ileri gitmek olacağını düşünüyordum.</p><p></p><p>"Böylece yavaş yavaş beni zararsız biri olarak kabul etmeye başladılar."</p><p></p><p>Şempanzeler onu görmezden gelmeye başladığında, Goodall saatlerce sessizce oturup, daha önce hiç belgelenmemiş olan karmaşık sosyal yapıyı gözlemleyebiliyordu.</p><p></p><p>Şempanzelerin sanıldığı gibi otçul değil, omnivor olduklarını, yani hem bitkilerle hem de hayvanlarla beslendiklerini gözlemledi. Et avında birbirleriyle iletişim kurduklarını keşfetti.</p><p></p><p>Aile bağlarının gücünü ve her bireyin kendine özgü karakterinin davranışlarını nasıl etkilediğini gözlemledi.</p><p></p><p>Wogan'a verdiği mülakatta da "Şempanze toplumunda bir dişi tüm erkekler tarafından çiftleşme için seçilebilir ya da bir erkek onu yanına alır ve onunla kalır. Erkekler arasında da çok güçlü bağlar vardır" demişti.</p><p></p><p>"Yaşadıkları yerin sınırlarında devriye gezerler, yabancıları dışarıda tutarlar, yeni genç dişileri içeri alırlar ve topluluk içindeki tüm yavrulara nazik, hoşgörülü, koruyucu bir baba gibi davranırlar"</p><p></p><p>Goodall, o dönemde bilimsel araştırmalarda geleneksel olan numaralandırma sistemi yerine her şempanzeye isim vermeyi seçti. Çünkü her birinin farklı bir kişiliğe sahip olduğunu görmüştü.</p><p></p><p>Erkek bir şempanzeye David Greybeard adını verdi.</p><p></p><p>Greybeard'ı izlerken onun araç yapıp kullandığını fark etti. O dönemde bilim insanları, sadece insanların bu yeteneğe sahip olduğuna inanıyordu.</p><p></p><p>Alet yapımı, soyut düşünceyi ve geleceğe dair planlama yetisini içerdiği için, insan olmanın temel tanımlarından biri olarak görülüyordu.</p><p></p><p>"[Şempanzeler] bizden sonra alet olarak en fazla nesneyi kullanan canlılar" diyordu.</p><p></p><p>Wogan'ın programında anlatmaya devam etti:</p><p></p><p>"Örneğin, termitleri yemek için yapraklarını sıyırdıkları bir çubuğu modifiye ediyorlar. Vahşi karıncalarla beslenirken uzun bir dalın kabuğunu soyuyorlar. Ulaşamadıkları bir delikten su içmek için yaprakları buruşturuyor. Bunu kanlarını silmek için de kullanıyorlar.</p><p></p><p>"Ayrıca silah da yapıyorlar. Taş atıyor, gözdağı vermek ya da vurmak için dal kullanıyorlar"</p><p></p><p>O dönemde bu düşünceler devrim niteliğindeydi. Yıllardır kabul gören bilimsel yaklaşımlara meydan okuyordu.</p><p></p><p>O zamandan bu yana, hayvanlar aleminin farklı türlerinde de alet kullanımına dair kanıtlar bulundu.</p><p></p><p>Örneğin, Endonezya'daki ahtapotlar insanlar tarafından atılmış hindistan cevizi kabuklarını zırh olarak kullanıyor.</p><p></p><p>Yeni Kaledonya kargaları ise ağaç kabuğundaki larvaları çıkarmak için gagalarıyla dalları ya da telleri büküp kanca yapıyorlar.</p><p></p><p>Goodall sessizce oturup şempanzeleri izlerken, onların aile bağlarının ve sözsüz iletişimlerinin insanlar kadar karmaşık olduğunu gördü.</p><p></p><p>"Şempanzeler ayrılıktan sonra tekrar karşılaştıklarında el ele tutuşurlar, birbirlerine sarılırlar, öpüşürler" diyordu.</p><p></p><p>Wogan röportajında bu benzerliğin anlaşılmasının Batı'da çocukların nasıl yetiştirildiği konusunda yeni sorular doğurduğunu söylemişti.</p><p></p><p>Goodall, zor bir küçüklük geçirmiş şempanzelerdeki tespitinin, çocuklar için de geçerli olduğunu savunuyordu:</p><p></p><p>"Eğer bir çocuğu gece ağladığında yalnız bırakırsak, eğer onu saatlerce oyun parkında yalnız başına tutarsak ya da sürekli çocukların değiştiği bir kreşe yazdırırsak ( yine de) çok zeki bir çocuk olabilir"</p><p></p><p>Goodall devamındaysa, "Ancak o çocuk sonrasında stresli durumlarla baş etmekte zorlanabilir. Bu çok önemli" diyordu.</p><p></p><p>Goodall, şempanzelerin ritüel davranışlarının ve duygularının bizimkine ne kadar benzediğini fark etti.</p><p></p><p>Aynı zamanda, bizim gibi onların da yıkıcı ve şiddet dürtülerinin vahşi cinayetlere yol açabileceğini gözlemledi:</p><p></p><p>"İlk 10 yılın ardından keşfettik ki, şempanzeler dostane yönleriyle bize çok benziyorlardı. Ama aynı zamanda çok saldırgan da olabiliyorlardı. Belli koşullar altında yamyamlık yapabiliyorlardı"</p><p></p><p>Goodall farklı şempanze toplulukları arasındaki şiddeti, ilkel insanlar arasındaki vahşete benzetiyor.</p><p></p><p>1962 yılında, Leakey'nin teşvikiyle, lisans derecesi olmamasına rağmen, Goodall olağanüstü detaylı bulgularına dayalı bir doktora programına başladı.</p><p></p><p>Aynı yıl, National Geographic Society, onun çalışmalarını belgelemek için Hollandalı yaban hayatı fotoğrafçısı ve film yapımcısı Hugo van Lawick'i Kenya'ya gönderdi.</p><p></p><p>1965'te yayımlanan Miss Goodall and the Wild Chimpanzees adlı belgesel Orson Welles tarafından seslendirildi. Bu yapım Goodall'ın keşiflerini geniş kitlelere ulaştırdı.</p><p></p><p>Goodall Van Lawick sevgili oldu ve evlendi. 1967'de Goodall doktora derecesini aldıktan bir yıl sonra oğulları Hugo, ya da diğer adıyla "Grub" doğdu.</p><p></p><p>Goodall, saha çalışmalarına devam edebilmek için oğlunun gün içinde güvende olacağını düşündüğü korunaklı bir barınak inşa etti.</p><p></p><p>Wogan'a yaptığı değerlendirmelerinde "Şempanzeler tıpkı bizim gibi avcı" diyen Goodall, şöyle devam etmişti:</p><p></p><p>"İşbirliği içinde avlanırlar, orta boy memelileri avlarlar. İnsan çocuklarını avladıklarına dair kayıtlar bile var, tıpkı insanların şempanzeleri avlaması gibi.</p><p></p><p>"Bu yüzden oğlum çok küçükken, yürüyemediği zamanlarda onu telli bir verandada tutardık ve yanında hep birileri bulunurdu"</p><p></p><p>Goodall'ın öncü primatoloji araştırmaları, insanın hayvanlar aleminin geri kalanından ayrı bir varlık olmadığını ortaya koydu.</p><p></p><p>Homo sapiens ile şempanzelerin ortak bir atadan geldiğine dair kanıtlar sundu.</p><p></p><p>Araştırmalar, şempanzelerin insanlarla yüzde 98,6 oranında aynı DNA'yı paylaştığını gösterdi.</p><p></p><p>"İşte mesele bu" diyordu Goodall ve devam ediyor:</p><p></p><p>"Bugün insanda ve şempanzede gördüğümüz davranışlar muhtemelen o ortak atada da vardı. Dolayısıyla Taş Devri insanlarının da birbirleriyle uzun dostluk ilişkileri kurduğunu, küçük dallarla beslendiğini, birbirine sarıldığını hayal edebiliriz. Ben böyle hayal etmeyi seviyorum"</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Polonya'da 5 bin 500 yıllık dev piramit mezarları keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/polonyada-5-bin-500-yillik-dev-piramit-mezarlari-kesfedildi-6227/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/polonyada-5-bin-500-yillik-dev-piramit-mezarlari-kesfedildi-6227/</id>
<published><![CDATA[2025-07-15T12:29:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-15T12:29:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_22628C-2C12CA-26DD18-D624C6-D2C7B8-7D30FF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Poznań’daki Adam Mickiewicz Üniversitesi'nden arkeologlar, Orta Polonya'nın Wyskoć köyünde gerçekleştirdikleri kazılar sırasında, yaklaşık 200 metre uzunluğunda ve 4 metre yüksekliğinde iki megalitik yapı keşfetti. Bu yapılar, halk arasında “Polonya piramitleri” olarak adlandırılsa da, teknik olarak dev mezar odaları olarak sınıflandırılıyor.</p><p></p><p><b>Uzaktan algılama teknolojisi ile ortaya çıkarıldı</b></p><p></p><p>Kazı alanı, General Dezydery Chłapowski Peyzaj Parkı içerisinde yer alıyor. Ekip, uzaktan algılama sistemleri ile bölgeyi tarayarak beş potansiyel alan tespit etti ve bu alanlarda yürütülen saha araştırmaları sonucunda iki piramit mezar ortaya çıkarıldı. Polonya'da bu türde keşfedilen yalnızca ikinci örnek olan yapılar, tarihi açıdan büyük bir öneme sahip.</p><p></p><p><b>Funnelbaker kültürü'ne ait olduğu tespit edildi</b></p><p></p><p>Keşfedilen mezarların, Kuzey-Orta Avrupa'da Neolitik dönemde yaşayan ve “Huni Biçimli Beaker” olarak bilinen Funnelbaker Kültürü’ne ait olduğu düşünülüyor. Bu kültür, adını karakteristik huni şekilli çanak çömleklerinden alıyor. Arkeologlara göre, bu tür mezarlara sadece kabile liderleri, şamanlar ve rahipler gibi toplumun elit kesimi gömülmekteydi.</p><p></p><p><b>Taş devri mühendisliği: 10 tonluk kayalarla i̇nşa edildi</b></p><p></p><p>Mezarlar, her biri 10 tona kadar çıkan taş bloklarla inşa edilmiş. Taşlar yalnızca insan gücü ve kızaklarla taşınmış. Ancak zamanla bu taşların büyük bir kısmı kaybolmuş ya da farklı amaçlarla kullanılmış. Uzmanlara göre, binlerce yıl boyunca taşlara duyulan ihtiyaç nedeniyle, yerel halk tarafından bu yapılar sökülmüş olabilir.</p><p></p><p><b>Alan hâlâ i̇nceleniyor, ziyarete kapalı</b></p><p></p><p>Şu anda kazı çalışmaları devam ettiğinden dolayı alan ziyaretçilere kapalı tutuluyor. Uzmanlar, alanın korunması ve daha fazla arkeolojik bulgunun gün yüzüne çıkarılması için çalışmalarını sürdürüyor. Bu mezarlar, sadece Polonya’nın değil, tüm Avrupa’nın tarih öncesi döneme dair bilgi birikimini artırması açısından büyük bir potansiyele sahip.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Peru'da arkeologlar 3500 yıllık antik kenti keşfetti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/peruda-arkeologlar-3500-yillik-antik-kenti-kesfetti-2998/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/peruda-arkeologlar-3500-yillik-antik-kenti-kesfetti-2998/</id>
<published><![CDATA[2025-07-07T08:26:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-07T08:26:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6E4B48-D68E95-4C8096-327744-D54B74-EBBD99.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Peñico adlı 3500 yıllık şehrin, Pasifik kıyısındaki ilk toplulukları, And Dağları ve Amazon havzasında yaşayanlarla birleştiren önemli bir ticaret merkezi olarak hizmet verdiğine inanılıyor.</p><p></p><p>Antik kent, Peru'nun başkenti Lima'nın yaklaşık 200 kilometre kuzeyinde, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yükseklikte yer alıyor.</p><p></p><p>Şehrin, MÖ 1800 ile 1500 yılları arasında, yani Ortadoğu ve Asya'da erken medeniyetlerin geliştiği dönemde kurulduğu düşünülüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, keşfin Amerika'nın en eski uygarlığı olan Caral'a ne olduğuna ışık tuttuğunu söylüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar tarafından yayımlanan ve insansız hava aracıyla çekilmiş görüntüler, şehrin merkezindeki bir yamaçta terasta, taş ve çamur binaların kalıntılarıyla çevrili dairesel bir yapıyı gösteriyor.</p><p></p><p>Alanda sekiz yıl süren araştırmalarda, tören tapınakları ve konut kompleksleri de dahil 18 yapı ortaya çıkarıldı.</p><p></p><p>Araştırmacılar alandaki binalarda törensel objeler, insan ve hayvan figürlerinden oluşan kil heykeller ile boncuk ve deniz kabuklarından yapılmış kolyeler keşfetti.</p><p></p><p>Peñico, Amerika kıtasının bilinen en eski uygarlığı kabul edilen Caral'ın 5000 yıl önce Peru'nun Supe Vadisi'nde MÖ 3000 civarında kurulduğu yere yakın bir konumda.</p><p></p><p>Caral'da büyük piramit yapıları, sofistike sulama tarımı ve kentsel yerleşimler de dahil 32 anıt var.</p><p></p><p>Antik kentin Hindistan, Mısır, Sümer ve Çin'deki diğer karşılaştırılabilir erken medeniyetlerden izole şekilde geliştiğine inanılıyor.</p><p></p><p>Peñico'daki son araştırmaları ve 1990'larda Caral'da yapılan kazıları yöneten arkeolog Dr. Ruth Shady, keşfin iklim değişikliği nedeniyle yok olan Caral uygarlığına ne olduğunu anlamak açısından önemli olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Reuters haber ajansına konuşan Dr. Shady, Peñico topluluğunun "ticaret, kıyı, dağlık ve orman toplumlarıyla alışveriş için stratejik konumda yer aldığını" belirtti.</p><p></p><p>Peru Kültür Bakanlığı'nın araştırmacılarından arkeolog Marco Machacuay, 3 Temmuz'da bulguların açıklandığı basın toplantısında, Peñico'nun öneminin Caral toplumunun devamı olmasında yattığını söyledi.</p><p></p><p>Amerika kıtasının en önemli arkeolojik keşiflerinin çoğu Peru'da.</p><p></p><p>Bu keşifler arasında, And Dağları'ndaki Machu Picchu İnka Kalesi ve ülkenin orta kesiminde sahil yakınındaki çöle kazınmış gizemli Nazca Çizgileri de bulunuyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Depremleri önceden hisseden hayvanlar</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/depremleri-onceden-hisseden-hayvanlar-2147/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/depremleri-onceden-hisseden-hayvanlar-2147/</id>
<published><![CDATA[2025-07-02T17:05:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-02T17:05:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C1CB2A-79A8C9-63E8CF-1C981D-2487C2-B26F13.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu yüksek can kaybının bir nedeni de birçok topluluğun herhangi bir uyarı almamış olmasıydı.</p><p></p><p>Gelgit ve deprem sensörleri gibi insan yapımı erken uyarı sistemleri, net bir alarm veremedi.</p><p></p><p>Birçok sensör, bakım sorunları nedeniyle çalışmıyordu ve birçok kıyı bölgesinde tsunami siren sistemleri yoktu.</p><p></p><p>Uyarı için gönderilen kısa mesajlar da tehdit altındaki bölgelere ya ulaşmadı ya da hiç okunmadı.</p><p></p><p>Oysa dokuz metreye kadar ulaşan duvar görünümlü dev dalgaların hemen öncesindeki dakikalarda ve saatlerde bazı hayvanlar yaklaşan tehlikeyi hissetmiş ve kaçmaya çalışmışlardı.</p><p></p><p>Görgü tanıklarının ifadelerine göre filler yüksek yerlere koştu, flamingolar alçak bölgelerdeki yuvalarını terk etti ve köpekler açık alana çıkmayı reddetti.</p><p></p><p>Tayland'daki Bang Koey sahil köyünde halk, deniz kenarındaki bufalo sürüsünün bir anda kulaklarını diktiğini, denize doğru baktığını ve ardından tsunami vurmadan birkaç dakika önce yakındaki bir tepenin zirvesine doğru kaçtığını anlattı.</p><p></p><p>Daha önce Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Uluslararası Stratejisi (UNISDR) danışma grubunda görev almış, şu anda Bonn'daki Alman Kalkınma Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalışan Irina Rafliana, "Felaketten kurtulanlar; inek, keçi, kedi ve kuş gibi hayvanların, depremden hemen sonra ve tsunami gelmeden önce kasıtlı olarak iç bölgelere doğru hareket ettiklerini gördüklerini söylediler. Hayatta kalanların birçoğu bu hayvanlarla birlikte ya da onların hemen ardından kaçmıştı" diyor.</p><p></p><p>Rafliana, Sumatra yakınlarında 2010 yılında meydana gelen denizaltı depremi sonrası oluşan ve Mentawai Adaları'nda yaklaşık 500 kişinin ölümüne yol açan tsunami gibi diğer felaketlerle ilgili saha çalışmalarında da benzer hikâyelere rastladığını belirtiyor.</p><p></p><p>Bu olayda da örneğin fil gibi bazı hayvanların sanki olayı önceden biliyormuş gibi tepki verdikleri rapor edilmişti.</p><p></p><p>Yeniden serbest bırakılan bir deniz kaplumbağasının da Ocak 2022'de Tongo'da gerçekleşen volkanik patlamadan iki gün önce U dönüşü yapar gibi aniden geri dönmesi şaşkınlık yaratmıştı.</p><p></p><p>Erken uyarı sistemleri, doğal afetlerin sıkça vurduğu birçok bölgede hâlâ mevcut değil.</p><p></p><p>2017 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü, yaklaşık 100 ülkenin, bulundukları coğrafyalarda çok fazla doğal afet gerçekleşmesine rağmen erken uyarı sistemlerinden yoksun olduğunu ortaya koydu.</p><p></p><p>Ancak felaketlerden önce görülen hayvan davranışlarına dair anlatılar, bazı araştırmacıların konuya ciddi bilimsel ilgi göstermesine neden oluyor.</p><p></p><p>Bu da ilgi çekici bir soruyu gündeme getiriyor:</p><p></p><p>Hayvanların, yaklaşmakta olan doğal afetleri fark etmelerini sağlayan içgüdüsel bir sistemleri varsa insanlar için doğal bir erken uyarı sistemi olabilirler mi?</p><p></p><p><b>En eski kayıt MÖ 373 yılına ait</b></p><p></p><p>Doğal bir felaketten önce hayvanların alışılmadık davranışlar sergilediğine dair bilinen en eski kayıt, MÖ 373 yılına dayanıyor.</p><p></p><p>Yunan tarihçi Thukydides'e ait olan bu kayıt, yıkıcı bir depremin birkaç gün öncesinde farelerin, köpeklerin, yılanların ve gelinciklerin Helike şehrini terk ettiğini bildiriyor.</p><p></p><p>Tarih boyunca benzer başka raporlar da bulunuyor.</p><p></p><p>Örneğin, 1805 Napoli depreminden dakikalar önce öküzlerin, koyunların, köpeklerin ve kazların hep birlikte alarm verir gibi sesler çıkardığı, 1906 San Francisco depreminden hemen önce ise atların paniğe kapılarak kaçtığı söyleniyor.</p><p></p><p>Gelişmiş teknolojiye rağmen birçok doğal felaketin yaklaştığını tespit etmek hâlâ zor olabiliyor.</p><p></p><p>Örneğin depremler söz konusu olduğunda, sismik sensörler ancak yer sarsılmaya başladığında dalgalı çizgiler üretebiliyor.</p><p></p><p>Güvenilir öngörüler yapılabilmesi için, olaydan önce oluşan öncü sinyallere ihtiyaç var.</p><p></p><p>Ancak bugüne kadar, büyük depremlerden önce tutarlı bir şekilde görülen sinyallere rastlanamadı. Bu nedenle bazı bilim insanları, hayvan davranışları gibi daha alışılmadık uyarı sinyallerini dikkate almaya istekli hale geldiler.</p><p></p><p>Fransız Biyoçeşitlilik Ofisi'nden (OFB) ornitolojik bir ekibin lideri ve aynı zamanda Pasifik'i geçen göçmen kuşların fırtına ve diğer tehlikelerden nasıl kaçınabildiğini inceleyen Kivi Kuaka projesinin bir parçası olan Charlotte Francesiaz "Bugün elimizdeki tüm teknolojiye rağmen, depremleri ya da çoğu doğal felaketi düzgün şekilde tahmin edemiyoruz" diyor.</p><p></p><p>Hayvanların felaketleri nasıl öngörebileceğine dair en önemli araştırmalardan biri, beş yıl önce Almanya'daki Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü'nden Martin Wikelski liderliğindeki bir ekip tarafından gerçekleştirildi.</p><p></p><p>Bu çalışmada, İtalya'nın merkezindeki deprem riski yüksek Marche bölgesinde bir çiftlikte farklı hayvan türlerinin (inek, koyun ve köpekler) hareket kalıpları "biyolojik kayıt" (biologging) adlı yöntemle kaydedildi.</p><p></p><p>Her bir hayvana takılan çipli tasmalar Ekim 2016 ile Nisan 2017 arasında her birkaç dakikada bir hayvanın hareket verilerini merkezi bir bilgisayara gönderdi.</p><p></p><p>Bu süre zarfında, bölgede resmi kayıtlara göre 18 binden fazla deprem meydana geldi. Bunlar 0,4 büyüklüğündeki küçük sarsıntılardan, 4,0 ve üzeri büyüklüğe ulaşan yaklaşık bir düzine depreme kadar uzanıyordu.</p><p></p><p>Ayrıca yaşanan sarsıntılardan biri de 6,6 büyüklüğündeki yıkıcı Norcia depremiydi.</p><p></p><p><b>Sekiz depremden yedisi tahmin edilebildi</b></p><p></p><p>Araştırmacılar, çiftlik hayvanlarının depremlerden yaklaşık 20 saat önce davranışlarını değiştirmeye başladıklarına dair kanıtlar buldu.</p><p></p><p>İzlenen çiftlik hayvanları topluca, kesintisiz 45 dakikadan fazla süre boyunca normalden yüzde 50 daha fazla hareketli olduklarında, araştırmacılar 4,0 büyüklüğünün üzerindeki bir depremi tahmin ettiler.</p><p></p><p>Bu yöntemle sekiz güçlü depremden yedisi doğru şekilde öngörüldü.</p><p></p><p>Martin Wikelski, çalışma 2020 yılında yayınlandığında "Hayvanlar, yaklaşmakta olan depremin merkez üssüne ne kadar yakınsa, davranışlarını o kadar erken değiştiriyordu. Bu da bize hayvanlardaki fiziksel değişimlerin, yaklaşan depremin merkez üssünde daha yoğun olduğunu ve uzaklaştıkça zayıfladığını gösteriyor" açıklamasını yaptı.</p><p></p><p>Yine Wikelski tarafından yürütülen bir başka çalışmada, Sicilya'daki Etna Yanardağı'nın volkanik yamaçlarında gezinen 'işaretlenmiş' keçilerin hareketleri izlendi.</p><p></p><p>Bu çalışma da hayvanların, Etna'nın ne zaman faaliyete geçeceğini önceden hissettiklerine dair izlenimler ortaya koydu.</p><p></p><p>Şu an Londra South Bank Üniversitesi'nde görev yapan davranış ekoloğu Rachel Grant da Güney Amerika'da yaptığı bir çalışmada benzer sonuçlara ulaştı.</p><p></p><p>2011 yılında meydana gelen 7,0 büyüklüğündeki Contamana depremini de kapsayan bir dönemde yapılan çalışmada Peru And Dağları'ndaki Yanachaga Ulusal Parkı'nda hayvanların hareket kalıpları, hareketle tetiklenen kameralar kullanılarak biyolojik kayıt yöntemiyle incelendi.</p><p></p><p>Grant, 2015 yılında yayımladığı makalesinde "Depremden yaklaşık 23 gün önce, kamera tuzaklarına yakalanan hayvan sayısı azalmaya başladı ve bu azalma, depremden sekiz gün önce hız kazandı.</p><p></p><p>Depremden on, altı, beş, üç ve iki gün önce ve depremin gerçekleştiği gün hiçbir hayvan hareketi kaydedilmedi.</p><p></p><p>"Bu son derece sıra dışı bir durumdu" ifadesini kullananan Grant, hayvan davranışlarındaki değişimlerin arkasında neyin olabileceğine dair önemli bir ipucu da ortaya koydu.</p><p></p><p>Depremden iki hafta önce başlayan ve her iki ila dört dakikada bir tekrarlayan yerel atmosferik elektrik yüklerindeki güçlü dalgalanmalar hayvan davranışlarındaki değişimlerle bağlantılı olabilirdi.</p><p></p><p>Özellikle büyük bir elektriksel dalgalanma, Contamana depreminden sekiz gün önce kaydedildi.</p><p></p><p>Bu da hayvanların ortadan kaybolmaya başladığı ikinci evrenin başlangıcıyla aynı zamana denk geliyordu.</p><p></p><p><b>Atmosferdeki elektromanyetik dalgalanmalar</b></p><p></p><p>Bilim insanları şimdi, depremlerden önce atmosferde meydana gelen bu elektromanyetik dalgalanmaların yaklaşan sarsıntıların bir uyarı işareti olup olmadığını ve hayvanların bunu hissedip hissetmediğini araştırıyor.</p><p></p><p>Depremlerden önce, derin kayaçlarda genellikle şiddetli gerilimler meydana gelir.</p><p></p><p>Bu tür gerilimlerin "pozitif delikler" olarak bilinen elektronik yükler oluşturduğu biliniyor.</p><p></p><p>Bu son derece hareketli elektronik yük taşıyıcıları, yer kabuğundan Dünya yüzeyine hızla akabilir ve ortaya çıktıkları bölgelerdeki hava moleküllerini iyonize edebilirler.</p><p></p><p>Böylesi iyonlaşmaların, dünya genelindeki depremlerden önce gerçekleştiği daha önce de kayıtlara geçmişti. Bu pozitif delikler hareket ettikçe, aynı zamanda çok düşük frekansta elektromanyetik dalgalar da üretirler. İşte bu da bazı hayvanların algılayabileceği ek bir sinyal olabilir.</p><p></p><p>İngiltere'deki Coventry Üniversitesi'nde fiziksel coğrafya ve doğal afetler alanında doçent olan Matthew Blackett, "Deprem öncülleri bilimsel olarak yeterince iyi belgelenmiş değiller" diyor ancak şunu da ekliyor:</p><p></p><p>"Bazı bilim insanları, hayvanların sismik kaçış mekanizması geliştirmiş olabileceğini öne sürüyor. Belki de hayvanlar depremlerden önceki basınç dalgalarını hissediyor, belki de fay hatlarında kayaçlar sıkışmaya başladığında elektrik alanındaki değişimleri algılıyorlar. Ayrıca hayvan vücutlarında manyetizmaya ve elektrik alanlarına duyarlı çok miktarda demir de bulunur."</p><p></p><p><b>Hayvanlar bu tespitleri nasıl yapabiliyor?</b></p><p></p><p>Pozitif delikler, depremlerden önce bazı zehirli kimyasal maddelerin ortaya çıkmasına da neden olabilir.</p><p></p><p>Örneğin, suyla temas ettiklerinde gerçekleşen oksidasyon tepkimesiyle, ağartıcı etkiye sahip hidrojen peroksit gibi maddeler açığa çıkabilir.</p><p></p><p>Yük taşıyıcıları ile topraktaki organik maddeler arasında gerçekleşen kimyasal tepkimeler sonucunda, ozon gibi keskin kokulu, hoş olmayan ürünler de oluşabilir.</p><p></p><p>Bu arada, 2001 yılında Hindistan'daki 7,7 büyüklüğündeki Gujarat depreminden günler önce, uydular tarafından 100 kilometrekarelik bir alanda karbon monoksit seviyelerinde ani bir artış tespit edildi.</p><p></p><p>Bu bölgenin daha sonra depremin merkez üssü olduğu anlaşıldı.</p><p></p><p>Bilim insanları, depremin baskısı arttıkça kayalarda oluşan gerilim nedeniyle karbon monoksit gazının yer altından yüzeye doğru dışarı itilebileceğini öne sürüyor.</p><p></p><p>Elbette, birçok hayvan, yaşamlarını sürdürebilmek için çeşitli doğal sinyalleri okuyabilen son derece gelişmiş duyusal yapılara sahip.</p><p></p><p>Bu nedenle bazı hayvanların deprem öncüllerini algılayabilmesi gayet mümkün görünüyor.</p><p></p><p>Kötü kokulu kimyasalları koku duyuları yoluyla tespit edebilir, düşük frekanslı dalgaları algılayabilir ve iyonize olmuş havayı, tüyleri ya da kürkleri aracılığıyla hissedebilirler.</p><p></p><p><b>İnsanlar hayvan davranışlarıyla depremleri tahmin edebilir mi?</b></p><p></p><p>Depremleri önceden tahmin etmek bu kadar zor iken, bu bulgular şu soruyu gündeme getiriyor:</p><p></p><p>İnsanlar, hayvan davranışlarını gözlemleyerek depremleri gerçekten tahmin edebilir ve böylece insanları önceden uyarabilir mi?</p><p></p><p>2020 yılında yayımlanan bir makalede, Wikelski ve meslektaşları, İtalya'daki araştırmalarını baz alarak hayvan hareketlerini izleyen istasyonlara dayalı bir deprem erken uyarı sistemi prototipi ortaya koydu.</p><p></p><p>Wikelski'nin tahminlerine göre yaklaşmakta olan depremin merkez üssü üzerinde bulunan çiftlik hayvanları, bir şekilde bu olayı önceden hissedebiliyorlarsa, depremin gerçekleşmesinden 18 saat önce olağandışı hareketler sergileyeceklerdi.</p><p></p><p>Merkez üssünden 10 kilometre uzakta bulunan hayvanların bu belirtileri sekiz saat sonra, 20 kilometre uzaktaki çiftliklerdeki hayvanların ise bir sekiz saat daha sonra göstermesi gerektiğini söylüyor ve şöyle devam ediyor:</p><p></p><p>"Eğer bu doğruysa, bu durum bir depremin önümüzdeki iki saat içinde meydana geleceğini gösterebilir."</p><p></p><p>Araştırmacıların, hayvanların deprem tahmininde kullanılabilmesi için, dünya genelindeki farklı deprem kuşaklarında, daha uzun zaman dilimlerinde çok daha fazla sayıda hayvanı gözlemlemeleri gerekecek.</p><p></p><p>Bu amaçla Wikelski ve diğer bilim insanları, hayvan hareket verilerini küresel ölçekte toplamak üzere Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki küresel hayvan gözlem sistemi Icarus'a yöneliyor.</p><p></p><p><b>Yılanlar ne kadar etkin?</b></p><p></p><p>Icarus (Uzayı Kullanarak Hayvan Araştırmaları için Uluslararası İşbirliği), 2002 yılında bilim insanlarının küresel iş birliğiyle başlattığı bir girişim.</p><p></p><p>Amacı, örneğin kuşlar gibi küçük hayvanlar için doğru ve küresel bir gözlem sistemi kurarak, hayvan yaşamı ile gezegenin fiziksel sistemleri arasındaki etkileşimlere dair veri ve ipuçları toplamak.</p><p></p><p>Bu arada Çin, Nanning merkezli bir Deprem Uyarı Sistemi kurmuş durumda.</p><p></p><p>Bu sistem, yerle çok daha yakın temas içinde olan hayvanların, özellikle de geniş bir deprem kuşağındaki çiftliklerde bulunan yılanların davranışlarını izliyor.</p><p></p><p>Yılanlar, çevrelerindeki en küçük değişimleri algılamaya yönelik güçlü bir duyusal sisteme sahip.</p><p></p><p>1975 yılında büyük bir depremin hemen öncesinde yılanlar ve diğer hayvanlardaki ani davranış değişimleri, yetkililerin Çin'in Haicheng kentini tahliye etmesini sağlamış ve bu karar sayısız hayatı kurtarmıştı.</p><p></p><p>Nanning bürosunun o dönemki müdürü Jiang Weisong, 2006 yılında China Daily gazetesine "Yeryüzündeki tüm canlılar arasında, depremlere belki de en duyarlı olanlar yılanlardır. Bir deprem olmak üzereyken, kışın soğuğunda bile olsa yuvalarından çıkarlar" demişti.</p><p></p><p><b>Kuşlar hortumu nasıl tahmin edebiliyor?</b></p><p></p><p>Hayvanların önceden fark edebildiği çevresel tehlikeler yalnızca depremlerle sınırlı değil. Kuşlar, yaklaşmakta olan diğer doğal felaketleri algılayabiliyor gibi göründükleri için giderek daha fazla ilgi odağı haline geliyor.</p><p></p><p>ABD'de altın kanatlı ötleğen kuşlarını izleyen bilim insanları 2014 yılında, "tahliye göçü" olarak bilinen çarpıcı bir örnek kaydetti.</p><p></p><p>Kuşlar, Tennessee'deki Cumberland Dağları'nda bulunan üreme alanlarından aniden havalandı ve yaklaşık 700 kilometre uzaklaştı. Üstelik 5,000 kilometre yol kat ederek Güney Amerika'dan henüz gelmişlerdi.</p><p></p><p>Kuşların ayrılmasından kısa bir süre sonra, bölgeyi vuran 80'den fazla hortum, 35 kişinin ölümüne ve bir milyar doların üzerinde hasara yol açtı.</p><p></p><p>Aslında durum ortadaydı.</p><p></p><p>Kuşlar, hortumları 400 kilometreden fazla bir mesafede olmalarına rağmen bir şekilde önceden sezmişti.</p><p></p><p>Peki bunu nasıl başardılar? İlk odak noktası 'infrases' denilen ve insanların duyamadığı ama doğada sürekli bulunan düşük frekanslı arka plan sesleri oldu.</p><p></p><p>ABD'deki California Üniversitesi, Berkeley'de görevli yaban hayatı biyoloğu Henry Streby o dönemde, "Meteorologlar ve fizikçiler, hortum fırtınalarının çok güçlü infrasesler ürettiğini ve bu seslerin binlerce kilometre uzağa ulaşabildiğini on yıllardır biliyor" demişti.</p><p></p><p>Ayrıca, bu güçlü fırtınalardan gelen infrasesin, kuşların duymaya son derece duyarlı olduğu bir frekansta yayıldığını da vurgulamıştı.</p><p></p><p>İnfraseslerdeki değişimleri algılayabilmenin, göçmen kuşların okyanusları geçerken fırtınalardan kaçınmalarını sağlayan mekanizma olduğu düşünülüyor.</p><p></p><p>Bu fikir, Pasifik Okyanusu'nda yürütülen Kivi Kuaka araştırması kapsamında test ediliyor.</p><p></p><p>Bu araştırma, Fransız deniz subayı Jérôme Chardon'un dinlediği bir radyo programından ilham aldı.</p><p></p><p>Programda, her yıl Yeni Zelanda ile Alaska arasında 14 bin kilometre göç eden kıyı çamur çulluğu adlı bir kuştan bahsediliyordu.</p><p></p><p>Güneydoğu Asya ve Fransız Polinezyası'nda kurtarma operasyonları koordinatörü olarak görev yapmış deneyimli bir isim olan Chardon, bu yolculuğun ne kadar tehlikeli olabileceğini çok iyi biliyordu.</p><p></p><p>Çünkü şiddetli fırtınalar Pasifik'i ve çevresindeki izole ada topluluklarını sık sık etkisi altına alıyor.</p><p></p><p>Peki bu kuşlar, sürekli fırtına tehlikelerine rağmen her yıl, bu uzun yolculuklarını nasıl engellenmeden tamamlayabiliyordu?</p><p></p><p>Ocak 2021'de başlatılan bu proje, Fransa'nın Doğa Tarihi Ulusal Müzesi'nden bir ekibi kapsıyor.</p><p></p><p>Ekip, beş farklı türden 56 kuşa GPS takip cihazları takarak okyanus boyunca izledikleri rotaları takip ediyor.</p><p></p><p>Uluslararası Uzay İstasyonu, kuşlar uçarken onların sinyallerini alarak projeye gözetim sağlıyor ve bu sırada doğa kaynaklı tehlikelere verdikleri tepkileri de gözlemliyor.</p><p></p><p>Kuşlara takılan bu cihazlar aynı zamanda meteorolojik veri de topluyor; böylece Pasifik genelinde iklim modelleme ve hava tahmini çalışmalarına katkı sağlanması hedefleniyor.</p><p></p><p>Kivi Kuaka araştırması, ayrıca kuş davranışlarının, tsunami gibi daha seyrek görülen ama yıkıcı tehlikelere karşı da uyarı sağlayıp sağlayamayacağını inceleyecek.</p><p></p><p>Çünkü tsunamilerin, dalgaların önünden giden kendine özgü infrases desenleri oluşturduğu biliniyor. Projenin bir parçası olan Charlotte Francesiaz, amaçlarının, kuşların yaklaşmakta olan bir tayfun ya da tsunamiye dair erken uyarı sistemine olası katkısını test etmek olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>İngiltere'deki Liverpool Üniversitesi'nde deniz biyoloğu olarak görev yapan Samantha Patrick de kuşların doğal tehlikeleri tespit edip kaçınmasında infrasesi bir yöntem olarak inceliyor ve belki dolaylı yoldan insanları da uyarabileceklerini düşünüyor.</p><p></p><p>"Sanırım kuşların infraseslerdeki değişimleri algılayabilmesinin mümkün olduğunu söyleyebiliriz" diyen Patrick ayrıca albatrosların yüksek ya da düşük infrases bölgelerine karşı bir tercih gösterip göstermediğini araştırıyor.</p><p></p><p>Tüm uzmanlar, hayvanlara dayalı erken uyarı sistemlerinin felaketleri tahmin etmek için geçerli bir seçenek olduğunu düşünmüyor.</p><p></p><p>Gerçekten yardımcı olsalar bile, sadece hayvan hareketlerine dayanmak yeterli olmayabilir. İnsanların daha net bir tablo elde edebilmek için çeşitli erken uyarı sinyallerinin birleşimine ihtiyacı var. Yine de, hayvanlarla henüz konuşamıyor olsak da, onların uyarılarına daha fazla kulak verme zamanı gelmiş olabilir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Labubu bebekleri dünyayı nasıl fethetti?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/labubu-bebekleri-dunyayi-nasil-fethetti-424/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/labubu-bebekleri-dunyayi-nasil-fethetti-424/</id>
<published><![CDATA[2025-06-20T18:55:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-06-20T18:55:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B3F89C-1CD290-287649-3181EB-002B93-9FBCE1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bir canavar olarak doğan, Çinli oyuncak üreticisi Pop Mart'ın minik canavarları artık viral bir ürün.</p><p></p><p>Üstelik ünlü hayranları da eksik değil: Örneğin Rihanna, Dua Lipa, Kim Kardashian ve Blackpink'ten Lisa.</p><p></p><p>Sıradan insanlar da aynı şekilde takıntılı - Şanghay'dan Londra'ya, bebeği satın alabilmek için oluşan uzun kuyruklarda kavgalar bile çıkıyor.</p><p></p><p>Labubu hayranı Fiona Zhang, "Bu kadar çetin bir rekabetin arasında bunu satın almayı becerince büyük bir başarı hissediyorsunuz" diyor.</p><p></p><p>Dünyanın Labubu'ya olan hayranlığı Pop Mart'ın kârını geçen yıl neredeyse üç katına çıkardı ve hatta bazılarına göre, pandemi ve Batı'yla gergin ilişkiler nedeniyle zedelenen Çin'in yumuşak gücüne enerji verdi.</p><p></p><p>Peki, Labubu bu üne nasıl kavuştu?</p><p></p><p><b>Labubu nedir?</b></p><p></p><p>Bu soru hâlâ birçok kişinin aklını kurcalıyor ve cevabı bilenler bile bu çılgınlığı açıklayabileceklerinden tam olarak emin değiller.</p><p></p><p>Labubu hem kurgusal bir karakter hem de bir marka.</p><p></p><p>Kelimenin kendisi bir şey ifade etmiyor.</p><p></p><p>Hong Kong doğumlu sanatçı Kasing Lung tarafından yaratılan "The Monsters" oyuncak serisindeki bir karakterin adından geliyor.</p><p></p><p>Pelüş gövdelere tutturulan plastik yüzler ve sivri kulaklar, büyük gözler ve tam dokuz diş gösteren yaramaz bir sırıtış gibi kendine özgü bir görünüme sahip.</p><p></p><p>İnternet kullanıcıları, onların sevimli mi yoksa tuhaf mı olduğuna karar veremiyor gibi görünüyor.</p><p></p><p>Resmi satış sitesine göre Labubu "iyi kalpli ve her zaman yardım etmek istiyor, ancak çoğu zaman yanlışlıkla tam tersini yapıyor".</p><p></p><p>Labubu bebekleri The Monsters'ın "Big into Energy", "Have a Seat", "Exciting Macaron" ve "Fall in Wild" gibi çeşitli dizilerinde yer aldı.</p><p></p><p>Labubu markasının evreninde kabilenin lideri Zimomo, erkek arkadaşı Tycoco ve arkadaşı Mokoko gibi kendi popüler bebeklerine ilham veren başka karakterleri de var.</p><p></p><p>İlk defa görenler için bu bebeklerden bazılarını birbirinden ayırt etmek zor.</p><p></p><p>Labubu'nun ünü hızlı yayılırken oyuncakları da aynı hızda tükeniyor.</p><p></p><p><b>Labubu'yu kim satıyor?</b></p><p></p><p>Pop Mart, Labubu'nun hakları için 2019'da Kasing Lung ile anlaşmadan önce "kör kutu" olarak adlandırılan, müşterilerin sadece paketi açtıklarında ne aldıklarını öğrendikleri kutular satıyordu.</p><p></p><p>Girişimci Wang Ning'in Pop Mart'ın Pekin mağazasını açmasından yaklaşık on yıl geçmişti.</p><p></p><p>Kör kutular başarılı olunca Pop Mart 2016'da Hong Konglu sanatçı Kenny Wong'un yarattığı çocuk figürleri olan Molly bebekleri satmaya başladı.</p><p></p><p>Ancak Pop Mart'ın büyümesini sağlayan Labubu satışları oldu ve Aralık 2020'de Hong Kong Borsası'na açıldı. Hisseler geçen yıl %500'den fazla artış gösterdi.</p><p></p><p>Pop Mart'ın kendisi de artık büyük bir satıcı haline geldi: Dünya çapında 2 binden fazla satış makinesi işletiyor.</p><p></p><p>Günümüzde Labubu bebeklerini ABD ve İngiltere'den Avustralya ve Singapur'a kadar 30'dan fazla ülkede fiziksel veya sanal mağazalardan satın alabilirsiniz, ancak bunların çoğu son zamanlarda yoğun talep nedeniyle satışlara yetişemiyor.</p><p></p><p>Çin anakarası dışından yapılan satışlar, 2024 yılında toplam gelirinin yaklaşık %40'ını oluşturdu.</p><p></p><p>Ancak talep bir gecede artmadı. Aslında küçük canavarların ana akıma girmesi birkaç yıl aldı.</p><p></p><p><b>Labubu nasıl dünyaya açıldı?</b></p><p></p><p>Dünya Labubu'yu keşfetmeden önce, ünü Çin ile sınırlıydı.</p><p></p><p>Çin odaklı araştırma şirketi ChoZan'ın kurucusu Ashley Dudarenok'a göre bu ürünler, ülkenin 2022'nin sonlarında salgından çıkmasıyla birlikte popüler olmaya başladı.</p><p></p><p>"Pandemi sonrası Çin'deki pek çok insan duygusal olarak kaçmak istediğini hissetti ve Labubu çok çekici ama kaotik bir karakterdi" diyor Dudarenok:</p><p></p><p>"Mükemmeliyetçilik karşıtlığını somutlaştırdı."</p><p></p><p>Çok büyük ve rekabetçi olan Çin interneti, küreselleşmeyen pek çok viral trend üretiyor.</p><p></p><p>Ama bu trend ülke sınırlarını aştı ve popülaritesi ilk olarak komşu Güneydoğu Asya ülkelerine yayıldı.</p><p></p><p>Kanada'da yaşayan Fiona, Labubu'yu ilk kez 2023 yılında Filipinli arkadaşlarından duyduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Onları satın almaya o zaman başlamış. Sevimli bulduğunu söylüyor ama artan popülaritesi de onu cezbediyor:</p><p></p><p>"Ne kadar popüler olursa o kadar çok istiyorum.</p><p></p><p>"Kocam, 30'lu yaşlarımda neden böyle bir şeye bu kadar takıldığımı, hangi rengi alacağıma neden bu kadar önem verdiğimi anlamıyor."</p><p></p><p>Uygun fiyatlı olmasının da yardımcı olduğunu ekliyor.</p><p></p><p>Artan talep ikinci el piyasasında fiyatları yükseltmiş olsa da Fiona, Labubu bebeklerinin çoğu için 25-70 Kanada doları (720-2.000 TL) arasında değişen orijinal fiyatın tanıdığı çoğu insan için "kabul edilebilir" olduğunu söylüyor:</p><p></p><p>"Zaten bugünlerde bir çanta aksesuarı aşağı yukarı bu kadar tutuyor, çoğu insan bunu karşılayabiliyor."</p><p></p><p>Lababu'nun popülaritesi Nisan 2024'te Tayland doğumlu K-pop süperstarı Lisa'nın Instagram'da çeşitli Labubu bebekleriyle fotoğraflarını paylaşmaya başlamasıyla arttı.</p><p></p><p>Ardından, diğer küresel ünlüler de bu yıl bebekleri uluslararası bir fenomene dönüştürdü.</p><p></p><p>Şarkıcı Rihanna, Şubat ayında Louis Vuitton çantasına iliştirilmiş bir Labubu oyuncağıyla fotoğraflandı.</p><p></p><p>Kim Kardashian Nisan ayında 10 Labubu bebeğinden oluşan koleksiyonunu Instagram'daki takipçileriyle paylaştı.</p><p></p><p>Mayıs ayında ise İngiltere'nin eski futbol kaptanı Sir David Beckham da kızı tarafından kendisine hediye edilen bir Labubu ile Instagram'da fotoğraf paylaştı.</p><p></p><p>Artık bu bebekler sadece internette değil, sokakta da insanların üzerinde düzenli olarak görülüyor.</p><p></p><p><b>Labubu çılgınlığının arkasında ne var?</b></p><p></p><p>Basitçe söylemek gerekirse, bilmiyoruz. Çoğu viral trend gibi Labubu'nun çekiciliğini de açıklamak zor - zamanlama, zevk ve internetin rastlantısallığının bir sonucu.</p><p></p><p>Pekin'in sonuçtan memnun olduğu kesin.</p><p></p><p>Devlet haber ajansı Xinhua, Labubu'nun "Çin yaratıcılığı, kalitesi ve kültürünün cazibesini dünyanın anlayabileceği bir dilde gösterdiğini" ve herkese "havalı Çin'i" görme şansı verdiğini söylüyor.</p><p></p><p>Xinhua'nın "Çin kültürel fikri mülkiyetinin küreselleştiğine" dair başka örnekleri de var:</p><p></p><p>Black Myth: Wukong video oyunu ve hit animasyon filmi Nezha.</p><p></p><p>Bazı analistler, elektrikli araç üreticilerinden yapay zeka geliştiricilerine ve perakendecilere kadar Çinli şirketlerin, Batı'nın Pekin'in hırslarından duyduğu rahatsızlığa rağmen bu kadar başarılı olmasına şaşırmış görünüyor.</p><p></p><p>Danışmanlık firması iMpact'in kurucusu ve CEO'su Chris Pereira BBC News'e yaptığı açıklamada, "BYD, DeepSeek, Labubu da dahil olmak üzere tüm bu şirketlerin çok ilginç bir ortak noktası var" diyor:</p><p></p><p>"O kadar iyiler ki kimse Çin'den geldiklerini umursamıyor. Onları görmezden gelemezsiniz."</p><p></p><p>Bu arada Labubu sosyal medyada takipçi toplamaya devam ediyor ve milyonlarca kişi oyuncak kutularını açma videolarını izliyor.</p><p></p><p>Aralık ayının en popüler videolardan birinde, meraklı ABD havaalanı güvenlik görevlilerinin, içinde hangi bebeğin olduğunu anlamak için bir yolcunun açılmamış Labubu kutusunun etrafında toplandığı görülüyordu.</p><p></p><p>Uzun süredir koleksiyoner olan Desmond Tan, Singapur'daki bir Pop Mart mağazasında dolaşırken hangisini satın alacağına karar vermeden önce kör kutuları şiddetle salladığını ve bu sürpriz unsurunun cazibenin büyük bir parçası olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Bu Pop Mart'ta sık rastlanan bir manzara.</p><p></p><p>Desmond, Pop Mart'ın aralarında Labubu'nun da bulunduğu çeşitli oyuncak serilerinden özel baskılar yaptığı "chaser" denen karakterleri topluyor.</p><p></p><p>Desmond ortalama olarak satın aldığı her 10 kutudan birinde bir chaser bulduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Desmond'a göre bu, 100'de bir olan tipik oranlara kıyasla gayet iyi bir isabet oranı:</p><p></p><p>"Kutuyu sallayarak kovalayıcıyı bulabilmek, farkı nasıl hissedeceğini öğrenmek son derece tatmin edici.</p><p></p><p>"Sadece bir ya da iki denemede başarabilirsem, çok mutlu olurum!"</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yanlışlıkla çok nadir Viking mezarı bulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yanlislikla-cok-nadir-viking-mezari-bulundu-2427/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yanlislikla-cok-nadir-viking-mezari-bulundu-2427/</id>
<published><![CDATA[2025-06-18T20:57:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-06-18T20:57:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_897EEC-221A10-83D2CF-C71CD7-A0E7C4-EF75B6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Arkeologlar, Danimarka'nın Aarhus kenti yakınlarında Viking dönemine ait 30'dan fazla mezar buldu. Bu mezarlar arasında 10. yüzyılda yaşamış "önemli bir kadın"a ait "çok nadir" bir tabut da var.</p><p></p><p>Aarhus'un kuzeyindeki Lisbjerg kasabası yakınlarındaki mezarlık alanında yürütülen inşaat çalışmalarında inciler, sikkeler ve seramikler gibi bir dizi eser bulunması araştırmacıların dikkatini çekti. Daha sonraki kazılar bunların, alandaki Viking mezarlarına yerleştirilen hediyeler olduğunu ortaya çıkardı.</p><p></p><p>Paganlara ait olduğu düşünülen mezarlarda, ölenlerin dişleri ve kemiklerinin yanı sıra Danimarka monarşisiyle bağlantıya işaret eden, inci dolu bir kutu gibi muhteşem nesneler de bulundu.</p><p></p><p>Danimarka'nın Moesgaard Müzesi'nden arkeolog Mads Ravn, "Mezarlık büyük olasılıkla Viking Çağı'ndan kalma, alana 1 kilometreden yakındaki Lisbjerg'de yaşayan bir asilzadenin çiftliğiyle bağlantılı" dedi.</p><p></p><p>Mezarlarda bulduğumuz nesneler, gömülenlerin yüksek statülü kişiler olduğunu gösteriyor. Burada gömülü olanlar, çiftliğin geniş ailesi olabilir.</p><p></p><p>Bulgular, Danimarka kasabasının, bu dönemde hüküm süren ünlü Viking kralı Mavi Diş Harald'ın hükümdarlığı sırasında 900'lü yıllarda bir güç merkezi olduğunu gösteriyor.</p><p></p><p>Moesgaard Müzesi'nden Viking tarihçisi Kasper Andersen, "Lisbjerg'deki buluntular, Aarhus bölgesinde daha önce yapılan bir dizi önemli buluntunun parçası" dedi.</p><p></p><p>Bu buluntular, kraliyet iktidarıyla bağlantılı ve Vikinglerin geniş ve dinamik dünyasının bir parçası olan aristokratik ortamın tablosunu çiziyor.</p><p></p><p>Bölgede bulunan eserlerden biri, muhtemelen meşe ağacından yapılmış, süs eşyaları ve kişisel eşyalarıyla birlikte gömülen "önemli bir kadına" ait "muhteşem" bir tahta tabut.</p><p></p><p>Tabutun köşelerinde, yanlarında ve üstünde ince perçinler ve zarif bir kilit mekanizması var. Bu parçalardan en azından bir kısmı gümüş kaplama.</p><p></p><p>İçinde arkeologlar bir çift uzun makas, gümüş bir boncuk, bir iğne, altın iplikli bir kurdele ve broş gibi görünen bir nesne buldu.</p><p>&nbsp;</p><p></p><p><b>Lisbjerg tabutu</b></p><p></p><p>Lisbjerg tabutunun orijinal halinin nasıl göründüğüne dair bir çizim (Moesgaard Müzesi)</p><p></p><p></p><p>Viking Çağı uzmanı Dr. Ravn, AFP haber ajansına "Bu, Mavi Diş Harald'ın kontlarından veya kahyalarından biri olabilir" dedi.</p><p></p><p>Müze, yaptığı açıklamada tabutun "bildiğimiz kadarıyla bu türden çok az sayıda bulunanlardan biri" olduğunu belirtti.</p><p></p><p>Araştırmacılar, kazıyı bu hafta tamamlamayı ve çıkarılan eserlerle insan kalıntılarını kapsamlı bir şekilde analiz etmeye başlamayı umuyordu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Aşırı işlenmiş gıdalar tüketmenin Parkinson'la ilişkisi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/asiri-islenmis-gidalar-tuketmenin-parkinsonla-iliskisi-7262/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/asiri-islenmis-gidalar-tuketmenin-parkinsonla-iliskisi-7262/</id>
<published><![CDATA[2025-06-04T16:07:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-06-04T16:07:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A262E5-0C7D9B-5AC0FA-31AEE9-03F1C2-F15168.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yeni bir araştırmaya göre aşırı işlenmiş gıdaları düzenli tüketen kişilerde Parkinson hastalığının erken belirtilerinin görülme riski, tüketmeyenlere göre daha yüksek olabilir.</p><p></p><p>Aşırı işlenmiş gıdalar arasında koruyucu maddeler, yapay renklendirici ve tatlandırıcıların yanı sıra emülgatör gibi katkı maddeleri içeren, seri üretilen ekmek, cips, tahıl gevrekleri ve gazlı içecekler var.</p><p></p><p>Daha önceki araştırmalarda, aşırı işlenmiş gıdaların sık tüketilmesinin obezite, kalp hastalığı, kanser ve erken ölüm gibi sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğu tespit edilmişti.</p><p></p><p>Hakemli dergi Neurology'de yayımlanan bir araştırma, aşırı işlenmiş gıdaları düzenli olarak tüketmenin, Parkinson hastalığının erken belirtileriyle güçlü bir bağlantısı olduğunu ortaya koydu. Bunlar daha sonra titreme ve hareket yavaşlaması gibi daha ciddi semptomlara dönüşebiliyor.</p><p></p><p>Çin'deki Fudan Üniversitesi'nden araştırmanın yazarı Xiang Gao, "Araştırmamız, şekerli gazlı içecekler ve paketlenmiş abur cuburlar gibi işlenmiş gıdaları çok fazla tüketmenin, Parkinson hastalığının erken belirtilerini hızlandırabileceğini gösteriyor" diyor.</p><p></p><p>Sağlıklı beslenme, nörodejeneratif hastalık riskinin azalmasıyla ilişkilendirildiğinden kritik önemde ve bugün yaptığımız beslenme seçimleri gelecekte beyin sağlığımızı önemli ölçüde etkileyebilir.</p><p></p><p>Çalışmada, öncesinde Parkinson hastalığına yakalanmamış ve ortalama yaşları 48 olan 43 bin kişi incelendi. Düzenli anketler ve tıbbi muayenelerle katılımcıların sağlık durumu 26 yıl boyunca takip edildi.</p><p></p><p>Araştırmacılar, katılımcılarda Parkinson hastalığının erken belirtileri olup olmadığını belirlemek için uyku davranışları, kabızlık, depresif belirtiler, vücut ağrısı, renk görme bozukluğu, gündüz aşırı uykulu hissetme ve koku alma yeteneğinde azalma gibi faktörleri inceledi.</p><p></p><p>Ayrıca katılımcılardan her iki ila 4 yılda bir, neyi ve ne sıklıkla yediklerini ayrıntılı bir şekilde yazdıkları bir beslenme günlüğü tutmalarını istediler.</p><p></p><p>Araştırmacılar, her bir kişinin günde ortalama ne kadar aşırı işlenmiş gıda tükettiğini hesapladı ve bunları ne kadar yediklerine dayanarak katılımcıları 5 kategoriye ayırdı.</p><p></p><p>İlk grup, günde ortalama 11 veya daha fazla porsiyon aşırı işlenmiş gıda tüketirken, en alttaki kategoridekiler günde üç porsiyondan az tüketiyordu.</p><p></p><p>Araştırmacılar ilk grubun Parkinson hastalığının en az üç erken belirtisini gösterme olasılığının, günde üç porsiyondan az tüketenlere kıyasla 2,5 kat daha yüksek olduğunu buldu.</p><p></p><p>Bu sonuç, yaş, fiziksel aktivite ve sigara kullanımı gibi faktörler hesaba katılarak elde edildi.</p><p></p><p>Araştırmacılar ayrıca aşırı işlenmiş gıdaların daha fazla tüketilmesinin, kabızlık hariç neredeyse tüm semptomların görülme riskinin artmasıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu saptadı. Dr. Gao, "İşlenmiş gıdaları daha az, tam ve besleyici gıdaları daha fazla tüketmeyi tercih etmek, beyin sağlığını korumada iyi bir strateji olabilir" diyor.</p><p></p><p>Çalışmanın bir sınırlamasına değinen araştırmacılar, katılımcıların aşırı işlenmiş gıdaları tüketme miktarlarını kendilerinin bildirdiğini ve ne kadar yediklerini doğru bir şekilde hatırlamayabileceklerini belirtiyor.</p><p></p><p>Dr. Gao şu ifadeleri kullanıyor:</p><p></p><p>İşlenmiş gıdaların daha az tüketilmesinin Parkinson hastalığının en erken belirtilerini yavaşlatabileceği bulgumuzu doğrulamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ömrü uzatan besinler açıklandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/omru-uzatan-besinler-aciklandi-933/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/omru-uzatan-besinler-aciklandi-933/</id>
<published><![CDATA[2025-06-03T19:01:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-06-03T19:01:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_24D000-F0E46F-FE2835-B9887D-547861-109C5E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Her gün çay, kırmızı orman meyveleri, elma, portakal veya üzümlere yer veren bir beslenme biçimi, erken ölüm riskini azaltabilir ve uzun yaşamı destekleyebilir.</p><p></p><p>Hakemli dergi Nature Food'da yayımlanan yeni bir araştırmada, flavonoid moleküller açısından zengin olan çeşitli gıdalar tüketen kişilerde kronik sağlık sorunları görülme riskinin daha düşük, uzun yaşama potansiyelininse daha yüksek olabileceği sonucuna varıldı.</p><p></p><p>Queen's Belfast Üniversitesi'nden isimlerin de aralarında olduğu bilim insanları çay, kırmızı orman meyveleri, bitter çikolata ve elma gibi flavonoid içeren gıdaları tüketmenin tip 2 diyabet, kanser, kalp ve nörolojik hastalıklar gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasını önleyebileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Çalışmanın ortak yazarı Aedín Cassidy, "Birçok yiyecek ve içecekte doğal şekilde yer alan güçlü biyoaktif maddeler olan flavonoidlerin beslenme yoluyla alınmasının kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve Parkinson gibi nörolojik hastalıkların görülme riskini azaltabileceğini uzun zamandır biliyoruz" diye açıklıyor.</p><p></p><p>Ayrıca laboratuvar verileri ve klinik çalışmalardan farklı flavonoidlerin farklı şekillerde etki ettiğini, bazılarının tansiyonu iyileştirdiğini, diğerlerinin kolesterol seviyelerini düşürdüğünü ve iltihaplanmayı azalttığını da biliyoruz.</p><p></p><p>Flavonoid molekülleri yaban mersini, çilek, portakal, elma, üzümün yanı sıra çay, kırmızı şarap ve bitter çikolatada dahi bol miktarda bulunuyor.</p><p></p><p>Çalışmanın bir diğer yazarı Benjamin Parmenter, "Günde yaklaşık 500 mg flavonoid alımı, herhangi bir nedenden ölüm riskinde yüzde 16, kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet ve solunum yolu hastalıkları riskinde yüzde 10 azalmayla ilişkilendirildi" diyor.</p><p></p><p>Bu, aşağı yukarı iki fincan çay içerek tüketilen flavonoid miktarına eşit.</p><p></p><p>40 ila 70 yaşındaki en az 120 bin kişiyi 10 yıldan uzun süre boyunca izleyen bu çalışma, sadece yüksek miktarda flavonoid tüketmenin ötesinde, flavonoidlerin çeşitli kaynaklardan alınmasının faydalarını vurgulayan ilk çalışma.</p><p></p><p>Bulgular, daha fazla flavonoid içeren gıdaları bunları daha da çeşitlendirerek tüketmenin, tek bir kaynaktan tüketmeye kıyasla sağlık sorunlarını azaltmakta daha iyi olabileceğini gösteriyor.</p><p></p><p>Araştırma, renk çeşitliliğine sahip gıdalar tüketmenin sağlığı korumada paha biçilmez olduğu yönündeki yaygın inanışla da örtüşüyor.</p><p></p><p>Çalışmanın yazarı Tilman Kuhn, "Flavonoid açısından zengin olanlar da dahil çeşitli renklerde meyve ve sebze tüketmek, sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek için ihtiyaç duyulan vitamin ve besinleri alma ihtimalini artırıyor" diyor.</p><p></p><p>Dr. Cassidy, "Sonuçlar, net bir halk sağlığı mesajı veriyor" ifadelerini kullanıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Örneğin daha fazla çay içmek ve daha fazla çilek ve elma yemek gibi basit ve uygulanabilir beslenme değişikliklerinin, flavonoid açısından zengin gıdaların çeşitliliğini ve tüketimini artırmaya katkı sağlayarak uzun vadede sağlığı iyileştirme potansiyeli taşıdığını gösteriyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2 bin yıllık katliamın arkasından baronlar çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-yillik-katliamin-arkasindan-baronlar-cikti-1573/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-yillik-katliamin-arkasindan-baronlar-cikti-1573/</id>
<published><![CDATA[2025-05-30T08:25:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-30T08:25:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_436530-6BF8F1-785A64-349A90-1015A8-314822.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İngiltere'deki Game of Thrones benzeri baronların 2 bin yıl önce onlarca insanın vahşice katledilmesinden sorumlu olduğu, bir araştırmada ortaya kondu.</p><p></p><p>Kafatasları "tamamen parçalanmış" halde bulunan 62 iskelet, 1936'da Dorset'teki Maiden Kalesi'ndeki toplu bir gömü alanında ortaya çıkarılmıştı.</p><p></p><p>O dönemdeki araştırmacılar bu ölümleri MS 43'te Roma'nın Britanya'yı istilasına bağlamıştı. Bu teori, 1930'larda Britanya'nın Nazi istilasından duyduğu korkuyla paralellik gösteriyordu.</p><p></p><p>Ancak Bournemouth Üniversitesi'nden arkeolog Dr. Miles Russell, modern tarihleme tekniklerini kullanarak kemiklerin aslında MS 1. yüzyıla ait olduğunu ortaya çıkardı.</p><p></p><p>The Independent'a konuşan Dr. Russell "Şiddetli ve gereksiz seviyede güç kullanılarak öldürüldüler. Bunlar, bir hanedanlığın diğerini yok ettiği Game of Thrones'daki baronlara benziyordu" diyor.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Mayis%202025/katliam-1.jpg" alt="katliam-1"></p><p><b><i>Dorset'teki Demir Çağı tepe kalesinde kafatasları göçmüş en az 62 iskelet bulundu</i></b></p><p>&nbsp;</p><p>Kafatasları, kılıç ve diğer silahlarla defalarca vurularak tamamen parçalanmış. İnsanlar oraya sürüklenerek götürülmüş ve öldürülmüş.</p><p></p><p>Dr. Russell, öldürülenlerin aristokrat elitler olduğunu ve onurlu bir şekilde gömüldüklerini, bunun sıradan suçlular için yapılmayacağını belirtiyor.</p><p></p><p>Arkeolog "Taht ya da güç için yarışmış olabilirler ve işlerini bitirip soylarını yok etmek önemliydi" diye ekliyor.</p><p></p><p>Demir Çağı'ndan kalma tepe kalesindeki 1930'larda yapılan kazıları yöneten Sör Mortimer Wheeler, kalıntıların "barbar" yağmacı Romalılar tarafından katledilen İngilizlere ait olduğu fikrini yaygınlaştırmıştı.</p><p></p><p>Historic England'a göre, MS 43'te kale hâlâ işgal altında olduğundan Sör Mortimer iskeletlerin, Romalıların yerli Britanyalılara karşı yürüttüğü bir seferin kanıtı olduğuna kanaat getirmişti.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Mayis%202025/katliam-2.jpg" alt="katliam-2"></p><p><b><i>O dönemdeki araştırmacılar, ölümleri MS 43'te Romalıların Britanya'yı istila etmesine bağlamıştı</i></b></p><p></p><p>Dr. Russell, bugün kullanılan modern karbon tarihleme sistemlerine erişimin olmadığı o dönemde bunun makul bir varsayım olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Gömü alanına ilişkin bu çarpıcı açıklamanın, 1930'larda yeterince kaynak sağlanmayan arkeolojik kazılara fon çekmeye katkı sunacağını ifade ediyor.</p><p></p><p>Dr. Russell "Onlar kaynakları ve özel orduları olan haydutlardı. Tepe kalesi ufku domine ediyordu ve bu insanlar halkın önünde öldürüldü" diye ekliyor.</p><p></p><p>Historic England'a göre Maiden Kalesi, Avrupa'nın en büyük Demir Çağı tepe kalelerinden biri ve yaklaşık 50 futbol sahası büyüklüğünde.</p><p></p><p>Kalenin yaklaşık 2 bin 400 yıl önce inşa edilen surları yüzlerce sakini korudu.</p><p></p><p>Historic England, Romalıların gelmesinden sonraki onlarca yıllık dönemde tepe kalesinin terk edildiğini ekliyor.</p><p></p><p>Romalılar daha sonra Durotriges bölgesinin başkenti olarak kuzeydoğuda Dorchester kasabasını kurdu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dinozor fosilinde 66 milyon yıllık tümör bulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dinozor-fosilinde-66-milyon-yillik-tumor-bulundu-9243/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dinozor-fosilinde-66-milyon-yillik-tumor-bulundu-9243/</id>
<published><![CDATA[2025-05-29T08:42:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-29T08:42:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1EA569-7A49D9-24CB43-BA8E01-34EE4E-5AAF7C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İngiltere'deki Anglia Ruskin Üniversitesi (ARU) ve Imperial College London’dan bilim insanları, 10 yıl süren çalışmanın sonunda çarpıcı bir bulguya ulaştı. 66-70 milyon yıl önce Romanya’da yaşamış bir dinozor fosilinde korunan kırmızı kan hücrelerine benzer yapılar tespit edildi. Bu keşif, kanserin moleküler temellerine dair yeni ipuçları sunabilir.</p><p></p><p><b>Dinozor tümöründen i̇nsan kanserine</b></p><p></p><p>Araştırmanın ilham kaynağı, 2016 yılında Romanya’da bulunan bir dinozor çene fosilinde tespit edilen, insanlarda da görülebilen ameloblastoma adlı iyi huylu tümördü.</p><p></p><p>ARU’dan Prof. Justin Stebbing, "Kanserin yapısını anlamak için milyonlarca yıl öncesine bakıyoruz," diyerek bu bulgunun modern onkolojiye katkı sağlayabileceğini belirtti.</p><p></p><p><b>Protein kalıntıları korunabiliyor</b></p><p></p><p>Fosilin incelenmesi için oluşturulan uluslararası ekipte, Imperial College London’dan Dr. Biancastella Cereser ve Sri Lanka’daki Kelaniya Üniversitesi’nden Prof. Pramodh Chandrasinghe de yer aldı. Gelişmiş elektron mikroskobu kullanılarak yapılan analizde, fosilleşmiş kemiklerde yumuşak doku kalıntılarına rastlandı.</p><p></p><p>Bilim insanlarına göre, “Jurassic Park’taki gibi dinozor DNA’sı değil ama doku içindeki protein kalıntıları milyonlarca yıl bozulmadan kalabiliyor.”</p><p></p><p><b>Yeni kanser tedavilerine kapı aralayabilir</b></p><p></p><p>Prof. Stebbing, bu çalışmanın önemini şu sözlerle özetledi:</p><p></p><p>“Artık kanseri sadece günümüzde insan ve hayvan modellerinde değil, milyonlarca yıl önce nasıl geliştiğini de inceleyebiliyoruz.”</p><p></p><p>“Tüm çabamız, kanserin moleküler yapı taşlarını anlamak. Bu yapbozun eksik parçalarını tamamladığımızda, daha etkili tedaviler geliştirebiliriz.”</p><p></p><p><b>Araştırma ne vadediyor?</b></p><p></p><p>Biology dergisinde yayımlanan araştırma, antik tümörlerin yapısını inceleyerek, kanserin evrimsel geçmişini çözmeyi hedefliyor. Uzmanlar, bu sayede günümüzde kullanılan yöntemlerin ötesine geçerek, yenilikçi tedavi stratejileri geliştirilebileceğini savunuyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Tıbbi malzeme yiyen hastane bakterisi bulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/tibbi-malzeme-yiyen-hastane-bakterisi-bulundu-4181/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/tibbi-malzeme-yiyen-hastane-bakterisi-bulundu-4181/</id>
<published><![CDATA[2025-05-27T08:30:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-27T08:30:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6F0C5F-238327-AE8CB7-925861-8A034D-976388.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 559 bin insanın ölümüne yol açan Pseudomonas aeruginosa adlı bakteri, tıbbi plastiklere dair endişeleri artıran yeni bir özelliğiyle gündemde. Bilim insanları, bir hastanın yara enfeksiyonundan izole edilen bu bakterinin özel bir enzim sayesinde bazı plastik türlerini parçalayıp enerji kaynağı olarak kullandığını ortaya koydu.</p><p></p><p>Araştırmaya göre, genellikle kateter, dikiş ipliği ve biyolojik olarak parçalanabilen implantlarda kullanılan polikaprolakton (PCL) adlı medikal plastik, bu bakteri türü için adeta bir “besin deposu” görevi görüyor. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, P. aeruginosa’nın bu malzemeyi sindirerek büyüdüğü gözlemlendi.</p><p></p><p><b>Pap1 enzimi: Plastiği parçalıyor, bakteriyi besliyor</b></p><p></p><p>Araştırma kapsamında incelenen P. aeruginosa türü, Pap1 adı verilen özel bir enzim üretiyor. Laboratuvar deneylerinde bu enzimin yalnızca plastiği parçalamakla kalmadığı, aynı zamanda bakterinin bu malzemeyi besin olarak kullanarak çoğalmasını sağladığı belirlendi.</p><p></p><p><b>Plastikten beslenen dayanıklı biyofilmler</b></p><p></p><p>Bu bakteri türü, bağışıklık sisteminden ve antibiyotiklerden korunmak için biyofilm adı verilen koruyucu tabakalar oluşturuyor. Araştırmacılar, bakterinin plastik yüzeylerde çok daha büyük ve dirençli biyofilmler geliştirdiğini tespit etti.</p><p></p><p>Dahası, plastiğin parçalanan bileşenleri biyofilmin yapısına entegre edilerek bu tabakanın daha sağlam hale gelmesine katkı sağlıyor. Plastik, enfeksiyonun tedaviye karşı direncini artırıyor.</p><p></p><p><b>Tıbbi cihazlarda yeni riskler</b></p><p></p><p>Elde edilen bulgular, özellikle kateterler, ortopedik implantlar ve yanık tedavisinde kullanılan hidrojel pedler gibi plastik bazlı tıbbi cihazların güvenliği açısından endişe verici. Araştırmacılar, bakterilerin bu cihazlara yerleşip onları parçalayarak tedavi başarısını riske atabileceğine dikkat çekiyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sarman kedilerin gizemi sonunda çözüldü</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/sarman-kedilerin-gizemi-sonunda-cozuldu-1203/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/sarman-kedilerin-gizemi-sonunda-cozuldu-1203/</id>
<published><![CDATA[2025-05-16T06:14:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-16T06:14:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C61647-9C02BB-89E861-DD5A03-D95394-A9DF86.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Araştırmacılar, sarman kedilerin genetik kodlarının bir bölümünün eksik olduğunu tespit etti. Bu eksiklik, cilt, göz ve kürk tonlarından sorumlu hücrelerin daha açık renkler üretmesine neden oluyor.</p><p></p><p>Bu keşif, bilim insanlarının yanı sıra çalışmaya kitlesel fon sağlayan binlerce kedi severi de sevindirdi.</p><p></p><p>Turuncu tekir kedilere ayırt edici renklerini veren şeyin genetik olduğu onlarca yıldır biliniyordu. Ancak bu genetik kodun tam olarak DNA'nın neresinde yer aldığı şimdiye kadar bulunamamıştı.</p><p></p><p>Bilim insanları, bu keşif sayesinde turuncu renkli kedilerin belirli sağlık sorunları açısından daha yüksek risk taşıyıp taşımadıklarına da ışık tutulabileceğini umuyor.</p><p></p><p>Araştırma, Japonya'daki Kyushu Üniversitesi ve ABD'deki Stanford Üniversitesi'nden iki ekip tarafından yürütüldü. Bilim insanlarının bulduğu bulgulara göre, kedinin derisine, kıl foliküllerine ve gözlerine rengini veren melanosit adı verilen hücrelerde, ARHGAP36 adlı genin çok daha aktif olduğu tespit edildi.</p><p></p><p>Genler, diğer tüm canlılarda olduğu gibi, kedilerin hücrelerine nasıl çalışacaklarına dair talimatlar veren DNA parçalarından oluşuyor.</p><p></p><p>Turuncu kürklü ve turuncu kürklü olmayan çok sayıda kedinin DNA'larını karşılaştıran araştırmacılar, turuncu renge sahip olan kedilerde ARHGAP36 geninde bir DNA parçasının eksik olduğunu saptadı.</p><p></p><p>Bu DNA parçası olmadan ARHGAP36 geni baskılanmıyor, yani daha aktif hale geliyor. Bilim insanları, bu genin melanositlere daha açık pigment üretme talimatı verdiğine inanıyor.</p><p></p><p>Bilim dünyasında uzun süredir bilinen bir diğer gerçek de, tamamen turuncu renge sahip kedilerin çoğunlukla erkek olması. Bu durum, genin X kromozomu üzerinde yer aldığı bilgisiyle örtüşüyor.</p><p></p><p>Kromozomlar, DNA'nın daha büyük bölümleridir ve diğer memelilerde olduğu gibi erkek kediler de bir X ve bir Y kromozomu taşır.</p><p></p><p>Pigment üretimini kontrol eden gen yalnızca X kromozomunda bulunduğundan, eksik bir DNA parçası bir kedinin tamamen turuncu olmasına yol açabiliyor.</p><p></p><p>Buna karşılık dişi kediler iki X kromozomuna sahip oldukları için, daha açık pigment üretimini aynı şekilde artırmak için bu eksikliğin her iki kromozomda da bulunması gerekiyor. Bu da karışık bir renklenme ihtimalini artırıyor.</p><p></p><p>Kyushu Üniversitesi'nden genetikçi Prof. Hiroyuki Sasaki, "Bu kızıl ve siyah lekeler, gelişimin erken dönemlerinde her hücredeki bir X kromozomunun rastgele kapanması nedeniyle oluşuyor" diyor.</p><p></p><p>"Hücreler bölündükçe, bu durum farklı aktif kürk rengi genlerine sahip alanlar oluşturarak, farklı yamalar meydana getiriyor."</p><p></p><p>Her ne kadar bilimsel bir zemine dayansa da, bu çalışma Prof. Sasaki için aynı zamanda bir tutku projesi. Üniversitedeki görevinden emekli olmasına rağmen, bir kedi sever olarak "kedi hastalıklarının üstesinden gelinmesine katkı sağlayabileceği" umuduyla turuncu kedi genini araştırmaya devam ettiğini söylüyor.</p><p></p><p>Prof. Sasaki ve ekibi, bu araştırma için Japonya ve dünyanın dört bir yanındaki binlerce kedi severden kitlesel fon yoluyla 10,6 milyon yen (yaklaşık 2,8 milyon TL) topladı.</p><p></p><p>Bir bağışçı, "Biz ilkokul birinci ve üçüncü sınıfta okuyan iki kardeşiz. Harçlıklarımızla bağışta bulunduk. Calico kediler üzerine araştırmalarda kullanın" mesajını yazdı.</p><p></p><p>Beyin ve hormonal bezler de dahil olmak üzere vücudun pek çok bölgesinde aktif olan ARHGAP36 geni gelişim açısından önemli bir rol oynadığı düşünülüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, bu gendeki DNA mutasyonunun vücudun diğer bölgelerinde de sağlıkla veya mizaçla ilişkili başka değişikliklere yol açabileceğini değerlendiriyor.</p><p></p><p>ARHGAP36 geni insanlarda da bulunuyor ve cilt kanseri ile saç dökülmesi gibi durumlarla ilişkilendiriliyor.</p><p></p><p>Prof. Sasaki, "Birçok kedi sahibi, farklı kürk rengi ve desenlerinin farklı kişiliklerle bağlantılı olduğuna yemin ediyor" diyor.</p><p></p><p>"Bununla ilgili henüz bilimsel bir kanıt bulunmasa da bu ilginç bir fikir ve ben de bunu daha fazla araştırmak istiyorum."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küçük Buzul Çağı'nın sırları aydınlanıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kucuk-buzul-caginin-sirlari-aydinlaniyor-8483/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kucuk-buzul-caginin-sirlari-aydinlaniyor-8483/</id>
<published><![CDATA[2025-05-07T17:55:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-07T17:55:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6F2E94-C87A5B-F88B36-668079-9B10E0-0B3BCB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>16. yüzyılda yazılan günlükler, araştırmacıların Ortaçağ Romanyası'ndaki kıtlık, sel ve salgınları kaydetmelerine katkı sağlayarak Avrupa'nın Küçük Buzul Çağı'ndaki yaşama ışık tuttu.</p><p></p><p>Buzullar ve tortular geçmişteki iklimler hakkında değerli bilgiler sunarken araştırmacılar, Ortaçağ Avrupası'ndaki toplumu daha iyi anlamak için günlüklere, seyahat notlarına ve kilise kayıtlarına bel bağlıyor.</p><p></p><p>Hakemli dergi Frontiers in Climate'ta yayımlanan yeni bir çalışmada araştırmacılar, Avrupa toplumlarının ciddi değişikliklere nasıl uyum sağladığını anlamak için topluca "toplumun arşivi" diye bilinen bu tür yazılı belgeleri inceledi.</p><p></p><p>14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar süren küresel bir soğuma olayı olan ve Küçük Buzul Çağı diye bilinen bir döneme odaklandılar. Erken Ortaçağ'ın daha sıcak havasından daha soğuk iklimlere doğru bu geçiş, tarımla gıda kaynaklarının yanı sıra Ortaçağ toplumlarının sosyal ve ekonomik istikrarını derinden etkilemişti.</p><p></p><p>Batı Avrupa, Küçük Buzul Çağı yoğunlaştıkça önemli ölçüde soğumuş ve yaklaşık 0,5 derecelik bir sıcaklık düşüşü yaşanmıştı.</p><p></p><p>Transilvanya'da 1500'lerin sonlarında şiddetli yağışlar ve sık sık sel baskınları yaşandığı kayıtlara geçti ancak o tarihten önce hava soğuktan ziyade sıcaktı. Romanya'daki Oradea Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Tudor Caciora, "Bu bizi Küçük Buzul Çağı'nın Avrupa'nın bu bölgesinde kendisini daha geç göstermiş olabileceğine inanmaya itiyor" diyor.</p><p></p><p>1500'lerin sıcak ve kurak geçen ilk yarısını, özellikle 1590'larda yoğun yağış ve sellerle öne çıkan ikinci kısmı izledi. Dr. Caciora "1540 yazını anlatan tarihi bir belgede dikkat çekici bir pasaj var. 'Kaynaklar kurudu ve nehirler sadece damlalara dönüştü. Tarlalarda hayvanlar öldü ve insanlar alaylar halinde toplanıp yağmur yağması için dua ederken hava umutsuzlukla kaplıydı'" diye açıklıyor.</p><p></p><p>Bu canlı anlatım, aşırı iklim koşullarında yaşamanın duygusal ve manevi boyutlarının altını çiziyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar felakete yol açan bu hava değişimlerinin ardından, 30 yıl süren Kara Ölüm'ün, 23 sene süren kıtlığın ve çekirge istilalarının kaydedildiği 9 yılın geldiğini söylüyor.</p><p></p><p>Dr. Caciora, "Günlükler ve kayıtlar, insanların bu olayları nasıl algıladığını, bunlara nasıl tepki verdiğini ve bunlardan nasıl etkilendiğini ortaya koyuyor" diyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, Ortaçağ Avrupası'nda çok az sayıda okuryazar bulunması ve mevcut raporların genellikle öznel kalması ya da yalnızca yerel ölçeklerde doğru olması nedeniyle, tarihsel kayıtları incelemeye yönelik bu yöntemin biraz kusurlu olduğu uyarısında bulunuyor.</p><p></p><p>Ayrıca 16. yüzyılın yaklaşık 15 yılı için kayıt bulamadılar.</p><p></p><p>Araştırmacılar yine de bu tür kayıtların geçmişte insanların nasıl yaşamış olabileceğine dair fikir verdiğini ve modern iklim direnci stratejilerine katkı sağlayabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Dr. Caciora, "Bu, geçmişteki iklim olaylarına insan merkezli bir bakış açısı sağlıyor" ifadelerini kullanıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">60 yıldır kayıptı, sağ bulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/60-yildir-kayipti-sag-bulundu-4080/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/60-yildir-kayipti-sag-bulundu-4080/</id>
<published><![CDATA[2025-05-05T09:30:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-05T09:30:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_459338-F31A4C-949A3D-E61184-1E0F6F-B15A83.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD’nin Wisconsin eyaletinde, 1962 yılında kaybolan Audrey Backeberg, 82 yaşında başka bir eyalette hayatta ve sağlıklı bir şekilde bulundu. Olay, Sauk Bölgesi Şerif Ofisi’nin yaptığı açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. Güvenlik gerekçesiyle bulunduğu eyaletin ismi açıklanmadı.</p><p></p><p><b>Soğuk vaka dedektifine teslim edildi</b></p><p></p><p>Backeberg’in dosyası, bölgedeki soğuk vaka dosyalarının yeniden ele alınması kapsamında dedektif Isaac Hanson’a devredildi. Hanson, araştırmalarını Ancestry.com adlı genetik soy araştırma platformu aracılığıyla yürüttü. Kız kardeşinin DNA verileri üzerinden ulaşılan bilgiler, dedektifi doğru adrese yönlendirdi.</p><p></p><p><b>DNA teknolojisiyle çözüldü</b></p><p></p><p>Genetik veri tabanı sayesinde yapılan eşleştirmeler sonucu kadının halen hayatta olduğu teyit edildi. Yerel polis aracılığıyla ilk temas sağlandıktan sonra dedektifle 45 dakikalık bir telefon görüşmesi gerçekleştiren Backeberg, “Kararımdan pişman değilim, kendi hayatımı kurdum” dedi.</p><p></p><p><b>Aile i̇çi şiddet i̇ddiaları vardı</b></p><p></p><p>1962 yılında kaybolduğu dönemde, Backeberg’in evliliğinde sorunlar yaşadığı ve eşinden fiziksel şiddet gördüğü yönünde şikâyetlerde bulunduğu belirlendi. Evi terk ettiğinde annesi ve iki çocuğuyla yaşayan kadının, son olarak Indiana’ya gitmek üzere otobüse bindiği tespit edilmişti.</p><p></p><p><b>Suç unsuru tespit edilmedi</b></p><p></p><p>Sauk Bölgesi Şerif Ofisi, yapılan soruşturma sonucu Audrey Backeberg’in kaybolmasının herhangi bir suç ya da zorla alıkoyma nedeniyle değil, tamamen kendi tercihiyle gerçekleştiğini vurguladı.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Mississippi'de dev "deniz canavarı" fosili keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/mississippide-dev-deniz-canavari-fosili-kesfedildi-9108/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/mississippide-dev-deniz-canavari-fosili-kesfedildi-9108/</id>
<published><![CDATA[2025-05-01T18:13:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-01T18:13:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_ADF9D1-7DF8FF-0F4518-EE7318-C02113-BE554D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları, bir zamanlar okyanuslara hükmeden dev bir “deniz canavarı”nın kalıntılarının Mississippi Nehri kıyısında jeologlar tarafından ortaya çıkarıldığını açıkladı.</p><p></p><p>Jeologlar, yaklaşık 82 ila 66 milyon yıl önce, Kretase döneminin sonlarında yaşamış, mosazor diye bilinen dev deniz kertenkelesinin fosilleşmiş tek bir omurunu keşfetti.</p><p></p><p>Mississippi Çevre Kalitesi Departmanı Jeoloji Ofisi'nden jeolog James Starnes, yerel gazete Hattiesburg American'a “Bu gerçek bir deniz canavarı” dedi. “Bu, mosazorların ulaşabileceği en büyük boyuttur.”</p><p></p><p>Mosazorlar en üst düzey avcılardı ve en büyükleri 9 bin kilogram ağırlığa ve 15 metre uzunluğa ulaşabiliyordu.</p><p></p><p>Starnes, Live Science'a “Ne olduğunu hemen anladım ama büyüklüğü karşısında tamamen hayran kaldım” dedi.</p><p></p><p>Fosil bulduğunuzda hissettiğiniz duygu, profesyonel olsanız bile asla eskimez. Ama daha önce hiç görmediğiniz bir şey bulduğunuzda, coşku çok büyük olabilir.</p><p></p><p>Deniz sürüngeninin 15 Nisan'da keşfedilen kemiği, eyalette bulunan en büyük kemiklerden biri olabilir.</p><p></p><p>Starnes, “Bu büyük bir hayvan. Bu hayvanın erişebileceği maksimum ağırlık yaklaşık 9 ton. Bu, karada yürüyen çoğu dinozordan daha büyük” dedi.</p><p></p><p>Kemik, bir zamanlar tamamen su altında kalan bir bölgede bulundu.</p><p></p><p>2022'de Fas'ta Thalassotitan atrox adı verilen başka bir dev mosazor türü keşfedilmişti.</p><p></p><p>Cretaceous Research adlı bilimsel dergide tanımlanan dev deniz kertenkelesinin uzunluğu 9 metreye varabiliyordu ve modern iguanalarla varanların uzak bir akrabasıydı.</p><p></p><p>Bazı mosazorlar balık ve kalamar gibi küçük avları yemek için evrimleşirken, diğerleri ammonitleri ve istiridyeleri ezerek besleniyordu. Birleşik Krallık'taki Bath Üniversitesi'nden bilim insanları da dahil olmak üzere, yeni keşfedilen türün diğer tüm deniz sürüngenlerini avlamak için evrimleştiğini öne sürüyor.</p><p></p><p>Mosazorlar, yaklaşık 66 milyon yıl önce, gezegendeki tüm türlerin yaklaşık yüzde 75'inin yok olduğu K-Pg olayında (dinozorları yeryüzünden silen Kretase-Tersiyer yok oluşu -çn.) Kretase döneminin sonunda ortadan kayboldu.</p><p></p><p>Soylarının tükenmesinin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, Meksika'nın Yucatan Yarımadası'na düşen devasa bir asteroit çarpmasının sonuçlarıyla ilişkili olduğu düşünülüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, mosazorlar gibi üst düzey avcıların ortadan kaybolmasıyla balina ve fokların okyanuslarda hakimiyet kurmasının yolunun açıldığını ve kılıç balığı, ton balığı gibi balıkların da ortaya çıktığını belirtti.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çevreye zarar vermeden tüketilebilecek et miktarı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/cevreye-zarar-vermeden-tuketilebilecek-et-miktari-9182/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/cevreye-zarar-vermeden-tuketilebilecek-et-miktari-9182/</id>
<published><![CDATA[2025-04-28T19:26:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-28T19:26:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_082AA9-48A210-73A80A-8F235D-FA6875-05ABF0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hayvancılığın küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 15'inden sorumlu olduğu tahmin edildiğinden, araştırmacılar yıllardır protein ihtiyacını karşılamak için et tüketiminin azaltılıp baklagil alımının artırılması çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>İnsanları, etin haftada bir kereden daha az yendiği bitki temelli "fleksitaryen" bir diyet benimsemeye çağırıyorlar.</p><p></p><p>Ancak haftada tam olarak ne kadar et tüketilmesinin tavsiye edildiği belirsizliğini koruyor. Danimarka Teknik Üniversitesi'nden sürdürülebilir kalkınma uzmanı Caroline Gebara, "Artık çoğu kişi hem çevrenin korunması hem de sağlıkla ilgili nedenlerle daha az et yememiz gerektiğinin farkında. Ancak 'daha az'ın ne kadar olduğunu ve büyük resimde gerçekten fark yaratıp yaratmadığını anlamak zor" diyor</p><p></p><p>Nature Food adlı akademik dergide yayımlanan bu son çalışma, bu miktarı haftada yaklaşık 255 gram olarak belirledi.</p><p></p><p>Dr. Gebara, "Süpermarketteyken gözünüzde canlandırabileceğiniz ve düşünebileceğiniz somut bir rakam hesapladık, haftada 255 gram kümes hayvanı veya domuz eti" dedi.</p><p></p><p>Bu, yaklaşık iki tavuk göğsü filetosuna eşdeğer ve bir kişinin gezegene zarar vermeden haftada tüketebileceği et sınırı.</p><p></p><p>Bu rakam sadece kümes hayvanları ve domuz eti için geçerli. Çalışma, "mütevazı bir sığır eti tüketiminin" bile gezegenin kaldırabileceği sınırı aştığı uyarısını yapıyor.</p><p></p><p>Dr. Gebara, "Hesaplamalarımız, bir kişinin diyetindeki mütevazı miktarda kırmızı etin bile, çalışmada incelediğimiz çevresel faktörlere dayanarak gezegenin kaynakları yeniden üretebileceği miktarla uyumsuz olduğunu gösteriyor" dedi.</p><p></p><p>Ancak et içeren diyetler de dahil hem sağlıklı hem de sürdürülebilir olan pek çok başka beslenme şekli var.</p><p></p><p>Çalışma, sürdürülebilir gıda tercihlerini desteklemek için daha iyi siyasi rehberlik ve kamusal çerçeveler oluşturulması çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>Araştırma, karbondioksit emisyonları, su ve arazi kullanımı gibi çevresel faktörlerin yanı sıra farklı diyetlerin sağlık üzerindeki etkilerini de göz önünde bulunduruyor.</p><p></p><p>11 çeşit diyetin 100 binden fazla varyasyonunun incelendiği çalışmada, bunların çevre ve sağlık üzerindeki etkileri hesaplandı. Orta düzeyde kırmızı et tüketiminin bile gezegenin sürdürülebilirlik sınırlarını aştığı sonucuna varıldı.</p><p></p><p>Öte yandan, pesketaryen, vejetaryen ya da vegan bir diyetin, gezegenin destekleyebileceği sınırlar içinde olma ihtimalinin çok daha yüksek olduğu belirtiliyor.</p><p></p><p>Süt ürünleri veya yumurta ilaveli vejetaryenlik gibi karışık diyetler de sürdürülebilir olabilir. Dr. Gebara, "Örneğin hesaplamalarımız, sizin için önemliyse, peynir yemenin ve aynı zamanda sağlıklı ve iklim dostu bir diyet benimsemenin mümkün olduğunu gösteriyor" dedi.</p><p></p><p>Aynı durum yumurta, balık ve beyaz et için de geçerli ancak tabii ki diyetinizin geri kalanının nispeten sağlıklı ve sürdürülebilir olması gerek. Fakat ya hep ya hiç olmak zorunda değil.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Gladyatörlerin aslanla savaştığı kanıtlandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/gladyatorlerin-aslanla-savastigi-kanitlandi-1032/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/gladyatorlerin-aslanla-savastigi-kanitlandi-1032/</id>
<published><![CDATA[2025-04-25T17:05:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-25T17:05:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B5933F-FAA696-72EECD-3026B2-A6F418-D22788.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>2004 yılında İngiltere'nin York kentindeki Driffield Terrace'ta yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kalıntılar, dünyanın en iyi korunmuş Roma gladyatör mezarlığı olarak kabul edilen bu alanda bulundu.</p><p></p><p>Genç bir erkeğe ait iskelet üzerinde yapılan adli tıp incelemesi, leğen kemiğindeki deliklerin ve ısırık izlerinin büyük olasılıkla bir aslana ait olduğunu ortaya koydu.</p><p></p><p>Araştırmayı yürüten adli tıp uzmanı Prof. Tim Thompson, bunun gladyatörlerin büyük yırtıcı kedilerle savaştığına dair elde edilen ilk "fiziksel kanıt" olduğunu belirtti.</p><p></p><p>"Bugüne dek Roma'daki gladyatör dövüşleri ve hayvan gösterilerine dair bilgilerimiz, tarihsel metinlere ve sanatsal tasvirlere dayanıyordu," diyen Prof. Thompson, "Bu keşif, söz konusu etkinliklerin gerçekten yaşandığını somut olarak ortaya koyuyor ve Roma'daki eğlence kültürüne dair anlayışımızı yeniden şekillendiriyor" diye ekledi.</p><p></p><p>Uzmanlar, yaraları analiz etmek için üç boyutlu 3D tarama gibi modern adli teknikler kullandı. Tarama sonuçları, hayvanın gladyatörü leğen kemiğinden kavradığını gösterdi.</p><p></p><p>İrlanda'daki Maynooth Üniversitesi'nden Prof. Thompson, ısırıkların ölüm anında gerçekleştiğini tespit ettiklerini belirterek, "Bu, gladyatör öldükten sonra gerçekleşen bir saldırı değil, doğrudan ölümüne neden olan bir olaydı" dedi.</p><p></p><p>Bilim insanları yaranın boyut ve şeklini, Londra Hayvanat Bahçesi'ndeki büyük kedilerin ısırıklarıyla karşılaştırdı. Thompson, "Bu izler, bir aslanınkilerle birebir örtüşüyor" dedi.</p><p></p><p>Isırıkların bulunduğu bölge de önemli ipuçları sundu. Prof. Thompson, "Aslanlar genellikle leğen kemiğine saldırmaz. Bu da gösteriyor ki gladyatör büyük ihtimalle dövüş sırasında yaralandı ve aslan onu kalçasından ısırarak sürükledi" diye açıkladı.</p><p></p><p><b>'Ölüme neden olan bir olaydı'</b></p><p></p><p>İrlanda'daki Maynooth Üniversitesi'nden Prof. Thompson, ısırıkların ölüm anında gerçekleştiğini tespit ettiklerini belirterek, "Bu, gladyatör öldükten sonra gerçekleşen bir saldırı değil, doğrudan ölümüne neden olan bir olaydı," dedi.</p><p></p><p>Bilim insanları yaranın boyut ve şeklini, Londra Hayvanat Bahçesi'ndeki büyük kedilerin ısırıklarıyla karşılaştırdı. Thompson, "Bu izler, bir aslanınkilerle birebir örtüşüyor," dedi.</p><p></p><p>Isırıkların bulunduğu bölge de önemli ipuçları sundu. Prof. Thompson, "Aslanlar genellikle leğen kemiğine saldırmaz. Bu da gösteriyor ki gladyatör büyük ihtimalle dövüş sırasında yaralandı ve aslan onu kalçasından ısırarak sürükledi" diye açıkladı.</p><p></p><p>26 ila 35 yaşları arasında olduğu tahmin edilen bu erkeğe ait iskelet, iki başka kişiyle birlikte gömülmüş ve üzeri at kemikleriyle örtülmüştü. Önceki analizler, bu kişinin 'Bestiarius' olarak bilinen ve vahşi hayvanlarla dövüşen bir gladyatör olduğunu gösteriyor.</p><p></p><p>York Üniversitesi'nden osteoarkeoloji uzmanı Malin Holst, 30 yıllık kariyerinde böyle bir ısırık izine ilk kez rastladığını belirtti ve ekledi:</p><p></p><p>"Bu kalıntılar, gladyatörün kısa ama oldukça zorlu bir yaşam sürdüğünü gözler önüne seriyor."</p><p></p><p><b>'Gladyatörlerin hayatlarına dair daha net bir tablo'</b></p><p></p><p>Kemiklerin yapısı, kişinin güçlü kaslara sahip olduğunu ve omuz ile omurgasında dövüş ya da ağır fiziksel çalışmaya bağlı yaralanmalar olduğunu ortaya koydu.</p><p></p><p>Holst, "Bu olağanüstü bulgular sayesinde, gladyatörlerin yaşamına dair çok daha net bir tablo çizebileceğiz," dedi.</p><p></p><p>Bulgular, PLOS One dergisinde yayımlandı. Araştırma, York gibi şehirlerde yalnızca aslanların değil, diğer egzotik hayvanların da arenalarda dövüştüğünü gösterdi. Hayvanların da hayatta kalmak için savaşmak zorunda kaldığı vurgulandı.</p><p></p><p>Uzmanlar, bu keşfin York'ta henüz ortaya çıkarılmamış bir amfitiyatro olduğu ihtimalini güçlendirdiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Seçkin Roma liderlerinin yaşadığı kentte gladyatör dövüşlerinin, zenginliği ve gücü sergilemenin bir yolu olarak kullanıldığı düşünülüyor.</p><p></p><p>York Arkeoloji Kurumu CEO'su David Jennings, "Bu gladyatörü neyin arenaya sürüklediğini asla bilemeyebiliriz" dedi ve ekledi:</p><p></p><p>"Ama Roma'daki Kolezyum kadar simgesel bir yerden bu kadar uzakta böyle bir dövüşe dair ilk somut kanıtın bulunması gerçekten olağanüstü."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ege Denizi'ni tehdit eden su altı volkanı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ege-denizini-tehdit-eden-su-alti-volkani-2927/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ege-denizini-tehdit-eden-su-alti-volkani-2927/</id>
<published><![CDATA[2025-04-21T16:57:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-21T16:57:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FA014F-B056F7-4BF6C9-92F2BE-2085B5-01487A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Büyük bir antik patlama, geniş bir krater ve at nalı şeklinde bir kenar bırakarak rüya gibi Yunan adasını ortaya çıkarttı.</p><p></p><p>Şimdi bilim insanları ilk kez bir sonraki büyük felaketin ne kadar tehlikeli olabileceğini araştırıyor.</p><p></p><p>BBC News, ipucu arayan İngiliz araştırma gemisi Discovery'de bir gün geçirdi.</p><p></p><p>Sadece birkaç hafta önce, Santorini'nin 11 bin sakininin neredeyse yarısı, ada bir dizi deprem yaşarken kaçmak zorunda kalmıştı.</p><p></p><p>Döner restoranlar, AirBnB'den kiralanan evlerdeki jakuziler ve zengin volkanik topraklardaki üzüm bağlarıyla dolu beyaz köylerin altında, iki tektonik plakanın yerkabuğunda öğütüldüğünü hatırlatmıştı.</p><p></p><p>İngiltere'nin Ulusal Oşinografi Merkezi'nde son derece tehlikeli denizaltı volkanları konusunda uzman olan Prof. Isobel Yeo bu göreve liderlik ediyor.</p><p></p><p>Dünyadaki volkanların yaklaşık üçte ikisi su altında, ancak bunlar neredeyse hiç izlenmiyor.</p><p></p><p>"Vezüv gibi daha ünlü olanlara kıyasla, tehlikelerini anlamak açısından biraz 'gözden ırak, gönülden ırak' gibi" diyor profesör, güvertede iki mühendisin araba büyüklüğünde bir robotu geminin bordasından çekişini izlerken.</p><p></p><p>Depremlerin hemen ardından gelen bu çalışma, bilim insanlarının ne tür sismik işaretlerin volkanik bir patlamanın yakın olduğunu gösterebileceğini anlamalarına yardımcı olacak.</p><p></p><p>Isobel, Santorini'nin son patlamasının 1950'de olduğunu, ancak 2012 gibi yakın bir tarihte bir "huzursuzluk dönemi" yaşandığını söylüyor.</p><p></p><p>Magma volkanların odalarına akmış ve adalar "şişmiş".</p><p></p><p>Isobel "Sualtı volkanları gerçekten büyük, gerçekten yıkıcı patlamalara yol açabilir yapabilir" diyor:</p><p></p><p>"Küçük patlamalara ve yanardağın güvenli davranmasına alıştıysanız, yanlış bir güvenlik duygusuna kapılıyorsunuz. Bir sonrakinin de aynı olacağını varsayıyorsunuz ama olmayabilir de."</p><p></p><p>2022'de Büyük Okyanus'ta meydana gelen Hunga Tunga patlaması bugüne kadar kaydedilen en büyük sualtı patlamasına yol açmış, Atlantik Okyanusu'nda tsunami yaratmış ve şok dalgaları İngiltere'de bile hissedilmişti.</p><p></p><p>Yanardağın yakınındaki Tonga'daki bazı adalar haritadan silindi.</p><p></p><p>Gemide ayaklarımızın altında, 300 metre derinlikte fokurdayan sıcak bacalar var.</p><p></p><p>Yeryüzündeki bu çatlaklar deniz tabanını, çıkıntılı kayalar ve gaz bulutlarından oluşan parlak turuncu bir dünyaya dönüştürüyor.</p><p></p><p>Isobel "Bazı gezegenlerin yüzeyi hakkındaki bilgimiz, Santorini açıklarındaki deniz tabanı hakkındaki bilgimizden daha fazla" diyor.</p><p></p><p>Robot, sıvıları, gazları toplamak ve kaya parçalarını koparmak için deniz tabanına iniyor.</p><p></p><p>Bu bacalar hidrotermal, yani çatlaklardan sıcak su çıkıyor ve genellikle volkanların yakınında oluşuyorlar.</p><p></p><p>Isobel ve dünyanın dört bir yanından 22 bilim insanının bir ay boyunca bu gemide bulunmasının nedeni de bu.</p><p></p><p>Şimdiye kadar hiç kimse, bu bacalardaki deniz suyu magma ile karıştığında bir yanardağın daha fazla mı yoksa daha az mı patlayıcı hale geldiğini anlayamadı.</p><p></p><p>Isobel şöyle açıklıyor:</p><p></p><p>"Hidrotermal sistemin haritasını çıkarmaya çalışıyoruz. Bu, karada harita yapmaya benzemiyor.</p><p></p><p>"Dünyanın içine bakmak zorundayız."</p><p></p><p>Discovery, Santorini'nin patlama çukurunu araştırıyor ve adanın yaklaşık 7 km. kuzey doğusunda, bu bölgedeki diğer büyük yanardağ olan Kolumbo'ya doğru gidiyor.</p><p></p><p>İki yanardağın yakında patlaması beklenmiyor ancak bu sadece bir zaman meselesi.</p><p></p><p>Deprem krizi sırasında her gün toplanan hükümet acil durum grubunun bir üyesi olan Prof. Paraskevi Nomikou, keşif gezisinin Yunanistan'ın Sivil Koruma Kurumu için veri setleri ve jeolojik tehlike haritaları oluşturacağını belirtiyor.</p><p></p><p>Kendisi de Santorinili ve büyükbabasından geçmişteki depremleri ve patlamaları dinleyerek büyümüş.</p><p></p><p>Yanardağ ona jeolog olması için ilham vermiş.</p><p></p><p>"Bu araştırma çok önemli, çünkü yerel halkı volkanların ne kadar aktif olduğu konusunda bilgilendirecek ve bir patlama sırasında erişimin yasak olacağı alanın haritasını çıkaracak" diyor.</p><p></p><p>Santorini deniz tabanının hangi bölümlerinin en tehlikelileri olduğunu ortaya çıkaracağını da ekliyor.</p><p></p><p>Bu görevler inanılmaz derecede pahalı olduğundan, bilim insanları 12 saatlik vardiyalar halinde çalışırken Isobel gece gündüz deneyler yapıyor.</p><p></p><p>Newfoundland'daki Kanada Memorial Üniversitesi'nde profesör olan John Jamieson, bize bacalardan çıkarılan volkanik kayaları gösteriyor.</p><p></p><p>"Sakın dokunma" diye uyarıyor, "İçi arsenik dolu."</p><p></p><p>Altın tozlu siyah ve turuncu bir beze gibi görünen bir diğerini göstererek şöyle açıklıyor:</p><p></p><p>"Bu gerçek bir gizem - neden yapıldığını bile bilmiyoruz."</p><p></p><p>Bu kayalar volkanın içindeki sıvı, sıcaklık ve malzemenin tarihini anlatıyor:</p><p></p><p>"Bu, diğerlerinden farklı bir jeolojik ortam - gerçekten heyecan verici."</p><p></p><p>Ancak görevin kalbi, dört kişinin duvara monte edilmiş ekranlara baktığı güvertedeki karanlık bir nakliye konteynerinde atıyor.</p><p></p><p>İki mühendis, bir oyun konsoluna yakışacak bir kumanda kolu kullanarak su altı robotunu yönlendiriyor.</p><p></p><p>Isobel ve Paraskevi, robotun bulduğu bir sıvı havuzunda ne olduğuna dair teorilerini paylaşıyor.</p><p></p><p>Volkanın çevresinde, sistem içinde hareket eden ve kırılmalara neden olan sıvının yol açtığı çok küçük depremler kaydettiler. Isobel bize kırıkların yankılandığı bir ses kaydı dinletiyor. Sanki bir gece kulübündeki bas seslerin yükselip alçalması gibi.</p><p></p><p>Elektromanyetik bir alan göndererek sıvının kayalar içinde nasıl hareket ettiğini belirlediler.</p><p></p><p>Bu, hidrotermal sistemin bir patlamanın meydana geldiği volkanın magma odasına nasıl bağlandığını gösteren 3 boyutlu bir harita oluşturuyor.</p><p></p><p>"Biz insanlar için bilim yapıyoruz, bilim insanları için bilim değil. İnsanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak için buradayız" diyor Paraskevi.</p><p></p><p>Santorini'de yaşanan son deprem krizi, ada sakinlerinin sismik tehditlere ne kadar açık olduğunu ve turizme ne kadar bağımlı olduklarını gözler önüne serdi.</p><p></p><p>Karada ise fotoğrafçı Eva Rendl, düğün çekimleri için en sevdiği yerde benimle buluştu. Şubat ayında meydana gelen depremler sırasında kızıyla birlikte adayı terk etmiş.</p><p></p><p>Şimdi geri döndü ama işler daha yavaş. "İnsanlar rezervasyonlarını iptal etti. Normalde çekimlere Nisan'da başlarım ama ilk işim Mayıs'a kaldı" diyor Eva.</p><p></p><p>Santorini'nin lüks kasabası Oia'nın ana meydanında, İngiliz-Kanadalı turist Janet bize 10 kişilik grubundan altısının tatillerini iptal ettiğini söylüyor.</p><p></p><p>Deprem ve yanardağ olasılıkları hakkında daha doğru bilimsel bilgilerin, insanların kendilerini daha güvende hissetmelerine yardımcı olacağına inanıyor.</p><p></p><p>"Google uyarılarını alıyorum, bilim insanlarının uyarılarını alıyorum ve bu kendimi güvende hissetmeme yardımcı oluyor" diyor.</p><p></p><p>Ancak Santorini her zaman rüya gibi bir yer olacak.</p><p></p><p>Imerovigli'de, mükemmel kareyi yakalamak için kavisli çatılara tırmanan iki kişi görüyoruz.</p><p></p><p>Sadece 15 dakikadır evli olan çift Letonya'dan gelmiş ve adanın sualtı riskleri onları yıldırmamış.</p><p></p><p>Eşi Kristina'yla birlikteyken "Aslında bir volkanın yanında evlenmek istiyorduk" diyor Tom.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">200 dolara karınca kaçakçılığı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/200-dalara-karinca-kacakciligi-6864/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/200-dalara-karinca-kacakciligi-6864/</id>
<published><![CDATA[2025-04-15T08:59:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-15T08:59:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9EE09F-82356C-DDE526-5D8667-1707CF-45A348.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kaçırılanlar arasında, İngiltere'deki bazı satıcılar tarafından her biri yaklaşık 220 dolar olarak değerlendirilen dev Afrika hasatçı karıncaları da vardı.</p><p></p><p>Nadir böcek türlerine olan talebin arttığını söyleyen doğal hayatı koruma kurumu Kenya Yaban Hayatı Servisi (KWS), bunu önemli bir dava olarak nitelendirdi.</p><p></p><p>Koleksiyoncuların onları formicarium olarak bilinen özel yaşam alanlarında tuttuğu ve kolonilerini inşa etmelerini izlediği belirtildi.</p><p></p><p>Kurum daha çok aslan ve fil gibi daha büyük hayvanların kaçırılmasına karşı mücadele veriyor.</p><p></p><p>KWS'ye göre bu dava, kaçakçılığın ekolojik denge için hayati önem taşıyan daha az bilinen türlere doğru değiştiğini gösteriyor.</p><p></p><p>Kenya'da karıncalar uluslararası biyoçeşitlilik anlaşmalarıyla korunuyor ve ticareti sıkı bir şekilde denetleniyor.</p><p></p><p>Karıncalar iki ay hayatta kalmasını sağlayacak test tüpleri ve şırıngalarda yakalandı. Bunlar güvenlik sistemlerini aşmak için özeli olarak tasarlanmıştı.</p><p></p><p>Kurumun paylaştığı fotoğraflarda, her birinde iki veya üç karınca bulunan, pamukla doldurulmuş yüzlerce paket görülüyor.</p><p></p><p><b>karınca kaçakçılarıKaynak,KWS</b></p><p></p><p>Kaçırılmak üzere yakalanan karıncaların kesin sayısı hala hesaplanamadı ancak KWS sözcüsü Paul Udoto BBC'ye ülkenin bu ölçekteki ilk "biyo-korsanlık" vakası olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Koordineli bir operasyon sonucu yakalanan şüphelilerden ikisi Belçikalı, biri Vietnamlı ve biri Kenyalı.</p><p></p><p>Hayvanları Avrupa ve Asya'daki egzotik evcil hayvan pazarlarına götürmeyi planladıkları düşünülüyor.</p><p></p><p>Dev Afrika hasatçı karıncası (Messor cephalotes) 20 mm'ye kadar ulaşabiliyor ve türünün en büyüğü. Kraliçe ise 25 mm'ye kadar büyüyor.</p><p></p><p>İngiltere'de böcek ticareti yapan web sitesi Best Ants UK'in genel müdürü Pat Stanchev, büyük ve güzel olmalarının onları evcil hayvan olarak beslemek isteyenler için çekici kıldığını söyledi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Her ay 1200 euro verilen deneyde sürpriz sonuç</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/her-ay-1200-euro-verilen-deneyde-surpriz-sonuc-1038/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/her-ay-1200-euro-verilen-deneyde-surpriz-sonuc-1038/</id>
<published><![CDATA[2025-04-13T17:15:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-13T17:15:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5BC8B9-F2BA96-32F665-6745F8-E101FC-C099DC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Almanya'da "evrensel temel gelir" uygulamasının etkilerini ölçebilmek için yapılan deneyin sonuçları açıklandı.&nbsp;</p><p></p><p>Mein Grundeinkommen (Temel Gelirim) adlı kâr amacı gütmeyen örgütün yürüttüğü projede, Haziran 2021'den Mayıs 2024'e kadar 122 kişiye her ay 1200 euro verildi.&nbsp;</p><p></p><p>Halihazırda ayda 1100-2600 euro kazanan ve 21-40 yaşlarındaki kişilerin dahil edildiği çalışmaya katılanlara, bu 1200 euroyu istedikleri gibi harcayabilecekleri söylendi.&nbsp;</p><p></p><p>Tek istenen şey, her 6 ayda bir anket doldurmaları oldu. Bu anketle mali durumları, çalışma düzenleri, akıl sağlıkları ve sosyal etkileşimleri ölçüldü.&nbsp;</p><p></p><p>Deneyin sonucunda bu kişilerin tam zamanlı çalışmayı sürdürme eğilimi gösterdiği bulundu.&nbsp;</p><p></p><p>Katılımcılar, tıpkı kontrol grubundaki hiç para almayan 1580 kişi gibi, haftada ortalama 40 saat çalıştı.</p><p></p><p>Ancak iş değiştirme ve daha ileri düzeyde eğitim alma eğilimleri arttı. İş hayatından ve gelirlerinden daha memnun oldukları görüldü.&nbsp;</p><p></p><p>Ayrıca hayatlarının daha değerli ve anlamlı olduğunu bildiren katılımcılar, akıl sağlıklarında düzelme hissettiklerini de vurguladı.&nbsp;</p><p></p><p>Viyana Üniversitesi'nden Susann Fiedler, yürüttükleri araştırmayla ilgili olarak "İnsanların hiçbir şey yapmamayı çok sevdiklerine dair hiçbir kanıt yok" dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Diğer yandan araştırmayı eleştiren bilim insanları, deneyde yer alan kişi sayısının az olmasına ve kaç saat çalıştıklarının katılımcılara sorulmasına işaret ediyor.&nbsp;</p><p></p><p>Evrensel temel gelir, devletin her bireye düzenli gelir sağlamasını öneriyor. Böylece herkesin bir nebze de olsa maddi özgürlük kazanarak daha rahat iş değiştirebileceği, başkalarına bakabileceği, yeni beceriler edinebileceği, girişimcilik yapabileceği ve diğer yaratıcı arayışlara girebileceği düşünülüyor.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Bu fikri savunan çok sayıda kişi var. Örneğin Elon Musk, 2018'de yaptığı bir açıklamada yapay zekanın insanların işlerini ellerinden alması durumunda bu modelin gerekli olacağını savunmuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Benzer uygulamalar dünyanın başka yerlerinde de yapılıyor. Yalnızca ABD'de 160 civarında deney gerçekleştirildi.</p><p></p><p>2019'da Kaliforniya eyaletine bağlı Stockton'da başlatılan bir uygulamada katılımcılara ayda 500 dolar verilmişti. Araştırmacılar kamu sağlığına dair çok olumlu etkiler gözlemlediklerini bildirmişti.&nbsp;</p><p></p><p>Bu fikir, Avrupa'da da özellikle Kovid-19 pandemisi sırasında yaygınlaştı. Oxford Üniversitesi'nin 2020'de yaptığı bir araştırma, Avrupalıların yüzde 71'inin evrensel temel geliri istediğini bulmuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Fikre karşı çıkanlar, pek çok kişinin az parayla geçinmeye razı olup tembelleşeceğini savunuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Independent Türkçe, CNN, The Times</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ender görülen köpekbalığı ilk kez kameralara yakalandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ender-gorulen-kopekbaligi-ilk-kez-kameralara-yakalandi-3619/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ender-gorulen-kopekbaligi-ilk-kez-kameralara-yakalandi-3619/</id>
<published><![CDATA[2025-04-12T18:36:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-12T18:36:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_76AD1F-A15641-B0738E-B4DF14-A347AF-12C9D7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları Güneydoğu Asya'da yer alan Doğu Timor yakınlarındaki sularda yaşayan, zor bulunan bir derin deniz köpekbalığının ilk görüntülerini yakaladı.</p><p></p><p>Cephaloscyllium pictum ilk kez 2008'de, Endonezya'nın Lombok ve Bali adalarındaki balık pazarlarından toplanan 5 örnekle keşfedilmişti.</p><p></p><p>Bilim insanları, köpekbalığının yaklaşık 700 milimetreye kadar büyüdüğünü ve kendine has alacalı renkleriyle "maksimum boyutunda bile küçük olması" nedeniyle yeni bir tür olarak tanımlandığını söylüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, tür hakkında "çok az" ekolojik bilgi olduğunu ve çoğunlukla sadece balık pazarındaki örnekler aracılığıyla bilindiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Derin deniz kameraları ilk kez bu türün görüntülerini yakaladı.</p><p></p><p>Videolar, 17 ve 18 Kasım 2024'te Doğu Timor'un Dili kenti açıklarında iki bölgede, yaklaşık 570 metre ve 536 metre derinlikte çekildi.</p><p></p><p>Bilim insanları her iki bölgede de köpekbalığının birkaç kez kameraya geri döndüğünü, bir örnekte dişi bir köpekbalığının yemle etkileşime girdiğini ve kameranın önünden birkaç kez geçtiğini söylüyor.</p><p></p><p>Oryx adlı hakemli dergide "Bildiğimiz kadarıyla bu tür vahşi doğada hiç gözlemlenmedi ve ekolojisi, habitatı veya davranışları hakkında çok az şey biliniyor" diye yazıyorlar.</p><p></p><p>Araştırmacılar, "Bu, Doğu Timor'da yeni bir tür kaydı ve türün bilinen menzilini 1100 kilometreden fazla genişletiyor" diye belirtiyor.</p><p></p><p>Bu köpekbalığı türü hakkındaki mevcut bilgilerin sınırlı olması nedeniyle Cephaloscyllium pictum, Uluslararası Doğa Koruma Birliği'nin Kırmızı Listesi'nde halihazırda "Yetersiz Veri" sınıfında yer alıyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar "derin deniz türleri başta olmak üzere" bölgedeki köpekbalıklarının çeşitliliği ve dağılımı hakkında halihazırda çok az bilgi olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Bilim insanları yeni görüntülerin, türün doğal yaşam alanının Endonezya'nın doğusundaki sarp kayalık su altı yamaçları olduğunu gösterdiğini ve bu bilginin türün korunmasında kilit rol oynayabileceğini belirtiyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar şöyle yazıyor:</p><p></p><p>Doğu Timor açıklarında Cephaloscyllium pictum'un keşfi, derin denizi araştırıp bu kayıp köpekbalıklarını yok olmadan önce bulmaya yönelik modern, uygun maliyetli teknolojilerin önemini vurguluyor.</p><p></p><p>Su altı araştırmasında National Geographic Society Keşif Teknolojisi Laboratuvarı'nın (NGETL) geliştirdiği düşük maliyetli derin deniz kameraları kullanılarak derin deniz ortamlarını incelemede yeni bir yol sağlandı.</p><p></p><p>Yeni derin deniz kamera sisteminin düşük maliyetli ve hafif bir uzaktan iniş platformu kullanılarak kurulduğu bildirildi.</p><p></p><p>Mongabay'in NGETL'e dayanarak aktardığına göre bu sistem, çevreden veri toplamak ve 6 bin metre derinliğe kadar 4K çözünürlükte video çekmek üzere tasarlandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İran'da Lale Festivali düzenlendi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iranda-lale-festivali-duzenlendi-5238/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iranda-lale-festivali-duzenlendi-5238/</id>
<published><![CDATA[2025-04-10T16:30:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-10T16:30:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_13691D-00C816-B74FD3-9DF63B-53DA8A-879DD3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Başkent Tahran’a 35 kilometre uzaklıkta yer alan Elburz eyaletine bağlı Kerec'de düzenlenen ve bu yıl 11'ncisi gerçekleştirilen festival, Şehid Çamran Parkı'ndaki "Çiçekler Bahçesi" adı verilen alanda ziyaretçilerini ağırladı.</p><p></p><p>Geniş yelpazede her çeşit lalelerin sergilendiği festivale bitki severlerin yoğun ilgi gösterdiği dikkati çekti.</p><p></p><p>Çeşitli kentlerden binlerce İranlı, yaklaşık bir hafta süren ve 150 binden fazla lale çiçeğinin bulunduğu festivali ziyaret etme imkanı buldu. Festival cuma günü sona erecek.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2 bin 500 yıllık sır gün yüzüne çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-500-yillik-sir-gun-yuzune-cikti-2139/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2-bin-500-yillik-sir-gun-yuzune-cikti-2139/</id>
<published><![CDATA[2025-04-08T08:04:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-08T08:04:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_04E778-B7DD65-F8FBC1-AADF39-8CE4D1-9FD2CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Mısırlı ve Fransız arkeologlardan oluşan ekip, 34 yıldır sürdürdükleri kazılar kapsamında Ramesseum Tapınağı'nın kuzeydoğusunda dikkat çekici kalıntılar ortaya çıkardı. Bu alan, firavunlara ait mezarlık olarak biliniyor.</p><p></p><p><b>"Yaşam Evi": Antik Mısır'ın bilim yuvası</b></p><p></p><p>Kazılar sırasında keşfedilen "Yaşam Evi", eski Mısır'da dini metinlerin yazıldığı, büyülerin hazırlandığı ve bilimsel kayıtların tutulduğu bir okul olarak hizmet veriyordu. Yapının içinde çizim kalıntıları ve okul araç-gereçlerine rastlanması, buranın eğitim amaçlı kullanıldığını doğruluyor.</p><p></p><p><b>Tapınak kompleksi i̇çindeki diğer yapılar</b></p><p></p><p>Tapınağın doğusunda yer alan diğer binaların ise idari ofis olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. Kuzey kesimdeki bazı yapıların zeytinyağı, bal ve şarap gibi ürünlerin depolandığı mahzenler olduğu tespit edildi. Ayrıca üzerinde şarap etiketleri bulunan amforalar da bulundu.</p><p></p><p><b>Tarihi mezarlar ve eserler gün yüzüne çı</b>ktı</p><p></p><p>Kazılar, Üçüncü Geç Dönem’e (M.Ö. 1069–664) tarihlenen çok sayıda mezar, lahit, ushabti heykelleri ve defin eşyalarını da ortaya çıkardı. 401 adet pişmiş toprak heykel, iç içe yerleştirilmiş tabutlar ve "dağınık kemikler" dikkat çeken buluntular arasında yer aldı.</p><p></p><p><b>Mısır turizmi i̇çin büyük adım</b></p><p></p><p>Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, bu keşfi "olağanüstü" olarak tanımlayarak, Ramesseum Tapınağı'nda ilk kez bir eğitim kurumu bulunduğuna dikkat çekti. Bu buluş, Mısır'ın antik mirasına olan ilgiyi artıracağı gibi, turistlerin Luksor’a ilgisini de yeniden canlandırabilir.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye'den Almanya'ya iltica başvurularında büyük düşüş</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/turkiyeden-almanyaya-iltica-basvurularinda-buyuk-dusus-1193/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/turkiyeden-almanyaya-iltica-basvurularinda-buyuk-dusus-1193/</id>
<published><![CDATA[2025-04-07T10:24:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-07T10:24:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_445788-59B24F-0EF350-202CB1-8D8A59-63DCCE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Almanya, Şubat 2025 itibarıyla uzun süredir sürdürdüğü Avrupa'da en fazla iltica başvurusu alan ülke konumunu kaybetti.</p><p></p><p>Federal Göç ve Mülteci Dairesi'nin (BAMF) Nürnberg'de açıkladığı verilere göre, Şubat ayında Fransa 13 bin 80 başvuruyla birinci, İspanya ise 12 bin 975 başvuruyla ikinci sırada yer aldı. Almanya ise 12 bin 775 başvuruyla üçüncü oldu.</p><p></p><p>Ancak yıllık bazda bakıldığında, 2024 yılı genelinde Almanya hâlâ zirvede bulunuyor. Geçen yıl toplam 250 bin 615 iltica başvurusu alan Almanya'yı 166 bin 175 başvuruyla İspanya ve 158 bin 605 başvuruyla İtalya izlemişti.</p><p></p><p><b>Türklerin başvurularında yüzde 61 gerileme</b></p><p></p><p>Mart ayına ilişkin Avrupa geneli karşılaştırmalı veriler henüz yayımlanmazken Almanya'daki iltica başvuru sayılarında düşüş sürüyor. Mart ayında toplam başvuru sayısı 10 bin 647’ye, ilk başvuru sayısı ise 8 bin 983'e geriledi. Bu, Şubat ayına göre yüzde 19,7'lik, geçen yılın Mart ayına göre ise yüzde 45,3'lük bir düşüşe işaret ediyor.</p><p></p><p>Başvurulardaki düşüşte, Almanya'ya en fazla iltica talebinde bulunan üç ülke; Suriye, Afganistan ve Türkiye vatandaşlarının başvurularındaki azalma etkili oldu. Yılın ilk üç ayında Afganistan vatandaşları tarafından yapılan başvurularda (5 bin 616) yüzde 42,5 gerileme, Türk vatandaşları tarafından yapılan başvurularda ise yüzde 61,2 gerileme ölçüldü.</p><p></p><p>BAMF'tan yapılan açıklamada yılın ilk üç ayında 3 bin 755 Türk vatandaşının Almanya'ya iltica başvurusunda bulunduğu belirtildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Oyuncu Ahmet Levendoğlu hayatını kaybetti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/oyuncu-ahmet-levendoglu-hayatini-kaybetti-8350/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/oyuncu-ahmet-levendoglu-hayatini-kaybetti-8350/</id>
<published><![CDATA[2025-04-06T18:37:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-06T18:37:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A68DB0-DA4FCF-6DD85C-9942A2-DD938A-7EEF1C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Oyuncu, yönetmen, çevirmen ve yazar Ahmet Levendoğlu 80 yaşında hayatını kaybetti. Oyuncu, yönetmen ve çevirmen Ahmet Levendoğlu, 80 yaşında hayatını kaybetti.</p><p></p><p>Oyuncu Yıldıray Şahinler, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda vefatı "Ahmet hocam, üzerimde çok büyük emeği olan, sahnede oyuncuya öz güven gibi çok büyük bir silah kazandıran 'ilke' sözcüğünün yaşayan anıtı, büyük oyuncu Ahmet Levendoğlu. Huzurla uyu. Hakkını helal et." ifadesiyle duyurdu.</p><p></p><p><b>Cenazesi 8 Nisan'da</b></p><p></p><p>Ahmet Levendoğlu'nun cenazesi 8 Nisan'da Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenecek törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda defnedilecek.</p><p></p><p><b>Zuhal Olcay: Huzur içinde yatsın</b></p><p></p><p>Oyuncular Sendikası Başkanı Zuhal Olcay paylaştığı mesajda "Canım hocam Ahmet Levendoğlu huzurla uyu" ifadelerine yer verdi.</p><p></p><p>Gülsin Onay ise üzüntüsünü "Ahmet Levendoğlu’nu kaybetmişiz. Mekanı cennet olsun. Allah rahmet eylesin. Yakın dostum, sevgili Erenciğimin babası... Tiyatro dünyamızın büyük ustası, hocaların hocası. Huzur içinde yatsın. Ailesine, sevenlerine ve sanat dünyamıza baş sağlığı ve sabırlar dilerim" sözleriyle paylaştı.</p><p></p><p>Ahmet Levendoğlu’nun cenazesi 8 Nisan Salı günü saat 11.00’de Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda düzenlenecek törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p><p></p><p><b>Ahmet Levendoğlu kimdir?</b></p><p></p><p>İstanbul'da 1945'te dünyaya gelen Ahmet Levendoğlu'nun babası Tarık Levendoğlu, Devlet Tiyatrolarına kaynak yetiştiren Tatbikat Sahnesi'nin dekor kostüm öğretmeni ve teknik müdürüydü.</p><p></p><p>Robert Kolej'den mezun olduktan sonra İngiltere'de Krallık Tiyatro Sanatı Akademisinde gördüğü tiyatro öğrenimini 1969'da tamamlayarak Exeter Northcott Theatre'da bir sezon oyunculuk yapan Levendoğlu, 1971-1976 arasında Ankara, 1978-1980 yıllarında İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda çalıştı.</p><p></p><p>Kuruluş döneminde İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun müdür yardımcılığını üstlenen oyuncu, 1971'den itibaren tiyatroda öğretmenlik yaptı.</p><p></p><p>Ankara Devlet Konservatuarı, İstanbul Devlet Konservatuarı, Boğaziçi Üniversitesi ve Akademi İstanbul gibi kurumlarda ders veren Levendoğlu, "Kırık Hayatlar", "Ateşten Günler" adlı televizyon dizilerinde, "Young Indiana Jones" adlı Amerikan dizisinde, "Baharın Bittiği Yer" ve "Yaz Yağmuru" filmlerinde oyunculuk yaptı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Saç dökülmesini tedavi edecek bir protein keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/sac-dokulmesini-tedavi-edecek-bir-protein-kesfedildi-184/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/sac-dokulmesini-tedavi-edecek-bir-protein-kesfedildi-184/</id>
<published><![CDATA[2025-04-05T16:41:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-05T16:41:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_025921-A04868-0740F6-A3AD40-13CD39-274D71.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yapılan deneylerde farelerde MCL-1 adı verilen bir proteinin engellenmesinin, saç dökülmesini kademeli olarak artırdığı ve 90 gün içinde foliküllerdeki kök hücrelerin yok olmasına yol açtığı belirtildi.</p><p></p><p>Singapur Ulusal Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Avustralya'daki Walter ve Eliza Hall Enstitüsü'nden araştırmacılar, bu proteinin artırılmasının saç dökülmesini önlemeye ve hatta saçkıranı tedavi etmeye yardımcı olabileceğini, çünkü büyüme evresinde saç folikülü kök hücrelerini aktive etmeye yardımcı olduğunu ve onları hasar ve stresten koruduğunu gösterdi.</p><p></p><p>MCL-1 adı verilen bir proteinin büyüme evresini desteklemede önemli bir rol oynadığına ve ayrıca uykuda kalan folikülleri yenilemekten sorumlu kök hücrelerin 'yeniden aktif hale gelmesine' yardımcı olduğuna inanılıyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, bu hücrelerin stres ve hasardan korunmasının, büyüme yeteneklerini artırdığını, bunun da saç yoğunluğunun korunmasına ve sağlıklı saç yenilenmesine katkıda bulunduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Nature adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın sonuçlarının insanlarda klinik deneylere ihtiyaç duymasına rağmen, ekip saç uzama mekanizmalarının anlaşılmasının yenilikçi tedavilerin önünü açabileceğini ileri sürüyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dişi meyve sinekleri 'alkollü erkek seviyor'</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/disi-meyve-sinekleri-alkollu-erkek-seviyor-7102/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/disi-meyve-sinekleri-alkollu-erkek-seviyor-7102/</id>
<published><![CDATA[2025-04-03T17:27:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-03T17:27:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7A194C-236088-278E9D-B9C2F0-E165EB-E0DAFE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Erkek meyve sineklerinin yiyeceklerine alkol eklendiğinde, dişileri çeken kimyasalların salımı artıyor ve çiftleşmede başarı şansları yükseliyor.</p><p></p><p>Sirke sineği diye de bilinen meyve sinekleri ya da Latince adıyla Drosophila melanogaster, genelde gıda çöplerinin etrafında yaşıyor ve çürüdükçe alkol üreten meyvelerden besleniyor.</p><p></p><p>Bilim insanları da neden bu sineklerin alkolü çekici bulduğunu ve nasıl etkilediğini araştırıyordu.</p><p></p><p>Daha önceki araştırmalarda, dişiler tarafından reddedilen erkekler arasında çiftleşmenin verdiği yüksek hazzın yerine geçecek bir şey aradıkları gibi farklı teoriler üzerinde çalışılmıştı.</p><p></p><p>Araştırmanın yazarı ve Max Planck Enstitüsü Evrimsel Nöroetoloji Bölümü Başkanı Bill Hansson, bu tür araştırmaların sinek davranışına antropomorfik (insanî niteliklerin başka bir varlığa atfedilmesi, insan biçimci) bir bakış açısıyla yaklaştığını, oysa bu son çalışmanın alkol içmenin sineklere üreme avantajı sağladığını gösterdiğini söyledi.</p><p></p><p>"Sineklerin depresyonda oldukları için alkol aldıklarını düşünmüyoruz" diyen Hansson sineklerin hem çürüyen meyvelerdeki karbonhidratlara ve mayaya hem de alkole olan ilgisinin birbirinden ayrılamayacağını sözlerine ekledi.</p><p></p><p>Çalışmada, alkol ve özellikle metanol, feromon adı verilen kimyasalların, üretimini ve salımını artırarak dişiler için daha çekici hale getirdi.</p><p></p><p>Feromonlar, aynı türden başka bir hayvanın davranışını etkilemek için bir bireyden havaya doğru salınıyor.</p><p></p><p>Bu nedenle erkekler, özellikle de daha önce hiç çiftleşmemiş olanlar, alkole güçlü bir şekilde ilgi duydu.</p><p></p><p>Yeni çalışma ayrıca sineğin alkol kokusuna verdiği tepkinin beynindeki üç farklı sinirsel devre tarafından kontrol edildiğini gösterdi.</p><p></p><p>Bunlardan ikisi erkek sinekleri az miktarda alkole çekmekten sorumluyken, üçüncüsü aşırı miktarların caydırıcı bir etkiye sahip olmasını sağlıyor.</p><p></p><p>Alkolün zehirli olması, sineğin beyninde içmenin risklerini ve faydalarını dikkatlice tartmasını sağlıyor. Bunu da alkol istek sinyallerini isteksizlikle dengeleyerek yapıyor.</p><p></p><p>Nebraska Üniversitesi'nden Ian Keesey, "Bu, sineklerin alkol zehirlenmesi riski olmadan alkol tüketiminin tüm faydalarını elde etmelerini sağlayan bir kontrol mekanizmasına sahip oldukları anlamına geliyor" dedi.</p><p></p><p>Araştırmacılar, incelemeleri için sinek beynindeki süreçleri görselleştirmek için görüntüleme teknikleri, çevresel kokuların kimyasal analizleri ve davranışsal çalışmalar gibi fizyolojik çalışmaları birleştirdiler.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Büyük şehirlerde yaşamanın bilinmeyen zararları</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/buyuk-sehirlerde-yasamanin-bilinmeyen-zararlari-9240/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/buyuk-sehirlerde-yasamanin-bilinmeyen-zararlari-9240/</id>
<published><![CDATA[2025-04-02T16:53:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-02T16:53:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A3D934-D6D797-E49BE0-7AF96C-814491-5F886F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şehirlerde yaşayanların ciltlerinin kırsal kesimde yaşayanlara göre daha 'yaşlı' olduğu dikkatinizi çekti mi? Peki neden? Son zamanlarda çok konuşulan 'şehir yaşlanması' bunun en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. 'Şehir yaşlanması' nedir? Modern hayat özellikle cildimizi tehdit ediyor peki bunun üstesinden nasıl gelinir? 'Genç bir cilt' için nelere dikkat edilmeli? Uzmanı anlattı.</p><p>O çok konuşulan 'şehir yaşlanması' nedir?</p><p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. İhsaniye Dönmez Çiçek, 'şehir yaşlanmasının' ne olduğunu şöyle anlattı:</p><p>"Özellikle egzozdan yayılan kimyasal toksinler, duman, aşıt, küf, polen, ağır metaller, endüstriyel atıklar, pestisitler ve herbisitler, hatta dijital teknoloji bile mikroskobik boyutlarda atmosferi kirletir. İçilen sigara dumanları, kullandığımız temizlik ürünleri, giydiğimiz kıyafetlerin içeriğindeki tekstil ve boya maddeleri gibi pek çok faktör, şehir yaşamında cildimizin daha erken yaşlanmasına sebep olur. İşte bu duruma “şehir yaşlanması” denir."</p><p>DNA kodlarımıza zarar veriyor</p><p>Bütün bu 'etkenlerin' cildin üzerinde tabaka oluşturmanın dışında cilt üzerindeki gözeneklerden, kulların çıktığı noktalardan derinin altına ve kan dolaşımına girebildiğine dikkat çeken Çiçek,</p><p>"Organlarımıza ve genetik kodlarımıza, DNA’larımıza zarar verir. Buna oksidatif stres denir. Bu duruma kronik olarak maruz kaldıkça, DNA’larımızda kırılmalar oluşur, derimizdeki kolajen ve lipitler parçalanır ve cildimizin koruyucu bariyer tabakası bozulur. Sonuç olarak, cildimizde nem kaybı, esneklik ve sıkılık kaybı, siyah noktalar, lekeler ve kırışıklıklar artar. En sonrasında ise cilt kanseri gibi oluşumlar görülebilir” açıklamalarında bulundu.</p><p>'Şehir yaşlanması'ndan nasıl korunabiliriz?</p><p>Dr. Çiçek, 'şehir yaşlanmasından' korunmak için yapılabilecekleri ise madde madde şöyle sıraladı:</p><p>İyi bir temizlik: Cilt temizliği, sadece herhangi bir sabun veya suyla yapılan bir işlem olarak anlaşılmamalıdır. Özellikle sabahları nemlendirici sürmeden önce, güneş koruyucu uygulamadan önce hassas bir temizleyiciyle cilt temizlenmelidir. Akşamları ise eve geldikten sonra, gün içinde biriken yağ, kir, ölü hücreler, makyaj ve güneş koruyucu kalıntılar gibi faktörlerden arınmak için daha derin bir temizleyici kullanılmalıdır. Yağlı cilde sahip olanlar, daha güçlü bir temizleyici tercih etmelidir. Bu işlemin ardından, doğal bir gül suyu tonik ile cilt sakinleştirilebilir ve geride kalan kirleri son bir temizleme aşaması olarak temizlemek faydalı olacaktır.</p><p>Cildin nemlendirilmesi: Cildin bariyerinin bozulmasıyla oluşan kurulukların önlenmesi ve cildin neminin tekrar kazandırılması, yaşlanma sürecini geri atmada etkili olacaktır. Bunun için özellikle hyaluronik asit, panthenol, seramidler gibi aktif bileşenler içeren yoğun nemlendiriciler tercih edilebilir.</p><p>Mutlaka antioksidan kullanın: Serbest radikaller oksidatif stresi oluşturarak yaşlanma sürecinde kilit rol oynar ve özellikle DNA'mıza zarar verirler. Bu zararları lekeler ve ince çizgiler şeklinde görebiliriz. Antioksidanlar, bu tahrip edici etkileri azaltarak cildin korunmasına katkıda bulunurlar.</p><p>Ultraviyole ışığından korunun: En az SPF 30 ve genellikle mineral koruyucu içeren güneş kremlerinin kullanın.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Meksika'da okullarda abur cubur satışı yasaklandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksikada-okullarda-abur-cubur-satisi-yasaklandi-3004/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksikada-okullarda-abur-cubur-satisi-yasaklandi-3004/</id>
<published><![CDATA[2025-03-30T16:27:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-30T16:27:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BB4441-C196FC-FAAEDB-674368-07645C-49CDB7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Meksika hükümeti ülke genelinde obeziteyle mücadele etmek için okullarda abur cubur satışına yasak getirdi. Obez kişi sayısının 1980'den bu yana arttığı Meksika'da, çocukluk çağı obezitesiyle mücadele kapsamında okullarda abur cubur satışını yasaklayan yasa, dün itibariyle yürürlüğe girdi.</p><p>Yeni yasa kapsamında, çok fazla şeker, tuz, yağ içeren yüksek kalorili yiyecek ve içecekler artık okullarda satılamayacak. Bu ürünlerin yerine daha sağlıklı yiyecek alternatifleri sunulmasını öngören yasayı ihlal eden okul yönetimlerine ise 545 ila 5 bin 450 dolar para cezası kesilecek.</p><p>Öte yandan, uzmanlar ülkedeki bazı okullarda elektrik ve internet altyapısının olmadığına işaret ederek, bu yasanın denetiminin zor olabileceğine dikkati çekti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İspanya'daki oymalar insanlık tarihini yeniden yazabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ispanyadaki-oymalar-insanlik-tarihini-yeniden-yazabilir-7271/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ispanyadaki-oymalar-insanlik-tarihini-yeniden-yazabilir-7271/</id>
<published><![CDATA[2025-03-24T16:37:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-24T16:37:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6C09BA-580281-165FFC-67003C-85AE37-6E99C3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İspanya'da arkeologlar, muhtemelen 200 bin yıldan daha eski, insanlar tarafından yapılmış bilinen en eski kaya oymalarını ortaya çıkardı. Bu, Avrupa'daki insan varlığına ilişkin anlayışımızı değiştirebilecek bir bulgu.</p><p></p><p>Araştırmacılar, Güney İspanya'nın Marbella belediyesinin Las Chapas bölgesindeki Coto Correa alanında yapılan arkeolojik kazı sırasında taş blok üzerinde basit bir "X" şeklindeki görsel tasarımın keşfedildiğini bildirdi.</p><p></p><p>Alanda ve çevresinde daha önce yapılan kazılarda Avrupa'da bulunan ve erken Paleolitik döneme tarihlenen en eski taş aletlerden bazıları ortaya çıkarılmıştı.</p><p></p><p>Bölgede daha sonra yapılan kazılarda, alanın tarihlendirilmesini sağlayan daha fazla erken insan taş aleti ortaya çıkarılmıştı.</p><p></p><p>Bu keşiflerden biri de 2022'de bulunan ve basit çizgi gravürleriyle dikkat çeken dev bir taş bloktu.</p><p></p><p>Araştırmacılara göre bu çizgi oymalar, "İspanya'da çok az bilinen ve Malaga eyaletinde benzeri görülmemiş bir dönem" olan Erken Orta Paleolitik Çağ'da Güney İspanya'da yerleşimcilerin varlığını doğruluyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, taş üzerindeki oymaların aynı zamanda insanlar tarafından yapılmış bilinen en eski oymalar olabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Şimdiye kadar bilinen en eski taş aletler MÖ 1.500.000 ila 100.000 arasına tarihleniyor ve modern insanların Afrika'dan göç etmeye başladığı dönemde Marbella bölgesinde tarih öncesi insanların varlığını doğruluyor.</p><p></p><p>Bununla birlikte, dev taş blok üzerinde yapılan ilk analizler, oymaların yaklaşık 200 bin yıllık olabileceğini ve muhtemelen bilinen en eski mağara sanatından 100 bin yıl daha eski olduğunu gösteriyor.</p><p></p><p>Marbella Belediye Meclisi'nden yapılan açıklamada, "İnsan kökenine dair bir dizi görsel temsil içeren bu eşsiz taş, en eski mağara sanatı tasvirlerinden 100 bin yıl daha eski olabilir" dendi.</p><p></p><p>Bilim adamları taşın ve oymanın tarihlendirilmesini doğrulamak için daha ileri değerlendirmeler yürütüyor.</p><p></p><p>Belediye meclisi, "Kesin tarihlendirme için uygulanan teknikler, örneklerin kesin bir kronolojisine olanak tanıyacak farklı tortu örneklerinin kuvars analizinden oluşuyor" dedi.</p><p></p><p>Araştırmacılar ayrıca işaretler dizisinin sanal bir kompozitini elde etmek için kayanın yüksek çözünürlüklü 3D taramasını yapmayı umuyor.</p><p></p><p>Marbella Beleediye Meclisi, "Bu, tüm yüzeyin maksimum ayrıntıda incelenmesine ve çalışma işaretleriyle görsel öğelerin tanımlanmasına olanak tanıyacak" dedi.</p><p></p><p>Bilim insanları, bu işaretleri yapan Taş Devri insanlarının muhtemelen Afrika'dan Avrupa'ya doğru yola çıkan erken dönem insan göç dalgasının bir parçası olduğunu düşünüyor.</p><p></p><p>En eski insan yapımı kaya oymaları olduğu doğrulanırsa, Coto Correa alanının kıta boyunca insan göçü ve yerleşiminin anlaşılmasında kilit rol oynayabileceğini söylüyorlar.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Neden bebeklik anıları hatırlanmıyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/neden-bebeklik-anilari-hatirlanmiyor-9418/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/neden-bebeklik-anilari-hatirlanmiyor-9418/</id>
<published><![CDATA[2025-03-22T15:33:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-22T15:33:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6BE234-F539C0-CD6C7F-BAC951-AB7378-B5C0A2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları, yaşamın ilk yıllarında çok şey öğrenmemize rağmen neden bebekliğimizi hatırlamadığımızı keşfetti.</p><p></p><p>Araştırmacılar uzun zamandır, beynin anıları kaydetmekten sorumlu bölümü hipokampusun ergenlik dönemine kadar gelişmeyi sürdürdüğü ve ilk yıllarımızdaki anıları kodlayamadığı için bu deneyimleri saklayamadığımıza inanıyordu.</p><p></p><p>Ancak durumun böyle olmadığını bulan Yaleli araştırmacılar, sadece onlara erişemediğimizi öne sürüyor.</p><p></p><p>Hakemli dergi Science'ta yayımlanan çalışmada araştırmacılar, 4 aydan iki yaşa 26 bebeğe yeni bir yüz, nesne ya da sahne görüntüsü gösterdi ve daha sonra bunları hatırlayıp hatırlamadıklarını test etti.</p><p></p><p>Bebeklere daha sonra başka kareler verildi ve ardından yeni bir görselin yanında daha önce gördükleri resim gösterildi.</p><p></p><p>Araştırmanın kıdemli yazarı Profesör Nick Turk-Browne, "Bebekler bir şeyi daha önce bir kez gördüyse, tekrar görünce ona daha fazla bakmalarını bekleriz" diyor.</p><p></p><p>Eğer bir bebek daha önce gördüğü görüntüye yanındaki yeni görüntüden daha uzun bakıyorsa, bu durum bebeğin resme aşina olduğu şeklinde yorumlanabilir.</p><p></p><p>Araştırmacılar, resimlere baktıkları sırada bebeklerin hipokampusundaki aktiviteyi ölçmek için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanarak beyin taramaları yaptı.</p><p></p><p>Yeni bir görüntüye bakan bir bebeğin hipokampusundaki aktivitenin yoğunluğuyla, sonrasında aynı görselle karşılaşan aynı bebeğin bakış süresinin doğru orantılı olduğu bulundu.</p><p></p><p>Bu durum tüm bebekler için geçerli olsa da en güçlü beyin aktivitesi 12 aydan büyüklerde görüldü ve bu, hipokampusun gelişerek öğrenme ve hafızayı desteklediğine işaret ediyor.</p><p></p><p>Yale'deki ekibin daha önce yaptığı bir araştırmada, henüz üç aylık bebeklerin dahi "istatistiksel öğrenme" adlı bir hafıza türü sergilediği tespit edilmişti.</p><p></p><p>Epizodik bellek belirli olaylarla ilgilenirken, istatistiksel öğrenme bir yerin neye benzediği gibi, olaylar arasındaki örüntüleri çıkarmakla ilgili.</p><p></p><p>Profesör Turk-Browne, epizodik belleğin bebekliğin ilerleyen dönemlerinde, yaklaşık bir yaş ve üzerinde ortaya çıkabileceğinden şüphelendiğini söylüyor. Bebeklerin ihtiyaçları düşünüldüğünde bu gelişimsel ilerlemenin mantıklı olduğunu savunuyor.</p><p></p><p>"İstatistiksel öğrenme, etrafımızdaki dünyadaki yapıyı ortaya çıkarmakla ilgili" diyor.&nbsp;</p><p></p><p>Dil, bakış açısı, kavramlar ve daha fazlasının gelişiminde kritik önem taşıyor. Dolayısıyla istatistiksel öğrenmenin neden epizodik bellekten daha önce devreye girebileceği anlaşılabilir.</p><p></p><p>Öte yandan bu son çalışma, epizodik anıların hipokampus tarafından daha önce düşünülenden daha erken, yetişkinken aktarabileceğimiz en eski anılardan çok önce kodlanabileceğini gösteriyor. Bu da bu anılara ne olduğuna dair soru işaretlerine yol açıyor.</p><p></p><p>Profesör Turk-Browne'a göre bir ihtimal, anıların uzun süreli hafıza deposuna atılmamış olabileceği.</p><p></p><p>Ancak o, anıların kodlamadan uzun süre sonra da hâlâ orada olduğunu ancak onlara erişemediğimizi öne sürüyor.</p><p></p><p>Profesör Turk-Browne'un ekibi devam eden çalışmalarında bebeklerin, yeni emeklemeye başlayan bebeklerin ve çocukların, bebekken kendi bakış açılarından çekilen ev videolarını hatırlayıp hatırlayamadığını test ediyor ve geçici pilot sonuçlar, bu anıların kaybolmadan önce okul öncesi yaşa kadar varlığını koruyabildiğini gösteriyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya nüfusu sanılandan çok daha fazla mı?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-nufusu-sanilandan-cok-daha-fazla-mi-4396/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-nufusu-sanilandan-cok-daha-fazla-mi-4396/</id>
<published><![CDATA[2025-03-20T16:24:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-20T16:24:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A24D0C-E1AFEB-41BA5E-824787-C26740-860DBC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya genelindeki kırsal nüfus rakamlarının büyük ölçüde eksik tahmin edilmiş olabileceğini iddia eden yeni bir araştırmaya göre, yeryüzünde halihazırda düşünülenden milyarlarca daha fazla kişi yaşıyor olabilir.</p><p></p><p>Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun halihazırda yaklaşık 8,2 milyar olduğunu tahmin ederken, bu rakamın 2080'lerin ortalarında 10 milyarın üzerine çıkacağı öngörülüyor.</p><p></p><p>Ancak hakemli dergi Nature Communications'ta yayımlanan araştırma, bu tahminlerde kırsal nüfusun 1975'le 2010 arasındaki çalışma dönemi boyunca yüzde 53 ila yüzde 84 eksik sayılmış olabileceğini saptadı.</p><p></p><p>Bilim insanları, "Sayısız çalışma, kırsal bölgedeki doğruluklarını sorgulamadan bu veri setlerini kullandığı için dikkate değer bir şey sözkonusu" diye yazıyor.</p><p></p><p>Bilim insanları uygun bir referans verisinin eksikliğinin, küresel nüfus veri setlerinin doğruluğunu kapsamlı bir şekilde ölçme girişimlerini engellediğini söylüyor.</p><p></p><p>Ulusal nüfus sayımlarında, özellikle de kırsal nüfusu ölçerken "temel sınırlamalar" olduğu uyarısında bulunuyorlar.</p><p></p><p>Araştırmacılar, "Ücra yerlerde yer alan veya çatışma ve şiddetten etkilenen topluluklara erişmek zor ve sayım memurları genellikle dil engelleri ve katılıma dirençle karşılaşıyor" diye yazıyor.</p><p></p><p>Bir örnek vererek Paraguay'da 2012'de yapılan nüfus sayımının, "nüfusun 4'te birini gözden kaçırmış olabileceğini" söylüyorlar.</p><p></p><p>Aalto Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Josias Láng-Ritter, "Çalışmamız ilk kez kırsal nüfusun önemli bir kısmının küresel nüfus veri setlerinde eksik olabileceğine dair kanıt sunuyor" diyor.</p><p></p><p>Dr. Láng-Ritter şu ifadeleri kullanıyor:&nbsp;</p><p></p><p>Bu veri setleri binlerce çalışmada kullanıldığı ve karar alma süreçlerini kapsamlı bir şekilde desteklediği halde doğrulukları sistematik olarak değerlendirilmediği için sonuçlar dikkate değer.</p><p></p><p>Araştırmacılar gezegeni, sayım verilerine dayalı nüfus sayımlarıyla eşit aralıklı, yüksek çözünürlüklü ızgara hücrelerine ayıran, en yaygın kullanılan 5 küresel nüfus veri setini inceledi.</p><p></p><p>Daha sonra bu sayıları 35 ülkedeki 300'den fazla kırsal baraj projesinden elde edilen yeniden yerleştirme verileriyle karşılaştırdılar.</p><p></p><p>Bilim insanları bu tür yeniden yerleştirme verilerinin, toplulukların kırsal ve kentsel alanlar arasındaki hareketine ilişkin bağımsız bir şekilde toplanmış karşılaştırma noktaları sunabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Baraj şirketleri süreçten etkilenenlere tazminat ödediği için bu yer değiştirme verilerinin genellikle kesin olduğunu söylüyorlar.</p><p></p><p>Araştırmacılar, daha sonraki yıllara ait baraj verilerinin eksikliği nedeniyle özellikle 1975-2010 dönemindeki haritalara odaklandı.</p><p></p><p>Çalışmaya göre 2010'a ait veri setleri en az sapmaya sahipti ve kırsal nüfusun üçte biri ila 4'te üçü eksik kalmıştı.</p><p></p><p>Öte yandan araştırmacılar, en son verilerin bile küresel nüfusun bir kısmını kaçırdığına inanmak için "güçlü nedenler" olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Dr. Láng-Ritter şöyle diyor:</p><p></p><p>Çalışmamız doğruluğun onlarca yıl içinde bir miktar iyileştiğini gösterse de eğilim açık: Küresel nüfus veri setleri, kırsal nüfusun önemli bir bölümünü gözden kaçırıyor.</p><p></p><p>Çalışma yeni bir küresel nüfus tahmini sunmuyor ancak en doğru veri setinde bile kırsal nüfusun "bildirilen rakamlara kıyasla yarı yarıya az tahmin edildiğini" söylüyor.</p><p></p><p>En yeni nüfus haritaları gerçeğe daha yakın olsa bile araştırmacılar, daha önceki veri setlerinin onlarca yıldır karar alma süreçlerini etkilediği ve toplulukların kırsal kesimden şehirlere hareketine dair "çarpık bir resim" sunabileceğine karşı uyarıyor.</p><p></p><p>Eksik sayım tüm dünyada sistematik olarak görülse de araştırmacılar, tutarsızlıkların özellikle bilginin daha kolay elde edilebildiği Çin, Brezilya, Avustralya, Polonya ve Kolombiya'da daha belirgin olduğunu tespit etti.</p><p></p><p>Araştırmacılara göre mevcut tahminler dünyadaki 8,2 milyar kişinin yüzde 40'ından fazlasının kırsal bölgede yaşadığını gösterdiğinden, son bulguların "geniş kapsamlı sonuçları" var.</p><p></p><p>Kırsal kesimde yaşayanların ihtiyaçlarının küresel ölçekte karar alma süreçlerinde yeterince temsil edilmediği uyarısında bulunuyorlar.</p><p></p><p>Bilim insanları örneğin halihazırda kullanılan verilerin, politika yapıcılar tarafından kırsal bölgelere yeterince sağlık hizmeti ve ulaşım kaynaklarının tahsis edilmemesinde rol oynayabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Dr. Láng-Ritter, "Kırsal toplulukların hizmetlere ve diğer kaynaklara eşit erişimini sağlamak için bu nüfus haritalarının geçmiş ve gelecekteki uygulamaları hakkında eleştirel bir tartışma yürütmemiz gerekiyor" diyor.</p><p></p><p>Bilim insanları çalışmada tespit edilen yanlışlıkların düzeltilmesi için çok daha güçlendirilmiş nüfus sayımları, alternatif nüfus sayımları ve nüfus modellerinin daha dengeli bir şekilde ayarlanması çağrısı yapıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İguanalar okyanus ötesi yolculuk yapmış</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iguanalar-okyanus-otesi-yolculuk-yapmis-5730/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iguanalar-okyanus-otesi-yolculuk-yapmis-5730/</id>
<published><![CDATA[2025-03-19T13:58:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-19T13:58:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4076CE-91EA43-1D1593-9E3064-654F09-593C2E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Proceedings of the National Academy of Sciences adlı bilimsel dergide yayımlanan bir araştırma makalesi buna nihayet yanıt sundu.&nbsp;</p><p></p><p>ABD'deki San Francisco Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Simon G. Scarpetta, "Bu soru kesinlikle hem bilim insanlarının hem de toplumun aklını kurcalıyordu" diyor.&nbsp;</p><p></p><p>Evrimsel biyolog Scarpetta ve çalışma arkadaşları bu hayvanların, okyanusu aşan bitki örtülerinin üzerinde Fiji'ye gittiğini saptadı.&nbsp;</p><p></p><p>Bilim insanları aradaki 8 bin kilometreye dikkat çekerek bunun, insanlar haricindeki bir omurgalı kara canlısının okyanusta katettiği en uzun mesafe olduğunu düşünüyor.</p><p></p><p>Scarpetta ve ekibi Fiji tepeli iguanasını en yakın akrabalarıyla karşılaştırdı. Araştırmacılar, bu türün 30 ila 34 milyon yıl önce farklılaştığını öne sürüyor.</p><p></p><p>Fiji takımadalarındaki volkanların doğuşunun bu döneme denk geldiğini işaret ediyorlar.&nbsp;</p><p></p><p>Kutuplardaki sıcaklığın, sıcaklığa duyarlı herhangi bir iguana türünün Asya ya da Avustralya'ya gidip oradan Pasifik'teki adalara geçmesini imkansız kıldığını da sözlerine ekliyorlar.&nbsp;</p><p></p><p>Son araştırmada yer almayan bilim insanlarından Hamish G. Spencer, bitkilerin ve ağaç gövdelerinin birbirine karışıp yüzdüğü, "rafting" diye adlandırılan sürecin başka örneklerde de küçük canlıların uzaklardaki adalara gitmesini sağladığını hatırlattı.&nbsp;</p><p></p><p>Ancak bunların genelde omurgasızlarda, çok nadiren de uçamayan omurgalılarda görüldüğünü söyledi.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Yeni Zelanda'daki Otago Üniversitesi'nde çalışan evrimsel genetikçi, memelilere kıyasla kertenkele ve yılan gibi canlıların yavaş metabolizmalarıyla uzun mesafeler katetmeyi başarabildiğini belirtti.&nbsp;</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Devasa "kutsal" kapok ağacı asırlara meydan okuyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/devasa-kutsal-kapok-agaci-asirlara-meydan-okuyor-8003/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/devasa-kutsal-kapok-agaci-asirlara-meydan-okuyor-8003/</id>
<published><![CDATA[2025-03-14T15:56:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-14T15:56:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BA189E-18E5C4-923768-F92BBE-5347C4-525281.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ağacın gölgesinde kurulan küçük tezgahlar, Afrika güneşinin altında serinlemek isteyenlerin uğrak noktası olurken bölgenin gündelik yaşamının ayrılmaz parçası haline geldi.</p><p></p><p>Gambiya'nın en bilinen doğal anıtlarından olan bu ağaç, yerel halk tarafından "Büyük Ağaç" diye anılıyor.</p><p></p><p>Uzunluğu 30 metreyi bulan ve gövdesi geniş bir alanı kaplayan kapok ağacı, yıllara meydan okuyan heybetiyle bölgedeki en büyük doğal gölgeliklerden birini oluşturuyor.</p><p></p><p>- Şehirleşmeye karşı direniş</p><p></p><p>Uzmanlara göre, Batı Afrika'nın tropikal ormanlarında yaygın olsa da şehirleşmenin artmasıyla sayıları hızla azaldı ancak bu anıtsal ağaç, zamana direnerek bölgenin sembolü haline geldi.</p><p></p><p>Yerel tarihçiler, ağacın en az 200 ila 300 yıl öncesine dayandığını ve geçmişte Gambiya'nın yerel toplulukları için sosyal ve kültürel merkez işlevi gördüğünü belirtiyor.</p><p></p><p>- Önemli toplantı ve dinlenme merkezi</p><p></p><p>Söylentilere göre, eski zamanlarda seyyahlar ve tüccarlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, köyün yaşlıları burada toplanarak önemli kararlar alırdı.</p><p></p><p>Bugün Latrikunda German'daki Büyük Ağaç, bölge halkının bir araya geldiği canlı merkez olma özelliğini sürdürüyor.</p><p></p><p>Yol kenarında kurulan küçük pazar tezgahları, ağacın gölgesinden faydalanarak meyve ve sebze satışı yapan esnafa ev sahipliği yapıyor.</p><p></p><p>Yoldan geçen araçlar için durak noktası haline gelen bu alanda karpuz, muz, mango ve diğer tropikal meyveler de bulunuyor. Ayrıca seyyar satıcılar, yerel tatlar ve içecekler sunarak bölge halkının günlük ihtiyaçlarını karşılıyor.</p><p></p><p>- Kültürel simge</p><p></p><p>Büyük Ağaç, yalnızca ticari alan değil aynı zamanda bölge halkı için kültürel simge niteliğinde.</p><p></p><p>Yerel halk, ağacın bir tür kutsallık taşıdığına inanıyor ve bazı eski geleneklere göre, yanında dilek tutulduğu veya özel duaların edildiği söyleniyor.</p><p></p><p>Batı Afrika'da özellikle Manding, Wolof ve Fulani toplulukları arasında ipek pamuğu ağacının ataların ruhlarını barındırdığına inanılıyor.</p><p></p><p>- "Ataların ruhları için bir sığınak"</p><p></p><p>Bu inanca göre, ağacın devasa gövdesi ve köklerinin, "ataların ruhları için sığınak" oluşturduğu, onun için altına gelinip dua edildiği, dilek dilendiği ve bazen ufak adaklar bırakıldığı anlatılıyor.</p><p></p><p>Yerel efsanelere göre, bu ağacın ruhlarının köyü ve insanları doğal afetlerden koruduğuna inanılıyor. Halk arasında bu tür ağaçların olduğu yerlerde şimşek çakmayacağı, fırtınanın zarar vermeyeceği gibi yaygın bir inanış var.</p><p></p><p>Ağacın ihtişamı turistlerin de ilgisini çekerken özellikle doğa fotoğrafçıları ve gezginler, Latrikunda German'a gelerek altında fotoğraflar çekiyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya nüfusunun yarısının kökenleri ortaya çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-nufusunun-yarisinin-kokenleri-ortaya-cikti-6976/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-nufusunun-yarisinin-kokenleri-ortaya-cikti-6976/</id>
<published><![CDATA[2025-03-09T17:11:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-09T17:11:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BFF8B6-A092E2-1A1AA0-E23E34-C04371-5AB565.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Harvard Tıp Fakültesi’nde görev yapan genetikçi David Reich’ın yürüttüğü çalışmada, Avrupa ve Batı Asya halklarıyla onların soyundan gelenlerin kökenlerinin, 5 bin yıl önce bugünkü Ukrayna topraklarında yaşamış küçük bir çoban topluluğu olan Yamnaya'ya kadar sürülebileceği ortaya kondu.</p><p></p><p>Araştırmada, Avrupa’nın 100 farklı bölgesinden alınan tarihöncesi dönemde yaşamış yaklaşık 450 kişiye ait DNA örnekleri incelendi. Daha önceden elde edilen 1000 genetik örnek de çalışmaya dahil edildi.</p><p></p><p>Hakemli bilimsel dergi Nature’da geçen ay yayımlanan iki makalede, genetik verilerle arkeolojik ve dilbilimsel bulgular karşılaştırıldı. Araştırmacılar, daha önce bilinmeyen bir halkın MÖ 3000'den önce Volga Nehri'nden Karadeniz'in kuzeyindeki Ukrayna bozkırına göç ettiğini ve buradaki bir halkla karışarak Yamnaya'yı oluşturduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Yamnayaların ilk ortaya çıktığı Ukrayna’daki Mihaylivka mezrası, şu anda Rus işgali altında. Bilim insanları, Yamnayaların buradan Avrasya’ya yayıldığını, genlerini ve yaşam biçimlerini Portekiz’den Moğolistan’a kadar yaydığını söylüyor.</p><p></p><p>Arkeologlar ve genetikçiler, bu yayılmanın bugüne kadar dünyanın genetik ve kültürel mirasının çoğunu tanımladığını söylüyor. Reich, Yamnayaların göçleri için "Avrupa'nın ve nihayetinde dünyanın nüfusunu değiştirdiler" diyor. Dünyada hayatta olan yaklaşık 4 milyon kişinin bu soydan geldiğine dikkat çekiliyor.</p><p></p><p>İsveç’teki Göteborg Üniversitesi’nden araştırmaya katılmayan Yamnaya uzmanı Kristian Kristiansen, şu ifadeleri kullanıyor:</p><p></p><p>Bu inanılmaz yayılma, modern dönem öncesi küreselleşmenin temelini oluşturuyor.</p><p></p><p>Araştırmada, genellikle düşman olarak görülen Romalılar ve Keltlerle Persler ve Makedonlar gibi eski uygarlıkların bu genetik ve kültürel mirası paylaştığı belirtiliyor.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Ayrıca Yamnayaların dillerinin Latince, Yunanca, İngilizce, Rusça, Urduca ve Almanca dahil yaklaşık 400 dilin atası olduğuna dikkat çekiliyor. Diğer yandan Estonya’daki Tartu Üniversitesi’nden DNA araştırmacısı Lehti Saag, “Bir dilin kökeninin tespit edilmesinde genetik bulgular asla tek başına yeterli olmaz” diyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İnsan kaynaklı kirleticiler Antarktika'nın geleceğini etkiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/insan-kaynakli-kirleticiler-antarktikanin-gelecegini-etkiliyor-4376/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/insan-kaynakli-kirleticiler-antarktikanin-gelecegini-etkiliyor-4376/</id>
<published><![CDATA[2025-03-05T11:58:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-05T11:58:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8E17F5-067DB6-2EF143-0E0579-7362E3-6BAC9F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Antarktika, dünyanın en izole ve korunmuş bölgelerinden biri olarak bilinse de son yıllarda insan faaliyetlerinin etkisinin bu kıtada da hissedilmeye başlandığı gözleniyor. Özellikle denizcilik ve turizm faaliyetleri, bölgeye gelen plastik atıkların ve diğer kirleticilerin önemli bir kaynağını oluşturuyor.</p><p></p><p>Plastik parçacıklar deniz yaşamını tehdit ederken, bu kirlilik aynı zamanda bölgedeki ekosistemi bozan bir faktör haline gelebiliyor. İnsan kaynaklı kirleticiler, okyanus akıntılarıyla Antarktika'ya kadar ulaşarak bu bölgedeki besin zincirine sızarken, yerel türler üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.</p><p></p><p>- Araştırmacılar Antarktika'daki kuş gribi vakalarını yakından takip ediyor</p><p></p><p>Son yıllarda geniş coğrafyalara yayılmaya başlayan, Avrupa ve Kuzey Amerika'da birçok yeni vakanın görüldüğü kuş gribinin Antarktika'ya kadar ulaştığı görülüyor.</p><p></p><p>Önceki yıl yapılan araştırmalar, Antarktika'daki penguen kolonilerinin kuş gribi nedeniyle ciddi tehdit altına girdiğini ve bölgedeki biyolojik çeşitliliği etkileyebileceğini ortaya koymuştu.</p><p></p><p>Kuş gribinin Antarktika'ya ulaşması ve gezegenin en uzak köşelerinde bile baş göstermesi bölgede çalışma yapan bilim insanlarını da tedirgin ediyor. Birçok bilim insanı kuş gribi görülen bölgelerde çalışmalarını kısıtlandırmak zorunda kalırken, kıtanın geleceği hakkında da endişeler taşıyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, bölgedeki kuş gribi vakalarının insan sağlığına potansiyel etkilerini de göz önünde bulundurarak, uzmanları ve yerel araştırma merkezlerini tedbir almaya çağırıyor.</p><p></p><p>Antarktika'da bilimsel faaliyetler yürüten ülkeler, bölgedeki kuş gribi vakalarının artışını takip ediyor. 9. Ulusal Antarktika Bilim Seferi'ne katılan Türk bilim heyeti de özellikle canlılar ve canlı yaşamında yer alan insan kaynaklı kirleticilerin izini sürerek son yıllarda Beyaz Kıta'da sayısı artan kuş gribi vakalarını inceledi.</p><p></p><p>Kıtada önlemler alarak çalışmalarını yürüten ve canlılarla yakın temas içinde çalışan ekip, sahada maske, eldiven, gözlük ve koruyucu elbise kullandı.</p><p></p><p>- "Deniz çöpleri doğa için büyük tehdit"</p><p></p><p>Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan 9. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Lider Yardımcısı Dr. Atilla Yılmaz, Dismal Adası'nda yaklaşık 3 yıldır bölgedeki ada ve adacıkların etrafında deniz çöpü gözlemleri yaptıklarını belirterek, her yıl kayda değer miktarda çöp topladıklarını söyledi.</p><p></p><p>Yılmaz, "Dünyanın öbür ucunda ve 67. güney enleminde olmamıza rağmen kara üzerinde futbol topu bile bulduk. Ayrıca da büyük bir şamandıra bulduk. Topladığımız deniz çöplerinin büyük kısmını genellikle denizcilik ekipmanları oluşturuyor. Muhtemelen bunlar buraya gelen balıkçı ya da turist gemilerinden koparak uzaklaşıyor ve buralarda birikiyor." dedi.</p><p></p><p>Atilla Yılmaz, karadan oldukça uzak bir ada üzerinde ve "açık deniz" denilebilecek bir yerde bulunduklarını, buna rağmen bu atıkları görmenin şaşırtıcı olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Bu çöplerin dünyanın başka bölgelerinden deniz akıntıları yoluyla da taşınabildiğini dile getiren Yılmaz, "Ayrıca gözlem yaptığımız adalarda birçok kuş türü, penguen ve fok türünü de görüyoruz. Aynı yerde olduklarını düşündüğümüzde bu durumun zamanla olumsuz etkileri olacaktır. Doğa için de büyük tehdit." diye konuştu.  </p><p></p><p>  - "Hem kendimizi hem de doğal yaşamı korumak için önlemlerimizi alıyoruz"</p><p></p><p>Atilla Yılmaz, 2024'te de kuş gribi vakaları olduğunu ancak bu yıl vakaların güney bölgelere kadar yayıldığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p><p></p><p>"Bu yıl hem kendimizi hem de doğal yaşamı korumak için önlemlerimizi alıyoruz. Bu amaçla sağlık, emniyet ve eğitim çalışma grubumuzun faaliyetleri dahilinde bir protokol hazırladık. Bu protokolde sefer sırasında kuş gribi vakaları gözlendiğinde nasıl hareket edeceğimiz ve hangi yaptırımları yapacağımız ya da araştırmacıların sahada çalışırken hangi önlemleri alacağı gibi konularla ilgili bilgiler yer alıyor."</p><p></p><p>Yılmaz, yanlarında getirdikleri hızlı test kitleri sayesinde Türk Bilimsel Araştırma Kampı'nın bulunduğu Horseshoe Adası'nda kuş gribi vakalarını tespit ettiklerini kaydederek, bu nedenle bölgedeki çalışmaları kısıtladıklarını ancak diğer bölgelerde görülen kitlesel ölümlere burada rastlanılmadığını anlattı.</p><p></p><p>Antarktika'nın geleceğindeki en büyük problemlerden birinin "küresel iklim değişikliği" olduğunu vurgulayan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Her yıl buradan büyük buz kitleleri ayrılıyor ve yaşam koşulları değişiyor. Bu da canlıları zor durumda bırakıyor. Buraya gelen insan kaynaklı etkiler günden güne artıyor. Bilimsel faaliyetlerin payı çok düşük, zaten bilinçli bir kitle geliyor. Balıkçılık ve turizm faaliyetleri Antarktika'daki insan varlığında büyük paya sahip. Yıllık katıldığımız Antarktika Anlaşması danışma toplantılarında kıtaya dair kararlar alınıyor. Bu konular da masaya yatırılıyor.  Bütün bu saydığım faaliyetlerin ve risklerin daha sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi konusunda adımlar atılıyor. Eminim ki anlaşmaya taraf ülkeler, toplantılarda bu konuları da masaya yatırıp önemli kararlar alıp düzenlemeler oluşturacaktır."</p><p></p><p>- "Kıtanın tamamen ziyarete kapatılması şimdilik söz konusu değil"</p><p></p><p>Atilla Yılmaz, Antarktika'nın tamamıyla kapanmasının şu an için söz konusu olmadığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Gerçekten kıtanın genelini ilgilendiren bir risk söz konusu olursa kapanabilir.  Antarktika üzerinde kuş gribi vakası görülen noktalar zaten lokal olarak ziyarete kapatılıyor. Bundan bilimsel faaliyetler de etkileniyor.  Geçtiğimiz sene Arjantin'in Primavera Üssü'nün etrafında yoğun şekilde kuş gribi vakaları tespit edildiğinde bilimsel çalışmalar da sonlandırılmıştı. Dolayısıyla bölgesel olarak kapanmalar söz konusu olabilir ancak kıtanın genelini tamamen ziyarete kapatmak söz konusu değil."</p><p></p><p>- "Adadaki kuş gribi kuşların popülasyonlarını da etkileyebilir"</p><p></p><p>Sefere Avustralya'dan katılan kuş gözlemcisi Simon Gorta da kuş gözlemleri yapmak, olası kuş gribi vakalarını test etmek ve araştırmak için burada olduğunu belirterek, bu hastalığın sadece kuşları değil, fok gibi deniz memelilerini de etkilediğini söyledi.</p><p></p><p>Kuşların göç yollarındaki popülasyonlarının da bu vakalardan etkilenebileceğini dile getiren Gorta, şu anda bu konuda çok sayıda araştırma yapıldığını bildirdi.</p><p></p><p>Gorta, Türk bilim ekibiyle Dismal Adası'nda çöp gözlemi yaptıklarını vurgulayarak, "Adada çöpler, futbol topu, plastik parçalar gördük. Bunları dünyanın bu kadar izole ve temiz yerinde görmek üzücü. Bu çöplerin nereden geldiğini bulmak çok mümkün değil." şeklinde konuştu.</p><p></p><p>- "Kirlilik penguen ve fokların toplu ölümlerine yol açabilir"</p><p></p><p>Sefer katılımcısı Dr. Buse Tuğba Zaman da kirliliğin boyutuna dikkati çekerek, "Okyanus akıntılarıyla ortaya çıkan kirlilik buradaki canlıların hayatını ciddi anlamda etkiliyor. Bu kirlilik, gemi ya da sanayi atıklarıyla denizlere ve okyanuslara karışarak ve zamanla birikerek yüksek derişimlere ve konsantrasyonlara ulaşıyor. Bunlar da özellikle denizde bulunan mikroorganizmalar ve deniz canlıları için besin kaynakları yoluyla bunların alınması ve vücutlarında birikmesi anlamı taşıyor." ifadelerine yer verdi.</p><p></p><p>Buse Tuğba Zaman, adadaki penguen ve fokların denizdeki canlılardan beslendikleri için vücutlarında zararlı kirleticilerin bulunabildiğini kaydederek, "Bunların vücutta birikmesi nesilleri tehlikeye sokuyor ve toplu ölümlere varabilecek sorunların başlangıcı olabiliyor." açıklamasında bulundu.</p><p></p><p>Kirliliğin kaynağının tespitinin önemine işaret eden Zaman, önleyici ve koruyucu tedbirler alınması gerektiğini vurguladı.</p><p></p><p>Zaman, bölgedeki kuş gribi vakalarının tespiti amacıyla hayvan dışkılarını incelediklerini belirterek, çalışmalarını koruyucu kıyafetlerle tamamen izole olarak gerçekleştirdiğini, steril ve kapalı kaplarda numuneleri sakladıklarını söyledi.</p><p></p><p>- "Elbise, koruyucu ve gözlük gibi önlemler alıyoruz"</p><p></p><p>İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sualtı ve Hiperbarik Tıp Ana Bilim dalından Dr. Hazal Doğaner de katılımcıların sağlık muayenelerini yapmak ve sahada çalışmaları sırasında oluşabilecek acil durumlara karşı tıbbi müdahalede bulunmak amacıyla seferde bulunduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Doğaner, özellikle kuş gribi vakalarını incelerken katılımcılara N95 maske, eldiven, koruyucu elbise ve gözlük kullanımını zorunlu kıldıklarını ve bu süreçte bölgedeki canlıların da sağlığını gözetmek amacıyla sürekli bilgilendirme yaptıklarını anlattı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kıskançlıkla başa çıkmak için 5 öneri</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kiskanclikla-basa-cikmak-icin-5-oneri-5565/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kiskanclikla-basa-cikmak-icin-5-oneri-5565/</id>
<published><![CDATA[2025-02-28T11:47:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-28T11:47:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4CC3A6-560FD8-219593-264F05-925D82-DAF3E4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>CNN’in sağlık muhabiri Sanjay Gupta’nın podcast’ine katılan ilişki uzmanı, kıskançlığı anlamaya yönelik çabanın parnetimizle bağlarımızı güçlendirebileceğini belirtiyor.</p><p></p><p><b>Hemen sonuca varmayın, paniklemeyin</b></p><p></p><p>Hamilton, kişinin kıskançlık hissine kapıldığı anda fevri hareket etmek yerine olayı tüm boyutlarıyla düşünmesi gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p><p></p><p>“Hemen sonuca varmayın, önce hislerinizi fark edin” diyen psikolog, gerçekte neler olup bittiğini anlamanın önemini vurguluyor:</p><p></p><p>En ufak bir kıskançlıkta çıldırmayın. Sakin olun.</p><p></p><p><b>Zarar verme eğilimine girmeyin</b></p><p></p><p>Kıskançlığın öfke yaratabileceğini belirten Hamilton, bu durumlarda yakınlarımıza zarar vermekten kaçınmanın önemini hatırlatıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Psikolog, duygusal ve bedensel tepkileri düzenlemenin önemine dikkat çekerek, derin nefes almayı ve kontrolü kaybetmemeyi öneriyor:&nbsp;</p><p></p><p>Evet bunu söylemek basit ama yapmak zor. Bazı öz düzenleme becerilerini öğrenin, sinir sisteminizi nasıl düzenleyeceğinizi öğrenin.</p><p></p><p><b>Utanç hissetmeyin</b></p><p></p><p>Kıskançlığın ilişkilerde doğal bir duygu olduğunu anımsatan Hamilton, bunun için insanların kendilerini suçlamaması ve utanç hissetmemesi gerektiğini vurguluyor.</p><p></p><p>Bu duygunun normal olduğunu anlamanın önemine işaret ederek, “Kıskançlık bir duygudur, belirli bir amaca hizmet eder. Bu ortaya çıktığında ona kulak vermelisiniz” diyor.&nbsp;</p><p></p><p>İlişki uzmanı, kıskançlığı “şeytanlaştırmaktan kaçınmak gerektiğini” belirterek, “Bunun yerine kendinize ‘Kıskançlıkla mücadele ediyorsun’ deyin” ifadelerini kullanıyor.</p><p></p><p><b>Kıskançlığı romantikleştirmeyin</b></p><p></p><p>Hamilton, bazı film, şarkı ve edebiyat eserlerinde kıskançlığın romantikleştirildiğine işarete ediyor. Bunun kıskançlık duygusuna dair şöyle bir algı yarattığını söylüyor:</p><p></p><p>Partnerimizin biraz kıskanç olduğunu bilmek istiyoruz ve eğer kıskanmıyorsa, sanki bizi umursamıyormuş gibi ona karşı savunmaya bile geçiyoruz.</p><p></p><p>Kıskançlığı bu şekilde yüceltmenin sakıncalı olduğunu anlatan psikolog, şu tavsiyeyi paylaşıyor:&nbsp;</p><p></p><p>Bunun yerine beklentilerinizi açıkça paylaşmayı romantikleştirin. Kulağa seksi gelmiyor ama düzenli yaptığınızda gerçekten seksi olacağına söz veriyorum.</p><p></p><p><b>Partnerinizi kıskandırmaya çalışmayın</b></p><p></p><p>Psikolog, kıskançlığın “sevginin kanıtı olmadığını” belirtiyor ve bu bakış açısının takıntılara yol açabileceğine dikkat çekiyor.</p><p></p><p>“Bir şeyi kanıtlamak için partnerinizi kıskandırmaya çalışmak geri teper” diyen Hamilton, bunun bir oyuna ya da güç gösterisine dönüşmemesi gerektiğini söylüyor.</p><p></p><p>Amerikalı yazar Mel Robbin de 2021’de yayımlanan The High 5 Habit kitabında, başkalarının başarılarını kıskanmanın olumsuz etkilerine işaret ederek, “Onların yapabildiği, sizin de başarabileceğiniz anlamına gelir” demişti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bilim insanları köpeklerin en sevdiği rengi açıkladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bilim-insanlari-kopeklerin-en-sevdigi-rengi-acikladi-4782/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bilim-insanlari-kopeklerin-en-sevdigi-rengi-acikladi-4782/</id>
<published><![CDATA[2025-02-26T17:01:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-26T17:01:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B72DBE-B72415-98C4D2-E6D7CC-4B7012-1CF977.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hindistan sokaklarında serbestçe dolaşan köpeklerin sarı nesnelere karşı kuvvetli bir tercih gösterdiği yeni bir araştırmada belirtildi.</p><p></p><p>Köpekler, gözlerinde rengi algılayan daha az koni hücresi olduğu için renkleri insanlardan farklı görüyor. İnsanlarda, bir dizi rengi görmemizi sağlayan üç tip koni hücresi var. Köpeklerdeyse bu hücrelerin sadece iki türünün bulunması, renkleri ayırt etmelerini zorlaştırıyor.</p><p></p><p>Köpekler mavi ve sarı tonlarını belirgin bir şekilde görebilirken, kırmızı, yeşil ve turuncu tonları arasında ayrım yapamıyor ve bunların hepsi onlara sarı veya grinin tonları gibi görünüyor.</p><p></p><p>Kalküta'daki Hindistan Bilim Eğitimi ve Araştırma Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, köpeklerin sarı tonlarını tercih ettiğini söylüyor.</p><p></p><p>Bu durum, sarı tonlarının görüş alanlarında belirgin bir şekilde öne çıkmasından kaynaklanıyor olabilir.</p><p></p><p>Hakemli dergi Animal Cognition'da yakın zamanda yayımlanan araştırmada sarıya yönelik tercihin bu kadar güçlü olmasının, köpeklerin kurtlardan evrimleştiği dönemden kaynaklanabileceği öne sürülüyor.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202025/kopek-i.jpg" alt="kopek-i"></p><p><b><i>Deneydeki köpek renkli kaselere yaklaşıyor</i></b></p><p></p><p>Araştırmacılar, Hindistan'ın Kalküta kentinde 130'dan fazla sokak köpeğini, her birinin önüne sarı, mavi ve gri renkli mama kapları koyarak inceledi.</p><p></p><p>Köpeklerin çoğu, "gri kapta yiyecek varken sarıda olmasa bile" mavi ya da griye kıyasla çok daha yüksek oranda doğrudan sarı kaba yöneldi.</p><p></p><p>Çalışmada, "Bu tercih o kadar güçlü ki, ister bisküvi ister tavuk olsun, yiyeceklere duyulan çekimin önüne geçiyor" ifadeleri kullanılıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bu sonuçları birlikte değerlendirince, sarıya yönelik gözlemlenen tercihin sarıya yönelik çekimin bir sonucu olduğu sonucuna varıyoruz.</p><p></p><p>"Sarıya yönelik bu güçlü tercihe tam olarak neyin yol açtığını henüz bilmiyoruz" diye ekleyen araştırma, bu davranışın "diğer renklere yönelik bir tiksintiden" kaynaklandığı ihtimalini eliyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar bu tercihin bir nedeninin, çoğu sokak köpeğinin tüylerinin turuncu ya da kahverengi tonlarında olması ve diğer köpeklerin bunları sarımsı görmesinden kaynaklanabileceğini düşünüyor.</p><p></p><p>Renk tercihi genetik ya da öğrenilmiş olabileceğinden, araştırmacılar gelecekte deneyler yapılarak bu özelliğin doğuştan gelip gelmediğinin test edilmesi çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>Bilim insanları "Evcil köpekler ve kurtları karşılaştırarak yapılacak çalışmalar, sarıya yönelik bu tercihin evrimsel seyrini anlamaya katkı sağlayabilir" diyor.</p><p></p><p>Fas'ta yapılan önceki çalışmalar köpeklerde renk tercihine işaret etmediğinden, araştırmacılar bulguların Hindistan köpeklerine özgü olabileceğinden şüpheleniyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Namibya'nın Caprivi şeridi...</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/namibyanin-caprivi-seridi-370/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/namibyanin-caprivi-seridi-370/</id>
<published><![CDATA[2025-02-23T09:32:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-23T09:32:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_204F55-AD6A20-C6F5BB-6E9BA6-2DDDF5-7F6594.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Deniz DİKMEN</b></p><p></p><p>Çok etkileyici coğrafyası, enteresan insan toplulukları ve kültürleri ve rengarenk florası ve faunası ile muhteşem bir ülkedir Namibya.</p><p></p><p>Bu yazımda sizi Namibya'nın Caprivi Şeridi’ne götürmek istiyorum.</p><p></p><p>Burada Namibya'nın belki çok küçük bir kesitini göreceksiniz ama umarım biraz olsun ülke ile ilgili size yine de güzel bir bilgi olur.</p><p></p><p>Bir Afrika haritasına baktığınızda Caprivi Şeridi denilen mekanın, Namibya'nın kuzeydoğu bölgesinde uzun ve dar ve hatta cetvelle çizilmiş gibi bir uzantı olduğunu fark edeceksiniz. Bu kara parçası Afrika kıtasının doğusuna doğru uzanır. 450 kilometre uzunluğundadır ve Zambezi Nehiri ile buluşur. Caprivi Şeridin genişliği ise 30 ile 105 kilometre arasında değişiklik gösterir.</p><p></p><p>Caprivi Bölgesi Kalahari’nin kuzey kenarından başlar, kuzeydoğusunda Zambezi Nehiri ve Zambiya’ya ulaşır, güney ve güneybatıda ise Chobe Nehiri ve Botswana ile buluşur.</p><p></p><p>Şeridin kuzeyinde Angola, batısında ise Okavango Nehiri ve Deltası bulunur.</p><p></p><p>Biz de muhteşem bir kara yolculuğu yaparak Namibya'nın güneyinden kuzeyine doğru tırmanıp, Windhoek ve Okavango ’dan geçip Caprivi Şeridinin üzerinden doğuya yöneliyoruz ve böylece bütün Namibya'nın altını üstünü getirmiş oluyoruz.</p><p></p><p>Amacımız Caprivi Şeridi üzerinden Rundu ’dan Botsvana'ya, Chobe Nehir'ine ve oradan da Zimbabwe ve Zambiya’da bulunan Viktorya Şelaleleri ’ne ulaşmak.</p><p></p><p>Yolumuzun üstünde karşılaştığımız vahşi doğanın vahşi hayvanları, coğrafi farklılığı, kültürel gelenekleriyle doğal güzelliklerini anlatmak çok güç. “Görmek lazım” deriz ya gerçekten görmek lazım. Namibya başlı başına muhteşem ve çok büyük bir açık hava müzesi.</p><p></p><p>Caprivi Şeridin cetvel ile çizilmiş gibi olduğuna dikkatinizi çekmiştim. Muhtemelen sadece Caprivi’nin değil Afrika’daki birçok ülke sınırlarının da aynı şekilde tam bir cetvel ile dümdüz bir çizgi gibi çizildiğini fark etmişsinizdir.</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202025/namibia-3.jpg" alt="namibia-3"></p><p><b>Sınırları başkaları çizdi</b></p><p></p><p>Afrika’daki bütün bu düzgün çizilmiş ülke sınırlarının ne hazindir ki, gerçekten masa başında başkaları tarafından çizilmiştir. Zira 1880 ile 1914 yılı arasında Avrupa’da Afrika kıtasını paylaşmak konusunda inanılmaz bir yarış başlamıştı. Avrupa ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyordu ve kaynaklara ihtiyacı vardı. Dünyada ise tek paylaşılmamış yeraltı zenginlikleri olan bölge o dönemde Afrika kıtasıydı. Avrupa’ya yatırım yapmaktansa diğer kıtalarda yatırım yapmak Avrupalılara daha ucuza mal oluyordu.</p><p></p><p>İşgücü ucuz, maliyetler ucuz ve dolayısı ile ülkelerin rekabet şansı çok daha yüksek oluyordu. Kaynaklar açısından da Afrika’da zengin bakır yatakları, pamuk, kauçuk, çay ve çinkoya sahipti.&nbsp; Avrupa’daki iş insanları da tüketiciler de&nbsp; bu ürünleri çok beğeniyordu. Örneğin bakır 19'uncu yüzyılın sonunda elektrik alt yapısının kurulması için çok önemliydi. Bu vesile ile koloniyal döneminde başta İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda ve İtalya olmak üzere 13 Avrupalı ülke birleşip kıtayı paylaşmak için bir araya gelmişti.</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202025/namibia-2.jpg" alt="namibia-2"></p><p><b>Rastgele cetvel ile çiziliyordu</b></p><p></p><p>1884-1885 yılında Berlin’de yapılan Kongo Konferansı’nda Afrika ülkelerinin sınırları rastgele cetvel ile çiziliyordu ve bu sınırların çoğu günümüze kadar neredeyse hiç değişmedi. Güney Afrika 1899- 1902 yılları arasında İngilizler tarafından alınıyordu. 1911 yılında Afrika’nın kuzeyinde Fransa ve İspanya Fas’ı bölüşüyorlardı. 1912 yılında İtalya Libya’yı kendine bağlıyordu. 1914 de Mısır İngiltere’nin bir parçası haline gelmişti. Angola Portekiz’in, Cezayir Fransızların olmuştu.</p><p></p><p>Afrika kıtasında o dönemde en büyük güçler sırası ile İngiltere, Fransa ve Almanya'ydı. Almanya Doğu Afrika’da Tanzanya, Burundi, Ruanda, Batı Afrika’da ise Namibya ve Kamerun’a sahip olacaktı.</p><p></p><p>Günümüzde Namibya'ya gittiğinizde koloniyal dönemine ait Almanların izlerini hala görebiliyorsunuz. Mesela Namibya'da yaşayan birçok insanın soyu koloniyal döneminde buraya göç etmiş Alman çiftçilerin, işçilerin, sanatkarların ve askerlerin ailelerinden oluşuyor.</p><p></p><p>Yollarda görmüş olduğunuz uyarı levhalarında birçok Almanca kelimeye denk gelebilirsiniz. Caprivi Strip veya Caprivi Şeridin ismi bir dönem Almanca bir kelime olan Caprivi Zipfel ( Caprivi ucu) olarak geçiyordu.</p><p></p><p>1892 yılında Cecil Rhodes tarafından Afrika kıtasının en güneyinden en kuzeyine kadar uzanacak olan Kap – Kahire tren yolu projesi başlatıldı. Buradaki amaç tüm Afrika kıtasını İngiliz tren yolları sayesinde bir uçtan bir uca birbirine bağlamak ve kıtaya hâkim olmaktı. Aynı zamanda kıtaya ilk elmas şirketleri kurulmaya başlandı. 19'uncu yüzyılda birçok Avrupalı bilim adamı ve kâşif kıtayı karış karış gezmeye ve kıtanın iç kesimlerinin de doğal haritalarını çıkarmaya başlamıştı. Afrika’dan gelen madenler, fildişi, kauçuk, çay ve kahve gibi ürünler Avrupa’da çok popüler olmaya başlamıştı. Madencilikte özellikle Güney Afrika’daki altın madenler tesisler ön plandaydı.</p><p></p><p>1869 yılında ise Afrika kıtasının çevresindeki ticaret yollarını kısaltmak ve Çin, Hindistan gibi ülkelerden gelen ürünlerin su yolunu kolaylamak için Mısır’a Süveyş Kanalı inşa edildi.</p><p></p><p>Koloniyal dönemi olmasaydı herhalde her şey bu kıtada çok farklı olurdu. Günümüzde bile Afrika kıtası en zengin kıtalardan bir tanesi. Dünya yeryüzündeki platin rezervlerin yüzde 88, elmasların yüzde 73 ve kobalt ve mangan gibi madenlerin yüzde 60 bu kıtada bulunuyor. Bu kadar maden zenginliğine rağmen kıtada günümüzde bile halen yaşanan fakirlik büyük bir tezat oluşturuyor.</p><p></p><p>Aracımızda Caprivi Şeridi boyunca yol alırken gözümün önünden muhteşem doğal manzaralar geçiyor. Bir yandan kayalıklar, dağlar, nehirler, deltalar ve diğer yanından geçtiğimiz köyler. Yerel halk oldukça ilkel şartlarda hayat mücadelesi veriyor.</p><p></p><p>Yol boyunca yerli köylüleri, çocukları ve hayvanları görüyoruz. Köyden köye yürüyorlar, bazen eşek veya öküz arabaları ile yük taşıyorlar. Bizi meraklı ve biraz da ürkek gözleri ile süzüyorlar.</p><p></p><p>Rundu’ya yakın bir benzincide durduğumuzda, bizden başka beyaz insanların olmadığını fark ediyorum. Yerel insanların bakışları güleç olmaktan öte biraz gergin ve karanlık.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202025/namibia-4.jpg" alt="namibia-4"></p><p><b>Doğa çok güzel</b></p><p></p><p>Akıllarından bizimle ilgili neler geçiyor bilemiyorum. Yanlarındaki çok tatlı çocukları ile iletişim kurmaya, çocuklara şeker ve bisküviler ikram etmeye çalışıyoruz. Bazıları biraz yumuşamaya başlıyor. Ancak, o gergin bakışlar aklımdan hiç çıkmıyor. İnsan ilişkilerinde buralarda hassas ve dikkatli olmak lazım. Afrika’da ne kadar kıtanın iç kesimlerine doğru ilerlerseniz o kadar yabancılara karşı hassas olabiliyorlar. Diğer yandan doğa çok güzel. Nehirler, deltaları, faunaları ve floraları ile olağanüstü güzeller.</p><p></p><p>Afrika’nın nesli tükenmekte olan Afrika yaban köpeği bu kesimde yaşıyor. Ayrıca bu bölge Angola, Zambiya ve Zimbabwe'ye nehirler boyu göç eden fillerin yürüme koridoru.</p><p></p><p>Caprivi Şeridi kıyısında ayrıca çok önemli olan Bwabwata, Mudumu ve Nkasa Ulusal Parkları bulunuyor. Bu ulusal parklarda, bulunan su rezervlerinden dolayı, yoğun bir şekilde fil sürüleri, zürafalar, zebralar, bufalolar, su aygırları, timsahlar, yerel çok farklı kuş türleri görebilirsiniz. Bu bölgede ender de olsa aslan görme olasılığınız da var. Ancak leopar, çita, gergedan ve Afrika yerel köpeği görme olasılığınız çok zayıf. Biz rast geldik çok şanslıydık.&nbsp;</p><p></p><p>Bu ulusal parkları en iyi ziyaret etme zamanı yağışın olmadığı dönem sayılan Mayıs ile Eylül ayları arasında oluyor. Yağışlı olan dönemlerde hem yolların durumu sizin için zorlayıcı oluyor hem de bitki örtüsünün coşmasından dolayı hayvanları doğada görebilme olasılığınız daha zor.</p><p></p><p>Namibya'nın ülke olarak 1990 yılında bağımsızlığını kazanması ile birlikte Caprivi Bölgesi de kendi bağımsızlık talebinde bulunmuş. Bölge güçleri Namibya silahlı kuvvetleri ile mücadeleye girmiştir. 2002 yılından bu yana bölge hala zaman zaman bağımsızlığını talep etmektedir ve silahlı çatışmalara sahne olmaktadır.</p><p></p><p>Bu bölge adını 1890-1894 yılları arasında Namibya'da görev yapan ve bu toprakların Almanya’ya kazandırılmasını sağlayan Şansölye Graf von Caprivi’den alıyor.</p><p></p><p>Aracımızla Afrika’nın düzensiz toprak yollarında yol alırken aklımdan neler neler geçiyor. Camdan dışarıyı seyrediyorum. İnsanlar, hayvanlar, doğa ve ortam müthiş etkileyici. Yaşadığımız dünyanın her yeri birbirinden farklı hikayelerle dolu.&nbsp;</p><p></p><p>Afrika son yıllarda yavaş yavaş özgürleşmeye çalışıyor. Ama, diğer yandan birçok uluslararası güç aynı eski zamanlarda olduğu gibi buradaki zenginliklerden gene pay almaya çalışıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Tüm bunlara rağmen Afrika’nın artık çok değişmeye başladığını fark ediyorum. Afrika’yı çok merak edip görmek istiyorsanız bu topraklar değişmeden bütün bu güzellikleri kendi gözlerinizle görmeye gelmenizi tavsiye ederim.&nbsp;</p><p></p><p>Benim gibi müthiş hayran kalacağınızı biliyorum. Bizim ise, Afrika yollarında hedefimizde Botswana ve Chobe Ulusal Parkı olmak üzere bu muhteşem kıtadaki muazzam yolculuğumuza devam ediyoruz.</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202025/namibia-3.jpg" alt="namibia-3" style="font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif;"></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Aşırı hava olayları son 30 yılda 800 bin can aldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/asiri-hava-olaylari-son-30-yilda-800-bin-can-aldi-7385/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/asiri-hava-olaylari-son-30-yilda-800-bin-can-aldi-7385/</id>
<published><![CDATA[2025-02-13T15:54:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-13T15:54:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6DBBF9-B8E9E1-F87C31-286428-0A71B7-A1F116.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çevre örgütü Germanwatch, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının son 30 yılda yol açtığı karanlık tabloya ilişkin verileri ortaya koydu. Örgütün Çarşamba günü Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde açıkladığı "İklim Risk Endeksi 2025"e göre, 1993-2022 yılları arasında iklim krizinin şiddetlendirdiği fırtına, sel ve sıcak hava dalgası gibi aşırı hava olayları nedeniyle dünya genelinde yaklaşık 800 bin kişi hayatını kaybetti. Örgütün raporuna göre, bu zaman diliminde kaydedilen 9 bin 400'den fazla aşırı hava olayı, enflasyon etkisinden arındırılmış yaklaşık 4.2 trilyon dolar tutarında doğrudan ekonomik zarara da neden oldu.</p><p></p><p><b>Üç Avrupa ülkesi en çok etkilenen ülkeler arasında</b></p><p></p><p>Karayipler'deki Dominik Cumhuriyeti'nin yanı sıra Çin ve Honduras, söz konusu zaman diliminde aşırı hava olaylarından en fazla etkilenen ülkeler oldu. Bu hava olaylarından son 30 yılda en çok etkilenen 10 ülke arasında Avrupa ülkeleri İtalya, Yunanistan ve İspanya da yer aldı. 2022'de en çok etkilenen 10 ülkeden yedisinin yüksek gelirli ülke grubuna ait olduğuna dikkat çekilen çalışmada, uzun vadede ise iklim değişikliğinin bu sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerin yeni gelişmekte ve sanayileşmekte olan ülkeler olduğu kaydedildi.</p><p></p><p>Endeks'e göre, Almanya'da da çoğu sıcak hava dalgası kaynaklı olmak üzere 18 bin kişi hayatını kaybetti. Ülkede ekonomik zarar ise yaklaşık 125 milyar dolar olarak kaydedildi.</p><p></p><p>Uluslararası Afet Veritabanı ve Uluslararası Para Fonu verilerine dayanan endekste tüm verilerin mevcut olduğu en son yılın 2022 olduğu belirtildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Asil Nadir yaşamını yitirdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/asil-nadir-yasamini-yitirdi-7902/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/asil-nadir-yasamini-yitirdi-7902/</id>
<published><![CDATA[2025-02-10T16:18:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-10T16:18:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8146C4-DD7078-5EA9EA-7DA79D-1B735A-C27182.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Nadir bir süredir Lefkoşa'da hastanede tedavi görüyordu.</p><p></p><p>Nur Nadir, eşinin ölümü halinde yayımlanmak üzere hazırlandığı anlaşılan mesajını da sosyal medya hesabından paylaştı.</p><p></p><p>Asil Nadir imzalı mesajda, "Kıbrıslıların onurlu yaşam mücadelesi ve davası için ömrümü ve emeklerini feda ettim" ifadesi yer alıyor.</p><p></p><p>Mesajında Nadir, Kuzey Kıbrıs halkına da çağrı yaptı:</p><p></p><p>"Bu topraklarda doğmuş ve ölmüş bir Kıbrıslı olarak size vasiyetim her seye rağmen bu topraklara sahip çıkmanızdır. Hayatım boyunca etrafımda olan fakat benim onurlu yaşama mücadelemde destek olmayan ve ekmeğimizi yiyip insanlık sınavından geçemeyenler son yolculuğumda bulunmasınlar. Ölüm bir hak'tır. En azından bu tiyatroya ara versinler."</p><p></p><p>Nadir'in bir kız bir erkek iki çocuğu vardı.</p><p></p><p><b>Asil Nadir kimdir?</b></p><p></p><p>1980'da İngiltere'deki iş hayatına bez ticaretiyle başlayan Nadir, Polly Peck adlı küçük bir tekstil şirketine yaptığı yatırımla yolculuğuna başladı.</p><p></p><p>On yıl sonra şirketin değeri 2 milyar sterline çıktı.</p><p></p><p>Asil Nadir iş insanı olarak İngiltere'de güçlü olduğu dönemde önemli isimlerle beraber görülüyor ve Muhafazakâr Parti'ye para yardımı yapıyordu.</p><p></p><p>Nadir, elektronik şirketi Sansui'yi alarak, bir Japon şirketini satın alan ilk yabancı iş insanı oldu.</p><p></p><p>İngiltere'nin ünlü ev aletleri şirketi Russell Hobbs'u da o dönem bünyesine kattı.</p><p></p><p>Nadir, ofisinin de bulunduğu Londra'nın merkezindeki semte gönderme yapan "Berkeley Meydanı'nın Sultanı" lakabıyla anılır olmuştu.</p><p></p><p>Nadir zirvede olduğu dönemde Türkiye'de medya sektörüne de girmişti. Günaydın Gazetesi'ni satın aldı, bugün Türkiye'nin en büyük şirketlerinden biri olan Vestel'i kurdu.</p><p></p><p>1990 Ağustos ayında bir anda her şey değişti.</p><p></p><p>İngiltere'de borsa dolandırıcılığı suçlamasıyla karşı karşıya kalan Nadir'in bürosu polis tarafından basıldı.</p><p></p><p>Zimmete para geçirme suçlamasını da içeren soruşturma sürecinde Polly Peck'in hisse senetleri dibe vurdu. Şirket kayyuma devredildi ve Aralık 1990'da Asil Nadir gözaltına alındı.</p><p></p><p>17 binden fazla kişinin işsiz kaldığı bu süreç ülkenin o tarihe kadarki en büyük şirket çöküşü olarak tarihe geçti.</p><p></p><p>1993'te duruşma günü yaklaşırken Nadir, özel uçakla Kuzey Kıbrıs'a kaçtı. İngiltere ile Kuzey Kıbrıs arasında suçlu iadesi anlaşması bulunmuyordu</p><p></p><p><b>'1990'da masumdum, bugün de masumum'</b></p><p></p><p>2010 yılına gelindiğindeyse 71 yaşındaki Asil Nadir, "adını temize çıkarmak istediğini" söyleyerek İngiltere'ye geri döndü.</p><p></p><p>Asil Nadir, İngiltere'ye geri dönüşü sırasında BBC'ye yaptığı açıklamada "1990'da masumdum, bugün de masumum" dedi.</p><p></p><p>30 yılı aşkın süredir İngiltere vatandaşı olduğunu, adil bir yargılanmayı hakettiğini, ve masumiyetinin kendisine güç sağladığını söylüyordu.</p><p></p><p>Savunmasında Londra'dan İsviçre ve Kuzey Kıbrıs'a nakit transferlerini kabul eden Nadir, bu paranın Polly Peck'in Unipac koluna yapılan ödemelerle dengelendiğini iddia ediyordu.</p><p></p><p>Bugün Kuzey Kıbrıs kesimi cumhurbaşkanı olan Ersin Tatar da, Nadir ile birlikte Poly Peck şirketinde çalıştı.</p><p></p><p>Tatar'ın ismi de İngiltere'deki davada, para transferlerinde Nadir'e yardımcı kişi olarak geçti. BBC'ye o dönemde konuşan Tatar bu iddiaları reddediyordu.</p><p></p><p>2010'da başlayan dava süreci sonunda Nadir Polly Peck'i 45 milyon dolar dolandırmak suçundan 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.</p><p></p><p>Nadir'in cezasının geri kalanını Türkiye'de çekme talebi İngiltere Adalet Bakanlığı'nca kabul edildi. 2016 yılında Silivri Ceza İnfaz Kurumu'ndan tahliye edildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Transseksüel fareler için 10 milyon dolar harcanmış</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/transseksuel-fareler-icin-10-milyon-dolar-harcanmis-7696/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/transseksuel-fareler-icin-10-milyon-dolar-harcanmis-7696/</id>
<published><![CDATA[2025-02-08T09:25:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-08T09:25:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_CF913B-F72703-200606-D239EF-EFF1E4-50E3E4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi'nin Cumhuriyetçi üyesi Nancy Mace, Amerikan vergi mükelleflerinin fonlarından geçen yıl 'transseksüel laboratuar fareleri' kullanılarak yapılan deneyler için yaklaşık 10 milyon dolar harcandığını söyledi. Mace, bu meblağın eski Başkan Joe Biden'ın yönetimi tarafından vergi mükelleflerinin parasının büyük ölçüde kötüye kullanılmasının bir örneği olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi'nin 'Transseksüel Laboratuar Fareleri ve Zehirlenmiş Yavru Köpekler' başlıklı oturumunda konuşan Mace, vergi mükelleflerinin fonlarının hayvan araştırmalarında 'cinsiyeti onaylayan bakım' için tahsis edilmesini eleştirdi.</p><p></p><p>Mace konuşmasında, “Federal hükümet neden vergi mükelleflerinin parasını transseksüel hayvanlar yaratmak için harcıyor?” sorusunu sordu.</p><p></p><p>Mace konuşmasında şu cümleleri kaydetti:</p><p></p><p>Geçtiğimiz yıl White Coat Waste Project, transseksüel fareler, sıçanlar ve maymunlar yaratmak için harcanan 10 milyon dolardan fazla vergi mükellefi fonunu ifşa etti. Bu DEI hibeleri, ülke çapındaki üniversitelerde laboratuvar hayvanlarını invaziv ameliyatlara ve hormon tedavilerine zorlayan acı verici ve ölümcül transseksüel deneylerini finanse etti.</p><p></p><p>Mace, Biden yönetiminin politikalarını eleştirerek, "Beyaz Saray radikal cinsiyet ideolojilerini Amerikan toplumunun her kesimine yaymaya o kadar hevesliydi ki, hayvanların cinsel organlarını cerrahi olarak mutasyona uğratıyorlardı. Vergi mükelleflerinin parası buna gitti" cümlesinin altını çizdi.</p><p></p><p>White Coat Waste Project hesaplamalarına göre, Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin 'transseksüel hayvan deneyleri' için 26 milyon doları şu anda aktif olan projeler olmak üzere en az 240 milyon dolar harcadığı öne sürülmüştü.</p><p></p><p>"ABD hükümeti hayvanlar üzerinde deneyler yapmak için yılda 20 milyar dolardan fazla para harcıyor” diyen Mace, “Testosteron tedavisi gören dişi farelerin bir tecavüz ilacını aşırı dozda alma ihtimalinin daha yüksek olup olmadığını öğrenmek için 1 milyon doların üzerinde para harcadık" dedi.</p><p></p><p>Beyaz Saray, Donald Trump'ın 20 Ocak'ta göreve başlamasından bu yana federal hükümet bünyesindeki DEI programlarına karşı politikalar yürütüyor. Trump, Oval Ofis'teki ilk gününde trans bireylere yönelik korumaları geri alan ve DEI girişimlerini sonlandıran emirler imzalamış ve bu çabalarını 'ırk ve cinsiyeti kamusal ve özel yaşamın her alanına sosyal olarak yerleştirme' girişimlerini sona erdirme hamlesi olarak tanımlamıştı.</p><p></p><p>Tüm bunlara ek olarak Trump, ABD ordusunda 'radikal cinsiyet ideolojisini' yasaklayan bir kararname imzalamış ve hizmet üyelerinin görev için fiziksel ve zihinsel uygunluk standartlarına uymaları gerektiğini vurgulamıştı.</p><p></p><p>Trump bu hafta başında da trans kadınların kadın sporlarında yarışmasını yasaklayan bir kararname imzalamıştı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Vaka sayısı artan difteri nasıl bir hastalık?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/vaka-sayisi-artan-difteri-nasil-bir-hastalik-5278/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/vaka-sayisi-artan-difteri-nasil-bir-hastalik-5278/</id>
<published><![CDATA[2025-02-03T13:49:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-03T13:49:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A93F08-140EAE-464BAE-D18222-CF339C-ED7123.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye'de "kuşpalazı" olarak da bilinen difteri, halkın büyük çoğunluğu, çocukluğunda bu bulaşıcı hastalığa karşı aşılandığı için günümüzde Almanya'da oldukça nadir görülüyor. Ancak kısa bir süre önce Berlin'de, aşısız bir çocuk difteriden hayatını kaybetti. 10 yaşındaki çocuk, solunum cihazına bağlı bir şekilde aylarca yaşam mücadelesi vermişti. Öğrencisi olduğu okuldan çocuğun ailesine yazılan mektupta şu ifadeler kullanıldı: "O izlediği yola son dönemde kuvvet ve cesaret ile damga vurdu. Bize de, hepimizi derinden etkileyen bir boşluk bırakıyor".</p><p></p><p>Yaşamını yitiren çocuğun devlet destekli, alternatif bir eğitim modelinin uygulandığı Waldorf Okulu öğrencisi olması tartışmalara neden oldu. Bu okullar çocuk hastalıklarını, "ilk etapta engellenmesi için her türlü yola başvurulması gereken birer rahatsızlık olarak değil", bir "doktor kontrolünde, belli bir çerçeve içinde çocuğun direnme ve gelişme gücünü kuvvetlendirmek için atlatılması ve aşılması gereken süreç" olarak değerlendiriyor. Hür Waldorf Okulları Birliği'nin kurumsal tavrı bu.</p><p></p><p>Çocukların aşı olup olmayacağı ile ilgili kararın ailelerin sorumluluğunda olduğunu savunan Waldorf Okulları, ebeveynlerin alacağı her türlü karara da toplumun baskı kurmadan ve ayrımcılık yapmadan saygı duyması gerektiğini dile getiriyor.&nbsp;</p><p></p><p><b>Difteri nedir?</b></p><p></p><p>Bakterilerin neden olduğu difteri, üst solunum yollarında ve nâdir de olsa ciltte görülen bir hastalık. Söz konusu bakterinin salgıladığı, solunum yollarına zarar veren zehir, tüm vücuda yayılıp kalp ve böbreklere zarar verebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) uyarısına göre herkese bulaşabilecek olan difteri en çok bu hastalığa karşı aşılanmamış çocuklarda görülüyor.</p><p></p><p>Difteri aşısının icadından ve bu aşının kitlesel uygulamasından önce, 1930'lu yıllara kadar hastalık tüm dünyada yaygın bir biçimde görülüyordu. 1980'lerden itibaren ise küresel çapta sağlık örgütlerinin sistematik aşılamaları ile difterinin çocuklarda görülmesi neredeyse tamamen tarihe karıştı.</p><p></p><p>Son dönemde ise DSÖ'nün aktardığına göre, yeterince aşı bulunmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı aşı yaptırılmaması nedeniyle difteri vakalarında artış kaydediliyor. 2023 yılında, tüm dünyada görülen yaklaşık 25 bin vakanın 18 bin 684'ü Afrika, 4 bin 934'ü ise Asya'nın güneydoğusundaki ülkelerde kayıtlara geçti. Örgüt'ün açıkladığı veriler, aynı yıl dünya genelindeki çocukların yüzde 84'üne gerekli olan üç aşının bebeklik döneminde yapıldığını, yüzde 16'lık bir kesime ise yetersiz aşı yapıldığını ya da hiç yapılmadığını ortaya koyuyor.</p><p></p><p>Difteri aşısı olmayan insanlarda, gerekli tedavinin de yapılmaması durumunda, difteri hastalığı her 100 kişiden yaklaşık 30'unun ölümüne neden oluyor. Özellikle küçük çocuklarda ölüm oranı daha da artıyor.</p><p></p><p><b>Nasıl bulaşır?</b></p><p></p><p>Bulaşıcı difteri hastalığına sebep olan Corynebacterium diphtheriae isimli virüs 1884 yılında keşfedildi. İnsandan insana, hapşırma, öksürme, öpüşme, konuşma gibi sebepler yoluyla saçılan damlacıklar aracılığıyla bulaşan virüs, bazı kişilerde hastalığa sebep olmasa da, o kişi üzerinden de başkalarına bulaşabiliyor. Hastalığın seyri de kişiden kişiye değişiyor. Bazı insanların hafif bazılarının ağır bir şekilde geçirdiği hastalık, kimileri için ölümcül olabiliyor.</p><p></p><p>Bakterinin salgıladığı zehirin ölümcül olmasının nedeni, vücudun kendi proteinini üretmesini sağlayan ve bu açıdan hayati bir öneme sahip olan hücrelerdeki protein biyosentezinin işlevini engellemesinden kaynaklanıyor.</p><p></p><p><b>Semptomları nelerdir?</b></p><p></p><p>Hastalığın en yaygın semptomları boğaz ağrısı, ateş, boğazdaki lenf bezlerinin şişmesi ve hâlsizliktir. Enfeksiyonun bulaşmasından 2 ila 3 gün sonra solunum yollarında, boğazda ve burunda, kalın ve gri bir katman oluşur. Hasta nefes almada zorluk çekmeye başlar. Bebeklerde ise cerahatli, kanlı bir nezle görülür. Sonraki evrede gırtlak ve akciğer bölgesine yayılan difteri öksürüğe neden olur. Ayrıca vücuttaki lenf bezleri şişmeye başlar.</p><p></p><p>Görülmesi muhtemel diğer semptomlar ise, ciltte oluşan yaralar ve gözde iltihaplanmadır. Son aşamada ise salgılanan zehir kan yoluyla, karaciğer, böbrek ya da kalp gibi hayati organlara sıçrayıp, buralarda ölümle sonuçlanabilecek organ yetmezliğine sebep olabilir.</p><p></p><p><b>Nasıl tedavi edilir?</b></p><p></p><p>Difteri tespit edildiği anda doktorlar hastalarında, bir antibiyotik ilacı olan ve bakterileri öldürüp, bu bakterilerin salgıladığı zehire panzehir olan penisilin tedavisine başlar. Ancak burada başarılı olabilmek için tedaviye olabildiğince erken başlamak gerekir. Bakterinin salgıladığı zehir vücut içinde kan yoluyla dolaşıma başladığı andan itibaren, haftalar sonra bile organlara zarar verebilir.</p><p></p><p>Hastalığa karşı en etkili koruma ise, Alman Robert Koch Enstitüsü'nün de vurguladığı gibi, aşı. Normal şartlar altında bebeklere, dünyaya geldiklerinden iki, dört ve 11 ay sonra, temel bağışıklık için birer doz aşı yapılıyor. Bu karma aşı sayesinde difteri dışında tetanoz ve çocuk felcine karşı da korunma sağlanıyor.</p><p></p><p>Almanya'daki Daimi Aşı Komisyonu (Stiko), ilki 5-6 yaşlarında, ikincisi ise 9-17 yaş arasında olmak üzere iki kez tazeleyici aşı yapılmasını ve yetişkinlerin de her on yılda bir, daha iyi bir korunma için difteriye karşı tazeleyici aşı yaptırmalarını tavsiye ediyor. </p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel ısınma, şehirlerdeki fare sayısını artırıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-isinma-sehirlerdeki-fare-sayisini-artiriyor-8407/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-isinma-sehirlerdeki-fare-sayisini-artiriyor-8407/</id>
<published><![CDATA[2025-02-02T09:07:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-02-02T09:07:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F29442-8C03E0-A96846-8551A1-EBCE79-F0C201.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Richmond Üniversitesi'nden bilim insanları, küresel ısınmanın şehirlerdeki fare nüfusunu önemli ölçüde artırdığını ortaya koydu. Yapılan yeni bir araştırmaya göre, artan sıcaklıklar ve genişleyen kentsel alanlar, farelerin üremesi ve hayatta kalması için daha elverişli bir ortam sağlıyor.</p><p></p><p><b>Fareler, küresel ısınmanın 'kusursuz fırtınası'nı yaşıyor</b></p><p></p><p>Richmond Üniversitesi'nden araştırmacılar, küresel ısınmanın özellikle şehir ortamlarındaki fareler için bir "kusursuz fırtına" yarattığını belirtti. Artan sıcaklıklar, farelerin yiyecek bulma ve yaşam koşullarını iyileştirirken, kentsel alanların genişlemesi, onlara daha fazla barınma ve üreme alanı sunmakta. Araştırmalar, farelerin bu koşullarda daha hızlı ürediğini ve daha büyük popülasyonlar oluşturduğunu göstermekte.</p><p></p><p><b>Fare sayılarındaki artış, şehirlerdeki sağlık ve altyapı sorunlarını tetikliyor</b></p><p></p><p>Bu artış, şehirlerdeki sağlık ve altyapı sorunlarının da önünü açıyor. Fareler, taşıdıkları hastalıklar, yiyeceklerdeki kirlilik ve zararlarıyla büyük bir tehdit oluşturabiliyor. Uzmanlar, bu durumu küresel ısınmanın çevresel etkilerinin doğrudan şehir hayatına yansıması olarak değerlendirdi.</p><p></p><p>Bilim insanları, farelerin yaşam alanlarının genişlemesinin, şehirlerin ısınan iklimiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Küresel ısınmanın ilerleyen yıllarda bu etkileri daha da artırması bekleniyor. Fare nüfusundaki artış, bu hayvanların taşıdığı hastalıklar ve alt yapıya verdikleri zararların daha da yaygınlaşacağı anlamına gelebilir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bilim insanları deve sütünün faydalarını açıkladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bilim-insanlari-deve-sutunun-faydalarini-acikladi-2029/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bilim-insanlari-deve-sutunun-faydalarini-acikladi-2029/</id>
<published><![CDATA[2025-01-28T10:28:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-28T10:28:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7F53CA-E51087-771314-A75812-6693E2-C4D2CE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yeni bir araştırmaya göre, deve sütü antimikrobiyal ve antialerjenik özellikleri nedeniyle geleneksel inek sütüne daha iyi bir alternatif olabilir.</p><p></p><p>Avustralya'daki Edith Cowan Üniversitesi'nden araştırmacılar, deve sütünün inek sütüne kıyasla doğal oluşan aktif kısa protein moleküllerini daha fazla barındırdığını söylüyor.</p><p></p><p>Bilim insanları deve sütünün büyükbaş sütüne kıyasla daha az alerjik olabileceğini bilmesine rağmen, Food Chemistry'de yayımlanan yeni çalışma, antimikrobiyal ve anti-hipertansif özelliklere sahip moleküller üretme potansiyelinin de daha yüksek olduğunu doğruluyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, bu aktif bileşiklerin belirli patojenleri seçici olarak engelleyebileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Sonuç olarak, deve sütü sağlıklı bir bağırsak ortamı yaratıyor ve gelecekte kalp hastalığı riskini azaltma potansiyeline sahip.</p><p>&nbsp;</p><p>Bununla birlikte, deve sütündeki bu aktif moleküllerin etkilerinin daha ayrıntılı bir şekilde test edilmesi gerekiyor.</p><p></p><p>Çalışma ayrıca deve sütünde başlıca inek sütü alerjeni olan β-laktoglobulinin bulunmadığına ve dolayısıyla β-Lg alerjisi olan süt ürünleri kullanıcılarına inek sütüne uygun bir alternatif sunduğuna dair önceki bulguları da doğruluyor. Çalışmada, "Deve ve inek sütünde alerjenik protein karakterizasyonu üzerine yapılan benzersiz çalışma, deve sütünün β-Lg içermemesi nedeniyle daha az alerjenik olma potansiyeli taşıdığını gösterdi" deniyor.</p><p></p><p>Deve sütündeki laktoz seviyesi de inek sütündekinden daha düşük.</p><p></p><p>İnek sütü genellikle yaklaşık yüzde 85-87 su, yüzde 3,8-5,5 yağ, yüzde 2,9-3,5 protein ve yüzde 4,6 laktoz içeriyor.</p><p></p><p>Deve sütüyse yüzde 87-90 oranında biraz daha fazla su, yüzde 2,15 ila 4,90 protein, yüzde 1,2 ila 4,5 yağ ve yüzde 3,5-4,5 laktoz içeriyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, son bulguların "besin açısından zenginleştirilmiş" süt ürünlerinin geliştirilmesine önayak olabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Dünya genelinde tüketilen sütün yüzde 81'i ineklerden elde ediliyor. Develerse manda, keçi ve koyunların ardından 5. en büyük kaynak.</p><p></p><p>Çoğunlukla Ortadoğu gibi dünyanın kurak bölgelerinde yaşayan develer, küresel süt üretiminin sadece yüzde 0,4'ünü oluşturuyor.</p><p></p><p>Ancak Avustralya gibi deve nüfusuna sahip bazı yarı kurak bölgeler, tüketimin yanı sıra üretimi de artırabilir.</p><p></p><p>Araştırmacılar, geleneksel sığır yetiştiriciliği için zorlu koşullar sunan bu bölgeleri "develer için ideal" diye tanımlıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Slovakya'da köpekli kızak yarışı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/slovakyada-kopekli-kizak-yarisi-3886/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/slovakyada-kopekli-kizak-yarisi-3886/</id>
<published><![CDATA[2025-01-25T10:11:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-25T10:11:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1963D3-F82981-1B41C7-011F70-5986D1-5D4797.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çekya'nın Orlické Dağları'nda düzenlenen geleneksel Sedivacek köpekli kızak yarışı, bu yıl 27. kez, Destne v Orlickych Horach köyü yakınlarında gerçekleştirildi.&nbsp;</p><p></p><p>Katılımcılar, 200 ila 300 kilometre uzunluğundaki parkurlarda kızaklı köpek takımlarıyla beş etap halinde mücadele etti.&nbsp;</p><p></p><p>Orlické Dağları’nın zirvelerinde düzenlenen yarışta 100’ü aşkın sporcu yer aldı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Meksika'da Mariachi Günü</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksikada-mariachi-gunu-4139/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/meksikada-mariachi-gunu-4139/</id>
<published><![CDATA[2025-01-22T09:47:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-22T09:47:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_956E24-277DDD-46865C-68FBF9-C85FB7-491352.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Meksika’nın başkenti Meksiko’da, her yıl 21 Ocak'ta kutlanan Mariachi Günü kapsamında şehrin çeşitli noktalarında müzisyenler, geçmişi 19. yüzyıla kadar uzanan ve bölgesel bir halk müziği türü olan Mariachi müziğini dinleyiciler ile buluşturuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Müzik türü 2011 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miraslar listesine dahil edildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">MaNu'nun efsanesi Denis Law hayatını kaybetti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/manunun-efsanesi-denis-law-hayatini-kaybetti-6458/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/manunun-efsanesi-denis-law-hayatini-kaybetti-6458/</id>
<published><![CDATA[2025-01-18T10:18:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-18T10:18:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F41F96-D6DE9B-9F17DC-C1DAC3-023309-1226B8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Manchester United ve İskoç futbolunun efsane ismi Denis Law, 84 yaşında vefat etti.</p><p></p><p>Ağustos 2021’de Alzheimer ve vasküler demans teşhisi konan Law, Manchester United formasıyla 404 maçta 237 gol atmıştı.</p><p></p><p>İskoçya milli takımıyla 55 maça çıkan Law, ilk kez Ekim 1958’de Galler’e karşı milli formayı giymişti. Law, ülkesi tarihinin en çok gol atan 30 golcüsünden biri olarak kayıtlara geçmişti.</p><p></p><p>2005’te George Best, 2023’te ise Sir Bobby Charlton’ın vefatının ardından kulübün 'Kutsal Üçlüsü'nün hayatta kalan son üyesi olmuştu.</p><p></p><p>Ailesi, Law’ın vefatını şu şekilde duyudu:</p><p></p><p>"Babamız Denis Law’ın kaybını üzülerek duyuruyoruz. Zorlu bir mücadele verdi ama artık huzura kavuştu. Ona katkıda bulunan herkese teşekkür ediyor, gösterilen sevgi ve desteğin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz."</p><p></p><p>Manchester United kulübü de sosyal medyadan taziyede bulundu:</p><p></p><p>"Manchester United’daki herkes, 84 yaşında hayatını kaybeden Stretford End Kralı Denis Law’ın kaybı nedeniyle derin bir üzüntü içinde. En içten taziyelerimiz ailesine ve yakınlarına. Anısı sonsuza dek yaşayacak."</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Müzelerde köpek bakıcılığı hizmeti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/muzelerde-kopek-bakiciligi-hizmeti-9928/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/muzelerde-kopek-bakiciligi-hizmeti-9928/</id>
<published><![CDATA[2025-01-14T11:08:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-14T11:08:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1F86DC-983A46-A37BF2-ACFF69-B67A10-AA648F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İtalya'da müzeler, gelecek yıl daha fazla İtalyan'ın kapılarından içeri girmesini sağlamak için bir gün ücretsiz köpek bakıcılığı hizmeti sunuyor.</p><p></p><p>Bauadvisor köpek hizmetleri şirketinin organize ettiği ücretsiz tanıtım hizmeti, bugünden Nisan 2026'ya kadar ayda bir gün her şehir veya kasabayı gezecek.</p><p></p><p>Köpek sahipleri, 15 turistik merkezdeki seçilmiş müzelerin girişlerinde evcil hayvanlarını eğitimli bakıcılara bırakabilecek.</p><p></p><p>Daha sonra köpekler, şirketin internet sitesi veya uygulaması üzerinden yapılan rezervasyonun ardından sahiplerinin ziyaretleri süresince gezdirilecek, beslenecek ve susuzlukları giderilecek.</p><p></p><p>Bauadvisor Direktörü Dino Gasperini, The Times'a yaptığı açıklamada, "Bu proje, sahiplerinin evcil hayvanlarından ayrı kalmadan kültürün tadını çıkarabileceği ve köpeklerin evde bırakıldığında yaşayacaklarından daha az stres yaşayacağı anlamına geliyor" dedi.</p><p></p><p>Program pazar günü Roma'da Ara Pacis Müzesi, MAXXI çağdaş sanat müzesi ve Castel Sant'Angelo da dahil 4 büyük kültürel mekanda hayata geçirildi.</p><p></p><p>Gelecek dönemde Floransa'daki Uffizi Galerileri, Venedik'teki Peggy Guggenheim Koleksiyonu ve Napoli'deki Ulusal Arkeoloji Müzesi de dahil diğer önemli mekanları da kapsayacak.</p><p></p><p>Eurispes araştırma şirketi tarafından geçen yıl yayımlanan bir rapora göre, İtalyan ailelerin üçte birinden fazlasının evcil hayvanı var ve her 10 evcil hayvandan 4'ü köpek.</p><p></p><p>Avrupa Evcil Hayvan Gıda Endüstrisi Federasyonu'na göre, 2022'de İtalya'daki köpek nüfusu yaklaşık 8,8 milyondu (sokak köpekleri hariç) ve bu da İtalya'yı Avrupa Birliği'nin en büyük nüfuslarından biri haline getiriyordu. Almanya yaklaşık 10,6 milyonluk köpek nüfusuyla ilk sırada yer alırken, onu İspanya takip ediyor.</p><p></p><p>Gasperini, köpek sahiplerinin yarısının evcil hayvanlarını evde bırakmak istemediği için kültürel faaliyetlerden vazgeçtiğini tahmin ediyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İki kez Oscar'a aday gösterildi ama zor geçiniyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iki-kez-oscara-aday-gosterildi-ama-zor-geciniyor-2155/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iki-kez-oscara-aday-gosterildi-ama-zor-geciniyor-2155/</id>
<published><![CDATA[2025-01-13T09:41:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-13T09:41:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E4EB4B-F2C506-4453BF-D54ABB-840CF8-9C35D2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hounsou, ilki 2002 yapımı göçmen draması Yeni Bir Ülkede (In America), ikincisiyse Sierra Leone'de geçen gerilim filmi Kanlı Elmas'ta Leonardo DiCaprio'nun karşısındaki rolüyle olmak üzere iki kez Akademi Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aday gösterilmişti.</p><p></p><p>CNN'in African Voices Changemakers programına konuşan Hounsou şunları söyledi:</p><p></p><p>Hâlâ zor geçiniyorum.</p><p></p><p>Bu sektörde 20 yılı aşkın süredir film yapıyorum, iki Oscar adaylığım var, pek çok gişe canavarı filmde oynadım ama yine de maddi açıdan zorlanıyorum. Kesinlikle düşük ücret alıyorum.</p><p></p><p>Hounsou, Spielberg'ün Oscar adayı draması Amistad'da bir köle isyanının lideri olan Cinqué'yi canlandırmıştı. Yeni röportajında Hounsou, o dönemde yabancı düşmanlığı ve ırkçılık nedeniyle Oscar tarafından görmezden gelindiğini iddia etti.</p><p></p><p>"Altın Küre'ye aday gösterildim ama Oscarlar'da beni görmezden geldiler ve gemiden ve sokaklardan yeni indiğimi düşündüklerinden bahsettiler" dedi.</p><p></p><p>O [filmi] başarıyla yapmış olmama rağmen, saygı göstermeleri gereken bir aktör olduğumu düşünmediler. Bu çeşitliliğin kavramsal fikrinin hâlâ kat etmesi gereken uzun bir yol var. Sistemik ırkçılık yakın zamanda böyle değişmez.</p><p></p><p>Yakın zamanın gişe canavarları Sessiz Bir Yer: Birinci Gün (A Quiet Place: Day One), Gran Turismo ve Shazam! Tanrıların Öfkesi (Shazam! Fury of the Gods) gibi filmlerde de rol alan Hounsou, daha önce The Guardian'a mali durumunun istikrarsızlığı hakkında konuşmuştu.</p><p></p><p>2023'te gazeteye, "Bana adil ödeme yapan bir filmle henüz karşılaşmadım" demişti.</p><p></p><p>Hâlâ bir dolar kazanmaya çalışmak için mücadele ediyorum! Bu sektörde kesinlikle iyi durumda olan ve benim övgülerimin çok azına sahip bazılarıyla birlikte yükseldim. Bu yüzden hem mali açıdan hem de iş yükü açısından kendimi kandırılmış, hem de korkunç derecede kandırılmış hissediyorum.</p><p></p><p>Toplantılar için stüdyolara gittiğimde şöyle diyorlar: 'Vay canına, sanki gemiden yeni inmişsiniz de [Amistad'dan sonra] geri dönmüşsün gibi hissettik. Gerçek bir aktör olarak burada olduğunu bilmiyorduk' dediler. Böyle şeyler duyduğunuzda, bazılarının sizinle ilgili vizyonunun ya da temsil ettiğiniz şeyin çok sınırlayıcı olduğunu görebiliyorsunuz. Ama neyse o. Bunu telafi etmek bana bağlı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kafkas Dağları'ndaki 3 bin yıllık "mega kalenin" sırları</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kafkas-daglarindaki-3-bin-yillik-mega-kalenin-sirlari-570/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kafkas-daglarindaki-3-bin-yillik-mega-kalenin-sirlari-570/</id>
<published><![CDATA[2025-01-10T10:18:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-10T10:18:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_501B1F-CDA6DC-2ACA00-463D40-4DEF17-13BE88.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dmanisis Gora adı verilen "mega kale", Avrupa, Avrasya Bozkırı ve Ortadoğu arasındaki sınırda yer alan Kafkasya bölgesinde MÖ 1500'le MÖ 500 arasında bir dönemde inşa edilmişti.</p><p></p><p>Özgün toplulukların kültürel kesişme noktası olan bölgenin uzun bir geçmişi var.</p><p></p><p>Cranfield Üniversitesi'nden Nathaniel Erb-Satullo, yer aldığı araştırma hakkında "Dmanisis Gora sadece Kafkasya'nın güney bölgesi için önemli bir bulgu değil, büyük ölçekli yerleşimlerin yapısındaki çeşitlilik açısından daha geniş bir öneme sahip" diyor.</p><p></p><p>Kazılar ilk kez 2023'te bölgedeki iki derin vadi arasındaki müstahkem bir bölümde başladı ancak yaz otlarının öldüğü sonbaharda yapılan bir sonraki ziyaret, yapının ilk başta düşünülenden çok daha büyük olabileceğini ortaya koydu.</p><p></p><p>Araştırmacılar daha sonra iç kale alanının dışında başka tahkimat ve diğer yapıların kalıntılarını buldu.</p><p></p><p>Alanın büyüklüğünü yerden anlamanın imkansız olduğunu fark ettiklerinde, bölgenin insan yapımı özelliklerini inceleyip haritalamak için drone kullandılar.</p><p></p><p>Dr. Erb-Satullo, "Drone yaklaşık 11 bin fotoğraf çekti ve bunlar gelişmiş yazılımlarla bir araya getirilerek yüksek çözünürlüklü dijital yükseklik modelleri ve ortofotolar (her noktayı dümdüz aşağıya bakıyormuşsunuz gibi gösteren birleştirilmiş resimler) üretildi" diyor.</p><p></p><p>Bu veri setleri, dikkat çekmeyen topografik özellikleri belirlememizi ve dış yerleşimdeki tüm sur duvarları, mezarlar, tarla sistemleri ve diğer taş yapıların doğru haritalarını çıkarmamızı sağladı.</p><p></p><p>&nbsp;<img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202025/kale-1.jpg" alt="kale-1" style="font-family: &quot;Open Sans&quot;, sans-serif;"></p><p><b><i>Ölçek olarak yakınında elektrik hattı direkleri bulunan 1 km uzunluğundaki dış sur duvarının fotoğrafı</i></b></p><p></p><p>Hakemli dergi Antiquity'de çarşamba günü detaylandırılan araştırma, kazı alanının daha önce düşünülenden 40 kat daha büyük olduğunu ve bir kilometre uzunluğunda bir sur duvarıyla korunan büyük bir dış yerleşime sahip olduğunu ortaya koydu.</p><p></p><p>Araştırmacılar, hangi özelliklerin yeni olduğunu anlamak için fotoğrafları Soğuk Savaş dönemi casus uydu görüntüleriyle karşılaştırdı.</p><p></p><p>Bu da eski yerleşimin bazı bölümlerinin modern tarım nedeniyle zarar gördüğünü ortaya çıkardı.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202025/kale-2.jpg" alt="kale-2"></p><p><b><i>Dış yerleşimdeki yapılar ve sol üstte görünen 1 km uzunluğundaki sur duvarı</i></b></p><p></p><p>Araştırmacılar, kalenin bölgedeki gezgin pastoral gruplarla etkileşimin ardından genişlediğinden ve dış kısımdaki büyük yerleşimin muhtemelen mevsime göre genişleyip daraldığından şüpheleniyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, Asya, Avrupa ve Ortadoğu'nun kesişim noktasındaki kritik öneme sahip bu bölgenin nüfus yoğunluğu, hayvan hareketleri ve tarımsal uygulamalarına ışık tutacak daha fazla çalışma yapılmasını umuyor.</p><p></p><p>Bölgedeki yerleşimler üzerine gelecekte yapılacak araştırmalar, Geç Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı toplumlarına ve bu toplulukların nasıl işlediğine dair yeni bilgiler de sağlayabilir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Londra, İngiltere'nin en hızlı yaşlanan şehri</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/londra-ingilterenin-en-hizli-yaslanan-sehri-8591/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/londra-ingilterenin-en-hizli-yaslanan-sehri-8591/</id>
<published><![CDATA[2025-01-09T09:18:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-09T09:18:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_282E99-DD896C-A99C52-6B3E3E-38ED2D-4F1760.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>"Resolution Foundation" adlı düşünce kuruluşunun araştırmasına göre, başkentte ortanca yaş 2011'de 33,8 iken son 10 yılda 2 yıl artarak 35,8'e yükseldi. Aynı dönemde, diğer büyük şehirlerde ortanca yaş yarım yıl azalarak 34,5'e düştü.</p><p></p><p>Ülke genelindeki en yaşlı bölge North Norfolk'ta ortanca yaş 55,3'e çıkarken, en genç bölge Tower Hamlets'te bu oran 30,6 olarak kaydedildi.</p><p></p><p>Düşüşe rağmen kıyı bölgeleri ve kırsal alanlar, genel yaşlanma trendini en hızlı yaşayan bölgeler olmaya devam ediyor. Kırsal köylerde ve kıyı şeridindeki yaşlanma daha belirgin şekilde hissediliyor. Kırsal alanlarda ortanca yaş 2001'de 41,6 iken, bu rakam 2023 itibarıyla 47,4'e yükseldi.</p><p></p><p>- Doğum oranları ve göç etkisi</p><p></p><p>Araştırmaya göre, başkent Londra'nın yaşlanma hızının diğer büyük şehirlerden farklı olmasının iki temel nedeni bulunuyor. İlk olarak, Londra'da doğum oranı 2000'lerde her 1000 kişide 16 iken, 2010'larda 14'e düştü. Bu düşüş, İngiltere ve Galler genelinde daha sınırlı oranda gerçekleşti. İkinci neden ise Brexit sonrası genç uluslararası göçmenlerin Londra'da daha az yoğunlaşması olarak gösteriliyor.</p><p></p><p>- Kamu hizmetlerinde baskı artıyor</p><p></p><p>Resolution Foundation, büyük yaş farklarının özellikle kırsal ve kıyı bölgelerindeki kamu hizmetlerine ciddi baskılar oluşturacağına dikkati çekti. Düşük doğum oranları ve artan yaşlı nüfus nedeniyle sağlık ve sosyal altyapı hizmetlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğine işaret edildi.</p><p></p><p>Kuruluş, demografik değişimlerin bölgesel ekonomiler ve kamu hizmetleri üzerinde uzun vadeli etkilere yol açabileceği konusunda uyarıda bulunarak, bu sorunlara yönelik hedef odaklı politikalar geliştirilmesi çağrısı yaptı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nicole Kidman yeniden oynamak istediği rolü açıkladı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/nicole-kidman-yeniden-oynamak-istedigi-rolu-acikladi-4531/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/nicole-kidman-yeniden-oynamak-istedigi-rolu-acikladi-4531/</id>
<published><![CDATA[2025-01-07T10:54:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-07T10:54:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BBEAD9-3E1121-F28672-7E498F-DDA2FC-1928AA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ancak yıldız ismin yeniden canlandırmayı düşünebileceğini açıkladığı tek bir rol var. Deadline, "bu rolün Kidman'ın gözden kaçan performanslarından biri" olduğunu yazdı.</p><p></p><p><b>210 milyon dolar kazanmıştı</b></p><p></p><p>Kidman, Birleşik Krallık merkezli gazete Guardian'a şunları söyledi:</p><p></p><p>Aslında geri dönmeyi çok istediğim karakter Diğerleri'ndeki (The Others) Grace karakteri.</p><p></p><p>Alejandro Amenábar'ın yönettiği 2001 yapımı gotik korku filmi, 1945'te Jersey adasında geçiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Diğerleri'nde Kidman'ın canlandırdığı karakter, ışığa aşırı duyarlı iki küçük çocuğunu aydıklıktan korumak için çaresizce perdeleri sürekli kapalı tutmaya çalışıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Eve yeni görevliler sızdıkça Grace, kendi aklından giderek daha fazla şüphe duymaya başlıyor, ta ki filmin finaline kadar.&nbsp;</p><p></p><p>17 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen film o yıl gişede 210 milyon dolar hasılat yapmıştı.</p><p></p><p>Kidman bu karakteri seçme nedenini şöyle açıkladı:&nbsp;</p><p></p><p>Çünkü Diğerleri'nin göz ardı edildiğini düşünüyorum ve o karakteri çok sevmiştim.</p><p></p><p><b>"Bir erkek yönetseydi aynı olmazdı"</b></p><p></p><p>Kidman, Halina Reijn'ın yönettiği Babygirl'de genç bir meslektaşıyla ilişkiye başlayan CEO rolünde izleyicilerin karşısına çıkıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Venedik Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olan Kidman, Altın Küre adaylığı de elde etmişti.&nbsp;</p><p></p><p>Kidman, Guardian'a yaptığı açıklamada, bir kadın yönetmenle çalışmasaydı aynı performansı gösteremeyeceğini söyledi:</p><p></p><p>Bu performansı bir erkek yönetmenle sergileyebileceğimi sanmıyorum. Yazan oydu. Bunu anlayan oydu. Bunu bir erkek yönetseydi aynı olmazdı çünkü o benim bedenimde olamazdı ama o olabilirdi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ferdi Tayfur hayatını kaybetti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ferdi-tayfur-hayatini-kaybetti-5748/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ferdi-tayfur-hayatini-kaybetti-5748/</id>
<published><![CDATA[2025-01-02T20:10:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-01-02T20:10:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C08E0D-60F8C6-BA81F7-4DDB9C-044042-E5884C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Son dakika bilgisine göre; Ferdi Tayfur hayatını kaybetti.&nbsp;</p><p></p><p>İKİ HAFTA ÖNCE HASTANEDEN SON DAKİKA AÇIKLAMASI YAPILMIŞTI</p><p></p><p>Muğla'daki evinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan, daha sonra Antalya'ya sevk edilen Ferdi Tayfur sevenlerini korkutmuştu. Antalya'daki hastanede tedavisi süren sanatçı Ferdi Tayfur'un sağlık durumu hakkında son dakika açıklaması gelmişti.</p><p></p><p>Kulak burun boğaz doktorları tarafından sinüs ameliyatı yapılan sanatçının tedavisi sürüyordu.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;Tayfur'un aynı zamanda yeğeni olan basın danışmanı Şirin Gözalıcı, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, "Ferdi Tayfur'un sağlık durumu iyi olup, tüm sevenlerine sevgi ve selamlarını gönderiyor." ifadelerini kullanmıştı.&nbsp;</p><p></p><p>Ferdi Tayfur, yaşamını sürdürdüğü Muğla'nın Marmaris ilçesindeki evinde 15 Aralık'ta rahatsızlanınca önce ambulansla ilçedeki özel bir hastaneye, daha sonra Muğla'daki başka bir özel sağlık kuruluşuna götürülmüştü.Sanatçının, daha önce Antalya'da bir hastanede yapılan ameliyatla beyin damarına stent takıldığı belirtilmişti.</p><p>&nbsp;</p><p>Bir süre diyaliz tedavisi gören Ferdi Tayfur'a, Antalya'da 2020'de oğlunun böbreği nakledilmişti.</p><p>&nbsp;&nbsp;</p><p>16 Aralık akşamı Muğla'dan Antalya'ya sevk edilen Tayfur, tedaviye alınmış, burada ameliyat edilmişti.</p><p></p><p><b>FERDİ TAYFUR KİMDİR?</b></p><p></p><p>Ferdi Tayfur, Türk şarkıcı, söz yazarı ve besteci olarak tanınan bir sanatçıdır. 1945 yılında Adana'nın Yüreğir ilçesinde doğmuştur. 1970'li yıllardan itibaren Türk müziğinin önemli isimlerinden biri haline gelmiştir ve özellikle arabesk müziğin önde gelen isimlerinden biridir.</p><p></p><p>Ferdi Tayfur, kendine özgü yorumu ve duygusal şarkı sözleri ile tanınır. Kendisi, "Huzurum Kalmadı", "Bana Ellerini Ver", "Gecenin Sonuna Yolculuk" gibi hit şarkılarıyla geniş bir dinleyici kitlesi edinmiştir. Müzik kariyerine 1970'lerin başında başlamış ve bugüne kadar sayısız albüm çıkarmıştır. Ferdi Tayfur'un müziği, genellikle aşk, özlem, ayrılık ve yaşamın zorlukları gibi temaları işler.</p><p></p><p>Ayrıca Tayfur, müzik dışında oyunculuk da yapmış, birkaç sinema filminde rol almıştır. Hem Türkiye'de hem de yurtdışında büyük bir hayran kitlesine sahiptir. 80'li ve 90'lı yıllarda, Türk müziğinin en popüler isimlerinden biri olarak adından söz ettirmiştir. Tayfur'un müziği, özellikle 1980'lerden sonra, Türkiye'de arabesk müziğin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilmiştir.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ohnson & Johnson'a bir dava daha</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ohnson-johnsona-bir-dava-daha-6720/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ohnson-johnsona-bir-dava-daha-6720/</id>
<published><![CDATA[2024-12-28T17:06:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-28T17:06:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A334D6-25E45C-01093C-30E24B-1F27C6-406CDC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD'nin Maine eyaletinde bir kişi, eşinin "tehlikeli ve kusurlu" talk pudrası kullanımı nedeniyle hayatını kaybettiğini öne sürerek ilaç devi Johnson &amp; Johnson'a (J&amp;J) 25 milyon dolarlık bir dava açtı.</p><p></p><p>Eylülde Portland'daki Cumberland County Yüksek Mahkemesi'nde açılan davada, Cynthia Cartwright'ın Johnson &amp; Johnson'ın bir yan kuruluşunun Pecos River Talc adlı ürününü kullanırken asbest yuttuğu iddia ediliyor.</p><p></p><p>Davada, bunun sonucunda Cartwright'ın nadir görülen ve saldırgan bir kanser türüne yakalandığı ileri sürülüyor.</p><p></p><p>Portland Press Herald'ın eriştiği dosyaya göre Cartwright, 2017'de kendisine mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) teşhisi konulduktan 4 gün sonra hayatını kaybetmişti. Dava, Cartwright'ın dul eşi Andrew Curtin tarafından açıldı.</p><p></p><p>Press Herald, davada Cartwright'ın "J&amp;J ürünlerini ayaklarını ve vücudunun diğer bölgelerini pudralamak için kullandığının" belirtildiğini aktardı.</p><p></p><p>Davada "Cartwright'ın, sanık J&amp;J'in makul olmayan derecede tehlikeli ve kusurlu talk pudrası ve derz dolgu ürünlerini satın alması, kullanması ve uygulaması sonucunda doğrudan ve dolaylı olarak" asbest yuttuğu ve bunun da mezotelyomaya yol açtığı belirtiliyor.</p><p></p><p>Amerikan Akciğer Derneği (ALA), mezotelyomayı "genellikle akciğerleri (plevra) veya karnı (periton) kaplayan ince zar tabakasında ortaya çıkan saldırgan ve nadir bir kanser türü" diye tanımlıyor.</p><p></p><p>Davada, Johnson &amp; Johnson'ın "J&amp;J ürünlerinin zararlı, toksik, kanserojen ve doğası gereği tehlikeli asbest tozu ve lifleri içerdiğini bilmesi gerektiği" ve ürünlerin herhangi bir uyarı etiketi içermediği bildirildi.</p><p></p><p>Johnson &amp; Johnson, Curtin'in ileri sürdüğü iddiaları reddederek davanın eyalet mahkemesinden federal mahkemeye taşınmasını talep eden bir dilekçe sundu.</p><p></p><p>Johnson &amp; Johnson 19 Aralık'ta sunduğu yanıtta, Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) "kozmetik talk içeren ürünlerin güvenliğinde birincil ve münhasır yargı yetkisinin ve kozmetik talk içeren ürünlerde herhangi bir uyarının bulunması gerekip gerekmediğini belirlemekte birincil ve münhasır yargı yetkisinin" olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Şirket, kuruluşun "birçok kez kozmetik talkın amaçlandığı şekilde kullanıldığında güvenli bir madde olduğuna ve üreticilerin kozmetik talk içeren ürünlerin üzerinde ya da satışıyla bağlantılı herhangi bir uyarıda bulunmasına gerek olmadığına karar verdiğini" de ekledi.</p><p></p><p>Maine'deki dava, Johnson &amp; Johnson'ın ürünleri, özellikle de talk pudrası nedeniyle mahkemeye taşındığı ilk olay değil.</p><p></p><p>Reuters, Connecticutlı bir kişinin onlarca yıl boyunca kullandığı ürünlerin mezotelyomaya yol açtığını öne sürerek açtığı davada ekimde Johnson &amp; Johnson'dan 15 milyon dolar tazminat kazandığını bildirmişti.</p><p></p><p>Şirket, bebek pudrasının yumurtalıklar kanseri ve diğer jinekolojik kanserlere yol açtığını söyleyen 60 binin üzerinde kişinin şikayetlerinden vazgeçmesi için onlara eylülde 8,2 milyar dolarlık bir uzlaşma teklifi sunmuştu.</p><p></p><p>Talk bazlı pudra ürünlerini 2020'de ABD pazarından çeken ve 2023'de dünya çapında satışlarını durduran şirket, talk bazlı bebek pudrasının güvenli olduğu ve kansere yol açmadığı konusunda ısrarcı.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hawaii'deki Kilauea Yanardağı faaliyete geçti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hawaiideki-kilauea-yanardagi-faaliyete-gecti-7886/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hawaiideki-kilauea-yanardagi-faaliyete-gecti-7886/</id>
<published><![CDATA[2024-12-24T08:50:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-24T08:50:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_458F62-F2992C-DC36AB-31EB8A-5E7884-454007.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Kilauea'nun yerel saatle 02.00 civarında faaliyete geçtiğini açıkladı.</p><p></p><p>Açıklamada, yanardağdaki faaliyetin gün boyunca devam ettiği ancak patlamanın bölge sakinleri için tehdit oluşturmadığı belirtildi.</p><p></p><p>Lavların yaklaşık 650 dönümlük alanı kapladığı aktarılan açıklamada, patlamalar nedeniyle volkanik gaz salımının yüksek olduğu kaydedildi.</p><p></p><p>Açıklamada, yeniden faaliyete geçmesi ihtimali nedeniyle yanardağın yakından takip edildiği belirtildi.</p><p></p><p>Dünyanın en aktif yanardağlarından Kilauea'da 1983'ten beri patlamalar oluyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Neandertaller olmasaydı 'soyumuz tükenebilirdi'</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/neandertaller-olmasaydi-soyumuz-tukenebilirdi-5651/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/neandertaller-olmasaydi-soyumuz-tukenebilirdi-5651/</id>
<published><![CDATA[2024-12-14T13:19:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-14T13:19:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_00750E-2A28DC-F52E4B-2A3216-F3739D-5BDB0C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu yeni araştırma ayrıca Neandertal kuzenlerimizin başarımızdaki rolüne de ışık tutuyor.</p><p></p><p>Uzun bir süredir Afrika'dan ayrıldıktan sonra Avrupa kıtasındaki bu türe egemen geldiğimiz düşünülse de, yeni çalışmalar yalnızca Neandertallerle çiftleşen insanların gelişmeye devam ettiğini, diğerlerinin soyunun tükendiğini gösteriyor.</p><p></p><p>Hatta, Neandertal genleri bizi daha önce karşılaşmadığımız yeni hastalıklardan koruyarak gelişmemizde büyük rol oynamış olabilir.</p><p></p><p>Araştırma ilk kez, Homo sapienslerin (modern insan) Afrika'yı terk ettikten sonra Neandertallerle çiftleştiği ve ardından dünyanın daha geniş kesimlerine yayıldığı 48.000 yıl önceki kısa bir döneme odaklanıyor.</p><p></p><p>Homo sapiensler bundan önce Afrika kıtasından geçmişti, ancak yeni araştırma, türler arasında çiftleşmenin olmadığı dönemde yaşayan bu popülasyonların hayatta kalmadığını gösteriyor.</p><p></p><p>Almanya'daki Max Planck Evrimsel Biyoloji Enstitüsü'nden Profesör Johannes Krause,'a göre modern insanların tarihinin artık yeniden yazılması gerekecek.</p><p></p><p>"Modern insanları, 60.000 yıl önce Afrika'dan çıkıp gezegendeki en başarılı memeli olmak için tüm ekosistemlere yayılan büyük bir başarı hikayesi olarak görüyoruz. Ancak başlangıçta öyle değildik, birçok kez neslimiz tükendi."</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Aralik%202024/nean-3.jpg" alt="nean-3"></p><p><i><b>Bilim insanları, türümüzün kesintisiz bir şekilde evrim sürecinde ilerlediği hikayesinin yeniden yazılması gerekeceğini söylüyor</b></i></p><p></p><p>Uzun bir süre, hayatta kalan tek insan türünün nasıl evrimleştiğini çözmek, yüz binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın fosilleşmiş kalıntılarının şekillerine bakmaya ve anatomilerinin zamanla nasıl değiştiğini gözlemlemeye dayanıyordu.</p><p></p><p>Antik kalıntılara seyrek rastlanıyordu ve genellikle hasar görmüş durumdalardı. Ancak binlerce yıllık kemiklerden genetik kodu çıkarma ve inceleme imkanı, gizemli geçmişimizin üzerindeki sis perdesini kaldırdı.</p><p></p><p>Fosillerdeki DNA, bireylerin hikayesini, birbirleriyle nasıl ilişkili olduklarını ve göç örüntülerini anlatır.</p><p></p><p>Homo sapienslerin Neandertallerle başarılı bir şekilde çiftleşmesinden sonra bile, Avrupa'daki nüfusu sorunlarla karşılaştı.</p><p></p><p>Neandertallerle çiftleşen ve onlarla birlikte yaşayan ilk modern insanlar 40.000 yıl önce Avrupa'da tamamen yok oldular - ancak geride dünyaya daha da yayılacak kuşakları bıraktılar.</p><p></p><p>Sonunda Avrupa'ya dönerek buraya yerleşenler, bu ilk uluslararası öncülerin atalarıydı.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Aralik%202024/nean-1.jpg" alt="nean-1"></p><p>Bunun nedenini kimse bilmiyor, ancak yeni kanıtlar bizi türümüzün onları avlayarak yok ettiği ya da onlara bir şekilde, fiziksel veya entelektüel olarak üstün olduğumuz teorilerinden uzaklaştırıyor.</p><p></p><p>Profesör Krause bunun çevresel faktörlerden kaynaklandığı görüşünü destekliyor.</p><p></p><p>"Bu dönemde Avrupa'da hem insanlar hem de Neandertaller yok oldu. Eğer biz başarılı bir tür olarak bölgede yok olduysak, daha küçük bir nüfusa sahip olan Neandertallerin yok olması büyük bir sürpriz değil.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Aralik%202024/nean-2.jpg" alt="nean-2"></p><p><i><b>Bir Neandertal kafatası. Yaklaşık 40.000 yıl önce nesli tükenene kadar bu türle binlerce yıl birlikte yaşadık</b></i></p><p></p><p>Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Profesör Chris Stringer'a göre, iklim o zamanlar inanılmaz derecede dengesizdi. Bazen bir insanın yaşam süresi içerisinde, hava bugünkü kadar sıcakken daha sonra dondurucu soğuklar ortaya çıkabiliyordu.</p><p></p><p>"Çalışma, gezegendeki zamanlarının sonuna doğru Neandertallerin sayıca çok az olduğunu, birlikte yaşadıkları modern insan türlerinden daha az genetik çeşitliliğe sahip olduklarını ve kolayca yok olmanın eşiğine gelmiş olabileceğini gösteriyor" dedi.</p><p></p><p>Science dergisinde yayınlanan ayrı bir DNA çalışması, modern insanların Neandertallerden evrimsel bir avantaj sağlamış olabilecek bazı temel genetik özelliklere sahip olduğunu gösteriyor.</p><p></p><p>Bunlardan biri bağışıklık sistemleriyle ilgili. İnsanlar Afrika'dan çıktıklarında, daha önce hiç karşılaşmadıkları yeni hastalıklara karşı aşırı derecede hassas durumdalardı. Neandertallerle melezleşme, daha sonraki kuşaklara koruma sağladı.</p><p></p><p>Stringer'a göre, "Belki de Neandertal DNA'sı elde etmek başarının bir parçasıydı çünkü bize Afrika dışında daha iyi uyum sağlama yetenekleri sağladı".</p><p></p><p>"Biz Afrika'da evrim geçirdik, oysa Neandertaller Afrika dışında evrim geçirdi. Neandertallerle melezleşerek bağışıklık sistemimizi hızlıca onarmış olduk."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çiftleşmek için üç okyanus aşan balina rekor kırdı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ciftlesmek-icin-uc-okyanus-asan-balina-rekor-kirdi-6857/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ciftlesmek-icin-uc-okyanus-asan-balina-rekor-kirdi-6857/</id>
<published><![CDATA[2024-12-11T18:19:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-11T18:19:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7B1C26-F64023-E4904C-15C051-D4A61D-3156F0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bir kambur balinanın çiftleşmek için üç okyanusu kapsayan rekor bir mesafe kat ettiğinin saptanması, türün göç davranışını etkileyen küresel zorluklar hakkında endişe yarattı.</p><p></p><p>Balinalar, bazı türlerin üreme bölgeleri birkaç boylamı kapsadığından çiftleşmek için diğer tüm memelilere kıyasla en uzun göçlerden birini gerçekleştiriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bazı balinaların göç rotasının beslenme ve üreme alanları arasındaki mesafenin 8 bin kilometreyi aştığı bilinse de bilim insanları, boylamlar arasında bu kadar uzun mesafeli hareketin "tipik olmadığını" söylüyor.</p><p></p><p>Hakemli dergi Royal Society Open Science'ta yayımlanan yeni bir çalışmada araştırmacılar, bir kambur balinanın iki üreme noktası arasında kat ettiği bilinen en uzun mesafeyi izledi; yaklaşık 13 bin kilometre giden balina dünyanın neredeyse üçte birini geçti.</p><p>&nbsp;</p><p>Erkek kambur balinanın G ve C üreme alanları arasında görüldüğü yerler (Ekaterina Kalashnikova ve ekip arkadaşları / Royal Society Open Science)</p><p></p><p>Balinayı ilk kez 2013'te Büyük Okyanus'un doğusunda Kolombiya yakınlarında tespit eden araştırmacılar, 2022'de Hint Okyanusu'nun güneybatısındaki Afrika kıyılarında, Zanzibar yakınlarında tekrar fotoğrafladı.</p><p></p><p>Bilim insanları bu "olağanüstü mesafenin", bu türün görüldüğü farklı üreme alanları arasında kaydedilen en uzun mesafe olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar balinanın yolculuğunun, iklimsel ve çevresel değişiklikler, değişen besin kaynakları ve çiftleşme stratejileri karşısında gelişen bir adaptasyon olabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Yeni çalışma, geniş kapsamlı deniz memelilerine ilişkin küresel veri kümelerini birleştirerek büyük ölçekli çevresel değişikliklerin popülasyonlarını nasıl etkilediğini incelemenin önemini vurguluyor.</p><p></p><p>Son kanıtlar balinaların bilinen göç noktalarından ve okyanuslardaki boylamsal hareket modellerinden saptığına işaret ediyor.</p><p></p><p>Daha önceki bir çalışmada, 2002'yle 2021 arasında Brezilya yakınlarındaki Abrolhos Kıyısı ve Güney Afrika'daki Cape Town'daki üreme alanları arasında seyahat eden 6 balina kaydedilmişti.</p><p></p><p>Fotoğrafla kimlik tespiti ve genetik çalışmalar, bu tür hareket modellerinin anlaşılmasında ilerleme kaydedilmesini sağlıyor.</p><p></p><p>Bilim insanları son çalışmada Zanzibar'da temmuz ve eylül, Kolombiya'da ise temmuz ve ekim arasındaki üreme mevsimi boyunca araştırma gemilerinde özel çalışmalar yürüterek kambur balinaların konumu, akustik davranışları, grup türüyle büyüklüğü ve mekansal dağılımı hakkında veri topladı.</p><p></p><p>Kambur balina 10 Temmuz 2013'te Büyük Okyanus'un Kolombiya kıyılarının kuzeyindeki Tribugá Körfezi'nde; 13 Ağustos 2017'de Büyük Okyanus'un Kolombiya kıyılarının kuzeyindeki Bahía Solano'da ve 22 Ağustos 2022'de Zanzibar Kanalı'nda gözlemlendi (Ekaterina Kalashnikova ve ekip arkadaşları / Royal Society Open Science)</p><p></p><p>Yetişkin bir kambur balina ilk kez 2013'te Büyük Okyanus'un Kolombiya kıyılarındaki Tribugá Körfezi açıklarında fotoğraflanmış ve 5 yıl sonra yaklaşık 78 km uzaklıktaki Bahía Solano'da görülmüştü. Ağustos 2022'de Hint Okyanusu'nun güneybatısındaki Zanzibar Kanalı'ndaki Fumba açıklarında tekrar fotoğraflanmıştı.</p><p></p><p>Araştırmacılar şöyle yazıyor:</p><p></p><p>Bu, fotoğrafla tanımlanmış yetişkin bir erkek kambur balinanın görüldüğü iki üreme alanı arasında kaydedilen en uzun büyük daire seyrini ve Büyük ve Hint okyanusları arasında üreme alanlarını değiştiren bir kambur balinanın ilk kaydını temsil ediyor.</p><p></p><p>Öte yandan balinanın göç rotası belirsizliğini koruyor.</p><p></p><p>Son çalışma, kambur balinaların uzun mesafeli göçlerine dair daha fazla kanıt sunuyor. Araştırmacılar bu alan değişimlerinin ne sıklıkta gerçekleştiğini anlamanın, popülasyon düzeyindeki etkilerini değerlendirmeye katkı sağlayabileceğini söylüyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Avrupa'da kurtların 'dokunulmazlığı' sona eriyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupada-kurtlarin-dokunulmazligi-sona-eriyor-7524/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupada-kurtlarin-dokunulmazligi-sona-eriyor-7524/</id>
<published><![CDATA[2024-12-05T10:06:01+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-05T10:06:01+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E359B1-4C7DC1-36B111-E75E8D-1E095C-7840CC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Midilli atının kurtlar tarafından parçalanması üzerine harekete geçmesiyle kurt avının önü açıldı.</p><p></p><p>Avrupa Konseyi'ne bağlı Bern Sözleşmesi Komitesi, AB Komisyonu'nun, kurtlara yönelik sıkı koruma tedbirlerinin gevşetilmesi önerisini onayladı.</p><p></p><p>Buna göre kurtlar "sıkı korunan" statüsünden "korunan" statüsüne alınacak.</p><p></p><p>Karar üç ay içinde uygulamaya girecek.</p><p></p><p>=Üye ülkelerden üçte birinden fazlası itiraz ederse karar rafa kaldırılacak.</p><p></p><p>Türkiye, Bern Sözleşmesi'ne taraf ülkeler arasında yer alıyor.</p><p></p><p>Ancak BBC Türkçe'ye konuşan Yaban Hayatı Ekoloğu ve Doğa Derneği Biyoçeşitlilik Koordinatörü Şafak Arslan'a göre bu, kararın Türkiye'de mutlaka uygulanacağı anlamına gelmiyor.</p><p></p><p>Orta Avrupa'da soyu tükenen kurtlar, 100 yıl aradan sonra 2000'li yılların başında yeniden ortaya çıktı ve sıkı koruma önlemleri sayesinde hızla çoğalmaya başladı.</p><p></p><p>Avrupa'da 2012 yılında 11 bin olan kurt sayısının bugün 20 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.</p><p></p><p>Kurt sürüleri, özellikle küçük baş hayvan yetiştiricileri için ciddi bir sorun olarak görülüyor.</p><p></p><p>Koyun ve keçi başta olmak üzere Avrupa'da her yıl en az 65 bin hayvanın, kurt saldırıları sonucu öldüğü tahmin ediliyor.</p><p></p><p>Çiftçilerin önlem talebi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in sahibi olduğu Midilli atına yönelik kurt saldırısı ile ivme kazandı.</p><p></p><p>Von der Leyen'in "Dolly" adlı Midillisi, 2022 yılında Almanya'nın aşağı Saksonya eyaletinde kurtlar tarafından parçalandı.</p><p></p><p>Von der Leyen'in çabaları sonucu Komisyon, sorunlu kurtların öldürülmesine olanak tanıyan bir düzenleme için harekete geçti.</p><p></p><p><b>Kurtların statüsü nasıl değişti?</b></p><p></p><p>AB Komisyonu'nun talebi üzerine, Bern Sözleşmesi'ne taraf olan 50 ülke, Avrupa'da kurtların statüsünün "kesinlikle korunan" yerine sadece "korunan" olarak değiştirilmesine onay verdi.</p><p></p><p>Yabani hayvan ve bitki türlerinin korunmasına ilişkin esasları düzenleyen ve 1980'lerin başından bu yana yürürlükte olan Bern Sözleşmesi uyarınca, “kesinlikle koruma" bir hayvanın kasıtlı olarak öldürülmesi, özgürlükten mahrum bırakılması ya da rahatsız edilmesini yasaklıyordu.</p><p></p><p>Bu madde kapsamında, yabani hayvanların üreme alanlarına da dokunulamıyordu.</p><p></p><p>Bu değişiklikle, kurtların dokunulmazlığı ortadan kalkacak ve tehlike yaratan hayvanların belirli koşullar altında avlanabilmesinin önü açılacak.</p><p></p><p>Avrupa Birliği Komisyonu, bunun için “Habitat Direktifi”nde düzenlemeye gidecek.</p><p></p><p>Hollanda, Almanya ve Belçika hükümetleri, alınan karardan memnun.</p><p></p><p>Hollanda hükümeti, insanlara, evcil hayvanlara ya da çiftlik hayvanlarına saldıran kurtlara karşı daha sert müdahale edilmesini öngören bir ulusal planı devreye sokmaya hazırlanıyor.</p><p></p><p>Avrupa'daki Yeşil partiler ile hayvanseverler ise, bu değişikliğin, sadece kurt avının değil, Avrupa doğal yaşamında tahribatın da önünü açacağını savunuyor.</p><p></p><p>Bern Sözleşmesi'ne taraf olan ülkeler arasında 27 AB üyesinin yanı sıra Türkiye, Fas, Tunus, Senegal ve Burkina Faso da yer alıyor.</p><p></p><p><b>Türkiye'yi etkiler mi?</b></p><p></p><p>Türkiye Bern Sözleşmesine taraf olan ülkelerden biri ancak düzenlemenin değişmesi durumunda Türkiye'de kurtların avlanmasının önü otomatikman açılmıyor.</p><p></p><p>BBC Türkçe'ye konuşan Yaban Hayatı Ekoloğu ve Doğa Derneği Biyoçeşitlilik Koordinatörü Şafak Arslan, Türkiye'de yaban hayvanlarının avcılığının Kara Avcılığı Kanunu ile düzenlendiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Türkiye'de Merkez Av Komisyonu avlanılabilecek yaban hayvanlarını kotalarıyla birlikte her yıl yaz aylarında yayımlıyor.</p><p></p><p>Arslan, Türkiye'de kurtlarla ilgili artan bir şikayet olduğunu ancak avlanmasının önünün açılmasının henüz gündemde olmadığını belirtiyor.</p><p></p><p>Türkiye, dünyada kurt sürülerinin yoğun olarak yaşadığı ülkelerden biri.</p><p></p><p>Ancak Kuzey Doğa Derneği Başkanı Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu'nun medyaya verdiği bilgiye göre, insan baskısı nedeniyle Türkiye'deki kurtların yaşam süreleri kısalıyor.</p><p></p><p>Şekercioğlu'na göre, Türkiye'de yerleşim yerlerine yaklaşan kurtlar insanlar tarafından öldürülüyor ve bu sayı oldukça yüksek.</p><p></p><p>Şekercioğlu, hayvanların yaşam alanlarındaki yapılaşma baskısının da kurtlarla insanları daha sık karşı karşıya getirdiğini vurguluyor.</p><p></p><p>2019 yılında yayımlanan bir bilimsel araştırmada Türkiye'de 2002-2017 yılları insanlar ve kurtlar arasında 234 karşılaşma görüldüğü ifade edilmişti.</p><p></p><p>Kurtların en çok ev hayvanlarına, keçi ve koyunlara saldırı olduğu belirtilmişti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim göçleri için finansmanın önemi artıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-gocleri-icin-finansmanin-onemi-artiyor-3917/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-gocleri-icin-finansmanin-onemi-artiyor-3917/</id>
<published><![CDATA[2024-12-03T09:00:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-03T09:00:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_35463B-318459-1EC2A8-8732C6-B6A2A1-DA63BB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>IOM tarafından yayımlanan "İklim Değişikliği ve Gelecekteki İnsan Hareketliliği" raporuna göre 2050'ye kadar 44 milyon ila 113 milyon kişinin iklim krizi nedeniyle ülkeleri içinde göç etmeleri bekleniyor. İklim değişikliğinin çok daha şiddetli yaşandığı kötümser bir senaryoda, bu sayının 216 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor.</p><p></p><p>IOM Kıdemli Göç Uzmanı Ileana Sinziana Puscas, Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi'nin (COP29) düzenlendiği Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de, iklim göçleri konusunda AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.</p><p></p><p>İklim değişikliği ve göç arasındaki ilişkinin ne olduğu sorusunun COP29 esnasında sıklıkla kendilerine yöneltildiğini belirten Puscas, bu göçlerin, iklim değişikliğinin getirdiği olumsuzluklar sonucu insanların yaşadıkları yerleri terk ederek başka bir yere gitmesi şeklinde tanımlanabileceğini söyledi.</p><p></p><p>Bu durumun dünyanın her yerinde yaşanabileceğini; sadece 2023'te iklim değişikliğinin şiddetlenen etkileriyle ortaya çıkan felaketler sonucu 26 milyon kişinin yaşadığı yeri terk ettiğini kaydeden Puscas, iklim değişikliğinin tarımda verimliliği azalttığını ve mahsullerinden yeteri kadar verim alamayan üreticilerin yeni geçim kaynakları ve yeni işler bulmak üzere göç ettiklerini aktardı.</p><p></p><p>Bu duruma Fiji'yi örnek gösteren Ileana Sinziana Puscas "Ülkedeki birçok topluluk bir zamanlar kıyı bölgelerinde balıkçılık yapabiliyordu ama iklim değişikliğiyle deniz seviyesi yükseldi. Bu sebeple bu balıkçılar çoban ya da çiftçi olmak üzere, iç kesimlere doğru göç etmek zorunda kaldı." dedi.</p><p></p><p>- Uzun vadede doğabilecek sorunlar</p><p></p><p>İklim değişikliğinin uzun vadede daha büyük sonuçlarının olabileceğini söyleyen Puscas, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>"İklim değişikliği göç motiflerini etkilemeye devam edecek. Buna hazır mıyız? Bunun için güvenli göç politikalarımız var mı? Bunlar, aklımızdaki bazı sorular. Hem göç veren ülkelerin hem de göç alan ülkelerin, beklenen insan hareketliliği karşısında hazırlıklı olmaları ve düzenli göç politikaları üzerinde çalışmalarıyla bu süreç, birçok insan için daha güvenli şekilde gerçekleşebilir. Bu göçler yalnızca gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde yaşanmıyor. Biz her zaman ilk önce en savunmasız bölgelere bakma eğilimindeyiz ama çok yakın zamanda İspanya’da yaşanan seller sonucu insanların öldüğünü ve yerlerinden olduklarını gördük. Bununla birlikte küçük ada devletlerinin, Pasifik'teki, Karayipler'deki ve Orta Afrika'daki en az gelişmiş ülkelerin de bu durumdan çok etkilendiğini görüyoruz."</p><p></p><p>Özellikle iş gücü için yeterli kaynağı olmayan ülkeler tarafından iyi yönetilmesi halinde iklim krizi kaynaklı göçlerin olumsuz etkilerinin azaltabileceği öngörüsünde bulunan Puscas, özellikle COP29’un önemli gündemlerinden olan "adil geçiş" sürecinin tamamlanabilmesi için iş gücüne ihtiyaç duyulduğunu anımsattı.</p><p></p><p>Ileana Sinziana Puscas, bu göçlerin yeşil enerji temelli iş gücü için kaynak sağlayabileceği, özellikle Afrika’dan gelen göçlerin doğru yönetilmesi halinde bunun Avrupa’daki iş gücü açığına bir cevap olabileceği değerlendirmesini yaptı.</p><p></p><p>İklim göçleri konusunda yaptıkları çalışmalara değinen Puscas şu bilgileri verdi:</p><p></p><p>"IOM olarak önümüzdeki on yıl için göç, çevre ve iklim değişikliği konusunda stratejilerimiz mevcut. Konunun kendisini, göç etmeye iten güçleri ve göç motiflerini anlamak, göç halindeki insanlara yardım ettiğimizden emin olmak, organizasyonun en büyük önceliklerinden biri. Bunu üç kısım üzerinden şekillendirdik. İlk olarak insanların evlerinde güvenli bir şekilde kalabilmeleri için çözümler arıyoruz. Bu noktada uyum çalışmaları, afet risklerinin azaltılması ön plana çıkıyor. Sonrasında toplumların iklim değişikliğinin getirdiği risklerle yaşayabilmek için gerekli becerilere sahip olmaları için çalışmalar yürütüyoruz. Üçüncü boyut olarak ise yerinden edilmiş insanların gıda, barınma, geçim kaynağı gibi ihtiyaçlarına cevap verilebilmesi için çalışıyoruz."</p><p></p><p>- "Ülkeler Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu'ndan finansman isteyebilir"</p><p></p><p>COP29’un ana gündemi olan iklim finansmanının iklim göçleriyle doğrudan ilgili olduğunu vurgulayan Puscas, bu yıl içinde hem Dünya Bankası hem Uluslararası Para Fonu (IMF) hem de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) toplantılarındaki finansal tartışmalarda iklim göçüne artan bir ilginin olduğu tespitini paylaştı.</p><p></p><p>İklim göçleri konusunda Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu'nun önemine işaret eden Puscas, "İklim krizi sonucu böyle bir fona ihtiyaç duymamız çok acı ama yine de bu fon iklim göçü için büyük bir kilometre taşı olarak insan hareketliliğini de kapsayacak şekilde tasarlandı. Bu, toplulukların ve ülkelerin, iklim göçü programlaması için Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu'ndan finansman isteyebilecekleri ve fon alabilecekleri anlamına geliyor." diye konuştu.</p><p></p><p>COP29'da iklim göçünün uyum paketlerine dahil olması için Uyum Fonu ve Yeşil İklim Fonu yöneticileriyle görüşmeler yaptıklarını ve göçün uyum finansmanının bir parçası olması için çalıştıklarını anlatan Puscas, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"IOM olarak iklim göçünün bir gerçek ve bunun hepimiz için bir endişe kaynağı olduğuna inanıyoruz. Göç her zaman trajik bir hikaye olmak zorunda değil. Bir dayanışma öyküsü olabilir, bir başarı öyküsü de olabilir."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Katil balinalardan yeni av stratejisi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/katil-balinalardan-yeni-av-stratejisi-1235/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/katil-balinalardan-yeni-av-stratejisi-1235/</id>
<published><![CDATA[2024-11-27T10:00:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-27T10:00:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0B416F-7F3F9B-A06B3B-390C5B-FFC31D-3F7110.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yeni bir araştırma, Kaliforniya Körfezi'ndeki katil balinaların dünyanın en büyük balıklarını avlamak ve öldürmek için özel beceriler edindiğine işaret ediyor.</p><p></p><p>Uzunluğu 18 metreye ulaşabilen balina köpekbalıklarının körfezde beslendiği biliniyor ve süper avcılar olan katil balinalar tarafından avlandıklarına dair anekdot niteliğinde kanıtlar var.</p><p></p><p>Frontiers in Marine Science adlı akademik dergide yayımlamadan önce bir ön versiyonunu paylaştılar.</p><p></p><p>Orkalar veya daha yaygın adlarıyla katil balinalar, çeşitli zeki davranışlarıyla tanınan deniz memelileri. Bilim insanları, türün bazı popülasyonlarının son zamanlarda gemi trafiği, aşırı avlanma ve deniz kirliliği nedeniyle tehdit altında olduğu için tuhaf avlanma davranışları sergilediğini fark etmişti.</p><p></p><p>Araştırmacılar, yakın zamanda Şili'nin açıklarında ilk kez yunuslarla beslenen katil balinaları görüntülemişti.</p><p></p><p>Bilim insanları, bundan birkaç ay önce Güney Afrika açıklarında yalnız bir katil balinanın ilk kez büyük beyaz köpekbalığı avlayıp yediğini bildirmişti. 2022'de orkaların dünyadaki en büyük hayvan olan mavi balinaları avladığı üç farklı olay kayda geçmişti.</p><p></p><p>Araştırmacılar, onlarca yıldır orkaların musurgilleri taciz edip öldürdüğü ama yemediği bir dizi şaşırtıcı vaka da gözlemliyor.</p><p></p><p>Yeni çalışmada "Bu av-avcı etkileşimlerinin dünya genelinde nadiren gözlemlendiği" belirtiliyor.</p><p></p><p>Ancak, muhtemelen gözlem imkanlarının da artması sayesinde kayda geçen olaylar son yıllarda artıyor gibi görünüyor.</p><p></p><p>Son çalışmada, Kaliforniya Körfezi'nin güneyinde 2024'e kadar 6 yıl içinde 4 benzersiz avlanma olayının fotoğraf ve video kayıtları incelendi.</p><p></p><p>Bu örneklerde orkaların işbirliği yaparak balina köpekbalıklarını avlayıp öldürmek üzere benzersiz bir strateji izlediği görüldü. Saldırılarda orkaların, balina köpekbalıklarının pelvik bölgesini hedef aldığı, üreme organlarına ve pelvik yüzgeçlerine odaklandığı gözlemlendi.</p><p>&nbsp;</p><p>Orkalar, balina köpekbalıklarını bir süreliğine sersemletilip ters çevirerek balıkların lipit açısından zengin olan karaciğerlerine ulaşabiliyor.</p><p></p><p>Orkaların, balıkların karnını hedef almasının nedeni büyük ihtimalle bu bölgenin en az korunan, kas ve kıkırdak oranı çok daha düşük bir kısım olması.</p><p></p><p>Ancak araştırmacılar orkaların, balina köpekbalıklarının karaciğerleriyle beslendiğine dair fotoğraflı kanıt olmadığını söyledi.</p><p>&nbsp;</p><p>Araştırmacı Alison Towner, bir orka saldırısının ardından kıyıya vuran büyük beyaz köpekbalığı cesediyle&nbsp; (Hennie Otto/Marine Dynamics/Dyer Adası Koruma Vakfı)</p><p></p><p>Bilim insanları, Kaliforniya Körfezi'ndeki orkaların bu "özel becerileri" balina köpekbalıklarını avlamak için edindiğinden ve bilgilerin orka popülasyonlarında yayılıyor olabileceğinden şüpheleniyor.</p><p></p><p>Fotoğraflar, Meksikalı bilim insanlarının "Moctezuma" diye adlandırdığı yetişkin erkek katil balinanın 4 avlanma olayından üçüne katıldığını gösteriyor. Son olaya karışan dişi katil balinalar, daha önce de Moctezuma'yla görülmüştü.</p><p></p><p>Bilim insanları, bu bulguların süper avcıların zekasına işaret ettiğini vurguladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın en tehlikeli sekiz bakterisi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-tehlikeli-sekiz-bakterisi-401/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-tehlikeli-sekiz-bakterisi-401/</id>
<published><![CDATA[2024-11-26T09:55:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-26T09:55:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BFAE54-B0A9B8-1CE3F6-8D981C-4A2156-10D6D8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Her yıl milyonlarca insan, bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu enfeksiyonlar, antibiyotiklerle tedavi edilse bile ölümler engellenemiyor. Çünkü birçok durumda, bakteriler ilaçlara karşı direnç kazanmış oluyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) tahminlerine göre, bakteriyel antibiyotik direnci, 2019 yılında dünya genelinde 1,27 milyon kişinin doğrudan ölümüne yol açtı. Bu tür dirençlerle bağlantılı olabilecek ölümlerin toplam sayısının ise yaklaşık 5 milyonu bulduğu tahmin ediliyor.</p><p></p><p><b>Antibiyotik direnci ve antimikrobiyal direnç arasındaki fark</b></p><p></p><p>Bu yazı, bakterilerin antibiyotiklere karşı geliştirdiği dirence odaklanıyor. Buna karşın "antimikrobiyal direnç (AMR)" terimi, bakteriler, parazitler, virüsler ve mantarlar dahil olmak üzere, tüm mikropları kapsıyor. Bu mikroplar, yaygın tıbbi tedavilere karşı direnç geliştirebiliyor.</p><p></p><p>Buradaki temel sorun, mevcut ilaçların giderek daha az etkili veya tamamen etkisiz hale gelmesi, alternatiflerin ise genellikle bulunmaması. Bu nedenle, idrar yolu enfeksiyonları gibi kolayca tedavi edilebilecek hastalıklar bile bazen ölümcül olabiliyor.</p><p></p><p><b>Dünya Sağlık Örgütü'ne göre bakteriler nasıl sınıflandırılıyor?</b></p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bakterileri çeşitli kriterlere göre sınıflandırıyor. Bu kriterler, ölüm oranları, enfeksiyon sıklığı, ölümcül olmayan sağlık yükü, direnç gelişimi, bulaşıcılık, önlenebilirlik, tedavi seçenekleri ve yeni ilaç geliştirme olarak sıralanıyor.</p><p></p><p>Bakteriler, her bir kriter için puanlanıyor ve ardından sıralamaya alınıyor. DSÖ'nün "2024 öncelikli patojenler" listesinde 24 bakteri bulunuyor.</p><p></p><p>İşte bunlar arasında en tehlikeli olan sekiz bakteri:</p><p></p><p><b>1. Klebsiella pneumoniae</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: İnsan bağırsakları ve dışkılarında bulunur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Zatürre, kan zehirlenmesi, yara enfeksiyonları ve menenjit.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Karbapenemlere dirençli, bu da tedavi seçeneklerini sınırlar.</p><p></p><p>Klebsiella, bağırsaklarda ve insan dışkısında oluşan bir bakteri türü. Klebsiella pneumoniae zatürreye, kan zehirlenmesine ve yara enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Bakteri, sinir sistemine girerse menenjite yol açabiliyor.</p><p></p><p>Hastanelerde Klebsiella pneumoniae, "süper mikrop" olarak adlandırılan bir bakteriye dönüşebilir. Süper mikroplar hızla yayılır ve çoklu dirençlidir. Çeşitli antibiyotiklerle yapılan tedaviler başarısız olur.</p><p></p><p>Klebsiella pneumoniae, aynı zamanda "yedek antibiyotik" adı verilen karbapenemlere karşı da dirençli. Bunlar, yalnızca diğer tüm tedaviler başarısız olduğunda kullanılıyor. Ancak bu antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması, direnç gelişimini teşvik ediyor.</p><p></p><p><b>2. Escherichia coli (E. coli)</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: İnsan ve hayvan bağırsaklarında doğal olarak bulunur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: İshal, idrar yolu enfeksiyonları, zatürre ve sepsis.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Üçüncü nesil sefalosporinlere ve karbapenemlere dirençli.</p><p></p><p>Klebsiella bakterileri gibi Escherichia coli (E. coli) bakterileri de genellikle insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunuyor. Ancak çevrede, yiyeceklerde ve suda da bulunabiliyorlar.</p><p></p><p>E. coli türlerinin çoğu zararsız. Ancak bazıları ishal, idrar yolu enfeksiyonları, zatürre ve sepsis gibi hastalıklara neden olabilir. Paris'deki E. coli seviyeleri, Fransa'daki 2024 Yaz Olimpiyatları sırasında hararetli tartışmalara yol açmıştı.</p><p></p><p>E. coli, bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tedavisinde de kullanılan ve yaygın olarak reçete edilen bir antibiyotik olan üçüncü kuşak sefalosporinlere karşı dirençli. E. coli ayrıca karbapenemlere karşı da direnç gösteriyor.</p><p></p><p><b>3. Acinetobacter baumannii</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Hastane enfeksiyonlarıyla bağlantılıdır.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Kan zehirlenmesi, zatürre ve yara enfeksiyonları.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Karbapenemlere dirençli.</p><p></p><p>2012 yılında araştırmacılar Acinetobacter baumannii'yi, "hastane kaynaklı enfeksiyonlarla ilişkili ortaya çıkan fırsatçı bir bakteriyel patojen" olarak tanımlamıştı.</p><p></p><p>Hastaların hastanede kalma süresi uzadıkça enfeksiyon riski de artıyor. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler özellikle risk altında oluyor. Acinetobacter baumannii de karbapeneme dirençli.</p><p></p><p><b>4. Mycobacterium tuberculosis</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Tüberkülozun (TB) etken maddesi.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Tüberküloz</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Rifampisin gibi ilaçlara direnç geliştirmiştir.</p><p></p><p>Mycobacterium tuberculosis (TB), akciğerlerde potansiyel olarak ölümcül bir bakteriyel enfeksiyon olan tüberküloza neden oluyor. Bu bakterinin bazı türleri çoklu dirençlidir. Bu da artık çeşitli ilaçlara yanıt vermedikleri anlamına gelir.</p><p></p><p>2023 yılında 161 bini HIV enfeksiyonlu olmak üzere, toplam 1,25 milyon kişi tüberkülozdan öldü.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü, "Tüberküloz, üç yıl boyunca yerini koronavirüse (Covid-19) bıraktıktan sonra, yine dünyada tek bir bulaşıcı ajandan kaynaklanan ölümlerin önde gelen nedeni olacak" açıklamasını yaptı.</p><p></p><p>Mycobacterium tuberculosis, tüberküloz ve cüzzam gibi enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan bir antibiyotik olan rifampisine dirençli.</p><p></p><p><b>5. Salmonella Typhi</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Tifo hastalığına neden olur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Ateş ve enfeksiyonlar.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Florokinolonlara dirençlidir.</p><p></p><p>Salmonella Typhi, yüksek ateşle karakterize, yaşamı tehdit eden bir hastalık olan tifo ateşine neden oluyor. Özellikle Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın bazı bölgeleri gibi temiz su kaynaklarının sınırlı, hijyenin yetersiz, kirli su ve gıdanın bulunduğu bölgelerde yaşayan insanları etkiliyor.</p><p></p><p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin (CDC) tahminlerine göre, dünya çapında her yıl yaklaşık 9 milyon kişi tifoya yakalanıyor. Salmonella Typhi, çok sayıda yan etkisi olan geniş spektrumlu bir antibiyotik olan florokinolon'a dirençli. Avrupa İlaç Ajansı (EMA), bu nedenle florokinolon kullanımının kısıtlanmasına karar verdi.</p><p></p><p><b>6. Shigella Türleri</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Kirli gıda ve su yoluyla bulaşır.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: İshal, karın ağrısı ve ateş.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Florokinolonlara dirençlidir.</p><p></p><p>Shigella'nın dört türü vardır: Shigella sonnei, Shigella flexneri, Shigella boydii ve Shigelladysenteriae. Shigella bakterileri ishale, karın ağrısına ve ateşe neden oluyor.</p><p></p><p>Kirlenmiş yiyecek ve su yoluyla yayılıyor, ayrıca cinsel yolla da bulaşıyorlar. Shigella, florokinolonlara da dirençli.</p><p></p><p><b>7. Enterococcus faecium</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Bağırsak florasında bulunur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: İdrar yolu enfeksiyonları ve sinir sistemi enfeksiyonları.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Vankomisine dirençlidir.</p><p></p><p>Enterococcus faecium, "mikrobiyom" olarak da bilinen bağırsak florasında yaşar. Bakteriler diyabet veya kronik böbrek hastalığı olan kişilerde ciddi hastalıklara neden olabilir.</p><p></p><p>Enterokoklar, vücudun bağırsakların dışındaki kısımlarına girerlerse idrar yolu enfeksiyonlarına ve sinir sistemi enfeksiyonlarına neden olabilirler.</p><p></p><p>Enterokoklar, stafilokokların neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için de kullanılan bir antibiyotik olan vankomisine dirençli. Stafilokoklar da birçok antibiyotiğe karşı direnç gösteriyor.</p><p></p><p><b>8. Pseudomonas aeruginosa</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Ameliyat sonrası enfeksiyonlara neden olur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Kan, akciğer ve idrar yolu enfeksiyonları.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Karbapenemlere dirençlidir.</p><p></p><p>Pseudomonas aeruginosa, genellikle hastanelerde yapılan ameliyatlardan sonra kanda, akciğerlerde, idrar yollarında ve vücudun diğer kısımlarında enfeksiyonlara neden oluyor. Hastalık veya ilaç nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler özellikle risk altında.</p><p></p><p>Pseudomonas aeruginosa, bakterileri karbapenemler de dahil olmak üzere çoklu dirençli.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">E-atıklar yoksul ülkeleri nasıl zehirliyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/e-atiklar-yoksul-ulkeleri-nasil-zehirliyor-625/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/e-atiklar-yoksul-ulkeleri-nasil-zehirliyor-625/</id>
<published><![CDATA[2024-11-25T09:39:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-25T09:39:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_650616-52C2F7-1A3978-42519E-8DE94C-18EF81.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><span></span>Bu dumanların çevresinde onlarca adam, traktörlerin eski kabloları oraya yığmasını bekliyor.</p><p></p><p>Onlar buraya getirilen elektronik atıkları yakarak geçiniyorlar.</p><p></p><p>Bir kısmı toksik atıklarla oluşan tepeliğe tırmanıp televizyonları, bilgisayarları ve çamaşır makinesi parçalarını aşağıya indiriyor ve bunları ateşe veriyor.</p><p></p><p>Burada çalışanlar elektrikli aletlerin içerisindeki bakır ve altın gibi değerli metalleri ayrıştırmaya çalışıyor. Bu elektronik atığın büyük bölümü, zengin ülkelerden Gana'ya getiriliyor.</p><p></p><p>Televizyon ve e-atık yakanlar arasındaki Abdulla Yakubu'nun gözleri kızarmış. Kablo ve plastik yakarken, "Kendimi iyi hissetmiyorum" diyor:</p><p></p><p>"Gördüğünüz gibi bu hava çok kirli. Burada her gün çalışmak zorundayım ve bu, sağlığımızı çok bozuyor."</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/1b3da800-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg.jpg" alt="1b3da800-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg"></p><p><b><i>Gana'daki Agbogbloshie hurdalığı.</i></b></p><p></p><p>Dört çocuk annesi Abiba Alhassan ise bu hurdalığın yakınında, pet şişe toplayarak geçinmeye çalışıyor. Toksik duman onu da etkiliyor:</p><p></p><p>"Bazen nefes almak bile çok zorlaşıyor, göğsüm daralıyor ve çok kötüleşiyorum."</p><p></p><p>E-atık, dünyanın en hızlı büyüyen atık kategorisini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre 2022'de 62 milyon ton elektronik atık üretildi. Bu, 2010'dan bu yana yüzde 82'lik artış olduğu anlamına geliyor.</p><p></p><p>Toplumların elektronik cihazları çok daha yaygın olarak kullanmaya başlamasıyla atık sorunu da büyüdü. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, elektronik cihazlara sahip otomobiller, artık dünyanın en büyük atık probleminin de mimarı.</p><p></p><p>Yıllık akıllı telefon sevkiyatı, BM ticaret verilerine göre 2010'dan bu yana iki katına çıktı. 2023'te 1,2 milyar cep telefonunun ticareti yapıldı.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/2c077260-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg.jpg" alt="2c077260-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg"></p><p><b><i>Agbogbloshie hurdalığından yükselen zehirli duman.</i></b></p><p></p><p><b>E-atık kaçakçılığı</b></p><p></p><p>BM'ye göre dünyanın elektronik atığının yalnızca yüzde 15'i geri dönüştürülüyor. Yani birçok şirket bu atıktan yasal olmayan yollarla da olsa kurtulmaya çalışıyor.</p><p></p><p>Genellikle aracılarla, bu atıklar zengin ülkelerin dışına çıkarılıyor.</p><p></p><p>Bu atıkları geri dönüştürmek biraz da karmaşık yapıları nedeniyle zor. Zehirli kimyasallar, metaller, plastikler ve diğer elementler kolaylıkla ayrıştırılamıyor.</p><p></p><p>Gelişmiş ülkelerin bile e-atık yönetimi yeterli donanıma sahip değil.</p><p></p><p>BM yetkilileri bu atıkların yasa dışı yollarla ülkeler arasında taşınmasının gittikçe yaygınlaştığını ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkelerden yoksul ülkelere doğru bir akış var.</p><p></p><p>Dünya Gümrük Örgütü de e-atığın en çok ele geçirilen materyal tipi olduğunu aktarıyor. Gümrüklerde el konan tüm atık malzemelerin altıda biri, e-atık kategorisinde.</p><p></p><p>İtalya'nın Napoli limanının yetkilileri, kaçakçıların nasıl çalıştığını ve e-atığı nasıl gizlediğini BBC'ye anlattı. Yetkililer, ele geçirdikleri malların yüzde 30'unun e-atık olduğunu dile getirdi.</p><p></p><p>Napoli'deki yetkililerin gösterdiği bir örnekte, araba taşıyan bir konteyner inceleniyor ve e-atığın içeriye gizlendiği ortaya çıkıyor:</p><p></p><p>"Size ait olan malları bu şekilde yığmazsınız. Bunların hurda olduğu aşikar."</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/40994140-aadb-11ef-8ab9-9192db313061.jpg.jpg" alt="40994140-aadb-11ef-8ab9-9192db313061.jpg"></p><p><b><i>Napoli'deki yetkililer konteyner taramalarını gösteriyor.</i></b></p><p></p><p>İngiltere'de de gümrük yetkilileri e-atık kaçakçılığında artış olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>İngiltere Çevre Ajansı'nın sözcüsü Ben Ryder, Felixstowe Limanı'nda bu atıkların çoğunlukla "yeniden kullanılabilir" olarak beyan edildiğini ancak Gana'da olduğu gibi varış noktasında "değerli metaller için parçalanarak yasa dışı şekilde yakıldığını" dile getirdi.</p><p></p><p>Kaçakçılar e-atıkları başka plastiklerle karıştırarak da ülkeler arasında taşımayı deniyor. Böylece yasal engellere takılmamayı hedefliyorlar.</p><p></p><p>Dünya Gümrük Örgütü'nün bir önceki raporunda da e-atığın önemli unsurlarından "ömrünü doldurmuş" motorlu taşıtların kaçakçığında yüzde 700 artış görüldüğü belirtilmişti.</p><p></p><p>Ancak uzmanlar ele geçirilen atıkların, "buzdağının görünen ksmı" olduğunu vurguluyor.</p><p></p><p>Güneydoğu Asya ülkeleri, en çok e-atığın vardığı ülkeler olarak öne çıkıyor. Ancak bazı Afrika ülkeleri de e-atık kaçakçılığının hedefleri arasında.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/56505640-aadb-11ef-bdf5-b7cb2fa86e10.jpg.jpg" alt="56505640-aadb-11ef-bdf5-b7cb2fa86e10.jpg"></p><p><b><i>Abiba Alhassan dört çocuk annesi, pet şişe toplayarak geçiniyor.</i></b></p><p></p><p>E-atıklar yakıldığında ortaya çıkan duman, insan sağlığı ve çevre için oldukça zararlı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu atıkların gönderildiği ülkelerde, aynı zamanda geri dönüşüm sürecinin de gayriresmi şekilde yürütüldüğünü vurguluyor.</p><p></p><p>Buna göre, geri dönüşümde eğitim almamış kişiler çalışıyor. Kadın ve çocukların koruyucu ekipman olmaksızın zehirli maddelere maruz kalarak çalıştırıldığı belirtiliyor.</p><p></p><p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve DSÖ, milyonlarca kadın ve çocuk işçinin bu tip geri dönüşüm işlerinde çalıştırıldığını söylüyor.</p><p></p><p>2025'in Ocak ayından itibaren küresel atık anlaşması olan Basel Sözleşmesi e-atık ticaretinde kuralları sıkılaştıran yeni uygulamaları devreye sokacak. Bu sürecin, e-atık kaçakçılığında mevcut sorunları düzeltebileceği umuluyor.</p><p></p><p>Ancak en büyük e-atık üreticilerinden ABD'nin de aralarında olduğu bazı ülkeler Basel Sözleşmesi'ni onaylamadı. Basel Action Network (Basel Eylem Ağı) yöneticisi Jim Puckett, "ABD, Meksika sınırı üzerinden gittikçe daha çok sevkiyat yapıyor" diyor.</p><p></p><p>Gana'daki Agbogbloshie hurdalığında ise durum her geçen gün kötüleşiyor. Abiba, buradan kazandığı tüm paranın neredeyse yarısını, burada çalışırken edindiği hastalıkların tedavisine harcadığını söylüyor:</p><p></p><p>"Fakat hala buradayım çünkü bu ben ve ailemin hayatta kalması için elimdeki tek yol."</p><p></p><p>Gana hükümeti, konuyla ilgili sorularımıza yanıt vermedi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dev akvaryum 30 bin deniz canlısına ev sahipliği yapıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dev-akvaryum-30-bin-deniz-canlisina-ev-sahipligi-yapiyor-4458/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dev-akvaryum-30-bin-deniz-canlisina-ev-sahipligi-yapiyor-4458/</id>
<published><![CDATA[2024-11-21T06:34:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-21T06:34:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_522F2E-EBEC01-AEC2B9-11688D-1666CC-F6F171.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya deniz ekosisteminin korunmasında rol oynayan Sea Life Bangkok, birçok türe yaşam alanı sunuyor ve nesli tükenmekte olan canlıların korunmasına katkı veriyor.</p><p></p><p>10 bin metrekarelik geniş alanı kaplayan akvaryum, yılda yaklaşık 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor.</p><p></p><p>30 binden fazla deniz canlısına ev sahipliği yapan akvaryum, Tayland'ın en çok ziyaret edilen turistik noktalarından biri olarak öne çıkıyor.</p><p></p><p>Tayland'ın en büyük akvaryumu, yalnızca ülke genelinde değil, dünya çapında nadir görülen türleri barındırmasıyla da dikkat çekiyor.</p><p></p><p>Sea Life Bangkok Ocean World, yalnızca bir akvaryum değil, aynı zamanda ziyaretçilerine çevre bilinci aşılayan biyoçeşitlilik merkezi olarak da öne çıkıyor.</p><p></p><p>Akvaryumda yetiştirilen her tür, doğada nesli tükenme tehlikesi altındaki canlıların varlığını sürdürmesine katkı sunarken, Tayland hükümetiyle birlikte yürütülen projelerle de türlerin korunması hedefleniyor.</p><p></p><p>- Denizlerin zarif devleri</p><p></p><p>Akvaryumun en dikkat çekici sakinlerinden dev vatozlar, okyanus ekosisteminin önemli bir parçasını oluşturuyor. Devasa canlılar, akvaryumda zarif hareketleriyle adeta dans ederken izleyicileri büyülüyor.</p><p></p><p>Denizlerin kadim muhafızları olarak bilinen "yeşil deniz kaplumbağaları", akvaryumun bir diğer özel misafiri olarak yer alıyor. Yosunları ve deniz çayırlarını tüketerek deniz tabanının temiz kalmasını sağlayan bu tür, su altı ekosistemine katkı sunuyor.</p><p></p><p>Sea Life Bangkok'taki özel rehabilitasyon bölümünde de yaralı veya yardıma ihtiyaç duyan deniz kaplumbağaları tedavi edilerek doğaya geri kazandırılıyor.</p><p></p><p>- Resif köpekbalıkları</p><p></p><p>Resif köpekbalıkları, genellikle deniz ekosisteminin sağlığını gösteren bir gösterge türü olarak biliniyor. Ekosistem için büyük önemi olan köpekbalıkları, sağlıklı mercan resiflerinin korunmasına yardımcı oluyor.</p><p></p><p>Sea Life Bangkok Ocean World'te sergilenen eğitim etkinlikleriyle ziyaretçilere köpekbalıklarının ekosistem içindeki rolleri de anlatılıyor.</p><p></p><p>Kum kaplanı köpekbalıkları ise sivri dişleriyle dolu ağızlarıyla vahşi bir izlenim verirken, dalgıçlar akvaryumda köpekbalıklarının yaşam alanına girerek onlarla birlikte yüzüyor.</p><p></p><p>- Denizatı bahçeleri</p><p></p><p>Akvaryumda kendine özel bir yer edinen denizatları, deniz ekosisteminin hassas dengesinde önemli bir yere sahip bulunuyor.</p><p></p><p>Tayland ve dünya sularında nesli tehlike altına girmiş olan bu minyatür sualtı canlıları, akvaryumda özel hazırlanmış mercan bahçelerinde yaşıyor.</p><p></p><p>Adını karnının büyüklüğünden alan "büyük göbekli denizatı" ise en büyük denizatı türlerinden biri olarak bilinirken, çoğu denizatı türüne göre de daha iyi yüzücü olmasıyla tanınıyor.</p><p></p><p>- Gentoo Penguenleri</p><p></p><p>Antarktika kökenli bu penguenler, Bangkok'un tropikal havasına karşın özel soğutulmuş bir ortamda sergileniyor.</p><p></p><p>Penguenlerin hareketleri, özellikle çocuklar tarafından büyük ilgi görüyor ve Tayland'da yalnızca bu akvaryumda bulunuyor.</p><p></p><p>- Sea Dragon ve Moray yılan balığı</p><p></p><p>Deniz ejderi olarak da bilinen Sea Dragon adını yaprak ve alglere benzeyen eklentilerinden alıyor ve denizatı ve timsah balıklarının akrabası olarak biliniyor.</p><p></p><p>Bu canlı türü, akvaryumun ırk koruma kurtarma alanında yaşamını sürdürüyor. Moray yılan balığı, yiyecekleri uzun gövdesi boyunca aşağıya çekmesine yardımcı olmak için boğazının aşağısında ikinci bir çene setiyle diğer canlılardan ayrılıyor.</p><p></p><p>- Kısa pençeli su samuru</p><p></p><p>Kısa pençeli su samuru, hem karada hem de suda yaşayabilirken, yavrularına yetişkinliğe erişene kadar bakıyor ve genellikle balık ve su hayvanlarıyla besleniyor.</p><p></p><p>Akvaryumda, kartal ışını, kürek burun ışını, beyaz noktalı denizanası, pembe denizanası, denizlerin en zehirli balığı olarak bilinen aslan balığı, yeşil tepeli kertenkele, bahçe yılan balığı, Rhinopias (ışın yüzgeçli balıklar) gibi çok sayıda canlı yaşıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Tacikistan'da 150 bin yıllık "göç rotası" keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/tacikistanda-150-bin-yillik-goc-rotasi-kesfedildi-5519/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/tacikistanda-150-bin-yillik-goc-rotasi-kesfedildi-5519/</id>
<published><![CDATA[2024-11-15T09:32:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-15T09:32:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C83487-84AECC-753B2B-2988DA-FABA25-F4E44C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Araştırmacılar, Tacikistan'da yeni ortaya çıkarılan ve tarihi 150 bin yıl öncesine kadar uzanan kazı alanının, ilk insanların ve atalarının Orta Asya'ya göçünde ve gelişiminde kilit bir rol oynadığını söylüyor.</p><p></p><p>Akademik dergi Antiquity'de yayımlanan çalışma, modern Homo sapiens, Neandertaller ve Denisovalılar dahil olmak üzere farklı insan türlerinin Tacikistan'ın Zerefşan Vadisi bölgesinde birlikte yaşamış olabileceğini ileri sürüyor.</p><p></p><p>Çalışmanın ortak yazarlarından Yossi Zaidner "Görünen o ki temelde Orta Çağ'da İpek Yolu rotası diye bilinen Zerefşan Vadisi, bundan çok daha önce insanların yayılması için kilit bir güzergahtı" dedi.</p><p></p><p>Bilim insanları, Soii Havzak adıyla bilinen arkeolojik alanda yakın zamanda yapılan kazıda bir dizi taş alet, hayvan kemikleri ve kadim bitkiler keşfetti.</p><p></p><p>Kazı alanının üç farklı bölgesinde yapılan çalışmalarda, 20 bin ila 150 bin yıl öncesine ait insan faaliyetleri katmanları ortaya çıkarıldı.</p><p></p><p>Araştırmacılar bu kalıntıların, geçmişteki iklim ve çevreye dair ipuçlarının yanı sıra bölgede yaşayan farklı insan türlerini keşfetme fırsatı da sunduğunu söylüyor.</p><p></p><p>Bilim insanları "Yanık odun ve kemikler gibi iyi saklanmış organik malzemelerin, kazı alanını bölgenin kadim çevresini anlamak açısından "önemli" kıldığını belirtiyor.</p><p></p><p>Dr. Zaidner "Bu, bölgenin geçmişteki iklimini yeniden inşa etmemizi sağlıyor ve daha fazla kazının bölgedeki insan biyolojisi hakkında ipuçlarını açığa çıkarabileceğine dair umut veriyor" dedi ve ekledi:</p><p></p><p>Bu, Orta Asya'da insan topluluklarının gelişimini ve davranışlarını anlamak için çok önemli.</p><p></p><p>Arkeologlar, bölgede daha fazla kazıyla eski insan türleri topluluklarının birbiriyle nasıl etkileşime geçmiş olabileceğini açığa çıkarabileceğine inanıyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar, Orta Asya'daki bu dağlık geçidinin tarih öncesi insan topluluklarının geniş bölgelere yayılması için kilit bir geçiş noktası işlevi görmüş olabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>Dr. Zaidner "Kazı alanında süren araştırmanın modern insanlar, Neandertaller ve Denisovalılar gibi farklı insan topluluklarının bu bölgede nasıl etkileşime girdiğine dair yeni içgörüler kazandıracağını umuyoruz" dedi.</p><p></p><p>Bilim insanları, gelecek yıllarda devam edecek çalışmaların bu kritik bölgedeki insan göçü ve etkileşimine dair anlayışımızı derinleştirmesini bekliyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ceset Çiçeği için binlerce kişi sıraya girdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ceset-cicegi-icin-binlerce-kisi-siraya-girdi-6416/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ceset-cicegi-icin-binlerce-kisi-siraya-girdi-6416/</id>
<published><![CDATA[2024-11-13T11:39:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-13T11:39:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0D66BD-C4D214-91E01E-C5060C-418AE9-297C92.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avustralya'da binlerce kişi, nadir görülen ve 10 yılda bir çiçek açan ceset çiçeğini görmek için Victoria eyaletindeki Geelong Botanik Bahçesi'ne akın etti.</p><p></p><p>Avustralya'da binlerce kişi 10 yılda bir açan ceset çiçeğini görmek için sıraya girdi. Çiçek en fazla 48 saat açık kalabiliyor, sonra da soluyor.</p><p></p><p><b>Ceset çiçeği açtı</b></p><p></p><p>ABC Avustralya'nın haberine göre, Geelong Botanik Bahçesi'nde bulunan ve yaydığı kötü koku nedeniyle "ceset çiçeği" ismi verilen bitki dün çiçek açtı.</p><p></p><p>"Ceset çiçeği"ni solmadan görmek isteyen binlerce kişi, Botanik Bahçesi önünde kalabalık oluşturdu.</p><p></p><p>Ayrıca çiçeğin görüntülerinin paylaşıldığı canlı yayın, son 2 günde on binlerce kişi tarafından izlendi.</p><p></p><p><b>Ceset çiçeği nasıl kokuyor?</b></p><p></p><p>Geelong Botanik Bahçesi Koordinatörü Kellee Reissinger, çiçeğin "ölü bir tavşan gibi koktuğunu" söyledi.</p><p></p><p><b>1-2 gün açık kalıyor</b></p><p></p><p>"Ceset çiçeği" ismi verilen ve 10 yılda bir çiçek açan bitkinin 24 ila 48 saat kadar ömrü olduğu biliniyor. Çiçeğin yarın solması bekleniyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Derin denizdeki "hayalet", Balkanlar'da yakalandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/derin-denizdeki-hayalet-balkanlarda-yakalandi-1419/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/derin-denizdeki-hayalet-balkanlarda-yakalandi-1419/</id>
<published><![CDATA[2024-11-09T05:46:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-09T05:46:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_79CA49-3D27EC-B16E28-EE17B7-65617B-83C5E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları, anormal renklere sahip nesli kritik tehlikedeki domuz köpekbalığı Oxynotus centrina'yı Arnavutluk açıklarında yakaladı.</p><p></p><p>Domuz köpekbalıklarının genellikle koyu gri-kahverengi ya da siyah renkleri, kafalarında ve yanlarında, karanlık derin denize uyum sağlamalarına yardımcı olan bazı koyu lekeleri oluyor.</p><p></p><p>Atlas Okyanusu'nun doğusunun açıklarında ve üst yamaçlarında bulunan köpekbalığı, 1300 metre derinliğe kadar inebiliyor.</p><p></p><p>Türün erişkinleri, sıkışık bedenleri, "çok sert derileri", "yelken şeklindeki sırt yüzgeçleri" ve genelde "daha koyu renkleriyle" ayırt ediliyor.</p><p></p><p>Journal of Fish Biology'de yayımlanan çalışmada tasvir edildiği üzere, Arnavutluk'ta yakalanan köpekbalığı, pigmentasyonu daha düşük olduğu için "beyaz-gri" lekeleriyle daha soluk görünüyor. Ancak köpekbalığının gözlerindeki pigmentasyon normal seviyede.</p><p></p><p>Bu da hayvanların pigment üretememesine ve kırmızı gözbebeklerine yol açan bir hastalık olan albinizmle çelişiyor.&nbsp;</p><p></p><p>Bilim insanları, köpekbalığında, melanin üretimini etkileyen nadir genetik bozukluk lösizm olduğunu düşünüyor.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/hayalet-i.jpg" alt="hayalet-i"></p><p><b><i>Köpekbalığı konusunda uzman bilim insanı Andrej Gajic, bir domuz köpekbalığı tutuyor</i></b></p><p>&nbsp;</p><p>Lösizmli köpekbalıklarında, gözbebeği pigmentasyonu vücudun geri kalanı tamamen beyaz olduğunda bile normal kalıyor.</p><p></p><p>Çalışmada, "Bu, köpekbalığı türünde kayda geçen ilk lösizm vakasını ve Oxynotidae familyasında görülen ilk renk bozukluğunu ortaya koyuyor" yazıyor.</p><p></p><p>Pigment eksikliği, hayvanların hem avcılar hem de avlar tarafından fark edilmesine yol açarak birçok türde hayatta kalma şansını düşürebiliyor.</p><p></p><p>Bu durum, özellikle ışığın neredeyse hiçbir şeyin tespit edilememesine yol açacak kadar dağınık olduğu derin denizlerde yaşanıyor.</p><p></p><p>Ancak Arnavutluk kıyılarında yakalanan bu nadir köpekbalığı, tuhaf görüntüsünden etkilenmemiş gibi.</p><p></p><p>Aynı bölgede bulunan başka bir köpekbalığıyla karşılaştırılan nadir hayvanın sağlık değerlerinde de bir fark gözlemlenmedi.</p><p></p><p>Çalışmada "Morfometrik özelliklerin tamamı listelenelerek aynı bölgede yakalanan aynı cinsiyetten normal bir hayvanla karşılaştırıldı ve hiçbir farklılık görülmedi" diye belirtildi.</p><p></p><p>Bilim insanları, bunun, derin deniz köpekbalıklarındaki pigment bozukluklarının hayatta kalma ve büyümeye her koşulda zarar vermeyebileceğini gösterdiğini belirtti</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>