<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/modules/blog/atom.php?cid=104" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-104</id>
<title type="text">Birleşik Basın</title>
<link href="https://birlesikbasin.com" />
<generator>Birleşik Basın</generator>
<updated>2026-04-12T10:19:48+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Ekosistemleri canlandırmak için robot kuşlara başvuruldu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekosistemleri-canlandirmak-icin-robot-kuslara-basvuruldu-9081/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ekosistemleri-canlandirmak-icin-robot-kuslara-basvuruldu-9081/</id>
<published><![CDATA[2026-04-12T10:19:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-12T10:19:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_67332F-872676-B60EAF-E9F544-D833F8-5557C7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları ve park yöneticileri gerçek kuş türlerini yakından taklit eden robotik yapay kuşlara giderek daha fazla yöneliyor. Bunlar, özellikle kuş türlerinin doğal yaşam alanlarından uzaklaştırıldığı ve popülasyonlarında keskin düşüş görülen bölgelere yerleştirilecek. En gelişmiş projelerden biri Wyoming'deki Grand Teton Ulusal Parkı'nda yürütülüyor ve yaban hayatını daha güvenli ve restore edilmiş bir habitat içinde toplanmaya teşvik etmeyi amaçlıyor.</p><p></p><p>Yapay kuşlar, Wyoming Av ve Balıkçılık Departmanı'nın sağladığı tüyler gibi gerçekçi dokunuşlar içerirken, diğerleri TJ Maxx'in beyaz battaniyesi ve HelloFresh yemek setinden alınan köpük gibi daha doğaçlama malzemelerden yapıldı. Bölgedeki lise öğrencilerinin makineleri yapmasına yardım eden robotik eğitmeni Gary Duquette, WyoFile'a bunların "bir nevi Frankenbird" olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Robot orman tavukları, kuşların çarpıcı kur yapma davranışlarını taklit edecek şekilde programlandı. Dans benzeri hareketler yapıyor ve kaydedilmiş çiftleşme çağrısı seslerini senkronize halde çıkarıyorlar. Duquette, makinelerin "bir bakıma üç kere döndükten sonra üç kere kanat çırpma hareketleri yaptığını" açıkladı.</p><p></p><p>SFGate'e konuşan park sözcüsü Emily Davis, bu cihazların aktif bir üreme alanını simüle ederek "bu aktiviteyi başlatmasının" beklendiğini ve böylece gerçek adaçayı orman tavuklarının restore edilen alanda görünmeye ve yuva kurmaya başlamasının umulduğunu söyledi. Yavrular çiftleşme alanlarının yakınında yetiştirildiğinden, hayvanların ilgisi başarıyla çekilirse yerel popülasyonlar kademeli şekilde yeniden oluşturabilir.</p><p></p><p>WyoFile'a göre, 1965'ten bu yana ABD'nin batısındaki orman tavuğu sayısı yaklaşık yüzde 80 azaldı. Yayın kuruluşu, Jackson Hole'daki bir üreme alanında erkek adaçayı orman tavuğu sayısının 1950'de 73'ken geçen yıl sadece üçe düştüğünü bildiriyor.</p><p></p><p>Bu türün sayısındaki azalma, kısmen habitat kaybı ve insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Parkın güney bölgesinde bir zamanlar verimli olan sagebrush (Kuzey Amerika'ya özgü odunsu bir tür çalı bitkisi -çn.) düzlüklerinin, onlarca yıldır sığır otlatılması nedeniyle tahrip olması nedeniyle hayvanların besin kaynakları ve barınak alanları azaldı.</p><p></p><p>Otlatma faaliyetlerinin sonlandırılmasına ve yıllardır süren restorasyon çalışmalarına rağmen zorluklar devam ediyor. Bir ulusal park içindeki tek havalimanı olan yakındaki Jackson Hole Havalimanı da riskler yaratıyor. Davis'e göre 1990'la 2013 arasında uçaklarla bağlantılı kazalarda 32 kuş öldü.</p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202026/kus-2.jpg" alt="kus-2"></p><p></p><p><b><i>Yapay kuşlar, Wyoming Av ve Balıkçılık Departmanı tarafından sağlanan tüyler gibi gerçekçi malzemelerin yanı sıra battaniye ve köpük bloklar gibi doğaçlama malzemelerle yapıldı&nbsp;</i></b></p><p>&nbsp;</p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Subat%202026/kus-1.jpg" alt="kus-1"></p><p></p><p><b><i>Robotik eğitmeni Gary Duquette, robotları "bir nevi Frankenbird" diye tanımladı</i></b></p><p></p><p>Park yetkilileri ve havalimanı personeli, bu riskleri azaltmak için pistlerin güneyindeki yaklaşık 400 dönümlük eski otlak alanı yenileme, yerel bitki örtüsünü tekrar canlandırma ve açık üreme alanlarını koruma çalışmaları yürütüyor.</p><p></p><p>Yayın kuruluşuna konuşan Davis, "Restorasyonun zorluklarından biri, harika bir habitat yaratsak bile yaban hayatının her zaman çabucak ortaya çıkmaması" dedi.</p><p></p><p>Mayıs ortasına kadar sürecek bu yılki üreme sezonunda araştırmacılar, uzaktan kameralar kullanarak gerçek adaçayı orman tavuklarının robotik gösterilere tepki verip vermediğini ve yenilenen çiftleşme alanlarına geri dönüp dönmediğini takip ediyor.</p><p></p><p>Yetkililer bu girişim başarılı olursa, nihayetinde benzer robotik sistemlerin yaban hayatı yönetiminde zorluklar yaşayan diğer ulusal parklarda da kullanılabileceğini söylüyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çin derin deniz turizmine yöneldi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/cin-derin-deniz-turizmine-yoneldi-4944/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/cin-derin-deniz-turizmine-yoneldi-4944/</id>
<published><![CDATA[2026-03-25T11:31:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-25T11:31:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_69BF5A-6CDF9D-F243DC-5C42E2-7285ED-9F3D2C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kaşifleri 1000 metreye kadar derinliklere indirebilen ilk turistik derin deniz denizaltısını 2030'a kadar suya indirmeye çalışan Çin, bu alanda çoğunluğu Batılı olan birkaç girişimle rekabete hazırlanıyor.</p><p></p><p>Yerel basına göre Jiangsu eyaletinin Wuxi kentindeki Çin Gemi Bilimsel Araştırma Merkezi'nden mühendisler, her seferde üç yolcu ve bir mürettebat üyesini taşıyabilecek bir turistik denizaltı inşa etmek için çalışıyor.</p><p></p><p>Proje yaklaşık 4 yıldır geliştirilirken, prototipin bu yılın sonunda suya indirilmesi bekleniyor.</p><p></p><p>Titan'ın sahibi yolculuğu böyle pazarlıyormuş: "Karşıdan karşıya geçmekten daha güvenli"</p><p></p><p>Araştırma merkezinin müdürü Ye Cong, China Daily'ye yaptığı açıklamada, "İnsanlar bu denizaltıyla yaklaşık 1000 metre derinliğe inebilecek" diyor.</p><p></p><p>"4 yılı aşkın bir araştırma sürecinin ardından mühendisler yapısal tasarımı tamamladı" diyen müdür, prototip hazır olduğunda deniz denemeleri yapacaklarını ve "sonuçlara göre tasarımı iyileştireceklerini" ekledi.</p><p></p><p>Mühendislere göre denizaltı, geliştirilmesi en zor yapısal özellik olan panoramik bir gözlem penceresine sahip.</p><p></p><p>Çin'de halihazırda faaliyet gösteren turizm amaçlı düzinelerce denizaltı var ancak bunlar yalnızca yaklaşık 20 metreye kadar dalabiliyor ve faaliyetleri baraj gölleri, göller ve kıyı sularıyla sınırlı.</p><p></p><p>Okyanus yüzeyinin altındaki yeni dünyaları keşfetmeleri için zengin gezginleri cezbeden derin deniz denizaltı turizmi, seyahat sektörünün en ayrıcalıklı ve en az denetlenen alanlarından biri olmayı sürdürüyor.</p><p></p><p>Yalnızca bir avuç ülkenin denediği bu alan, hâlâ Batılı özel girişimlerin hakimiyetinde.</p><p></p><p>Sektörde kazalar da yaşandı.</p><p></p><p>OceanGate'e ait deneysel denizaltı Titan'ın Haziran 2023'te yaklaşık 4000 metre derinlikte içe doğru patlamasıyla, şirketin CEO'su dahil araçtaki 5 kişi hayatını kaybetmişti.</p><p></p><p>Titanik enkazına doğru yol alan Titan'ın, yetersiz mühendislik ve geminin test edilmesindeki birçok ihmal nedeniyle içe doğru patladığının daha sonra yapılan soruşturmada ortaya çıkması, derin deniz turizmindeki güvenlik standartları ve denetime dair soru işaretleri yarattı.</p><p></p><p>Hindistan da Titanik'in yattığı yerden daha derine üç kişiyi götürebildiği bildirilen yeni derin deniz denizaltısı için bir dizi "ıslak test" gerçekleştiriyor. Matsya-6000'nin, Titanik enkazının bulunduğu 3600 metrenin neredeyse iki katı derinliğe, 6000 metreye kadar inebileceği söyleniyor.</p><p></p><p>EYOS Expeditions gibi özel şirketler, ultra zengin müşteriler için sualtı dalışları düzenleyerek Triton Submarines tarafından üretilen yüksek donanımlı denizaltılarla genellikle 300-1000 metre derinliğe iniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Senegal toz bulutlarıyla kaplandı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/senegal-toz-bulutlariyla-kaplandi-4960/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/senegal-toz-bulutlariyla-kaplandi-4960/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T09:00:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T09:00:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A74CD0-433199-75016F-1750B7-D33987-1C8D68.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ulusal Sivil Havacılık ve Meteoroloji Ajansından (ANACIM) yapılan açıklamada, ülke geneli için toz uyarısı yapıldı.</p><p></p><p>Açıklamada, dün itibarıyla ülke genelinde etkisini göstermeye başlayan tozlu hava nedeniyle gerekmedikçe evden çıkılmaması, çıkıldığında da maske takılması tavsiyesinde bulunuldu.</p><p></p><p>Dakar şehir merkezinde Hava Kalitesi İndeksi (AQI) "tehlikeli" anlamına gelen 400 seviyesini aşsa da sahil hattında uyarılara aldırmadan spor yapanlar dikkati çekti.</p><p></p><p>Kent toz bulutları nedeniyle sarı bir örtüyle kaplanırken, görüş mesafesi yer yer 500 metrenin altına düştü.</p><p></p><p>Hava kalite endeksi 0-50 arası "sağlıklı" değer olarak kabul ediliyor.</p><p></p><p>Dakar'da her 1 metreküplük hava kütlesindeki mikrogramlık ince partikül kirliliği (PM2,5) seviyesi de 166'ya çıktı.</p><p></p><p>Bilimsel verilere göre, 12 ve altı PM2,5 seviyesi "sağlıklı" kabul ediliyor. Uzun süre 50 PM2,5 seviyesine maruz kalmanın ciddi sağlık sorunlarına ve erken ölüme neden olduğu biliniyor.</p><p></p><p>- Afrika'da hava kirliliği 1,1 milyon can aldı</p><p></p><p>Çöl kumundan 20 kat daha küçük, insan saç telinden 100 kat daha ince olan, mikroskobik kirlilik olarak da adlandırılan PM2,5, doğrudan akciğerlere inebiliyor, kana karışabiliyor, hamilelerde erken doğum ve düşük riskini artırıyor.</p><p></p><p>Dakar'da 2023'te ortalama PM2,5 seviyesi, Dünya Sağlık Örgütünün yıllık hava kalitesi kılavuz değerinin yaklaşık 5,6 katına çıkarak 85 olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p>Lancet Planet Health isimli derginin 2021'de yayımladığı bir araştırmada, Afrika'da 2019'da hava kirliliğinin neden olduğu hastalıklar yüzünden 1,1 milyon kişinin öldüğü ortaya konulmuştu.</p><p></p><p>Dakar, endüstriyel atıklar, eski araç kullanımı ve trafik yoğunluğu gibi nedenlerle Afrika'da havanın en kirli olduğu başkentler arasında yer alıyor.</p><p></p><p>İnsan kaynaklı hava kirliliğinin yanı sıra dünyanın en büyük toz kaynağı kabul edilen Sahra Çölü'nden gelen kumla karışık toz bulutları da Dakar ve çevresinde ciddi kirliliğe neden oluyor.</p><p></p><p>Atmosferdeki toz emisyonlarının yarısından sorumlu olan kumla karışık çöl tozu, güçlü rüzgarlarla Batı Afrika'nın kıyı bölgelerine kadar ulaşıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Isınan dünyada neden bu kadar çok kar yağıyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/isinan-dunyada-neden-bu-kadar-cok-kar-yagiyor-1946/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/isinan-dunyada-neden-bu-kadar-cok-kar-yagiyor-1946/</id>
<published><![CDATA[2026-01-31T14:20:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-31T14:20:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_4DC3F5-F2F53C-A033ED-213B93-9835AC-136753.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Rusya'nın uzak doğusundaki Kamçatka, aralık ve ocak aylarında metrelerce kar altında kalan bölgelerden biri oldu.</p><p></p><p>NASA'ya göre 1970'lerden bu yana en karlı dönemini yaşayan yarımadada iki kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.</p><p></p><p>Japonya'da 26 Ocak itibarıyla son bir haftada yoğun kar yağışı ve sert kış koşullarının 10 kişinin ölümüne neden olduğu açıklandı.</p><p></p><p>ABD'yi etkisi altına alan kar fırtınasında ise onlarca kişi hayatını kaybetti, binlerce kişiyi etkileyen elektrik kesintilerine yol açtı. 27 Ocak itibarıyla ülkede binlerce uçuş iptal edildi.</p><p></p><p>Türkiye'de Ordu'dan Bitlis, Muş ve Van'a kadar birçok kenti kaplayan beyaz örtünün kalınlığı metrelerle ifade ediliyordu.</p><p></p><p>Diyarbakır, Elazığ ve Şırnak'ta kar yağışı yerini dondurucu soğuklara bıraktı. Artan buzlanmaya bağlı olarak yaşanan düşmeler nedeniyle binlerce kişinin kırık şikayetiyle hastanelere başvurduğu bildiriliyor.</p><p></p><p>Peki bu kış gerçekten sıradışı biçimde sert mi geçiyor? BBC Türkçe Kuzey Yarımküre'yi kasıp kavuran soğuk ve kar fırtınalarını uzmanlarla konuştu.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-1.jpg" alt="kar-1"></p><p></p><p><b><i>Kamçatka'da son 30 yılın en yoğun kar yağışı görüldü.</i></b></p><p></p><p>Britanya Hava Durumu Servisi'nde Kıdemli Meteorolog Jim Dale, son haftalarda Avrupa, Türkiye, ABD, Kanada ve Japonya'da görülen yoğun kar ve düşük sıcaklıkların doğal hava durumu değişkenliği içinde değerlendirilebileceğini söylüyor.</p><p></p><p>BBC Türkçe'ye konuşan Dale, bu durumun arkasındaki atmosferik sürecin önemli olduğunun altını çiziyor:</p><p></p><p>"Polar vortex (kutuplardaki güçlü alçak basınç sistemi) normalde kutuplarda kalır. Fakat zaman zaman atmosferin yukarısında meydana gelen ani stratosferik ısınma bu dengeyi bozar. Stratosfer ısındığında, alt tabakalardaki çok soğuk hava kutuplardan dışarı taşınır" diyor.</p><p></p><p>Dale, bu soğuk havanın, okyanus değil kıta bölgelerine yönelme eğiliminde olmasının Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da sert kış koşullarını oluşturduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Öte yandan uzman meteorolog bu atmosferik süreçlerdeki iklim değişikliği etkisine dikkat çekiyor.</p><p></p><p><b>'Aşırı soğukların sıklığı ve şiddeti azalıyor'</b></p><p></p><p>2025, küresel kayıtların başladığı 1850'den bu yana en sıcak üçüncü yıl oldu, bundan daha sıcak diğer iki yıl ise 2024 ve 2023'tü.</p><p></p><p>ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'ne göre (NOAA) aralık ayı sıcaklıkları 20. yüzyıl ortalamasının 1.05 derece üzerindeydi, 2025 aralık ayı 1850'den bu yana en sıcak beşinci aralık ayı olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-3.jpg" alt="kar-3"></p><p></p><p><b><i>Japonya'da Ocak ayındaki kar yağışı mevsim normallerinin üzerindeydi.</i></b></p><p></p><p>Diğer yandan modern kayıtların başladığı 1967'den bu yana Kuzey Yarımküre'deki kar örtüsünün en az olduğu üçüncü yıl 2025 oldu.</p><p></p><p>BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nde Aşırı Hava Olayları ve İklim Değişikliği alanında Dr Abdullah Kahraman,"Aşırı soğukların sıklığı ve şiddeti 1950'lerden beri düşüşte, ve bunun nedeninin insan aktivitelerinden kaynaklanan ısınma olduğu konusunda bilimsel konsensüs yüksek" diyor.</p><p></p><p>Peki, daha fazla ısınan bir dünyada nasıl daha fazla kar yağabiliyor?</p><p></p><p><b>'Atmosferde biriken ekstra nem soğuk hava dalgalarıyla buluşuyor'</b></p><p></p><p>BBC Türkçe'ye konuşan, Londra'daki Imperial College'da Çevresel Politikalar Merkezi'nde Dr. Mariam Zachariah şöyle diyor:</p><p></p><p>"Sıcak hava dalgaları daha sık görülüyor. Ancak küresel ısınma yalnızca sıcaklıkları artırmakla kalmıyor; kutuplardaki soğuk havayı aşağıya taşıyan atmosferik dolaşım sistemlerini de etkileyebiliyor."</p><p></p><p>Aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle ilişkisi alanında uzman Zachariah'ya göre, sistemdeki değişiklikler, soğuk havanın nemli ve sıcak hava kütleleriyle karşılaşması sonucunda "kar kıyameti" gibi aşırı kar fırtınalarına yol açabiliyor.</p><p></p><p>Zachariah, aşırı hava olaylarıyla ilgili her bölgenin kendine özgü coğrafi koşullarıyla derinlemesine incelenmesinin daha net sonuçlar vereceğini de belirtiyor.</p><p></p><p>Diğer yandan uzmanlar ısınan havanın nem tutma kapasitesindeki artışa da dikkat çekiyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-4.jpg" alt="kar-4"></p><p></p><p><b><i>Dr. Abdullah Kahraman'a göre küresel ısınma genel eğilimi devam ederken yerel farklılıklar her zaman görülebilir.</i></b></p><p></p><p>Kıdemli meteorolog Jim Dale, iklim değişikliğinin okyanus ve denizlerin çoğu bölgede normalden daha fazla ısınmasına neden olduğunu belirterek "Bu da denizlerin üzerindeki atmosferin daha çok ısınmasına ve daha fazla nem tutabilmesine yol açıyor" diyor.</p><p></p><p>"Bu yüzden, Arktik'ten [Kuzey Kutup Bölgesi] gelen soğuk hava aşağı enlemlere indiğinde, Türkiye dahil birçok yerde çok yoğun kar yağışları görülebiliyor" diye ekliyor.</p><p></p><p>Dr. Abdullah Kahraman ise küresel ısınma genel eğiliminin devam ederken yerel farklılıkların her zaman görülebileceğini vurguluyor.</p><p></p><p>Buna göre, bazı yerlerde görülen aşırı kar yağışları da bu doğal dalgalanmaların bir parçası.</p><p></p><p>Kıdemli araştırmacı, "Örneğin ABD'nin doğu ve orta kesimlerinde kar normalden fazla, dağlarda ise normalden az" diyor.</p><p></p><p><b>Türkiye'de kış koşulları nelerden etkileniyor?</b></p><p></p><p>Meteroloji Genel Müdürlüğü'ne göre Türkiye'de 2025 yılı aralık ayı sıcaklığı 6.3 derece ile mevsim normallerinin 1.5 derece üzerinde gerçekleşti.</p><p></p><p>Dr. Abdullah Kahraman, Türkiye'de sonbaharda kar örtüsü normallerin çok altındayken aralık ayının son günlerindeki yağışlarla arttığını ve ocak ayında tümüyle normallerin üzerinde seyrettiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Kıdemli araştırmacı, Türkiye'nin kış koşullarını etkileyen faktörlerden ilkinin Kuzey Atlantik üzerindeki atmosferik basınç farklarındaki değişim olduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Buna göre Kuzey Atlantik Salınımı (NAO) adı verilen bu olgu, aralık sonu - ocak başında negatif fazda seyretti. Bu, Kuzey Atlantik'te yüksek ve alçak basınç arasındaki farkın azalması anlamına geliyor.</p><p></p><p>Bunun sonucunda Akdeniz bölgesine daha fazla yağış taşındı ve kar dahil yağışlar için daha uygun koşullar oluştu.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Ocak%202026/kar-2.jpg" alt="kar-2"></p><p></p><p><b><i>Kastamonu'daki Ilgaz Dağları'nda nadir görülen kar ruloları tespit edildi. Bu rulolar belirli bir sıcaklıkta rüzgarın etkisiyle oluşuyor,&nbsp;</i></b></p><p></p><p>Kahraman, diğer yandan atmosferik blokaja uygun koşullar oluşturduğunu da söylüyor.</p><p></p><p>Sözkonusu terim, normalde batıdan doğuya hareket eden bir yüksek basınç alanının bir bölgede sıkışıp kalması anlamına geliyor.</p><p></p><p>Kahraman bunun sonucunda yağışlar ya da kuraklık koşullarının bölgesel olarak ekstrem hal alabildiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Türkiye'de, "Önümüzdeki aylarda yağışların mevsim normallerinde ve kısmen üstünde olması, sıcaklıkların ise normalden yüksek olması bekleniyor" diye ekliyor.</p><p></p><p>Kahraman, dünyanın belirli bölgelerinde sıcaklıkların düşmesine katkıda bulunan La Niña'nın Türkiye için etkisinin ihmal edilebilir düzeyde olduğunu da belirtiyor.</p><p></p><p>La Niña, El Nino-Güney Döngüsü diye bilinen hava olayının üç aşamasından biri olarak tanımlanıyor.</p><p></p><p>Bu döngüde, El Nino adlı sıcak aşama, daha soğuk La Niña aşaması ve nötr aşama var.</p><p></p><p>La Niña, Pasifik Okyanusu'nda yüzey sularının normalden daha fazla soğumasıyla ortaya çıkan bir iklim olayı.</p><p></p><p>Çok güçlü bir La Niña yaşanırsa, araştırmalara göre ABD'nin bazı bölgeleri, İngiltere ve Kuzey Avrupa çok yağışlı bir kış geçirebiliyor.</p><p></p><p>La Niña aynı zamanda, Endonezya ve Avustralya gibi ülkelerin normalden daha çok yağış alması ve güneydoğu Asya'da daha hareketli bir muson mevsimi anlamına geliyor.</p><p></p><p>Uzmanlar ABD'deki kar fırtınalarına kısmen La Niña'nın katkıda bulunmuş olabileceği konusunda hemfikir görünüyor.</p><p></p><p>Buna karşın iklim değişikliğinin etkisiyle normal dalgalanmaların dışına çıkıldığı yorumunda bulunuyorlar.</p><p></p><p>Jim Dale, iklim değişikliğinin bizi, geçmişte alıştığımız "normal" hava düzenlerinden çıkıp yeni bir geçiş dönemi iklimine sürüklediğini belirtiyor.</p><p></p><p>Buna göre atmosfer ısındıkça içindeki enerji artıyor, moleküller daha hızlı hareket ediyor ve bu da hava olaylarını daha düzensiz hale getiriyor.</p><p></p><p>Bu durumun hem kış hem yaz şartlarında şiddetli fırtınalar, aşırı yağışlar, kar fırtınaları, çok yüksek rüzgârlar ve aşırı sıcaklıklar gibi beklenmedik ve daha şiddetli olaylar yaratabileceğini söylüyor.</p><p></p><p>"Bu yüzden artık yalnızca uyum sağlama (adaptasyon) ve azaltım (mitigasyon) değil; güvenlik, sağlık ve hayatta kalma açısından da düşünmemiz gerekiyor" diyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyada 2025, kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl oldu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-2025-kayitlardaki-en-sicak-ucuncu-yil-oldu-2627/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyada-2025-kayitlardaki-en-sicak-ucuncu-yil-oldu-2627/</id>
<published><![CDATA[2026-01-14T05:12:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-14T05:12:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_81C94C-6FFBCD-7D09DD-9187CB-803264-6CDA3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) bünyesindeki Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2025'teki sıcaklık dinamiklerine ilişkin bulgularını yayımladı.</p><p></p><p>Buna göre, geçen yıl dünyadaki ortalama yüzey sıcaklığı 14,97 derece ölçüldü. Bu sıcaklık, sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,47 derece yükseldi. Böylece 2025, dünyada kara yüzeyi sıcaklığı açısından kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl oldu.</p><p></p><p>Kayıtlardaki en sıcak yıl olan 2024'te küresel sıcaklık artışı sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,6 dereceye ulaşmıştı. Kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olan 2023'te ise sıcaklık artışı sanayi dönem öncesinin 1,48 derece üzerinde gerçekleşmişti.</p><p></p><p>Copernicus'e göre, mevcut uzun vadeli küresel ısınma seviyesinin sanayi öncesi dönem ortalamasının yaklaşık 1,4 derece üzerine çıktığı hesaplanıyor.</p><p></p><p>Dünyadaki mevcut ısınma hızına göre, Paris Anlaşması'nda belirlenen "küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin" 2030'a kadar aşılma riski bulunuyor ve bu aşımın, beklenenden 10 yıl erken gerçekleşebileceği öngörülüyor.</p><p></p><p>- Dünyanın en sıcak yılları son 11 yılda yaşandı</p><p></p><p>Geçen yılki sıcaklıkların ardından, dünyada son 11 yıl kayıtlardaki en sıcak yıllar oldu.</p><p></p><p>Ayrıca 2023-2025 dönemindeki ortalama sıcaklıklar, küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,5 dereceyi aştığı ilk 3 yıllık dönem olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p>Dünyada 2025, hava sıcaklıkları açısından en sıcak ikinci yıl olurken, deniz yüzeyi sıcaklığı bakımından da 20,73 dereceyle en sıcak üçüncü yıl oldu.</p><p></p><p>Antarktika, kayıtlara geçen en sıcak yıllık sıcaklığı yaşarken, Kuzey Kutbu ise en sıcak ikinci yılını geride bıraktı.</p><p></p><p>Küresel çapta devam eden ısınma nedeniyle 2025, aşırı sıcak hava dalgaları, Avrupa Asya ve Kuzey Amerika'daki şiddetli fırtınalar, İspanya, Kanada ve Güney Kaliforniya'daki orman yangınları dahil birçok bölgede olağanüstü koşulların yaşandığı bir yıl oldu.</p><p></p><p>Ayrıca, Kaliforniya merkezli araştırma kuruluşu Berkeley Earth de eş zamanlı yayımladığı analizinde 2025'in 1850'den beri kaydedilen en sıcak üçüncü yıl olduğunu tespit etti. Böylece, 2024 kayıtlardaki en sıcak ve 2023 en sıcak ikinci yıl olarak kayıtlarda kalmaya devam ediyor.</p><p></p><p>- "Dünya, Paris Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sıcaklık sınırına hızla yaklaşıyor"</p><p></p><p>ECMWF Genel Direktörü Florian Pappenberger, bulgulara ilişkin değerlendirmesinde, dünyanın en sıcak 10 yıllık dönemde olduğunu belirterek, iklim değişikliğiyle mücadelede bilimsel kanıtların önemine dikkat çekti.</p><p></p><p>C3S Direktörü Carlo Buontempo da dünyada son 11 yılın kayıtlardaki en sıcak yıllar olmasının iklim değişikliğinin önemli bir kanıtı olduğunu dile getirerek, "Dünya, Paris Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sıcaklık sınırına hızla yaklaşıyor. Bu sınırı aşmamız kaçınılmaz ve şu anda yapabileceğimiz tek şey, kaçınılmaz olan bu aşımı ve bunun toplumlar ve doğal sistemler üzerindeki etkilerini en iyi şekilde yönetmek." ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Katil mantar, dünya genelinde yayılıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/katil-mantar-dunya-genelinde-yayiliyor-7882/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/katil-mantar-dunya-genelinde-yayiliyor-7882/</id>
<published><![CDATA[2025-12-31T02:37:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-31T02:37:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BFC1B5-44E642-67E106-96AA00-DEFDDB-70FDC0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları yeni bir incelemede, yaygın mantar türü Candida auris'in ilaçlara dirençli bir çeşidinin virülansının arttığını ve küresel olarak yayıldığını uyarıyor.</p><p></p><p>Her yıl yaklaşık 6,5 milyon kişiyi etkileyen mantar enfeksiyonları, antifungal tedaviye rağmen yüzde 50'nin üzerinde yüksek bir ölüm oranına sahip.</p><p></p><p>Candida auris, özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde ölümcül enfeksiyonlara neden olabilen istilacı bir maya türü.</p><p></p><p>İlk olarak 2009'da Japonya'da bir hastanın kulak kanalında keşfedildi ve kısa sürede Hindistan da dahil birçok ülkeye yayıldı. Hindistan'da 2014'te büyük bir halk sağlığı tehdidi diye tanımlandı.</p><p></p><p>En son araştırma incelemesi, mantarın hızla yayılmasını sağlayan birkaç benzersiz özelliğini ortaya koyuyor. Candida auris halihazırda 6 kıtada en az 61 ülkede bulunuyor.</p><p></p><p>Çalışma, mantarın maya benzeri bir büyüme biçiminden filament temelli bir yayılmaya geçme becerisi nedeniyle ilaçlara karşı hızla direnç kazandığını belirtiyor. Ayrıca insan derisine "yapıştırıcı gibi" yapışmasını ve kolonileşmesini sağlayan hücre duvarı proteinlerine de sahip.</p><p></p><p>Microbiology and Molecular Biology Reviews adlı akademik dergide yayımlanan çalışma, "C. auris'in deri kolonizasyonu önemli bir tıbbi endişe kaynağı çünkü kolonize edilmiş hastalar, C. auris'in hastane içi ve hastaneler arasında diğer hastalara bulaşmasını kolaylaştırabiliyor" diye belirtiyor.</p><p></p><p>Mantar, antifungal ilaçları kendisini öldürmeden önce uzaklaştırabilen, hücre zarında bulunan "dışa atım pompaları"na sahip. Ayrıca yüzeylerde sümüksü biyofilm tabakaları oluşturmak için birbirine yapışıyor; bu da ilaçların nüfuz etmesini zorlaştırıyor.</p><p></p><p>Çalışmada, mantarın ilaçlara karşı direnç göstermesinin başka yollarının olup olmadığının bilinmediği söyleniyor. İncelemede, "C. auris enfeksiyonlarının teşhisi genellikle yanlış tanımlama nedeniyle aksıyor ve bu da uygun antifungal tedavinin başlatılmasında gecikmelere yol açıyor" diye açıklanıyor.</p><p></p><p>Bir araya getirildiğinde bu veriler, insan mantar patojenlerine karşı geniş spektrumlu aktiviteye sahip yeni antifungal ajanlar geliştirme, teşhis testlerini iyileştirme ve yüksek riskli hastaların tedavisi için bağışıklık ve aşı temelli yardımcı yöntemler geliştirme ihtiyacının altını çiziyor.</p><p></p><p>İnceleme, özellikle kaynakları kısıtlı ülkelerde, mantar hastalıklarına dair farkındalığı artırmak için daha iyi gözetim mekanizmaları yoluyla çabaların artırılması çağrısında bulunuyor. Halihazırda klinik denemelerde olan üç yeni ilacın bu mantar enfeksiyonunun tedavisi için yakında kullanıma sunulabileceği belirtiliyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2025, kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olacak</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2025-kayitlardaki-en-sicak-ikinci-yil-olacak-4310/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2025-kayitlardaki-en-sicak-ikinci-yil-olacak-4310/</id>
<published><![CDATA[2025-12-09T09:09:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-09T09:09:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_171E78-79582E-163D6D-8A4B8B-03CC7B-17EAAA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>C3S tarafından yayımlanan aylık sıcaklık analizine göre, Kasım 2025 küresel çapta kaydedilen en sıcak üçüncü kasım ayı oldu. Geçen ay, küresel yüzey sıcaklığı ortalaması 1991-2020 dönem ortalamasına göre 0,65 derece yüksek seyrederek 14,02 derece ölçüldü. Kanada'nın Kuzeyi ve Arktik Okyanusu'nda ortalamanın üzerinde sıcaklık ölçüldü.</p><p></p><p>Kasım 2025, kayıtlardaki en sıcak aynı ay olan Kasım 2023'ten 0,20 derece ve Kasım 2024'ten 0,08 derece daha soğuk geçti.</p><p></p><p>Geçen ayki ortalama yüzey sıcaklığı sanayi öncesi dönem olan 1850-1900 ortalamasına göre ise 1,54 derece artış gösterdi.</p><p></p><p>Ocak-Kasım 2025 dönemindeki ortalama sıcaklıklar ise kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olan 2023'ün aynı dönemiyle benzer özellikler göstererek 1850-1900 ortalamasından 1,48 derece yüksek gerçekleşti.</p><p></p><p>C3S, küresel sıcaklıklara ilişkin bu anomalileri dikkate alarak, 2023 ile aynı ya da çok yakın dinamikler gösteren 2025'in kayıtlardaki en sıcak ikinci yıl olacağını tahmin etti.</p><p></p><p>Böylece, 2024 kayıtlardaki en sıcak yıl olmaya devam ederken, 2023 ve 2025 en sıcak ikinci yıllar olarak kayıtlara geçecek.</p><p></p><p>Küresel ortalama sıcaklık artışının bu yıl sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,5 dereceyi aşması beklenmese de 2023-2025 dönemi bu sıcaklık eşiğinin aşıldığı ilk 3 yıllık dönem olacak.</p><p></p><p>C3S Direktör Yardımcısı ve Stratejik İklim Lideri Samantha Burgess, analize ilişkin değerlendirmesinde, geçen ay küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,54 dereceye ulaştığına dikkati çekerek, "2023-2025 dönemi de ilk kez 1,5 derece eşiğini aşma yolunda ilerliyor. Bu dönüm noktaları iklim değişikliğinin hızlanan seyrini yansıtıyor. Gelecekte artacak sıcaklıkları sınırlamanın tek yolu sera gazı emisyonlarını hızla azaltmaktır." ifadelerini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">10.000 adet fidan toprakla buluştu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/10000-adet-fidan-toprakla-bulustu-7360/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/10000-adet-fidan-toprakla-bulustu-7360/</id>
<published><![CDATA[2025-12-04T15:06:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-04T15:06:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0D9343-01D996-A64626-8783C0-6A9EE4-7B86FB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“Bir Dikili Ağacım Olsun” projesi kapsamında 10.000 adet fidan toprakla buluşturularak Civil Hatıra Ormanı oluşturuldu. Orman yangınlarında zarar gören bölgenin yeniden ağaçlandırılması amacıyla gerçekleştirilen bu anlamlı çalışma, markanın çevre duyarlılığını ve çocuklara daha yeşil bir dünya bırakma misyonunu güçlendirdi.</p><p>Civil mağazalarından yapılan alışverişlerde müşterilere 10.000 adet özel sertifika hediye edilerek Hatıra Ormanı çocuklara atfedildi. Bu sayede hem ailelerin projeye katılımı teşvik edildi hem de toplumsal farkındalık artırıldı.</p><p>02 Aralık 2026 tarihinde gerçekleşen fidan dikim etkinliğine öğrenciler, Civil genel merkez çalışanları ve ÇEKÜD gönüllüleri katıldı. Tören, Civil Mağazacılık A.Ş. İcra Kurulu Başkanı Mustafa Yıldıran ve ÇEKÜD Başkanı Süleyman Coşar tarafından birlikte gerçekleştirildi. Törende, her iki isim de projenin önemine dikkat çekti ve şu ifadeleri kullandı:</p><p>Mustafa Yıldıran:</p><p>“Civil olarak geleceğe değer katmanın sadece ürünlerle değil, doğaya sahip çıkmakla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bugün diktiğimiz her fidan, çocuklarımıza bırakacağımız daha temiz, daha yaşanabilir bir dünyanın teminatıdır. Bu projeye destek veren tüm müşterilerimize ve gönüllülerimize teşekkür ederiz.”</p><p>Süleyman Coşar (ÇEKÜD Başkanı):</p><p>“Orman yangınlarında kaybettiğimiz her ağacın yerine yüzlercesini kazandırmak, hepimizin ortak sorumluluğu. Civil’in bu büyük katkısı,hem bölgenin ekosistemini güçlendirecek hem de çocuklara çevre bilinci konusunda ilham verecek. Birlikte attığımız bu adımın uzun yıllar boyunca meyve vereceğine inanıyoruz.”</p><p>Civil’in çevre duyarlılığıyla hayata geçirdiği bu proje, çocuklara daha yaşanabilir bir gelecek bırakma hedefinin önemli bir parçası oldu. Marka, sürdürülebilir dünya için doğa dostu projelerine devam ederek toplumun her kesimini bu yolculuğa dahil etmeyi amaçlıyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın en büyük örümcek ağı keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-buyuk-orumcek-agi-kesfedildi-6230/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-buyuk-orumcek-agi-kesfedildi-6230/</id>
<published><![CDATA[2025-11-06T19:09:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-06T19:09:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_68D4F9-1798F7-DE0D1B-612CFB-E5C9DE-407015.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yunanistan ile Arnavutluk sınırında yer alan Sarantaporos Nehri yatağındaki bir mağarada, bilim insanları ‘dünyanın en büyük örümcek ağını’ buldu.</p><p></p><p>Karanlık bir mağara odasında keşfedilen devasa ağ, yaklaşık 106 metrekarelik bir alanı kaplıyor ve içinde 111 binden fazla örümcek yaşıyor.</p><p></p><p>‘Subterranean Biology’ dergisinde yayımlanan araştırmaya göre bu ‘akıl almaz’ koloni, mağaranın sürekli karanlıkta kalan bir bölümünde yer alıyor.</p><p></p><p><b>Dev bir mozaik görünümünde</b></p><p></p><p>Ağ, mağaranın girişine yakın, tavanı alçak ve dar bir koridor boyunca uzanıyor ve binlerce huni biçimli küçük ağın birleşiminden oluşan dev bir mozaik görünümünde.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya Bankası'nda ürperten su kaybı açıklaması</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-bankasinda-urperten-su-kaybi-aciklamasi-5907/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-bankasinda-urperten-su-kaybi-aciklamasi-5907/</id>
<published><![CDATA[2025-11-05T10:00:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-05T10:00:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7CB30C-61DA5A-D8B5B3-226F00-78BD0B-D86613.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bankadan yapılan açıklamada, Küresel Su İzleme Raporu'nun ilk sayısının "Kıtalar Kuruyor: Ortak Geleceğimiz İçin Bir Tehdit" başlığıyla yayımlandığı belirtildi.</p><p></p><p>Dünyanın her yıl 324 milyar metreküp tatlı su kaybı yaşadığı aktarılan açıklamada, bu miktarın yılda 280 milyon insanın ihtiyacını karşılamaya yeterli olduğu vurgulandı. Açıklamada, bu kayıpların kötüleşen kuraklık ve kötü fiyatlandırma politikaları, zayıf koordinasyon, ormansızlaşma, sulak alan tahribatı ile aşırı sulama gibi sürdürülemez arazi ve su uygulamalarından kaynaklandığı ifade edildi.</p><p></p><p>Küresel su kullanımının 2000 yılından bu yana yüzde 25 arttığına işaret edilen açıklamada, bu artışın üçte birinin halihazırda kurak olan bölgelerde gerçekleştiği bilgisi paylaşıldı.</p><p></p><p>Açıklamada, buna Orta Amerika, Doğu Avrupa'nın büyük bir bölümü ve Kuzey Hindistan gibi tatlı su kıtlığıyla karşı karşıya olan bölgelerin de dahil olduğu, ancak su sıkıntısının Brezilya'nın güneydoğusu gibi hızlı tarımsal, endüstriyel ve kentsel büyümenin yaşandığı, tarihsel olarak su açısından zengin bölgelerde de ortaya çıktığı vurgulandı.</p><p></p><p>Sahra Altı Afrika'da kuraklıkların her yıl 600 bin ila 900 bin kişiyi işsiz bıraktığına dikkati çekilen açıklamada, bu durumun orantısız şekilde kadınları, yaşlıları, topraksız çiftçileri ve düşük vasıflı işçileri etkilediği kaydedildi.</p><p></p><p>Son 20 yılda dünya genelinde daha fazla su tüketen ürünlerin yetiştirilmesine doğru bir kayma yaşandığına değinilen açıklamada, verimsizlikle birleşen bu yapısal değişimin halihazırda su sıkıntısı çeken ülkelerde su talebini daha da artırdığının altı çizildi.</p><p></p><p>Açıklamada, teknolojiler, düzenlemeler ve kamu farkındalığı yoluyla su talebinin daha verimli yönetilmesinin, geri dönüşüm, deniz suyu arıtımı ve geliştirilmiş depolama yoluyla alternatif su arzının artırılmasının ve sektörler ile bölgeler arasında suyun adil ve etkili dağılımının sağlanması gerektiği kaydedildi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Havadan su toplayan boya üretildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/havadan-su-toplayan-boya-uretildi-9587/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/havadan-su-toplayan-boya-uretildi-9587/</id>
<published><![CDATA[2025-11-04T05:24:16+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-04T05:24:16+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7BCACD-14B9CC-D53B63-061BD0-8077C7-C1AB8D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avustralya'da araştırmacılar atmosferden temiz su toplarken yüzey sıcaklıklarını 6 dereceye kadar düşürebilen yeni bir dış mekan boyası geliştirdi.</p><p></p><p>Sidney Üniversitesi'nden bir ekip ve Dewpoint Innovations adlı girişim tarafından geliştirilen bu buluş, ekstrem hava koşullarında binaların serinletilmesini ve kurak bölgelerdeki su kıtlığının giderilmesini sağlayabilir.</p><p></p><p>Malzemenin 6 aylık denemeleri, kaplamanın metrekare başına günde 390 ml su toplayabildiğini ortaya koydu; bu da boyayla kaplanmış 12 metrekarelik bir yüzeyle bir kişinin günlük içme suyu ihtiyacının karşılanabileceği anlamına geliyor.</p><p></p><p>Araştırma ekibine liderlik eden Sidney Üniversitesi Nano Enstitüsü'nden Profesör Chiara Neto, "Bu teknoloji sadece serin çatı kaplama bilimini ilerletmekle kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir, düşük maliyetli ve merkezi olmayan temiz su kaynaklarının da kapısını açıyor; bu da iklim değişikliği ve artan su kıtlığı karşısında kritik bir ihtiyaç" dedi.</p><p></p><p>Nemli koşullar ideal olsa da gece neminin arttığı kurak ve yarı kurak bölgelerde bile çiy oluşabilir. Önemli olan yağmurun yerini almak değil, onu desteklemek; diğer kaynakların kısıtlı olduğu yer ve zamanda su sağlamak.</p><p></p><p>Boya, güneş ışığının yüzde 97'sine kadarını yansıtarak ve çevredeki havaya ısı yayarak çalışıyor.</p><p></p><p>Daha soğuk yüzey, atmosferdeki su buharının yoğunlaşıp damlacıklar haline gelmesi için gereken koşulları yaratıyor; tıpkı sıcak bir duş sırasında banyo aynasının buğulanması gibi.</p><p></p><p>Eğimli bir çatıya yerleştirilen su damlacıkları boyadan akıp bir olukta birikiyor.</p><p></p><p>Dewpoint Innovations'ın teknoloji sorumlusu Dr. Ming Chiu, "Tasarımımız iç gözenekli yapısı sayesinde yüksek yansıtma özelliğine ulaşarak, pigment bazlı kaplamaların çevresel dezavantajları olmadan dayanıklılık sunuyor" dedi.</p><p></p><p>UV ışınlarını emen malzemeleri kaldırarak, dağınık yansımadan kaynaklanan parlamayı önlerken, geleneksel güneş yansıtma sınırını aşıyoruz. Performans ve görsel konfor arasındaki bu denge, entegrasyonu kolaylaştırıyor ve boyanın gerçek dünyada uygulanmasını çok daha cazip hale getiriyor.</p><p></p><p>Bu çığır açan gelişme, Advanced Functional Materials adlı akademik dergide yayımlanan "Passively cooled paint-like coatings for atmospheric water capture" (Atmosferik su yakalama için pasif soğutmalı boya benzeri kaplamalar) başlıklı çalışmada ayrıntılı olarak ele alındı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın ormanları yangın tehdidi altında</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-ormanlari-yangin-tehdidi-altinda-1862/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-ormanlari-yangin-tehdidi-altinda-1862/</id>
<published><![CDATA[2025-07-29T12:45:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-07-29T12:45:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_ADB356-1D6A9B-320BDD-C54712-7173E7-A4D66A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>"Dünyanın akciğerleri" olan ormanlar, küresel ısınmayla artan sıcaklıklar ve ağırlıklı olarak insan kaynaklı ihmaller nedeniyle büyük zarar görüyor. Son dönemde Güney Avrupa ülkeleri başta olmak üzere özellikle geniş alana yayılan orman yangınlarının hızı ve kapsamı, iklim değişikliği nedeniyle riskli boyutlara ulaştı.</p><p></p><p>Avrupa Orman Yangınları Bilgi Sistemi verilerinden derlenen bilgilere göre, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yılın başından bu yana çıkan orman yangınlarında 29 Temmuz itibarıyla 292 bin 855 hektar büyüklüğünde alan yandı. Söz konusu kayıp bu dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre 2 katın üzerinde artış gösterdi.</p><p></p><p>AB ülkelerinde 1 Ocak-29 Temmuz döneminde 1339 yangın çıktı. Yangın sayısı, 2006-2024 döneminde ortalama 597 oldu. 2024'te ise 900 orman yangını çıktı.</p><p></p><p>AB ülkeleri arasında orman yangınları kaynaklı alan kaybının en fazla arttığı ülkelerden biri Romanya oldu. Ülkede "yangın sezonu" bu yıl "olağanüstü yoğun ve yıkıcı" şekilde yaşanırken, bu yılki orman yangınlarında zarar gören alanın büyüklüğü geçen yıla göre 5 kattan fazla artarak 123 bin hektarı aştı.</p><p></p><p>İtalya'da yılın başından bu yana orman yangınlarında zarar gören alan büyüklüğü, geçen yılın aynı dönemine göre 2 kata yakın artışla 34 bin 18 hektara çıktı.</p><p></p><p>Fransa'da da orman yangınlarında bu dönemde yanan alan büyüklüğü geçen yıla göre 2 kat artarak 23 bin 471 hektara ulaştı.</p><p></p><p>Almanya'da geçen yılın aynı döneminde orman yangınları 280 hektarlık alanın zarar görmesine yol açarken, bu yıl 4 bin 969 hektar alan yangınlardan etkilendi.</p><p></p><p>İspanya'da bu yılki yangınlarda 35 bin 923 hektar, Yunanistan'da 18 bin 360 hektar ve Portekiz'de 10 bin hektar alan yandı.</p><p></p><p>İrlanda, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Macaristan, İsveç ve Hollanda'da yangınlar, giderek daha fazla alanın zarar görmesine yol açıyor.</p><p></p><p>AB dışındaki Avrupa ülkelerinde 29 Temmuz itibarıyla orman yangınlarında 536 bin hektar alan zarar gördü.</p><p></p><p>Bu dönemde Birleşik Krallık'ta 45 bin 748, Bosna Hersek'te 23 bin 454, Sırbistan'da 16 bin 706, Karadağ'da 14 bin 88, Kosova'da 4 bin 926 ve Norveç'te 2 bin 412 hektar alan orman yangınlarından etkilendi.</p><p></p><p>- Rusya ve Kanada'da da yangınların zarar verdiği ormanlık alanların büyüklüğü artıyor</p><p></p><p>Orman yangınları ve artan sıcaklıklar tüm dünyada tehdit oluşturmaya devam ederken, geniş ormanlık alanlara sahip Rusya, Brezilya, Kanada, Avustralya ve ABD gibi ülkeler de en çok zarar gören bölgeler arasında yer alıyor.</p><p></p><p>Tüm dünyada 2001 ile 2024 yılları arasında toplam 152 milyon hektarlık ormanlık alan yangınlar nedeniyle kaybedildi.</p><p></p><p>Dünyanın en fazla ormanlık alana sahip ülkesi Rusya, her yıl başta Sibirya olmak üzere geniş alanları kaplayan ve aylarca süren orman yangınlarıyla mücadele ediyor.</p><p></p><p>Global Forest Watch verilerine göre, dünyanın coğrafi açıdan en büyük ülkesi Rusya'da orman yangınlarında 2001-2024 döneminde her yıl ortalama 2,6 milyon hektar ormanlık alan yok oldu. Yangınlardan 2001'de 1,16 milyon hektar ormanlık alanın etkilendiği ülkede geçen yıl 4,11 milyon hektar ormanlık alan yandı.</p><p></p><p>Kanada'da ise yılda ortalama 1,86 milyon hektar ormanlık alan yangınlardan zarar görüyor. Ülkede özellikle son 3 yılda orman yangınlarında önemli artış görülürken, 2024'te yangınlardan etkilenen alanın büyüklüğü 4,35 milyon hektara yükseldi.</p><p></p><p>- ABD'de yılda ortalama 551 bin hektar ormanlık alan yangınlar nedeniyle zarar görüyor</p><p></p><p>Yılda ortalama 551 bin hektar ormanlık alanın yangınlar nedeniyle zarar gördüğü ABD'de ise 2001'de 309 bin hektarlık alan yanarken, geçen yıl bu büyüklük 504 bin hektar oldu.</p><p></p><p>Geniş Amazon yağmur ormanlarına sahip Brezilya da küresel ısınma ve iklim değişikliğinden etkilenen ülkeler arasında üst sıralarda yer alıyor.</p><p></p><p>Yılda ortalama 538 bin hektarlık alanın yangınlar nedeniyle zarar gördüğü Brezilya'da, orman yangınlarının etkilediği alan 2001'de 127 bin hektarken geçen yıl 2,33 milyon hektar oldu.</p><p></p><p>Avustralya ise yılda ortalama 275 bin hektarlık orman alanını yangınlarda kaybediyor. Ülkede 2001'de 154 bin hektar ormanlık alan yangınlardan etkilendi. Yangınlar nedeniyle zarar gören ormanlık alanların büyüklüğü 2024'te 125 bin hektara geriledi. Avustralya'nın Eylül 2019 ile Mart 2020 arasında çıkan yoğun yangınlarda kaybettiği ormanlık alan büyüklüğü 3,49 milyon hektar olmuştu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Tıbbi malzeme yiyen hastane bakterisi bulundu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/tibbi-malzeme-yiyen-hastane-bakterisi-bulundu-4181/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/tibbi-malzeme-yiyen-hastane-bakterisi-bulundu-4181/</id>
<published><![CDATA[2025-05-27T08:30:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-05-27T08:30:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6F0C5F-238327-AE8CB7-925861-8A034D-976388.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 559 bin insanın ölümüne yol açan Pseudomonas aeruginosa adlı bakteri, tıbbi plastiklere dair endişeleri artıran yeni bir özelliğiyle gündemde. Bilim insanları, bir hastanın yara enfeksiyonundan izole edilen bu bakterinin özel bir enzim sayesinde bazı plastik türlerini parçalayıp enerji kaynağı olarak kullandığını ortaya koydu.</p><p></p><p>Araştırmaya göre, genellikle kateter, dikiş ipliği ve biyolojik olarak parçalanabilen implantlarda kullanılan polikaprolakton (PCL) adlı medikal plastik, bu bakteri türü için adeta bir “besin deposu” görevi görüyor. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, P. aeruginosa’nın bu malzemeyi sindirerek büyüdüğü gözlemlendi.</p><p></p><p><b>Pap1 enzimi: Plastiği parçalıyor, bakteriyi besliyor</b></p><p></p><p>Araştırma kapsamında incelenen P. aeruginosa türü, Pap1 adı verilen özel bir enzim üretiyor. Laboratuvar deneylerinde bu enzimin yalnızca plastiği parçalamakla kalmadığı, aynı zamanda bakterinin bu malzemeyi besin olarak kullanarak çoğalmasını sağladığı belirlendi.</p><p></p><p><b>Plastikten beslenen dayanıklı biyofilmler</b></p><p></p><p>Bu bakteri türü, bağışıklık sisteminden ve antibiyotiklerden korunmak için biyofilm adı verilen koruyucu tabakalar oluşturuyor. Araştırmacılar, bakterinin plastik yüzeylerde çok daha büyük ve dirençli biyofilmler geliştirdiğini tespit etti.</p><p></p><p>Dahası, plastiğin parçalanan bileşenleri biyofilmin yapısına entegre edilerek bu tabakanın daha sağlam hale gelmesine katkı sağlıyor. Plastik, enfeksiyonun tedaviye karşı direncini artırıyor.</p><p></p><p><b>Tıbbi cihazlarda yeni riskler</b></p><p></p><p>Elde edilen bulgular, özellikle kateterler, ortopedik implantlar ve yanık tedavisinde kullanılan hidrojel pedler gibi plastik bazlı tıbbi cihazların güvenliği açısından endişe verici. Araştırmacılar, bakterilerin bu cihazlara yerleşip onları parçalayarak tedavi başarısını riske atabileceğine dikkat çekiyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çevreye zarar vermeden tüketilebilecek et miktarı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/cevreye-zarar-vermeden-tuketilebilecek-et-miktari-9182/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/cevreye-zarar-vermeden-tuketilebilecek-et-miktari-9182/</id>
<published><![CDATA[2025-04-28T19:26:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-28T19:26:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_082AA9-48A210-73A80A-8F235D-FA6875-05ABF0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hayvancılığın küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 15'inden sorumlu olduğu tahmin edildiğinden, araştırmacılar yıllardır protein ihtiyacını karşılamak için et tüketiminin azaltılıp baklagil alımının artırılması çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>İnsanları, etin haftada bir kereden daha az yendiği bitki temelli "fleksitaryen" bir diyet benimsemeye çağırıyorlar.</p><p></p><p>Ancak haftada tam olarak ne kadar et tüketilmesinin tavsiye edildiği belirsizliğini koruyor. Danimarka Teknik Üniversitesi'nden sürdürülebilir kalkınma uzmanı Caroline Gebara, "Artık çoğu kişi hem çevrenin korunması hem de sağlıkla ilgili nedenlerle daha az et yememiz gerektiğinin farkında. Ancak 'daha az'ın ne kadar olduğunu ve büyük resimde gerçekten fark yaratıp yaratmadığını anlamak zor" diyor</p><p></p><p>Nature Food adlı akademik dergide yayımlanan bu son çalışma, bu miktarı haftada yaklaşık 255 gram olarak belirledi.</p><p></p><p>Dr. Gebara, "Süpermarketteyken gözünüzde canlandırabileceğiniz ve düşünebileceğiniz somut bir rakam hesapladık, haftada 255 gram kümes hayvanı veya domuz eti" dedi.</p><p></p><p>Bu, yaklaşık iki tavuk göğsü filetosuna eşdeğer ve bir kişinin gezegene zarar vermeden haftada tüketebileceği et sınırı.</p><p></p><p>Bu rakam sadece kümes hayvanları ve domuz eti için geçerli. Çalışma, "mütevazı bir sığır eti tüketiminin" bile gezegenin kaldırabileceği sınırı aştığı uyarısını yapıyor.</p><p></p><p>Dr. Gebara, "Hesaplamalarımız, bir kişinin diyetindeki mütevazı miktarda kırmızı etin bile, çalışmada incelediğimiz çevresel faktörlere dayanarak gezegenin kaynakları yeniden üretebileceği miktarla uyumsuz olduğunu gösteriyor" dedi.</p><p></p><p>Ancak et içeren diyetler de dahil hem sağlıklı hem de sürdürülebilir olan pek çok başka beslenme şekli var.</p><p></p><p>Çalışma, sürdürülebilir gıda tercihlerini desteklemek için daha iyi siyasi rehberlik ve kamusal çerçeveler oluşturulması çağrısında bulunuyor.</p><p></p><p>Araştırma, karbondioksit emisyonları, su ve arazi kullanımı gibi çevresel faktörlerin yanı sıra farklı diyetlerin sağlık üzerindeki etkilerini de göz önünde bulunduruyor.</p><p></p><p>11 çeşit diyetin 100 binden fazla varyasyonunun incelendiği çalışmada, bunların çevre ve sağlık üzerindeki etkileri hesaplandı. Orta düzeyde kırmızı et tüketiminin bile gezegenin sürdürülebilirlik sınırlarını aştığı sonucuna varıldı.</p><p></p><p>Öte yandan, pesketaryen, vejetaryen ya da vegan bir diyetin, gezegenin destekleyebileceği sınırlar içinde olma ihtimalinin çok daha yüksek olduğu belirtiliyor.</p><p></p><p>Süt ürünleri veya yumurta ilaveli vejetaryenlik gibi karışık diyetler de sürdürülebilir olabilir. Dr. Gebara, "Örneğin hesaplamalarımız, sizin için önemliyse, peynir yemenin ve aynı zamanda sağlıklı ve iklim dostu bir diyet benimsemenin mümkün olduğunu gösteriyor" dedi.</p><p></p><p>Aynı durum yumurta, balık ve beyaz et için de geçerli ancak tabii ki diyetinizin geri kalanının nispeten sağlıklı ve sürdürülebilir olması gerek. Fakat ya hep ya hiç olmak zorunda değil.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ege Denizi'ni tehdit eden su altı volkanı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ege-denizini-tehdit-eden-su-alti-volkani-2927/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ege-denizini-tehdit-eden-su-alti-volkani-2927/</id>
<published><![CDATA[2025-04-21T16:57:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-21T16:57:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FA014F-B056F7-4BF6C9-92F2BE-2085B5-01487A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Büyük bir antik patlama, geniş bir krater ve at nalı şeklinde bir kenar bırakarak rüya gibi Yunan adasını ortaya çıkarttı.</p><p></p><p>Şimdi bilim insanları ilk kez bir sonraki büyük felaketin ne kadar tehlikeli olabileceğini araştırıyor.</p><p></p><p>BBC News, ipucu arayan İngiliz araştırma gemisi Discovery'de bir gün geçirdi.</p><p></p><p>Sadece birkaç hafta önce, Santorini'nin 11 bin sakininin neredeyse yarısı, ada bir dizi deprem yaşarken kaçmak zorunda kalmıştı.</p><p></p><p>Döner restoranlar, AirBnB'den kiralanan evlerdeki jakuziler ve zengin volkanik topraklardaki üzüm bağlarıyla dolu beyaz köylerin altında, iki tektonik plakanın yerkabuğunda öğütüldüğünü hatırlatmıştı.</p><p></p><p>İngiltere'nin Ulusal Oşinografi Merkezi'nde son derece tehlikeli denizaltı volkanları konusunda uzman olan Prof. Isobel Yeo bu göreve liderlik ediyor.</p><p></p><p>Dünyadaki volkanların yaklaşık üçte ikisi su altında, ancak bunlar neredeyse hiç izlenmiyor.</p><p></p><p>"Vezüv gibi daha ünlü olanlara kıyasla, tehlikelerini anlamak açısından biraz 'gözden ırak, gönülden ırak' gibi" diyor profesör, güvertede iki mühendisin araba büyüklüğünde bir robotu geminin bordasından çekişini izlerken.</p><p></p><p>Depremlerin hemen ardından gelen bu çalışma, bilim insanlarının ne tür sismik işaretlerin volkanik bir patlamanın yakın olduğunu gösterebileceğini anlamalarına yardımcı olacak.</p><p></p><p>Isobel, Santorini'nin son patlamasının 1950'de olduğunu, ancak 2012 gibi yakın bir tarihte bir "huzursuzluk dönemi" yaşandığını söylüyor.</p><p></p><p>Magma volkanların odalarına akmış ve adalar "şişmiş".</p><p></p><p>Isobel "Sualtı volkanları gerçekten büyük, gerçekten yıkıcı patlamalara yol açabilir yapabilir" diyor:</p><p></p><p>"Küçük patlamalara ve yanardağın güvenli davranmasına alıştıysanız, yanlış bir güvenlik duygusuna kapılıyorsunuz. Bir sonrakinin de aynı olacağını varsayıyorsunuz ama olmayabilir de."</p><p></p><p>2022'de Büyük Okyanus'ta meydana gelen Hunga Tunga patlaması bugüne kadar kaydedilen en büyük sualtı patlamasına yol açmış, Atlantik Okyanusu'nda tsunami yaratmış ve şok dalgaları İngiltere'de bile hissedilmişti.</p><p></p><p>Yanardağın yakınındaki Tonga'daki bazı adalar haritadan silindi.</p><p></p><p>Gemide ayaklarımızın altında, 300 metre derinlikte fokurdayan sıcak bacalar var.</p><p></p><p>Yeryüzündeki bu çatlaklar deniz tabanını, çıkıntılı kayalar ve gaz bulutlarından oluşan parlak turuncu bir dünyaya dönüştürüyor.</p><p></p><p>Isobel "Bazı gezegenlerin yüzeyi hakkındaki bilgimiz, Santorini açıklarındaki deniz tabanı hakkındaki bilgimizden daha fazla" diyor.</p><p></p><p>Robot, sıvıları, gazları toplamak ve kaya parçalarını koparmak için deniz tabanına iniyor.</p><p></p><p>Bu bacalar hidrotermal, yani çatlaklardan sıcak su çıkıyor ve genellikle volkanların yakınında oluşuyorlar.</p><p></p><p>Isobel ve dünyanın dört bir yanından 22 bilim insanının bir ay boyunca bu gemide bulunmasının nedeni de bu.</p><p></p><p>Şimdiye kadar hiç kimse, bu bacalardaki deniz suyu magma ile karıştığında bir yanardağın daha fazla mı yoksa daha az mı patlayıcı hale geldiğini anlayamadı.</p><p></p><p>Isobel şöyle açıklıyor:</p><p></p><p>"Hidrotermal sistemin haritasını çıkarmaya çalışıyoruz. Bu, karada harita yapmaya benzemiyor.</p><p></p><p>"Dünyanın içine bakmak zorundayız."</p><p></p><p>Discovery, Santorini'nin patlama çukurunu araştırıyor ve adanın yaklaşık 7 km. kuzey doğusunda, bu bölgedeki diğer büyük yanardağ olan Kolumbo'ya doğru gidiyor.</p><p></p><p>İki yanardağın yakında patlaması beklenmiyor ancak bu sadece bir zaman meselesi.</p><p></p><p>Deprem krizi sırasında her gün toplanan hükümet acil durum grubunun bir üyesi olan Prof. Paraskevi Nomikou, keşif gezisinin Yunanistan'ın Sivil Koruma Kurumu için veri setleri ve jeolojik tehlike haritaları oluşturacağını belirtiyor.</p><p></p><p>Kendisi de Santorinili ve büyükbabasından geçmişteki depremleri ve patlamaları dinleyerek büyümüş.</p><p></p><p>Yanardağ ona jeolog olması için ilham vermiş.</p><p></p><p>"Bu araştırma çok önemli, çünkü yerel halkı volkanların ne kadar aktif olduğu konusunda bilgilendirecek ve bir patlama sırasında erişimin yasak olacağı alanın haritasını çıkaracak" diyor.</p><p></p><p>Santorini deniz tabanının hangi bölümlerinin en tehlikelileri olduğunu ortaya çıkaracağını da ekliyor.</p><p></p><p>Bu görevler inanılmaz derecede pahalı olduğundan, bilim insanları 12 saatlik vardiyalar halinde çalışırken Isobel gece gündüz deneyler yapıyor.</p><p></p><p>Newfoundland'daki Kanada Memorial Üniversitesi'nde profesör olan John Jamieson, bize bacalardan çıkarılan volkanik kayaları gösteriyor.</p><p></p><p>"Sakın dokunma" diye uyarıyor, "İçi arsenik dolu."</p><p></p><p>Altın tozlu siyah ve turuncu bir beze gibi görünen bir diğerini göstererek şöyle açıklıyor:</p><p></p><p>"Bu gerçek bir gizem - neden yapıldığını bile bilmiyoruz."</p><p></p><p>Bu kayalar volkanın içindeki sıvı, sıcaklık ve malzemenin tarihini anlatıyor:</p><p></p><p>"Bu, diğerlerinden farklı bir jeolojik ortam - gerçekten heyecan verici."</p><p></p><p>Ancak görevin kalbi, dört kişinin duvara monte edilmiş ekranlara baktığı güvertedeki karanlık bir nakliye konteynerinde atıyor.</p><p></p><p>İki mühendis, bir oyun konsoluna yakışacak bir kumanda kolu kullanarak su altı robotunu yönlendiriyor.</p><p></p><p>Isobel ve Paraskevi, robotun bulduğu bir sıvı havuzunda ne olduğuna dair teorilerini paylaşıyor.</p><p></p><p>Volkanın çevresinde, sistem içinde hareket eden ve kırılmalara neden olan sıvının yol açtığı çok küçük depremler kaydettiler. Isobel bize kırıkların yankılandığı bir ses kaydı dinletiyor. Sanki bir gece kulübündeki bas seslerin yükselip alçalması gibi.</p><p></p><p>Elektromanyetik bir alan göndererek sıvının kayalar içinde nasıl hareket ettiğini belirlediler.</p><p></p><p>Bu, hidrotermal sistemin bir patlamanın meydana geldiği volkanın magma odasına nasıl bağlandığını gösteren 3 boyutlu bir harita oluşturuyor.</p><p></p><p>"Biz insanlar için bilim yapıyoruz, bilim insanları için bilim değil. İnsanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak için buradayız" diyor Paraskevi.</p><p></p><p>Santorini'de yaşanan son deprem krizi, ada sakinlerinin sismik tehditlere ne kadar açık olduğunu ve turizme ne kadar bağımlı olduklarını gözler önüne serdi.</p><p></p><p>Karada ise fotoğrafçı Eva Rendl, düğün çekimleri için en sevdiği yerde benimle buluştu. Şubat ayında meydana gelen depremler sırasında kızıyla birlikte adayı terk etmiş.</p><p></p><p>Şimdi geri döndü ama işler daha yavaş. "İnsanlar rezervasyonlarını iptal etti. Normalde çekimlere Nisan'da başlarım ama ilk işim Mayıs'a kaldı" diyor Eva.</p><p></p><p>Santorini'nin lüks kasabası Oia'nın ana meydanında, İngiliz-Kanadalı turist Janet bize 10 kişilik grubundan altısının tatillerini iptal ettiğini söylüyor.</p><p></p><p>Deprem ve yanardağ olasılıkları hakkında daha doğru bilimsel bilgilerin, insanların kendilerini daha güvende hissetmelerine yardımcı olacağına inanıyor.</p><p></p><p>"Google uyarılarını alıyorum, bilim insanlarının uyarılarını alıyorum ve bu kendimi güvende hissetmeme yardımcı oluyor" diyor.</p><p></p><p>Ancak Santorini her zaman rüya gibi bir yer olacak.</p><p></p><p>Imerovigli'de, mükemmel kareyi yakalamak için kavisli çatılara tırmanan iki kişi görüyoruz.</p><p></p><p>Sadece 15 dakikadır evli olan çift Letonya'dan gelmiş ve adanın sualtı riskleri onları yıldırmamış.</p><p></p><p>Eşi Kristina'yla birlikteyken "Aslında bir volkanın yanında evlenmek istiyorduk" diyor Tom.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Her ay 1200 euro verilen deneyde sürpriz sonuç</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/her-ay-1200-euro-verilen-deneyde-surpriz-sonuc-1038/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/her-ay-1200-euro-verilen-deneyde-surpriz-sonuc-1038/</id>
<published><![CDATA[2025-04-13T17:15:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-13T17:15:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5BC8B9-F2BA96-32F665-6745F8-E101FC-C099DC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Almanya'da "evrensel temel gelir" uygulamasının etkilerini ölçebilmek için yapılan deneyin sonuçları açıklandı.&nbsp;</p><p></p><p>Mein Grundeinkommen (Temel Gelirim) adlı kâr amacı gütmeyen örgütün yürüttüğü projede, Haziran 2021'den Mayıs 2024'e kadar 122 kişiye her ay 1200 euro verildi.&nbsp;</p><p></p><p>Halihazırda ayda 1100-2600 euro kazanan ve 21-40 yaşlarındaki kişilerin dahil edildiği çalışmaya katılanlara, bu 1200 euroyu istedikleri gibi harcayabilecekleri söylendi.&nbsp;</p><p></p><p>Tek istenen şey, her 6 ayda bir anket doldurmaları oldu. Bu anketle mali durumları, çalışma düzenleri, akıl sağlıkları ve sosyal etkileşimleri ölçüldü.&nbsp;</p><p></p><p>Deneyin sonucunda bu kişilerin tam zamanlı çalışmayı sürdürme eğilimi gösterdiği bulundu.&nbsp;</p><p></p><p>Katılımcılar, tıpkı kontrol grubundaki hiç para almayan 1580 kişi gibi, haftada ortalama 40 saat çalıştı.</p><p></p><p>Ancak iş değiştirme ve daha ileri düzeyde eğitim alma eğilimleri arttı. İş hayatından ve gelirlerinden daha memnun oldukları görüldü.&nbsp;</p><p></p><p>Ayrıca hayatlarının daha değerli ve anlamlı olduğunu bildiren katılımcılar, akıl sağlıklarında düzelme hissettiklerini de vurguladı.&nbsp;</p><p></p><p>Viyana Üniversitesi'nden Susann Fiedler, yürüttükleri araştırmayla ilgili olarak "İnsanların hiçbir şey yapmamayı çok sevdiklerine dair hiçbir kanıt yok" dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Diğer yandan araştırmayı eleştiren bilim insanları, deneyde yer alan kişi sayısının az olmasına ve kaç saat çalıştıklarının katılımcılara sorulmasına işaret ediyor.&nbsp;</p><p></p><p>Evrensel temel gelir, devletin her bireye düzenli gelir sağlamasını öneriyor. Böylece herkesin bir nebze de olsa maddi özgürlük kazanarak daha rahat iş değiştirebileceği, başkalarına bakabileceği, yeni beceriler edinebileceği, girişimcilik yapabileceği ve diğer yaratıcı arayışlara girebileceği düşünülüyor.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Bu fikri savunan çok sayıda kişi var. Örneğin Elon Musk, 2018'de yaptığı bir açıklamada yapay zekanın insanların işlerini ellerinden alması durumunda bu modelin gerekli olacağını savunmuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Benzer uygulamalar dünyanın başka yerlerinde de yapılıyor. Yalnızca ABD'de 160 civarında deney gerçekleştirildi.</p><p></p><p>2019'da Kaliforniya eyaletine bağlı Stockton'da başlatılan bir uygulamada katılımcılara ayda 500 dolar verilmişti. Araştırmacılar kamu sağlığına dair çok olumlu etkiler gözlemlediklerini bildirmişti.&nbsp;</p><p></p><p>Bu fikir, Avrupa'da da özellikle Kovid-19 pandemisi sırasında yaygınlaştı. Oxford Üniversitesi'nin 2020'de yaptığı bir araştırma, Avrupalıların yüzde 71'inin evrensel temel geliri istediğini bulmuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Fikre karşı çıkanlar, pek çok kişinin az parayla geçinmeye razı olup tembelleşeceğini savunuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Independent Türkçe, CNN, The Times</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İran'da Lale Festivali düzenlendi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iranda-lale-festivali-duzenlendi-5238/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iranda-lale-festivali-duzenlendi-5238/</id>
<published><![CDATA[2025-04-10T16:30:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-04-10T16:30:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_13691D-00C816-B74FD3-9DF63B-53DA8A-879DD3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Başkent Tahran’a 35 kilometre uzaklıkta yer alan Elburz eyaletine bağlı Kerec'de düzenlenen ve bu yıl 11'ncisi gerçekleştirilen festival, Şehid Çamran Parkı'ndaki "Çiçekler Bahçesi" adı verilen alanda ziyaretçilerini ağırladı.</p><p></p><p>Geniş yelpazede her çeşit lalelerin sergilendiği festivale bitki severlerin yoğun ilgi gösterdiği dikkati çekti.</p><p></p><p>Çeşitli kentlerden binlerce İranlı, yaklaşık bir hafta süren ve 150 binden fazla lale çiçeğinin bulunduğu festivali ziyaret etme imkanı buldu. Festival cuma günü sona erecek.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Devasa "kutsal" kapok ağacı asırlara meydan okuyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/devasa-kutsal-kapok-agaci-asirlara-meydan-okuyor-8003/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/devasa-kutsal-kapok-agaci-asirlara-meydan-okuyor-8003/</id>
<published><![CDATA[2025-03-14T15:56:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-14T15:56:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BA189E-18E5C4-923768-F92BBE-5347C4-525281.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ağacın gölgesinde kurulan küçük tezgahlar, Afrika güneşinin altında serinlemek isteyenlerin uğrak noktası olurken bölgenin gündelik yaşamının ayrılmaz parçası haline geldi.</p><p></p><p>Gambiya'nın en bilinen doğal anıtlarından olan bu ağaç, yerel halk tarafından "Büyük Ağaç" diye anılıyor.</p><p></p><p>Uzunluğu 30 metreyi bulan ve gövdesi geniş bir alanı kaplayan kapok ağacı, yıllara meydan okuyan heybetiyle bölgedeki en büyük doğal gölgeliklerden birini oluşturuyor.</p><p></p><p>- Şehirleşmeye karşı direniş</p><p></p><p>Uzmanlara göre, Batı Afrika'nın tropikal ormanlarında yaygın olsa da şehirleşmenin artmasıyla sayıları hızla azaldı ancak bu anıtsal ağaç, zamana direnerek bölgenin sembolü haline geldi.</p><p></p><p>Yerel tarihçiler, ağacın en az 200 ila 300 yıl öncesine dayandığını ve geçmişte Gambiya'nın yerel toplulukları için sosyal ve kültürel merkez işlevi gördüğünü belirtiyor.</p><p></p><p>- Önemli toplantı ve dinlenme merkezi</p><p></p><p>Söylentilere göre, eski zamanlarda seyyahlar ve tüccarlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, köyün yaşlıları burada toplanarak önemli kararlar alırdı.</p><p></p><p>Bugün Latrikunda German'daki Büyük Ağaç, bölge halkının bir araya geldiği canlı merkez olma özelliğini sürdürüyor.</p><p></p><p>Yol kenarında kurulan küçük pazar tezgahları, ağacın gölgesinden faydalanarak meyve ve sebze satışı yapan esnafa ev sahipliği yapıyor.</p><p></p><p>Yoldan geçen araçlar için durak noktası haline gelen bu alanda karpuz, muz, mango ve diğer tropikal meyveler de bulunuyor. Ayrıca seyyar satıcılar, yerel tatlar ve içecekler sunarak bölge halkının günlük ihtiyaçlarını karşılıyor.</p><p></p><p>- Kültürel simge</p><p></p><p>Büyük Ağaç, yalnızca ticari alan değil aynı zamanda bölge halkı için kültürel simge niteliğinde.</p><p></p><p>Yerel halk, ağacın bir tür kutsallık taşıdığına inanıyor ve bazı eski geleneklere göre, yanında dilek tutulduğu veya özel duaların edildiği söyleniyor.</p><p></p><p>Batı Afrika'da özellikle Manding, Wolof ve Fulani toplulukları arasında ipek pamuğu ağacının ataların ruhlarını barındırdığına inanılıyor.</p><p></p><p>- "Ataların ruhları için bir sığınak"</p><p></p><p>Bu inanca göre, ağacın devasa gövdesi ve köklerinin, "ataların ruhları için sığınak" oluşturduğu, onun için altına gelinip dua edildiği, dilek dilendiği ve bazen ufak adaklar bırakıldığı anlatılıyor.</p><p></p><p>Yerel efsanelere göre, bu ağacın ruhlarının köyü ve insanları doğal afetlerden koruduğuna inanılıyor. Halk arasında bu tür ağaçların olduğu yerlerde şimşek çakmayacağı, fırtınanın zarar vermeyeceği gibi yaygın bir inanış var.</p><p></p><p>Ağacın ihtişamı turistlerin de ilgisini çekerken özellikle doğa fotoğrafçıları ve gezginler, Latrikunda German'a gelerek altında fotoğraflar çekiyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İnsan kaynaklı kirleticiler Antarktika'nın geleceğini etkiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/insan-kaynakli-kirleticiler-antarktikanin-gelecegini-etkiliyor-4376/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/insan-kaynakli-kirleticiler-antarktikanin-gelecegini-etkiliyor-4376/</id>
<published><![CDATA[2025-03-05T11:58:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-03-05T11:58:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8E17F5-067DB6-2EF143-0E0579-7362E3-6BAC9F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Antarktika, dünyanın en izole ve korunmuş bölgelerinden biri olarak bilinse de son yıllarda insan faaliyetlerinin etkisinin bu kıtada da hissedilmeye başlandığı gözleniyor. Özellikle denizcilik ve turizm faaliyetleri, bölgeye gelen plastik atıkların ve diğer kirleticilerin önemli bir kaynağını oluşturuyor.</p><p></p><p>Plastik parçacıklar deniz yaşamını tehdit ederken, bu kirlilik aynı zamanda bölgedeki ekosistemi bozan bir faktör haline gelebiliyor. İnsan kaynaklı kirleticiler, okyanus akıntılarıyla Antarktika'ya kadar ulaşarak bu bölgedeki besin zincirine sızarken, yerel türler üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.</p><p></p><p>- Araştırmacılar Antarktika'daki kuş gribi vakalarını yakından takip ediyor</p><p></p><p>Son yıllarda geniş coğrafyalara yayılmaya başlayan, Avrupa ve Kuzey Amerika'da birçok yeni vakanın görüldüğü kuş gribinin Antarktika'ya kadar ulaştığı görülüyor.</p><p></p><p>Önceki yıl yapılan araştırmalar, Antarktika'daki penguen kolonilerinin kuş gribi nedeniyle ciddi tehdit altına girdiğini ve bölgedeki biyolojik çeşitliliği etkileyebileceğini ortaya koymuştu.</p><p></p><p>Kuş gribinin Antarktika'ya ulaşması ve gezegenin en uzak köşelerinde bile baş göstermesi bölgede çalışma yapan bilim insanlarını da tedirgin ediyor. Birçok bilim insanı kuş gribi görülen bölgelerde çalışmalarını kısıtlandırmak zorunda kalırken, kıtanın geleceği hakkında da endişeler taşıyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, bölgedeki kuş gribi vakalarının insan sağlığına potansiyel etkilerini de göz önünde bulundurarak, uzmanları ve yerel araştırma merkezlerini tedbir almaya çağırıyor.</p><p></p><p>Antarktika'da bilimsel faaliyetler yürüten ülkeler, bölgedeki kuş gribi vakalarının artışını takip ediyor. 9. Ulusal Antarktika Bilim Seferi'ne katılan Türk bilim heyeti de özellikle canlılar ve canlı yaşamında yer alan insan kaynaklı kirleticilerin izini sürerek son yıllarda Beyaz Kıta'da sayısı artan kuş gribi vakalarını inceledi.</p><p></p><p>Kıtada önlemler alarak çalışmalarını yürüten ve canlılarla yakın temas içinde çalışan ekip, sahada maske, eldiven, gözlük ve koruyucu elbise kullandı.</p><p></p><p>- "Deniz çöpleri doğa için büyük tehdit"</p><p></p><p>Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan 9. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Lider Yardımcısı Dr. Atilla Yılmaz, Dismal Adası'nda yaklaşık 3 yıldır bölgedeki ada ve adacıkların etrafında deniz çöpü gözlemleri yaptıklarını belirterek, her yıl kayda değer miktarda çöp topladıklarını söyledi.</p><p></p><p>Yılmaz, "Dünyanın öbür ucunda ve 67. güney enleminde olmamıza rağmen kara üzerinde futbol topu bile bulduk. Ayrıca da büyük bir şamandıra bulduk. Topladığımız deniz çöplerinin büyük kısmını genellikle denizcilik ekipmanları oluşturuyor. Muhtemelen bunlar buraya gelen balıkçı ya da turist gemilerinden koparak uzaklaşıyor ve buralarda birikiyor." dedi.</p><p></p><p>Atilla Yılmaz, karadan oldukça uzak bir ada üzerinde ve "açık deniz" denilebilecek bir yerde bulunduklarını, buna rağmen bu atıkları görmenin şaşırtıcı olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Bu çöplerin dünyanın başka bölgelerinden deniz akıntıları yoluyla da taşınabildiğini dile getiren Yılmaz, "Ayrıca gözlem yaptığımız adalarda birçok kuş türü, penguen ve fok türünü de görüyoruz. Aynı yerde olduklarını düşündüğümüzde bu durumun zamanla olumsuz etkileri olacaktır. Doğa için de büyük tehdit." diye konuştu.  </p><p></p><p>  - "Hem kendimizi hem de doğal yaşamı korumak için önlemlerimizi alıyoruz"</p><p></p><p>Atilla Yılmaz, 2024'te de kuş gribi vakaları olduğunu ancak bu yıl vakaların güney bölgelere kadar yayıldığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p><p></p><p>"Bu yıl hem kendimizi hem de doğal yaşamı korumak için önlemlerimizi alıyoruz. Bu amaçla sağlık, emniyet ve eğitim çalışma grubumuzun faaliyetleri dahilinde bir protokol hazırladık. Bu protokolde sefer sırasında kuş gribi vakaları gözlendiğinde nasıl hareket edeceğimiz ve hangi yaptırımları yapacağımız ya da araştırmacıların sahada çalışırken hangi önlemleri alacağı gibi konularla ilgili bilgiler yer alıyor."</p><p></p><p>Yılmaz, yanlarında getirdikleri hızlı test kitleri sayesinde Türk Bilimsel Araştırma Kampı'nın bulunduğu Horseshoe Adası'nda kuş gribi vakalarını tespit ettiklerini kaydederek, bu nedenle bölgedeki çalışmaları kısıtladıklarını ancak diğer bölgelerde görülen kitlesel ölümlere burada rastlanılmadığını anlattı.</p><p></p><p>Antarktika'nın geleceğindeki en büyük problemlerden birinin "küresel iklim değişikliği" olduğunu vurgulayan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Her yıl buradan büyük buz kitleleri ayrılıyor ve yaşam koşulları değişiyor. Bu da canlıları zor durumda bırakıyor. Buraya gelen insan kaynaklı etkiler günden güne artıyor. Bilimsel faaliyetlerin payı çok düşük, zaten bilinçli bir kitle geliyor. Balıkçılık ve turizm faaliyetleri Antarktika'daki insan varlığında büyük paya sahip. Yıllık katıldığımız Antarktika Anlaşması danışma toplantılarında kıtaya dair kararlar alınıyor. Bu konular da masaya yatırılıyor.  Bütün bu saydığım faaliyetlerin ve risklerin daha sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi konusunda adımlar atılıyor. Eminim ki anlaşmaya taraf ülkeler, toplantılarda bu konuları da masaya yatırıp önemli kararlar alıp düzenlemeler oluşturacaktır."</p><p></p><p>- "Kıtanın tamamen ziyarete kapatılması şimdilik söz konusu değil"</p><p></p><p>Atilla Yılmaz, Antarktika'nın tamamıyla kapanmasının şu an için söz konusu olmadığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Gerçekten kıtanın genelini ilgilendiren bir risk söz konusu olursa kapanabilir.  Antarktika üzerinde kuş gribi vakası görülen noktalar zaten lokal olarak ziyarete kapatılıyor. Bundan bilimsel faaliyetler de etkileniyor.  Geçtiğimiz sene Arjantin'in Primavera Üssü'nün etrafında yoğun şekilde kuş gribi vakaları tespit edildiğinde bilimsel çalışmalar da sonlandırılmıştı. Dolayısıyla bölgesel olarak kapanmalar söz konusu olabilir ancak kıtanın genelini tamamen ziyarete kapatmak söz konusu değil."</p><p></p><p>- "Adadaki kuş gribi kuşların popülasyonlarını da etkileyebilir"</p><p></p><p>Sefere Avustralya'dan katılan kuş gözlemcisi Simon Gorta da kuş gözlemleri yapmak, olası kuş gribi vakalarını test etmek ve araştırmak için burada olduğunu belirterek, bu hastalığın sadece kuşları değil, fok gibi deniz memelilerini de etkilediğini söyledi.</p><p></p><p>Kuşların göç yollarındaki popülasyonlarının da bu vakalardan etkilenebileceğini dile getiren Gorta, şu anda bu konuda çok sayıda araştırma yapıldığını bildirdi.</p><p></p><p>Gorta, Türk bilim ekibiyle Dismal Adası'nda çöp gözlemi yaptıklarını vurgulayarak, "Adada çöpler, futbol topu, plastik parçalar gördük. Bunları dünyanın bu kadar izole ve temiz yerinde görmek üzücü. Bu çöplerin nereden geldiğini bulmak çok mümkün değil." şeklinde konuştu.</p><p></p><p>- "Kirlilik penguen ve fokların toplu ölümlerine yol açabilir"</p><p></p><p>Sefer katılımcısı Dr. Buse Tuğba Zaman da kirliliğin boyutuna dikkati çekerek, "Okyanus akıntılarıyla ortaya çıkan kirlilik buradaki canlıların hayatını ciddi anlamda etkiliyor. Bu kirlilik, gemi ya da sanayi atıklarıyla denizlere ve okyanuslara karışarak ve zamanla birikerek yüksek derişimlere ve konsantrasyonlara ulaşıyor. Bunlar da özellikle denizde bulunan mikroorganizmalar ve deniz canlıları için besin kaynakları yoluyla bunların alınması ve vücutlarında birikmesi anlamı taşıyor." ifadelerine yer verdi.</p><p></p><p>Buse Tuğba Zaman, adadaki penguen ve fokların denizdeki canlılardan beslendikleri için vücutlarında zararlı kirleticilerin bulunabildiğini kaydederek, "Bunların vücutta birikmesi nesilleri tehlikeye sokuyor ve toplu ölümlere varabilecek sorunların başlangıcı olabiliyor." açıklamasında bulundu.</p><p></p><p>Kirliliğin kaynağının tespitinin önemine işaret eden Zaman, önleyici ve koruyucu tedbirler alınması gerektiğini vurguladı.</p><p></p><p>Zaman, bölgedeki kuş gribi vakalarının tespiti amacıyla hayvan dışkılarını incelediklerini belirterek, çalışmalarını koruyucu kıyafetlerle tamamen izole olarak gerçekleştirdiğini, steril ve kapalı kaplarda numuneleri sakladıklarını söyledi.</p><p></p><p>- "Elbise, koruyucu ve gözlük gibi önlemler alıyoruz"</p><p></p><p>İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sualtı ve Hiperbarik Tıp Ana Bilim dalından Dr. Hazal Doğaner de katılımcıların sağlık muayenelerini yapmak ve sahada çalışmaları sırasında oluşabilecek acil durumlara karşı tıbbi müdahalede bulunmak amacıyla seferde bulunduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Doğaner, özellikle kuş gribi vakalarını incelerken katılımcılara N95 maske, eldiven, koruyucu elbise ve gözlük kullanımını zorunlu kıldıklarını ve bu süreçte bölgedeki canlıların da sağlığını gözetmek amacıyla sürekli bilgilendirme yaptıklarını anlattı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hawaii'deki Kilauea Yanardağı faaliyete geçti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hawaiideki-kilauea-yanardagi-faaliyete-gecti-7886/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hawaiideki-kilauea-yanardagi-faaliyete-gecti-7886/</id>
<published><![CDATA[2024-12-24T08:50:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-24T08:50:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_458F62-F2992C-DC36AB-31EB8A-5E7884-454007.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Kilauea'nun yerel saatle 02.00 civarında faaliyete geçtiğini açıkladı.</p><p></p><p>Açıklamada, yanardağdaki faaliyetin gün boyunca devam ettiği ancak patlamanın bölge sakinleri için tehdit oluşturmadığı belirtildi.</p><p></p><p>Lavların yaklaşık 650 dönümlük alanı kapladığı aktarılan açıklamada, patlamalar nedeniyle volkanik gaz salımının yüksek olduğu kaydedildi.</p><p></p><p>Açıklamada, yeniden faaliyete geçmesi ihtimali nedeniyle yanardağın yakından takip edildiği belirtildi.</p><p></p><p>Dünyanın en aktif yanardağlarından Kilauea'da 1983'ten beri patlamalar oluyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim göçleri için finansmanın önemi artıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-gocleri-icin-finansmanin-onemi-artiyor-3917/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-gocleri-icin-finansmanin-onemi-artiyor-3917/</id>
<published><![CDATA[2024-12-03T09:00:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-12-03T09:00:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_35463B-318459-1EC2A8-8732C6-B6A2A1-DA63BB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>IOM tarafından yayımlanan "İklim Değişikliği ve Gelecekteki İnsan Hareketliliği" raporuna göre 2050'ye kadar 44 milyon ila 113 milyon kişinin iklim krizi nedeniyle ülkeleri içinde göç etmeleri bekleniyor. İklim değişikliğinin çok daha şiddetli yaşandığı kötümser bir senaryoda, bu sayının 216 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor.</p><p></p><p>IOM Kıdemli Göç Uzmanı Ileana Sinziana Puscas, Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi'nin (COP29) düzenlendiği Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de, iklim göçleri konusunda AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.</p><p></p><p>İklim değişikliği ve göç arasındaki ilişkinin ne olduğu sorusunun COP29 esnasında sıklıkla kendilerine yöneltildiğini belirten Puscas, bu göçlerin, iklim değişikliğinin getirdiği olumsuzluklar sonucu insanların yaşadıkları yerleri terk ederek başka bir yere gitmesi şeklinde tanımlanabileceğini söyledi.</p><p></p><p>Bu durumun dünyanın her yerinde yaşanabileceğini; sadece 2023'te iklim değişikliğinin şiddetlenen etkileriyle ortaya çıkan felaketler sonucu 26 milyon kişinin yaşadığı yeri terk ettiğini kaydeden Puscas, iklim değişikliğinin tarımda verimliliği azalttığını ve mahsullerinden yeteri kadar verim alamayan üreticilerin yeni geçim kaynakları ve yeni işler bulmak üzere göç ettiklerini aktardı.</p><p></p><p>Bu duruma Fiji'yi örnek gösteren Ileana Sinziana Puscas "Ülkedeki birçok topluluk bir zamanlar kıyı bölgelerinde balıkçılık yapabiliyordu ama iklim değişikliğiyle deniz seviyesi yükseldi. Bu sebeple bu balıkçılar çoban ya da çiftçi olmak üzere, iç kesimlere doğru göç etmek zorunda kaldı." dedi.</p><p></p><p>- Uzun vadede doğabilecek sorunlar</p><p></p><p>İklim değişikliğinin uzun vadede daha büyük sonuçlarının olabileceğini söyleyen Puscas, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>"İklim değişikliği göç motiflerini etkilemeye devam edecek. Buna hazır mıyız? Bunun için güvenli göç politikalarımız var mı? Bunlar, aklımızdaki bazı sorular. Hem göç veren ülkelerin hem de göç alan ülkelerin, beklenen insan hareketliliği karşısında hazırlıklı olmaları ve düzenli göç politikaları üzerinde çalışmalarıyla bu süreç, birçok insan için daha güvenli şekilde gerçekleşebilir. Bu göçler yalnızca gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde yaşanmıyor. Biz her zaman ilk önce en savunmasız bölgelere bakma eğilimindeyiz ama çok yakın zamanda İspanya’da yaşanan seller sonucu insanların öldüğünü ve yerlerinden olduklarını gördük. Bununla birlikte küçük ada devletlerinin, Pasifik'teki, Karayipler'deki ve Orta Afrika'daki en az gelişmiş ülkelerin de bu durumdan çok etkilendiğini görüyoruz."</p><p></p><p>Özellikle iş gücü için yeterli kaynağı olmayan ülkeler tarafından iyi yönetilmesi halinde iklim krizi kaynaklı göçlerin olumsuz etkilerinin azaltabileceği öngörüsünde bulunan Puscas, özellikle COP29’un önemli gündemlerinden olan "adil geçiş" sürecinin tamamlanabilmesi için iş gücüne ihtiyaç duyulduğunu anımsattı.</p><p></p><p>Ileana Sinziana Puscas, bu göçlerin yeşil enerji temelli iş gücü için kaynak sağlayabileceği, özellikle Afrika’dan gelen göçlerin doğru yönetilmesi halinde bunun Avrupa’daki iş gücü açığına bir cevap olabileceği değerlendirmesini yaptı.</p><p></p><p>İklim göçleri konusunda yaptıkları çalışmalara değinen Puscas şu bilgileri verdi:</p><p></p><p>"IOM olarak önümüzdeki on yıl için göç, çevre ve iklim değişikliği konusunda stratejilerimiz mevcut. Konunun kendisini, göç etmeye iten güçleri ve göç motiflerini anlamak, göç halindeki insanlara yardım ettiğimizden emin olmak, organizasyonun en büyük önceliklerinden biri. Bunu üç kısım üzerinden şekillendirdik. İlk olarak insanların evlerinde güvenli bir şekilde kalabilmeleri için çözümler arıyoruz. Bu noktada uyum çalışmaları, afet risklerinin azaltılması ön plana çıkıyor. Sonrasında toplumların iklim değişikliğinin getirdiği risklerle yaşayabilmek için gerekli becerilere sahip olmaları için çalışmalar yürütüyoruz. Üçüncü boyut olarak ise yerinden edilmiş insanların gıda, barınma, geçim kaynağı gibi ihtiyaçlarına cevap verilebilmesi için çalışıyoruz."</p><p></p><p>- "Ülkeler Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu'ndan finansman isteyebilir"</p><p></p><p>COP29’un ana gündemi olan iklim finansmanının iklim göçleriyle doğrudan ilgili olduğunu vurgulayan Puscas, bu yıl içinde hem Dünya Bankası hem Uluslararası Para Fonu (IMF) hem de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) toplantılarındaki finansal tartışmalarda iklim göçüne artan bir ilginin olduğu tespitini paylaştı.</p><p></p><p>İklim göçleri konusunda Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu'nun önemine işaret eden Puscas, "İklim krizi sonucu böyle bir fona ihtiyaç duymamız çok acı ama yine de bu fon iklim göçü için büyük bir kilometre taşı olarak insan hareketliliğini de kapsayacak şekilde tasarlandı. Bu, toplulukların ve ülkelerin, iklim göçü programlaması için Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu'ndan finansman isteyebilecekleri ve fon alabilecekleri anlamına geliyor." diye konuştu.</p><p></p><p>COP29'da iklim göçünün uyum paketlerine dahil olması için Uyum Fonu ve Yeşil İklim Fonu yöneticileriyle görüşmeler yaptıklarını ve göçün uyum finansmanının bir parçası olması için çalıştıklarını anlatan Puscas, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"IOM olarak iklim göçünün bir gerçek ve bunun hepimiz için bir endişe kaynağı olduğuna inanıyoruz. Göç her zaman trajik bir hikaye olmak zorunda değil. Bir dayanışma öyküsü olabilir, bir başarı öyküsü de olabilir."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın en tehlikeli sekiz bakterisi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-tehlikeli-sekiz-bakterisi-401/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-tehlikeli-sekiz-bakterisi-401/</id>
<published><![CDATA[2024-11-26T09:55:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-26T09:55:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BFAE54-B0A9B8-1CE3F6-8D981C-4A2156-10D6D8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Her yıl milyonlarca insan, bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu enfeksiyonlar, antibiyotiklerle tedavi edilse bile ölümler engellenemiyor. Çünkü birçok durumda, bakteriler ilaçlara karşı direnç kazanmış oluyor.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) tahminlerine göre, bakteriyel antibiyotik direnci, 2019 yılında dünya genelinde 1,27 milyon kişinin doğrudan ölümüne yol açtı. Bu tür dirençlerle bağlantılı olabilecek ölümlerin toplam sayısının ise yaklaşık 5 milyonu bulduğu tahmin ediliyor.</p><p></p><p><b>Antibiyotik direnci ve antimikrobiyal direnç arasındaki fark</b></p><p></p><p>Bu yazı, bakterilerin antibiyotiklere karşı geliştirdiği dirence odaklanıyor. Buna karşın "antimikrobiyal direnç (AMR)" terimi, bakteriler, parazitler, virüsler ve mantarlar dahil olmak üzere, tüm mikropları kapsıyor. Bu mikroplar, yaygın tıbbi tedavilere karşı direnç geliştirebiliyor.</p><p></p><p>Buradaki temel sorun, mevcut ilaçların giderek daha az etkili veya tamamen etkisiz hale gelmesi, alternatiflerin ise genellikle bulunmaması. Bu nedenle, idrar yolu enfeksiyonları gibi kolayca tedavi edilebilecek hastalıklar bile bazen ölümcül olabiliyor.</p><p></p><p><b>Dünya Sağlık Örgütü'ne göre bakteriler nasıl sınıflandırılıyor?</b></p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bakterileri çeşitli kriterlere göre sınıflandırıyor. Bu kriterler, ölüm oranları, enfeksiyon sıklığı, ölümcül olmayan sağlık yükü, direnç gelişimi, bulaşıcılık, önlenebilirlik, tedavi seçenekleri ve yeni ilaç geliştirme olarak sıralanıyor.</p><p></p><p>Bakteriler, her bir kriter için puanlanıyor ve ardından sıralamaya alınıyor. DSÖ'nün "2024 öncelikli patojenler" listesinde 24 bakteri bulunuyor.</p><p></p><p>İşte bunlar arasında en tehlikeli olan sekiz bakteri:</p><p></p><p><b>1. Klebsiella pneumoniae</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: İnsan bağırsakları ve dışkılarında bulunur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Zatürre, kan zehirlenmesi, yara enfeksiyonları ve menenjit.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Karbapenemlere dirençli, bu da tedavi seçeneklerini sınırlar.</p><p></p><p>Klebsiella, bağırsaklarda ve insan dışkısında oluşan bir bakteri türü. Klebsiella pneumoniae zatürreye, kan zehirlenmesine ve yara enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Bakteri, sinir sistemine girerse menenjite yol açabiliyor.</p><p></p><p>Hastanelerde Klebsiella pneumoniae, "süper mikrop" olarak adlandırılan bir bakteriye dönüşebilir. Süper mikroplar hızla yayılır ve çoklu dirençlidir. Çeşitli antibiyotiklerle yapılan tedaviler başarısız olur.</p><p></p><p>Klebsiella pneumoniae, aynı zamanda "yedek antibiyotik" adı verilen karbapenemlere karşı da dirençli. Bunlar, yalnızca diğer tüm tedaviler başarısız olduğunda kullanılıyor. Ancak bu antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması, direnç gelişimini teşvik ediyor.</p><p></p><p><b>2. Escherichia coli (E. coli)</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: İnsan ve hayvan bağırsaklarında doğal olarak bulunur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: İshal, idrar yolu enfeksiyonları, zatürre ve sepsis.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Üçüncü nesil sefalosporinlere ve karbapenemlere dirençli.</p><p></p><p>Klebsiella bakterileri gibi Escherichia coli (E. coli) bakterileri de genellikle insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunuyor. Ancak çevrede, yiyeceklerde ve suda da bulunabiliyorlar.</p><p></p><p>E. coli türlerinin çoğu zararsız. Ancak bazıları ishal, idrar yolu enfeksiyonları, zatürre ve sepsis gibi hastalıklara neden olabilir. Paris'deki E. coli seviyeleri, Fransa'daki 2024 Yaz Olimpiyatları sırasında hararetli tartışmalara yol açmıştı.</p><p></p><p>E. coli, bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tedavisinde de kullanılan ve yaygın olarak reçete edilen bir antibiyotik olan üçüncü kuşak sefalosporinlere karşı dirençli. E. coli ayrıca karbapenemlere karşı da direnç gösteriyor.</p><p></p><p><b>3. Acinetobacter baumannii</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Hastane enfeksiyonlarıyla bağlantılıdır.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Kan zehirlenmesi, zatürre ve yara enfeksiyonları.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Karbapenemlere dirençli.</p><p></p><p>2012 yılında araştırmacılar Acinetobacter baumannii'yi, "hastane kaynaklı enfeksiyonlarla ilişkili ortaya çıkan fırsatçı bir bakteriyel patojen" olarak tanımlamıştı.</p><p></p><p>Hastaların hastanede kalma süresi uzadıkça enfeksiyon riski de artıyor. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler özellikle risk altında oluyor. Acinetobacter baumannii de karbapeneme dirençli.</p><p></p><p><b>4. Mycobacterium tuberculosis</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Tüberkülozun (TB) etken maddesi.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Tüberküloz</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Rifampisin gibi ilaçlara direnç geliştirmiştir.</p><p></p><p>Mycobacterium tuberculosis (TB), akciğerlerde potansiyel olarak ölümcül bir bakteriyel enfeksiyon olan tüberküloza neden oluyor. Bu bakterinin bazı türleri çoklu dirençlidir. Bu da artık çeşitli ilaçlara yanıt vermedikleri anlamına gelir.</p><p></p><p>2023 yılında 161 bini HIV enfeksiyonlu olmak üzere, toplam 1,25 milyon kişi tüberkülozdan öldü.</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü, "Tüberküloz, üç yıl boyunca yerini koronavirüse (Covid-19) bıraktıktan sonra, yine dünyada tek bir bulaşıcı ajandan kaynaklanan ölümlerin önde gelen nedeni olacak" açıklamasını yaptı.</p><p></p><p>Mycobacterium tuberculosis, tüberküloz ve cüzzam gibi enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan bir antibiyotik olan rifampisine dirençli.</p><p></p><p><b>5. Salmonella Typhi</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Tifo hastalığına neden olur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Ateş ve enfeksiyonlar.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Florokinolonlara dirençlidir.</p><p></p><p>Salmonella Typhi, yüksek ateşle karakterize, yaşamı tehdit eden bir hastalık olan tifo ateşine neden oluyor. Özellikle Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın bazı bölgeleri gibi temiz su kaynaklarının sınırlı, hijyenin yetersiz, kirli su ve gıdanın bulunduğu bölgelerde yaşayan insanları etkiliyor.</p><p></p><p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin (CDC) tahminlerine göre, dünya çapında her yıl yaklaşık 9 milyon kişi tifoya yakalanıyor. Salmonella Typhi, çok sayıda yan etkisi olan geniş spektrumlu bir antibiyotik olan florokinolon'a dirençli. Avrupa İlaç Ajansı (EMA), bu nedenle florokinolon kullanımının kısıtlanmasına karar verdi.</p><p></p><p><b>6. Shigella Türleri</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Kirli gıda ve su yoluyla bulaşır.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: İshal, karın ağrısı ve ateş.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Florokinolonlara dirençlidir.</p><p></p><p>Shigella'nın dört türü vardır: Shigella sonnei, Shigella flexneri, Shigella boydii ve Shigelladysenteriae. Shigella bakterileri ishale, karın ağrısına ve ateşe neden oluyor.</p><p></p><p>Kirlenmiş yiyecek ve su yoluyla yayılıyor, ayrıca cinsel yolla da bulaşıyorlar. Shigella, florokinolonlara da dirençli.</p><p></p><p><b>7. Enterococcus faecium</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Bağırsak florasında bulunur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: İdrar yolu enfeksiyonları ve sinir sistemi enfeksiyonları.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Vankomisine dirençlidir.</p><p></p><p>Enterococcus faecium, "mikrobiyom" olarak da bilinen bağırsak florasında yaşar. Bakteriler diyabet veya kronik böbrek hastalığı olan kişilerde ciddi hastalıklara neden olabilir.</p><p></p><p>Enterokoklar, vücudun bağırsakların dışındaki kısımlarına girerlerse idrar yolu enfeksiyonlarına ve sinir sistemi enfeksiyonlarına neden olabilirler.</p><p></p><p>Enterokoklar, stafilokokların neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için de kullanılan bir antibiyotik olan vankomisine dirençli. Stafilokoklar da birçok antibiyotiğe karşı direnç gösteriyor.</p><p></p><p><b>8. Pseudomonas aeruginosa</b></p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Kaynak: Ameliyat sonrası enfeksiyonlara neden olur.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Hastalıklar: Kan, akciğer ve idrar yolu enfeksiyonları.</p><p></p><p>·&nbsp; &nbsp; Direnç: Karbapenemlere dirençlidir.</p><p></p><p>Pseudomonas aeruginosa, genellikle hastanelerde yapılan ameliyatlardan sonra kanda, akciğerlerde, idrar yollarında ve vücudun diğer kısımlarında enfeksiyonlara neden oluyor. Hastalık veya ilaç nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler özellikle risk altında.</p><p></p><p>Pseudomonas aeruginosa, bakterileri karbapenemler de dahil olmak üzere çoklu dirençli.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">E-atıklar yoksul ülkeleri nasıl zehirliyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/e-atiklar-yoksul-ulkeleri-nasil-zehirliyor-625/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/e-atiklar-yoksul-ulkeleri-nasil-zehirliyor-625/</id>
<published><![CDATA[2024-11-25T09:39:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-25T09:39:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_650616-52C2F7-1A3978-42519E-8DE94C-18EF81.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><span></span>Bu dumanların çevresinde onlarca adam, traktörlerin eski kabloları oraya yığmasını bekliyor.</p><p></p><p>Onlar buraya getirilen elektronik atıkları yakarak geçiniyorlar.</p><p></p><p>Bir kısmı toksik atıklarla oluşan tepeliğe tırmanıp televizyonları, bilgisayarları ve çamaşır makinesi parçalarını aşağıya indiriyor ve bunları ateşe veriyor.</p><p></p><p>Burada çalışanlar elektrikli aletlerin içerisindeki bakır ve altın gibi değerli metalleri ayrıştırmaya çalışıyor. Bu elektronik atığın büyük bölümü, zengin ülkelerden Gana'ya getiriliyor.</p><p></p><p>Televizyon ve e-atık yakanlar arasındaki Abdulla Yakubu'nun gözleri kızarmış. Kablo ve plastik yakarken, "Kendimi iyi hissetmiyorum" diyor:</p><p></p><p>"Gördüğünüz gibi bu hava çok kirli. Burada her gün çalışmak zorundayım ve bu, sağlığımızı çok bozuyor."</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/1b3da800-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg.jpg" alt="1b3da800-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg"></p><p><b><i>Gana'daki Agbogbloshie hurdalığı.</i></b></p><p></p><p>Dört çocuk annesi Abiba Alhassan ise bu hurdalığın yakınında, pet şişe toplayarak geçinmeye çalışıyor. Toksik duman onu da etkiliyor:</p><p></p><p>"Bazen nefes almak bile çok zorlaşıyor, göğsüm daralıyor ve çok kötüleşiyorum."</p><p></p><p>E-atık, dünyanın en hızlı büyüyen atık kategorisini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre 2022'de 62 milyon ton elektronik atık üretildi. Bu, 2010'dan bu yana yüzde 82'lik artış olduğu anlamına geliyor.</p><p></p><p>Toplumların elektronik cihazları çok daha yaygın olarak kullanmaya başlamasıyla atık sorunu da büyüdü. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, elektronik cihazlara sahip otomobiller, artık dünyanın en büyük atık probleminin de mimarı.</p><p></p><p>Yıllık akıllı telefon sevkiyatı, BM ticaret verilerine göre 2010'dan bu yana iki katına çıktı. 2023'te 1,2 milyar cep telefonunun ticareti yapıldı.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/2c077260-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg.jpg" alt="2c077260-aadb-11ef-a4fe-a3e9a6c5d640.jpg"></p><p><b><i>Agbogbloshie hurdalığından yükselen zehirli duman.</i></b></p><p></p><p><b>E-atık kaçakçılığı</b></p><p></p><p>BM'ye göre dünyanın elektronik atığının yalnızca yüzde 15'i geri dönüştürülüyor. Yani birçok şirket bu atıktan yasal olmayan yollarla da olsa kurtulmaya çalışıyor.</p><p></p><p>Genellikle aracılarla, bu atıklar zengin ülkelerin dışına çıkarılıyor.</p><p></p><p>Bu atıkları geri dönüştürmek biraz da karmaşık yapıları nedeniyle zor. Zehirli kimyasallar, metaller, plastikler ve diğer elementler kolaylıkla ayrıştırılamıyor.</p><p></p><p>Gelişmiş ülkelerin bile e-atık yönetimi yeterli donanıma sahip değil.</p><p></p><p>BM yetkilileri bu atıkların yasa dışı yollarla ülkeler arasında taşınmasının gittikçe yaygınlaştığını ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkelerden yoksul ülkelere doğru bir akış var.</p><p></p><p>Dünya Gümrük Örgütü de e-atığın en çok ele geçirilen materyal tipi olduğunu aktarıyor. Gümrüklerde el konan tüm atık malzemelerin altıda biri, e-atık kategorisinde.</p><p></p><p>İtalya'nın Napoli limanının yetkilileri, kaçakçıların nasıl çalıştığını ve e-atığı nasıl gizlediğini BBC'ye anlattı. Yetkililer, ele geçirdikleri malların yüzde 30'unun e-atık olduğunu dile getirdi.</p><p></p><p>Napoli'deki yetkililerin gösterdiği bir örnekte, araba taşıyan bir konteyner inceleniyor ve e-atığın içeriye gizlendiği ortaya çıkıyor:</p><p></p><p>"Size ait olan malları bu şekilde yığmazsınız. Bunların hurda olduğu aşikar."</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/40994140-aadb-11ef-8ab9-9192db313061.jpg.jpg" alt="40994140-aadb-11ef-8ab9-9192db313061.jpg"></p><p><b><i>Napoli'deki yetkililer konteyner taramalarını gösteriyor.</i></b></p><p></p><p>İngiltere'de de gümrük yetkilileri e-atık kaçakçılığında artış olduğunu söylüyor.</p><p></p><p>İngiltere Çevre Ajansı'nın sözcüsü Ben Ryder, Felixstowe Limanı'nda bu atıkların çoğunlukla "yeniden kullanılabilir" olarak beyan edildiğini ancak Gana'da olduğu gibi varış noktasında "değerli metaller için parçalanarak yasa dışı şekilde yakıldığını" dile getirdi.</p><p></p><p>Kaçakçılar e-atıkları başka plastiklerle karıştırarak da ülkeler arasında taşımayı deniyor. Böylece yasal engellere takılmamayı hedefliyorlar.</p><p></p><p>Dünya Gümrük Örgütü'nün bir önceki raporunda da e-atığın önemli unsurlarından "ömrünü doldurmuş" motorlu taşıtların kaçakçığında yüzde 700 artış görüldüğü belirtilmişti.</p><p></p><p>Ancak uzmanlar ele geçirilen atıkların, "buzdağının görünen ksmı" olduğunu vurguluyor.</p><p></p><p>Güneydoğu Asya ülkeleri, en çok e-atığın vardığı ülkeler olarak öne çıkıyor. Ancak bazı Afrika ülkeleri de e-atık kaçakçılığının hedefleri arasında.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Kasim%202024/56505640-aadb-11ef-bdf5-b7cb2fa86e10.jpg.jpg" alt="56505640-aadb-11ef-bdf5-b7cb2fa86e10.jpg"></p><p><b><i>Abiba Alhassan dört çocuk annesi, pet şişe toplayarak geçiniyor.</i></b></p><p></p><p>E-atıklar yakıldığında ortaya çıkan duman, insan sağlığı ve çevre için oldukça zararlı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu atıkların gönderildiği ülkelerde, aynı zamanda geri dönüşüm sürecinin de gayriresmi şekilde yürütüldüğünü vurguluyor.</p><p></p><p>Buna göre, geri dönüşümde eğitim almamış kişiler çalışıyor. Kadın ve çocukların koruyucu ekipman olmaksızın zehirli maddelere maruz kalarak çalıştırıldığı belirtiliyor.</p><p></p><p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve DSÖ, milyonlarca kadın ve çocuk işçinin bu tip geri dönüşüm işlerinde çalıştırıldığını söylüyor.</p><p></p><p>2025'in Ocak ayından itibaren küresel atık anlaşması olan Basel Sözleşmesi e-atık ticaretinde kuralları sıkılaştıran yeni uygulamaları devreye sokacak. Bu sürecin, e-atık kaçakçılığında mevcut sorunları düzeltebileceği umuluyor.</p><p></p><p>Ancak en büyük e-atık üreticilerinden ABD'nin de aralarında olduğu bazı ülkeler Basel Sözleşmesi'ni onaylamadı. Basel Action Network (Basel Eylem Ağı) yöneticisi Jim Puckett, "ABD, Meksika sınırı üzerinden gittikçe daha çok sevkiyat yapıyor" diyor.</p><p></p><p>Gana'daki Agbogbloshie hurdalığında ise durum her geçen gün kötüleşiyor. Abiba, buradan kazandığı tüm paranın neredeyse yarısını, burada çalışırken edindiği hastalıkların tedavisine harcadığını söylüyor:</p><p></p><p>"Fakat hala buradayım çünkü bu ben ve ailemin hayatta kalması için elimdeki tek yol."</p><p></p><p>Gana hükümeti, konuyla ilgili sorularımıza yanıt vermedi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ceset Çiçeği için binlerce kişi sıraya girdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ceset-cicegi-icin-binlerce-kisi-siraya-girdi-6416/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ceset-cicegi-icin-binlerce-kisi-siraya-girdi-6416/</id>
<published><![CDATA[2024-11-13T11:39:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-13T11:39:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0D66BD-C4D214-91E01E-C5060C-418AE9-297C92.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avustralya'da binlerce kişi, nadir görülen ve 10 yılda bir çiçek açan ceset çiçeğini görmek için Victoria eyaletindeki Geelong Botanik Bahçesi'ne akın etti.</p><p></p><p>Avustralya'da binlerce kişi 10 yılda bir açan ceset çiçeğini görmek için sıraya girdi. Çiçek en fazla 48 saat açık kalabiliyor, sonra da soluyor.</p><p></p><p><b>Ceset çiçeği açtı</b></p><p></p><p>ABC Avustralya'nın haberine göre, Geelong Botanik Bahçesi'nde bulunan ve yaydığı kötü koku nedeniyle "ceset çiçeği" ismi verilen bitki dün çiçek açtı.</p><p></p><p>"Ceset çiçeği"ni solmadan görmek isteyen binlerce kişi, Botanik Bahçesi önünde kalabalık oluşturdu.</p><p></p><p>Ayrıca çiçeğin görüntülerinin paylaşıldığı canlı yayın, son 2 günde on binlerce kişi tarafından izlendi.</p><p></p><p><b>Ceset çiçeği nasıl kokuyor?</b></p><p></p><p>Geelong Botanik Bahçesi Koordinatörü Kellee Reissinger, çiçeğin "ölü bir tavşan gibi koktuğunu" söyledi.</p><p></p><p><b>1-2 gün açık kalıyor</b></p><p></p><p>"Ceset çiçeği" ismi verilen ve 10 yılda bir çiçek açan bitkinin 24 ila 48 saat kadar ömrü olduğu biliniyor. Çiçeğin yarın solması bekleniyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2024'ün "en sıcak yıl" olacağı kesinleşti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2024un-en-sicak-yil-olacagi-kesinlesti-2523/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2024un-en-sicak-yil-olacagi-kesinlesti-2523/</id>
<published><![CDATA[2024-11-07T10:16:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-11-07T10:16:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8E2C2A-409A97-F5BC7E-431214-68FF6D-A0A30D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Copernicus'tan yapılan açıklamaya göre, 2024'ün 10 ayı için ortalama küresel sıcaklık anomalisi, 1991-2020 ortalamasının 0,71 santigrat derece üzerinde ölçüldü.</p><p></p><p>Bu dönem için kayıtlardaki en yüksek değere karşılık gelen bu ölçüm, 2024'ün kayıtlardaki en sıcak yıl olacağını şimdiden kesinleştirdi.</p><p></p><p>- "Yeni bir dönüm noktası"</p><p></p><p>Açıklamada ifadelerine yer verilen Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) Müdür Yardımcısı Samantha Burgess, "Bu, küresel sıcaklık kayıtlarında yeni bir dönüm noktasına işaret ediyor." ifadesini kullandı.</p><p></p><p>Burgess, 11-22 Kasım'da Bakü'de yapılacak Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı'na (COP29) işaret ederek yeni verinin, konferansın amacına ulaşması için hızlandırıcı bir etki oluşturması gerektiğini kaydetti.</p><p></p><p>Copernicus'un açıklamasında, geçen ayın, Ekim 2023'ten sonra küresel olarak en sıcak ikinci ekim ayı olduğuna da yer verildi.</p><p></p><p>Açıklamada ayrıca geçen 12 ayda (Kasım 2023-Ekim 2024) küresel ortalama sıcaklığın, 1991-2020 ortalamasının 0,74 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü bilgisi de yer aldı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel sıcaklık artışı 1,5 dereceyi aşabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-sicaklik-artisi-15-dereceyi-asabilir-9386/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-sicaklik-artisi-15-dereceyi-asabilir-9386/</id>
<published><![CDATA[2024-10-24T05:03:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-10-24T05:03:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A0BFBF-035AE0-D1B373-A5A6D6-E2DDA8-AF1E97.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>UNEP’in yıllık olarak hazırladığı Emisyon Açığı Raporu 2024 "Artık Boş Laf İstemiyoruz!” temasıyla yayımlandı.</p><p></p><p>Rapora göre, ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele yol haritalarını içeren ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekretaryası’na sunacakları bir sonraki Ulusal Katkı Beyanları (NDC) ile yıllık sera gazı emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 42 ve 2035’e kadar yüzde 57 azaltmak için toplu olarak taahhütte bulunması ve bu taahhütleri hızlı eylemlerle desteklemesi gerekiyor.</p><p></p><p>Aksi takdirde, Paris Anlaşması’nda yer alan küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefi birkaç yıl içinde kaybedilebilir.</p><p></p><p>Güncellenmiş beyanların gelecek yıl Brezilya’da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 30. Taraflar Konferansı (COP30) görüşmeleri öncesinde sunulması bekleniyor. Bu yeni beyanlarda emisyonları azaltmak için hedeflerin güçlendirilmemesi ve derhal harekete geçilmemesi durumunda, küresel sıcaklık artışının bu yüzyıl içinde sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 2,6-3,1 dereceyi bulma riski bulunuyor.</p><p></p><p>Rapora göre, sadece mevcut politikaların uygulanmaya devam edilmesi küresel sıcaklık artışının 3,1 dereceye çıkmasına yol açabilir. Bu senaryonun yüzde 66 gerçekleşme ihtimali bulunurken, küresel sıcaklıklar gelecek yüzyılda da yükselmeye devam edebilir.</p><p></p><p>Bu nedenle, beyanlarda daha iddialı hedefler belirlenmesi ve bunların tamamen hayata geçirilmesinin yanı sıra, ilave net sıfır emisyon taahhütlerinin belirlenmesi ise küresel ısınmayı 1,9 dereceyle sınırlayabilir ancak şu anda net sıfır emisyon taahhütlerinin uygulanacağına ilişkin güven düzeyi oldukça düşük.</p><p></p><p>UNEP’in hesaplamalarına göre, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında sınırlandırmak için emisyonların 2019 seviyelerine göre 2030’a kadar yüzde 28 ve 2035’e kadar yüzde 37 düşmesi gerekiyor.</p><p></p><p>Küresel sera gazı emisyonlarının 2030’a kadar 31 gigaton karbondioksit eşdeğerinde azaltılması için teknik bir potansiyel bulunuyor. Bu da 2023 emisyonlarının yaklaşık yüzde 52’sine karşılık geliyor.</p><p></p><p>Güneş ve rüzgar enerjisinin artan kullanımı, 2030’da toplam emisyon azaltım potansiyelinin yüzde 27’sini ve 2035’te yüzde 38’ini sağlayabilir. Ormansızlaşmanın önlenmesine yönelik eylemler de bu potansiyelin yüzde 20’sini sağlayabilir.</p><p></p><p>Tüm bu adımların atılması ve potansiyel emisyon azaltımının sağlanması için benzeri görülmemiş bir uluslararası seferberlik ve bütüncül hükümet yaklaşımına ihtiyaç duyuluyor.</p><p></p><p>UNEP İcra Direktörü Inger Andersen, rapora ilişkin değerlendirmesinde, "İklim için kritik an geldi çattı. Bir sonraki iklim taahhütleri döneminden önce, daha önce benzeri görülmemiş bir ölçek ve hızda küresel seferberliğe ihtiyacımız var. Aksi taktirde 1,5 hedefi yakında ölecek ve sıcaklık artışını 2 derecenin altında sınırlandırma hedefi de yoğun bakıma girecek." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Tüm ülkelere "Lütfen artık boş laf söylemeyin!" çağrısında bulunan Andersen, şunları kaydetti:</p><p></p><p>“Gelecek ay Bakü’de yapılacak COP29 görüşmelerini hızla eyleme geçmek, daha güçlü NDC’ler için zemin hazırlamak ve sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için gerekli adımları atmak üzere tüm gücünüzle çalışmak için bir fırsat olarak kullanın. Sıcaklık artışı 1,5 dereceyi aşsa bile net sıfır emisyona ulaşmak, sürdürülebilir ve müreffeh bir dünya için çabalamaya devam etmeliyiz. Önlenecek her derece sıcaklık artışı kurtarılan canlar, önlenen hasarlar, korunan ekonomiler ve biyoçeşitlilik için kritik önemde."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nesli tükenmekte olan gece papağanı için yeni umut</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/nesli-tukenmekte-olan-gece-papagani-icin-yeni-umut-5944/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/nesli-tukenmekte-olan-gece-papagani-icin-yeni-umut-5944/</id>
<published><![CDATA[2024-09-24T05:40:53+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-09-24T05:40:53+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_37D1A5-BDA78E-DBB743-C862C0-994135-170C3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avustralya'daki yerli korucular, kıtanın en nadir kuşlarından biri olan ve yüz yılı aşkın süre boyunca nesli tükendiği düşünülen gece papağının daha önceden bilinmeyen bir popülasyonunun keşfedilmesini sağladı.</p><p></p><p>Zor görülen sarı-yeşil papağanların küçük bir popülasyonu ancak 2013'te bulunabilmişti ve bugüne dek kuş türünün yalnızca onlarcasının kaldığı sanılıyordu.</p><p></p><p>Ancak CSIRO Wildlife Research isimli dergide yayımlanan yeni bir araştırma, Batı Avustralya'nın uzak doğusundaki Ngururrpa Yerli Halkı Koruma Alanı'nda (Indigenous Protected Area, IPA) muhtemelen 50'ye yakın nesli tehlikede gece papağanının yaşadığını açığa çıkardı.</p><p></p><p>Bu, çok nadir görülen kuşun bilinen en büyük popülasyonu olabilir.</p><p></p><p>Bilim insanları "Queensland'de 20'den az görülen ve 2020'ye dek Batı Avustralya'da yalnızca birkaç alanda nadiren saptanan, nesli tehlikedeki gece papağanı (Pezoporus occidentalis) Avustralya'daki en ender kuşlardan biri" yazıyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, araştırmada akustik izleme cihazı kullanarak, Ngururrpa IPA'de inceledikleri 31 alanın 17'sinde gece papağanlarının izine rastladı.</p><p></p><p>Toplamda 10 tüneme alanı tespit ettiler.</p><p></p><p>Araştırmacılar, "büyük ölçüde gizlenmiş" bu türün, büyük oranda karasal ve gececil olduğunu, yalnızca panik anlarında veya su aradıklarında havalandıklarını düşünüyor.</p><p></p><p>Bilim insanları, araştırmadan yola çıkarak Ngururrpa IPA'de "en az 50 gece papağanı" olabileceğini söylüyor. Bu da çok nadir görülen türün, bilinen en yüksek popülasyonunu oluşturuyor.</p><p></p><p>Uydu görüntüleri, çevredeki kumluk bölgede her 6 ila 10 yılda yaşanan yangınların, kuşların yaşam alanına yönelik önemli bir tehdit olabileceğine işaret ediyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar "Çevredeki bitki örtüsünde ve doğal yanıcılık seviyelerindeki farklılıklar sebebiyle yangınların, gece papağanları için ciddi bir tehdit yaratma ihtimali var" yazdı.</p><p>&nbsp;</p><p>Doğal yaşam alanındaki gizemli Avusturya gece papağanı (Steve Murphy, Charles Darwin Üniversitesi)</p><p></p><p>Bilim insanları, yırtıcıları araştırmak için fotokapanlar kullandı ve yırtıcıların beslenme şekillerini incelemek üzere dışkılarını da topladı.</p><p></p><p>Bölgedeki yaban kedileri, gece papağanlarına risk oluşturma ihtimali taşısa da bilim insanları, buradaki kedileri yiyen yaban köpek türü dingoların, kuşların hayatta kalmasını sağladığını tahmin ediyor.</p><p></p><p>Araştırma, yırtıcı hayvanları kontrol altında tutma yöntemleri uygulanırken dingoların zarar görmemesinin önemine vurgu yapıyor.</p><p></p><p>Araştırmacılar "Yönetimin, çevredeki yakıt yoğunluğunu azaltmak üzere stratejik yakmaya odaklanmasını ve yırtıcı hayvan kontrolünü, dingolara zarar vermeyen yöntemlerle sınırlandırmasını öneriyoruz" dedi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kuzey Kutbu'nda patlamaya hazır cıva bombası</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuzey-kutbunda-patlamaya-hazir-civa-bombasi-5041/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuzey-kutbunda-patlamaya-hazir-civa-bombasi-5041/</id>
<published><![CDATA[2024-08-18T06:58:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-18T06:58:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A60006-ED6019-FCD47A-48F5AB-EAE965-86397D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Güney Kaliforniya Üniversitesi Dornsife Edebiyat, Sanat ve Bilim Fakültesi (USC) araştırmacıları tarafından yayınlanan yeni bir çalışmada, Kuzey Kutup bölgesindeki cıva sorunu ele alınıyor.</p><p></p><p>USC Dornsife'da Dünya Bilimleri ve Çevre Çalışmaları profesörü olan Josh West, "Kuzey kutbunda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir" diyor.</p><p></p><p><b>Neden kuzey kutbunda cıva var?</b></p><p></p><p>Atmosfer dolaşımı sırasında cıva daha yüksek enlemlere doğru hareket etme eğilimindedir. Bu durum, Kuzey Kutup bölgesinde cıvanın birikmesine ve burada bitkiler tarafından emilip ölmesine neden olur, böylece cıva toprağın bir parçası haline gelir.</p><p></p><p>Binlerce yıldır donmuş halde bulunan toprak iklim değişikliğiyle beraber küresel ısınmanın artmasıyla çözülür ve ortaya daha önce birikmiş olan cıva çıkar. Daha önce yapılan araştırmalarda cıvanın en çok Kuzey Kutup bölgesinde bulunduğu açığa çıkmıştı.</p><p></p><p>Böylece uzun yıllardır biriken cıva donmuş toprakta bir tehlike unsuru oluşturmaz. Lakin Kuzey Kutup bölgesi küresel ortalamadan dört kat daha hızlı ısınıyor ve bu durum toprak çözündüğünde zehirli metalin serbest kalmasına neden oluyor.</p><p></p><p><b>2050 yılında Kuzey Kutbu'ndaki 5 milyon kişi tehdit altında kalacak</b></p><p></p><p>2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen çözünmesi öngörülüyor, bu demek oluyor ki Kuzey Kutbu'nda yaşayan 5 milyon insan için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşacak. İçme suyu yoluyla cıva tüketme riski asgari düzeyde olmakla beraber çoğu insan beslenmesinde bir miktar cıvaya maruz kalmakta.</p><p></p><p>Araştırmacılar, cıva rezervlerindeki miktarın ne kadar olduğunu tahmin etmeye çalışmakta. Farklı toprak türlerinde farklı miktarda cıvanın biriktiğini fark eden araştırmacılardan biri olan doktora adayı Isabel Smith, 'Tüm faktörleri hesaba katarak önümüzdeki birkaç on yıl içinde donmuş toprak erimeye devam ettikçe salınabilecek toplam cıvanın daha doğru bir tahminini elde edebiliriz" diyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Akdeniz'in suyu hiç olmadığı kadar sıcak</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/akdenizin-suyu-hic-olmadigi-kadar-sicak-2193/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/akdenizin-suyu-hic-olmadigi-kadar-sicak-2193/</id>
<published><![CDATA[2024-08-17T06:50:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-08-17T06:50:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D93A53-C83C3A-89DCA5-F9BAAD-7D30E1-D94627.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bilim insanları Akdeniz'in su sıcaklığının rekor seviyelere yükseldiğini bildirdi. Merkezi İspanya'nın Barcelona kentinde olan Deniz Bilimleri Enstitüsü (ICM), 15 Ağustos Perşembe günü Akdeniz'de ortalama su sıcaklığının 28,9 dereceye çıktığını duyurdu. Bugüne dek Akdeniz'de ölçülen en yüksek su sıcaklığı, 2023 yılının Temmuz ayında, 28,7 derece ile kayıt altına alınmıştı. Böylece Akdeniz'de suyun sıcaklığı iki yılda üst üste rekor kırmış oldu.</p><p></p><p>2023 yılından önce ölçülen en yüksek su sıcaklığı 2003 senesinin Ağustos ayına aitti. O dönem yapılan ölçümlerde suyun 28,2 derece olduğu tespit edilmişti.</p><p></p><p>Akdeniz suyunun sıcaklığına ilişkin güncel bilgiler, Avrupa Birliği (AB) Yeryüzü İnceleme programı Copernicus'un uydu verilerinden elde ediliyor. Ağustos ayı başından bu yana yapılan ölçümlerde, Mısır, Monaco, Korsika ve Valencia açıklarında 30 dereceyi geçen su sıcaklıkları kayıt altına alınmıştı. ICM'de görev yapan araştırmacılardan Justino Martinez, aşırı sıcak hava periyotlarının son zamanlarda uzun süre etkili olmaya başladığını ve bunun dikkat çekici olduğunu dile getirdi.</p><p></p><p><b>Akdeniz'in doğusunda ekosistem büyük tehlike altında</b></p><p></p><p>Dünya İklim Konseyi (IPCC), Akdeniz'i dünya üzerinde iklim değişikliğinin en etkili olduğu yerler arasında gösteriyor. 80'li yıllardan bu yana Akdeniz'in ekosisteminde çok büyük değişimler olduğunu belirten Konsey, bu denizdeki biyoçeşitliliğin azaldığını ve istilacı türlerin Akdeniz'de yayıldığını vurguluyor. IPCC'nin öngörülerine göre, küresel sıcaklık artışının, sanayileşme dönemi öncesine oranla bir buçuk dereceyi aşması halinde, Doğu Akdeniz'de avlanılan balık türlerinin ve omurgasızların yüzde 20'si yok olabilir.</p><p></p><p>Uluslararası bir araştırma ağı olan Dünya Hava Olayları İlişkilendirme Girişimi (WWA) tarafından yapılan bir çalışma, şu an Akdeniz bölgesinde yaşanan aşırı sıcak hava durumlarının, insan etkisi ile yaşanan iklim değişikliği ile doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Yaşanan bu iklim değişikliği sonucu, aşırı sıcak havaların hem daha uzun süre etkili olduğu hem de daha sık yaşandığı belirtiliyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın ekolojik kaynakları haftaya tükeniyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-ekolojik-kaynaklari-haftaya-tukeniyor-4310/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-ekolojik-kaynaklari-haftaya-tukeniyor-4310/</id>
<published><![CDATA[2024-07-26T05:27:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2024-07-26T05:27:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5FC516-3C87B3-912EA8-C029D2-F2D59A-1E5E20.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İnsanlık önümüzdeki hafta Perşembe gününden (1 Ağustos) itibaren "cepten yemeye" başlayacak. Çevre örgütü Germanwatch, Küresel Ayak İzi Ağı'nın (GFN) araştırmasına dayanarak yaptığı açıklamada, dünyanın 2024 yılının tamamı için kullanılması öngörülen yenilenebilir kaynaklarını o tarihte tüketmiş olacağını duyurdu. Geçen yıl insanlığın yenilenebilir kaynakları tükettiği gün 2 Ağustos olmuştu.</p><p></p><p>ABD merkezli GFN, insanlığın dünyanın kaynaklarını daha verimli kullanması konusunda tünelin ucunda bir ışık göründüğünü ifade ederek yapılan araştırmaların, dünyadaki kaynakların aşırı tüketimi konusunda, olumlu anlamda bir dönüm noktasına gelinmiş olunabileceğini belirtti. İlgili açıklamada, kaynakların aşırı kullanımının on yıllarca nerede ise her sene artarak devam ettiği ancak son on yılda yerinde saymaya başladığı bildirildi. GFN'nin konuya ilişkin raporunda, "İyi haber şu ki, dönüm noktasına gelmiş gibi görünüyoruz. Birçok gösterge, kaynakların aşırı tüketiminin yakında azalmaya başlayacağına işaret ediyor" denildi.</p><p></p><p><b>Yeni teknolojiler fosil enerjiye bağımlılığı azaltıyor</b></p><p></p><p>Raporu kaleme alan bilim insanlarına göre, yenilenebilir enerjilerin giderek yayılması, bu kaynaklardan elde edilen enerjiyi depolama teknolojisinin gelişmesi, elektrikli taşıt ve ısı pompası kullanıcılarının artması, "fosil enerji ticaret modelinin" giderek gözden düşmesini sağlıyor. Raporda aynı zamanda, dönüşü olmayan iklimsel eşiklerin aşılmaması ve kitlesel canlı türü kaybının durdurulabilmesi için bu ve bunun gibi cesaret verici gelişmelerin çok daha güçlü bir biçimde hızlandırılması gerektiği de vurgulanıyor.</p><p></p><p><img src="https://birlesikbasin.com/uploads/Temmuz%202024/eko-k.jpg" alt="eko-k"></p><p><b>Germanwatch'ın siyasi direktörü Christoph Bals</b></p><p></p><p>Germanwatch'ın siyasi direktörü Christoph Bals, "Günümüzdeki genç neslin ve gelecekteki kuşakların özgürlük hakkını korumak adına, hızlı, etkili ve sosyal açıdan kabul edilebilir bir biçimde harekete geçmek gerektiğini" ifade ederek kaynakları "çok aşırı tüketen sanayi ülkeleri ile yüksek emisyon üreten gelişmekte olan devletlere büyük bir sorumluluk düştüğünü" belirtti.</p><p></p><p>İnsanlığın, yapılan bir matematiksel hesaba göre günümüzdeki kaynak tüketiminin sürdürülebilmesi için 1,7 dünyaya ihtiyacı var. Tüm ülkelerin Almanya'da yaşayan toplum gibi bir tüketim içinde olması halinde ihtiyaç 3 gezegene çıkıyor. Dünyanın önde gelen sanayi ülkelerinden Almanya, kendi adına sürdürülebilir kaynakları Mayıs ayında tüketmişti. Çin'de yaşayan insanların tüketim alışkanlığı senede 2,4, ABD'de toplumunun tüketimi ise 5,1 dünya gerektiriyor.</p><p></p><p><b>Uçakla yolculuklar önemli bir sorun</b></p><p></p><p>GFN raporu, iklim için en zararlı konulardan birinin havayolu trafiği, özellikle de uzun mesafeli uçuşlar olduğuna dikkat çekiyor. Raporun ilgili bölümünde, "dünya nüfusunun sadece çok küçük bir kesimi uçuş alışkanlığı nedeniyle, yaşanan iklim krizinin en önemli sorumlularından biri" ifadesi kullanıldı. Hava trafiğinin, en azından biraz daha iklim dostu bir hal alması adına gerekli teknolojik çözümlere ulaşmak için büyük bir eforla çaba gösterilmesi gerektiğini belirten raporda, "ancak kısa vadede, özellikle de şu anki uçuş yoğunluğunda" bu teknolojilerin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığı vurgulandı.</p><p></p><p>Bu sebepten, havayoluna alternatif olan diğer seçeneklerin tercih edilmesi tavsiye edilerek örnek olarak Avrupa içi trafiği, havayolundan demiryoluna kaydırmak gerektiği, trenle seyahatin uçağa göre 28 kat daha iklim dostu olduğu kaydedildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">BM'den "insanlığın sonu" uyarısı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bm-den-insanligin-sonu-uyarisi-960/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bm-den-insanligin-sonu-uyarisi-960/</id>
<published><![CDATA[2023-11-30T06:43:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-11-30T06:43:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_54EF65-F905CA-6F6BA0-753F3E-378732-52BF77.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dubai'de düzenlenen Dünya İklim Değişikliği Konferansı'nın (COP28) açılışında konuşan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İcra Sekreteri Simon Stiell, katılımcıları küresel ısınmanın ölümcül sonuçları konusunda uyardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yaklaşık 200 ülkeden temsilciye seslenen Stiell, "Fosil yakıt dönemini artık kapatmazsak, kendi sonumuzu başlatmış olacağız. Ve bunun bedelini de insan hayatıyla ödemeyi kabul edeceğiz" dedi.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Küresel ısınmanın bir sonucu olarak dünya çapında daha sık ve daha şiddetli fırtınalar, kuraklıklar, seller ve orman yangınları meydana geldiğine vurgu yapan Stiell, halihazırda milyonlarca insanın bu tür olumsuzluklardan etkilenmekte olduğunu kaydetti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilimsel verilere göre yer kürenin, iklime zarar veren sera gazı emisyonlarının etkisini kırarak, 1,5 derecelik küresel ısınma kritik sınırını koruyabilme yetisinin altı yıl sonra tamamen yok olacağını belirten iklim uzmanı, bunu önlemek için dünya genelindeki iklim politikalarında keskin önlemler alınmasının şart olduğunu söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5 derece ile sınırlandırılması hedefini ifade eden kritik eşik değeri 2015 yılında Paris'te düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansında kabul edilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ön değerlendirmelere göre 2023 yılının iklim kayıtlarının başlamasından bu yana en sıcak yıl olarak tarihe geçeceğini açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WMO'nun Perşembe günü Dubai'deki Dünya İklim Konferansı'nın başlangıcında sunduğu ön raporda, 2023 yılına ait verilerin küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık 1,4 santigrat derece arttığına işaret ettiği belirtildi. 2016'da ise bu değer yaklaşık 1,2 derece olarak ölçülmüştü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>WMO uzmanları küresel ısınma değerlerinin gelecek yıl daha da artmasının beklendiğini belirtti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Antarktika tahmin edilenden iki kat fazla ısındı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/antarktika-tahmin-edilenden-iki-kat-fazla-isindi-1/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/antarktika-tahmin-edilenden-iki-kat-fazla-isindi-1/</id>
<published><![CDATA[2023-09-09T06:34:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-09-09T06:34:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_653467-4CE8AE-706B8C-A4A26A-EB2407-6A5018.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Araştırmaya göre, bu durum küresel su seviyelerindeki yükselişe ilişkin geniş kapsamlı sonuçlara neden olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kıtada son 1000 yılın sıcaklıklarını tespit etmek için Antarktika'dan alınan 78 buz çekirdeğini inceleyen bilim insanları, ısınmanın doğal temponun dışında gerçekleştiğini tespit etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nature Climate Change isimli bilimsel dergide yayımlanan araştırma, Antarktika'nın her 10 yılda 0,22 ila 0,32 derece ısındığını ortaya koydu. Daha önceki iklim modelleri kıtadaki ısınma oranını 0,18 derece olarak tahmin ediyordu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sıcaklıkların yükselmesine karşı daha kırılgan olduğu değerlendirilen Batı Antarktika'da, ısınma oranlarının daha önceki iklim modellerinin ortaya koyduğundan iki kat fazla olduğu belirlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kıtanın bu bölümündeki buz tabakasının kırılması durumunda tüm dünyada su seviyesinin birkaç metre yükselebileceği tahmin ediliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim bilimciler uzun süredir kutup bölgelerinin, gezegenin geri kalanından daha hızlı ısınmasını bekliyordu. Daha önce Kuzey Kutbu'nda da görülen bu fenomene "kutup amplifikasyonu" ismi verilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilimsel araştırmanın yazarlarından Dr. Mathieu Casado, Antarktika'da da kutup amplifikasyonuna ilişkin kanıtlar elde ettiklerini belirtirken, "Antarktika'da doğal değişkenliğin ötesinde bu kadar ciddi bir ısınma görmek çok endişe verici" diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avustralya Ulusal Üniversitesi'nden buz çekirdeği uzmanı Dr. Sarah Jackson, "Bulgular çok endişe verici. Gelecekteki su seviyesine ilişkin tahminlerimiz, bulduğumuz düşük ısınma oranlarına dayanıyordu. Modellerimiz, eriyecek buz miktarını olduğundan düşük tahmin etmiş olabilir" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni Zelanda'daki Wellington Victoria Üniversitesi'nde iklim bilimci Dr. Kyle Clem ise, bölgedeki deniz buzlarının kaybının okyanusların ısınması ve deniz ekosistemiyle ilgili ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Küresel su seviyelerinin yükselmesininse, tüm dünyada görülmemiş seviyede sel ve su taşkınlarına yol açabileceği belirtiliyor.</div>
<div><br />
	</div><img src="uploads/avatars/thumb_logo-text.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zamanda donmuş gibi görünen balina kayda alındı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/zamanda-donmus-gibi-gorunen-balina-kayda-alindi-30/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/zamanda-donmus-gibi-gorunen-balina-kayda-alindi-30/</id>
<published><![CDATA[2023-08-16T05:38:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-16T05:38:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6EF028-B1CC75-806DC5-BB07ED-0AF38E-670DD7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Video kaydında, balinanın kuyruğunun su üzerinde dakikalarca hareketsiz durduğu görülüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Moss, TikTok ve YouTube'da paylaştığı videoyu kaydettiği anlarda, "kalbinin çok hızlı attığını" söyleyerek heyecanını dile getirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Manzarayı görür görmez kamerasına sarılan fenomen, "Sanırım bu bir balina kuyruğu. Yukarı çıktı ve ve hiçbir yere gitmiyor. Ne diyeceğimi bile bilmiyorum" diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Moss, devasa hayvanı kayda aldığı anlarda onunla mesafesini korumak için de çaba gösterdi. Bu amaçla geriye doğru kürek çeken fenomen, kuyruğun etrafında yüzen bir yavru balina gördü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunun ardından Moss, teknesindeki bir sualtı kamerasını çalıştırdı ve balinanın denizin içindeki gövdesini kaydetmeye başladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sualtı çekimleri, yavru balinanın başını annesinin göğsüne yasladığını ortaya çıkardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Moss, görüntüleri nerede kaydettiğini açıklamadı. Ancak fenomenin Batı Avustralya kıyılarında okyanus görüntüleri kaydeden YBS Youngbloods ekibinin üyesi olduğu biliniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nitekim görüntüler, YBS Youngbloods'ın YouTube kanalından yayımlandı.</div>
<div>&nbsp;</div>
<div>Görüntülerde yer alan ve Latince adı Megaptera novaeangliae olan kambur balinaların nadiren de olsa bu davranışı tekrarladığı biliniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu davranış daha önce hem Avustralya hem de Brezilya açıklarında dolaşan balinalarda birden fazla kez gözlemlenmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>O kayıtlarda da anne balinanın etrafında bir yavrunun dolaştığı görülmüştü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları henüz bu davranışın sebebini bilmiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak bir tahmine göre, sıcakkanlı balinalar kuyruklarını rüzgara doğru uzatarak vücut ısılarını stabil tutmaya çalışıyor olabilir.</div>
<div><br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Okyanus sıcaklığı yeni bir rekor kaydetti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/okyanus-sicakligi-yeni-bir-rekor-kaydetti-781/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/okyanus-sicakligi-yeni-bir-rekor-kaydetti-781/</id>
<published><![CDATA[2023-08-05T06:31:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-08-05T06:31:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E4F7DD-9DBA12-3F16D8-44C7CC-FAF6A3-5E51B9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Avrupa Birliği'nin iklim değişikliğini izleyen kuruluşu Copernicus, bu hafta günlük ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının 2016 yılının aynı dönemindeki son rekoru aştığını duyurdu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Deniz yüzeyi sıcaklığı, yılın bu döneminin ortalamasının çok üzerinde 20,96 dereceye kadar çıktı.<br />
	<br />
	</div>
<div>İklim dengesi açısından hayati öneme sahip olan okyanuslar, sıcaklığı emiyor, Dünya'nın oksijeninin yarısını üretiyor ve düzenli hava hareketlerini oluşturuyorlar.<br />
	<br />
	</div>
<div>Suların, ısındıkça, karbondioksit emme kapasitesi azalıyor. Bu da gezegenin ısınmasına yol açan atmosferdeki gazların miktarının daha fazla olması demek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Suların ısısının artması aynı zamanda buzulların eriyerek okyanuslara karışması ve deniz seviyelerinin yükselmesini de hızlandırabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Isınan okyanuslar ve sıcak hava dalgaları deniz canlıları, örneğin balıklar ve balinalar gibi türlerin soğuk su arayışıyla göçmesine, bu da beslenme zincirinin bozulmasına yol açıyor. Uzmanlar bu nedenle sulardaki balık sayısının azalabileceği uyarısında bulunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Suların ısınmasının bir başka sonucu da köpek balıkları gibi türlerin değişimden huzursuz olarak saldırganlaşması.<br />
	<br />
	</div>
<div>Meksika Körfezi'ndeki Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nde okyanusların ısınmasını gözlemleyen uzmanlardan Dr Kathryn Lesneski "Okyanusun suyu, içine girdiğinizde banyo suyu gibi. Şu anda Florida açıklarındaki mercan kayalıklarında yaygın beyazlaşma görülüyor ve birçok mercan resifi öldü bile" diyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/okyanus-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere'de Plymouth Deniz Laboratuvarı'ndan Dr Matt Frost kirlenme ve aşırı avlanmaya da işaret ederek "Okyanuslar üzerinde oluşturduığumuz baskı tarihin en yüksek düzeyinde" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları ayrıca okyanus sıcaklığı rekorunun zamanlamasını da kaygı verici buluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>AB'nin Copernicus İklim Değilikliği kuruluşundan Dr Samantha Burgess, okyanusların en sıcak olduğu ayın Ağustos değil Mart olması gerektiğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Bu rekorun Ağustos'da kırılmış olması, suların önümüzdeki Mart ayında ne kadar daha ısınacağı konusunda beni endişelendiriyor" diye sürdürüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yukarıdaki grafikte şu anda okyanus sıcaklıklarının yılın bu dönemindeki ortalamalarından ne kadar yüksek olduğu görülebiliyor. Kırmızı çizgi 2023'ü temsil ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İklim değişikliğinin İskoçya kıyılarındaki etkilerini gözlemleyen İskoç Deniz Bilimleri Birliği'nden Profesör Mike Burrows "Bu değişimin ne kadar hızlı yaşandığını görmek korkutucu" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları, okyanusların şu sıralarda neden bu kadar ısındığını inceliyor fakat kesin olarak söyledikleri şey şu: İklim değişikliği, okyanusların, küresel ısınmaya sebep olan sera gazlarından giderek artan miktarda emerek ısınmasına yol açıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dr Burgess "Ne kadar çok fosil yakıt kullanırsak, okyanuslar o kadar daha fazla ısıyı emecektir. Bu da istikrarın sağlanması ve ısının düşürülmesinin çok daha uzun zaman alacağı anlamına geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Dünyadaki bütün buzullar erirse ne olur?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Himalayalar'da buzullar hızla eriyor, 2100'e kadar yüzde 75 kayıp olabilir<br />
	<br />
	</div>
<div>Körfez Akıntısı sistemi gerçekten 2025’te çökebilir mi?<br />
	<br />
	</div>
<div>Geçen hafta kırılan deniz sıcaklığı rekoru, son olarak 2016'da Mart ayında aşılmıştı. Üstelik sıcak hava hareketi El Niño'nun en güçlü olduğu günlerde.<br />
	<br />
	</div>
<div>El Niño, sıcak suların Güney Amerika'nın Batı sahillerinde yüzeye çıkarak küresel sıcaklıkların yükselmesine yol açan doğal bir iklim hareketi.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/okyanus-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Şu an da yeni bir El Niño'nun başlangıcındayız. Fakat bilim insanları henüz çok kuvvetli olmadığını söylüyorlar. Bu da önümüzdeki aylarda El Niño kuvvetlendikçe okyanus ısısının, ortalamanın daha da üzerine çıkabileceğine işaret ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu yıl okyanus ısısı ortalaması rekoru kırılmadan önce İngiltere, Atlas Okyanusu'nun kuzeyi, Akdeniz ve Meksika Körfezi'nde bir dizi deniz ısınması dalgasıyaşandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Profesör Burgess "Yaşanan deniz sıcaklığı dalgaları, beklemediğimiz, sıradışı yerlerde yaşandı" diyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Agustos 2023/okyanus-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Birleşik Krallık sularında Meteoroloji Dairesi ve Avrupa Uzay Kurumu verilerine göre bu Haziran ayında su sıcaklığı ortalamanın 3 ile 5 derece üzerindeydi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Florida'da deniz yüzeyi ısısı geçen hafta 38,44C'ye, bir sıcak su banyosu ile kıyaslanabilecek bir düzeye ulaştı. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Olayları kurumuna göre, normal olarak burada suyun sıcaklığının bu mevsimde 23C ile 31C arasında olması gerekiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin verilerine göre deniz sıcaklığı dalgalarının sıklığı 1982 ile 2016 yılları arasında iki mislime çıktı ve bu dalgaların yoğunluğu ve süresi de 1980'den bu yana arttı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Son yıllarda hava sıcaklıkları dramatik artışlar gösterdi ama suların ısınması daha uzun sürüyordu. Şimdi okyanus sıcaklığındaki artışın da hızlandığına dair belirtiler var.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir teoriye göre de okyanusların derinliklerinde depolanmış büyük miktarlarda sıcaklık belki de El Niño ile bağlantılı olarak su yüzüne çıkıyor olabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları deniz yüzeyinin sıcaklığının, sera gazları nedeniyle artmaya devam edeceğini biliyorlardı ama yine de bu sıcaklığın neden bu yıl geçen yılların çok üzerinde çıktığını araştırmayı sürdürüyorlar.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Körfez Akıntısı sistemi gerçekten 2025'te çökebilir mi?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/korfez-akintisi-sistemi-gercekten-2025te-cokebilir/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/korfez-akintisi-sistemi-gercekten-2025te-cokebilir/</id>
<published><![CDATA[2023-07-27T06:00:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-27T06:00:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0FBE3C-539CCB-2D413B-9BB225-6799FF-DA52E6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Meksika Körfezi’nden Britanya’nın kuzeyine kadar sıcak su taşıyan bu deniz akıntısı döngüsü, Kuzeybatı Avrupa’da havanın daha sıcak olmasını sağlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu yüzden sistemin çökmesi bu bölgedeki sıcaklıkları ciddi miktarda düşürerek iklimi yıkıcı bir şekilde değiştirebilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan iklim alanının önde gelen bilim insanlarının, araştırmanın bulgularına dair bazı çekinceleri var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu uzmanlar, Körfez Akıntısı’nın bu yüzyılda değişme ihtimalinin kesin olmadığını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hükümetlererarası İklim Değişikliği Paneli’nin bu konuda yaptığı son araştırma, Atlantik Meridyenel Devridaim Döngüsü (AMOC) adı da verilen bu sistemin bu kadar hızlı çökmeyeceğini ortaya koymuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni araştırmayı yürüten ekipte yer alan, Copenhagen Üniversitesi’nden Prof. Peter Ditlevsen "2004’te bu akıntıyı ölçmeye başladığımızdan beri Amoc’un zayıflamakta olduğuna dair endişeler var” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Amoc’un kuzey kutbuna doğru taşıdığı sıcak su orada soğuyarak dibe çöküyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Fakat küresel ısınma nedeniyle Grönland başta olmak üzere kuzeydeki buzların hızla erimesi, bu akıntının o kadar kuzeye çıkamadan, daha güneyde soğumasına yol açıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Amoc çökerse Avrupa’da hava sıcaklıkları 10-15 dereceye kadar azalırken ABD’nin doğu yakasında da deniz seviyesi yükselebilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Milyarlarca kişinin beslenmesini sağlayan tarım alanlarındaki yağmurlarda da değişim yaşanabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Amoc’un son çöküşü 115 bin yıl önce Buz Devri’nin başında gerçekleşmiş, sistem 12 bin yıl önce tekrar akıntı döngüsüne başlamıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nature Communications’ta yayımlanan yeni araştırma, Amoc’un 2025 ile 2095 yılları arasında çökebileceğini öne sürüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Analiz, sera gazı salımlarındaki artışın bugüne kadarki hızında devam edeceği varsayımı üzerine kurulmuş.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sera gazı salımlarındaki artış durursa veya salımlar azalmaya başlarsa Amoc’un çöküşü bu kadar erken olmayabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere Meteoroloji Dairesi’nden Ben Booth’un da aralarında bulunduğu bilim insanları, bu yeni araştırmadaki bulguların "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilmekten uzak olduğunu” söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Southampton Üniversitesi Ulusal Denizbilim Merkezi’nden Prof. Penny Holliday "Amoc’un zayıflamakta olduğuna dair net bir kanıt yok” diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bir gün Amoc’un günümüzdeki gibi işlemeyi bırakma ihtimali olduğunu biliyoruz fakat buna kesin gözüyle bakmak son derece zor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Komşum sıcak hava dalgaları hakkında mı yoksa Amoc’un çökme ihtimali hakkında mı daha fazla endişelenmesi gerektiğini sorsa, sıcak hava dalgalarını işaret ederdim. Çünkü bunu görüyoruz ve daha da kötüleşeceğinden eminiz.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Son araştırmanın pek çok bilim insanı tarafından kabul görmemesinin ana nedeni, Amoc hakkında bir dizi varsayımlarda bulunması.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Fakat uzmanlar, iklim sisteminin son derece karmaşık olması nedeniyle Amoc’u henüz tam olarak anlayacak bilgiye sahip olmadıklarını söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Reading Üniversitesi Ulusal Atmosfer Bilimi Merkezi’nden Prof. Jon Robson, bu sistemin 2025-95 arasında çökebileceği bulgusuna şüpheyle yaklaşmak gerektiğini vurguluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yine de uzmanlar bu araştırmanın önemli olduğunu, Amoc’un çökme ihtimaline dair uyarıların ciddiye alınması gerektiğini belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Prof. Robson "Kuzey Atlantik iklim sisteminde ani ve büyük değişikliklerin yaşanma ihtimalini göz ardı etmemeliyiz” diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Fakat bunun 2025-95 arasında gerçekleşeceğine yönelik varsayımlara şüpheyle yaklaşıyorum.”</div>
]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yapay zeka atıkları azaltmak için nasıl kullanılabilir?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yapay-zeka-atiklari-azaltmak-icin-nasil-kullanilab/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yapay-zeka-atiklari-azaltmak-icin-nasil-kullanilab/</id>
<published><![CDATA[2023-07-03T06:08:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-07-03T06:08:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6067B4-8FE533-71E3C4-7214AA-23ED0F-EC3E50.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bunların içinde en sorunlusu plastik. Georgia ve California üniversitelerinin birlikte yürttüğü bir araştırma, 1950’lerdeki ilk seri üretiminden 2015’e kadar 8,3 milyar ton plastik üretildiğini ortaya koydu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu sayıların büyüklüğüne şaşırmayan biri varsa o da Mikela Druckman.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Druckman, çöp ayrıştırma ve geri dönüşüm merkezlerinde yapay zeka kullanımı üzerine araştırmalar yapan İngiltere merkezli Greyparrot adlı start-up’ın kurucusu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Tek bir günde tek bir geri dönüşüm tesisine gelen çöpleri bir araya getirseniz bir dağ oluşur” diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Her gün tekrarlanan ve sonu gelmeyen bir süreç bu.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Greyparrot’un yapay zeka sistemi, çöp ayrıştırma bantlarına yerleştirilen kameralarla gerçek zamanlı olarak çalışıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bugün Avrupa’da bu sistemi kullanan 50’den fazla çöp ve geri dönüşüm tesisi var.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Temmuz 2023/atik-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Mikela Druckman daha fazla ürünün geri dönüştürülebilir şekilde üretilmesi gerektiğini söylüyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Yapay zeka teknolojisi geçen yıl hızla ilerledi ve fotoğraf işleme yetenekleri de büyük ölçüde gelişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Fakat Druckman, yapay zekanın çöp fotoğrafları konusunda eğitilmesinin yine de zor olduğunu söylüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Örneğin bir kola kutusunu düşünün. Çöpe atıldıktan sonra ezilecek, pislenecek, şekli ve rengi değişecektir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bu da yapay zekanın onu tanımlamasını zorlaştırıyor.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Greyparrot’un sistemleri yılda 32 milyar nesneyi tarıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu taramalar çöpler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı da sağlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çöp ayrıştırma tesisi sahipleri bu sayede tesislerini daha verimli hale getirebiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Druckman "Çöp konusunda düzenlemeler yapan kurumlar da malzemelerin nasıl değiştiğini, hangi materyallerin sorunlu olduğunu ve ambalaj tasarımlarında nelere dikkat edilmesi gerektiğini bu verilerden öğrenebilir” diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"İklim değişikliği ve çöp yönetimini ayrı konularmış gibi ele alıyoruz fakat bunlar aslında birbiriyle ilişkili.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bunun esas nedeni de bir kere kullandığımız malzemelerin önemli bir kısmını tekrar kullanamamamız.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Tüketim biçimlerimizi şekillendirecek ve ambalajların nasıl olması gerektiğini belirleyecek daha sıkı kurallarımız olursa, kaynaklarımızı daha verimli kullanabiliriz.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Druckman büyük markaların da Greyparrot ve benzeri şirketlerin ürettiği verileri dikkate alarak ürünlerini daha geri dönüştürülebilir kılmalarını umuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><img src="uploads/Temmuz 2023/atik-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Greyparrot’un kamera sistemi, çöp ayrıştırma bandındaki atıkları böyle tarıyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Ürün ambalajlarını iyileştirme üzerine çalışan bir şirket olan Footprint’in yöneticisi Troy Swope, süpermarketler ve şirketlere hizmet veriyor. Daha önce Gilette şirketinin plastik tıraş bıçaklarını bitkilerden yapılmış bıçaklarla değiştirmesini sağlamış.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Footprint’in internet sitesine bir blog yazısı yazan Swope, tüketicilerin "geri dönüşüm mitiyle kandırıldığını” söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Üzerinde "geri dönüştürülebilir” yazan bir plastik salata kutusunu gösteren Swope, bunun ne anlama geldiğini sorguluyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Tek kullanımlık plastik ürünlere kıyasla çöplüğe gömülmesi daha düşük ihtimaldir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Fakat plastik krizinin önüne geçmek istiyorsak ilk yapmamız gereken şey ona bu kadar bağımlı olmaktan çıkmamız.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Druckman da şirketlerin "yeşil göz boyamasının” büyük bir sorun olduğunu anlatıyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Yeşil veya ekolojik ambalajlar üzerine çok fazla şey söyleniyor fakat bunların bir kısmı gerçek değil. Bu da tüketicilerin kafasının karışmasına yol açıyor.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere merkezli Polytag şirketi ise şirketlerin, ürettikleri plastik şişelerin ne kadarının geri dönüştürüldüğünü takip edebilmeleri için, gözle görülmeyen bir morötesi etiket sistemi satıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şişeler, belirlenmiş geri dönüşüm tesislerine götürüldüklerinde üretim bandındaki bir Polytag makinası onları tespit ediyor ve sayıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Böylece Polytag müşterileri gerçek zamanlı olarak ürettikleri şişelerden kaçının geri dönüştürüldüğünü görebiliyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Temmuz 2023/atik-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Polytag'in ultraviyole etiketleri yalnızca morötesi ışıkta görülüyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Polytag Proje Müdürü Rosa Knox-Bradley, "Şirketler bugüne kadar tam olarak kaç şişelerinin geri dönüştürüldüğünü göremiyordu” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere’deki müşterileri arasında Co-Op ve Ocado da var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Geri dönüşümü artırmayı hedefleyen İngiliz hükümeti, 2025’te bir zorunlu depozito uygulamasına geçecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Süpermarketlerde satılan tüm ürünlerin fiyatına depozito eklenecek ve tüketiciler plastik, cam ve metal şişe veya kutuları marketlere yerleştirilecek makinalara götürdüklerinde depozito parasını geri alabilecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Fakat yine de çöplerimizi gezegene daha az zarar verecek bir hale getirmek kolay değil.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dahası her yıl başa çıkmamız gereken yeni çöp tipleri çıkıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Örneğin son dönemde yaygınlaşan e-sigaralar, geri dönüştürmesi zor bir plastik yığınına yol açtı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Chartered Institute of Waste Management Politikalar Şefi Ray Parmenter "Bu dev bir sorun ve her geçen gün daha da büyüyor” diyor ve ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Özellikle tek kullanımlık e-sigaralar döngüsel ekonomiye en aykırı ürünler.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu e-sigaraların içinde plastik, metal, lityum pil, işlemci çipi ve LED ışıklar gibi farklı materyallerin olması, geri dönüştürülmesini son derece zorlaştırıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Elektronik ürünlerin geri dönüştürülebilirliğini artırma alanında çalışan Material Focus adlı örgütün geçen yıl yaptığı araştırmaya göre sadece İngiltere’de her hafta 1,3 milyon elektronik sigara çöpe atılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu her yıl 10 ton lityum pilin çöpe atılması anlamına geliyor. Bu miktar, 1.200 elektrikli araca pil sağlayabilirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Parmenter "Lityum gibi malzemeleri derin madenlerden büyük zorluklarla çıkarıyoruz. Bu yüzden bunları çıkardıktan sonra kıymetini bilmemiz ve buna uygun bir şekilde kullanmamız lazım” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Druckman da e-sigaraların, düşünce yapımızın nasıl değişmesi gerektiği konusunda güzel bir örnek olduğunu vurguluyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Ekonomik olarak mantıksız, her açıdan mantıksız. Tek kullanımlık e-sigaraları nasıl geri dönüştürebileceğimize kafa yormak yerine aslında neden böyle bir ürünün piyasada olduğunu sorgulamamız lazım.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Endüstri liderleri ve siyasetçilerin, ürünleri geri dönüşüme uygun hale getirme konusunda büyük sorumluluğu olduğunu söyleyen Druckman, burada tüketicilere de sorumluluk düştüğünü ekliyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Tüketicilerin yapabileceği en faydalı şey daha az tüketmektir.”</div><br />
<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />

]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Soyu tükendi denen kelebek türü, yeniden ortaya çıktı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-soyu-tukendi-denen-kelebek-turu-yeniden-ortaya-ci/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-soyu-tukendi-denen-kelebek-turu-yeniden-ortaya-ci/</id>
<published><![CDATA[2023-06-05T05:10:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-06-05T05:10:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C9101F-C28AAB-680313-5C8762-36341C-50C545.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>BBC'nin deneyimli güvenlik muhabiri ve aynı zamanda bir doğa gözlemcisi olan Frank Gardner, bu kelebek türünün yeniden ortaya çıkışını "gizemli bir gelişme" olarak tanımlıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Siyah damarlı kelebekler Londra'nın güneydoğusundaki çayırlarda ve çalılık bölgelerde, az sayıda da olsa görülmeye başlandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzman olmayanlar, bu türü kolaylıkla, lahana kelebeği denen ve yaz aylarında yaygın şekilde görülen beyaz kelebek türüyle karıştırabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak İngiltere'de siyah damarlı beyaz kelebeklere çok uzun yıllardır kimse rastlamadı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu tür, 1660-1685 yılları arasında hüküm süren Kral 2. Charles döneminde, İngiltere'deki türler arasında ilk kez listelendi. 1925'te ise ülkedeki varlığının resmen sona erdiği belirlendi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Son günlerde bu kelebek türü, Londra'nın hemen kıyısında, en sevdiği yaşam alanı olan alıç ve kuş eriği ağaçları çevresinde görülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İsimlerinden anlaşıldığı gibi bu türün üyeleri, kanatlarında belirgin siyah damarlara sahip.<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere'deki kelebek türlerini ve popülasyonlarını gözlemleyen Butterfly Conservation (Kelebek Koruma) adlı vakıf, bu kelebek türünün doğaya yeniden salınmış olabileceğini belirtiyor. Ancak bunun kim tarafından ve neden yapıldığı bilinmiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Vakıf, türün yeniden görülebilmesinin hoş karşılandığını ancak bunun, soyu tükenen bir canlının kendiliğinden yeniden ortaya çıkması anlamına gelmediğini ekliyor.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Gelgitler buzulların erimesini hızlandırıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/gelgitler-buzullarin-erimesini-hizlandiriyor-302/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/gelgitler-buzullarin-erimesini-hizlandiriyor-302/</id>
<published><![CDATA[2023-05-10T05:43:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-05-10T05:43:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EBD835-AFE200-216F0F-AFE232-F582FF-A7ECEF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>California Üniversitesi ile ABD Havacılık ve Uzay Ajansı'nın (NASA) ortak yürüttüğü çalışmada, Grönland'daki büyük bir buz kütlesinin, gelgit hareketleri nedeniyle, daha hızlı eriyerek deniz seviyesindeki yükselme oranını hızlandıran bir etkiye neden olduğuna dair sonuçlara ulaşıldığı belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ulusal Bilimler Akademisi Bildirisinde yer alan çalışmada bilim adamları, kuzeybatı Grönland'daki büyük bir buzulun okyanus gelgitleriyle etkileşime geçtiği ve bu hareketin daha önce açıklanmayan bir erime potansiyeline olanak sağladığı bildirildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uydu radar verileri kullanılarak elde edilen sonuçlarda, Petermann isimli buzulun kara ile bağlantısının koparak okyanusta yüzmeye başladığı, toprak ile birleşme hattının gelgit döngüleri sırasında önemli ölçüde kaydığı ve dip kısmına sıcak deniz suyunun girip buzulu eritmesine yol açtığı tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışmanın baş yazarı olan bilim adamı Enrico Ciraci, söz konusu buzul kütlesinin "gelgit hareketleri esnasında 2 ila 6 kilometre arasında hareket ettiğini" açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ciraci, "Bu önemli bir bulgu: Bilim adamları arasındaki geleneksel görüş, buzulun karaya oturma hattının gelgitlerle birlikte hareket etmediği yönündeydi ve bu, deniz seviyesinin yükselmesini hızlandırabilecek başka bir önemli erime etkisini ortaya koyuyor." dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çalışmanın ortak yazarı Eric Rignot ise bu buluşun, "deniz seviyesindeki yükselme projeksiyonlarını yüzde 200'e kadar artıracağını" belirtti.</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">24 gözlü yeni bir denizanası keşfedildi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/24-gozlu-yeni-bir-denizanasi-kesfedildi-315/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/24-gozlu-yeni-bir-denizanasi-kesfedildi-315/</id>
<published><![CDATA[2023-04-27T06:01:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-04-27T06:01:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A405F4-CC34D3-7082E2-9AE845-266014-D207F4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Hong Konglu bilim insanları, Mai Po Doğa Koruma Alanı'nda yeni bir denizanası türü keşfetti.<br />
	<br />
	</div>
<div>'Tripedalia maipoensis' olarak adlandırılan türün son derece ilginç özelliklere sahip olduğu kaydedildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Küp şeklindeki küçük bir yapısı olan canlı, tamamen şeffaf ve renksiz bir gövdesiyle öne çıkıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ayrıca canlının küçük, kürek benzeri yapılarla biten 12 dokunacı var. Bu özellik, diğer denizanası türlerinin çoğundan daha hızlı hareket etmesini sağlıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Küp şeklinde gövdesi olan bu tür denizanalarına genellikle 'kutu denizanası' deniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tripedalia maipoensis'in de diğer kutu denizanası türleri gibi kümeler halinde 24 gözü mevcut. Bunlar 6 küme halinde duruyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hong Kong Vaftiz Üniversitesi'nin Biyoloji Bölümü'nden Prof. Qiu Jianwen, yaptığı açıklamada "Bu kutu denizanası, dokunaçlarının tabanındaki tekne küreğine benzeyen düz tabanı sayesinde diğer denizanalarından ayrılıyor. Bir diğer özelliği de vücudunun her iki yanında 6 küme gözü olması" ifadelerini kullandı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ukrayna savaşı doğayı tahrip ediyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ukrayna-savasi-dogayi-tahrip-ediyor-650/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ukrayna-savasi-dogayi-tahrip-ediyor-650/</id>
<published><![CDATA[2023-03-13T06:25:40+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-13T06:25:40+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3836C2-2AB53C-E85110-80AC8F-4AA1A5-1FC214.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Uluslararası toplumun en büyük temennisi, Ukrayna'daki savaşın&nbsp; bir an önce son bulması. Ancak cephede silahlar bugün sussa bile, savaşın yıkıcı ve acı tahribatının etkileri, farklı boyutlarıyla uzun yıllar boyunca kendisini hissettirecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Savaşın çevresel boyutu şu anda pek gündeme gelmiyor. Oysa mermiler, mayınlar ve bombalar, sadece binaları değil, doğayı da tahrip ediyor. Örneğin bomba ve roket atışlarında isabet alıp kısmen ya da tamamen yıkılan binaların enkazlarında, genelde yalıtım malzemesi olarak kullanılan asbest de serbest kalarak çevreye zehir saçıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Savaş sırasında hasar gören rafinerilerden sızan petrol ve kimyasallar, toprağa ve tatlı su kaynaklarına karışıyor. Ayrıca kullanılan savaş mühimmatı da zehirli kimyasallarla dolu. Bunların atık ve kalıntılarının, on yıllarca etrafta kalıp doğaya kalıcı zararlar vermesi kuvvetle muhtemel.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Reuters haber ajansına göre, Ukrayna'da en az 10,5 milyon hektar tarım arazisi, savaş sırasında kimyasallarla kirlendi. Bu kimyasallar, suya ya da toprağa karıştıktan sonra bitkiler, hayvanlar ya da içme suyu yoluyla insanlara da ulaşacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Mühimmat ağır metaller içeriyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Kiel Üniversitesi Hastanesi Toksikoloji Enstitüsü Müdürü Profesör Edmund Maser, "Denizdeki mühimmat kalıntı ve atıklarına daha yeni yeni bakmaya başlıyoruz. Bu araştırmalar, hâlâ cevaplanmamış pek çok soruya rağmen, tek bir sonuca varılmasını sağlıyor: Zehirli kimyasalların varlığı, canlılar için iyi bir haber değil" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Maser, sadece Kuzey ve Baltık denizlerinin Almanya'ya ait bölümlerinin deniz tabanında 1,6 milyon ton savaş mühimmatının paslanmakta olduğunu söylüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bu çürüme, denizdeki ekosistemi tehlikeye atan ve nihayetinde deniz ürünleri tüketenlerin sofralarına kadar ulaşan zehirli bir kokteyle dönüşüyor."</div>
<div>TNT kanserojen etkiye sahip</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mühimmatın içindeki maddeler, çoğunlukla patlayıcılar ve ağır metallerden oluşuyor. Bunlar arasında en güçlü patlayıcı maddelerden biri olarak bilinen TNT (Trinitrotoluen) de bulunuyor. Maser, "Sıçan ve farelerle yapılan deneyler, bize TNT'nin çok zehirli olduğunu kanıtlıyor" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Maser, toksikologların sualtındaki mühimmat kalıntılarından salınan TNT'nin tüm deniz canlılarına zarar verdiğini gözlemlediğine işaret ederek sözlerini "TNT, deniz hayvanlarının üremesini, büyümesini ve gelişmesini olumsuz etkiliyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneysel çalışmalardan, TNT ve diğer patlayıcıların kanserojen olduğunu da biliyoruz" diye sürdürüyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Mart 2023/doga-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Uzmanlar Ukrayna savaşında kullanılan TNT'ye karşı uyarıda bulunuyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Cıva, arsenik ve kurşun hücreleri tahrip ediyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu durum, kanserojen olan arsenik ve kadmiyum gibi bazı ağır metaller için de geçerli. Yine ağır metallerden olan cıva ise sinir hücrelerine büyük zarar veriyor. Maser, TNT gibi maddelerin rüzgâr yoluyla taşınabileceğini ve etrafa dağılabileceğini de belirterek "Bu durumda zehirli maddelerin, yüzey suyuna karışarak akarsuları, nehirleri ve gölleri kirletmesi mümkün" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Maser, Kuzey ve Baltık denizlerinde yaptığı araştırmalara göre zararlı kimyasalların besin zincirine karışma ihtimalinin de hayli yüksek olduğunu dikkat çekiyor:&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>"İnsanların, zehirli maddelerin karıştığı sulardaki balıkları yemeleri halinde, risk altında olmalarından endişe ediyoruz."</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bir başka ihtimal de zehirli kimyasalların, yağmur suyuna karışıp toprak altına sızması: "O zaman içme suyu risk altında olur" diyen Maser, tahıl ya da sebzelere sirayet eden kimyasalların, bu yolla insan vücuduna girebileceğini de vurguluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">İyileştirme önemleri pahalı ve uzun vadeli</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Toksikolog Edmund Maser, Ukrayna savaşından sonra Karadeniz'in de&nbsp; Kuzey ve Baltık denizlerine benzer bir durumda olacağını düşünüyor. Sonuç: Zehirli mühimmat kalıntılarıyla dolu kirli bir deniz!</div>
<div><br />
	</div>
<div>Alman toksikolog ve ekibi, zehirli TNT'yi denizden ayrıştırmak için çözümler arıyor. Maser, toprağın üst katmanlarını kaldırarak ağır metalleri ve TNT'yi çeşitli yöntemlerle çıkarıp kimyasalları bertaraf etmenin ve böylece toprağı yeniden kullanılabilir hale getirmenin mümkün olabileceğini söylüyor. Ancak bu tür iyileştirme önlemleri hayli pahalı ve oldukça uzun vadeli.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Tahrip olan topraklar nedeniyle milyarlarca dolar zarar</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Sokolovsky Enstitüsü uzmanları, "Ukrayna'nın toprak fonuna ve topraklarına savaş nedeniyle şu ana kadar verilen zarar ve kayıpların toplam maddi değerinin 15 milyar ABD dolarından fazla" olduğunu tahmin ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ağır metaller söz konusu olduğunda, "bertaraf" ifadesi, tehlikeli maddelerin güvenli olduğu düşünülen başka bir yerde depolanması anlamına geliyor. Toksikolog Maser, bu duru şöyle açıklıyor: "Ağır metal, ağır metal olarak kalır. Bundan kurtulamazsınız."<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/dw.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Açık denizlerin korunması konusunda tarihi anlaşma</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/acik-denizlerin-korunmasi-konusunda-tarihi-anlasma/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/acik-denizlerin-korunmasi-konusunda-tarihi-anlasma/</id>
<published><![CDATA[2023-03-06T06:01:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-03-06T06:01:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5CDC62-CAA712-202342-80C585-9DF5C6-333012.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>2030 yılına kadar denizlerin yüzde 30’unu koruma altına almayı hedefleyen Açık Deniz Anlaşması, deniz doğasını korumayı ve iyileştirmeyi amaçlıyor</div>
<div>Anlaşma, 38 saat süren görüşmelerin ardından Cumartesi akşamı New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde imzalandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Müzakereler, finansman ve balıkçılık hakları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yıllarca ertelenmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Okyanusların korunmasına yönelik son uluslararası anlaşma (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) bundan 40 sene önce 1982 yılında imzalanmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu anlaşmayla, tüm ülkelerin balık tutma, gemi taşımacılığı ve araştırma yapma hakkına sahip olduğu uluslararası sular, açık deniz adı olarak tanımlanmış ancak bu suların yalnızca yüzde 1,2'si korunabilmişti<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu korunan alanların dışındaki deniz yaşamı, iklim değişikliği, aşırı avlanma ve gemi trafiği nedeniyle risk altında.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'ne (IUCN) göre, küresel çapta deniz türlerinin yaklaşık yüzde 10’u yok olma riskiyla karşı karşıya.<br />
	<br />
	</div>
<div>Anlaşmada belirlenen korunacak yeni alanlar, balıkçılık faaliyetlerine, nakliye güzergâhlarına ve derin deniz madenciliği gibi keşif faaliyetlerine sınırlar getiriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çevre örgütleri, madencilik faaliyetlerinin yarattığı gürültü kirliliği ve çevresel etmenlerden dolayı hayvan yetiştirme alanlarına zarar verdiği yönünde endişeye sahipti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ruhsatlamayı denetleyen Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi, BBC’ye yaptığı değerlendirmede "gelecekte derin deniz dibindeki herhangi bir faaliyetin, sürdürülebilir ve sorumlu bir şekilde yürütülmesini sağlamak için katı çevresel düzenlemelere ve gözetime tabi olacağını" söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Anlaşma, BM'nin Okyanuslar Büyükelçisi Rena Lee tarafından ilan edildi.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Mart 2023/acik-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>IUCN Okyanus ekibinin direktörü Minna Epps, konuyla alakalı asıl meselenin deniz genetik kaynaklarının paylaşımı olduğunu söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Farmasötikler (eczacılıkla ilgili), endüstriyel işlemler ve gıda gibi toplum için fayda sağlayabilecek, okyanustaki bitki ve hayvanlardan elde edilen biyolojik elementlere, deniz genetik kaynakları adı veriliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha zengin ülkeler okyanus derinliklerini araştırma üzerine finansman ve kaynak ayırabiliyor. Ancak yoksul ülkeler ise ülkelerin elde ettiği faydaların eşit olarak paylaşılmasını talep ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Stockholm Üniversitesi'nde okyanus araştırmacısı Dr. Robert Blasiak, kimsenin okyanus kaynaklarının ne kadar değerli olduğunu ve dolayısıyla nasıl bölünebileceğini bilmemesinin büyük bir zorluk olduğunu söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Düşünün ki, evinizde kocaman bir TV’niz var. Ancak bu yüksek çözünürlüklü ekranda yalnızca dört-beş piksel çalışıyor. İşte bizim de okyanus bilgimiz bundan ibaret. Okyanuslarda yaklaşık 230 bin tür kaydedildi, ancak iki milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor."<br />
	<br />
	</div>
<div>Greenpeace Nordic'in okyanus konusunda kampanyalar yürüten elemanı Laura Meller, iklim krizine karşı dayanıklılığın sağlayabileceği, milyarlarca insanın da yaşamını ve geçim kaynaklarını koruyabileceğini söylediği anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Meller, "Bu tarihi bir gün. Bölünmüş bir dünyada doğayı ve insanlığı korumak, jeopolitiğe karşı galip geldi” dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ülkelerin anlaşmayı resmen kabul etmek için tekrar bir araya gelmeleri gerekecek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Okyanuslar üzerine çalışan Pew Charitable Trusts adlı kuruluşun direktörü Liz Karan, BBC’ye şunları söyledi:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Yürürlüğe girmesi biraz zaman alacak. Bunun için ülkelerin önce onaylaması [yasal olarak benimsemesi] gerekecek.”</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Deniz kirliliğine karşı geliştirilen yeni teknolojiler neler?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/deniz-kirliligine-karsi-gelistirilen-yeni-teknoloj/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/deniz-kirliligine-karsi-gelistirilen-yeni-teknoloj/</id>
<published><![CDATA[2023-02-27T05:26:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-27T05:26:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B9BD3B-311C41-2130E9-651800-508661-7BDB93.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ocean Cleanup adlı kâr amacı gütmeyen çevre örgütünün 28 yaşındaki kurucusu, son 10 yıldır Pasifik Okyanusu’ndaki plastikleri ayrıştırmanın yollarını arıyor.</div>
<div>BBC’ye konuşan Slat, bu işe girişirken bu kadar zorlu olmasını beklemediğini söylüyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Okyanuslara atık taşına bin civarında nehir var. Okyanuslarda da beş ayrı bölgede büyük plastik yığınları bulunuyor.<br />
	</div><br />

<div>"Bu yüzden ilk birkaç yıl, sorunun boyutlarını anlamakla geçti.”<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu plastik yığınlarının en büyüğü, Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde bulunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Büyük balık ağlarından küçük mikroplastiklere kadar çok sayıda atık içeren bu bölge, Ocean Cleanup’ın da ilk ilgilendiği yerlerden.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Toplama yöntemi</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ocean Cleanup, bir ağa benzeyen uzun ve U şeklinde bir bariyer kullanıyor. Atıkların biriktiği alanlarda gemilerle çekilen bu bariyere çok sayıda atık takılıyor. <br />
	Gemiler deniz yaşamını olabildiğince az etkilemek için yavaşça hareket ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir yapay zeka yazılımı, kameralar aracılığıyla okyanus yüzeyini tarayarak çöplerin nerede olduğunu tespit ediyor ve bilgisayar modellemeleri, gemilere izlemeleri gereken rotaları çıkarıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Slat "Büyük Pasifik Çöplüğü denen bu bölgede bazı yerlerde son derece yoğun atıklar bulunurken bazı yerlerde çöpe rastlamak zor” diyor ve ekliyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Operasyonumuzu sürekli en yoğun yerlerde tutarak verimliliğimizi artırıyoruz.”<br />
	<br />
	</div>
<div>Plastikleri toplayan bariyer 800 metre uzunlukta ve düzenli olarak karaya çıkarılarak atıkları geri dönüşüme teslim ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Subat 2023/deniz-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Ocean Cleanup ekibi karaya vardıklarında gemideki atıkları inceliyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Slat bugüne kadar 200 tona yakın atık topladıklarını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu büyük bir miktar olsa da Büyük Pasifik Çöplüğü’ndeki atıkların yalnızca yüzde 0,2’sine denk.<br />
	<br />
	</div>
<div>Burada 100 bin ton çöp olduğu düşünülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Slat "Her büyük şey küçük adımlarla başlar, değil mi?” diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha fazla atık toplayabilmek için yeni sistemler geliştiriliyor ve bu yıl sonuna kadar toplanan atıkların, bölgedeki çöpün yüzde 1’ine ulaşması hedefleniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>System 3 adını verdikleri ve bu yaz faaliyete geçmesi planlanan yeni bariyerleri 2,4 kilometre uzunluğunda olacak.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yakın gelecekte bunlardan 10 adet üretilmesiyle birlikte 2030’a kadar Kuzey Pasifik’teki çöplerin yüzde 80’inin toplanabilmesi umuluyor.<br />
	</div><br />
<img src="uploads/Subat 2023/deniz-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Ocean Cleanup’ın yeni bariyeri eskisinin 3 katı uzunluğunda olacak</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Şirketin 2021’de yaptığı bir araştırma, dünyadaki nehirlerden bin tanesinin, okyanuslardaki kirliliğin yüzde 80’ine yol açtığını ortaya koydu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Slat "Nehirler, denizlere çöp taşıyan birer damar gibi. Yağmur yağdığında sular plastikleri sokaklardan nehirlere ve ardından da denizlere taşıyor” diyor ve ekliyor:</div>
<div>"Nehirlerde suyun hızlı ilerleyişi de ayrı bir zorluk oluşturuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Orada plastikleri yakalamak için bir şansınız var. Yakalayamazsanız okyanuslara ulaşacağını garanti edebiliriz.”<br />
	<br />
	<img src="uploads/Subat 2023/deniz-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">ABD’de toplanan plastik atıklar</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ocean Cleanup bu yüzden nehirlerde plastikleri yakalayan sistemler de geliştirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunlar kullanıldığı nehrin genişliği, derinliği, debisi ve hedeflenen atık türlerine göre değişebiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunun kararı da yapay zekanın takip ettiği kameralarla veriliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Slat "Şu an 11 nehirde bu sistemleri kullanıyoruz fakat nihai hedefimiz en kirletici bin nehre bunu yerleştirmek” diyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Subat 2023/deniz-4.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Malezya’daki Klang Nehri’nde yakalanan atıklar</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Kaynağında engellemek</span><br />
	<br />
	</div>
<div>2018’de BBC’ye konuşan Ulusal Okyanus Merkezi’nden Prof. Richard Lampitt, okyanuslarda gemilerin çektiği ağlarla plastik toplamanın yüksek karbon ayak izi olduğunu söylemişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bugün hâlâ bu konuda şüpheci fakat nehirlerdeki plastikleri hedef alma konusunda daha olumlu:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Bunun çevreye maliyeti daha az. Çöpü toplamak için 1.500 km. seyahat etmeniz gerekmiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Denizlerdeki ekosistemler için mikroplastikler büyük bir tehdit ve bunları kaynağında durdurmak en doğru yaklaşım.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Öbür türlü, dev bir enerji harcamadan bunları denizden geri almanın bir yolunu düşünemiyorum.”</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Subat 2023/deniz-5.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Slat gelecekte Ocean Cleanup’a ihtiyaç kalmamasını umuyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Küresel deniz kirliliğiyle mücadele devasa zorluklar içeren bir görev olsa da Boyan plastik kullanımını azaltarak bu sorundan kurtulacağımızı umuyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Okyanuslardaki atıkları temizleyip nehirlere de atıkları toplayan sistemler kurduktan sonra, uzun olmayan bir vadede bize gerek kalmayacağına inanıyorum.”<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Antarktika'da Florida büyüklüğündeki buzul eriyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/antarktika-da-florida-buyuklugundeki-buzul-eriyor-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/antarktika-da-florida-buyuklugundeki-buzul-eriyor-/</id>
<published><![CDATA[2023-02-16T05:02:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-16T05:02:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_81325F-CF8C1F-160B4D-C0EB17-C94042-CCABBA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Antarktika'nın 'Kıyamet Günü Buzulu' lakaplı devasa Thwaites Buzulu'nun erimeye başladığı duyuruldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yaklaşık olarak ABD'nin Florida eyaleti büyüklüğünde olan buzulun erimesi, dünya genelinde deniz seviyesinin yarım metreden fazla yükselmesine neden olabilir ve komşu buzulların dengesini bozarak 3 metrelik bir yükselmeyi beraberinde getirebilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Antarktika'nın şimdiye kadarki en büyük saha araştırma kampanyası olan Uluslararası Thwaites Buzul İşbirliği kapsamında, ABD'li ve İngiliz 13 bilim insanından oluşan bir ekip, 2019'un sonlarında ve 2020'nin başlarında buzulda yaklaşık 6 hafta geçirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Icefin adındaki sualtı robotu, sensörler kullanarak, buzulun kaydığı ve okyanusla ilk buluştuğu yer olan topraklama hattını izledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bulguları Nature dergisinde yayınlanan ve baş yazarlığını Cornell Üniversitesi'nden bilim insanı Britney Schmidt'in yaptığı iki makaleden birinde araştırmacılar, ılık suyun yarıklara ve teras olarak bilinen diğer açıklıklara doğru ilerlediğini ve yılda 30 metre ya da daha fazla erimeye neden olduğunu tespit etti.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Bu hepimizin endişelenmesi gereken bir durum'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Schmidt, "Ilık su buzulun en zayıf kısımlarına giriyor ve durumu daha da kötüleştiriyor. Bu hepimizin çok endişelenmesi gereken bir durum" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Öte yandan diğer makalenin bulguları, buzulun taban çizgisi yakınında yılda yaklaşık 5 metre erime tespit etti ve bu, daha önceki incelme modellerinin öngördüğünden daha az.<br />
	<br />
	</div>
<div>Fakat Schmidt, erimenin hala ciddi bir endişe kaynağı olduğunu söyleyerek, "Eğer daha az erime gözlemlersek, bu kaydığı gerçeğini değiştirmez" ifadelerini kullandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları, daha önce buzun davranışını göstermek için uydu görüntülerine başvuruyordu, ancak bu da ayrıntılı bilgi edinmeyi zorlaştırıyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Schmidt, ilk kez bir ekibin büyük bir buzulun topraklama hattına gittiğini ve 'aksiyonun başladığı' yere dair fikir edindiklerini belirtti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Geçen hafta buzuldan dönen Ulusal Bilim Vakfı Thwaites program direktörü Paul Cutler, ılık suyun yarıklara girmesinden sonra, kırılmanın 'bu buz sahanlığının toplu halde ölümünü hızlandırdığını' söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Cutler, "Nihai ayrılma parçalanma şeklinde olabilir" diye konuştu.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Bundan yüzyıl sonra da önemli bir sorun olmaya devam edecek'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi'nden Ted Scambos ise, sonuçların Thwaites'in nasıl eridiğinin anlaşılmasına katkıda bulunduğunu dile getirerek "Ne yazık ki bu, bundan yüzyıl sonra da önemli bir sorun olmaya devam edecek. Fakat bu da durumu daha iyi anlamamız, deniz seviyesinin yükselme hızını yavaşlatmak için harekete geçmemiz için bize biraz zaman kazandırıyor" değerlendirmesini yaptı.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Depremden etkilenen balinaların ölüleri sahillere vurdu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/depremden-etkilenen-balinalarin-oluleri-sahillere-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/depremden-etkilenen-balinalarin-oluleri-sahillere-/</id>
<published><![CDATA[2023-02-11T07:33:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-02-11T07:33:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_55B3DA-1712B1-4CCFF6-C1AD1D-F79AB6-673E6F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Kıbrıs balıkçılık ve deniz araştırmaları dairesi, Cuma günü altı gagalı balinanın ölü bulunduğunu, Perşembe günü ise dört balinanın karaya vurmuş halde bulunduğunu söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Perşembe günü karaya vuran dört balinanın üçünün denize geri gönderildiği, dördüncüsünün ise öldüğü bildirildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Balinaların, deprem veya deniz tatbikatı gibi sismik hareketliliklere yol açan olaylardan etkilendikleri biliniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Deprem Türkiye ve Suriye ile birlikte Ürdün, Irak, İsrail, İran gibi ülkelerde de hissedildi.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eşekler insanlık tarihinin akışını nasıl değiştirdi?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/esekler-insanlik-tarihinin-akisini-nasil-degistird/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/esekler-insanlik-tarihinin-akisini-nasil-degistird/</id>
<published><![CDATA[2023-01-30T05:21:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-30T05:21:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_2A5BC9-0EFCFA-7C93D2-4C4AC3-B5E27C-81CA01.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünyanın bazı yerlerinde eşekler, haksız bir şekilde aşağılama ve hakaretle ilişkilendiriliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Paris'in 280 kilometre doğusunda, ufak bir köyde çalışan arkeologlar ise tarih boyunca yeterince takdir edilmeyen bu yük hayvanlarının hikayesini yeniden yazmamıza yol açacak önemli keşifler yapıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Boinville-en-Woëvre köyünde, Roma dönemine ait bir antik yerleşkede arkeologlar, günümüz eşeklerinden çok daha büyük eşeklerin kalıntılarını buldu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Fransa'nın Toulouse kentindeki Purpan Tıp Okulu'nda Toulouse Biyolojik Antropoloji ve Genomik Merkezi Direktörü Ludovic Orlando, "Bunlar devasa eşeklerdi. Afrika'daki eşeklerle aynı genetik yapıyı paylaşan bu türdeki hayvanlar bazı atlardan bile daha büyüktü." diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando, Fransa'da bulunan eşek kalıntılarını inceleyen bir ekibin başında çalışıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çalışma, eşeklerin evcilleştirilmesi ve dünyanın farklı noktalarına yayılması konulu daha kapsamlı bir araştırmanın parçası.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlar araştırmanın, zorlu koşullara adapte olabilen eşeklerle olan ilişkilerine bakıldığında, insanlık tarihi hakkında da çok ilginç konuları gündeme getirdiğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando'ya göre Boinville-en-Woëvre'de kalıntıları bulunan eşeklerin yerden kürek kemiğine kadar boyu yaklaşık 155 santimetreydi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Günümüz eşekleri ise ortalama olarak 130 santimetre civarında.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu hayvanların, Amerika'da bulunan ve alışılmadık derecede büyük olan Mammoth Jack türüne en yakın eşekler olduğu düşünülüyor.<br />
	</div><br />
<img src="uploads/Ocak 2023/esek-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
<br />

<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">İlk olarak yaklaşık 7000 yıl önce Doğu Afrika'da yabani eşeklerden evcilleştirilen eşeklerin insanların daha kurak koşullara uyum sağlamasına yardımcı olmuş olabileceği düşünülüyor<br />
		</span><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Toplumların hareket etmesi ve genişlemesinde eşeklerin rolü</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando, Boinville-en-Woëvre'deki gibi dev eşeklerin, Roma İmparatorluğu'nun genişlemesinde ve daha sonra kendi topraklarına tutunma girişimlerinde önemli ve yeterince bilinmeyen bir rolü olabileceğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando, "2. ve 5. yüzyıllar arasında Romalılar eşekleri katır üretmek için yetiştirdi [atlarla çiftleştirerek]. Bu katırlar askeri teçhizat ve eşyayı taşımak için çok faydalı oldu. Bu eşekler Avrupa'da olmalarına rağmen, Batı Afrika'dan gelen eşeklerle çiftleştirilip yetiştirildi" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak Roma İmparatorluğu'nun zaman içinde yaşadığı değişimlerin bu dev eşeklerin yok olmasını etkilediğine inanılıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando, "Binlerce kilometrelik alanı kapsayan bir imaparatorluğunuz yoksa, taşıyıcılık yapacak hayvanlara olan ihtiyacınız da azalıyor. Katır üretmeye devam etmek için hiçbir ekonomik teşvik yoktu" diye anlatıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Eşeklerin insanlık tarihi boyunca nasıl rol oynadıklarını anlamak için 37 laboratuvardan 49 bilim insanından oluşan uluslararası bir ekip, dünyanın her yerinden 31 antik ve 207 modern eşeğin genlerini inceledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Genetik modelleme tekniklerini kullanarak, eşek popülasyonunda zaman içindeki değişimleri saptayabildiler.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlar, göçebe çobanların eşekleri ilk olarak yaklaşık 7000 yıl önce Kenya, Afrika Boynuzu ve Doğu Afrika'da evcilleştirdiğini tespit etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu daha önceki tespitlerden daha erken bir tarih.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmada öne çıkan ve uzmanları en çok şaşırtan bulgu ise günümüzdeki tüm eşeklerin bu evcilleştirme olayından gelmiş olduğu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha önce yapılan bazı diğer çalışmalarda Yemen'de de eşeklerin evcilleştirilmesi üzerine çabalar olduğunu öne sürmüştü.<br />
	<br />
	</div>
<div>Öte yandan eşeklerin evcilleştirilmesi, bir zamanlar yeşil olan Sahra bölgesinin kuraklaşması olayına da denk geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yaklaşık 8200 yıl önce, muson yağmurlarının aniden azalması ve insan faaliyetlerinin artmasıyla yaşanan kuraklık, çöl ile Sahel bölgesinde kademeli olarak yayıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Evcilleştirilmiş eşekler de giderek acımasızlaşan bu ortama uyum sağlamak için çok önemli bir rol oynamış olabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando, "İklim değişikliği yüzünden insanların yeni koşullara adapte olmak zorunda kaldığını düşünüyoruz. Bu süreçte, uzun mesafelerde ve zorlu arazilerde büyük miktarlarda yük taşıma kabiliyetleriyle eşekler kullanılmış olabilir" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmanın analizleri, eşeklerin bu dönemden sonra Doğu Afrika'dan yayıldığını, kuzeybatı Sudan'a ve oradan da 6500 yıl öncesine kadar uzanan arkeolojik alanlarda eşek kalıntılarının bulunduğu Mısır'a satıldığını gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Avusturya'da Graz Üniversitesi'nde arkeolog Laerke Recht'e göre eşekler, dayanıklıkları ve ağır yükleri taşıyabilmeleri nedeniyle insanlığın kara yoluyla uzun mesafelere mal taşıma kabiliyetinde büyük bir fark yarattı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Recht, "Mezopotamya'daki Fırat ile Dicle ve Mısır'daki Nil gibi nehirler ağır yüklerin taşınması için kullanılabilirken, eşekler kara üzerinden etkileşimde büyük bir artışa ve yoğunlaşmaya yol açtı" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Recht'e bu hareketliliğin MÖ 3000 civarında artan bronz kullanımıyla aynı zamana denk geldiğine işaret ediyor, "eşeklerin ağır olan bakırı uzun mesafelere ve Mezopotamya da dahil doğal olarak bulunamayacağı (veya çok küçük miktarlarda bulunduğu) bölgelere taşıyabiliyordu" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/esek-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Eşekler günümüzde hala Mardin'in dar sokaklarında sokak temizliğine yardım etmek gibi işlerde kullanılıyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Eşekler bazı hallerde krallar ve hükümdarlarla gömülüyordu'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Eşekler ve bazı diğer at türleri aynı dönemde savaşların da gidişatını değiştirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Recht, "Bu noktada eşekleri savaşların ön cephelerinde, tekerlekli araçları sürerken ve aynı zamanda askeri teçhizat taşırken görebiliyoruz" diye anlatıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Öte yandan eşeklerlerin dönemin önemli ritüellerinde de kullanıldığına dair bulgular var.<br />
	<br />
	</div>
<div>Recht'e göre, "Hem Mısır'da hem de Mezopotamya'da eşekler, insanlarla, hatta bazı durumlarda krallar ve hükümdarlarla birlikte gömülecek kadar önemli görülüyordu. Bazı durumlarda eşeklerin tek başına gömüldüğüne bile denk geliyoruz."<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmada öte yandan MÖ 2. binyılda eşeklerin çeşitli atlaşma imzası törenlerinin bir parçası olarak kurban edildiğine dair de bulgular var.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando ve ekibinin üzerinde çalıştığı en eski örnekler, bronz çağında Türkiye'de yaşamış olan üç eşeğe ait.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılara göre bu örnekler 4500 yıllık radyokarbon parçacıkları ve genetik yapıları modern Asya alt popülasyonlarına benziyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu bulgular, Asya kökenli eşek türünün diğer türlerden bu noktada ayrıldığına işaret ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tarihte eşeğin insanlara yakınlığı ve gündelik hayatta kullanımı, günümüzdeki rolüyle karşılaştırılınca tezat fark ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bugün eşekler dünyanın birçok yerinde büyük ölçüde göz ardı edilirken, bazı yerlerde hala eskisi kadar önemli.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/esek-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Eşekler, kendi vücut ağırlıklarının yüzde 20-30'unu güvenle taşıyabiliyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Eşeklerin günümüzdeki rolleri</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Toulouse Biyolojik Antropoloji ve Genomik Merkezi'nde popülasyon genetikçisi olarak çalışan Evelyn Todd, "Eşeklerin dünyanın dört bir yanında milyonlarca kişinin gündelik hayatında önemli bir rolü var" diyor ve sözlerine devam ediyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Her yıl eşek nüfusu yüzde 1 oranında artıyor. Gelişmiş ülkelerde eşekler günlük yaşamda kullanılmasa da, Afrika ve Arap Yarımadası gibi gelişmekte olan birçok bölgede, insanlar hala insanları ve malları taşımak için eşeklere güveniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Eşeklerin genetik yapısını anlamanın, gelecekte üreme ve tür yönetimini iyileştirmeye de yardımcı olabileceği aktarılıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar bir sonraki adım olarak doğada evcilleştirilmiş eşek türünden gelen bir hayvan arıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orlando, Todd ve ekipleri şimdiye kadar üç farklı adayı tespit edebildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Eşeğin Afrika yaban eşek soyundan geldiğini biliyoruz" diyen Todd şöyle devam ediyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Bildiğimiz üç alt tür var. Bunlardan bir tanesinin soyu MS 200'de Roma döneminde tükendi.<br />
	<br />
	</div>
<div>İkincisinin de soyu muhtemelen doğada tükendi, üçüncüsü ise kritik derecede tehlikede."<br />
	<br />
	</div>
<div>Bununla birlikte, eşeğin genetik tarihini daha iyi anlamamıza yardımcı olacak, toplum içinde oynadıkları önemli rol hakkında daha fazla bilgiyi ortaya çıkaracak, Afrika yaban eşeğinin henüz tanımlanamayan başka alt türlerinin olup olmadığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kış mevsimi her yıl ortalama 1 gün kısalıyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kis-mevsimi-her-yil-ortalama-1-gun-kisaliyor-922/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kis-mevsimi-her-yil-ortalama-1-gun-kisaliyor-922/</id>
<published><![CDATA[2023-01-28T06:00:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-28T06:00:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_1854CC-7E5C4A-C956DC-BFF865-A4400A-42B1DD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>KNMI'nın açıklamasında, ülkede 1960-1990 ile 1990-2020 yıllarında yaşanan sıcaklık değişimleri ve kış mevsiminde soğuk geçen günlerin sayısındaki azalmaya ilişkin veriler paylaşıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Açıklamada, 1960-1990 ile 1990-2020 yılları arasındaki yıllık bazda ortalama sıcaklıkta 1,1 santigrat derece artış görüldüğü belirtildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ortalama sıcaklık artışının yılın her ayında gözlendiği kaydedilen açıklamada, soğuk geçen kış günleri sayısında da azalma yaşandığı ifade edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Havanın 4 santigrat derecenin altına düştüğü gün sayısının 1960-1990'da ortalama 91 olduğu aktarılan açıklamada, bunun 1990-2020 döneminde 63 olduğuna işaret edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Açıklamada, 30 yıllık dönemde kış mevsiminin yaklaşık 28 gün kısalmış olmasıyla iklim değişikliği kaynaklı olarak kışların her yıl bir gün azaldığı vurgulandı.</div>
<div>KNMI, küresel ısınma sebebiyle kış mevsimi sıcaklık ortalamasında artışın sürmesinin beklendiğini açıklamıştı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yunuslar denizlerdeki gürültü nedeniyle birbirlerine "bağırıyor"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yunuslar-denizlerdeki-gurultu-nedeniyle-birbirleri/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yunuslar-denizlerdeki-gurultu-nedeniyle-birbirleri/</id>
<published><![CDATA[2023-01-13T06:00:39+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-13T06:00:39+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_593395-B7EEAB-36FA76-7C52BC-82B2BB-271748.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yunuslar, sesle yer belirleyen; avlanmak, karınlarını doyurmak ve üremek üzere anlaşmak için ıslıklara ihtiyaç duyan memeli hayvanlardan.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak denizlerde insan kaynaklı olan, gemi geçişleri, inşaatlar gibi etmenlerin son yıllarda artmasıyla; yunusların da hayatlarını devam ettirebilmek için gerekli olan iletişimleri, birbirlerini duymakta zorlandıkları için tehlikeye girdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre eğer işbirliği yapamayacak noktaya gelirlerse bunun ölümcül sonuçları olabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmanın yazarlarından Bristol Üniversitesi Profesörü Stephanie King, "Eğer hayvan grupları yiyecek arama konusunda daha az işbirliğine giderse, bu onların bireysel sağlığını doğrudan etkiler. Bu da zaman içinde tüm nüfusun sağlığına etki eder." dedi.<br />
	</div><br />

<div>Ses, deniz hayvanlarının algıları için en önemli duyulardan biri. Işık suyun içinde emilirken ses, suda onlarca hatta yüzlerce kilometre uzağa erişebiliyor. Bunun sonucu olarak da memeli deniz hayvanları yani balinalar, yunuslar ve domuz balıkları, birbirleriyle konuşmak için çeşitli seslerden oluşan bir iletişim yöntemi geliştirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu hayvanların seslerini yükseltebildiği, insanların oluşturduğu gürültü kirliliğini bastırmak için bağırabildiği zaten biliniyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yunus Araştırma Merkezi ve St Andrews Üniversitesi'nden bilim insanlarını da kapsayan araştırma ekibini yöneten Bristol Üniversitesi'nden doktora öğrencisi Pernille Mayer Sørenson, "Gürültü kirliliğinin hayvanları etkilediğini biliyorduk, ama bu araştırmayla işbirliği ve birlikte avlanmayı da nasıl etkilediğini ortaya çıkardık" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Current Biology isimli akademik bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, yunusların artık birbirlerine bağırsalar bile seslerini duyurmakta zorlandığı ortaya çıktı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Delta ve Reese isimli iki şişe burunlu yunus üzerinde yapılan araştırma, antrenörleriyle birlikte özel bir alanda yürütüldü. Özel bir görev verilen bu iki yunus, görevi yerine getirebilmek için normalde çaldıkları ıslık süresini iki katına çıkardı. Islıkların sesi de iki kat yüksekti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Reese ve Delta, deney boyunca birbirleriyle de daha sık yüz yüze geldiler. Bunu da partnerlerinden gelen sesi daha iyi duyabilmek için yaptıkları tahmin ediliyor.</div>
<div>Tüm bu çabalarına rağmen daha önceki daha sessiz bir ortamda yapılan çalışmaya kıyasla (Yüzde 85 oranında başarı) iki yunus verilen görevi ancak yüzde 62,5 başarı oranıyla tamamlayabildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Deney sırasında su altındaki ortama verilen en yüksek ses 150 desibeldi. Doğal Tarih Müzesi verilerine göre, dev kargo gemilerinin okyanusta ilerlerken su altına yansıttıkları sesin yüksekliği 200 desibel.<br />
	<br />
	</div>
<div>Sørenson, yunusların iletişim kurmakta zorlanmasının tehlikelerini şu sözlerle anlatıyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Eğer arkadaşlarıyla birlikte yemek bulmaya çalışırken gürültüye maruz kalır ve düzgün şekilde iletişim kuramazlarsa, bu da bazı yiyecek fırsatlarını kaçırmalarına ve bireysel sağlıklarının bozulmasına yol açar. Eğer bu uzun vadede sürekli tekrarlanırsa tüm nüfusun sağlığı bundan etkilenir."<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha önce de balinalar için benzer bir çalışma yapılmış ve bunun balinalarda da gemiler, hidrokarbon arama faaliyetleri gibi sebeplerle oluşan gürültü kirliliğine maruz kaldıklarında hastalık, davranış değişikliği, hatta karaya vurmaya kadar giden bazı sonuçları olduğu görülmüştü.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bir sonraki aşamada okyanustaki doğal ortamlarında bu deneyi tekrarlayacaklarını; ancak aynı ortamda sessizliği yakalamak zor olacağı için karşılaştırma yapmanın güç olacağını söyleyen Sørensen, vahşi yaşamdaki yunusların Delta ve Reese'den çok daha düşük bir oranda başarı göstereceklerini düşünüyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Delta ve Reese, kendilerine verilen görevi gayet iyi bilen ve amaçlarına odaklanmış iki yunustu. Daha önceki araştırmalarda bunu yüzlerce kere yaptılar. Eğer doğal ortamdaki yunuslara gidersek, iletişim kuramamaları halinde partnerlerinin kendileriyle işbirliği yapmak istemediğini düşünüp denemekten vazgeçebilirler."</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ozon tabakasını koruma çalışmaları başarılı oldu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/ozon-tabakasini-koruma-calismalari-basarili-oldu-6/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/ozon-tabakasini-koruma-calismalari-basarili-oldu-6/</id>
<published><![CDATA[2023-01-10T06:00:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-10T06:00:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_83B16E-CF0E20-E9D936-34D512-336617-8C7A04.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>BM’nin değerlendirmesinde, ozon tabakasına zararlı gazların önlenmesine yönelik 1987’de yapılan anlaşmanın başarılı olduğu belirtildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ozon tabakası, atmosferin ince bir parçası ama güneşten gelen ultraviyole ışınları büyük ölçüde engelliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tabaka inceldiğine, radyasyon dünya yüzeyine ulaşıyor ve bu insanlar ile diğer canlılara zarar verebiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ultraviyole ışınlar DNA’ya zarar verebiliyor ve güneş yanıklarına yol açtığı için deri kanseri gibi uzun vadeli sorunlara yol açabiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ozon tabakası 1970’li yıllarda incelmeye başladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ozon tabakasına zararlı kloroflorokarbonlar, sprey kutularında, buzdolaplarında, bina yalıtımlarında ve klimalarda bulunuyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tabakada büyüyen bir delik bilim insanları tarafından 1985’te keşfedildi. İki yıl sonra zehirli kimyasallara karşı 46 ülkenin imzaladığı Montreal anlaşması yapıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Anlaşma daha sonra tüm BM üyeleri tarafından kabul edildi ve ozon tabakasına zarar veren gazların neredeyse % 99’undan vazgeçildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ozon tabakasındaki delik Güney Kutbu civarında 2000 yılına kadar büyümeye devam etti ve daha sonra toparlanmaya başladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>BM, ABD ve AB kurumları tarafından ortaklaşa yapılan çalışmada ise Montreal Sözleşmesi’nin umulduğu gibi işe yaradığı tespit edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çalışmada, mevcut politikaların devamı halinde, ozon tabakasının 1980’li yıllardaki haline geri döneceği belirtildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ozon tabakasındaki gerileme, iklim değişikliğinin doğrudan bir sonucu değil.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak çalışmada, ozon tabakasını kurtarmanın küresel ısınmayla mücadeleye dolaylı bir katkısı olacağı, kullanımına son verilen sera gazlarının önemli bir karbon kaynağı olduğu kaydediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Söz konusu gazlardan vazgeçilmesinin, her yıl yüzde 3 oranda artan kullanımına kıyasla yüzyılın ortasına dek 1 derecelik ısınmayı engellediği vurgulanıyor.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Mikroplastikler topraktan gıdalara nasıl sızıyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/mikroplastikler-topraktan-gidalara-nasil-siziyor-7/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/mikroplastikler-topraktan-gidalara-nasil-siziyor-7/</id>
<published><![CDATA[2023-01-08T06:00:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-08T06:00:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_6AC853-082D7B-0B76F2-8E6B60-E862FF-960F73.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bir araştırmada, okyanusların üst kısımlarında yaklaşık 24,4 trilyon mikroplastik olduğu tahmin ediliyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak mikroplastikler sadece suda değil toprakta da yaygın ve yediğimiz gıdalara bile sızabiliyor. Farkında olmadan, neredeyse aldığımız her lokmada küçük plastik parçaları yutuyor olabiliriz.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kâr amacı gütmeyen çevre kuruluşu Çevre Çalışma Grubu'nun 2022 yılında yaptığı analize göre, ABD'de atık su çamuru, 80 milyon dönümden fazla ekili alanı "sonsuz kimyasallar" adı verilen maddelerle kirletmiş durumda. Bu kimyasallar kısaca PFAS olarak bilinen perloralkil ve polifloralkil maddelerden oluşuyor ve normal çevre koşulları bu maddeleri parçalayamıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Atık su çamuruyla yayılan mikroplastikler</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Atık su çamuru, atık sular temizlendikten sonra geride kalan yan üründür. Bertaraf edilmesi pahalı olduğu ve zengin besin içerdiği için bu çamur ABD ve Avrupa'da organik gübre olarak kullanılıyor. Avrupa'da her yıl tahminen 8-10 milyon ton arıtma çamuru elde ediliyor ve bunun yaklaşık yüzde 40'ı tarım arazilerine seriliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Cardiff Üniversitesi'ndeki araştırmacıların yaptığı bir çalışmaya göre, bu uygulama nedeniyle Avrupa tarım arazileri mikroplastiklerin en büyük küresel rezervuarı konumunda olabilir. Bu da her yıl 31.000 ila 42.000 ton mikroplastik ya da 86 trilyon ila 710 trilyon mikroplastik parçacığın Avrupa tarım arazilerini kirlettiği anlamına geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, güney Galler'deki bir atık su arıtma tesisine her gün 1 mm ile 5 mm arasında değişen 650 milyon mikroplastik parçacığın girdiğini, arıtma sonucunda bunların atık su çamurunda kaldığını ve bu çamurun toplam ağırlığının yaklaşık yüzde 1'ini oluşturduğunu tespit etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çalışmanın yazarlarından ve Cardiff Üniversitesi Hidro-Çevre Araştırma Merkezi müdür yardımcısı Catherine Wilson, tarım arazilerine ulaşan mikroplastiklerin "muhtemelen bilinenden çok daha fazla olduğunu" söylüyor. "Mikroplastikler her yerdeler ve çok küçük oldukları için (genellikle) onları göremiyoruz."<br />
	<br />
	</div>
<div>Mikroplastikler uzun süre ortamda kalıyor. Almanya Marburg'daki Philipps Üniversitesi toprak bilimcileri tarafından yakın zamanda yapılan bir çalışmada, en son 34 yıl önce atık su çamuru dökülen iki tarım arazisinde yüzeyin 90 cm altına kadar mikroplastikler bulundu. Toprağın sürülmesi mikroplastiklerin çamur dökülmeyen alanlara da yayılmasına neden olmuştur.<br />
	</div><br />

<div><img src="uploads/Ocak 2023/plastik-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Cardiff'teki çalışmanın başyazarı ve Hidro-Çevre Araştırma Merkezi'nde doktora öğrencisi olan James Lofty, Avrupa'daki tarım arazisi topraklarındaki mikroplastik konsantrasyonunun okyanus yüzey sularında bulunan miktara yakın olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Wilson ve Lofty'nin araştırmasına göre, İngiltere Avrupa'daki en yüksek mikroplastik konsantrasyonlarından bazılarına sahip ve her yıl 500 ila 1000 mikroplastik parçacık tarım arazilerine yayılıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Lofty, atık su çamurunun karada büyük bir mikroplastik rezervuarı oluşturmanın yanı sıra, gübre olarak kullanılmasının da okyanuslardaki plastik krizini daha da ağırlaştırdığını ekliyor. Topraktaki mikroplastikler, yağmurun toprağın üst tabakasını nehirlere sürüklemesi ya da yeraltı sularına karışmasıyla sonunda su yollarına girmiş oluyor. Lofty, "Nehirlerimizdeki ve okyanuslarımızdaki [plastik] kirliliğin ana kaynağı yüzey akışından kaynaklanıyor" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Çevresel kirlenme</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak mikroplastikler suya karışmadan önce zehirli kimyasalları toprağa sızdırabilir. Lofty'ye göre, mikroplastikler yalnızca parçalandıklarında çevreye salınabilecek potansiyel olarak zararlı kimyasallardan içermekle kalmıyor, aynı zamanda diğer toksik maddeleri de emebiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiltere Çevre Ajansı tarafından hazırlanan ve daha sonra çevreci kampanya grubu Greenpeace tarafından ortaya çıkarılan bir rapor, İngiliz tarım arazilerine gönderilen kanalizasyon atıklarının dioksinler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kirleticilerle "insan sağlığı için risk oluşturabilecek seviyelerde" kirlendiğini gösteriyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kansas Üniversitesi tarım uzmanı Mary Beth Kirkham tarafından 2020 yılında yapılan bir deney, kadmiyum gibi zehirli kimyasalların bitkiler tarafından emilmesinde plastiğin taşıyıcı görevi gördüğünü ortaya koydu. Kirkham, "Plastikle birlikte kadmiyum olan toprakta yetişen buğday yapraklarında, toprakta plastik olmadan yetişen bitkilere göre çok çok daha fazla kadmiyum bulunduğuna" dikkat çekmişti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmalar ayrıca mikroplastiklerin toprak solucanlarının büyümesini engelleyebildiğini ve zayıflamalarına neden olduğunu gösteriyor. Bunun nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır, ancak bir teoriye göre, mikroplastikler toprak solucanlarının sindirim yollarını tıkayarak besinleri emme yeteneklerini ve dolayısıyla büyümelerini sınırlıyor olabilir. Araştırmacılar, solucanların toprak sağlığını korumada hayati bir rol oynadığını ve zarar görmelerinin daha geniş bir çevre üzerinde de olumsuz bir etkisi olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/plastik-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /></div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Gıda maddelerini doğrudan kirletebilir</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Plastik parçacıklar gıda maddelerini de doğrudan kirletebilir. 2020'de yapılan bir araştırmada, süpermarketlerde satılan meyve ve sebzelerde ve İtalya'nın Sicilya bölgesindeki Katanya'da yerel satıcıların sattığı ürünlerde mikroplastikler ve nanoplastikler bulundu. Elmalar en kirli meyvelerdi ve havuçlar örneklenen sebzeler arasında en yüksek mikroplastik seviyelerine sahipti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hollanda'daki Leiden Üniversitesi'nde çevresel toksikoloji ve biyoçeşitlilik profesörü Willie Peijnenburg tarafından yapılan araştırmaya göre, bitkiler köklerindeki küçük çatlaklar yoluyla çevrelerindeki su ve topraktan nanoplastik parçacıkları (boyutları 1-100 nanometre -metrenin milyarda biri- arasında değişen ya da bir insan kan hücresinden 1000 ila 100 kat daha küçük olan minik parçacıklar) emiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Analizler, plastiklerin çoğunun bitki köklerinde biriktiğini ve sadece çok küçük bir miktarının sürgünlere doğru ilerlediğini ortaya koydu. Peijnenburg, yapraklardaki yoğunluğun "yüzde 1'in çok altında" olduğunu belirtiyor. Marul ve lahana gibi yapraklı sebzeler için plastik konsantrasyonları muhtemelen nispeten düşük, ama havuç, turp ve şalgam gibi kök sebzeler için mikroplastik tüketme riski daha yüksek olabilir diye uyarıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Peijnenburg ve meslektaşları tarafından yapılan bir başka çalışmada, hem marul hem de buğdayda mikroplastik konsantrasyonunun çevredeki topraktan 10 kat daha düşük olduğu gözlendi. Peijnenburg, "Sadece en küçük parçacıkların bitkiler tarafından alındığını ve büyük parçacıkların alınmadığını tespit ettik" diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Peijnenburg bunun güven verici olduğunu söylüyor. Bununla birlikte, birçok mikroplastik yavaşça bozunarak nanopartiküllere dönüşecek ve "bitki emilimi için iyi bir kaynak" sağlayacaktır diye ekliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Gıdalardaki bu plastik birikiminin insan sağlığı üzerinde nasıl bir etkisi olduğu henüz açık değil.<br />
	<br />
	</div>
<div>Peijnenburg bunu anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu, ama sorunun daha da büyüyeceğini vurguluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Plastiklerin çevreden tamamen uzaklaştırılması on yıllar alacaktır. Risk şu anda çok yüksek olmasa bile, [tarım arazilerinde] kalıcı kimyasallar bulundurmak iyi değil. Birikecekler ve sonra bir risk oluşturabilecekler."<br />
	</div>
<div><br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/plastik-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Sağlığa etkileri</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Plastik yutmanın insan sağlığı üzerindeki etkisi henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da, zararlı olabileceğini gösteren bazı araştırmalar var. Araştırmalar, plastik üretimi sırasında eklenen kimyasalların endokrin sistemi ve büyüme ve gelişmemizi düzenleyen hormonları bozabileceğini gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Plastikte bulunan kimyasallar kanser, kalp hastalığı ve zayıf embriyo gelişimi dahil olmak üzere bir dizi başka sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. İngiltere'deki Hull Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan analize göre, yüksek düzeyde yutulan mikroplastikler, iltihaplanma ve alerjik reaksiyonlara yol açabilecek hücre hasarına da neden olabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, mikroplastiklerin insan hücreleri üzerindeki toksikolojik etkisini inceleyen önceki 17 çalışmayı değerlendirdi. Analiz, laboratuvar testlerinde hücrelere zarar veren mikroplastik miktarını, insanların içme suyu, deniz ürünleri ve tuz yoluyla aldıkları seviyelerle karşılaştırdı. Yutulan miktarların hücre ölümünü tetikleyebilecek oranlara yaklaştığı, ancak aynı zamanda alerjik reaksiyonlar, hücre duvarlarında hasar ve oksidatif stres dahil olmak üzere bağışıklık tepkilerine de neden olabileceği bulundu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çalışmanın başyazarı ve Hull York Tıp Fakültesi'nde araştırmacı Evangelos Danopoulos, "Araştırmamız, hücreler üzerindeki zararlı etkilerle tutarlı seviyelerde mikroplastik aldığımızı gösteriyor ki bu da çoğu durumda sağlık etkileri için başlatıcı olaydır" diyor. "Mikroplastiklerin hücrelerin bariyerlerini aşabildiğini ve onları parçalayabildiğini biliyoruz, ayrıca hücreler üzerinde oksidatif strese neden olabileceklerini biliyoruz, bu da doku hasarının başlangıcıdır."<br />
	<br />
	</div>
<div>Danopoulos, mikroplastiklerin hücrelerin parçalanmasına nasıl yol açtığına dair iki teori olduğunu söylüyor. Keskin kenarları hücre duvarını yırtabilir ya da mikroplastiklerin içindeki kimyasallar hücreye zarar verebilir. Çalışma, düzensiz şekilli mikroplastiklerin hücre ölümüne neden olma olasılığının en yüksek olduğunu ortaya koydu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Danopoulos, "Şimdi anlamamız gereken şey, vücudumuzda ne kadar mikroplastik kaldığı ve ne tür bir boyut ve şeklin hücre bariyerini geçebildiğidir" diyor. Eğer plastikler belirli bir süre içinde zararlı olabilecekleri seviyelere kadar birikirlerse, bu insan sağlığı için daha da büyük bir risk oluşturabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Danopoulos, bu sorulara henüz cevap bulunamasa bile, mikroplastiklerin besin zincirine girmemesi için daha fazla özen gösterilmesi gerekip gerekmediğini sorguluyor. "Atık su çamurunun mikroplastiklerle kirlendiğini ve bitkilerin bunları topraktan emme kabiliyetine sahip olduğunu biliyorsak, bunu gübre olarak kullanmalı mıyız?" diye soruyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Atık su çamuru yasaklanmalı mı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Çamurun tarım arazilerinde gübre olarak kullanılması Hollanda'da 1995'te yasaklandı. Bunun üzerine önce çamuru yakan ülke, daha sonra bunu tarım arazilerinde gübre olarak kullanılmak üzere İngiltere'ye ihraç etmeye başladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>İsviçre 2003'te, ABD'nin Maine eyaleti de 2022'de tarım arazisinde, mahsullerde ve suda yüksek seviyelerde PFAS bulunmasının yanı sıra çiftçilerin kanında da yüksek PFAS seviyeleri tespit edilince çamurun gübre olarak kullanılmasını yasakladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak Cardiff Üniversitesi'nden Wilson, arıtma çamurunun gübre olarak kullanılmasının tamamen yasaklanmasını en iyi çözüm olarak görmüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Wilson, "[Arıtma çamuru ile] sonsuz fosil yakıt gübresi üretmek yerine atık bir ürünü verimli bir şekilde kullanıyoruz" diyor. Çamurdaki organik atık aynı zamanda karbonun toprağa geri dönmesine yardımcı oluyor ve toprağı fosfor ve azot gibi besinlerle zenginleştirerek toprağın bozulmasını önlüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Wilson, arıtma çamurundaki mikroplastikleri ölçmek gerektiğini, mikroplastik seviyesinin yüksek olduğu yerlerde, bunu gübre olarak kullanmak yerine enerji üretmek için yakılabileceğini öneriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, İtalya ve Yunanistan gibi bazı Avrupa ülkelerinin atık su çamurunu düzenli depolama sahalarında bertaraf ettiğini, ancak mikroplastiklerin bu sahalardan çevreye sızarak toprak ve suyu kirletme riski konusunda uyarıyor.&nbsp;<br />
	<br />
	</div>
<div>Wilson ve Danopoulos, tarım arazilerindeki mikroplastik miktarını ve olası çevresel ve sağlık etkilerini ölçmek için çok daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Mikroplastikler suyumuzda ve toprağımızda olmamalı. Olumsuz etkilerini kanıtlarsak, bu onları kirletici konumuna sokacak ve ona karşı yasa ve yönetmelikler getirilmesi gerekecek."<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/bbc.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyadaki bütün buzullar erirse ne olur?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyadaki-butun-buzullar-erirse-ne-olur-206/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyadaki-butun-buzullar-erirse-ne-olur-206/</id>
<published><![CDATA[2023-01-08T05:35:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2023-01-08T05:35:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BC9656-C81D68-F6B4B2-414416-7D1B2F-597EE2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ülkelerin son iklim taahhütleri, yaşadığımız yüzyılın sonuna kadar dünyanın 2,7 derece daha sıcak olmasına neden olacak.<br />
	<br />
	</div>
<div>Science dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma 200 bin farklı buzulun farklı iklim senaryolarından nasıl etkileneceğini detaylı bir şekilde inceliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Buna göre ısınmanın 1,5 dereceyle sınırlanmasını öngören Paris Anlaşması'na bağlı kalınsa bile bu buzulların yarısı kaybedilecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu durum yaklaşık 2 milyar insan için hayati derecede önemli su kaynaklarının yok olması anlamına geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dağ buzullarının erimesinin deniz seviyesinin yükselmesinin üçte birinden sorumlu olacağı tahmin ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmacılar özellikle 1 kilometrekareden küçük buzulların daha kırılgan olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlar Orta Doğu, Kafkaslar, ABD ve Yeni Zelanda gibi bazı bölgelerde buzul kütlelerinin en iyi ihtimalle yüzde 60; en yüksek ısınma senaryosunda yüzde 100'ünün kaybedileceğini belirtiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırma Grönland ve Antarktika buzulları dışındaki buzulları inceliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Peki bu buzullar da dahil edilir ve gezegenimizdeki tüm buzullar erirse sonuç ne olur?<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Bütün buzullar erirse ne olur?</span><br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/buzul-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Doğu Antarktika'daki buz kütlesinin ortalama kalındığı yaklaşık 1,6 kilometre ve oldukça yüksek bir noktada bulunuyor. Buradaki buzların bir kısmının milyonlarca yıldır burada olduğu düşünülüyor.<br />
		<br />
		</span></div>
<div>Kutup buzulları dünyanın buzdolapları olarak biliniyor ve gezegenimizin iklim sisteminin düzenlenmesinde oldukça önemli işleve sahipler.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünyanın kuzey kutbunda güneyinden farklı olarak bir buz kıtası yok. Artktik okyanusundaki buzların bir bölümü her yaz eriyip suya karışırken her kış yeniden donuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak iklim krizinin etkisiyle donan Arktik deniz buzu kütlesi her ay küçülüyor ve inceliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Amerikan Ulusal Uzay Ajansı (NASA)'ya göre dünyanın kuzeyindeki Arktik deniz buzu genişliğinin en fazla azaldığı Eylül ayında, 10 yılda bir ortalama yüzde 13 küçülme yaşanıyor. Bu, en az bin yıldır görülmemiş bir durum.<br />
	<br />
	</div>
<div>Deniz buzulları, diğer buzullar gibi, dünya ısındıkça eriyor ve erimeleri dünyayı daha fazla ısıtıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu durum yeryüzünün yüzey albedosunun değişiminden kaynaklanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Albedo, yani yansıtma kapasitesi, yüzeyin rengi açıldıkça artıyor. Kutupların beyaz karlar yerine koyu renkli sularla kaplı olması daha fazla ısı tutmasıyla sonuçlanıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>BBC Türkçe'ye konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, en fazla ısınmanın kutuplarda gerçekleştiğini ve bunun "bugünkü büyük basınç ve rüzgar sistemlerinin oluşumunu" etkilediğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına göre Arktik yüzey sıcaklıkları son 20 yılda küresel ortalamadan 2 kat fazla arttı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu durum, daha sık ve şiddetli sıcak hava dalgalarına neden olurken, sıcak havanın Arktik bölgesini çevreleyen rüzgarları etkileyerek soğuk dalgalarını getirmesiyle sonuçlanıyor ve kış fırtınalarını da şiddetlendiriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Hali hazırda görülmeye başlanan bir diğer gelişmeyse okyanus akıntılarının, ısı ve tuzluluk dengesinin değişmesiyle dünyanın iklimini düzenleme kapasitelerinin azalması.<br />
	<br />
	</div>
<div>Su yoğunluğundaki farklılıktan kaynaklanan ve taşıyıcı bant olarak bilinen derin okyanus akıntıları, sıcak suyla soğuk suyun yer değiştirmesini ve sudaki besinlerin taşınmasını sağlıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Buzulların erimesiyle birlikte Arktik'teki tuzlu su yoğunluğunun azalması bu akıntıların yavaşlamasına katkıda bulunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlara göre bu durum Avrupa'da mini bir buz çağının yaşanmasının önünü bile açabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmalar, insanlık tarihinde tarım toplumuna geçişin dünya ikliminin stabil hale gelmesiyle eşzamanlı olarak gerçekleştiğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İklimdeki belirsizlikle birlikte tarım faaliyetlerinde bozulmaya bağlı gıda güvenliği krizinin derinleşmesi de muhtemel.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Deniz seviyesinin 70 metre yükselmesi ne anlama gelir?<br />
		<br />
		</span><br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/buzul-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /></div>
<div><br />
	NASA'nın hesaplamaları, Grönland'ın yılda 280 milyar ton; güney kutbundaki buz kıta Antarktika'nın yıllık 150 milyar tonluk buz kütlesini erime nedeniyle kaybettiğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Grönland'daki ve Antarktika'daki buzullar bir gecede eriseydi deniz seviyesinin toplam 70 metreye yakın yükseldiğini görürdük.<br />
	<br />
	</div>
<div>Amerikan Jeolojik Araştırma Dairesine (USGS) göre bu, tüm kıyı şehirlerinin sular altında kalacağı anlamına geliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Darmouth Koleji'nde Yer Bilimleri Profesörü Mathieu Morlighem, Inverse yayınına verdiği demeçte dünya nüfusunun yüzde 40'ının kıyı sellerinden doğrudan mağdur olacağını, bazı ulusların tamamen yok olacağını ve Pasifik adalarının sular altında kalacağını söylüyor.<br />
	</div>
<div>Morlighem'e göre deniz seviyesinin yükselmesinin kabaca maliyeti 65 trilyon doları bulacak.<br />
	<br />
	</div>
<div>İngiliz Antarktik Araştırmaları'ndan Bilim Direktörü Prof. Dr. David Vaughan, deniz seviyesinin fırtınaların oluşumunda çok kritik bir rol oynadığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Örneğin Londra'da, su seviyesinde meydana gelebilecek 50 santimetrelik bir artış sonucunda 1000 yılda bir oluşacak bir fırtınanın oluşma sıklığı da 100 yıla kadar gerileyecek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu artışın bir metreye yükselmesi halinde ise bu süre 10 yıla kadar düşecek.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Arktik permafrost üzerinde beş milyon insan yaşıyor</span><br />
	<br />
	<img src="uploads/Ocak 2023/buzul-3.jpg" alt="" border="0" style="margin: 0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">2021'de Alaska, Unalakleet'e bağlı Bering Denizi köyü yakınlarında permafrostun erimesinden sonra bir düden oluştu.</span><br />
	<br />
	</div>
<div>IPCC raporlarına göre ısınma Artik ve Antarktik okyanuslarının karbondioksit tutma kapasitesini azaltırken, okseijen seviyelerini düşürüyor ve okyanus ekosistemlerinde yaşamı derinden sarsıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Artik Okyanusunda buzul kütlesinin azalması halihazırda bölgedeki deniz taşımacılığı faaliyetlerini artırıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>University College London (UCL) Enerji Enstitüsü'nde araştırmacı Joseph Lambert, bu rotanın özellikle Avrupa ve Çin arasındaki mesafeyi kısalttığına dikkat çekiyor:<br />
	<br />
	</div>
<div>"Dünyanın şekli nedeniyle, Kuzey Kutbu'ndan geçmek Süveyş Kanalı'ndan geçmekten daha kısa sürüyor. Bu, daha düşük yakıt tüketimi ve dolayısıyla daha düşük maliyetler anlamına geliyor."<br />
	<br />
	</div>
<div>Buzsuz bir Arktik, yolculuk sürelerini yüzde 40'a kadar kısaltsa da iklim krizini hızlandıran kirlilik seviyelerinin artmasına da yol açabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uzmanlar petrol sızıntılarının ve siyah karbon kalıntılarının artarak çevresel maliyetlerin dramatik bir şekilde yükseleceği uyarısında bulunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Arktik buzuluyla birlikte permafrost olarak tanımlanan donmuş toprağın erimesi de geri döndürülemez etkilere neden olabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Permafrost, Kanada'nın yarısı ve Alaska topraklarının yüzde 80'i dahil olmak üzere kuzey yarımkürenin kara yüzeyinin yaklaşık dörtte birini kaplıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rusya, Kuzey Amerika ve İskandinavya da dahil olmak üzere Arktik permafrost üzerinde beş milyon insan yaşıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Artan sıcaklıklarla birlikte permafrostun erimesi, obruk oluşumu, toprak kaymaları ve sel baskınları da dahil olmak üzere öngörülemeyen etkilere neden oluyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>IPCC permafrostun erimesiyle birlikte atmosfere karbon ve metan salımı gerçekleştiğini ve bunun iklim değişikliğine katkıda bulunduğunu söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Türkiye'deki buzulların büyük bir bölümü yok oldu'</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları dağ buzullarının dünya genelinde küçüldüğünü ve küçülmenin 1950'den bu yana 2,000 yıldır görülmemiş bir hızda yaşandığını söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dağ buzulları, bölgesel iklimin düzenlenmesi ve canlı yaşamı için hayati öneme sahip.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünyanın "üçüncü kutbu" olarak bilinen Himalayalar'daki buzulların 2035 yılına kadar tamamen eriyebileceği tahmin ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Patagonya'dan Alpler'e bir zamanların buz ve karlarla kaplı zirvelerinin neredeyse tümü, son 50-100 yıl içinde farklı bir görüntüye büründü.<br />
	</div>
<div>Prof. Murat Türkeş, dağ buzullarının akarsu ve yağış rejimini etkileyerek aşağı havzalardaki çayırlar, meraları değiştirebildiğini ve buradaki canlı yaşamını etkilediğini söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Türkiye'de de bu değişim etkilerini gözlemlemek mümkün.<br />
	<br />
	</div>
<div>Prof. Türkeş, Türkiye'de dağ buzullarının büyük bir bölümünün yok olduğunu belirtiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Uydu verileri Türkiye'deki buzulların yılda 1 ila 20 metre arasında çekildiğini gösteriyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Geçen yıl Hakkari'deki Cilo buzulunu ziyaret ettiğini söyleyen Prof. Türkeş buzul dilinin 100-150 metreye kadar çekildiğini, sadece sirk çukurunun gölge bölümlerinde buzulun gözlendiğini belirtiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Ocak 2023/buzul-4.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Çin-Hindistan arasındaki Himalaya sınırı. Sınır boyunca uzanan nehirler, göller ve karlar, hattın değişebileceği anlamına geliyor ve bu durum, iki ülkenin askerlerini karşı karşıya getirerek çatışmaya yol açabilir.<br />
		<br />
		</span></div>
<div>Türkeş, "Buzullarını en iyi koruyanlar Ağrı Dağı gibi tek dağlar, onlardaki buzullar da gittikçe küçülüyor." diyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dağ buzullarının erimesi, o buzullara bağlı yaşayan toplulukların içme suyuna erişimini farklı etkileyebilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bazı toplulukların suya erişimi artarken bazılarının azalması çatışmaları tetikleyebilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bunun yanında artan sıcaklıklar seller, toprak kaymaları ve kuraklık gibi sonuçlar doğurabilir.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları buzulların erimesinin çok miktarda bakteri ve toksik maddenin dünyaya yayılmasından Dünya'nın kabuğunun kaymasına hatta Dünya'nın dönüşünün değişmesine kadar farklı potansiyel sonuçlarını keşfetmeye devam ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünyadaki tüm buzulların erimesinin binlerce yıl sürebileceği düşünülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları bundan çok kısa süre içinde yaşanacak etkilerin geri döndürülemez olduğunu söylüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Imperial College London'da Profesör ve IPCC'nin altıncı raporunun çalışma grubunun eş başkanı Jim Skea, "Küresel ısınmayı 1.5C ile sınırlamak istiyorsak, şimdi mutlaka harekete geçmeliyiz." diyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğayı korumak için 'tarihi' anlaşma</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dogayi-korumak-icin-tarihi-anlasma-508/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dogayi-korumak-icin-tarihi-anlasma-508/</id>
<published><![CDATA[2022-12-20T05:48:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-12-20T05:48:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D6C96B-655011-F7F2B4-0471D3-F4A060-5109FA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Yağmur ormanları ve sulak alanlar gibi hayati önem taşıyan eko-sistemlerin ve yerli toplulukların haklarının korunması için de hedefler belirlenecek.<br />
	<br />
	</div>
<div>Kanada'nın Montreal kentinde düzenlenen COP15 BM Biyoçeşitlilik Zirvesi'nde varılan anlaşma Pazartesi sabahı açıklandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çin'de yapılması planlanan zirve Covid nedeniyle ertelenmiş ve Kanada'ya taşınmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Toplantıdan sorumlu olan Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin son dakika itirazına rağmen anlaşmanın sağlandığını duyurdu.<br />
	<br />
	</div>
<div>BM Kalkınma Programı, "tarihi anlaşmanın" dünyanın dört bir yanındaki insanların biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak için gerçek bir ilerleme bekleyebileceği anlamına geldiğini söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Hangi konularda anlaşma sağlandı?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Anlaşma sağlanan ana konular şöyle:<br />
	<br />
	</div>
<div>Türlerin yok oluşunun durdurulması ve genetik çeşitliliğin sürdürülmesi de dahil olmak üzere ekosistemlerin korunması, iyileştirilmesi ve canlandırılması,</div>
<div>Biyoçeşitliliğin "sürdürülebilir kullanımı" - esasen türlerin ve habitatların gıda ve temiz su gibi insanlığa sundukları hizmetleri sağlayabilmelerinin sağlanması,</div>
<div>Doğadan elde edilen kaynakların - bitkisel ilaçlar gibi - faydalarının adil ve eşit bir şekilde paylaşılmasını ve yerli halkların haklarının korunmasını sağlamak,</div>
<div>Biyoçeşitlilik için ödeme yapmak ve kaynak ayırmak: Paranın ve koruma çabalarının ihtiyaç duyulan yere ulaşmasını sağlamak.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Aralik 2022/doga-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Anlaşma süreci nasıl gelişti?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Kanada Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Steven Guilbeault gazetecilere yaptığı açıklamada, "Paris'in iklim konusunda yaptığı gibi bu da tarihe geçecek bir an" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>2015 Paris İklim Anlaşması, gezegendeki sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutma konusunda ülkelerin mutabık kalmalarını sağlamıştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Montreal'deki zirve, doğayı iyileşme yoluna sokmak için "son şans" olarak görülüyordu.<br />
	<br />
	</div>
<div>Görüşmeler boyunca hedefler ve planların nasıl finanse edileceği konusunda fikir ayrılıkları yaşandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>En büyük anlaşmazlık noktalarından biri, dünyanın en fazla biyolojik çeşitliliğine sahip bölgelerdeki koruma çabalarının nasıl finanse edileceğiyle ilgiliydi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Biyoçeşitlilik, dünyadaki tüm canlıları ve bunların gezegeni ayakta tutan karmaşık yaşam ağı içinde birbirlerine bağlanma biçimlerini ifade ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çin yeni anlaşma metnini Pazar günü yayımlandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Delegeler, saatler süren gecikmelerin ardından Pazartesi sabah erken saatlerde oturumu topladı ve metni kabul etti.<br />
	<br />
	</div>
<div>COP 15 Başkanı Huang Runqui, anlaşmayı destekleyemeyeceğini söyleyen Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin itirazlarına rağmen anlaşmanın onaylandığını ilan etti.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Anlaşma nasıl değerlendiriliyor?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Kraliyet Kuşları Koruma Derneği'nin kıdemli uluslararası politika danışmanı Georgina Chandler, Montreal'de varılan anlaşma sayesinde hem insanların hem de doğanın daha iyi durumda olacağını söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>"Artık anlaşma tamamlandığına göre, hükümetlerin, şirketlerin ve toplumların bu taahhütlerin hayata geçirilmesine nasıl yardımcı olacaklarını belirlemeleri gerekiyor."<br />
	<br />
	</div>
<div>Yaban Hayatı Koruma Derneği'nden Sue Lieberman anlaşmanın bir uzlaşma olduğunu ve birçok iyi unsur içermesine rağmen "doğayla olan ilişkimizi gerçekten dönüştürmek ve ekosistemler, habitatlar ve türler üzerindeki tahribatımızı durdurmak için" daha ileri gidilebileceğini söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Doğa bizim gemimiz, su üstünde kalmalı'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Anlaşma için günlerce süren yoğun müzakereler oldu. Bakanlar Cumartesi günü, 2030'a kadar doğayı iyileşme yoluna sokmak için net hedefler üzerinde anlaşmaya varılması gerektiği konusunda hararetli konuşmalar yaptı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Avrupa Birliği'nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu'nun Çevre, Okyanuslar ve Balıkçılıktan Sorumlu Üyesi Virginijus Sinkevicius "Doğa bizim gemimiz. Onun su üstünde kalmasını sağlamalıyız" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanları, ormanların ve otlakların daha önce görülmemiş oranlarda yok olması ve okyanusların kirlilikle yüz yüze olması nedeniyle insanların Dünya'yı güvenli sınırların ötesine ittiği konusunda uyarıda bulunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>SARs CoV-2, Ebola ve HIV gibi hastalıkların vahşi hayvanlardan insan popülasyonlarına yayılma riskinin artması sorununa da dikkat çekiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Başlıca anlaşmazlık noktalarından biri finansmanla ilgili.<br />
	<br />
	</div>
<div>Mısır'da düzenlenen iklim zirvesi COP 27'de olduğu gibi, bazı ülkeler biyolojik çeşitliliğin korunmasına yardımcı olmak üzere yeni bir fon kurulması çağrısında bulundu ancak bu talep diğerleri tarafından reddedildi.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Biyoçeşitlilik büyük tehdit altında"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-biyocesitlilik-buyuk-tehdit-altinda-888/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-biyocesitlilik-buyuk-tehdit-altinda-888/</id>
<published><![CDATA[2022-12-18T05:55:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-12-18T05:55:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_66A750-6D0FD1-523D90-B404A3-052AB1-49A227.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Kanada'nın Montreal kentinde devam eden Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Konferansı'na (COP15) katılan uzmanlar, dünya üzerindeki canlı türlerinin çeşitliliğinin, insanlığın devamı için hayati bir öneme sahip olduğunu belirtti. Konferansa katılan ülke temsilcilerine sunulan ve buradaki tüm toplantılara temel oluşturan konuyla ilgili bazı veriler şöyle:</div>
<div>Yok edilen alanlar</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Biyoçeşitlilik Konseyi'nin (IPBES) araştırmalarına göre yerküre üzerinde kara alanlarının günümüzde yalnızca dörtte biri doğal halinde varlığını sürdürüyor.<br />
	<br />
	 Dörtte üçlük bir bölüm ise insanlar tarafından, örneğin ormanların yok edilmesi ya da tarlaya dönüştürülmesi gibi sebepler nedeniyle değiştirilmiş durumda. <br />
	<br />
	Okyanusların yüzde 66'sı insanların etkisi altında iken, sulak alanların yüzde 85'i tamamen yok olmuş durumda.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) de, dünya üzerindeki kara alanlarının üçte birinin "orta ya da üst seviyede hasarlı" olduğunu bildirdi. Bu alanlar yeniden rehabilite edilebileceğini belirten IPBES, böylesi bir çalışmanın çok verimli olacağını vurguluyor. Geçen Mart ayında Fildişi Sahili'nin Abidjan kentinde bir araya gelen Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi'nin (UNCCD) üyeleri, "10 milyar dönüm tahrip olmuş alanın, 2030 yılına dek rehabilite edilme faaliyetinin hızlandırılması" konusunda anlaşmaya varmıştı. Söz konusu hedef Montreal'deki konferansın da gündem maddelerinden biri.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Aralik 2022/bio-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Çin'de nesli tükenme tehlikesi altında olan hayvanlar arasında ilk sıralarda yer alan Francois yaprak maymunu</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Tehlike altında olan türler</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>IPBES'in aktardığı bir başka veriye göre dünya üzerinde var olan yaklaşık sekiz milyon hayvan ve bitki türünden bir milyonu yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Bu da, Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin, tehlike altında olan türleri sıraladığı kırmızı listedeki yaklaşık 42 bin türden 20 kat daha fazla bir orana tekabül ediyor. Ancak Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin çalışması, sadece hakkında iyi bilimsel veriler bulunan 150 bin tür üzerinden yapılmış.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Biyoçeşitlilik Konseyi, yapılan en temkinli tahminlere göre dahi böcek türlerinin yüzde 10'unun, bir başka deyişle yaklaşık 660 bin böcek türünün yok olma tehdidi altında olduğunu bildiriyor. Bu konuda en kritik nokta, polinatör olarak da bilinen, ekosistemin korunması açısından hayati öneme sahip böceklerin yok olmasının yaratacağı son derece olumsuz etki. Zira insanların gıda olarak kullandığı bitkilerin dörtte üçü, çeşitli arı ve kelebek türlerinin yanı sıra pek çok diğer böcek türlerinin tozlaşmayı sağlaması sayesinde yetişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanlarına göre, bitki ve hayvan çeşitliliğini tehlikeye atan &nbsp;en önemli unsurlar, canlıların yaşam alanlarının yok edilmesi, kara alanlarının aşırı kullanımı, iklim değişikliği ve işgalci canlı türlerinin yayılması.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Aralik 2022/bio-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Brezilya'nın Manaus kenti yakınlarındaki yağmur ormanlarında yapılan tahribat</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Ekonomi ve doğa</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya genelinde ülkelerin gayri safi yurt içi hasılalarının yarısından fazlası, 2020 Dünya Ekonomik Forumu'nun hesaplarına göre doğa sayesinde elde ediliyor. Buna göre ekonominin pek çok alanında, işleyen bir tohumlama sürecine, su kalitesinin iyi seviyede olmasına ve hastalıkların doğa tarafından kontrol edilmesine ihtiyaç duyuluyor. Ekolojik sistemin bozulmasından ise en fazla inşaat sektörü etkilenirken, bunu tarım sektörü ve gıda/içecek sektörleri takip ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Zararlı sübvansiyonlar</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Business for Nature adlı örgütün tahminlerine göre dünyada her yıl toplamda yaklaşık 1,8 trilyon dolar sübvansiyonlar, doğanın tahribine neden oluyor. Bu rakam dünya genelindeki gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 2'sine denk geliyor. Birleşmiş Milletler'in verileri de, çiftçilere aktarılan yılda 470 milyar doların, "Çevreye ve sosyal hayata zarar veren fiyat deformasyonlarına" neden olduğunu ortaya koyuyor. Montreal'deki COP 15'te, söz konusu sübvansiyonların yılda en az 500 milyar dolar azaltılması tartışılan konulardan biri.<br />
	<br />
	<img src="uploads/avatars/dw.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Deniz seviyesi artık daha hızlı yükseliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/deniz-seviyesi-artik-daha-hizli-yukseliyor-636/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/deniz-seviyesi-artik-daha-hizli-yukseliyor-636/</id>
<published><![CDATA[2022-11-07T06:05:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-11-07T06:05:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FA5155-DC86F3-AF6EDC-F4E6AA-31AF92-CDDE73.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) yayımladığı 2022 Küresel İklimin Durumu raporuna göre, dünya genelinde artan sıcaklık nedeniyle son 10 yılda deniz seviyesindeki yükselme 1990'lı yıllara kıyasla iki katına çıktı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27'nci Taraflar Konferansı'nda (COP27) genel oturumların yapıldığı ilk gününde yayımlanan rapor, denizlerin 2020'den beri yılda 5 milimetre yükseldiğine işaret ediyor. Artan buz erimesinden kaynaklananyükselme, doksanlı yıllarda 2,1 milimetreydi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Grönland'daki buz tabakasının 26 yıldır üst üste kütle kaybettiğini ortaya koyan rapora göre, 2022 dâhil son sekiz senenin dünyadaki en sıcak yıllar olarak kayıtlara geçmesi öngörülüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yayımlanan raporu "iklim kaosunun" kaydı olarak tanımlayan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, "Gezegenin imdat çağrısına eylemle yanıt vermeliyiz. Azimli ve inandırıcı bir iklim eylemiyle" açıklamasında bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Associated Press'e konuşan iklim bilimci Jennifer Francis, Dünya Meteoroloji Örgütü'nün raporunu kritik derecede hasta birinin durumunu gösteren bir laboratuvar raporuna benzetti. ABD'nin Massachusetts eyaletindeki Woodwell İklim Araştırma Merkezi'nden Francis, "Ancak bu vakada hasta olan Dünya" diye ekledi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Karamsar tablo</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas, "Isınma ne kadar büyük olursa, etkileri de o kadar kötü olur. Şu anda atmosferde o kadar yüksek karbondioksit seviyelerine sahibiz ki Paris Anlaşması'nın 1,5 santigrat derecelik alt sınırına ulaşmak zor" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Taalas, "Birçok buzul için artık çok geç ve erime binlerce yıl olmasa bile yüzlerce yıl devam edecek. Bunun su güvenliği açısından da büyük etkileri olacak. Deniz seviyesinin yükselme oranı son 30 yılda iki katına çıktı. Bu artışı şu an hee yıl için milimetrelerle ifade ediyor olsak da, yüzyılda yarım ila bir metreye ulaşıyor. Bu da milyonlarca kıyı sakini ve düşük rakımlı yerler için uzun vadeli ve büyük bir tehdit oluşturuyor" diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Genelde iklim değişikliğinden en az sorumlu olan ülkelerin en çok zararı gördüğünü söyleyen Taalas, Pakistan'da bin 700'den fazla kişinin ölümüne neden olan sel felaketini ve Afrika Boynuzu'nda yıllarca süren kuraklıkları hatırlattı. WMO Genel Sekreteri, "Ancak bu yıl iklim değişikliğine karşı iyi hazırlanan toplumlar bile aşırı hava koşullarından zarar gördü. Avrupa'nın büyük bölümünde ve Çin'in güneyindeki uzun süreli sıcak hava dalgaları ve kuraklık bu bölgeleri etkiledi" diye ekledi.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Kasim 2022/climate-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Mısır'ın Şarm el Şeyh kenti, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27'nci Taraflar Konferansı'na (COP27) ev sahipliği yapıyor.</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Zirvede bir ilk</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Fosil yakıt tüketerek zenginleşen ülkelerle iklim değişikliğinden en fazla etkilenen fakir ülkeleri karşı karşıya getiren adaletsizlik, Mısır'da başlayan BM iklim zirvesinin de en tartışmalı konuları arasında yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İlk günkü oturumlara katılan yaklaşık 190 ülkenin delegeleri, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen fakir ülkelere yardım için bir mali mekanizma kurulması fikrini içeren ve "kayıp ve zarar" olarak adlandırılan konunun resmen zirve gündemine alınması konusunda anlaştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>COP27 Başkanı olarak zirveye ev sahipliği yapan Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, bu konunun ilk kez resmen gündem maddesi olarak kabul edilmesinin "iklim kaynaklı felaketlerin kurbanlarının çektikleri açısından bir empati ve dayanışma duygusunu yansıttığını" söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Zirvenin yarın ve Salı günü gerçekleştirilecek oturumlarına 120'den fazla ülkenin lideri katılacak. Zirve 18 Kasım'da sona erecek.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Balinaların sayısı azalmaya devam ediyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/balinalarin-sayisi-azalmaya-devam-ediyor-134/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/balinalarin-sayisi-azalmaya-devam-ediyor-134/</id>
<published><![CDATA[2022-10-10T05:59:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-10-10T05:59:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C1AD36-6BFFEE-D5BF6D-EC12EE-08A1A0-2F9648.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi balinaların sayısının 16,650 olduğunu bunun 2015-16 yıllarındaki orandan yüzde 38 daha az olduğunu kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ayrıca balina yavrusu sayısı da oldukça azalmış görünüyor araştırmaya göre.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Balina yavrusu sayısı bilim dünyasının 1994 yılında başladığı doğum oranlarından bu yana en düşük seviyede.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Batı kıyılarındaki kumsallara vuran balina sayılarının artması üzerine 2019 yılında balık acentaları "alışılmadık mortalite olayı” ilan etmişlerdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar balina sayısının düşmesiyle ilgili olarak direk insan faaliyetinden kaynaklanmayan popülasyon azalmasını araştırıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar iklim değişikliği ve onun buz denizindeki etkileriyle, av arayışının ve konumun muhtemel etkenler olduğunu düşünüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kıyıya vuran balinaların çoğunda yetersiz beslenme tespit edilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ticari avlanmalar nedeniyle bir dönem gri balinaların nesli tehlikeye girmiş, 1994 yılında nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya türler listesinden çıkarılmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar gelişmenin endişe verici olduğunu belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>San Diego’daki Güneybatı Balıkçılık Bilim Merkezi’nden David Weller, olayın nedeninin anlaşılması için gri balinaların yakından takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar balinaları yaz mevsimini beslenmek için geçirdikleri kutup bölgesinden Baja Yarımadası’na dönerken sayıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Balinalar Baja Yarımadası’nda kış mevsiminde yavrularını büyütüyor. Bu sayımlar iki yıllık zaman dilimleri içinde yapılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mayıs ayında sona eren sayımda 217 yavru tespit edilmişti. Bu rakam bir önceki yıl 383 olmuştu.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Avrupa'daki kuruyan nehir ve göller kurtarılabilecek mi?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupa-daki-kuruyan-nehir-ve-goller-kurtarilabilec/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/avrupa-daki-kuruyan-nehir-ve-goller-kurtarilabilec/</id>
<published><![CDATA[2022-08-28T06:15:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-08-28T06:15:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_44AF1E-842064-297B9D-6E302D-1026E6-BF8492.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Avrupa'yı kavuran sıcak hava dalgaları, kıtanın nehirlerindeki su seviyelerinin düşmesine yol açtı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ren, Tuna ve Po gibi büyük su yollarındaki sıcaklık seviyesi arttı. Bu nehirlerdeki su seviyeleri de, tarımı, ticareti, içme suyu ile doğal ekosistemi tehdit edecek boyutta düşüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa Kuraklık Gözlemevi (EDO), kıtanın yaklaşık yüzde 50'sinin kuraklık tehlikesi altında olduğunu söyledi. Kimi analistlere göre karşı karşıya bulunulan bu tablo, son 500 yılın en kötüsü.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Fosil yakıt kullanımı devam ettikçe, sıcak hava dalgaları ile kuraklığın daha sık ve daha yoğun yaşanacağı belirtiliyor. Ve ülkeler, yaşanan bu değişimin sonuçlarıyla da başa çıkmak zorunda kalacak.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Seviye düşüşü, ısı artışı ne tür sonuçlar doğuruyor?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha düşük su seviyeleri ve su sıcaklığındaki artış, varlıklarını sürdürebilmeleri nehirlere ve göllere bağlı olan vahşi doğayı da etkiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Stokholm'deki Uluslararası Su Enstitüsü'nden Jose Pablo Murillo, su seviyeleri düştükçe yaşam alanı daralan bitki ve hayvanların, varlıklarını sürdürebilme mücadelesine zorlandıklarına işaret etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Murillo, hava sıcaklıkları ile su seviyelerinin olağan sınırların ötesinde değişkenlik göstermesinin, nehir ve göl ekosisteminde esaslı değişim riskini büyük bir hızla artırdığını söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Murillo, bu değişimin sebep olduğu sonuçları ise şu sözlerle aktardı:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Hava sıcaklığı artışı ve su seviyelerinin düşüşünün yol açtığı zarar, tek başına nehirlerle sınırlı değil. Nehirlerin sağladığı içme suyu, besin tedariki, sulama ve besleyici madde gibi nehirlerle ilintili ekosistemler de zarar görüyor."<br />
	<br />
	</div>
<div>Daha sıcak su, hem bakteriler, hem de çevreye zarar veren diğer maddeler için uygun ortam sağlıyor. Bunların da içme suyuna bulaşması riski artıyor. Çünkü daha düşük su seviyeleri, bu bakteri ya da diğer kirletici maddelerin, seyreltilmesi, etkilerinin azalması olasılığını düşürüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uluslararası Su Enstitüsü'nden Murillo, bir ekosistemin çok uzun süre ağır stres altında kalması halinde kendini yenilemesinin çok daha zor hale geldiğini de sözlerine ekliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Zararlı yosunlar</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Su sıcaklığındaki artış, su ekosistemlerindeki çok hassas dengeyi de bozuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Murillo, sıcaklığın suyun kimyasını nasıl etkilediğini, su sıcaklığındaki artışın, sudaki çözünmüş oksijeni azalttığına dikkat çekerek anlatıyor. Ve oksijenin azalması da, işte nehir ya da göllerdeki bitki türleri ile hayvanların yok olmasına yol açabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bazı araştırmacılar, Almanya ile Polonya arasındaki sınırda akan Oder Nehri'ndeki oksijenin düşük olduğuna dikkat çekerek, bunu son dönemde bu nehirdeki toplu balık ölümlerini ağırlaştıran bir etken olarak tanımladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2018'den bu yana en düşük su seviyeleri ile 25 derece dolayındaki hava sıcaklıkları nehirdeki balıklar için stres demek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Jose Pablo Murillo, suda oksijen seviyesinin düşmesi ve besin maddelerinin artan oranda kirlenmesiyle, ötrofikasyon olarak tanımlanan bir sürecin tetiklenebileceğine, tatlı su yosunlarında artış medyana gelebileceğine dikkat çekiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bunlar karşılıklı olarak da birbirlerini tetikleyebiliyor" diyen Murillo, besin maddelerindeki artışın da, yosun artışına, bunun da oksijen seviyesinin düşmesine, bitki ve hayvan türlerinin ölümüne ve yeniden besin maddelerinde artışa yol açabileceğini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kanada ve ABD arasındaki sınırda bulunan Erie gölünde yaşanan da bu. Aslında her iki ülke, gölü zehirli yosunlardan arındırmayı başarmışlardı. Ancak son yirmi yılda, göl suyunun sıcaklığındaki artış ile birlikte, özellikle 2011, 2014 ve 2015 yıllarında, zehirli yosun yeniden yayılmaya başladı. Bu da oksijensiz "ölü alanların" oluşumuna, balık ölümlerine yol açtı.</div>
<div>Biriken sedimanın tıkadığı su yolları</div>
<div><br />
	</div>
<div>Susuz kalmış, ağır akan nehirler ve suyun azalması sonucunda küçülen göllerde, sediman artışının olması da çok muhtemel. Normalde akıp gidecek ince kum, silt ve diğer maddeler, dip tortusunu arttırıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sediman artışı, bölgenin doğal yaşam alanını tahrip ediyor, bitki örtüsüne, balık ve akuatik yaşam için gerekli besinlere, zarar veriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Örneğin ABD Çevre Koruma Ajansı'na göre, ülkede sediman kirliliğinin yol açtığı zarar, her yıl yaklaşık 16 milyar doları buluyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Agustos 2022/nehir-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">​​​​Su seviyesi düşen nehirlerden biri de Ren oldu​​​​</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Murillo, bir bölgede yaşanan sorunun, aşağı havzalardaki ekosistemleri de etkileyebildiğine, "Bu aynı zamanda yukarı doğru göç eden balıkların yollarını etkileyebilir, nehirler ve göllerdeki vahşi hayvanların besin bulmasını güçleştirebilir" sözleriyle işaret etti.</div>
<div>Nehirler ve göller nasıl korunabilir?</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları, iklim değişikliğine yol açan emisyon kullanımını azaltmak zorunda olduğumuzu, bu yolla kuraklık ve aşırı sıcakları önleyebileceğimizi söylüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hızlıca önlemler alınsa da, su yollarında, önümüzdeki onlarca yıl boyunca, iklim değişikliğinin etkilerini hissetmeye devam edeceğiz.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak, nehirler ve göllerin kuraklıktan korumasına dönük adımların atılması mümkün.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Nehirlerin çok ısınmasını önlemenin bir yolu gölge sağlamak. Birleşik Krallık'ta, Çevre Koruma Ajansı tarafından yürütülen Nehirleri Serin Tutma isimli inisiyatif son on yılda, nehir ve dere kenarlarına 300 bin ağaç dikti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu ağaçlar su yollarına gölge, küçük nehirlerde de su sıcaklıklarının ortalama 2 ila 4 derece daha düşük olmasını sağlıyor. Alabalık ve somon balıkları için bu çok şey fark ediyor. Bu ağaçlar aynı zamanda yerli bitki ve hayvan türleri için de yaşam alanı sunuyor, erozyonu önlüyor, sediman ve kirliliği filtreleyerek suya ulaşmasını önlüyor.</div>
<div>Nehirleri doğal hallerine döndürmek</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yatakları ciddi boyutta değiştirilmiş nehirler, küresel ısınmaya daha az dirençli, sel ya da kuraklıkta suyu tutmayı başaramıyor. Doğal konumlarını ve akışını yeniden tesis etmek de, bu nehirlerin korunmasını sağlayabilecek çözümlerden.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunun için baraj, bent ve diğer engeller kaldırılabilir, nehirlerin yeniden özgürce akması sağlanabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu Avrupa için çok iş demek. Çünkü 2020 verilerine göre kıtada bu kapsama giren, nehir ve akarsuları kesintiye uğratan engellerin sayısı en az 1 milyon 200 bin.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çevre gruplarının oluşturduğu, Avrupa'da Barajların Kaldırılması adlı inisiyatifin verilerine göre, 2021 yılında 17 Avrupa ülkesinde en az bu kapsama giren 239 engel kaldırıldı. Bu konuda İspanya, Fransa ve İsveç lider konumda.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa'da bu konuda somut adımlar atılabilmesi için çaba gösteren çok sayıda sivil toplum kuruluşları var. Üstelik, nehirlerdeki bu engeller kaldırıldığında, kısa bir süre içerisinde balık ve bitki türlerinin çoğaldıkları gözlemleniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uluslararası Su Enstitüsü'nden Murillo, nehirlerin kuraklıktan korunması ve kendilerini yenilemeleri için pek çok yöntem bulunduğuna dikkat çekerken, "En önemlisi, tatlı su ekosistemimiz üzerindeki stresi azaltmamız gerekiyor" uyarısında bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Murillo ayrıca su ekosisteminin, nehirler, göller, akarsu ve okyanusların birbirleriyle ne kadar ilintili ve birbirlerine ne kadar bağımlı olduklarını hesaba katan, daha bütünlüklü bir yönetim anlayışı gerektiğine de vurgu yapıyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Akdeniz'deki ısı artışı canlı yaşamını olumsuz etkiliyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/akdeniz-deki-isi-artisi-canli-yasamini-olumsuz-etk/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/akdeniz-deki-isi-artisi-canli-yasamini-olumsuz-etk/</id>
<published><![CDATA[2022-08-19T06:00:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-08-19T06:00:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7D3082-83B69C-47E01A-3BBDEA-E7546A-DC21A5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>'Akdeniz'in batısındaki Barselona ile doğusundaki Tel Aviv arasında deniz suyu ölçümleri yapan bilim insanları, su sıcaklığının, mevsim normallerinin 3 ila 5 derece üstünde olduğunu, bu durumun birçok olumsuz sonuç doğuracağını bildirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Akdeniz suyu, düzenli olarak 30 dereceyi de aşıyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Barselona Deniz Bilimleri Enstitüsü'nden Joaquim Garrabou ile İsrail Okyanus ve Göl Araştırmaları Enstitüsü'nden Gil Rilov'un araştırmasına göre, Akdeniz'de suların ısınması, denizdeki canlı yaşamının yanı sıra dünyadaki tüm canlıların yaşamını tehdit ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre, mevsim normallerinin 3 ila 5 derece üzerinde ölçülen Akdeniz suyu, düzenli olarak 30 dereceyi de aşıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'En kısa sürede harekete geçmek zorundayız'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Normal şartlarda sıcak su akıntılarıyla değişmesi gereken ısı artışının, insan kaynaklı küresel ısınmayla gerçekleşmesinin, endişe verici noktaya ulaştığını söyleyen Garrabou, "Sistemi çok zorluyoruz. İklim konusunda mümkün olan en kısa sürede harekete geçmek zorundayız" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Denizleri sağlıksız ve işlevsel bir noktaya ittik'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Garrabou, denizlerin kömür, akaryakıt ve gaz kaynaklı atmosfere salınan ısının yüzde 90'ını, karbondioksitin ise yüzde 30'unu emdiğini, bu durumun dünyayı daha kötü iklim koşullarından koruduğunu aktararak, "Ancak şu an denizleri sağlıksız ve işlevsel bir noktaya ittik" ifadesini kullandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Akdeniz'in yüzeyi ile 45 metre derinlikte artan sıcaklık etkisinin canlı yaşamına etkilerinin görüldüğüne işaret eden Garrabou, Akdeniz yüzeyinin yüzde 90'ında sıcaklık artışının etkili olduğunu söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Böyle devam edersek insanlar yaşayacak yer bulamayacak'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Garrabou, "Sorun, doğal yaşamın hayatta kalması değil çünkü biyolojik çeşitlilik hayatta kalacak bir yol bulur. Sorun, bu şekilde devam edersek insanların yaşayacak yer bulamayacak olması." diye konuştu.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Akdeniz'de en çok Kıbrıs, Lübnan ve Suriye ısındı</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Akdeniz'in en sıcak olduğu noktaların Kıbrıs Adası, Lübnan ve Suriye kıyıları olduğuna dikkati çeken Rilov da buralarda ortalama deniz suyu sıcaklığının 31 derece olduğunu söyledi. Bu seviyenin, denizlerdeki yerli türleri riske attığını vurgulayan Rilov, biyolojik çeşitlilikteki yok oluşun gelecek yıllarda Akdeniz'in batısına doğru süreceğini tahmin ettiklerini kaydetti.<br />
	<br />
	</div>
<div>Rilov, yönetici seviyesindeki kişilerin, Akdeniz'in ısınması ve bu ısınmanın etkilerinden habersiz olduğunu belirterek, "Bilim insanları olarak görevimiz, bu konuları yöneticilerin dikkatine sunmak. Böylelikle bu konuyu düşünebilirler" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Denizlerdeki ısının azalmasının canlı yaşamının yanı sıra atmosferdeki sera gazlarını azaltacağına da dikkati çeken uzmanlara göre, denizlerin yüzde 30'unun insan hareketleri ve balıkçılık karşısında koruma altına alınması gerekiyor. Ancak Akdeniz'in yalnızca yüzde 8'i koruma altında.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">500 milyon kişiyi etkileyebilir</span><br />
	<br />
	</div>
<div>İklim değişikliği, küresel ısınma ve bunların etkilerine yönelik araştırmaların yayımlandığı Global Change Biology dergisine göre, aralarında mercanlar, süngerler ve deniz bitkilerinin yer aldığı yaklaşık 50 tür, Akdeniz'deki bu değişim nedeniyle tehlike altında.<br />
	<br />
	</div>
<div>Akdeniz çevresindeki ülkelerde yaşanan aşırı sıcaklar, yağışsız günler ve rüzgarsız günler ile sıcaklıkla bağlantılı yangınlar ve kuraklık da deniz sıcaklığının artmasına etki ediyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Denizlerdeki sıcaklık artışının karaya etkisi ise daha büyük. Yaklaşık 500 milyondan fazla kişinin yaşadığı Akdeniz ülkelerinde balıkçılık ve turizmin yanı sıra fırtınalar gibi alışılmadık doğa olaylarının da yaşanmasından endişe ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Dünya denizlerinin yüzde 1'ini oluşturan Akdeniz, dünyada bilinen deniz canlılarının yüzde 4 ila 18'ine ev sahipliği yapmasıyla da biliniyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bu önemli özelliğe sahip Akdeniz'de deniz canlılarına ev sahipliği yapan mercanlar ile deniz bitkileri, artan sıcaklık nedeniyle yok olma riskiyle karşı karşıya. Mercanlar ve deniz bitkileri, karbondioksit emerek atmosferi temizlemesiyle de öne çıkıyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Atmosferden çok fazla karbondioksit emmesiyle bilinen deniz eriştesi bitkisi, Akdeniz'e özgü endemik bir tür olarak dikkati çekerken artan sıcaklıklar nedeniyle risk altında bulunuyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Küresel Kriz 2023'te Felakete Dönüşebilir"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-kriz-2023te-felakete-donusebilir-328/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-kriz-2023te-felakete-donusebilir-328/</id>
<published><![CDATA[2022-06-09T07:12:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2022-06-09T07:12:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_97F76B-5543BF-68CEB1-6D4886-2A3838-2126CA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Hazırlanan son raporla ilgili görüşlerini paylaşan Grynspan, "Bir neslin yaşayabileceği en ciddi küresel küresel krizin eşiğindeyiz. Mevcut küresel kriz 2023’te küresel bir felakete dönüşebilir” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>UNCTAD Genel Sekreteri Grynspan, savaşla gelen küresel krizin gıda, enerji ve finans boyutlarının birbiriyle bağlantılı olduğunu ancak sadece bir yönüyle mücadele etmenin küresel krizi çözmeyeceğinin görüldüğünü ifade etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Yaşadıklarımızın çok daha kötüsünü görebiliriz”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Grynspan, küresel krizin aileler ve ülkeler üzerindeki etkisini arttırdığını, gelirleri azalttığını ve hane halklarının daralan aile bütçelerini nasıl dengeleyeceklerine karar vermede zorlandığını belirterek, "Aileler belki de bir öğünü atlayıp atlamamayı seçmek zorunda kalıyorlar. Birçok etkisi oluyor, azalan gelirlerden dolayı çocuklarını okula gönderemiyorlar. Mevcut gıda krizi, 2023'te hızla küresel boyutlarda bir gıda felaketine dönüşebilir. Şimdiye kadarki en ciddi hayat pahalılığıyla karşı karşıyayız. Bu yaşananların çok daha fazlasını görebiliriz” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha yüksek enerji maliyetleri ve Karadeniz bölgesinden gübre arzına yönelik ticaret kısıtlamalarının gübre fiyatlarının artmasına neden olduğunu belirten Grynspan, "Gübre fiyatları gıda fiyatlarından bile daha hızlı yükseliyor. Savaş sürerse, tahıl ve gübrede yüksek fiyatlar bir sonraki ekim sezonuna kadar devam ederse mevcut kriz, hepimizin bildiği gibi, milyarlarca insanı etkileyecek pirinç gibi diğer temel gıdalara kadar uzayabilir” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>UNCTAD Genel Sekreteri Grynspan, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre dünya çapındaki çalışanların yüzde 60’ının pandemi öncesine göre daha düşük reel gelire sahip olduğunu ifade etti. Önce küresel piyasaların istikrara kavuşturulması gerektiğini savunan Grynspan, "emtia fiyatlarındaki belirsizliğin üstesinden gelmeliyiz" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>UNCTAD Genel Sekreteri Grynspan, BM Genel Sekreteri'nin, "Ukrayna'nın gıda üretiminin yanısıra Rusya'nın savaşa rağmen ürettiği gıda ve gübreyi pünya pazarlarına yeniden entegre etmeden ve gübre arzını geri kazanmadan küresel gıda krizine etkili bir çözüm bulunamayacağı” görüşüne tamamen katıldığını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Ülkelerin yaşadığı finans krizlerine çare bulunmalı”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Önümüzdeki 18 ayın çok kritik olduğunu belirten Grynspan, finans kuruluşları ülkenin mali kaynaklarını ve mali alanını arttırmak için güçlü bir çaba göstermediği sürece, sosyal koruma ve güvenlik ağı programları aracılığıyla yoksul ve savunmasız nüfuslara yardımın mümkün olmayacağını kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Grynspan, "Ülkeler, gıda ve enerji faturalarını, borçlarını ödemek için mücadele etmeye devam edecek. Bunun için bir sosyal koruma fonu kurulmalı. Uluslararası ve finans kuruluşları, tüm hızlı ödeme mekanizmalarını yeniden etkinleştirmelidir. Çok taraflı kalkınma bankaları aktifleştirilmeli ve daha esnek borç verme oranları uygulanmalıdır. Uluslararası Para Fonu (IMF) ihtiyaç sahibi ülkelere kaynak sağlamada daha etkili olmalıdır. G-20 ülkeleri borç sıkıntısı çeken ülkelere gerçekten çözümler sunmak için formüller geliştirmelidir. Şu ana kadar hiçbir ülke destek alamadı” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Yarın ciddi bir enerji kriziyle karşı karşıya kalabiliriz”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Grynspan, stokların ve ek rezervlerin kullanılmasının, kısa vadede enerji krizini hafifletmeye yardımcı olabileceğini ancak yenilenebilir enerjinin dağıtımını hızlandıran yatırımların artması gerektiğini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Grynspan, "Bugün dünya bir erişim kriziyle karşı karşıya. Her şeyden yeterince var ama yanlış fiyata. Yarın, dünya, nerede, ne zaman ve hangi fiyattan olursa olsun, yeterli temel tedarikin olmadığı bir bulunabilirlik kriziyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, erişim fiyatı ve zamanlama sorunlarının aynı anda ele alınması gerektiği konusunda ısrar etmeye devam ediyoruz. Zamana karşı bir yarış içindeyiz. Bu nedenle eylem çağrısı yapıyoruz” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Türkiye’deki toplantıyla ilgili soruları yanıtlamadı</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Basın toplantısında gazeteciler, bugün Ankara’da görüşen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, Karadeniz'de güvenli bir deniz koridoru oluşturulmasına desteklerini dile getirmesi, Türkiye'nin, Ukrayna'nın ihracatına izin verilmesinin Rusya'ya karşı Batı yaptırımlarının hafifletilmesiyle birlikte olması gerektiğini açıklaması ve Ankara’daki toplantıyla ilgili sorulan çok sayıda soruyu,”Şu anda yanıt veremeyeceğiz, yorum yapamam” diye yanıtladı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Canlı türleri yok oluyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/canli-turleri-yok-oluyor-843/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/canli-turleri-yok-oluyor-843/</id>
<published><![CDATA[2021-12-30T05:26:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-12-30T05:26:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_FF96A9-6269E9-55DFD9-2F4D8C-5CFD23-846FAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), dünya çapında canlı türlerindeki yok oluşun, dinozorlar devri sonrasındaki en ciddi boyuta ulaştığı uyarısında bulundu. WWF'nin son açıkladığı rakamlara göre Uluslararası Kırmızı Liste'de yer alan tehlike altındaki 142 bin 500 hayvan ve bitki türünden 40 bini, soyunun tükenmesi tehdidiyle karşı karşıya. WWF, şimdiye kadar soyu tükenme tehlikesiyle karşılaşan tür sayısının hiç bu kadar yüksek olmadığını vurguladı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Yaklaşık bir milyon canlı türünün soyunun önümüzdeki on yıllarda tükenebileceğine işaret eden WWF, "dünya çapında canlı türlerinin yok oluşundaki artışın felaket boyutlara ulaştığını" belirterek, "Dinozorlar devri sonundan bu yana canlı türlerindeki en büyük yok oluşla karşı karşıyayız" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div><img src="uploads/Aralik 2021/canli-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Sakallı akbaba</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">En büyük tehdit altındaki türler</span><br />
	<br />
	</div>
<div>WWF raporuna göre 2021'de en büyük kayıplarla karşılaşan canlı türleri Afrika orman filleri, kutup ayıları, ağaç kurbağaları, turnalar ve balık türlerinden köpekbalığı, Mersin balığıgiller ve mezgitgiller oldu. Bu türlerin durumunun giderek kötüleşmeye devam ettiği kaydedildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Orta ve Batı Afrika'da yaşayan orman fillerinin sayısı son 31 yılda yüzde 86'dan fazla düşüş gösterdi. Afrika orman filleri bu yıl ilk kez resmi olarak soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan türler arasında yer almıştı. Bu yıldan itibaren köpekbalığı ve vatoz türlerinin üçte biri de aşırı avlanma nedeniyle tehdit altındaki türler arasında sınıflandırıldı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Küresel ısınma sonucu buzulların erimesi nedeniyle tehdit altındaki kutup ayılarının da geleceği parlak görünmüyor. WWF, 2035 yılı yazında Kuzey Buz Denizindeki buzların ilk kez tamamen erimiş olabileceği tahminini dile getirerek bunun sonucunda kutup ayısı popülasyonlarının büyük bölümünün yüz yıl sonuna kadar yok olabileceğini kaydetti.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Aralik 2021/canli-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">İber vaşağı</span><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Çevre koruma önlemleri meyve veriyor</span><br />
	<br />
	</div>
<div>2021'in kazananları ise İber ve Avrasya vaşakları, sakallı akbaba ve toy kuşu oldu. İber vaşaklarının sayısı son 18 yılda bin 111 doğumla ona katlanırken sakallı akbabaların tüm Alpler bölgesindeki sayısı 50 doğumla 300'e yükseldi. Almanya'nın Brandenburg ve Saksonya-Anhalt eyaletlerindeki toy kuşlarının sayısı da 347'ye yükselerek 40 yılın en büyük sayısına ulaştı.<br />
	<br />
	</div>
<div>WWF Yönetim Kurulundan Eberhard Brandes "Canlı türlerinin korunmasında artık konu bir çevre sorununun giderilmesinden ibaret değil. Konu, biz insanların da bir gün Kırmızı Liste'ye girip kendi yaşam tarzımız nedeniyle kaybedenler arasında yer alıp almayacağımız" diye konuştu.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Antarktika'daki 'kıyamet buzulu' hızla eriyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/antarktika-daki-kiyamet-buzulu-hizla-eriyor-346/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/antarktika-daki-kiyamet-buzulu-hizla-eriyor-346/</id>
<published><![CDATA[2021-12-16T06:43:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-12-16T06:43:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EDF88C-013A26-650633-DB8501-91FCDD-1A116E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünyadaki en önemli ve en riskli buzul olarak tanımlanan Thwaites, aynı zamanda 'kıyamet buzulu' olarak da biliniyor. Devasa boyutlardaki Thwaites'in yüzölçümünün yaklaşık olarak Britanya adası kadar olduğu ölçülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Küresel deniz suyu seviyesindeki yükselişin yüzde dördü bu buzuldan geliyor. Bilim insanları, tek bir buzul için bunun çok ciddi bir oran olduğu, erime hızının da giderek arttığı konusunda uyarıyor. Thwaites'in tamamen erimesi halinde, deniz seviyesinin yarım metreden fazla yükseleceği tahmin ediliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>BBC'ye konuşan Uluslararası Thwaites Buzul Birliği ABD Koordinatörü Ted Scambos, "Muhtemelen on yıldan daha kısa bir süre içinde buzul dramatik bir değişiklikle karşı karşıya kalacak. Yayınlanmış ve yayınlanmamış tüm çalışmalar buna işaret ediyor. Bu da Thwaites'in erime hızını arttıracak ve buzulun yok olma tehdidi altındaki kısmını ciddi bir oranda genişletecek" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanlarına göre Thwaites'in tamamen kırılması ve tüm suyunu okyanusa dökmesi durumunda küresel deniz seviyesinin 60 santimetreden fazla yükselmesi bekleniyor. Pazartesi günü Amerikan Jeofizik Birliği yıllık toplantısında konuşan Scambos, "Ve bu yükseliş, daha fazla deniz seviyesi yükselişine neden olabilir. Çevredeki buzulları kendine çekerse, deniz seviyesininn yükselişi 3 metreye kadar çıkabilir" ifadelerini kullandı.<br />
	</div><br />

<div>Oregon Eyalet Üniversitesi'nde görev yapan jeofizik ve buzulbilim uzmanı Erin Pettit, buz kabuğunun devasa buzulun önündeki bir "baraj" gibi davrandığını, ancak altındaki suyun ısınmasıyla erimeye neden olduğunu söyledi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Pettit, "Bunu, arabanızın ön camında bulunan küçük bir çatlağın yavaş yavaş yayılmasına ve sonra arabanızın küçük bir kasiste zıplaması sonucu tüm camın bir anda paramparça olmasına benzetiyorum" dedi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Bilim insanlarının Thwaites konusunda kaygılı olmasının nedeni deniz tabanının aşağı doğru kayıyor olması. Bu da, buzulun iç kesimlere ilerledikçe giderek daha da kalınlaştığı anlamına geliyor. En derin noktada, buzulun tabanı, deniz seviyesinin yaklaşık 1,6 kilometre altında ve suyun üzerinde de yaklaşık bir bu kadarlık buz kütlesi bulunuyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>İlk tespitlere göre, buzulun denizin içine ileriye doğru uzanan uç kısmının altındaki boşluğa ılık okyanus suları ulaşıyor ve bu alttaki kısmı eriterek, oyulmasına neden oluyor. Buzulun altı eridikçe üstteki kütleyi tutan yapı da zayıflıyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kutuplarda Akdeniz sıcaklığı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kutuplarda-akdeniz-sicakligi-903/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kutuplarda-akdeniz-sicakligi-903/</id>
<published><![CDATA[2021-12-15T07:43:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-12-15T07:43:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_236084-949E81-27166C-8AB0D1-E48399-593255.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü, geçtiğimiz yıl Sibirya’nın Verekoyansak kentinde 20 Haziran 2020 tarihinde tespit edilen sıcaklığın 38 dereceye kadar yükseldiğini, bu sıcaklığın bir dünya rekoru olduğunu belirterek, iklim değişikliği nedeniyle yaşanabilecek tehlikeler konusunda dünyayı bir kez daha uyardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü, rekor olarak kayıtlara geçen 38 derecelik sıcaklığın aynı kentte diğer yıllara göre ölçülen sıcaklıktan 18 derece daha fazla olduğunu kaydetti. Verekoyansak kentinin Kuzey Kutbu dairesinin 115 kilometre uzağında olduğu kaydedildi. Yetkililer, kutup bölgesine yakın ormanlarda geçtiğimiz yıllarda yaşanan bir dizi orman yangının bölgede şimdiye kadar görülmemiş aşırı sıcaklar nedeniyle meydana geldiğini açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>17 Temmuz 2020'de çekilen, Avrupa Uzay Dairesi (ESA) tarafından 19 Kasım 2020'de yayınlanan bu fotoğraf, Avrupa Birliği'nin Kopernik Dünya Gözlem Programı kapsamında deniz seviyelerinin ölçümünü yapan Sentinel-6 uydusunu gösteriyor.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"İklim değişikliği için alarm zilleri çalıyor”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, Kuzey Kutbu’nda tespit edilen aşırı hava sıcaklığı için, "Son tespitimiz; bir dizi gözlemlerimizin iklim değişikliği konusunda alarm zillerinin çaldığının göstergesidir” değerlendirmesinde bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Taalas, ayrıca 2020 yılında Antarktika kıtasında 18,3 santigrat derece olarak tespit ettikleri yeni bir sıcaklık rekoru meydana geldiğini açıkladı. Taalas, sıcaklık rekorlarını doğrulamaya yönelik çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, örnek olarak California eyaletinin Death Valley kentinde hem 2020 hem de 2021'de kaydedilen 54,4 derecelik sıcaklık tespitlerini, ayrıca İtalya'nın Sicilya adasında tespit edilen 48,8 derecelik Avrupa sıcaklık rekorunu doğrulamaya çalıştıklarını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Sera gazı salınımı en yüksek düzeye çıktı”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü, 26’ncı BM İklim Değişikliği Konferansı sırasında yayınladığı raporda 2015-2021 dönemindeki en sıcak yılın 2016 yılı olarak kayıtlara geçtiğini açıklamıştı. Aynı raporda geçtiğimiz yıl atmosferdeki sera gazı salınımının en yüksek düzeye çıktığı açıklanmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, son yirmi yıldır okyanus sıcaklığının da arttığı belirtilmiş, tüm bu hava olaylarının insanlık için ciddi tehdit olduğu kaydedilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Sekreteri Taalas, dünyada yaşanan aşırı sıcakların ve diğer hava olaylarının yeni normaller olarak değerlendirildiğini belirterek tek çarenin Paris İklim Anlaşması’nı uygulamak, düzenlenen son iklim değişikli konferansı COP 26’nın dünya için son bir şans olduğunu belirtmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından ‘İklim Değişikliği’ zirvesine sunulan son raporda, küresel ısınmayla mücadele etme konusunda kararlaştırılan hedefler ile gerçekler arasındaki farklar tespit edilmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda yer alan bulgulara göre, iklim değişikliğinin etkisiyle eriyen buzullar deniz seviyesinde yükselmeye neden oluyor ve aşırı hava koşulları artıyor. Bu nedenle küresel ortalama sıcaklığın, sanayi öncesi yıllardan (1850-1900) 1,1 santigrat derece daha artarak rekor kıracağı belirtilmişti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Sıcaklık artışını 1,5 C'nin altında tutma hedefi bitkisel hayatta"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-sicaklik-artisini-1-5-c-nin-altinda-tutma-hedefi-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-sicaklik-artisini-1-5-c-nin-altinda-tutma-hedefi-/</id>
<published><![CDATA[2021-11-12T08:46:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-12T08:46:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_08131D-3E4A2A-411501-67CC6F-1DB4FF-C502AE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Glasgow'da düzenlenen COP26 iklim değişikliği zirvesinin son gününe, küresel ortalama sıcaklığı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine büyük ihtimalle ulaşılamayacağı korkularıyla giriliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Guterres, zirvede hükümetlerin karbonmonoksit salımını yeterli derecede kesme taahütlerini büyük ihtimalle vermeyeceğini kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Daha önce de COP26 Başkanı Alok Sharma, zirve sona ermeden bir anlaşmaya varmak adına zamanın tükendiği uyarısında bulunmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5 dereceyle sınırlamanın, insanlığın iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarından kaçınması anlamına geleceğini söylüyor.<br />
	<br />
	
	<div>2015'te Paris'te düzenlenen iklim değişikliği zirvesinde, dünya liderleri karbon salımındaki kesintilerle sıcaklık artışını 1,5 ila 2 dereceyle sınırlamayı taahhüt etmişlerdi. Son tahminlerse artışın 2,7 derece olacağını gösteriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>BM Genel Sekreteri Guterres, hükümetlerin bir yandan fosil yakıtlara yatırım yaparken, bir yandan da karbon salımında kesinti yapmayı vaat etmesinin anlamsız olduğunu söyledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Genel Sekreter "Fosil yakıt endüstirisi hala trilyonlarca sübvansiyon alırken, verilen sözler boş geliyor" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Glasgow'da şu ana dek yapılan duyuruları "yeterli olmaktan uzak" diye tanımlayan Guterres ayrıca "Ne yapılması gerektiğini biliyoruz" diye de ekledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak Guterres "son ana kadar" umut olduğunu da vurguladı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu arada Sharma da, Türkiye saatiyle 21:00'de sona erecek zirveden önce zorlu konulara çözüm bulmaları çağrısı yaptı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Sharma "1,5 derecede tutmak için fırsat penceresi kapanırken, buna ulaşmak hala mümkün" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Sharma ayrıca, karbon piyasaları ve ülkelerin fosil yakıt kullanımını nasıl dengeleyeceğini düzenleneyen 6. Madde'de daha fazla uğraş verilmesi gerektiğini söyledi.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Kasim 2021/bm-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		<span style="font-weight: bold; font-style: italic;">BM Genel Sekreteri Guterrez</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Eski İrlanda Cumhurbaşkanı ve iklim konusundaki üst düzey siyasi liderlerden oluşan bir grubun lideri Mary Robinson da, dünyanın bazı en büyük karbon salan ülkelerini, COP26'da daha etkin bir eylem planını kabul etmek için yapılan tüm girişimleri sabote etmekle suçladı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Rusya ve Suudi Arabistan'a suçlama</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Robinson Associated Press'e yaptığı açıklamada, Rusya ve Suudi Arabistan'ın Glasgow'daki nihai anlaşmada aşamalı olarak kömürü terk etmek ya da hükümetlerin fosil yakıtlara sübvansiyonu azaltmasına herhagi bir atıfı engellemek için "çok uğraştığını" belirtti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>COP26, Paris görüşmelerinden bu yanaki en büyük iklim değişikliği konferansı. Zirvede 200 ülkeden küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımlarını 2030'a kadar azaltmak için planlarını sunmaları isteniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Perşembe günü küçük bir grup ülke, petrol ve doğalgaz üretimini aşamalı olarak durdumak için bir ittifak kurduklarını duyurdu. Danimarka ve Kosta Rika'nın önderliğindeki Petrol ve Doğalgaz'ın Ötesi İttifakı Fransa, Galler ve İrlanda'dan oluşuyor. Ancak Birleşik Krallık bu ittifaka dahil değil.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Aktivistler ve siyasetçiler, ABD ve Çin'in sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmaya çalışacakları yönündeki açıklamalarını temkinli bir iyimserlikle karşıladı. Ancak her iki ülkenin de somut adımlar atması gerektiği vurgulandı. Toplu ağaç dikim kampanyaları iklim kriziyle mücadelede ne kadar etkili?</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu arada, Gana, Etiyopya, Bangladeş ve Tuvalu'dan temsilciler, bir basın toplantısı düzenleyip, COP26'da ilerleme sağlanamamasından ABD'yi sorumlu tuttu. Açıklamada ABD'nin iklim değişikliğinin finansı konusunda en yoksul ve tehdide en açık ülkelerin kaygılarını dikkate almadığı savunuldu.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ABD ile Çin iklim konusunda anlaşma yaptı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/abd-ile-cin-iklim-konusunda-anlasma-yapti-844/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/abd-ile-cin-iklim-konusunda-anlasma-yapti-844/</id>
<published><![CDATA[2021-11-11T09:45:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-11T09:45:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_308990-85B93E-769BD4-968D90-098D3F-30C7F3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>ABD Dışişleri tarafından paylaşılan iki ülke ortak açıklamasında, ABD ve Çin'in iklim değişikliği konusundaki çabaları memnuniyetle karşıladığı ancak Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmak için yapılması gerekenler ile mevcut çabalar arasında önemli bir boşluk olduğunu kabul ettiği ifade edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Açıklamada, iki tarafın iş birliği yapmayı planladığı konular, şöyle sıralandı:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"2020'lerde sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla ilgili düzenleyici çerçeveler ve çevresel standartlar oluşturmak; temiz enerji geçişinin toplumsal faydalarını maksimize etmek; son kullanım sektörlerinin karbon emisyonunu azaltmak ve elektrik kullanımını teşvik edecek politikalar üretmek, yeşil tasarım ve yenilenebilir kaynak kullanımı gibi döngüsel ekonomiyle ilgili kilit alanlar kurmak, doğrudan hava yakalama gibi teknolojileri konuşlandırmak ve uygulamak."</div>
<div><br />
	</div>
<div>Anlaşmada, "ABD, 2035 yılına kadar karbon kirliliği içermeyen yüzde 100 elektriğe ulaşma hedefi belirlemiştir. Çin, ise beş yıllık plan kapsamında kömür tüketimini azaltacak ve bu çalışmayı hızlandırmak için elinden gelen çabayı gösterecektir." denildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ortak açıklamada, anlaşmada her iki ülkenin gelişmekte olan ülkelerin iklim konusunda ihtiyaçlarını karşılamak için 2025 yılına kadar her yıl ortaklaşa 100 milyar dolar yardım yapmayı taahhüt ettiği bilgisi paylaşıldı.</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Dünya 2,4 derecelik bir sıcaklık artışına doğru gidiyor"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-dunya-2-4-derecelik-bir-sicaklik-artisina-dogru-g/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-dunya-2-4-derecelik-bir-sicaklik-artisina-dogru-g/</id>
<published><![CDATA[2021-11-10T07:55:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-10T07:55:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D523D5-80A3F6-0ADDEC-236672-670289-53928F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Analizde, dünyanın küresel sıcaklıklarda hedeflenen 1,5 derecelik artışın çok ötesinde, 2,4 derecelik artışa doğru gittiği hesaplandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim Faaliyet Takibi (CAT) adlı kuruluşa göre COP26'da büyük bir "güvenilirlik, faaliyet ve taahhüt açığı " bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Glasgow'daki zirve, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmakta hayati önemde görülüyor. Ancak bu tahmin, ormansızlaşmanın durdurulması da dahil büyük duyuruların yapıldığı zirvede geçen hafta ortaya çıkan iyimserlikle çelişiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>COP26'nın bu hafta sona ermesi gerekiyor.<br />
	<br />
	
	<div>Projeksiyon, İngiltere Meteoroloji Kurumu'nun, küresel sıcaklıkların sanayi devrimi öncesine kıyasla 2 dereceden fazla artması durumunda, ölümcül sıcaklık ve nemden bir milyar insanın etkilenebileceği uyarısını izliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim Faaliyet Takibi'nin raporunda, hükümetlerin COP26'dan önce ve zirve sırasında verdiği sözler inceleniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Çalışmada, 2030'da gezegenimizi ısıtan sera gazları salımının, sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak için gerekenin iki katı olacağı sonucuna varılıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Uzmanlar, sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmanın iklim değişikliğinin en tehlikeli etkilerini engelleyeceğini söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Paris'te 2015'te yapılan COP zirvesinde, sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak için girişilen çabaları takip de dahil bir plan üzerinde anlaşıldı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak CAT hükümetlerin taahhütleri değil de, gerçekte izlediği politikalar analiz edildiğinde 2100'deki sıcaklık artışının 2,7 derece olacağını öngörüyor. CAT'in analizi, Almanya'daki prestijli Potsdam İklim Etkisi Enstitüsü de dahil birçok kuruluş tarafından destekleniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Greenpeace'in Uluslarararası İcra Direktörü Jennifer Morgan "Bu yeni hesaplama dünyaya doğru yaklaşan bir göktaşına çevrilmiş bir teleskop gibi. Aklı başında bir dünyada Glasgow'daki hükümetleri derhal farklılıklarını bir kenara koyup, ortak geleceğimizi kurtarmak adına çalışmaya yöneltmesi gereken yıkıcı bir rapor" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak görünüm, CAT'in politikaların 3,6 derecelik bir artışa yol açacağını söylediği 2015 Paris İklim Zirvesi'nden bu yana biraz gelişti.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Kasim 2021/cat-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>CAT, bu durumdan sera gazı salımını 2030'da azaltmaya yönelik hedef gidişe "duran ivmeyi" sorumlu tutuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Kuruluş, ABD ve Çin'in net sıfır karbon salımına ulaşma taahütlerinin, sıcaklık artışı tahminlerini bir parça geliştirdiğini vurguluyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Net sıfır karbon salımına ulaşmak, sera gazı salımlarını mümkün olduğunca azaltmak ve kalan salımları da örneğin ağaç dikerek dengelemeyi içeriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>140'tan fazla hükümet, net sıfır karbon salımına ulaşma sözü verdi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak 40 ülkenin planlarını inceleyen CAT, çok az sayıda ülkenin bu hedefe nasıl ulaşacağına dair "kabul edilebilir" planları olduğunu söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>CAT'in arkasındaki kuruluşlardan Climate Analytic'in Başkanı Bill Hare "Oraya nasıl ulaşacakları konusunda bir planları yoksa ve 2030 hedefleri düşükse ki birçoğunun düşük, bu sıfır karbon hedefleri boş sözlerden ibaret" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Kuruluşa göre, taahhütler ve projeksiyonlar arasındaki açığın başlıca sorumlusu devam eden kömür ve doğalgaz üretimi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Zirvede hala 197 ülkenin tümünün kabul edebileceği bir anlaşma müzakere ediliyor. Ancak geçen hafta da bir dizi uzlaşma duyurusu yapıldı:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>100'den fazla ülkenin lideri 2030 itibariyle ormansızlaşmayı durdurma ve geri çevirme sözü verdi. Buna Amazon yağmur ormanlarının ev sahibi Brezilya da dahil.<br />
		<br />
		</div>
	<div>AB ve ABD, sera gazı metan salımını 2030 itibariyle azatltmak için küresel bir ortaklık duyurusu yaptı. Atmosferdeki metan gazını azaltmak, küresel ısınmayı çabuk bir şekilde azaltmak için en iyi yöntemlerden biri olarak görülüyor.<br />
		<br />
		</div>
	<div>40'tan fazla ülke kömürden uzaklaşma taahhüdünde bulundu. Ancak dünyanın en büyük kullanıcılarından Çin ve ABD bu taahhüde katılmadı.<br />
		<br />
		</div>
	<div>Kalkınmakta olan ülkelerin iklim değişikliğine adapte olabilmesi ve getireceği kayıplarla başa çıkabilmesi için yeni finans kaynakları açıklandı. Ancak çok sayıda kişi bunların yeterli olmadığını söyledi.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Fosil yakıt endüstrisi heyeti tüm ülkelerden daha kalabalık</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/fosil-yakit-endustrisi-heyeti-tum-ulkelerden-daha-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/fosil-yakit-endustrisi-heyeti-tum-ulkelerden-daha-/</id>
<published><![CDATA[2021-11-08T07:35:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-08T07:35:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_75118D-63CEF7-4A7285-8F358E-6DE98F-A30E7D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Global Witness adlı kuruluşun öncülüğündeki çevreciler, zirvenin başlangıcında Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan katılımcı listesini inceledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Analiz sonucu iklim zirvesine fosil yakıt endüstrisinin çıkarlarıyla bağlantıları bulnan 503 delegenin katıldığı tespit edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu delegelerin, petrol ve doğalgaz endüstrisi için lobi faaliyetinde bulundukları belirtiliyor ve çevreciler bu kişilerin katılımlarının yasaklanmasını istiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Glowel Witness'tan Murray Worthy "Fosil yakıt endüstrisi, iklim krizine karşı gerçek bir hamle yapılmasını önlemek veya geciktirmek için on yıllar harcadı. Bunun bu kadar dev bir soruna dönüşmesinin nedeni de bu" dedi.<br />
	<br />
	
	<div>Worthy ayrıca "25 yıldır süren BM iklim görüşmelerinin küresel emisyonlarda gerçek bir kesintiyi beraberinde getirmemesinin en büyük nedeni de onların etkileri" diye de ekledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>COP26 zirvesine 40 binden fazla kişi katılıyor. BM'nin verilerine göre 473 kişilik heyetle Brezilya en büyük sayıdaki resmi müzakereci sayısına sahip.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Glasgow'daki zirveye ev sahipliği yapan Birleşik Krallık'ın ise 230 kayıtlı delegesi var.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Peki, fosil yakıt lobicisi tanımlamasına kimler uyuyor?</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Globel Witness, Corporote Accountability ve analizi yapan diğer kuruluşlar, fosil yakıt lobicilerini, petrol ve doğalğaz şirketlerinin çıkarlarını temsil eden bir ticaret birliğinin veya bir grubun heyetinde bulunan ya da bunların üyesi olanlar diye tanımlıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Zirvede bu çevreler tarafından istihdam edilen ve çıkarlarıyla ilişkileri bulunan topam 503 kişi bulundu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Analiz sonucu ayrıca şunlar tespit edildi:</div><br />
	
	<div>Tespit edilen grupların en büyüklerinden biri Uluslararası Emisyon Ticareti Birliği (IETA). Bu kuruluştan petrol ve doğalğaz şirketi BP'den üç kişi dahil olmak üzere 103 delege katılıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Global Witness'a göre IETA, karbon dengeleme ve ticaretini doğalgaz ve petrol çıkartmaya devam etmenin bir yöntemi olarak teşvik eden önde gelen petrol şirketleri tarafından destekleniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Worthy "Bu, çok sayıda fosil yakıt şirketi üyesi olan ve gündemini fosil yakıt şirketlerinin belirlediği, fosil yakıt şirketlerine hizmet eden bir birlik" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"İklim mücadelesine hizmet eder gibi görünen ama aslında statükoya yarayan yanlış çözümleri öne sürdüklerini ve bizim fosil yakıtları yer altında tutan, aslında iklim krizine gerçek çözümler olduğunu bildiğimiz net, basit adımlar atmamızı önlediklerini görüyoruz"</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>IETA ise, emisyonları azaltmak için piyasa temelli en etkin yöntemleri bulmak için var olduğunu savunuyor. Üyeleri arasında fosil yakıtın yanı sıra, başka sektörlerden de şirketler bulunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>IETA Sözcüsü Alessandro Vİtelli "Hukuk şirketlerimiz, proje geliştiricilerimiz, dünya genelinde temiz teknolojiler uygulayan üyelerimiz var. Bunlar da birliğimizin üyeleri "dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Bugün, yarın birden durmayacak. Aniden fosil yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan emisyonlar ortadan kalkmayacak. Devam eden bir dönüşüm süreci var ve karbon piyasaları bu dönüşümün gerçekleştiğinden emin olmak için en iyi yöntem."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Çevre gruplarıysa, Dünya Sağlık Örgütü'nün, endüstricinin tüm üyelerinin kuruluşun toplantılarına katılımının yasaklanmasına dek tütünün yasaklanması konusunda ciddi adım atmamasını örnek gösteriyor ve aynı muamemelenin zirvede tüm petrol ve doğalgaz şirketlerine yapılmasını istiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Corporote Europe Observatory'den Pascoe Sabido "Shell ve BP giibileri, fosil gaz üretimlerini artırdıklarını açıkça söylemelerine karşın, bu görüşmelerin içinde. Hedefleri yükseltme konusunda ciddiysek, fosil yakıt lobicileri bu görüşmelere alınmamalı" dedi.</div><br />
	</div>  ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim değişikliği ülke ekonomilerini eritecek</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-degisikligi-ulke-ekonomilerini-eritecek-738/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-degisikligi-ulke-ekonomilerini-eritecek-738/</id>
<published><![CDATA[2021-11-08T07:18:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-08T07:18:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_D62597-59C7E1-119CF5-2F9585-30FA3F-44B0F3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>İklim değişikliğinin etkilerinin en ağır şekilde görüldüğü yoksul ülkelerin ekonomik geleceği de tehdit altında. Berlin'de bulunan Humboldt Üniversitesinin yaptığı araştırmada incelenen 65 yoksul ülke ve küçük ada devletinde Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın (GSYİH) 2050 yılına kadar yüzde 19,6 azalacağı öngörüldü. Araştırmaya göre iklim değişikliğinin beklenen seviyelerde seyretmesi durumunda bu ülkelerde GSYİH'daki azalma 2100 yılına kadar yüzde 63,9'a ulaşacak. Hesaplamalara, küresel ısınma nedeniyle sıcaklığın 2100 yılına kadar sanayi öncesi döneme göre 2,9 santigrat derece artacağı öngörüsü baz alındı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak araştırmada, uluslararası toplumun hedeflediği 1,5 derece hedefine ulaşılması durumunda bile GSYİH'larda önemli düşüşler kaydedileceği belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buna göre iklim değişikliğine karşı gerekli önlemlerin alınması ve 1,5 derece hedefine ulaşılabilmesi durumunda söz konusu ülkelerde GSYİH'daki azalma 2050 yılına kadar yüzde 13,1, 2100 yılına kadar da yüzde 33,1'i bulacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"En ağır etkilenecek kıta Afrika"</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmada küresel ısınma ve iklim değişikliğinden ekonomik olarak en çok etkilenecek on ülkeden 8'inin Afrika kıtasında yer aldığına da işaret edildi. Bu on ülkenin iklim değişikliğindeki mevcut durumun devam etmesi durumunda 2100 yılına kadar GSYİH'larında 2100 yılına kadar yüzde 70'lik düşüşle karşı karşıya kalacağı öngörüldü. İklim krizinden en ağır etkilenecek on ülkenin GSYİH'ları, 1,5 derecelik hedefin tutturulabilmesi durumunda bile yüzde 40 oranında gerilemiş olacak.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmanın koordinatörlüğünü yapan iklim analisti Marina Andrijevic, iklim değişikliğinin güney yarımküredeki ülkelerin sürdürülebilir kalkınma şanslarını ciddi tehlikeye attığını belirterek şu an alınacak siyasi kararların ülke ekonomilerinin daha da fazla zarara uğramasını önlemek için belirleyici olacağını kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Gerçek kayıplar çok daha yüksek olabilir"</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Araştırmadaki öngörülerin sadece küresel sıcaklıktaki beklenen artışa göre hesaplandığını, kuraklık ve seller gibi giderek artan aşırılıkların dikkate alınmadığını belirten Andrijevic, bu nedenle gerçek kayıpların çok daha yüksek olabileceği uyarısı yaptı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim araştırmacısı Friederike Otto da aşırı sıcakların tropik iklime sahip ülkelerde ve Ekvator bölgesinde açık havada çalışmayı imkansız hale getireceğine, bunun da ilgili ülkelerde ek ekonomik zarara neden olacağına dikkat çekti.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim krizi engelli insanları nasıl etkiliyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-krizi-engelli-insanlari-nasil-etkiliyor-476/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-krizi-engelli-insanlari-nasil-etkiliyor-476/</id>
<published><![CDATA[2021-11-05T06:50:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-05T06:50:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_219E5F-7BD475-F09434-D03C0F-BD8645-257920.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>BM İnsan Hakları Konseyi engelli insanların "acil afet durumlarından en kötü etkilenen" gruplar arasında olduğunu açıkladı. Birçok engelli insan ise kendilerini iklim krizi konusundaki tartışmalardan dışlanmış hissediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Konsey'e göre iklim krizi nedeniyle orman yangınları ve seller gibi afetler artacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Peki engelli insanlar iklim krizinden neden bu kadar kötü etkileniyor ve bu konuda ne yapılmalı?</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Sıcak çarpması ve vücudun maruz kaldığı su kaybı</span><br />
	<br />
	</div>
<div>2018 yılı Temmuz ayında Kanada'nın Montreal şehrinde bir sıcak hava dalgası sıcaklıkların günlerce 35,5 dereceye çıkmasına sebep olmuştu. Hastaneler hava sıcaklığından olumsuz etkilenen insanlarla dolup taşmış ve 61 kişi ölmüştü. Ölenlerin dörtte biri, şizofreni hastasıydı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Montreal'deki McGill Üniversitesi'nde insan hakları, engellilik ve iklim krizi üzerine çalışan Profesör S&eacute;bastian Jodoin bu oranın engelli insanların ülke nüfusundaki oranının beş katı olduğunu söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şizofreni hastası birçok kişi tedavi amaçlı antipsikotik ilaçlar kullanıyor. Bu ilaçlar insanların sıcak havalara karşı direncini düşürüp sıcak çarpması ve vücudun su kaybına maruz kalması riskini yükseltebiliyor. Bu da ölümcül olabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Prof. Jodoin bu tür vakaların genelde yetkili kurumlar ve risk altındaki insanlar arasındaki iletişimsizlikten kaynaklandığını söylüyor:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Şizofreni hastalarının etrafında daha az sayıda insan oluyor ve daha fakir oluyorlar. Engelli insanların da iklim krizinin etkilerine karşı daha savunmasız olmalarının başlıca sebepleri bunlar."</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim krizi, havanın ısınmasına ve kuraklığa sebep oluyor, böylece sıcak hava dalgaları ve orman yangınları artıyor. Atmosferin ısınması aynı zamanda aşırı yağış ve sellere de neden olabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Prof. Jodoin'e göre Montreal'de olanlar sadece başlangıç.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Elektrik kesintileri</span><br />
	<br />
	</div>
<div>2019 yılında ABD'nin California eyaletinde çıkan orman yangınlarını durdurmak için enerji şirketleri eyalet boyunca elektriği kesme kararı aldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kesinti yüzünden Santa Ros'da yaşayan ve kronik akciğer hastası olan Gerald Niimi'nin solunum cihazı çalışmadı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şehirde çalışan bir solunum cihazı arayan ancak bulamayan Niimi iki gün sonra hayatını kaybetti.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Kasim 2021/engelli-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Enerji şirketi Pasifik Gaz &amp; Elektrik olaydan sonra çeşitli hastalıkları olan yüzlerce müşterisine kesinti olacağını bildirmeyi ihmal ettiğini açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Orman yangınları sırasında aynı zamanda birçok engelli kişi evlerinden kaçmakta zorlandı. Kaçmayı başaranlarsa afet toplanma alanlarının engelli erişimine uygun olmadığını söyledi.</div>
<div><span style="font-weight: bold;"><br />
		</span></div>
<div><span style="font-weight: bold;">Seller ve şişme botlar</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Bu yıl Almanya'da birçok kişiye göre iklim krizinden dolayı meydana gelen sel felaketi sırasında ülkenin batısındaki Sinzig kasabasındaki bir bakımevinden zamanında çıkamayan 12 engelli kişi hayatını kaybetmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bristol Üniversitesi'nde iklim üzerine çalışan ve spinal müsküler atrofi (SMA) hastalığı olan Dr. Charles Williams, bu tür doğal afetlerden kaçış konusunda, "Tekerlekli sandalye kullanan birisi olarak benim şişme bota binmem mümkün değil" dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>2005'te ABD'de ciddi sellere sebep olan Katrina Kasırgası sırasında da benzer vakalar ortaya çıkmıştı. ABD'nin Ulusal Engellilik Konseyi'nin bir raporuna göre engelli insanlara afetten kaçış desteği verilmedi. Tahliye otobüslerine tekerlekli sandalyeyle binmek mümkün değildi, afet toplanma merkezlerinde engelli erişimi yoktu, görme ve işitme engelli insanlar güvenlik bilgilerine erişemedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Meteoroloji Örgütü'ne göre son 50 yılda iklim felaketlerinin sayısı beş katına çıktı. Bu durumda engelli insanlara daha çok destek olabilmek için ne yapılmalı?</div>
<div><br />
	</div>
<div>Engelli insanların sosyal hakları için çalışan Disabled People Against Cuts (DPAC) grubundan Andy Greene, engelli insanların iklim kriziyle mücadele süreçlerine daha fazla dahil edilmesi gerektiğini söyledi.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Kasim 2021/engelli-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Andy Greene</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Greene'e göre devletler mevzuat değişiklikleri yapılırken engelli insanları yeterince düşünmüyor ve buna İngiltere'de plastik pipet satış ve dağıtım yasağının engelli insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini örnek gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiliz çevreci ve belgesel yapımcısı David Attenborough'nun plastik yiyecek ve içecek atıklarının denizleri ne denli kirlettiğini gösteren belgeseli kamuoyu arasında tartışmalara sebep olduktan sonra tek kullanımlık plastik pipet satışı ve dağıtımı yasaklanmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çeşitli hastalıklar veya engellerden dolayı pipete ihtiyaç duyanlar yasaktan muaf olsa da Green bunun yeterli olmadığı ve birçok engelli kişinin her daim pipete erişimi olması gerektiğini söylüyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Kasim 2021/engelli-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div>Alternatif olarak üretilen metal ya da makarnadan yapılan pipetler çok sert olduğu için olası bir kazada tehlikeli olabilir. Kağıt pipetler ise çok yumuşak olduğu için kullanması zor. Esnek plastik pipetler özellikle elinde bardak taşıyamayan insanlar için çok önemli.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Getirilen yasağın iklim krizi üzerindeki etkisi çok az ama pipet kullanmak zorunda olan engelli insanların hayatında çok büyük bir etkisi var. Üstelik pipet kullanan engelli insan sayısı çok az" diyor Greene.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu tür ayrımcılığı tanımlamak için "eco-ableism (çevresel ayrımcılık)" kavramı kullanılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu kavram, yetkililerin ve aktivistlerin çevreyle ilgili kararlar verirken engelli insanların hayatını zorlaştırdığı düşüncesine dayanıyor. Buna engellilerin kullandığı arabaların park alanlarını kaldırmak örneği verilebilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Bundan sonra ne olacak?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>COP26 İklim Zirvesi'nde bazı etkinlikler engellilik ve iklim krizi konusunu ele alacak. İklim değişimine karşı dirençli şehirler ve erişilebilir tasarım, ve iklim krizinin engelli insanların sağlığı üzerindeki etkileri bu etkinliklerden bazıları.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Profesör Jodoin dünyadaki birçok devletin "engelli insanların özel ihtiyaçlarını" düşünmediğini, ancak COP26'yı "engelli haklarını ilerletmek için bir fırsat" olarak gördüğünü söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dr. Williams'a göre iklim kriziyle mücadelede ümitli olabiliriz:</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Şimdiye kadar motivasyon eksikliği yüzünden hem bireysel hem de siyasi düzeyde harekete geçilmedi. 10 yıldır büyük bir değişim var ve bunun devam etmesi gerekiyor."</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">100 ülke orman kaybını durdurmayı kabul etti</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-ulke-orman-kaybini-durdurmayi-kabul-etti-672/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-ulke-orman-kaybini-durdurmayi-kabul-etti-672/</id>
<published><![CDATA[2021-11-02T09:52:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-11-02T09:52:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7B4004-8143CC-8BD9BF-780828-0F96A8-4E7FF1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 26. Taraflar Konferansı'nda (COP26) 100'den fazla lider "Ormanlar ve Arazi Kullanımına İlişkin Liderler Bildirgesi"ni imzaladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Liderler, bildirge kapsamında 2030'a kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurmayı ve bu durumu tersine çevirmeyi taahhüt etti. Liderler ayrıca bu hedefe yönelik 12 milyar dolar kamu ve 7,2 milyar dolar özel sektör finansmanı aktarmayı vaat etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bildirgede, ormanları ve diğer karasal ekosistemleri korumak ve restorasyonlarını hızlandırma, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik eden ve ulusal ticaret politikalarını hayata geçirme, kırsal geçim kaynaklarının geliştirilerek dayanıklılığın artırılması, sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliğini teşvik edecek politikaların tasarlanması, yerel topluluklar için destek sağlanması ve finansmanın uluslararası hedeflerle uyumlu hale getirilmesinin kolaylaştırılması için taahhütte bulunuldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Küresel Orman Uygulamaları Lideri France Price, bildirgeye ilişkin açıklamasında, ormansızlaşmanın durdurulmasına yönelik verilen taahhütlerin acilen uygulanması gerektiğine işaret ederek, "Ormanlar, insan, ekonomik ve sosyal refah için kritik öneme sahip ekosistem hizmetleri sağlıyor ancak ormanlarda endişe verici boyutlardaki kayıp devam ediyor." ifadesini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hükûmetlerin katılımı, hesap verebilirliği ve şeffaflığı artırarak arazi ve orman yönetimini iyileştirme çabalarını hızlandırması gerektiğini kaydeden Price, "Hükûmetleri, bugün açıklanan orman ve arazi kullanımı taahhütlerini iddialı, zamana bağlı hedefler ve bu hedeflerin izlenmesi ve doğrulanması için ortak bir şeffaf çerçeveyle tamamlamaya çağırıyoruz. Kaybedecek zamanımız yok. Uygulama, doğa açısından olumlu bir geleceği güvence altına alacak sonuçlar elde etmenin anahtarı." değerlendirmesinde bulundu.</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim değişikliği insanlardan mı kaynaklanıyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-degisikligi-insanlardan-mi-kaynaklaniyor-504/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-degisikligi-insanlardan-mi-kaynaklaniyor-504/</id>
<published><![CDATA[2021-10-25T06:38:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-10-25T06:38:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_534EA6-C2F07D-A77FAF-6DACBD-FA38CF-09C2AE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ama küresel ısınmanın olduğuna yönelik kanıtlar neler ve bunun insanlardan kaynaklandığını nereden biliyoruz?</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Dünyanın ısındığını nasıl anlarız?</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Gezegenimiz sanayi devriminin başlamasından bu yana hızla ısınıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>1850'den bu yana yeryüzünde ortalama sıcaklık 1.1 santigrat derece arttı. Dahası son 40 yıl içinde her 10 yıl bir öncekine göre daha sıcak geçti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Tüm bu sonuçlar, dünyanın dört bir yanından elde edilen milyonlarca ölçümün analiziyle sağlanıyor. Sıcaklık okumaları karadaki hava istasyonları, gemiler ve uydular tarafından toplanıyor.<br />
	<br />
	
	<div>Bağımsız bilim insanları tarafından oluşturulmuş pek çok farklı ekip de aynı sonuca ulaştı: Sanayı devriminin başlangıcından beri sıcaklıklarda artışlar yaşanıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bununla birlikte bilim insanları, geçmiş zamanlara ait sıcaklık değerlerini ve değişimlerini de tespit edebiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ağaç halkaları, buz çekirdekleri, göl çökeltileri ve mercanlar, iklimin geçmişine dair izler taşıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu da ısınmanın şu anki durumuna yönelik son derece ihtiyaç duyulan bir içeriği sağlıyor. Bilim insanları, Dünya'nın yaklaşık 125 bin yıldır bu kadar sıcak olmadığını tahmin ediyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Küresel ısınmadan insanların sorumlu olduğunu nereden biliyoruz?</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Güneş ısısını hapseden sera gazları, sıcaklık artışı ile insan faaliyetleri arasındaki çok önemli bağlantıya sahip. Bu sera gazlarının en önemlisi de atmosferdeki bolluğu nedeniyle karbondioksit (CO2).</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Uydular CO2'nin Güneş ısısını emmesi nedeniyle Dünya'dan uzaya salınan çok az ısı olduğunu gösteriyor. Yani CO2 Güneş'in enerjisini hapsediyor.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Ekim 2021/insan-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Türkiye, bu yaz orman yangınlarının etkili olduğu ülkelerden birisiydi.</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Fosil yakıtların yakılması ve ağaçların kesilmesi daha fazla CO2 salınmasına neden oluyor. Gerek fosil yakıtların tüketimi gerek de ağaçların kesilmesi 19'uncu yüzyılda büyük bir artış gösterdi. Bu nedenle de CO2'nin de aynı dönemde artmış olması sürpriz değil.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu ekstra CO2'nin de nereden geldiğini kesin olarak göstermenin bir yolu var. Fosil yakıtların yakılmasıyla üretilen karbonun kendine özgü kimyasal bir imzası mevcut.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ağaç halkaları ve kutup buzu, atmosfer kimyasındaki değişiklikleri kaydediyor. Her ikisi de incelendiğinde karbonun - özellikle fosil kaynaklardan gelen - 1850'den beri önemli ölçüde arttığını gösteriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Yapılan analizler, atmosferik CO2'nin 800 bin yıl boyunca milyonda 300 parçanın (ppm) üzerine çıkmadığını gösteriyor. Ancak Sanayi Devrimi'nden bu yana artan CO2 yoğunluğu şu an yaklaşık 420 ppm'e yükseldi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"İnsanlar tarafından salınan aşırı miktarda sera gazı olmasaydı sıcaklıklara ne olurdu?" sorusunu yanıtlamak amacıyla da iklim modelleri olarak bilinen bilgisayar simülasyonları kullanıldı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu similasyonlar, iklimin yalnızca doğal faktörler tarafından etkilenmesi durumunda 20'nci ve 21'inci yüzyıllar boyunca çok az küresel ısınma ve muhtemelen bir miktar soğuma olacağını ortaya koyuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Modeller, yalnızca insan faktörleri dahil edildiğinde sıcaklıktaki artışları açıklayabiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">İnsanların gezegen üzerinde nasıl bir etkisi var?</span></div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Ekim 2021/insan-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>Şu anki ısınma seviyesinin dünyada önemli değişikliklere neden olacağı tahmin ediliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Söz konusu ısınma seviyelerine ilişkin yapılan gerçek gözlemler, bilim insanlarının insan kaynaklı ısınma ile görmeyi bekledikleri modellerle de uyuşuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu gözlemlerden bazıları şöyle:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Ama eskiden daha sıcak değil miydi?</span></div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Ekim 2021/insan-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>Dünya'nın geçmişinde birkaç sıcak dönem yaşandı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Örneğin, 92 milyon yıl kadar önce sıcaklıklar o kadar yüksekti ki, Kanada Kutup Bölgesi'nde buzullar yoktu ve oralarda krokodiller gibi canlılar yaşıyordu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Geçmişte deniz seviyesi günümüzden 25 metre daha yüksekti. Bugün 5-8 metrelik olası bir yükseliş, dünyanın kıyı kentlerinin çoğunu sular altında bırakmaya yetiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu dönemlerde yaşamın kitlesel yok oluşuna dair çok sayıda kanıt var. İklim modelleri, tropik bölgelerin zaman zaman pek çok türün hayatta kalamayacağı kadar sıcak olan "ölü bölgeler" haline gelebildiğini gösteriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Sıcak ve soğuk arasındaki bu dalgalanmalara çeşitli olaylar neden oldu. Bu olayların arasında, volkanik patlamalar ve El Nino gibi kısa süreli iklim döngüleri var.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim "şüphecileri" gibi bazı gruplar, küresel ısınmanın bilimsel temeli hakkında şaibeler yarattı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak, düzenli olarak hakemli dergilerde yayınları yer alan hemen hemen tüm bilim insanları, artık iklim değişikliğinin mevcut nedenleri üzerinde hemfikir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu yıl yayımlanan önemli bir BM raporunda da, "atmosferin, okyanusların ve toprağın ısınmasında insan etkisinin açık olduğu" bilgisi yer aldı.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"İklim değişikliği küresel güvenliği tehdit ediyor"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-iklim-degisikligi-kuresel-guvenligi-tehdit-ediyor/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-iklim-degisikligi-kuresel-guvenligi-tehdit-ediyor/</id>
<published><![CDATA[2021-10-22T06:25:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-10-22T06:25:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7A0059-3DF9C9-07A411-3D4CC7-72B55C-5CB188.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>İlk olma özelliği taşıyan 'İklim Değişikliği ile ilgili Ulusal İstihbarat Tahmini', iklimin 2040 yılına kadar ulusal güvenlik üzerindeki etkisini inceledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Rapora göre, ülkeler nasıl mücadele edileceği konusunda anlaşmazlık yaşayacak ve iklim değişikliğinin etkileri en çok uyum sağlamakta zorlanacak olan yoksul ülkelerde hissedilecek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Rapor ayrıca, fütürist jeo-mühendislik teknolojilerinin bazı ülkeler tarafından tek başına kullanılmaya başlanması durumunda ortaya çıkabilecek riskler konusunda da uyarıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>27 sayfalık değerlendirme, ABD'deki 18 istihbarat kuruluşunun toplu görüşünü yansıtıyor.<br />
	<br />
	
	<div>Rapor, işbirliği yapmayan, tehlikeli rekabete ve istikrarsızlığa doğru giden bir dünya portresi çiziyor. Raporun, Kasım ayında Glasgow'da ülkelerin uzlaşma arayacağı ve ABD Başkanı Joe Biden'ın da katılacağı COP26 İklim Zirvesi'nden hemen önce yayımlanması dikkat çekti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapora göre, ülkeler ekonomilerini korumaya ve yeni teknoloji geliştirmede avantajlı konuma geçmeye çalışacaklar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>20'den fazla ülkenin toplam ihracat gelirlerinin %50'sinden fazlasının fosil yakıtlara bağlı olduğu hatırlatılan raporda, bazı ülkelerin önlem almaya direnebileceği kaydediliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Raporda, "Fosil yakıt gelirlerindeki düşüş, iklimin etkilerini daha yoğun hissedeceği tahmin edilen Orta Doğu ülkelerini daha da zorlayacaktır" deniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapor yakın bir zamanda, iklim değişikliğinin etkisinin dünya çapında hissedileceği konusunda uyarıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">En riskli ülkeler</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>ABD istihbarat kuruluşları; enerji, gıda, su ve sağlığın özellikle risk altında olduğu 11 ülke ve 2 bölge tanımlıyor. Rapora göre bu ülke ve bölgeler daha yoksullar ve koşullara uyum sağlama konusunda daha az yetenekli olma eğilimindeler, bu da istikrarsızlık ve iç çatışma risklerini artırıyor. Sıcak hava dalgaları ve kuraklıkların, elektrik arzını zora sokabileceği kaydediliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>11 ülkeden beşi Güney ve Doğu Asya'da - Afganistan, Burma, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore - dördü Orta Amerika ve Karayipler'de - Guatemala, Haiti, Honduras ve Nikaragua. Diğer ülkeler ise Kolombiya ve Irak. Orta Afrika ve Pasifik'teki küçük devletler de risk altında.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İstikrarsızlık, özellikle mülteci akınları şeklinde kendini gösterebilir ve bu ABD'nin güney sınırına baskı yaratabilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Kuzey Kutbu sorunlu alan haline gelebilir</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Kuzey Kutbu, buzulların erimesi nedeniyle daha erişilebilir hale geldiğinden, muhtemelen tansiyonun yükseleceği yerlerden biri olacak.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Buzulların erimesi, yeni nakliye yolları açabilir ve balık stoklarına erişim sağlayabilir, ancak aynı zamanda ordular bölgede ilerledikçe hata riski de ortaya çıkabilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Suya erişim de bir sorun olacak. Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da, yüzey su kaynaklarının yaklaşık %60'ı birden fazla ülkenin sınırlarına giriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Pakistan ve Hindistan'ın uzun süredir devam eden su sorunları var. Raporda, Mekong Nehri havzasının Çin ile Kamboçya ve Vietnam arasında sorunlara neden olabileceği uyarısında bulunuluyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bir ülkenin iklim değişikliği ile mücadele için jeo-mühendisliği kullanmaya kendi başına karar vermesi rapora göre bir başka risk kaynağı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Avustralya, Çin, Hindistan, Rusya, İngiltere ve ABD'nin yanı sıra birkaç AB ülkesindeki araştırmacılar farklı teknikleri inceliyorlar ancak bu konularda çok az düzenleme var.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapor, bu kasvetli gelecekten kaçınılmasının bazı yolları olduğunu söylüyor. Çığır açan teknolojilerin kullanımı bunlardan biri.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapor, iklimin artık güvenlik politikalarının merkezi bir parçası olduğunun ve mevcut sorunları derinleştirmenin yanı sıra yenilerini de yaratacağının bir işareti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Daha önce Ulusal İstihbarat Konseyi'nde çalışan İklim ve Güvenlik Merkezi Başkanı Erin Sikorsky BBC'ye verdiği demeçte, "Hükümetler, iklim değişikliğinin daha önce hiç olmadığı kadar ulusal güvenliği şekillendirdiğini giderek artan bir biçimde kabul ediyor" dedi.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bazı ülkeler BM'nin iklim raporunu değiştirmek için lobi yapmış</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bazi-ulkeler-bm-nin-iklim-raporunu-degistirmek-ici/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bazi-ulkeler-bm-nin-iklim-raporunu-degistirmek-ici/</id>
<published><![CDATA[2021-10-21T11:19:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-10-21T11:19:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E5524C-03D3E2-7FBB56-3B0C74-1841AA-F14E08.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Belgeler Suudi Arabistan, Japonya ve Avustralya'nın da aralarında bulunduğu ülkelerin, Birleşmiş Milletler'den fosil yakıt kullanımından hızla uzaklaşmayı önemsizleştirmesini istediklerini gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Belgeler ayrıca, bazı zengin ülkelerin yeşil teknolojilere geçmeleri için yoksul ülkelere daha fazla fon ayırmakta isteksiz olduklarını da gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu "lobi faaliyeti", Kasım ayında yapılacak COP26 İklim Zirvesi konusunda da soru işaretleri doğurdu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Belgeler, ülkelerin iklim değişikliğini yavaşlatmak ve küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmak için önemli taahhütlerde bulunmalarının isteneceği zirveden birkaç gün önce BM'nin eylem tavsiyelerine kuşkuyla yaklaştığını gösteriyor.<br />
	<br />
	
	<div>Sızan belgeler, hükümetler, şirketler ve diğer ilgili taraflar tarafından, iklim değişikliğiyle nasıl mücadele edileceğine dair en iyi bilimsel kanıtları bir araya getirmek için oluşturulan BM raporunu derleyen bilim insanlarından oluşan ekibe sunulan 32 binden fazla başvurudan oluşuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu "değerlendirme raporları", iklim değişikliğini değerlendirmekle görevli BM organı olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından her altı ila yedi yılda bir hazırlanıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapor, hükümetler tarafından iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak adımları belirlemede kullanılacak ve Glasgow'da düzenlenecek COP26 İklim Zirvesi'ndeki müzakerelere önemli bir temel teşkil edecek.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>BBC'nin okuduğu ve hükümetlerin yaptığı yorumların çoğu, yapıcı olma ve raporun kalitesini artırma amacı taşıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Söz konusu yorumlar ve raporun son taslağı, Greenpeace'in araştırmacı gazeteciler ekibi Unearthed'e ulaştırıldı ve oradan BBC'ye iletildi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Suudi Arabistan ve Avustralya'dan fosil yakıtlara destek</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Belgeler, bir dizi ülke ve kuruluşun, dünyanın fosil yakıt kullanımını raporun mevcut taslağının önerdiği kadar hızlı bir şekilde azaltması gerekmediğini savunduğunu gösteriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Suudi petrol bakanlığının bir danışmanı, "'acil ve hızlı bir şekilde her açıdan sınırlandırma eylemlerine duyulan ihtiyaç…' gibi ifadelerin rapordan çıkarılmasını" talep ediyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Üst düzey bir Avustralya hükümet yetkilisi, COP26 konferansının hedeflerinden biri kömür kullanımına son vermek olmasına rağmen, kömürle çalışan elektrik santrallerinin kapatılmasının gerekli olmadığını savunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Suudi Arabistan dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri ve Avustralya önemli bir kömür ihracatçısı.</div>
	<div><br />
		Hindistan hükümetiyle güçlü bağları olan Merkez Madencilik ve Yakıt Araştırma Enstitüsü'nden kıdemli bir bilim insanı, uygun fiyatlı elektrik sağlamanın "muazzam zorlukları" nedeniyle kömürün muhtemelen onlarca yıl daha enerji üretiminin temel dayanağı olmaya devam edeceği konusunda uyarıyor. Hindistan halihazırda dünyanın en büyük ikinci kömür tüketicisi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bazı ülkeler, karbondioksiti yeraltında yakalamak ve kalıcı olarak depolamak için tasarlanmış, şu anda pahalı olan teknolojileri desteklediklerini belirtiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Suudi Arabistan, Çin, Avustralya ve Japonya - hepsi büyük fosil yakıt üreticileri veya tüketicileri - ve ayrıca Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), karbon yakalama ve depolamayı (CCS) destekliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin enerji santrallerinden ve bazı endüstriyel sektörlerden kaynaklanan fosil yakıt emisyonlarını önemli ölçüde azaltabileceği düşünülüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan, BM için çalışan bilim insanlarından "enerji sistemleri sektörünü karbondan arındırma çabalarının, hızla sıfır karbona geçişe ve fosil yakıtları kaldırmaya odaklanması gerektiği" şeklindeki sonucu silmelerini istiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Arjantin, Norveç ve OPEC de rapora itiraz ediyor. Norveç, bilim insanlarının fosil yakıtlardan kaynaklanan emisyonları azaltmak için potansiyel bir araç olarak karbon yakalama ve depolamaya izin vermesi gerektiğini savunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Taslak raporda, karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin gelecekte bir rol oynayabileceği kabul ediliyor, ancak uygulanabilirliği konusunda belirsizlikler olduğu kaydediliyor. Paris İklim Anlaşması'nda belirtildiği gibi "karbon yakalama ve depolama teknolojili fosil yakıtların 2C ve 1,5C hedefleriyle ne ölçüde uyumlu olacağı konusunda büyük bir belirsizlik var" deniliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Avustralya, bilim insanlarından, fosil yakıt kullanımı için lobi yürütenlerin Avustralya ve ABD'de iklimle ilgili faaliyetleri önemsizleştirmede oynadığı role ilişkin analize yapılan bir atfı silmelerini istiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Taslak rapora yönelik yorumları hakkında BBC'nin ulaştığı OPEC, "Emisyonlarla mücadele etmenin IPCC raporunda da kanıtlandığı gibi birçok yolu var ve hepsini keşfetmemiz gerekiyor. Emisyonları azaltmaya yardımcı olacak temiz ve daha etkili teknolojik çözümlere ek olarak mevcut tüm enerjileri kullanmamız, kimsenin geride kalmadığından emin olmamız gerekiyor" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">IPCC: Yorumları rapora dahil etme yükümlülüğümüz yok</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>IPCC, hükümetlerin yorumlarının bilimsel inceleme sürecinin merkezinde yer aldığını ancak yazarların bunları raporlara dahil etme yükümlülüğünün olmadığını söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>IPCC için üç büyük raporun derlenmesine yardımcı olan iklim bilimcisi Profesör Corinne le Qu&eacute;r&eacute;, IPCC'nin raporlarının tarafsızlığı konusunda şüphe duymuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>East Anglia Üniversitesi'nde çalışmalarını yürüten Profesör le Qu&eacute;r&eacute;, tüm yorumların, nereden geldiklerine bakılmaksızın yalnızca bilimsel kanıtlara göre değerlendirildiğini söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>BBC'ye yaptığı açıklamada le Qu&eacute;r&eacute;, "Bilim insanları üzerinde yorumlara göre hareket etmeleri konusunda kesinlikle bir baskı yok" diyor. "Yorumlar lobi amaçlıysa, bilim tarafından doğrulanmadıysa, IPCC raporlarına dahil edilmeyeceklerdir."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Profesör le Qu&eacute;r&eacute;, hükümetler de dahil tüm tarafların sürece dahil edilmeleri gerektiğini söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Brezilya ve Arjantin daha az et yemeye karşı</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Dünyanın en büyük sığır eti ve hayvan yemi ürünleri üreticilerinden ikisi olan Brezilya ve Arjantin, taslak rapordaki sera gazı emisyonlarını azaltmak için et tüketimini azaltmanın gerekli olduğuna dair kanıtlara şiddetle karşı çıkıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Taslak rapor, "bitki bazlı beslenmenin, ortalama emisyon yoğunluğu fazla olan Batı beslenme şekline kıyasla sera gazı emisyonlarını %50'ye kadar azaltabileceğini" belirtiyor. Brezilya bunun yanlış olduğunu söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Her iki ülke de bilim insanlarını metindeki, "bitki bazlı beslenme"nin iklim değişikliğiyle mücadelede rol oynadığına atıfta bulunan veya sığır etini "yüksek karbonlu" bir gıda olarak tanımlayan bazı bölümleri silmeye veya değiştirmeye çağırıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Arjantin ayrıca kırmızı et üzerindeki vergilere ve insanları bir günlüğüne etten vazgeçmeye teşvik eden uluslararası "Etsiz Pazartesi" kampanyasına yapılan atıfların rapordan çıkarılmasını istiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Güney Amerika ülkesi, et bazlı beslenmenin de karbon emisyonlarını azaltabileceğine dair kanıtlar olduğunu savunarak, "et bazlı beslenmenin düşük karbon seçenekleri üzerindeki etkileri hakkında genelleme yapmaktan kaçınılmasını" tavsiye ediyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Brezilya da, "bitki bazlı beslenmenin kendi başlarına emisyonun azaltılmasını veya kontrolünü garanti etmediğini" söylüyor ve tartışmanın odak noktasının gıda türlerinden ziyade farklı üretim sistemlerinden kaynaklanan emisyon seviyelerinde olması gerektiğini savunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Amazon'da ve diğer bazı alanlarındaki ormansızlaşma oranında önemli artışların görüldüğü Brezilya, bunun hükümetin düzenlemelerindeki değişikliklerin bir sonucu olduğuna dair bir atfa da yanlış olduğu gerekçesiyle itiraz ediyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">İsviçre gelişmekte olan ülkelere mali desteği tartışmaya açtı</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>İsviçre'nin yorumlarının önemli bir kısmı, raporun gelişmekte olan ülkelerin, emisyon azaltma hedeflerini tutturmaları için zengin ülkelerden özellikle mali desteğe ihtiyaç duyacaklarını savunan kısımlarını değiştirmeye yönelik.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>2009'da Kopenhag'daki iklim konferansında, gelişmiş ülkelerin 2020'ye kadar gelişmekte olan ülkelere yılda 100 milyar dolar sağlaması konusunda anlaşmaya varıldı ancak bu hedef henüz tutturulamadı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Avustralya da İsviçre'ye benzer bir yaklaşım sergiliyor. Gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele taahhütlerinin tamamının dış mali desteğe bağlı olmadığını söylüyor. Ayrıca, taslak raporda finansman konusunda kamu taahhütlerinin eksikliğine ilişkin bir ifadeyi "öznel yorum" olarak tanımlıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İsviçre Federal Çevre Dairesi BBC'ye, "İklim finansmanı, iklim hedeflerini tutturmak için kritik bir araç olsa da, tek araç değil" açıklamasını yaptı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"İsviçre, Paris Anlaşması'nın bunu yapma kapasitesine sahip tüm taraflarının, böyle bir desteğe ihtiyaç duyanları desteklemesi gerektiği görüşündedir."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Doğu Avrupa ülkeleri nükleeri savunuyor</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Çoğu Doğu Avrupa'da olan bir dizi ülke, taslak raporun, nükleer enerjinin BM'nin iklim hedeflerini tutturmada oynayabileceği rol konusunda daha olumlu olması gerektiğini savunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Hatta Hindistan "neredeyse tüm bölümlerin nükleer enerjiye karşı bir önyargı içerdiğini" belirtiyor. Bunun "birkaç ülke dışında iyi bir siyasi desteğe sahip" ve "kabul görmüş bir teknoloji" olduğunu savunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya, raporda nükleer enerjinin BM'nin sürdürülebilir kalkınma için belirlediği 17 hedefinden sadece birini gerçekleştirmede olumlu rolü olduğunu gösteren bir tabloyu eleştiriyor. Bu ülkeler nükleer enerjinin, BM'nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin çoğunu yerine getirmede olumlu bir rol oynayabileceğini savunuyorlar.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim krizinde 5 sonu 5 yanıt</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-krizinde-5-sonu-5-yanit-309/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-krizinde-5-sonu-5-yanit-309/</id>
<published><![CDATA[2021-10-16T07:26:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-10-16T07:26:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_606707-3123CF-11BF0A-76B53A-844C1A-8A1D22.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bu gidişe dur denilmediği takdirde, insanlar ve doğa, kuraklık, deniz seviyelerinin yükselmesi ve çok sayıda canlı türünün tamamen yok olması gibi bir dizi felaket ve dev bir tahribatla başbaşa kalacak.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Büyük bir sorunla karşı karşıyayız ama çözüm potansiyelleri de var.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">İklim değişikliği nedir?</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim ile bir yerde yıllar boyunca hakim olan ortalama hava durumu kasdediliyor. İklim değişikliği ise bu ortalamalarda değişiklik olması demek.<br />
	<br />
	
	<div>Şu anda tanık olduğumuz hızlı iklim değişikliğinin sebebi ise insanların evlerinde, fabrikalarda ve ulaşımda kullandıkları fosil yakıtlar yani akaryakıt, doğalgaz ve kömür.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu fosil yakıtlar yandıkları zaman havaya sera gazları adını verdiğimiz ağırlıkla karbondioksitten oluşan gazlar salıyorlar. Bu gazlar ise Güneş ışınlarıyla gelen ısıyı emerek gezegenimizin ısısının yükselmesine yol açıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Dünya şu anda 19. yüzyıl ile kıyaslandığında ortalama 1,2 santigrat derece daha sıcak ve atmosferdeki karbondiyoksit gazlarının miktarı da yine aynı döneme göre yüzde 50 daha fazla.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bilim insanları eğer iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarından kaçınmak istiyorsak, ısıdaki artışı yavaşlatmak gerektiğini, ortalama hava sıcaklıklarının, yüzyılın sonunda yani 2100 yılına gelindiğinde bugüne göre en fazla 1,5 derece artmasının sağlanması gerektiğini söylüyorlar.</div><br />
	<img src="uploads/Ekim 2021/yanit-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Mercan kayalıkları ve yarattığı bütün bir eko-sistem su ısısı artmaya devam ederse tamamen yok olabilir</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ne var ki, yapılan hesaplamalara göre, şu ana kadar taahhüt edilenlere ek yeni adımlar atılmadığı takdirde yüzyılın sonunda sıcaklık artışı 2 santigrat dereceyi bulabilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bunun da ötesinde eğer hiç bir şey yapılmazsa, bilim insanları bu ısınmanın 4 dereceye kadar da çıkabileceğini söylüyor. Bunun da yıkıcı sıcaklık dalgalarına, milyonlarca insanın su seviyelerindeki yükselme nedeniyle evlerini kaybetmesine ve bitki ve hayvan türlerinin bir kısmının bir daha geri gelmemek üzere soyunun tükenmesine yol açabileceğini ifade ediyorlar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">İklim değişikliğinin etkileri neler?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Aşırı iklim olayları şimdiden sıklaştı ve insanların hayatlarını, düzenlerini ve geçim kaynaklarını tehdit ediyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Isının daha da yükselmesiyle, bazı tarım alanları çölleşebilir ve bu da bazı bölgeleri yaşanmaz hale getirebilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Başka yerlerde tam tersi olabilir. Aşırı yağışlar, Çin, Almanya, Belçika ve Hollanda'da yakında tanık olduğumuz türden çok büyük sellere yol açabilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Daha yoksul ülkelerde yaşayan insanlar, iklim değişikliğine göre yaşamlarını yeniden düzenlemek için gerekli kaynaklara sahip olmadıkları için bu değişimden en kötü etkilenecekler.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Ekim 2021/yanit-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">İngiltere ve bir çok Batı Avrupa ülkesinde bu yıl küresel ısınma nedeniyle büyük seller yaşandı</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Gelişmekle olan ülkelerdeki bir çok tarım bölgesi zaten şu anda bile ısınmadan etkilenmiş bulunuyor ve bu muhtemelen daha da kötüleşecek.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Okyanuslarımız ve içindeki eko-sistemler de tehdit altında. İklim değişikliği nedeniyle suların ısınmasıyla, 1995 yılından bu yana Avustralya'daki Büyük Set Resifi adı verilen su altı yaşam ortamındaki mercan kayalıklarının yüzde 50'si yok oldu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim değişikliğiyle havanın ısınması ve kuruması yüzünden orman ve çalı yangınları sıklaşıp yaygınlaştı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ve Sibirya gibi yerlerde buzların erimesi, yüzlerce yıldır buz altında kalmış sera gazlarının da atmosfere yükselerek iklim değişikliğini hızlandırmasına yol açtı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Daha sıcak bir dünyada hayvanlar da içme suyu bulmakta ve yaşamlarını sürdürmekte zorlanacak. Örneğin kutup ayıları, yaşamlarının bağlı olduğu buzların erimesiyle yok olabilir ve filler günlük 150 ila 300 litre içme suyu ihtiyaçlarını karşılamakta sıkıntı çekebilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bilim insanları adım atılmadığı takdirde bu yüzyıl içerisinde en az 550 türün yok olabileceğini söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Dünyanın farklı yerleri nasıl etkilenecek?</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim değişikliği dünyanın farklı bölgelerinde farklı sonuçlar yaratacak. Bazı bölgeler diğerlerine göre daha fazla ısınacak, bazı yerlerde yağışlar artarken başka yerlerde kuraklıklar yaygınlaşacak.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Eğer yüzyılın sonuna kadar ısı artışı 1,5 derece ile sınırlanamazsa bazı sonuçları şöyle olacak:</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Okyanuslarda 1.6 milyar maske yüzüyor</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/okyanuslarda-16-milyar-maske-yuzuyor-102/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/okyanuslarda-16-milyar-maske-yuzuyor-102/</id>
<published><![CDATA[2021-08-11T10:40:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-08-11T10:40:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_90E55E-C7C2B0-ABD930-E31B6A-9CAC2D-D12FC0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Son dönemlerde Türkiye de dahil dünyanın pek çok yerinde yaşanan sel, yangın gibi doğal afetler ve artan çevre kirliliğinin tüm dünyayı risk altındaki doğal yaşam için harekete geçirdiği ifade edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Özellikle hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen maskelerin bilançosunun ağır olduğu açıklandı. Online PR Servisi B2Press’in incelediği ‘Masks on the Beach: The Impact of COVID-19 on Marine Plastic Pollution’ başlıklı rapora göre, bileşenlerinin yarısından fazlası plastik ve polimerlerden oluşan yaklaşık 1.6 milyar maske okyanuslarda yüzüyor. Tek bir maskenin yok olması içinse en az 450 yıl gerekiyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Maskelerin burun destek telleri de deniz canlıları için büyük tehdit</span><br />
	<br />
	</div>
<div>B2Press’in incelediği raporda, tek kullanımlık maskelerin doğada biyolojik olarak parçalandığına ve mikroplastiklere dönüşerek hayvanlar tarafından kolayca yutulabildiğine dikkat çekiliyor.<br />
	</div><br />

<div>Buna göre yutulan plastikler besin zinciri boyunca transfer edildiğinden insanlar için de ciddi sağlık riski oluşturuyor. Deniz ekosistemini tehdit eden maske kaynaklı bir başka tehlikenin ise tek kullanımlık maskelerin burun destek telleri olduğu görülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Raporda bu tellerin balık ve kuşlar için boğulma riskini artırdığı, plastik yüzeyinin ise alg çoğalmasını uyararak maskelerin özellikle kaplumbağalar tarafından yiyecek olarak algılanıp tüketilmesine neden olduğu belirtiliyor.<br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">2021'de üretilen 52 milyar maske, denizleri kirletmeye aday</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Online PR Servisi’nin incelediği raporda, 2050 yılında denizlerde balıktan daha çok plastik bulunacağına dair tahminler de yer alıyor. Buna göre 2021’de toplam 52 milyar tek kullanımlık maske üretildiği ve bu maskelerin yüzde 3'ünün denizleri kirletebileceği öngörülüyor.<br />
	<br />
	</div>
<div>Tek kullanımlık yerine yıkanabilir ve yeniden kullanılabilir maskelerin teşvik edilmesi ve atık yönetiminin iyileştirmesi ise denizlerdeki kötüye gidişin durdurulmasında etkili olacağı belirtilen önlemler arasında sayılıyor.<br />
	</div><br />

<div><span style="font-weight: bold;">Çin, yalnızca Nisan 2020'de 450 milyon maske üretti<br />
		</span><br />
	</div>
<div>Maske kullanımı dünya çapında Dünya Sağlık Örgütü'nün pandemiyi resmi olarak ilan etmesinin ardından zorunlu kılınmış ve bu zorunluluğun fabrika ve atölyelerin tam kapasite tek kullanımlık maske üretmeye başlamasına neden olan büyük bir talep şoku yarattığı ifade edildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>İncelenen verilerin üretimdeki patlamayı da ortaya koyduğu belirtildi. Buna göre maskelerin çoğu Çin'de üretilirken sadece Nisan 2020'de ülkenin günlük maske üretimi 450 milyon adet olarak kayıtlara geçti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">BM iklim raporundan 5 önemli konu!..</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/bm-iklim-raporundan-5-onemli-konu-958/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/bm-iklim-raporundan-5-onemli-konu-958/</id>
<published><![CDATA[2021-08-10T09:28:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-08-10T09:28:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3ABFE9-23C094-604628-7DD120-5102FF-A122BF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>BBC Çevre Muhabiri Matt McGrath, rapordan çıkarılması gereken beş dersten söz ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim değişikliği yaygın, yoğun ve hız kazanan bir sorun, gidişat bize bağlı</div>
<div>Batı'da yaşayanlar açısından gezegenin ısınması tehlikesi, sadece uzak bölgeleri etkileyen bir sorun değil artık.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Oxford Üniversitesi'nden Dr. Friederike Otto, BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunun yazarlarından biri. Otto, "İklim değişikliği geleceğin sorunu değil, bugünü ve her bölgeyi etkileyen bir sorun" diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>BM raporunu güçlü ve çarpıcı kılan şey ise bilim insanlarının iddialarını özgüvenle dile getirmesi.<br />
	<br />
	
	<div>Raporun 'Politika Belirleyiciler için Özet' başlıklı 40 sayfalık bölümünde "büyük ihtimalle" ifadesine 42 kez yer verilmiş. Bilimsel açıdan bu yüzde 90-100 oranında bir kesinlik ifade ediyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Londra'daki UCL Üniversitesi'nden Prof Arthur Petersen, BBC'ye verdiği demeçte, "Raporda sürpriz denebilecek tek bir şey yok; bu kadar güçlü kılan şey ise genel olarak hakim olan kesinlik ifadesi" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>IPCC'de Hollanda hükümetinin eski temsilcisi olan Petersen, raporun onaylanması aşamasında da gözlemciydi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapor için, "Ölçülü, serinkanlı, kimseyi suçlamayan, pat, pat, pat diye durumu ortaya koyan bir rapor" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Saptanan en net konu ise iklim değişikliğinde insanın sorumluluğuna dair. Artık kaçamak bir ifade kullanılmıyor: Olanlardan biz sorumluyuz.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">1,5 derecelik sıcaklık artışı limiti</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>2013'te yayımlanan bir önceki IPCC iklim değişikliği raporunda, sıcaklık artışının 1,5 derecede sınırlanmasının güvenli bir küresel limit olması konusu gündeme gelmemişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak 2015'teki Paris İklim Sözleşmesi'ne yönelik siyasi müzakerelerde, gelişmekte olan birçok ülke ve adalar, bu limitin belirlenmesi için bastırmış ve bunun kendileri açısından bir ölüm kalım meselesi olduğunu ifade etmişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>1,5 derecelik sıcaklık artışı ile ilgili 2018'de hazırlanan bir raporda da, bu oranın altında kalmanın 2 derece artışa kıyasla çok büyük avantajları olacağı vurgulanmış, bunun için de 2030'a kadar karbon emisyonunun yarı yarıya azaltılması ve 2050'de de net sıfır karbon emisyonu hedefine dikkat çekilmişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Aksi halde, 1,5 derecelik sıcaklık artışı 2030 ile 2052 yılları arasında gerçekleşmiş olacaktı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Yeni raporda bu bulgu bir kez daha teyit ediliyor. Senaryo ne olursa olsun, 1,5 derece eşiğine 2040'ta ulaşılacağı, karbon emisyonunun sınırlanmaması durumunda ise bu artışın 10 yıl içinde gerçekleşmiş olacağı belirtiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Net sıfır karbon hedefi, sera gazı salımının temiz teknoloji ve yeşil enerji gibi yönetmlerle mümkün olduğunca azaltılması, geri kalanın ise ağaç dikme gibi yöntemlerle emilmesinin sağlanması anlamına geliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Durum ciddi olsa da, bu ani bir felakete sürüklenmek anlamına gelmiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Raporun yazarlarından biri olan Dr. Amanda Maycock, İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nde görevli. "1,5 derece eşiği, siyasi olarak önemli bir eşik elbette ama iklim bakımından bu bir bıçak sırtını ifade etmiyor; yani '1,5 derece sınırı aşıldığında her şey felaket olacak' diye bir durum yok" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Raporda değerlendirmeye alınan en düşük emisyon senaryosuna göre, bu yüzyıl içerisinde ısınma 1,5 derece civarında veya altında stabilize oluyor. Bu şekilde ilerlenirse, iklim değişikliğinin sonuçları büyük ölçüde önlenebilir."</div><br />
	
	<div><span style="font-weight: bold;">Kötü haber: Ne yaparsak yapalım deniz seviyesi yükselecek</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>IPCC geçmişte deniz seviyesinin yükselme riskini değerlendirme bakımından fazla muhafazakar davranmakla eleştirilmişti. Bu konuda net araştırmaların olmaması nedeniyle geçmiş raporlarda Grönland ve Antarktika buzullarının erimesinin potansiyel etkilerine yer verilmemişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu kez öyle olmadı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Raporda, mevcut senaryoya göre, deniz seviyesindeki yükselmenin muhtemel oranı aşarak bu yüzyıl sonunda 2 metreyi, 2150'de ise 5 metreyi bulabileceği belirtiliyor. Bu ihtimal düşük olsa da, sera gazı emisyonunun çok yükseldiği bir senaryoda ihtimal dışı da değil.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak, emisyonun sınırlanması ve sıcaklık artışının 2100 itibarıyla 1,5 derece civarında tutulması halinde bile deniz seviyesi yükselmeye devam edecek.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><img src="http://www.birlesikbasin.com/uploads/Agustos%202021/iklim-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>IPCC raporunun yazarları arasında olan Melbourne Üniversitesi akademisyeni Prof. Malte Meinshausen'e göre, tehlike "uzun vadede deniz seviyesi artışıyla ilgili bu korkutucu rakamlarla ilgili".</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Raporda, 1,5 derece sıcaklık artışında bile, uzun vadede 2-3 metrelik deniz seviyesi yükselmesi söz konusu. En kötü senaryoda ise 2150'de birkaç metrelik yükselme olabilir. Bu ürkütücü; bizim ömrümüzün sonunda olmasa da çok yakında olabilecek bir şey ve gezegen açısından sorunlu bir miras."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Deniz seviyesindeki yükselme görece daha az bile olsa, bunun kaçınılmaz sonuçları olacak.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>IPCC raporunu hazırlayan çalışma grubunun başkanlarından Valerie Masson-Delmotte'ye göre, "Deniz seviyesinin giderek yükselmesi, geçmişte yüz yılda bir yaşanan olayların, gelecekte çok daha sık yaşanması anlamına gelecek".</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Geçmişte yüz yılda bir meydana gelen olay, bu yüzyıl ortasında on yılda bir veya iki kez yaşanacak. Bu raporda sunduğumuz bilgi çok önemli; göz önünde bulundurulmalı ve bu olaylara hazırlık yapılmalı."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">İyi haber: Bilim insanları neyin işe yarayacağı konusunda daha emin</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Raporda, geçmiştekilere kıyasla daha net ve ciddi uyarılar var. Ama umut da var.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bilim insanları, iklimin karbondioksite (CO2) karşı duyarlılığının sanılandan daha fazla olduğunu düşünüyor ve uzun zamandır endişe duyuyordu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>CO2 seviyesinin iki katına çıkmasının gezegende sıcaklık artışına etkisinin ne olacağına dair beklentiler bakımından, 2013 raporunda 1,5 derece ile 4,5 derece arasında bir artıştan söz ediliyordu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><img src="uploads/Agustos 2021/iklim-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Doğal gaz işletme tesisinden sızan metan gazını gösteren kızılötesi kamera görüntüsü</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu raporda ise üst sınır 3 derece olarak belirlendi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Rapordaki bir diğer büyük sürpriz de atmosferin ısınmasına yol açan gazlardan biri olan metan gazı ile ilgili.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>IPCC'ye göre, gezegende sıcaklık şu anda 1,1 derece artmış durumda ve bunun 0,3 derecesi metan gazından kaynaklandı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Petrol ve doğal gaz, tarım ve pirinç ekiminden kaynaklı emisyonların azaltılması kısa vadede büyük sonuçlar elde edilmesini sağlayabilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>ABD Çevre Savunma Fonu'ndan Fred Krupp, "Rapor, özellikle petrol ve doğal gaz sektörünün yol açtığı metan kirlenmesinin acilen azaltılması konusundaki tartışmalara son noktayı koyuyor; bu alandaki azaltma en hızlı ve en ucuz yoldan sonuç almayı sağlayacak" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Prof. Krupp, küresel ısınmaya karşı en hızlı ve en etkili yolun, insan etkinliklerinden kaynaklı metan gazı emisyonunu azaltmaktan geçtiğini vurguluyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><img src="uploads/Agustos 2021/iklim-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Politikacılar tedirgin, mahkemeler yoğun olacak</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>IPCC raporunun, Kasım ayında İskoçya'nın Glasgow kentinde yapılacak COP26 iklim değişikliği konferansından birkaç ay önce yayımlanmış olması, muhtemelen müzakerelerde temel alınacağı anlamına geliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Zira IPCC'nin 2013 ve 2014 raporları Paris İklim Sözleşmesi'ne giden yolun taşlarını döşemişti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Yeni rapor, politikacıların harekete geçmemesi halinde neler olacağına dair çok daha güçlü, net ve emin öngörüler içeriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Zamanında önlemler alınmaz ve COP26 fiyaskoyla sonuçlanırsa mahkemeler daha fazla devreye girebilir.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Son yıllarda İrlanda ve Hollanda'da çevreci kampanyalar hükümetleri ve şirketleri harekete geçirmek için davalar açtı ve bunlar etkili de oldu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Çevre örgütü Greenpeace Nordic'ten siyasi danışman Kaisa Kosonen, "Eylemsizlik yoluyla bu raporun rafa kaldırılmasına izin vermeyeceğiz. Kendimiz mahkemelere taşıyacağız" diyor ve şöyle devam ediyor:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"İnsan kaynaklı emisyonlarla aşırı hava olayları arasındaki bilimsel verileri güçlendirme yoluyla IPCC, fosil yakıt sanayini ve hükümetleri iklim değişikliğindeki doğrudan sorumlulukları bakımından her yerde herkes için yeni ve etkili araçlar sunuyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"IPCC'nin bilimsel verilerinin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için STK'ların Shell'e karşı kazandığı davaya bakmak yeterli."</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"İklim krizine karşı kararlı adım şart"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-iklim-krizine-karsi-kararli-adim-sart-528/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-iklim-krizine-karsi-kararli-adim-sart-528/</id>
<published><![CDATA[2021-08-07T16:18:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-08-07T16:18:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_E8DFEF-04926C-50C493-4C335C-290079-EA60FA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Küresel iklimdeki değişiklik artık dünyanın dört bir yanında daha fazla hissedilirken, uzmanlar bir kez daha uyarıyor: "Bir an önce kararlı şekilde harekete geçilmeli.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Amerika’nın batısında, ülkenin en büyük eyaletlerinden California’da yangınlar yaz mevsiminin alışıldık görüntülerinden. 1 Temmuz, ülkede yangın sezonunun başladığı tarih olarak değerlendiriliyor. Ancak 2021 önceki yıllara oranla biraz farklı. Yangınlar sadece California’da değil, aynı anda ülkenin tüm batı kesiminde, Oregon, Washington eyaletlerinde de etkisi gösterdi. Yangınlar Delaware eyaleti büyüklüğündeki alanı kül etti. Duman, ülkenin doğu kıyılarına kadar ulaştı.</div>
<div><br />
	
	<iframe src="https://www.amerikaninsesi.com/embed/player/0/5993684.html?type=video" frameborder="0" scrolling="no" width="640" height="360" allowfullscreen=""></iframe></div>
<div><br />
	Yangınlar sınırın karşı tarafında, ülke tarihinin en yüksek sıcaklıklarının yaşandığı Kanada’da da etkisini gösterdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Büyük Okyanus’un ortasındaki Hawaii eyaletinde durum farklı değildi. Eyalette rekor boyutta orman yangınları görüldü. Binlerce kişi evlerinden tahliye edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sadece Kuzey Amerika değil, Avrupa, Akdeniz, Sibirya, Çin, dünyanın çeşitli bölgelerinde mevsime göre sıra dışı doğa olayları vardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde daha önce pek görülmeyen boyuttaki orman yangınlarıyla, Rusya’nın soğuğuyla ünlü Sibirya bölgesinde artan orman yangınları, Avrupa’da can kayıplarına neden olan seller endişeleri arttırıyor. Aynı dönemde farklı iklim koşullarına artık daha sık rastlanıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar son dönemde yaşananlarla ilgili olarak küresel iklim değişikliğinin geldiği boyuta dikkat çekiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim uzmanı Mike Kendon, "Küresel temelde düşünecek olursak, son dönemde çok şiddetli meteorolojik olaylar yaşadık. Kanada’da 49,6’yla en yüksek sıcaklık ölçüldü. Gelişmelere bakıyoruz ve açıkçası şok edici. Öyle bir gelişme ki iklim sistemine insan etkisi olmadan açıklanamayacak bir durum. Bazı özel olayları iklim değişikliğiyle ilişkilendirmek zor olabilir elbette, ama yine de tahminler çok net. Özellikle sistemde daha sıcak enerji birikmesi ve atmosferin daha fazla suyu tutabilmesi, daha fazla fırtınayla karşılaşıyor olmamız, daha fazla olağandışı hava olayları, daha yoğun yağışlar, kuraklığın daha da artması ve deniz seviyelerinde tahminlerin üzerinde artışlar. Bunlar çok net” diyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Türkiye’deki yangınlarda ısı yoğunluğu öncekilerin 4 katı</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar Türkiye’de can kayıplarına neden olan yangınlarda özellikle ısı yoğunluğuna dikkat çekiyor. Uydu verilerine göre Türkiye’deki yangınlardaki ısı yoğunluğu öncekilerin 4 katı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa Birliği Kopernik Atmosfer Gözlem Servisi’nden Mark Parrington’a göre bu veriler son 19 yılla karşılaştırıldığında olağandışı. Parrington, Antalya ve Mersin’deki yangınların dumanlarının Kıbrıs’ta hissedildiğine dikkat çekiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Türkiye’deki 60 yıllık sıcaklık rekoru Temmuz ayında 49.1 dereceyle Cizre’de kırıldı. Antalya’da normal sıcaklıkların 5-6 derece fazlası hissedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim uzmanları uzun süredir Akdeniz’in insan etkisiyle artan sıcaklardan ve değişen yağmur oranlarından ağır bir şekilde etkileneceğini tahmin ediyor. Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliğiyle ilgili raporuna göre Avrupa’nın güneyinde de gelecekte orman yangınlarının artma riskine dikkat çekiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa’nın güneyinde bugünlerde de orman yangınları zaten etkili. Yunanistan’ın batısında köyler boşaltıldı. İtalya, Arnavutluk, Bulgaristan’da yangınlara karşı mücadele vardı. Eski kıtada birçok ülke için aşırı sıcaklık uyarısı yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Emisyonu azaltamazsak 2050’ye kadar sıfıra ulaşmamız imkansız”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlar yangınların etkili olduğu bölgelerde havanın aşırı sıcak ve kuru olduğuna dikkat çekiyor ve bir hatanın büyük felaketlere neden olabileceği uyarısı yapıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bristol Üniversitesi’nden Dann Mitchell Avrupa’nın güneyindeki sıcaklığın sürpriz olmadığını ve büyük ihtimalle insan kaynaklı iklim değişikliğinden kaynaklandığını belirtiyor.</div>
<div>Mitchell, en sıcak 10 yılın 2005’ten bu yana kaydedildiğine dikkat çekiyor ve bu yıl Kanada’yla Amerika’daki sıcaklıklara vurgu yapıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Amerika’nın iklim değişikliğiyle mücadele temsilcisi John Kerry dünyanın bu sorunla mücadelede hızlanması gerektiği düşüncesinde.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kısa süre önce bazı ada devletlerinin liderleriyle de görüşen Kerry, "Vatandaşlarını nereye taşıyacaklarını belirlemeye çalışıyorlar. Değişimler çok hızlı yaşanıyor. Uzmanlar 2018’de en kötü sonuçları engellemek için 12 yılımız olduğunu söyledi, 3 yılını boşa harcadık. Eğer bu on yılda yeterince emisyon azaltamazsak, 2050’ye kadar sıfıra ulaşmamız bu koşullarda imkansız. Hızlanmalıyız. Yaşam için son şans değil ama neden olduğu zararları ve dünyadaki değişiklikleri azaltmamız için son şans” şeklinde konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Trump döneminde iklim değişikliğini nerdeyse görmezden gelen Amerikan yönetimi harcanan yılların hızlı şekilde telafisi peşinde gibi görünüyor.</div>
<div>Demokratlar bu konuda kararlı oldukları mesajlarını veriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer, "Bu benzersiz bir fırsat. İklim krizinin kanıtlarıyla çevrelenmiş durumdayız. Batıdaki yangınlar, sıcaklıklar, seller. Nereye bakarsanız, küresel ısınma nedeniyle işler daha kötüye gidiyor. Corona çok kötüydü ama iklim konusunda hemen birkaç yıl içinde bir şey yapmazsak her yıl Corona’dan daha kötü olacak ve her yıl bir öncekinden de kötü olacak” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Schumer’in benzersiz fırsat olarak nitelediği, Biden yönetiminin öncelik verdiği altyapı paketleri. Paketlerde daha temiz bir çevre için önemli miktarda kaynaklar yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu mücadelede zafer için belki de sadece yönetimlerin değil, insanların farkındalık yaratma çabası da önemli görünüyor, tıpkı Londralı tırmanıcı George King Thompson gibi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>King-Thompson, izlenimlerini şu sözlerle anlattı: "Bir hafta önce Stratford İstasyonu’ndaydım ve su bastığını gördüm. O anda iklim değişikliğiyle ilgili farkındalığı arttırmak istedim. Çünkü sadece bir hafta önce Londra çok sıcaktı. Yaşananlar iklim değişikliğinin uyarısı. Bu binaya tırmanmam umarım siyasi liderlerin hemen harekete geçmesinde etkili olur.”</div>
<div><br />
	</div>
<div>Thompson’ın tırmanışı İngiltere’de siyasi liderleri bu konuda harekete geçirir mi bilinmez ama dünya liderleri iklim değişikliği konusunda hızlı ve kararlı şekilde adım atmazsa önümüzdeki yıllarda bu ve benzer haberlerin daha sık yapılması kaçınılmaz olacak.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Körfez akıntısının ortadan kalması felakete yol açar</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/korfez-akintisinin-ortadan-kalmasi-felakete-yol-ac/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/korfez-akintisinin-ortadan-kalmasi-felakete-yol-ac/</id>
<published><![CDATA[2021-08-07T05:07:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-08-07T05:07:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_702BE2-DA7177-E02C65-9F98DA-8BE7A6-992CAD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Kuzey Atlantik Akıntısı'nın bir parçası olan Körfez Akıntısı'nda değişimin Avrupa başta olmak üzere dünya iklimini önemli ölçüde etkileyebileceği tespit edildi. Almanya'daki Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü'nden (PIK) Niklas Boers'in Nature Climate Change dergisinde yayımlanan makalesine göre, okyanuslardaki soğuk ve sıcak su dengesini sağlayan Atlantik Meridyonel Devinim Dolaşımı (AMOC), geçen yüzyıldan bu yana kuvvetini önemli ölçüde yitirmeye başladı. Körfez Akıntısı, Atlantik Meridyonel Devinim Dolaşımı'nın bir parçasını oluşturuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Son bin yılın en düşük noktası</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Atlantik Meridyonel Devinim Dolaşımı adı verilen bu akıntı sistemi, sıcak suyu tropik bölgelerden kuzeye, okyanusların yüzeyine doğru, soğuk suyu da güneyde denizin derinliklerine doğru taşıyor. Kuzey Atlantik Akıntısı'nı da içinde barındıran bu sistemin iklim üzerinde küresel bir etkisi olduğu gibi, Avrupa'daki iklimin ılıman olmasına yol açtığı biliniyor. Bu akıntı sisteminin ortadan kalkması halinde, Avrupa'nın önemli ölçüde soğuması bunun da tropikal fırtınaları beraberinde getirmesi tehlikesi bulunuyor. İklim uzmanı Boers, şu anda akıntının kuvvetinin "son bin yılın en zayıf" noktasında olduğunu belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Akıntı büyük ihtimalle "istikrarsızlaştı"</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak şimdiye kadar bunun sadece doğal bir değişiklikten mi yoksa akıntı sisteminin tümüyle istikrarını kaybetmesinden mi kaynaklandığı bilinmiyordu. Boers, bu sorulara cevap aramak için Atlantik Okyanusu'nun yüzeyindeki sıcaklık ve tuzluluğa inceledi. Sekiz farklı parametrenin ayrıntılı analizinin yapıldığı çalışmada, AMOC'nin geçen son yüz yılda zayıflamasının altında büyük ihtimalle "istikrar kaybının" olduğu sonucuna varıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">İnsan kaynaklı iklim değişikliği bağlantısı</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Bu sonucu etkileyen faktörler arasında Grönland ve Arktik Okyanusu’ndaki buzulların erimesi, artan yağışlar ve tatlı su akıntıları gösteriliyor. Boers, tatlı su akıntılarının böylesine bir etkiye yol açacağını daha önce beklemediklerini belirtti. Araştırmacılar bu konuda daha fazla incelemeye ihtiyaç duyulduğunu belirtirken, söz konusu değişimin, insan kaynaklı iklim değişikliği ile bağlantılı olduğuna vurgu yapılıyor.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Doğaya karşı değil, doğayla birlikte"</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/-dogaya-karsi-degil-dogayla-birlikte-358/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/-dogaya-karsi-degil-dogayla-birlikte-358/</id>
<published><![CDATA[2021-08-03T06:19:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-08-03T06:19:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_B77287-92DED6-A0FB32-4DC8E8-C4AA69-FBCFED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Almanya'nın batısı, Belçika ve Hollanda'daki sel felaketleri, iklim değişikliği ile mücadele için küresel çapta daha fazla önlem alınmasının elzem hale geldiğine dair bir uyarı olarak algılanmalıdır. Hasarın gerçek boyutları henüz tam olarak belli değil, ancak yeniden imar faaliyetlerinin milyarlara mal olacağı kesin.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim değişikliğinin hâlihazırdaki çapını ve etkilerini kesin olarak saptamak için de henüz çok erken. Ancak bilim insanları, sera gazlarının neden olduğu tahribatın, tahmin edilenden çok daha fazla aşırı hava olayına yol açabileceğinden endişe ediyor. Şu anda Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'nın batı kıyılarında, ayrıca Sibirya ve dünyanın diğer bölgelerinde görülen aşırı sıcak hava dalgaları, giderek daha büyük bir tehdit oluşturan bir iklim değişikliğinin ve bu duruma karşı hızlı bir şekilde önlem alma ihtiyacının bir başka kanıtı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Küresel bir sorun</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Almanya'dan gelen görüntüler, iklim değişikliğinin dünyanın en gelişmiş ekonomileri için bile önemli bir tehdit unsuru olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Avrupa Birliği, riskleri azaltmak için somut bir adım atarak, iddialı hedeflerin yer aldığı bir iklim paketi hazırladı. Ancak bundan çok daha ötesine ihtiyaç duyuluyor. Zira iklimde şu ana kadar meydana gelen değişiklikleri geriye döndürmek imkânsız. Hava salınan her bir karbondioksit gazı, yaklaşık 100 yıl boyunca atmosferde kalmaya devam ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu nedenle belirgin bir sıcaklık artışı ve buna bağlı aşırı hava olayları ile yaşamayı öğrenmeliyiz. Paris Antlaşması'nın hedeflerine ulaşılsa bile ek önlemler gerekli. Bilim insanları, son zamanlardaki sel felaketleri ve sıcak hava dalgalarının sadece "yeni normal" anlamına gelmediği, aynı zamanda alıştığımız istikrarlı iklimin sonunun da habercisi olduğu konusunda uyarıyor. Dünya Bankası, kontrol altına alınmadığı takdirde 2030 yılına kadar iklim değişikliği nedeniyle yaklaşık 132 milyon insanın aşırı yoksulluğa sürüklenebileceğini öngörüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Şimdi aslolan, daha hızlı hareket etmek, gerekli düzenlemeleri yapmak için daha fazla kaynak sağlamak ve doğaya karşı çalışmak yerine, onunla uyum içinde yaşamanın yollarını bulmaktır.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yatırımları şimdi hızlandırırsak, ekonomik zararın milyarlara hatta trilyonlara ulaşmasını önleyebilir ve binlerce hayat kurtarabiliriz. Küresel Uyum Komisyonu tarafından yapılan bir araştırma, önümüzdeki on yılda daha güçlü barajlar ve drenaj sistemleri ile erken uyarı sistemlerinin de dahil olduğu beş kilit alana 1.8 trilyon dolar yatırım yapmanın, toplam 7.1 trilyon dolar kâr getirebileceğini gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim direncini geliştirmek için şimdiden bazı etkileyici projeler yürütülüyor. Almanya'nın Hamburg kentinde yeni oluşturan HafenCity (Liman Şehir) bölgesi, yükseltilmiş zemin üzerine inşa ediliyor. Tüm alan, deniz seviyesinden en az sekiz metre yükseklikte bulunuyor. Hollanda'da ise mühendisler "Room for the River" (Nehir için alan) programı üzerinde çalışıyor. Genişleterek ve derinleştirerek, kıyılardaki kasaba ve köyleri daha iyi korumak için Ren, Maas, Waal ve IJssel'in sularına daha fazla alan açmak istiyorlar. Bu amaçla yeni kanallar açıldı, olası bir sel baskınında sular altında kalma tehlikesi olan binalar yıkıldı ve ilave art bölge havzaları (Hinterland) oluşturuldu. Taşkın durumunda su kütlelerini tarım alanlarına yönlendirebilmek için çiftçiler de projeye dahil edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çin'de sel baskınları, 2006-2016 yılları arasında yıllık ortalama 251 milyar yuan (33 milyar dolar) hasara neden oldu. Bunu önlemek izin Xiangyang Han River Eco City gibi "sünger şehir" diye tabir edilen yerleşim birimleri kuruldu. Bu şehirlerde daha fazla açık alan, daha verimli su kanalları ve rezervuarlar var. Ayrıca binaların çatıları da yeşillendiriliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Investitionen gegen den Klima-Wandel | Ban Ki-moon, Patrick Verkooijen (Kombi-Bild)</div>
<div>Patrick Verkooijen ve Ban Ki-moon</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Başarıyı paylaşmak</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ancak bu projeler tek başına yeterli değil. İklim değişikliğiyle mücadelede en büyük zorluklardan biri, sorumluluğun yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde birçok farklı devlet kurumu arasında paylaşılmasıdır. Aşırı sıcaklık, sel ve fırtınalar da ihtiyati planlama ve uyum önlemlerine yatırım gerektiriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu nedenle, insanlığın başarılı stratejiler konusunda alışverişte bulunması, bilgi ve çözümleri birbirleriyle paylaşması esastır. Hangi önlemin alınacağını belirlemek ve başarıyı yakalamak için hükümetlerin ve özel sektörün, sel ve ısı stresinin neden olduğu hasarın boyutunu saptaması gerekiyor. Bu veriler, planlamaların yapılması ve ilerlemenin gözden geçirilmesi için baz olarak kullanılmalıdır.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çabuk harekete geçmeliyiz. Ayrıntılı bilgi toplamak ve deneyim edinmek, iklim değişikliğinden genellikle en fazla etkilenen dezavantajlı grupları da daha iyi korumamızı sağlayacaktır.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Meydana gelen son aşırı hava olayları, iklimdeki acil durumunun, toplumsal ve küresel bir sorun olduğunu göstermiştir. ABD ve AB'nin, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine yardım etmeye yönelik katkılarını artırmayı planlaması cesaret vericidir. Tüm sanayileşmiş ülkeler, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek ve gelişmekte olan ülkelerin yeni iklim koşullarına uyumunu mümkün kılmak için yılda toplam 100 milyar dolarlık finansal kaynak sağlama taahhüdünü artık yerine getirmelidir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa ve Çin'de meydana gelen sellerin gösterdiği gibi, giderek istikrarsızlaşan iklimimizin bir sonraki etkisi ne olursa olsun, buna mümkün olduğunca hazırlıklı olduğumuzdan emin olmak için dünya çapında uyum çabalarını hızlandırmamız gerekiyor. Ve bunu şimdi yapmalıyız.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Alaska'da 8.2 büyüklüğünde deprem</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/alaska-da-82-buyuklugunde-deprem-456/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/alaska-da-82-buyuklugunde-deprem-456/</id>
<published><![CDATA[2021-07-29T09:40:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-07-29T09:40:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_8D609C-1BEBE1-3F1383-E7A62A-7F7BE6-F93AA6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Depremin 35 km derinlikte meydana geldiğini belirten USGS, ilk açıklamasında depremin büyüklüğünü 7.2 olarak duyurmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD Tsunami Uyarı Sistemi, ABD'nin Pasifik adaları Guam ve Northern Mariana Islands için tsunami uyarısında bulundu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa-Akdeniz Sismoloji Merkezi (EMSC) depremin büyüklüğünün 8.0 olduğu ve 10 km derinlikte gerçekleştiği tahmininde bulundu.</div>
<div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya'da sıradışı iklim olayları neden artıyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-da-siradisi-iklim-olaylari-neden-artiyor-798/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunya-da-siradisi-iklim-olaylari-neden-artiyor-798/</id>
<published><![CDATA[2021-07-29T07:14:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-07-29T07:14:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7EFA3E-BCE9EB-7D56A6-0344C6-C32448-E738D9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bilim insanları, yaşanan bu olağanüstü hava olaylarını bazılarının insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğiyle bağının bilimsel olarak kurulabildiğini söylüyor. Ancak sıradışı hava olaylarının artmasının, öngörülebilirliği azalttığından endişe ediliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çin'in Zhengzhou kentine 19 Temmuz'da yaşanan olayı bir fırtına olarak nitelendirmek yetersiz kalır. Tek bir günde, bölgeye 624 mm yağmur düştü. Bu, neredeyse bir yılda düşen yağmur miktarına denk. 200 bin kişi tahliye edildi, 33 kişi de hayatını kaybetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bundan bir hafta önce Almanya'nın batısında bir sel felaketi yaşandı. 177 kişi hayatını kaybetti, 100 kişi kayboldu. Komşu Belçika'da da 37 kişi seller nedeniyle yaşamını yitirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Aynı Çin gibi, iki Avrupa ülkesi de olağanüstü düzeylere ulaşan sağanak yağışlardan olumsuz etkilendi. Bu trajik olayların olası nedenleri arasında iklim değişikliğini gösterenler yalnızca Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi politikacılar olmadı.<br />
	<br />
	<img src="http://www.birlesikbasin.com/uploads/Temmuz%202021/iklim-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	
	<div>Dünyaca ünlü iklim uzmanı, San Diego'daki California Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Veerabhadan Ramathan, "Almanya gibi son derece gelişmiş bir ülkede can kaybının bu kadar yüksek olduğunu görmek, toplumun küresel ısınmayla mücadele konusunda ne kadar hazırlıksız olduğuna dair beni endişelendiriyor" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Hava olaylarının önümüzdeki 20 yıl boyunca "giderek kötüleşeceğini" düşünen Ramathan, "Bu sıradışı hava olayları artık o kadar yoğun ve sık yaşanıyor ki, bunları küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine bağlamak çok da zor değil" uyarısını yaptı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Suçlu gerçekten iklim değişikliği mi?</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Bilim insanları, son 20 yıllık dönemde olağanüstü hava olayları ile insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının yol açtığı küresel ısınma arasındaki olası korelasyonları inceliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Olağanüstü hava olaylarının doğal sebepleri olabileceği konusunda bilim dünyasında bir fikir birliği olsa da, insan faaliyetlerinden kaynaklı iklim değişikliğinin bu tarz sıradışı olayları daha olası ve daha yoğun hale getirebileceğine dair çok sayıda bulgu var.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>2021'de dünya genelinde birçok hava olayıyla ilgili üst üste rekorlar kırıldı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>ABD ve Kanada, geçen ay devasa bir alanın üzerinde oluşan ısı kubbesi nedeniyle tarihin en sıcak Haziran'ını yaşadı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin verilerine göre, 24 ve 30 Haziran tarihleri arasında Kuzey Amerika'daki birçok yerde 1200'den fazla kez gündüz, 1500'den fazla kez de gece sıcaklık rekoru kırıldı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Kanada'nın sıcaklık rekoru British Columbia bölgesindeki Lytton'da üst üste üç gün boyunca kırıldı ve 49,6 derece ile rekor seviyeyi gördü. Hemen ardından çıkan orman yangıları bu kenti tamamen yok etti.</div>
	<div><br />
		<img src="http://www.birlesikbasin.com/uploads/Temmuz%202021/iklim-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>Her iki ülke de hala sıcak hava dalgasının etkisi altında ve ardından gelen kuraklıkla bağlantılı orman yangınları yaşanıyor. California eyaletinde yılın bu dönemine kadar 5 bine yakın yangın görüldü. Yangınların sayısı, 2020'ye kıyasla 700 artmış durumda.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Dünyanın başka yerlerinde Rusya'da da başkent Moskova 120 yılın en sıcak Haziran gününü yaşarken, dünyanın en soğuk bölgelerinden biri olan Sibirya'nın bazı yerleri son 150 yılın en kurak yazını yaşadı ve çıkan orman yangınlarının da Temmuz ayı rekorunu kırması bekleniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Hindistan'ın ulusal meteoroloji kurumu, Mayıs ayında, başkent Yeni Delhi'nin Ağustos 2020'den bu yana yüksek sıcaklıklardan yağışa kadar her ay hava olaylarıyla ilgili en az bir rekor kırdığını bildirdi.</div>
	<div><br />
		<img src="http://www.birlesikbasin.com/uploads/Temmuz%202021/iklim-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>California merkezli iklim enstitüsü Berkeley Earth tarafından 2019'da yapılan bir araştırma, o yıl içerisinde Mayıs ve Ağustos ayları arasındaki dönemde kuzey yarıkürede bulunan 29 ülkede yaklaşık 400 sıcaklık rekorunun kırıldığını oraya koydu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim uzmanı ve meteoroloji tarihçisi Maximiliano Herrera, 2021'de şimdiye kadar 26 ülkede 260'tan fazla sıcaklık rekoru kaydedildiğini bildirdi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim değişikliği üzerine çalışan dünyanın önde gelen kuruluşlarından biri olan Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü'nde iklim araştırmacısı olan Geert Jan van Oldenborgh, "Kırılan rekorların sayısı gerçekten şoke edici, bu kadarını beklemiyorduk. Ancak en büyük sorun, bu yoğunlukta rekor kırılabileceğini öngörememiş olmamız."<br />
		<br />
		</div>
	<div><img src="http://www.birlesikbasin.com/uploads/Temmuz%202021/iklim-4.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Bilim insanları olağanüstü hava olaylarını tahmin etmekte başarısız mı?</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>BBC'nin çevre analisti Roger Harrabin'e göre, iklim alanında çalışmalar yapan bilim insanları, hızla ısınan bir iklimin sonucunda ani sağanakların kötüleşeceği ve sıcaklık dalgalarının daha zararlı bir hal alacağı konusunda yıllardır doğru uyarılar yaptılar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Örneğin, 2004'te bilim insanları, bir önceki yıl Avrupa'da 30 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan kavurucu sıcak hava dalgasını inceledi ve 20'nci yüzyılda insan faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonların bu tür olağanüstü hava olaylarının olma olasılığını ikiye katladığı sonucuna vardı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak uzmanlar, bu tür aşırı olayları tahmin etmenin giderek zorlaştığını belirterek, Almanya ve Belçika'daki seller ile Kuzey Amerika'daki ısı kubbesinin büyüklüğünü tahmin edemediklerini itiraf ediyorlar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Mevcut hava durumu modellemesinin, bilgisayarların yaşanan hava olaylarının ciddiyetini doğru şekilde yansıtacak kadar güçlü olmadığı için başarısız olduğuna inanıyorlar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İngiltere Meteoroloji Dairesi'nin eski baş bilim insanı Prof. Dr. Dame Julia Slingo, daha önce BBC'ye verdiği demeçte, "Aşırı olaylara yol açan temel fiziği yakalayan iklim modellerine kuantum sıçramasını sağlayacak uluslararası bir merkeze ihtiyacımız var. Bunu kuramazsak, aşırı olayların yoğunluğunu/sıklığını ve bunların giderek daha önce görülmemiş boyutlara ulaşmasını hafife almaya devam edeceğiz" demişti.<br />
		<br />
		</div>
	<div><img src="http://www.birlesikbasin.com/uploads/Temmuz%202021/iklim-5.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Kırılan her rekor iklim değişikliğiyle bağlantılı değil</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Bununla birlikte, görülen her aşırı hava olayının iklim değişikliği ile ilişkilendirilemeyeceğinin de altı çiziliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Örneğin 2013 yılında, İngiltere Meteoroloji Dairesi'nden araştırmacılar, Birleşik Krallık'ta 2007 ve 2012 yılları arasında görülen yağışlı yazların Kuzey Atlantik Okyanusu'ndaki sıcaklıklarda görülen doğal değişimlerle ilişkili olduğu sonucuna vardı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Güney Amerikalı araştırmacılar, 2019-2020'de dünyanın en büyük sulak alanları olan Pantanal'daki büyük orman yangınlarını tetikleyen aşırı kuraklığın temelinde yine doğal süreçlerin yattığını tespit etti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak, iklim değişikliğinin sonuçlarına ilişkin araştırmalar yapan World Weather Attribution'a (WWA) göre, Kuzey Amerika'da bu yıl görülen sıcak hava dalgasıyla ilgili böyle durumun olması pek olası değil.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>WWA, rekor sıcaklıkların "tarihsel olarak gözlemlenen sıcaklık aralığının çok dışında kaldığı" ve "gözlemlere ve modellemeye dayanarak, bölgede gözlemlenen en yüksek günlük sıcaklıklara yol açan hava dalgasının meydana gelmesinin insan olmadan neredeyse imkansız olduğunu" savunarak, bunun arkasında iklim değişikliğinin yattığını belirtti.<br />
		<br />
		</div>
	<div><img src="uploads/Temmuz 2021/iklim-7.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>WWA ayrıca, Almanya ve Belçika'da görülen su baskını ve selleri de incelemeye aldı. Bu araştırmanın sonuçlarının Ağustos ortasına kadar çıkması bekleniyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Araştırmayı yürüten bilim insanlarından Dr van Oldenborgh, "iklim değişikliğinin aşırı yağışları daha sıklaştırdığına" dair bilimsel bulgular olduğunu ve son birkaç yılda görülen olağanüstü hava olaylarının çoğunda insan faaliyetlerinden kaynaklı iklim değişikliğinin etkisine dair kanıtlar bulunduğunu söyledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>İklim bilimindeki en son gelişmeleri yayımlayan İngiltere merkezli internet sitesi olan Carbon Brief de, bu yılın başlarında, 2020'den önceki 20 yıl içerisinde dünya çapında görülen 405 olağanüstü hava olayı ve eğilimini inceleyen 350'den fazla hakemli çalışmanın bir analizini yayınladı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu olayların yaklaşık yüzde 70'inin insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliği nedeniyle daha olası veya daha şiddetli olduğu tespit edildi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Yale Üniversitesi'nin İklim Bağlantıları bültenine de makaleler kaleme alan ABD'li meteorolog Jeff Masters, "Geçen ay yaşadığımız ve hepimizi şaşkına çeviren rekor sıcaklıkları görmek gerçeküstü ve duygusal olarak sarsıcıydı. Ancak bir iklim bilimcisi olarak ne yazık ki hiç de şaşırtıcı değildi" dedi. Yale</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Masters, Harvard Üniversitesi iklim bilimcileri Paul Epstein ve James McCarthy'nin "iklim sistemi içindeki istikrarsızlık belirtilerini" inceledikleri 2004 tarihli makalelerine de gönderme yaptı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Masters, "Bu makalede, 'kaydadeğer ve cezalandırıcı sürprizleri' beraberinde getiren sistem hakkında uyarılarda bulundular. Kuzey Amerika'daki aşırı sıcaklar ve Temmuz'da Avrupa'da görülen seller bu tanıma mükemmel bir şekilde uyuyor" diye konuştu.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Temmuz 2021/iklim-6.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">'Dünyanın ihtiyacı olan harekete geçmek'</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Dünyanın dört bir yanından katılımcılar, COP26 Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı Kasım ayında İskoçya'da bir araya geliyor. Bu zirvede, karbon emisyonlarını azaltma planları da ele alınacak.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bazı bilim insanları ve siyasetçiler, küresel sıcaklık artış düzeyini 2 derecenin "oldukça altında" ve 1,5 derece ile sınırlı tutma hedefi gibi yapılmış olan bazı taahhütlerin bu zirvede yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Prof. Dr. Ramanathan, "Benim tahminim, ne yaparsak yapalım, ısınmanın aşağı yukarı beş yıl içinde veya en geç 2030'a kadar 1,5C'ye ulaşacağı yönünde. Bu durum, yaklaşık 2040'a kadar devam edecek ve ardından küresel ölçekte iklimle ilgili atılan adımların etkisinin görülmesiyle bu eğri de aşağı doğru bükülmeye başlayacak. Şimdi harekete geçersek 2040 sonrası soğutmaya başlayabiliriz" diye konuştu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Benzer bir uyarı, BM'nin iklim değişikliği genel sekreteri Patricia Espinosa tarafından bu hafta tekrarlandı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Espinosa, "Rakamlar bize zaten göremediğimiz daha neyi gösterebilir?" dedi ve G20 ülkelerinin enerji ve çevre bakanlarının biraraya gelmeleri çağrısı yaptı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Espinosa, "İstatistikler sel, orman yangınları, kuraklık, kasırga ve diğer ölümcül olaylar hakkında bize daha ne söyleyebilir ki? Rakamlar ve istatistikler paha biçilemez. Ancak dünyanın şu anda her şeyden çok iklim eylemine ihtiyacı var" diye konuştu.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim değişikliğini görüştüler</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-degisikligini-gorustuler-910/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-degisikligini-gorustuler-910/</id>
<published><![CDATA[2021-07-15T09:51:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-07-15T09:51:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_F99346-6A4BC1-39422F-E751A0-C8265D-910644.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Başbakan Yardımcısı basın dairesinden yapılan açıklamada, Çernışenko’nun ABD Başkanı’nın İklim Özel Temsilcisi John Kerry ile Moskova’da bir araya geldiği, yetkililerin iklim değişikliği sorununu ele aldıkları belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Rusya Başbakan Yardımcısı Dmitriy Çernışenko, Rusya Federasyonu Hükümeti Koordinasyon Merkezi'nde ABD Başkanı’nın İklim Özel Temsilcisi John Kerry ile bir araya geldi" denilen açıklamada, toplantı çerçevesinde tarafların ‘ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya, karbon depolama alanları oluşturmaya yönelik eylemleri, ayrıca iklim gündeminin diğer konularında iki ülke arasındaki işbirliğinin alternatiflerini’ ele aldığı ifade edildi.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İklim kriziyle mücadelede 6 sıradışı yöntem...</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-kriziyle-mucadelede-6-siradisi-yontem-329/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/iklim-kriziyle-mucadelede-6-siradisi-yontem-329/</id>
<published><![CDATA[2021-06-03T06:27:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-06-03T06:27:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_298D61-64895F-5556D4-5256E6-000FD1-1D0EDD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>BBC'nin Gezegeni Kurtarmanın 39 Yolu serisinde yer alan en iyi ve en sıra dışı altı çözüm şunlar:</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">1. Kız çocuklarının eğitimi</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Eğitimin dünya çapında iyileştirilmesi, pek de kolay görünmüyor. Ancak özellikle kız çocuklarının eğitimini güçlendirmek, sadece sosyal ve ekonomik fayda sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleye de yardımcı oluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bunun nedenleri arasında kız çocukların eğitim hayatları devam ettiği sürece çocuk sahibi olmayı da daha ilerleyen yaşlara bırakmaları yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünyadaki kız çocuklarının tamamı ortaokulu bitirirse, 2050 yılına kadar tahmin edilen dünya nüfusu yaklaşık 840 milyon daha az olabilir.<br />
	<br />
	
	<div>BBC'nin Gezegeni Kurtarmanın 39 Yolu serisinde yer alan en iyi ve en sıra dışı altı çözüm şunlar:<br />
		<br />
		<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		
		<div>Kız çocuklarının eğitim imkanlarına erişimini iyileştirmek, nüfustan çok daha büyük etkiler yaratabilir. Çalışma hayatı, iş dünyası ve siyasette yer alabilen kadınlar, iklim sorunun çözümünün de anahtarını elinde tutuyor olabilir.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Araştırmalar, iklim politikalarından sorumlu kadınların sayısının artırılmasının daha iyi uygulamaların hayata geçirilmesine yol açabileceğini gösteriyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bunun arkasında da aynı pandemi döneminde de görüldüğü gibi kadın liderlerin, bilimsel tavsiyeleri dinlemeye daha meyilli olmaları yatıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bugün birçok hayır kurumu eğitim için önemli maddi kaynaklar sağlıyor ve bunlar işe yarıyor. Örneğin Bangladeş'te ortaokula kaydolan kız çocuklarının sayısı 1980'lerde yüzde 39 seviyesindeyken, bugün neredeyse yüzde 70'e ulaştı.</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold;">2. Bambular sadece pandalar için değil</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Bambu, dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi. Bir günde bir metreye kadar büyüyebilir ve karbonu ağaçlardan çok daha hızlı emme özelliğine de sahipler. Ayrıca İşlenmiş bambu çelikten daha güçlü olabiliyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bütün bunlar potansiyel olarak bu bitkinin mobilya ve inşaatlar için süper sürdürülebilir bir malzeme haline getiriyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Çin'de bir zamanlar bambu, "fakirlerin kerestesi" olarak görülüyordu. Ancak bu imaj, artık değişmeye başladı. Bambu bazlı ürünler; çelik, PVC, alüminyum ve beton gibi malzemelere sürdürülebilir ve karbon ayak izi düşük bir alternatif sunabilir.</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div>Bambu yetiştirmenin başka ekolojik faydaları da var. Bu bitkiler, haşerelere karşı dirençli olma eğiliminde. Böylece toprak verimliliği artırılabilir, erozyonlar önlenebilir ve sel riski de azaltılabilir.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Arief Rabik, Endonezya'da tarım arazilerinin yenilenmesi ve 1000 adet "bambu köyü" kurularak karbon emisyonlarının azaltılması üzerine çalışmalar yapan Çevresel Bambu Vakfı'nı yönetiyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bu proje kapsamında, her yerleşim alanının, içinde hem tarım ürünleri hem de canlı hayvanların olduğu yaklaşık 20 kilometrekarelik bir bambu ormanıyla çevrili olması öngörülüyor. Hedefleri, bu projeyi dokuz ülkeye daha yayma.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Arief, "Toplucar, her yıl 1 milyar ton karbondioksiti atmosferden emecek ve dışarı atacaklar" diyor.</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-4.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold;">3. Çevreye zarar verenlerle hukuk mücadelesi</span></div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Çevre savunucuları, iklim değişikliğine karşı mücadelede hukukun gücünü giderek daha fazla kullanmaya başladı. Esasen hukuk sistemi, çevreye zarar veren şirket ve devletleri kontrol altında tutmak için eldeki en güçlü silahlardan biri.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Kısa bir süre önce Hollanda'daki bir mahkeme, petrol devi Shell'in, Paris İklim Anlaşması'nda belirlenen hedeflere uyumlu politikalar yapabilmek için emisyonlarını azaltmak zorunda olduğuna hükmetti. Bu karar bir dönüm noktası olarak görülüyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Dünyanın imdadına yetişen sadece çevre kanunları da değil. Avukatlar, iklim değişikliğiyle mücadelede insan hakları hukukunu, istihdam yasalarını ve hatta şirketlerin tüzüklerini kullanarak yaratıcı hukuki yollar buluyorlar.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Örneğin, 2020 yılında elinde sadece 35 dolar değerinde hisse olan yatırımcılar, Polonya'da inşa edilen bir kömür santralinin yapımını durdurmayı başardı. Peki bu nasıl oldu? Çevre grubu ClientEarth, enerji şirketi Enea'nın kömür santrali inşasını destekleme kararına itiraz etmek için hem elindeki şirket hisselerini hem de şirketler kanununu kullandı.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Mahkeme, yeni bir kömür santrali açmanın "ticari açıdan yasadışı ve kötü bir hamle" olacağına hükmetti.</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-5.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold;">4. Gazlı buzdolaplarının peşine düşmek</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Buzdolabı, derin dondurucu ve klima gibi cihazlar, hidroflorokarbonlar (diğer adıyla HFC'ler) gibi kimyasal soğutucular içerir.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Ancak HFC'lerin buzdolabında harika bir işlev göstermesini sağlayan yalıtım gücü, aynı zamanda dünya için tehlikeli bir battaniyeye dönüşmesine neden oluyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Aslında, HFC'ler karbondioksitten bile daha güçlü bir sera gazı. 2017'de dünya liderleri bu maddelerin kullanımını aşamalı olarak sona erdirmeye karar verdi.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Tek başına bu adımın küresel ısınmayı 0,5 derece azaltacağı tahmin ediliyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Ancak halihazırda var olan buzdolabı ve klimaların sayısı da çok yüksek. Buzdolabı emisyonlarının çok büyük bir bölümü kullanım ömürlerinin son dönemlerinde ortaya çıkıyor. Bu da bu cihazların geri dönüşümünü ve güvenli bir şekilde imha edilmesini kritik bir hale getiriyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Neyse ki, dünya genelinde uzman ekipler tehlikeli soğutucu gazların izini sürüyor ve bunları imha ediyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bu gazları güvenli bir şekilde bulmayı, korumayı ve bunlarla başa çıkmayı amaçlayan bir şirket olan Tradewater'ın Maria Gutierrez, "Bize buzdolabı Hayalet Avcıları lakabını taktılar" diyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bu şirket, eski depoları ve atık imha alanlarını araştırarak sorunlu soğutma ünitelerini buluyor ve uygun bir şekilde imha ediyor.</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-6.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold;">5. Su üzerinde daha kaygan gemiler</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Küresel ticaret söz konusu olduğunda, birkaç küçük yaratık çok ciddi bir külfet yaratabilir.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Deniz taşımacılığı, küresel ekonomimiz için hayati öneme sahip.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Küresel ticaretin yüzde 90'ı gemilerle yapıyor. Denizcilik sektörü, insan yapımı emisyonların yaklaşık yüzde 2'sini oluşturuyor. Üstelik bu rakamın önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Küçük bir deniz canlısı olan kaya midyesi, insanlık için bu kadar hayati öneme sahip deniz taşımacılığında büyük bir sorunu da beraberinde getiriyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Kaya midyesi, midye ve yosunla kaplı gemiler, yanları pürüzsüz bir yapıya sahip olan "kaygan gemilere" kıyasla yüzde 25 daha kirli deniz dizeli kullanıyor. Böylece hem emisyonlar artıyor hem de yakıt faturası da yılda 31 milyar dolar yükseliyor.</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-7.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div>Uzmanlar, bu midyelerin neden olduğu karbon emisyonu sorununu azaltmak için gemilerin su üzerinde daha kaygan hale gelmesini sağlayacak yaratıcı çözümlerin peşinde koşuyor. Bunlar arasında özel UV boyaların kullanılması ve küçük ölçekli elektrikli klorlamadan gövde bakım robotlarına kadar bir dizi yöntem yer alıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Tüm bunların arkasındaki ana fikir ise oldukça basit: 'Bir sorunu önlemek tedavi etmekten daha iyidir.' Buradaki amaç da bu tarz yapışkan deniz canlılarının sürü haline gelmeden gemilerin altında ve etrafında birikmesinin önüne geçmek.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Ne de olsa, plak birikimini önlemek için dişlerimizi düzenli olarak fırçalıyoruz, o halde neden aynı şeyi gemilerin bakımı için de yapmayalım ki?</div>
		<div><br />
			<img src="uploads/Haziran 2021/iklim-8.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold;">6. Süper pirinç</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Pirincin yetişme sürecinde karbon ayak izinin de çok yüksek olduğunu biliyor muydunuz? Aslında pirincin karbon etkisi havacılık sektörüyle aynı.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bunun arkasında da pirincin büyük bir bölümünün yabani otların oluşumunu engellemek için suyla dolu çeltik tarlalarında yetiştirilmesi yatıyor. Ancak bu kadar yüksek miktardaki su, oksijenin toprağa ulaşmasını engelliyor ve bu da metan üreten bakteriler için ideal koşullar ortaya çıkarıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Metan gazının küresel ısınmaya etkisi, kilogram başına karbondioksitin 25 katı.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>İklim kriziyle mücadelede bilim insanları bir pirinç devrimine öncülük ediyor. Bunun yerine kuru tarlalarda yetiştirilebilen, su tasarrufu sağlayan, çiftçilere yardımcı olan ve metan emisyonlarını azaltan yeni pirinç çeşitleri geliştiriyorlar.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Uluslararası Pirinç Araştırma Enstitüsü'ndeki 650 yeni pirinç çeşidi üzerinde çalışmalar yapıldı ve tarımsal faaliyetlerde en iyi türlerin kullanılmasına başlandı.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>On yıl içinde üretilen pirinçlerin büyük bölümünün gaz emisyonu daha düşük türlerden geleceği umuluyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Görseller: Bu haberdeki ilüstrasyonlar, BBC'nin The Open University işbirliğiyle hayata geçirdiği İklim Çözümleri projesi kapsamında hazırlandı.</div><br />
		<img src="uploads/Mayis/bbc.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel iklim felaketi kaçınılmaz hale geldi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-iklim-felaketi-kacinilmaz-hale-geldi-476/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-iklim-felaketi-kacinilmaz-hale-geldi-476/</id>
<published><![CDATA[2021-05-20T05:57:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-05-20T05:57:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5CED91-05AAB9-56A472-6502F6-1E4883-90DB04.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Phys.org’da yayınlanan araştırmaya göre, uzmanlar 400'den fazla iklim senaryosunu inceledi. Bunlardan sadece 50’si, küresel hava sıcaklığındaki artışı 1.5 derecenin altında tutmaya izin veriyor. Bu durumun ekolojik çöküşe yol açacağı kaydedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İncelenen senaryolar içinde sadece 20’si, küresel ısınmanın etkilerini yumuşatmak gerçekçi seçenekler sunuyor. Felaketi önleme yolları arasında, atmosferdeki karbon oranını azaltma ve geniş kapsamlı ağaç dikimi gösterildi. Bu tedbirlerin hayata geçirilmesinin zor olacağı, bu yüzden sıcaklık artışı riskinin çok yüksek olduğu uyarısı yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanların görüşüne göre, tüm ülkeler Paris İklim Anlaşması’na uyarsa küresel ısınmanın etkileri hafifletilebilir. Ülkelerin elektrik tüketimini azaltması ve enerji endüstrisini dekarbonize etmesi gerekiyor. Toprak kullanımının, atmosferdeki fazla karbonu emecek şekilde organize edilmesi gerektiği belirtilirken bunun için kurutulan bataklıklara yeniden hayat verilmesi ve orman alanlarının artırılması gerektiği kaydedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hava emisyonlarını azaltmanın sadece teknik değil, politik olarak da zor olacağını itiraf eden bilim insanları, bunun için, yaşam tarzında emsali görülmemiş değişikliğe ve uluslararası işbirliğine ihtiyaç olduğunu kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Uzmanlardan biri, "1.5 santigrat derece hedefine ulaşamayacağımızı düşünen herkesi anlıyorum” diye kaydetti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Küresel ısınmayı kontrol altına almanın, yapılan çabalara değer olduğuna inandığını söyleyen bilim insanı, bunun güvenilir bir gelecek sağlama fırsatını vereceğini belirtti.</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Trump'ın ardından iklim değişikliği günvellendi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/trump-in-ardindan-iklim-degisikligi-gunvellendi-51/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/trump-in-ardindan-iklim-degisikligi-gunvellendi-51/</id>
<published><![CDATA[2021-05-14T16:39:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-05-14T16:39:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_BA47FC-5C89BF-65C01E-203635-2299C8-7E2A78.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>EPA’nın İklim Değişikliği Göstergeleri web sitesi geçen 10 yılın kayıtlardaki en sıcak dönem olduğunu ortaya koyuyor. Yeni verilere göre 1960’larda yılda 2 kez görülen sıcak hava dalgalarının sayısı 2010’lara gelindiğinde yılda 6’ya çıktı. Kıyı kesimlerinde deniz seviyesi ise 20 santimetreye kadar yükseldi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>EPA Başkanı Michael S. Regan yaptığı açıklamada, ‘‘Uzun zamandır beklenen bu güncellemeyle iklim değişikliğinin daha da açık, güçlü ve aşırı olduğunu gösteren yeni verilere ve göstergelere sahibiz. Anlamlı adımlar atmamız artık bir zorunluluk haline geldi’’ dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>EPA, 13 federal daireden, akademisyenlerden ve diğer kurumlardan, sera gazı emisyonundan kuşların yaşam alanlarına kadar birçok konuda veri topluyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim değişikliğinin genel ölçütleri arasında artan sıcaklıklar, yükselen deniz seviyesi ve eriyen buzullar yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Web sitesinin güncellenen versiyonunda ise sıcak hava dalgalarının sıklığı ve süresi, Grönland ve Antarktika’da eriyen buz tabakası ve klimalar tarafından yaz aylarında tüketilen enerji gibi yaklaşık bir düzine yeni ölçüt yer alıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kaygılı Bilim Adamları Birliği iklim bilimi başkanı Brenda Ekwurzel’e göre web sitesi iklim değişikliğinin günlük yaşantıya, kamu sağlığına ve birçok canlının hayatının bağlı olduğu ekosisteme maliyetini gösteriyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Web sitesindeki bilgilerin güncellenmesi Demokrat Başkan Joe Biden’ın bilim ve bilim adamlarını geri plana iten eski başkan Trump dönemindeki bu durumu tersine çevirme çabasının bir parçası.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim değişikliğini sık sık ‘‘uydurma’’ olarak değerlendiren Trump EPA’ya düzenlemeler konusunda tavsiye veren bilim adamları panelini de dağıtmıştı. Trump, EPA’nın kurallarını yazarken göz önünde bulundurabileceği veri çeşitliliğini de kısıtlamıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Trump, insanlardan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının gezegeni ısıttığı konusunda bilim adamları arasında hemfikir olunan düşünceyi reddediyordu. Trump yönetimi sera gazı emisyonunu azaltmaya yönelik kuralları da hafifletmişti. Trump döneminde EPA’nın web sitesindeki iklim değişikliği verileri 2016 yılında kalmış ve güncellenmemişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak federal hükümetin daireleri iklim değişikliğini ve bu değişikliklerin çevreye ve insan toplumuna etkilerini kayıt altına almaya devam etti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Plastik ambalaj büyük şirketleri harekete geçirdi</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/plastik-ambalaj-buyuk-sirketleri-harekete-gecirdi-/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/plastik-ambalaj-buyuk-sirketleri-harekete-gecirdi-/</id>
<published><![CDATA[2021-05-05T06:11:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-05-05T06:11:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_233C8C-E984F6-A43BDB-60A73C-70B5E6-486528.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Avustralya, Perth'te yaşayan Prince-Ruiz, "Her sene ilginin arttığını gördüm" diyor. Prince-Ruiz, "Plastiksiz: Küresel Çevre Hareketinin İlham Verici Hikayesi ve Önemi" adlı bir kitabın da yazarı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"Bugünlerde insanlar hayatlarını ve nasıl daha az atıkla yaşayabileceklerini derinlemesine düşünüyor" diyor Prince-Ruiz.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın (WWF) 2019 raporuna göre 2000 yılından bu yana plastik sanayii, önceki yılların en az toplamı kadar plastik üretti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, "Saf plastik üretimi 1950'den bu yana en az 200 kat arttı ve 2000'den bu yana yüzde 4 oranında büyüdü" deniyor.<br />
	<br />
	
	<div>Bu oranlar, doğada bıraktığımız zehirli karbon ayak izlerinin azaltılması için şirketleri de harekete geçirdi ve tek kullanımlık plastikler yerine biyolojik olarak toprakta çözünebilen, gübreye karışabilen biyoplastikten yapılan ambalajlar kullanılması için girişimler başlatıldı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Doğadaki plastikler 20 ila 450 yıl arasında parçalanıyor</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Mars Wringley ve Danimer Scientific şirketleri ABD'de Skittles adlı şekerlerin 2022'ye kadar gübrelenebilir ambalajlarda satılabilmesi için iki yıllık ortaklık yaptıklarını duyurdu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ambalajlar polihidroksialkanoatın (PHA) bir türünden yapılacak. Görüntüsü ve maddesi plastik gibi olacak ama gübreye karışıp çözünebilecek. Plastik maddelerin ise tamamen parçalanması 20 ila 450 yıl sürüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Danimer Scientific şirketinin polimer ürünleri kanola yağından yapılıyor ve ahşap maddeye benzer etkileşim gösteriyor. Bu da bakteri ile temasa geçtiğinde ayrışması demek. ABD'nin Georgia eyaleti merkezli Danimer Scientific Genel Müdürü Stephen Croskrey, "PHA doğal yollarla yok oluyor, bu hala her tür ürün için en sağlam madde" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Mars Wringley'in küresel sürdürülebilirlik bölümü başkan yardımcısı Alastair Child, "Bizim vizyonumuz ambalajların 2025'ye kadar atık olmadığı döngüsel bir ekonomiyi desteklemek. Saf plastik kullanımımızı da %25 oranında azaltmayı, plastik ambalajlarımızın da %100'ünü yeniden kullanılabilir, geri dönüştürülebilir veya gübrelenebilir hale getirmeyi planlıyoruz" diye açıklıyor geleceğe dair planlarını.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><img src="uploads/Mayis 2021/plastik-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div>Alternatif ambalajlamada biyolojik olarak parçalanabilen ürünler ile gübrelenebilir ürünler arasındaki farkın anlaşılmasının önemli olduğu vurgulanıyor. Massachusetts Lowell Üniversitesi Plastik Mühendisliği Bölümü'nde görevli Doç. Dr. Meg Sobkowicz, bu iki farklı ifadenin sıklıkla birbirlerinin alternatifi olarak kullanıldığına dikkat çekiyor:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Her şey biyolojik olarak parçalanabilir ama hepsi gübrelenebilir ortama uygun olmayabilir. Bunlar için ayrıca bir gübreleme programına veya özel bir çöp kutusuna ihtiyacınız olmaz. Doğrudan bahçe toprağına karıştırabilirsiniz."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Sobkowicz, polimer plastiklerin aynı şekilde parçalanamadığını çünkü içindeki moleküllerin suyun erişimine kapalı olduğunu söylüyor. Bunun ayrıca tüketim alışkanlıklarıyla da ilgili olduğunu ifade eden Sobkowicz, örnek olarak su geçirmez, kir ve su tutmaz plastik çantaları gösteriyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Tek engel: Maliyet</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>PHA gibi çevre dostu ambalajların yaygın kullanımının önünde bir engel var: Maliyet.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bunların üretim maliyeti sıradan bir plastik üretim maliyetinin 3-5 katı olabiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>California merkezli Mango Materials ve Londra merkezli Polymateria adlı şirketler ise yüksek maliyetine rağmen biyolojik olarak çözünebilen ürünlerin imalatını artırma yoluna gitti.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Mayis 2021/plastik-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Plastiksiz Temmuz kampanyasını başlatan Rebecca Prince-Ruiz</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Örneğin, Polymateria şirketinin "Cycle+" adlı plastik maddesi biyolojik olarak üç yıl sonra parçalanabilir ve kullanım ömrü içinde de geri dönüşüme girebilir olarak tasarlandı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Müşterileri arasında Doğu Afrika'da ekmek çantası yapan bir şirket de var. Bir diğeri de bardak ve gıda ambalajında Polymateria ürünleri kullanan Extreme E adlı elektrik yarış serisi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Plymateria'nın Genel Müdürü Niall Dunne, plastik sanayiinin giderek yükselen alternatif ambalaj trendine ayak uydurması gerektiği görüşünde:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Tüketicilerin piyasanın büyük isimlerine plastik üretimini azaltmaları ve bu önemli konuda daha güvenilir olmaları konusunda yaptıkları baskının arttığını gördük."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Sobkowicz, bu baskıyla endüstrinin daha önce geri dönüştürülebilir plastik şişelerde kullanılan zehirli BPA maddesinin kullanımından da kaçınmaya başladığını söyledi:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Sanıyorum artık maliyetine rağmen, halkın kaygıları çevre dostu ambalaj kullanımına ağırlık vermeye itiyor."<br />
		<br />
		
		<div>İleri görüşlü mühendisler biyolojik olarak çözünebilen ambalaj çözümleri konusunda giderek daha yaratıcı oluyor. Örneğin bir İskoç araştırma ekibi kabuklu deniz ürünlerinin atıklarını kullanarak yeni tür bir ambalaj üretti.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Tasarımcı Alice Potts da gıda atıklarını Londra parklarından topladığı çiçeklerle karıştırıp bir dizi biyoplatik yüz siperliği yarattı.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Mars Wringley'de görevli Alastair Child "Bunu tek başımıza yapamayız" diyor ve ekliyor:</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>"Döngüsel bir ekonomi yaratabilmek, endüstrinin, hükümetlerin, STK'ların ve tüketicilerin ortak hareket etmesiyle olur. Yeni şeyler öğreneceğimiz daha çok materyalin, yeni tasarımların piyasaya girdiğini görmeyi çok isteriz. Ama her şeyden önemlisi bu döngünün tamamlandığını görmek olur."</div><br />
		</div><br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyanın en büyük buz dağı 'artık yok'</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-buyuk-buz-dagi-artik-yok-672/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dunyanin-en-buyuk-buz-dagi-artik-yok-672/</id>
<published><![CDATA[2021-04-19T05:41:25+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-04-19T05:41:25+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3D664D-A24750-FED15C-6DC734-BA16B5-5F0D86.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>A68, Temmuz 2017'de Antarktika sınırındaki Larsen C Kıta Sahanlığı'ndan koptuğunda 5 bin 800 kilometre kare büyüklüğündeydi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD Ulusal Buz Dairesi, uydu görüntülerinin buz dağının sayısız ufak parçaya ayrıldığını gösterdiğini ve artık takip edilemediğini açıkladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buz dağı koptuktan sonra akıntılar ve şiddetli rüzgarların etkisiyle hızla kuzeye doğru sürüklenmişti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Geçen yıl Aralık ayında buz dağının Güney Atlantik'teki Güney Georgia Adası'na çarpma ihtimali olduğu belirtilmiş, sonradan buz dağının parçalanmasıyla bu risk ortadan kalkmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buz dağının erimesinde, alçak olması da etkili oldu. Ortalama yüksekliği yaklaşık 230 metreydi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Birçok buzulbilimci A68'in Antartika kıta sahanlığından kopmasının "doğal bir süreç" olduğu görüşünde.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buz sahanlıkları kar yağışından kaynaklanan birikimi dengeleyebilmek için ana kütleden kopabiliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Çoğu bilim insanı bu nedenle A68'in kopuşunun insan kaynaklı iklim kriziyle doğrudan ilgili olmadığını düşünüyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">2030'da Dünya'yı hangi küresel sorun bekliyor?</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/2030da-dunya-yi-hangi-kuresel-sorun-bekliyor-544/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/2030da-dunya-yi-hangi-kuresel-sorun-bekliyor-544/</id>
<published><![CDATA[2021-04-04T05:10:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-04-04T05:10:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_A81172-10342A-26D8D5-C748B2-06AEC6-E335AE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>UNESCO, 2020 yılının Mayıs ve Eylül ayları arasında yaptığı kapsamlı araştırmada, dünyanın 10 yıl sonra mücadele edeceği en önemli küresel sorunun ne olacağı sorusuna yanıt aradı. UNESCO katılımcılara, "2030 yılında dünya en fazla hangi küresel sorunla mücadele edecek?” sorusunu yöneltti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>UNESCO araştırmaya katılımcılardan 2030 yılında küresel çapta mücadele öne çıkacak temel sorunlar için 11 ayrı seçenek sundu. UNESCO’nun 25 ayrı dilde yaptığı küresel ankete 15 binin üzerinde kişi katıldı. 2030 yılında dünyanın en çok hangi küresel sorunla mücadele etmek zorunda kalacağı sorusu daha çok genç kuşağa soruldu. Ankete katılan yüzde 57'sinin 35 yaş altında, yüzde 35'inin 25 yaşın altında olduğu belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">"Yeşil yatırım artmalı eğitim yaygınlaştırılmalı”</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>UNESCO yaptığı ankette, dünyanın dört bir yanından katılımcıları, 2030 yılında küresel olarak mücadele etmek zorunda kalınacak temel sorunlar hakkındaki kişisel düşüncelerini, endişelerini, bu sorunların üstesinden gelmek için düşündükleri çözüm yollarını paylaşmaya davet etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcıların çoğu, artan doğal afetler ve aşırı değişkenlik gösteren hava koşulları gibi sorunlar nedeniyle iklim değişikliğini ve biyolojik çeşitlilik kaybını en büyük endişeleri olarak değerlendirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcılar, iklim değişikliğini ve biyolojik çeşitlilik kaybını sorununun çözümü için en iyi yolun da daha fazla yeşil çözümlere yatırım yapmak, bu konuda eğitimi daha da yaygınlaştırmak, uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve bilime karşı güven oluşturma hissini daha da arttırmak olduğunu belirttiler.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ankete katılanların verdikleri yanıtlara göre, 2030 yılında dünyanın küresel olarak daha çok şiddet, çatışma, ayrımcılık ve eşitlik ile yiyecek, su ve barınma eksikliği diğer büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kalacağı ifade edildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcılar, genel olarak daha fazla eğitimin her türlü temel zorlukların en önemli çözüm yolu olduğunu vurguladı. Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 95'i ortak zorlukların üstesinden gelmede küresel işbirliğinin önemini dile getirdi, katılımcıların dörtte biri ise dünyanın bu sorunları çözeceğinden emin olduğunu belirti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">2030 yılında mücadele verilmesi beklenen küresel sorunlar</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcıların, 2030 yılında dünyanın en fazla mücadele etmek zorunda kalacağı küresel sorunlarla ilgili 11 ayrı seçeneğe verdikleri yanıtların oranı şöyle:</div>
<div><br />
	</div>
<div>İklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı: Yüzde 67</div>
<div>Şiddet ve çatışmalar: Yüzde 44</div>
<div>Ayrımcılık ve eşitsizlik: Yüzde 43</div>
<div>Yiyecek, su ve barınma eksikliği: Yüzde 42</div>
<div>Sağlık ve çeşitli hastalıklar: Yüzde 37</div>
<div>İfade özgürlüğü: Yüzde 32</div>
<div>İnsana yakışır iş ve fırsatların olmaması: Yüzde 28</div>
<div>Siyasi katılım ve demokrasi: Yüzde 24</div>
<div>Göç: Yüzde 17</div>
<div>Yapay zeka ve yeni gelişen teknolojiler: Yüzde 15</div>
<div>Gelenekler ve kültürlerin riske altına girmesi: Yüzde 14</div>
<div>"Çok taraflılık önceliğimiz”</div>
<div><br />
	</div>
<div>UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, düzenledikleri kapsamlı küresel anketin sonuçlarını, "İnsanların özel endişelerini ele almak için daha fazla çabaya ihtiyaç var ve bunu yapmanın yolu çok taraflılık. Dünyada çok taraflılığa olan güveni yeniden tesis etmek için somut ve etkili projelerin uygulanmasını gerektiriyor, bu öncelik örgütümüzün rolünün merkezinde yer alıyor” sözleriyle değerlendirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>UNESCO’nun kapsamlı anketine katılanlar 2030 yılında en temel sorunların başında gördükleri iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik sorunun çözümü için en fazla ne yapılması gerektiği konusunda ise şu görüşleri paylaştı:</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeşil enerjiye ve sürdürülebilir ekonomilere yatırım yapmak: Yüzde 77</div>
<div>Sürdürülebilirliği eğitim yoluyla öğretmek: Yüzde 60</div>
<div>Etkili uluslararası işbirliği: Yüzde 44</div>
<div>Bilim ve bilim temelli kararlarda güvenin inşa edilmesi: Yüzde 43</div>
<div>Koruma altında doğal bölgeler oluşturması: Yüzde 25</div>
<div>Siyasi kararlara halkın katılımı: Yüzde 24</div>
<div>Yeni teknolojik çözümler geliştirmek: Yüzde 23</div>
<div>Hassas gruplar ve ülkelere destek: Yüzde 22</div>
<div>Kültürel mirasın ve çeşitliliğin korunması: Yüzde 21</div>
<div>Karar almada cinsiyet eşitliğinin sağlanması: Yüzde 16</div>
<div>Etkili ve profesyonel medya: Yüzde 14</div>
<div>Yerlilerin ve geleneksel bilgilerinin uygulamaların teşvik edilmesi: Yüzde 13</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel ısınmanın maliyeti 30 trilyonu bulabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-isinmanin-maliyeti-30-trilyonu-bulabilir-2/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-isinmanin-maliyeti-30-trilyonu-bulabilir-2/</id>
<published><![CDATA[2021-03-30T10:04:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-03-30T10:04:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_384627-A1DE2F-E864C1-8ECA0C-99189C-C1937A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>New York Üniversitesi Politika Enstitüsü tarafından farklı ülkelerde yaşayan ve iklim değişikliği alanında uzman 738 ekonomistle yapılan anketin sonuçları, "İklim Değişikliğinde Ekonomik Fikir Birliği" başlıklı çalışmayla açıklandı.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Buna göre, ekonomistlerin iklim değişikliğinin maliyetlerine ilişkin endişeleri 2015'te gerçekleştirilen son anketten sonra artış gösterdi.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ankete katılan ekonomistlerin yaklaşık yüzde 74'ü emisyonları azaltmak için acil ve etkili şekilde harekete geçmenin gerekli olduğunu ifade etti. Ekonomistlerin yüzde 89'u iklim değişikliğinin ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğini şiddetlendireceğini kaydederken, yüzde 70'i ülkeler içindeki eşitsizliğin gezegenin ısınmasıyla artacağını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcıların yüzde 76'sı iklim değişikliğinin, ekonomik zararının yanı sıra küresel ekonominin büyüme oranını da negatif yönde etkileyeceğini öngördü.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ekonomistler, iklim değişikliği nedeniyle oluşacağı öngörülen ekonomik zararın 2025'e kadar yılda 1,7 trilyon dolara, 2075'e kadar ise yılda yaklaşık 30 trilyon dolara ulaşacağı konusunda görüş birliğine vardı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Öte yandan, araştırmaya katılan ekonomistlerin yaklaşık yüzde 70'i yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmanın getirdiği faydaların, bu hedefe ulaşmak için gerekli maliyetten daha fazla olacağını vurguladı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Katılımcıların yüzde 65'i rüzgar ve güneş enerjisi teknolojilerinde son yılarda görülen maliyetlerin diğer temiz enerji teknolojilerinde de benzer düşüş göstereceği öngörüsünde bulundu.&nbsp;&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>New York Üniversitesi Politika Enstitüsü Strateji Direktörü Derek Syvlan, ankete ilişkin değerlendirmesinde, ekonomistlerin büyük çoğunluğunun hızlı emisyon azaltımını desteklediğini belirterek, "Ayrıca ekonomistler, temel teknolojilerin maliyetlerindeki süregelen düşüş konusunda iyimser. Bu uzmanlar arasında, mevcut durumu korumanın büyük ölçekli enerji dönüşümünden çok daha maliyetli olacağı konusunda net bir fikir birliği bulunuyor." ifadelerini kullandı.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yazlar 6 aya çıkabilir</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yazlar-6-aya-cikabilir-362/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yazlar-6-aya-cikabilir-362/</id>
<published><![CDATA[2021-03-12T06:27:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-03-12T06:27:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_C9A7DB-886AA4-222B33-2699A8-3BEB26-558461.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Çin’de küresel ısınmanın Kuzey Yarımküre’deki mevsimlere etkisi üzerine yeni bir araştırma yayınlandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre, geçtiğimiz yıllardaki küresel ısınma etkilerinin devam etmesi durumunda 2100 yılında Kuzey Yarımküre’de kış mevsiminin iki aya inebileceği, yaz mevsiminin ise altı aya çıkabileceği açıklandı.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çalışmayı gerçekleştiren isimlerden Çin Bilimler Akademisi ve ABD merkezli bilim dergisi Geophysical Research Letters’ın baş yazarı okyanus bilimci Yuping Guan, "Küresel ısınma nedeniyle yazlar uzuyor ve ısınıyor, kışlar da ısınıyor ve kısalıyor” derken, "Değişikliğin büyük oranda tarım, insan sağlığı ve çevre üzerinde geniş etkileri olacak” ifadelerini kullandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'1950’lerde eşit olarak yaşanıyordu'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>NTV'nin aktardığına göre, Guan, "1950'lerde Kuzey Yarımküre'de dört mevsim öngörülebilir şekildeydi ve eşit olarak yaşanıyordu ancak iklim değişikliği şu anda mevsimlerin uzunluğu ve başlangıç tarihlerinde dramatik ve düzensiz değişikliklere yol açıyor” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmacılar, Kuzey Yarımküre'de dört mevsimin uzunluğu ve başlangıcındaki değişiklikleri ölçmek için 1952'den 2011'e kadar olan tarihsel günlük iklim verilerini kullandılar. Yaz başlangıcını, o dönemin ortalama sıcaklığının yüzde 25 üzerinde sıcaklık görüldüğü günü sayan bilim insanları, kışın başlangıcını da ortalamanın yüzde 25’in altında sıcaklıklar görüldüğü gün olarak kabul ettiler.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Yaz günleri 17 gün uzadı'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Ortaya çıkan verilerle, 1952 ila 2011 yılları arasında yaz ayı günlerinin 78 günden 95 güne çıktığını tespit eden bilim insanları, kış mevsiminin ise 76 günden 73 güne düştüğünü bildirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İlkbaharın en uzun mevsim olarak görüldüğünü belirten bilim insanları, yine de ilkbaharın 124 günden 115 güne düştüğünü, sonbaharın ise 87 günden 82 güne düştüğünü bildirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">'Sonbahar ve kış daha geç başlıyor'</span><br />
	<br />
	</div>
<div>Verilerde ilkbahar ve yaz aylarının her geçen yıl daha erken başladığını belirten bilim insanları, sonbahar ve kış aylarının daha geç başladığını kaydettiklerini bildirdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Akdeniz’in ve Tibet Platosu’nun mevsimsel değişikliklerden en fazla etkilenen bölgeler olduğunun altını çizen uzmanlar, iklim değişikliği ve küresel ısınma üzerine herhangi bir radikal çaba ortaya konmazsa, 2100 yılında kış aylarının 2 aydan daha kısa süreceğini, yaz ayının ise altı ay sürebileceğini bildirdi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Çalışmanın baş yazarı okyanus bilimci Yuping Guan, "Çok sayıda çalışma, değişen mevsimlerin önemli çevresel ve sağlık risklerine neden olduğunu zaten göstermiştir" derken, "Örneğin, kuşlar göç modellerini değiştiriyor ve bitkiler farklı zamanlarda ortaya çıkıyor ve çiçek açıyor. Bu değişiklikler, hayvanlar ve besin kaynakları arasında uyumsuzluklar yaratarak ekolojik toplulukları bozabilir” şeklinde konuştu.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Okyanuslarda vatoz ve köpekbalığı %71 azaldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/okyanuslarda-vatoz-ve-kopekbaligi-71-azaldi-146/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/okyanuslarda-vatoz-ve-kopekbaligi-71-azaldi-146/</id>
<published><![CDATA[2021-01-28T05:12:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2021-01-28T05:12:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_EB6694-6E8115-F53835-49DA72-0DD389-77CCB4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ünlü gezi ve doğa dergisi National Geographic’de yer alan makalede, aşırı avlanma nedeniyle açık denizlerdeki birçok canlı çeşidinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu vurgulandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kanada Simon Fraser Üniversitesi'nden bilim insanları Nicholas Dulvy ve Nathan Pacoureau tarafından kaleme alınan makalede, okyanuslarda yaşayan 31 köpek balığı ve vatoz türünün incelendiği kaydedildi.<br />
	<br />
	</div>
<div>Makalede, söz konusu türlerin popülasyonunda 1970'ten bu yana yüzde 71 azalma tespit edildiğinin altı çizilerek bu canlıların mevcut hızda yok olmasının devam etmesi halinde 10 ila 20 yılda tamamen tükenebileceği uyarısı yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>1970’ten beri balıkçılığın 18 kat arttığına dikkat çekilen makalede, ekolojik dengenin korunması, türlerin geri kazanımı ve sürdürülebilir bir balıkçılık için devletlerin katı düzenlemeler yapması gerektiği çağrısında bulunuldu.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğa olaylarının bedeli ağır oldu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/doga-olaylarinin-bedeli-agir-oldu-521/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/doga-olaylarinin-bedeli-agir-oldu-521/</id>
<published><![CDATA[2020-12-29T06:30:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-12-29T06:30:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3F4AB9-AFCCA0-389F21-73A0E2-14DD97-658199.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Çalışmada küresel ısınma devam ederken geçtiğimiz yıl içinde dünya çapında binlerce kişinin hayatını etkileyen ve büyük hasara yol açan 10 büyük iklim olayı sıralanıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu felaketlerden 6'sı Asya kıtasında yaşandı. Çin ile Hindistan'daki sellerin yol açtığı maddi zarar 40 milyar doları aştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>ABD'yi etkileyen rekor sayıda kasırga ve orman yangını ise bu yıl tahminen 60 milyar dolarlık zarara yol açtı.<br />
	<br />
	Dünya bir yandan koronavirüs salgınıyla başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da aşırı iklim koşullarının yol açtığı felaketlerle boğuştu.<br />
	<br />
	
	<div><span style="font-weight: bold;">Muson yağmurları ve seller</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Bu yıl Asya'yı etkileyen büyük fırtınalarla birlikte gelen sıradışı şiddetteki muson yağışları en büyük zarara yol açan iklim olayları oldu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Hindistan'da aylarca devam eden büyük seller 2 binden fazla insanın ölümüne ve milyonlarcasının evinden olmasına, göçmesine yol açtı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bu sellerin yol açtığı hasarın sigortalanmış olan kısmının ise, tahminen 10 milyar dolar olduğu düşünülüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Çin, sellerden daha da büyük zarara uğradı. Bu yılın Haziran ve Ekim ayları arasında Çin'in maddi zararı 32 milyar dolara ulaştı. Buna karşılık can kaybı Hindistan'dan çok daha az oldu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Belli bir süre devam eden bu tür felaketlerin dışında bir de aniden ortaya çıkıp, dev zararlara yol açan olaylar da oldu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Mayıs ayında Bengal Körfezi'ni vuran Amphan fırtınası bir kaç gün içinde 13 milyar dolar hasara yol açtı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Pune'deki Hindistan Tropik Meteoroloji Enstitüsü'nden iklim bilimci Dr Roxy Mathew Koll "Umman Denizi ile Bengal Körfezi'nde ısının (su sıcaklığının) 30-33 derece gibi rekor düzeylere çıktığına tanık olduk" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Su sıcaklığının bu kadar yükselmesiyle oluşan deniz sıcaklığı dalgaları muson mevsimi öncesinde yaşanan Amphan ve Nisarga fırtınalarının şiddetinin artmasına yol açmış olabilir. Amphan Bengal Körfezi'nde muson yağmurları öncesinde şimdiye kadar yaşanmış en şiddetli siklonlardan biriydi" diye sürdürüyor.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Aralik 2020/doga-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Afrika'yı etkileyen dev çekirge istilasının iklim değişikliğiyle yakından ilintili olduğu düşünülüyor</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Çekirge istilası ve kasırgalar</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>"Aşırı iklim olayları" Afrika'da da büyük zarara yol açtı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ekinlerin ve bitki örtüsünün yok olmasına sebep olan büyük çekirge istilalarının aşağı yukarı 8,5 milyar dolarlık zarar yarattığı düşünülüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Birleşmiş Milletler bu çekirge istilalarının iklim değişikliğiyle, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu son yıllarda etkisi altına alan alışılmadık şiddetteki yağışlarla bağlantılı olduğunu söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Avrupa da aşırı iklim olaylarından nasibini aldı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Şubat ayında Ciara Kasırgası İrlanda adası, İngiltere ve bir çok Avrupa ülkesini etkiledi. 14 kişinin canını yitirdiği bu günlerde 2,7 milyar dolar dolayında maddi hasar meydana geldi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">Asıl zarar çok daha büyük</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Christian Aid adlı kuruluş, raporunda maddi zararları sadece kayıpların sigorta bedellerine dayandırdığını, bu nedenle de asıl zararın çok daha büyük olması gerektiğini vurguluyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ayrıca zengin ülkelerde mülk fiyatları çok daha pahalı olduğundan, aşırı iklim olaylarının yol açtığı zararların bu ülkelerde sigorta şirketlerine maliyetinin çok daha yüksek olacağına da dikkat çekiyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Zararın maddi boyutunu bilançoya dökmek, bu fırtına ve kasırgaların, yangınların yol açtığı zararları tam olarak anlatmakta bir çok sebeple yetersiz kalıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Örneğin Güney Sudan'daki seller belki dolara vurulduğunda en büyük zarara yol açan felaketler arasında değil ama ülkede yaşayanlara verdiği zarar kıyas kabul etmeyecek kadar yüksek. 138 insanın hayatına mal olan bu seller aynı zamanda yoksul ve açlık tehdidiyle yüz yüze olan Güney Sudan'ın bir yıllık tarım üretiminin tamamını yok etti.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Aralik 2020/doga-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">ABD'nin batı sahilini saran büyük yangınlar bir çok insanı yerinden ettiği gibi, canlıların yaşam ortamlarını yok etti</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold;">'İklim değişikliğinin etkisi büyüyor'</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Araştırmacılar iklim değişikliğinin aşırı iklim olayları üzerindeki etkisinin büyük olduğunu ve önümüzdeki dönemde de muhtemelen daha büyüyeceğini söylüyorlar.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Avustralya'nın Yeni Güney Galler Üniversitesi İklim Değişikliği Araştırmaları Merkezi'nden Dr. Sarah Perkins-Kirkpatrick "2019'da olduğu gibi 2020 de felaketlere yol açan aşırı doğa olaylarıyla dolu geçti" diyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Bütün bunlara küresel ısının ortalama olarak 1 santigrat derece yükselmesi sebep oldu. Bu da ortalama iklim koşulları ile aşırı doğa olayları arasındaki çok hassas ilintiyi iyice gözler önüne seriyor. Sonuçta iklim değişikliğinin etkisi kendisini ortalamalar değil tek tek felaketlerle hissettirecek. Ne yazık ki küresel ısı yükseldikçe bizi 2020 gibi ve daha da beter yıllar bekliyor" diye sürdürüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>2021'in gerçekten de bu tür aşırı iklim olaylarını beraberinde getirmesi kaçınılmaz görünmekle birlikte siyasi liderlerin artık dünyayı daha beterinden korumaya katkısı olacak adımları atmaya yaklaştıkları konusunda iyimser beklentiler de var.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Christian Aid kuruluşunun raporunu hazırlayan Dr. Kat Kramer bu yılın iklim değişikliği gidişini tersine çevirmeye yönelik bir dizi adımın atılacağı bir yıl olması gerektiğini vurguluyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Beyaz Saray'a Joe Biden'ın seçilmesi, dünya çapında acil eylem talep eden toplumsal hareketlerin yükselişi, Covid sonrası için öngörülen yeşil yatırım planları ve İngiltere'de yapılacak BM İklim zirvesi, ülkelerin bizi daha güvenli bir geleceğe taşıyacak adımları atması için büyük fırsatlar oluşturuyor" diyor.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hazar'da sıradışı kalınlıkta buz oluştu</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/hazar-da-siradisi-kalinlikta-buz-olustu-822/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/hazar-da-siradisi-kalinlikta-buz-olustu-822/</id>
<published><![CDATA[2020-12-19T06:00:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-12-19T06:00:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0C932F-BFA3C8-6CF33B-180624-02986A-F52169.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Rusya Hidrometeoroloji Merkezi Bilim Direktörü Roman Vilfand, Azak Denizi'nin her zamankinden daha erken donmaya başladığını ve kuzey bölgelerinde buz kalınlığının normalden yüzde 30 daha fazla olduğu bilgisini verdi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sputnik’e konuşan Vilfand, "Rusya'nın Avrupa kısmının güneyinde önemli don olaylarının görülmesiyle alakalı. Taganrog Körfezi'ndeki Azak Denizi'nde buz tabakası oluşmaya başladı. Aynı zamanda Hazar Denizi'nin kuzeyi de donmaya başladı. Üstelik göstergeler, buz örtüsünün yılın bu zamanında görülen değerden yüzde 30 daha yüksek olduğu yönünde. Bundan kasıt buzun alanı ve kalınlığıdır" dedi.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Balinaların nesli yakında tükenecek</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/balinalarin-nesli-yakinda-tukenecek-899/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/balinalarin-nesli-yakinda-tukenecek-899/</id>
<published><![CDATA[2020-10-11T05:42:01+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-10-11T05:42:01+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_45F0B9-4DC75D-E0BAF4-B3BDBA-5226E2-3239B7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Bilim insanlar ve çevrecilerin imzaladığı mektupta, balina ve yunusların soylarının "bıçak sırtında" olduğu belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Denizlerdeki aşırı kirlilik ve sömürüye karşı önlem alınmaması nedeniyle, bu türlerin soyunun bizim yaşam süremiz içinde tükenebileceği uyarısı yapıldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mektupta büyük balina türlerinin bile tehlike altında olduğu vurgulandı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mektuba önayak olan deniz bilimci Mark Simmonds "Bu, balinaların tehlike altında olduğunu fark etmemizle, herkesin eyleme geçeceği tarihi bir an olsun" diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>1970'ler ve 80'lerde "Balinaları Koruyalım" sloganıyla süren eylemler, ticari balina avcılığının durdurulmasına yardımcı olmuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünyanın birçok yerindeki yara almış balina popülasyonları, av yasağı sayesinde toparlanma şansı bulduysa da, günümüzde insan kaynaklı kirlilik, yaşam alanlarının kaybolması ve küresel iklim değişikliği gibi nedenlerle ciddi tehdit altındalar.</div>
<div><br />
	</div>
<div>En büyük tehditlerden birini, okyanuslardaki balık ağı kalıntıları oluşturuyor. Yılda yaklaşık 300 bin balina ve yunusun, denizlerdeki ağlara takılarak öldüğü tahmin ediliyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mektupta imzası bulunan bilim insanları, balina ve yunusların nesillerinin tükenmesinin önüne geçilebileceğini ancak bunun için derhal harekete geçilmesi gerektiğini belirtiyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Örneğin Kuzey Atlantik çubuklu balinasından sadece birkaç yüz adet, California Körfezi'ndeki bir yunus türünden ise sadece 10 kadar kaldığı aktarılıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mektupta İngiltere, ABD, Meksika, Güney Afrika ve Brezilya dahil 40 ülkeden bilim insanı ve çevrecinin imzası var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Mektupta yaşayan balina ve yunus türlerinden 90'ının ciddi tehlike altında olduğu belirtiliyor.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Felaketlerin nedeni iklim değişikliği</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/felaketlerin-nedeni-iklim-degisikligi-628/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/felaketlerin-nedeni-iklim-degisikligi-628/</id>
<published><![CDATA[2020-09-28T08:55:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-09-28T08:55:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_3B0C7C-4B284A-F00A41-751A71-C356FB-907481.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Ağustos ayında Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta meydana gelen ve yaklaşık 200 kişinin hayatını kaybettiği patlamanın izleri silinmeden, bu kez bir lastik deposunda çıkan yangın, gökyüzünün dumanlarla kaplanmasına neden oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Senagal’in başkenti Dakar yakınlarındaki Keur Massar, 7 saat süren yağışın ardından sel sularının altında kaldı. Sel felaketi yaşayan bir başka ülke de Sudan’dı. Birleşmiş Milletler Nil Nehri’nin taşması sonucu evlerini ve işlerini kaybeden onbinlerce kişiye yardım eli uzattı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Colorado’nun Denver kentinde hava sıcaklığı 24 saat içinde 34 derece düştü. Sonbaharın ilk günlerinde Kanada’dan gelen soğuk havanın etkisiyle başta Coloroda ve Montana olmak üzere bazı eyaletler, kar yağışı ve şiddetli rüzgarın etkisi altında kaldı. Bölge bir gecede kışı aratmayan görüntülere sahne oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bir ay içinde Doğu kıyılarını iki kez kasırga vurdu. Amerika’nın Alabama kıyılarını vuran Sally kasırgası, okyanus sularının yükselmesine ve şiddetli yağmurlara neden oldu, Florida’nın kuzeybatı kıyılarından Mississippi’ye uzanan bin kilometreden fazla bir alanı günlerce etkisi altına aldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>George Mason Üniversitesi Atmosfer Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Zafer Boybeyi’ne göre, yaşanan seller, kasırgalar, orman yangınlarının temelinde iklim değişikliği var.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Boybeyi, kasırganın karaya vurduğu an rüzgar şiddetinin hızla düştüğünü hatırlatarak, kasırgalarda asıl zarar verenin yüksek hızlı rüzgarlar değil, aşırı yağışlar ve sel felaketleri olduğunu söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>California'daki yangınlar yüzünden San Francisco semaları turuncu bulutlarla kaplandı. Batı yakasında 28 bin itfaiye görevlisi belki de bölge tarihinin en büyük yangınlarını kontrol altına almaya çalışıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yangınların neden olduğu dumanlar, önce ülkenin doğusundan daha sonra da Avrupa’dan bile görüldü. Yangınların boyutunu açıkça ortaya koyan duman bulutları insan sağlığı açısından da büyük bir tehdit.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Zafer Boybeyi, yangınlar nedeniyle havaya dağılan parçacıkların solunum yollarına zarar verdiğine de dikkat çekti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu yangınların en büyük farkının, kuraklığın önceki yıllara göre çok daha erken başlaması olduğunu dile getiren Boybeyi, California Valisi’nin 22 Mart’ta acil durum ilan ettiğini hatırlattı. Boybeyi, ‘’Kuraklıkların uzun olması, sıcaklıkların artması, hakim rüzgarların yamaç rüzgarlarının hızını arttırması… Bunların hepsi iklim değişikliğiyle alakalı” diye konuştu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yaşananların meteorolojik birer olay olarak değerlendirilse de birçok sosyo-ekonomik sonuç da doğurduğunu dile getiren Boybeyi, "Eğer deniz seviyeleri yükselirse, tarım alanlarını kaybederseniz, bulunduğunuz kara alanlarını kaybederseniz bunların sosyal ve ekonomik etkileri tahmin edemeyeceğimiz düzeylere çıkabilir. Ani sıcaklık değişikliklerinin de çevreye çok büyük zararları var. Mesela tren yollarına, köprülere çok büyük zararları var” dedi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yeni felaketlerin önüne geçebilmek için bireylere düşen görevse doğaya biraz daha saygı göstermek.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yılda 400 bin ölüm!..</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/yilda-400-bin-olum-278/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/yilda-400-bin-olum-278/</id>
<published><![CDATA[2020-09-08T05:58:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-09-08T05:58:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_188A60-5FFED2-77CC51-3A98B9-395BF8-F154DA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Avrupa Çevre Ajansı tarafından Salı günü yayınlanan rapor, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, yılda 400 binden fazla kişinin hava kirliliğine bağlı nedenlerle erken öldüğünü ortaya koydu. Danimarka'nın başkenti Kopenhag merkezli Avrupa Çevre Ajansı tarafından hazırlanan raporda, çevrenin insan sağlığı üzerindeki etkileri incelendi. Raporda, hava kirliliğinin insan sağlığı için en büyük tehdit olduğuna dikkat çekildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Raporda, insan sağlığı için en büyük ikinci tehdidin gürültü kirliliği olduğu belirtildi. Buna göre, gürültü kirliliğine bağlı nedenlerle yılda yaklaşık 12 bin erken ölüm vakası kaydedildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Rapora göre, iklim değişikliğinin sonucunda oluşan sıcak hava dalgaları ve seller de sağlık için önemli bir tehdit oluşturuyor. Avrupa Çevre Ajansı uzmanı Catherine Ganzleben, iklim değişikliğinin sonuçlarının özellikle kentlerde yaşayan insanları daha çok etkilediğini söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">Her sekiz ölümden biri çevre kirliliğiyle bağlantılı</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa Çevre Ajansı'nın raporu ayrıca, AB'de kaydedilen her sekiz ölümden birinin çevre kirliliği ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Raporda, 2012 yılında AB ve o dönem üye olan İngiltere'de kaydedilen 630 bin ölüm vakasının çevre kirliliği ile bağlantılı olduğu belirtildi. Bu sayının ölüm vakalarının yüzde 13'ünü oluşturduğuna dikkat çekildi. Sıklıkla görülen ölüm nedenleri arasında kanser, kalp hastalıkları ve beyin kanaması bulunuyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold;">En çok ölüm Bosna-Hersek'te</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Rapor, Doğu ve Batı Avrupa ülkeleri arasında da farklılıklar olduğunu gösterdi. Buna göre, Doğu Avrupa ülkelerinde çevre kirliliğine bağlı erken ölümlerin sayısı Batı Avrupa ülkelerine göre daha yüksek. En yüksek erken ölüm oranı yüzde 27 ile Bosna-Hersek'te kaydedilirken, en düşük erken ölüm oranının yüzde 9 ile Norveç ve İzlanda'da olduğu belirlendi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa Çevre Ajansı Genel Direktörü Hans Bruyninckx, "Avrupa'da çevre konusunda iyileşmeler ve Yeşil Anlaşma ile sürdürülebilir geleceğe odaklanıldığını görmemize rağmen, bu rapor, toplumda yoğun bir şekilde tehdit altında olanları korumak için tedbirlerin gerekli olduğunu gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu. Bruyninckx, yoksulluğun genellikle kötü çevre koşulları ve sağlık sorunlarını beraberinde getirdiğine dikkat çekti.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">100 yılda 3. kez görüldü</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-yilda-3-kez-goruldu-903/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/100-yilda-3-kez-goruldu-903/</id>
<published><![CDATA[2020-09-05T05:47:41+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-09-05T05:47:41+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_21C219-D24346-83E980-DAFFF8-F7F5E4-50DEF4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Mavi balinanın geçen ay Sydney'in Maroubra bölgesi açılklarında görüldüğü belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ulusal Parklar ve Vahşi Yaşam Hizmetleri (NPWS), "son derece nadir" olan bu olayı doğruladı. Kurum, açıklamasında dünya üzerindeki en büyük hayvanlar olan mavi balinaların nadiren kıyıya bu kadar yakın görüldüğünü söyledi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>NPWS adına konuşan Andrew Marshall, mavi balinanın gezegenin en büyük hayvanı olmasına rağmen normal şartlarda Sydney kıyılarından fark edilmeden geçebileceğini hatırlattı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Marshall, "Mavi balinalar sık görülen canlılar değildir. Çünkü denizin çok uzağında yaşama eğilimindedirler. Popülasyonları geniş bir alana yayılmıştır. Göçlerine ve habitatlarına dair çok sınırlı veriye sahibiz" diye konuştu.<br />
	<br />
	
	<div>Balinanın 25 metreden daha uzun ve 100 tondan daha ağır olabileceğini söyleyen Marshall, bir fotoğrafçının balinanın geçişini görüntülediğini duyurdu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Marshall, bu fotoğraflarla birlikte mavi balina türünün Avustralya açıklarından geçişinin ilk kez doğrulanmış bir kaydının oluşturulduğunu ekledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Fotoğrafı çeken ve Instagram hesabından paylaşan Sean Keenan adlı fotoğrafçı, paylaşımında "Büyülendim. Büyük ikramiye vurmuş gibi hissediyorum" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Nüfusu yaklaşık yüzde 10 artan kambur balinaların aksine, mavi balinaların sayısına ilişkin NPWS'nin elinde bir kayıt yok.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"İşte bu yüzden bunun gibi manzaralar bizler için inanılmaz değerlidir" diyen Marshall sözlerini şöyle sürdürdü:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Bu tür belgeler bu türün nerede yaşadığına dair sahip olduğumuz verileri geliştirmemize faydalı oluyor. Onları korumaya çalışmak için de almamız gereken tedbirlerin neler olduğu konusunda fikir sahibi olmamızı sağlıyor."</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Greta'nın elemleri sürecek mi?..</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/greta-nin-elemleri-surecek-mi-462/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/greta-nin-elemleri-surecek-mi-462/</id>
<published><![CDATA[2020-08-23T06:01:39+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-08-23T06:01:39+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_633DD9-3EE533-4FF912-D4BF46-75C74C-93ED33.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Greta Thunberg iklim adaletine dikkat çekmek için başladığı okul eyleminin yıl dönümü olan Perşembe günü, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya geldi. Thunberg'e, başlattığı küresel hareketin diğer önde gelen isimleri Luisa Neubauer, Anuna de Wever ve Adelaide Charlier eşlik etti. Dört aktivist, Merkel ile buluşmalarında, AB liderlerine "Olaya bir kriz gibi yaklaşmadan ekoloji ve iklim krizini çözebilecekmişiz gibi davranmayı bırakın” mesajı veren bir mektup ilettiler.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>125 bin kişinin imzasını taşıyan bu mektup, fosil yakıtlara yapılan yatırım ve teşviklerin acilen durdurulmasını talep ediyor. Almanya 2038 yılına kadar kömür kullanımını, 2050 yılına kadar da karbon kullanımını tümüyle sıfırlamayı gündemine almıştı. Fridays for Future (Gelecek İçin Cumalar) hareketi ayrıca, Berlin’den kömür için belirtilen tarihin 2038’den 2030’a, karbon kullanımı için belirlenen tarihinse 2050'den 2035'e çekilmesini istiyor.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div><img src="uploads/Agustos 2020/greta-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Line Niedeggen</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Heidelberg Üniversitesi'nde fizik öğrencisi olan Fridays for Future hareketinin sözcüsü Line Niedeggen, iklim hareketine öncülük etmenin Almanya’nın bir sorumluluğu olduğu görüşünde. Ülkenin tarihsel olarak dünyanın en büyük karbon emisyonuna sahip ülkelerinden birisi olduğunu söyleyen Niedeggen, Almanya’nın daha temiz enerji sistemlerine geçmek için yeterli bütçesi olduğunu ve AB Konseyi’ne başkanlık ettiğine dikkat çekiyor.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>DW’ye konuşan Niedeggen, "Dünyanın en büyük karbon salınımı yapan ülkelerinden biri olarak bu görevi mevcut rotayı değiştirmek için kullanmalıyız. Çünkü bilimsel olarak 2020, 1 buçuk dereceye erişme konusunda bir şeyleri değiştirebileceğimiz son yıl” diyor.&nbsp;</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2020/greta-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">Protestolara pandemi darbesi</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Birleşmiş Milletler Çevre Programı yöneticileri, geçen Kasım ayında, 2020 yılının dünyada emisyonları kesmek için son yıl olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Ancak kimse bunun beklenmeyen bir kamu sağlığı kriziyle aynı zamana denk düşeceğini tahmin etmedi.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Pandemi iklim aktivizmine bir darbe vurdu. Niedeggen, tüm dünyanın bilimsel tavsiyelere göre hareket etmesi gerektiğini savunan hareketlerinin, karantina önlemlerini son derece ciddiye aldığını ve kamusal alandaki protestolar yerine internet üzerinden aktivizm yaptıklarını belirtiyor.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Hareket, 24 Nisan'da bir "dijital grev” düzenledi. Canlı yayına 250 binden fazla kişi katıldı. "Fiziksel olarak yan yana değildik ama birlikte savaşıyorduk” diyor Niedeggen.&nbsp;</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bazı aktivistler de Almanya’nın dört bir yanından getirdikleri dövizleri Alman parlamentosunun önüne bıraktılar. Sloganları, "Her krizle savaşın” idi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Yine de korona krizi kaçınılmaz olarak iklim krizinin önüne geçti ve Postbank tarafından düzenlenen yeni bir ankete göre 16-18 yaşındaki Almanların yalnızca yüzde 6’sı bu platformun digital protestolarına katıldı. Bu oran pandemi öncesi dönemde yüzde 30’ların üzerindeydi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Dünyanın diğer bölgelerinde de online aktivizme kayma daha olumsuz sonuçlar doğurdu.&nbsp;</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Agustos 2020/greta-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Fatou Jeng</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Gambiyalı iklim aktivisti Fatou Jeng, Afrika’daki okul protestosu eylemlerinin halihazırda Avrupa’dan çok daha düşük katılımla gerçekleştiğini söylüyor. DW’ye konuşan Jeng, kendi aktivizmini ağaç yetiştirmek, sahil kıyılarını korumak ve insanları iklim değişikliği hakkında bilgilendirmek üzerinden yaptığını belirtti.</div>
<div><br />
	</div>
<div>"İklim değişikliğinden en çok etkilenen Afrika’nın çoğu kırsal bölgesinde internet erişimi olmadığını” belirten Jeng, yine de hükümetlerine baskı yapmak için Gambiya’daki aktivistlerin dijital olarak eylemlerine devam ettiğini ifade etti.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">"Yeni normal" için bir fırsat</span><br />
	<br />
	
	<div>Korona krizinin ardından getirilen toplumsal kısıtlamaların çoğu gevşetildi ve protestocular tekrar sokağa çıkmaya istekli. Dünya çapında 7,6 milyon kişinin katıldığı düşünülen ve geçen sene Eylül ayında yapılan Küresel İklim Grevi’ne benzer bir eylemi yeniden yapmayı düşünüyorlar.&nbsp;</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Niedeggen bu yıl 25 Eylül’de düzenlenmesi planlanan eylemin geçen senekinden çok farklı olacağını söylerken, COVID-19 pandemisinin fırsatlar sunduğunu da sözlerine ekliyor:</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Pandemi bize günlük hayatımızı kriz durumlarına göre değiştirip dönüştürebildiğimizi gösterdi. Yenilenebilir bir dünya düzeni ile herkes için, iklimi önceleyen bir yeni normal yaratma imkanımız var.”</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Geçen sene Jeng’in de içinde olduğu 20 kadın aktivist G20 ülkelerinin ekonomi bakanlarına bir açık mektup gönderip "kulislerde alınan teşvik paketleri ve kurumsal kurtarma planlarının” on yıllardır iklim konusundaki gelişimin önünü tıkadığını belirtmişti. "Sistem bozuk değil, zaten adaletsiz olmak üzerine kurulmuş. Onu kurtarmaya değil, yeniden kurmaya ihtiyacımız var” diyen mektupta siyahların ve yerli halkların ekonomik kriz, iklim krizi ve koronavirüs krizinden "adaletsiz bir biçimde etkilendiği” belirtiliyordu.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><img src="uploads/Agustos 2020/greta-4.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Berlin'de düzenlenen iklim protestosu, Eylül 2019</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">"Henüz politika değişikliği yok”</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak devletlerin teşvik harcamalarına ilişkin son veriler, aktivistlerin sözlerinin pek de etkisinin olmadığını gösteriyor. Yoksul ülkelerin borçlarının ödenememesi bir yana, Energy Policy Tracker’ın son verilerine göre, G20 ülkeleri salgının başlangıcından bu yana fosil yakıt kullanımı için 169 milyar dolarlık teşvik güvencesi verdi.&nbsp;</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Fridays for Future hareketi üzerine çalışan ve İsveç’in Uppsala Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Katrin Uba'ya göre, aktivistler farkındalık yaratıp siyasetçilere ulaşmayı başarsa da, bir politika değişikliğini henüz gerçekleştiremediler.&nbsp;</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak Uba, toplumsal hareketlerde kamusal ilginin inişli çıkışlı bir seyir gösterdiğini ve "seferberlik dalgaları” halinde büyüdüğüne dikkat çekiyor. DW’ye konuşan Uba, Fridays for Future hareketinin en büyük başarılarından birinin, pandemi krizinden çok sonra bile aktif olabilecek, iklim mücadelesini devam ettirebilecek politik bir nesil doğurmak olduğu görüşünde.&nbsp;</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Eyleme katılan çok sayıda insanın hayatlarında daha önce protestoya katılmadığına dikkat çeken Uba şöyle diyor: "Bir defa protestoya katıldıktan bunun devamının geleceğini de biliyoruz.”</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Mayis/dw.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nadir bulunan tek boynuzlu gergedanlar sel kurbanı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/nadir-bulunan-tek-boynuzlu-gergedanlar-sel-kurbani/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/nadir-bulunan-tek-boynuzlu-gergedanlar-sel-kurbani/</id>
<published><![CDATA[2020-07-20T09:24:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-07-20T09:24:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_91CA0B-FBA1F0-B42BC6-D6C799-94BAF3-2B2736.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Assam eyaletindeki Kaziranga Ulusal Parkı, 21'inci yüzyıla girerken soyu tükenme tehdidiyle karşı karşıya kalan, dünyan en büyük tek boynuzlu gergedan nüfusuna ev sahipliği yapıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ancak bu yıl ki muson yağmurları yüzünden, ulusal parkın neredeyse yüzde 85'i sular altında kaldı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Sel felakei yüzünden, Assam eyaleti ve Nepal'deki en az 190 kişi ölürken, milyonlarca kişi evlerinden oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Unesco Dünya Mirası sayılan Kaziranga Ulusal Parkı'nda en az 2400 tek boynuzlu gergedan yaşıyor.<br />
	<br />
	
	<div>Park yetkilileri, Hindustan Times gazetesine yaptığı açıklamada, sekiz gergedanın boğulduğunu belirtti.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Geyik, buffalo ve kirpilerin de aralarında bulunduğu onlarca diğer hayvan da, ya boğularak ya da sel sularından kaçmaya çalışırken araçların çarpması sonucu öldü.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Assam genelinde yüzlerce köy sular altında kalırken, evlerini kaybedenler için kamplar kuruldu.</div>
	<div><br />
		<img src="uploads/Temmuz 2020/gergedan-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Tek boynuzlu gergedanlar, sel felaketi nedeniyle yüksek noktalara çıkıyor.</span></div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Hindistan'ın kuzeydoğusu ve komşu ülkelerde, muson yağmurları döneminde sel ve toprak kaymaları sık görülüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak bu yılki felaket, Hindistan'ın koronavirüs salgınının yayılışını kontrol altına almaya çalıştığı bir dönemde geldi. Bir milyondan fazla vakanın bulunduğu ülke, bu alanda dünya üçüncüsü.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Organlarımız iflas edebilir!..</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/organlarimiz-iflas-edebilir-881/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/organlarimiz-iflas-edebilir-881/</id>
<published><![CDATA[2020-07-17T05:24:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-07-17T05:24:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_7685DE-1A637E-0095A2-3D9CAF-5106CA-BA322E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Gelişmekte olan ülkelerin nüfuslarının önemli bir kısmı, açık havada ve sağlığa zararlı etkilere maruz kalacak şekilde çalışıyor. Bunlara tarlalarda, inşaatlarda, fabrikaların kapalı alanlarında ve hastanelerde çalışanlar da dahil.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bu gibi yerlerde çalışanlar için küresel ısınma daha da tehlikeli bir hâl alabilir. Çünkü yaz ayları, bu ortamlarda çalışamayacak kadar sıcak geçmeye başlayabilir.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Örneğin Singapur'da bir hastanenin acil servisinde çalışan Doktor Jimmy Lee, sıcak havada gözlükleriyle çalışırken hem gözlükleri buğulandığı için net bir şekilde göremiyor hem de her yerinden terler akıyordu. Hastanede Covid-19 salgını sebebiyle klimalar çalıştırılmıyor, bu da doktorların önce fiziksel durumunu; buna bağlı olarak da ruhsal durumunu etkiliyor. Birbirlerine karşı daha sabırsız ve agresif olabiliyorlar.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Kişisel koruyucu ekipmanlar da her gün 8 saat süren bu işi daha fazla zorlaştırıyor.<br />
	<br />
	<img src="uploads/Temmuz 2020/isi-1.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	
	<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Sıcak havada kişisel koruyucu ekipmanla çalışmak çok zorlayıcı olabiliyor</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Ruh sağlığının bozulmasının yanında bir başka tehlike de şu; aşırı sıcak hava doktorların bazı kabiliyetlerini ve çalışma becerilerini de etkiliyor. "Isı gerilimi" denilen ve baş dönmesi, bayılma gibi sonuçları olan duruma yol açabiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">Isı gerilimi nedir?</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Isı gerilimi, vücudun aşırı derece ısındığı ve kendi kendine normal sıcaklığa geri dönemediği zamanlarda, vücut ısısının kontrol edilemez seviyelere yükselmesi ve bazı organların iflas etmesine yol açan tehlikeli duruma verilen isim.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Vücudun sıcaktan korunmak için geliştirdiği en temel teknik; terle ısının deri üzerinden atılmasıdır.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak ısı gerilimi sırasında hava çok nemli ve sıcak olduğu için vücut bunu yapamaz.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Dr. Lee, şu an da kişisel koruyucu ekipmanla çalışan doktorların aynı duruma maruz kaldığını; çünkü su geçirmeyen bu ekipmanların terin buharlaşmasına da engel olduğunu söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Birmingham Üniversitesi'nde fizyoloji çalışan Doktor Rebecca Lucas da, belirtilerin baş dönmesi, zaman ve yer kavramının kaybolması ve nihayetinde bağırsak ve böbreklerin iflas etmesi olduğunu söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">Nasıl tespit ederiz?</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Wet Bulb Globe Temperature (WBGT) adı verilen bir sistemle sadece hava sıcaklığı değil, nem ve rüzgar gibi diğer etkenler de hesaba katılarak ölçüm yapılıyor ve ortamın durumu daha gerçekçi yansıtılmış oluyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>1950'lerde ABD ordusu, askerlerini güvenli koşullarda tutmak amacıyla hazırladığı rehberde bu sistemi kullanmıştı.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>WBGT 29 santigrat dereceye ulaştığında örneğin, ortam koşullarına alışkın olmayan kişilerin fiziksel egzersiz yapmaması tavsiye ediliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Oysa Dr. Lee ve meslektaşları Singapur'daki hastanede sürekli bu şartlarda çalışıyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>WBGT 32 dereceye ulaştığında risk çok arttığından, ABD rehberinde, aşırı çaba gerektiren fiziksel hareketlerin durması gerektiği belirtiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ancak Hindistan'da Chennai bölgesindeki Sri Ramachandra Üniversitesi'nde sıcaklığın o düzeyde olduğunu belirtiyor Prof. Vidhya Venugopal.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Tuz işçilerinin WBGT'nin 33 dereceye yükseldiği koşullarda çalıştığını, çelik işçilerinin ise 41,7 derecede çalışmak zorunda olduğunu saptamış.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Prof. Venugopal, "Bu durum her gün tekrarlandığında insanların vücudu su kaybeder, kalp ve damar sorunları, böbrek taşları, sıcak çarpması baş gösterir" diyor.<br />
		<br />
		<img src="uploads/Temmuz 2020/isi-2.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
		<br />
		
		<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">ABD ordusu, dağıttığı 'ısı gerilimi kılavuzu' ile askerleri aşırı sıcaktan korumaya çalışıyor</span><br />
			<br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">Ne tür çözümler var?</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Dünya genelinde sıcaklık arttığında nem oranı da artar. Bu ise daha fazla sayıda insanın ısı ve nemden oluşan tehlikeli bileşime daha fazla gün maruz kalması anlamına gelir.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>İngiltere Meteoroloji Ofisi'nden Prof. Richard Betts'in yaptığı bilgisayar simülasyonları, sera gazı salımının azalıp azalmadığına bağlı olarak, WBGT'nin 32 derece üstüne çıktığı gün sayısının artacağını gösteriyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Betts, aşırı sıcaklık ve yüksek nem koşullarında çalışmak zorunda olan milyonlarca insan için bunun risklerini hatırlatıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>"Biz insanlar belli sıcaklık aralığında yaşayacak şekilde evrim geçirdik; dünyada sıcaklık artışına neden olmaya devam edersek, er ya da geç en sıcak bölgelerde koşulların insan için çok sıcak hale geldiğini görmeye başlarız."</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Bu yıl yayımlanan bir başka araştırma ise 2100 yılına geldiğimizde 'ısı geriliminin' 1,2 milyar insanı etkileyebileceğini ortaya koydu. Bu, şimdiki rakamın dört katı demek.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">Hangi kaynaklar kullanılabilir?</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Dr. Jimmy Lee'ye göre, çözüm çok da zor değil. İnsanlar çalışmaya başlamadan önce bol miktarda sıvı almalı, çalışırken düzenli aralıklarla araya çıkmalı ve en azından her arada bol sıvı almaya devam etmeli.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Örneğin Lee'nin hastanesinde çalışanlara yarı donmuş içecekler verilerek vücut ısısının biraz düşürülmesi sağlanıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Ancak bunu yapması, söylemesinden daha zor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Hem Lee hem de meslektaşları, her arada koruyucu ekipmanları uzun bir emek ve vakit harcayarak çıkarıyor. İşe tekrar dönerken de yeni bir ekipman alıp onu giymek için zaman harcıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div><img src="uploads/Temmuz 2020/isi-3.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
			<br />
			</div>
		<div>Sadece dinlenme arası yok, bir de tuvalet araları var. Bazı çalışanlar da koruyucu ekipmanları her seferinde çıkarıp yeniden giymekten kaçınmak için; yani tuvalete daha az gitmek için yeteri kadar sıvı almaktan kaçınıyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Sağlık çalışanları, kriz zamanı hastaları bekletmemek ve çalışma arkadaşlarının beklentilerini karşılayabilmek gibi bir baskı da hissettikleri için, bu molalarla ve tuvalet aralarıyla vakit geçirmek istemiyorlar.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Ancak çalışmaya fazla odaklanmış kişiler, ısı yaralanması tehlikesi altında oluyor. Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Meteoroloji Kurumu ve ABD'nin hava durumu ve iklim kurumu Noaa da buna engel olabilmek için neler yapılabileceğine dair ortak bir çalışma yürütüyor.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Buna göre düzenli aralıklarla açık havada alınacak molalar ve yeterli sıvı alımı, hayati önemde.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Dr. Lee de aynı fikirde:</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>"Yeterince oksijen almaya dikkat ederseniz, ısıya karşı dayanıklılığınız da yükselir."</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Koruyucu ekipmanla çalışan doktorlar, küresel ısınmayla birlikte gelen sıcaklıklarda çalışmanın nasıl olacağına dair de bir gösterge:</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>"Küresel ısınma, koruyucu ekipmanlardan çok daha korkunç bir canavar. Ülkeler arası ortak bir çalışmayla hazırlık yapmalıyız. Hazırlık yapmazsak, ödenecek büyük bir bedel olabilir."</div><br />
		</div><img src="uploads/Mayis/bbc.png" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel ısınmada kritik eşiğe dayanıldı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-isinmada-kritik-esige-dayanildi-856/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/kuresel-isinmada-kritik-esige-dayanildi-856/</id>
<published><![CDATA[2020-07-10T04:59:39+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-07-10T04:59:39+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_5372B7-143B99-BCB676-4EAC0B-C9AF89-B83A8E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Örgütten yapılan açıklamada, 1,5 derecelik yıllık sıcaklık artış eşiğinin 2024 yılına kadar aşılma olasılığının yüzde 20; bu beş yıllık dönem içerisinde en az bir kez aylık bazda geçilme olasılığının ise yüzde 70 olduğu belirtildi.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Bilim insanları, dünyada sıcaklıkların sanayileşme öncesi döneme kıyasla 1,5 derece artması halinde bunun çok ciddi olumsuz sonuçları beraberinde getireceği uyarısı yapıyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Paris'te 2015 yılında imzalanan iklim anlaşmasıyla ortalama sıcaklık artışının 1,5 derecenin altında tutulması konusunda uzlaşma sağlanmıştı.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İngiltere Meteoroloji Dairesi tarafından WMO için yapılan araştırma, dünyadaki ortalama yıllık sıcaklığın 1850 yılından 1 derece daha yüksek olduğunu ortaya koydu.<br />
	<br />
	
	<div>Sıcaklık artışının dünyanın bazı bölgelerinde daha fazla hissedileceği belirtiliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Bilim insanları, kutup bölgelerinin bu yıl küresel ortalamanın iki katı olmasının beklendiğini söylüyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Ayrıca, deniz seviyelerindeki yükseliş nedeniyle önümüzdeki beş yıl içerisinde Avrupa'nın batısında daha çok fırtına görülmesi bekleniyor.<br />
		<br />
		
		<div><span style="font-weight: bold;">'Covid-19'un etkisi koordineli mücadelenin yerini alamaz'</span><br />
			<br />
			</div>
		<div>Yapılan değerlendirmede doğal değişkenliğin yanı sıra insan faaliyetlerinden kaynaklı karbon emisyonlarının etkisi de incelendi.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Ancak bu modellerde koronavirüs salgını nedeniyle karbon emisyonlarında görülen azalma henüz hesaba katılmış değil.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>WMO'nun Genel Sekreteri Prof. Dr. Petteri Taalas, "WMO, Covid-19 nedeniyle sanayi ve ekonomide görülen yavaşlamanın, sürdürebilir ve koordineli bir iklimle mücadelenin yerini alamayacağını defalarca dile getirdi" dedi.</div>
		<div><br />
			</div>
		<div>Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda 1,5 derecelik eşiğin aşılmasının uzun vadede dünyanın daha tehlikeli ve sıcak bir yere dönüşmesini engellemek için büyük emisyon kesintilerin gidilmesinin aciliyetinin önemini vurgulayacağını ifade ediyor.</div><br />
		</div><br />
	</div> ]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğayı sömürürsek daha çok korona göreceğiz</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/dogayi-somurursek-daha-cok-korona-gorecegiz-829/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/dogayi-somurursek-daha-cok-korona-gorecegiz-829/</id>
<published><![CDATA[2020-07-07T06:34:01+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-07-07T06:34:01+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_0FE803-D8DC8F-710402-9DFA80-D59BEC-9EED16.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Uzmanlar, Covid-19 gibi hastalıkların artışından, hayvansal proteine olan yüksek talebini, sürdürülebilir olmayan tarım uygulamalarını ve iklim değişikliğini sorumlu tuttu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>BM uzmanlarına göre, ihmal edilen zoonotik hastalıklar yılda iki milyon kişiyi öldürüyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Covid-19'un iki yılda dünya ekonomisine 9 trilyon dolara mal olması bekleniyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Ebola, Batı Nil virüsü ve Sars'ın hepsi, hayvanlarda başlayıp, insanlara sıçrayan hastalıklar.<br />
	<br />
	
	<div><span style="font-weight: bold;">Raporda neler deniyor?</span><br />
		<br />
		</div>
	<div>Ancak insanlara sıçrama otomatik olmuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Uluslararası Hayvancılık Araştırma Enstitüsü'nün hazırladığı rapora göre, bu sıçramanın ardındaki neden arazi tahribatı, vahşi yaşamın sömürülmesi, kaynak çıkarımı ve iklim değişikliği gibi yollarla doğal çevrenin bozulması. Bu şekilde, hayvanlar ve insanların etkileşim yolları değişiyor.</div><br />
	
	<div>BM Çevre Programı'nın Genel Sekreteri ve İcra Direktörü Inger Andersen "Son yüz yılda, yeni koronavirüslerden kaynaklı altı salgın gördük. Son 20 yılda ve Covid-19'dan önce zoonotik hastalıkların yarattığı ekonomik zarar 100 milyar dolardı" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Andersen, orta ve düşük gelirli ülkelerde her yıl şarbon, sığır tüberkülozu ve kuduz gibi ihmal edilmiş endemik zoonotik hastalıklar nedeniyle iki milyon kişinin öldüğünü" söyledi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>BM yetkilisi "Bunlar sıklıkla karmaşık kalkınma sorunları olan, hayvancılığa ve vahşi yaşama yakınlığa yüksek derecede bağlı topluluklar" dedi.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Andersen, örneğin et üretiminin son 50 yılda yüzde 260 arttığını vurguladı ve şöyle devam etti;</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>"Tarımı yoğunlaştırdık, altyapıyı genişlettik, vahşi yaşamın hilafına kaynakları alıp, götürdük. Barajlar, tarımsal sulama ve kapalı ortamlarda yoğun hayvan yetiştiriciliği, insanlardaki salgın hastalıkların yüzde 25'iyle ilişkilendiriliyor. Seyahat, nakliye ve yiyecek tedarik zincirleri sınırları ve mesafeleri anlamsız hale getirdi. İklim değişikliği de patojenlerin yayılmasına katkıda bulundu."</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Raporda, hükümetlere gelecekte salgınların önlenmesi için, sürdürülebilir toprak yönetiminin teşvik edilmesi, biyolojik çeşitliliğin artırılması ve bilimsel araştırmaya yatırım yapılması tavsiye ediliyor.</div>
	<div><br />
		</div>
	<div>Andersen "Bilim, ekosistemlerimizi yok edip, vahşi yaşamı sömürmeye devam edersek, hastalıkların önümüzdeki yıllarda hayvanlardan insanlara sıçrayacağı konusunda net. Gelecekteki salgınları önlemek istiyorsak,doğal çevremizi korumanın üzerinde daha çok durmalıyız" dedi.</div><br />
	</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Salgın döneminde orman katliamı yüzde 150 arttı</title>
<link href="https://mail.birlesikbasin.com/haber/salgin-doneminde-orman-katliami-yuzde-150-artti-91/" />
<id>https://mail.birlesikbasin.com/haber/salgin-doneminde-orman-katliami-yuzde-150-artti-91/</id>
<published><![CDATA[2020-05-22T06:07:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2020-05-22T06:07:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://mail.birlesikbasin.com/thumbmaker.php?src=https://mail.birlesikbasin.com/modules//blog/dataimages/IMG_9DAF87-8C6E33-8B2B36-F9BF9B-D19A8A-6E4D64.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />
<div>Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) 18 ülkede yaptırdığı araştırmaya göre "korona ayı" diye nitelenen Mart 2020’de 18 ülkede tropikal orman alanları 6 bin 500 kilometrekare azaldı. Büyüteç altına alınan ülkeler Orta Afrika Cumhuriyeti, Kamerun, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti, Tanzanya, Kenya, Çin, Endonezya, Kamboçya, Myanmar, Malezya, Tayland, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Peru ve Paraguay.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Maryland Üniversitesi'nin uydu kayıtları üzerinden topladığı verilerin incelenmesiyle yapılan araştırma 2017 -2019’a göre ağaç katliamının yüzde 150 artış gösterdiğini ortaya koyuyor. WWF, haftalık olarak 30’a 30 metre çözünürlükte görüntülerin incelendiğini ve ağaç tepelerinin kapladığı alanlara ait yüzde 50 azalmanın orman alanının "yok edilmesi" olarak tanımlandığını bildiriyor.</div>
<div><br />
	<img src="uploads/Mayis 2020/orman-i.jpg" alt="" border="0" style="margin-top:0px;margin-right:0px;margin-bottom:0px;margin-left:0px;" /><br />
	<br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Endonezya ormanların en çok yok olduğu ülkelerden</span></div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">18 ülkede 645 bin hektar tropikal orman yok oldu</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Buna göre inceleme yapılan 18 ülkede mart ayında yaklaşık 645 bin hektar tropikal orman alanı yok oldu. Bu da Berlin’in yüzölçümünün yedi katına tekabül ediyor. Bu miktar 2017-2019'un aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 150 artış demek.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Araştırmaya göre ağaç katliamındaki en büyük artış Güney Amerika ülkelerinde kaydedildi. Bu ülkeler mart ayında 220 bin hektar orman kaybetti ki bu 2017-2019’un aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 167 artışa tekabül ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div>İkinci büyük yok oluş yüzde 152 artış ile Afrika ülkelerinde görüldü. İncelenen altı Afrika ülkesinde Mart 2020'de 123 bin hektar alan orman yok oldu.</div>
<div><br />
	</div>
<div>Asya'da büyüteç altına alınan ülkeler ise toplam 300 bin hektardan daha fazla orman kaybı yaşadı. Bu da söz konusu zaman dilimiyle karşılaştırıldığında yüzde 155 artış demek.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-size: 14pt; font-weight: bold;">Kırsal alanda devlet kontrolü azaldı</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>WWF’in bölge uzmanlarının aktardığına göre Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Peru, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kamerun ve Malezya'da korona için alınan siyasi tedbirler nedeniyle ormanlar daha büyük tehdit altında. Korona ile mücadele döneminde bu ülkelerde ormanların korunması ve denetimi kısıtlı biçimde yapılabildiğinden ağaçların yok edilmesi ve ormanlık alana el konulması kolaylaştı ve de arttı. Bu ülkelerdeki yerli halka ait alanlar daha büyük tehdit altına girdi ve doğal koruma altında olan bölgelerin durumu dikkate alınmadı. Polis, orman koruma ve diğer devlet güvenlik birimleri söz konusu alanları korumaya dair daha az önlemler aldı. Doğal alanları korumaya yönelik çalışma yapan sivil toplum kuruluşlarının çalışanları da işlerini büyük ölçüde evden yürüttüğünden gelişmelere yerinde tanıklık edemedi. WWF'in topladığı veriler, Afrika, Asya ve Güney Amerika'da yaşanan gelişmelerin korona pandemisiyle dolaylı bağlantısı olduğuna işaret ediyor.</div>
<div><br />
	</div>
<div><span style="font-weight: bold; font-size: 14pt;">AB ülkelerine satılan gıda da ormanların yok oluşunda rol oynuyor</span></div>
<div><br />
	</div>
<div>Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tükettiği gıda ürünlerinin altıda biri söz konusu ülkelerden geliyor ve tropikal ormanların yok olmasında rol oynuyor. Özellikle Amazonlar'daki orman yangınlarının durdurulmaması üzerine bazı AB ülkeleri, Güney Amerika Ortak Pazarı (Mercosur) ülkeleri ile ticari anlaşmayı sonlandırma tehdidinde bulunmuştu.</div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>